BIY AD

Fisher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fisher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2011 Cumartesi

Oyuncular En "Flopper" İsmi Seçti: Varejao

İlk başta "flopper" sözcüğünü, Türkçe'de ne yazık ki tam karşılığı olmadığı için İngilizce haliyle yazmak zorunda kaldığımı belirteyim ve bilmeyenler için anlamını söyleyeyim: Rol yapan, olayları abartan, olmayan bir şeyi olmuş gibi gösteren gibi anlamlara geliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir araya gelen 152 NBA oyuncusunun kullandığı oylarla ligin en flopper isimleri seçildi. Tabii ilk sıradaki isim kimseyi şaşırtmamıştır: Anderson Varejao. Onu takip eden isimler ise: Ginobilli, Scola, Fisher ve Kevin Martin olmuş. Varejao hakkında fazla birşey söylemeye zaten gerek yok, ödülü sonuna kadar hakeden bir isim. Listedeki diğer isimlerden Fisher ligde en çok hücum faul yaptıran oyuncuların başında geliyor. Kevin Martin ise en çok faul çizgisine giden oyunculardan biri. Tabii onun faul çizgisine gitmesinde vücudunun zayıf yapılı olması nedeniyle ufak temaslarda bile sağa sola savrulabilmesinin payı büyük. Ginobilli'nin de bazı darbelerde abartılı tepkiler verdiğini söyleyebiliriz. Ben Scola'ya şaşırdım açıkçası. Haberi okuduktan sonra hafızamı yokladığımda hatırladığım fazla pozisyon olmadı onunla alakalı. Arjantinli olması sebebiyle "Kanında vardır" diyerek önyargıyla yakaşılmış olabilir. Bu arada ilginç bir nokta da gözüme çarptı. Listedeki 5 oyuncunun 3'ü basketbol gelişim sürecini Avrupa'da geçirmiş diyebiliriz. Tabii bunların bir ortak özelliiği de Güney Amerikalı olmaları.

Bu arada aklıma gelenlerden aldığı darbeyi abartma konusunda Reggie Evans, Raja Bell ve Chris Paul de hiç fena değildir. Evans ve Bell hücum faul almak konusunda flop sayesinde uzmanlaşırken, Paul de bol bol rakiplerine faul çaldırmayı başarır.

6 Mart 2011 Pazar

Hanginiz Sakatlandı?


Link

İki gün önce Derek Fisher, Kwame Brown'a atılan pasta araya girmeye çalışmış ancak kolu Kwame'nin koltuk altına sıkışmıştı. Sonra da Kwame topu kurtarmak için ekseni etrafında dönünce, Fisher'ın dirseği burkulmuştu. Çok şanssız bir pozisyon ama durumu çok ciddi değil Fisher'ın. Birkaç saat içinde başlayacak Spurs maçında da yerini alması bekleniyor. Ama videoyu izlerseniz, Bynum'ın ilginç tepkisi dikkat çekiyor. İçi cız ediyor resmen Bynum'ın. Tüyleri diken diken oluyor adeta ve direk kendi dirseğini tutuyor. Aklıma direk Garbajosa'nın sakatlığı ve Al Jefferson geliyor. Garbajosa'nın bileğini gördüğü an Jefferson'ın yüzü bir anda değişmişti ve bakamamıştı. Ama videosu kaldırılmış zannedersem youtube'dan. Deli oluyorum bu tür videoları koyan üyeleri uçurunca youtube... Neyse efendim, Bynum'ın tepkisi de Jefferson'ın bir değişik versiyonu. İçi o kadar kötü oluyor ki kendisi de hissediyor acıyı. Sakatlığın ciddi olmaması ise sevindirici elbette, Fisher'ın üst üste oynadığı maç sayısı 477'ye çıkacak.

9 Aralık 2010 Perşembe

Yine Fisher, Yine Fisher


Link

Dün gece maçları izleyemedim, özetleri izlerken Lakers-Clippers'ın heyecanlı geçtiğini gördüm. Hatta gece eve vardığım zaman League Pass'ten açıp, son çeyreği izleyeceğim. Bu görüntülerde dikkatimi çeken birkaç şeyi de paylaşmak istedim. Öncelikle blog'da değindiğimiz Lakers, 4 yenilginin ardından, üçüncü üst üste galibiyetini aldı. Ancak bu iyi gittikleri anlamına gelmiyor. Daha ligin dibindeki Clippers'ı bile zorlarak yeniyorlar. Bundan önceki iki galibiyetleri de Wizards ile Sacramento'ya karşıydı. Pau Gasol son 8 maçta sadece 2 kere %50 şut yüzdesinin üstüne çıkabildi. Halbuki 2 hafta önceye kadar ligi dağıtıyordu adeta ve MVP olabileceği bile konuşuluyordu. Yani ilk bir ay sonrası düşüş yaşadıkları kesin.

Bunun dışında görüntülerin özeline inecek olursak. Kobe yine en kritik yerde arkadaşlarıyla geyiğine yaptığı bir maçta oynarmış gibi gelmiş atmış sayıyı ve öne geçirmiş takımını. Son pozisyonda da Fisher'ın yine Fisherlık yaptığını görüyoruz. Yahu yeter be adam. İğrenç, ayakları yavaşlamış, savunma yapamayan, devamlı kendini yere atan, genel olarak baktığımızda vasat bile diyemeyeceğimiz bir oyuncusun. Şutların da güvenilir değil. Ama maçın kopacağı noktalarda adama birşeyler oluyor, maç içinde 10'da 0 da atmış olsa maçı takımına kazandıracak şutları sokuyor. Önünde saygıyla eğilmekten başka birşey kalmıyor. Bu arada Kobe'nin, Fisher penetre etmeye başlayınca, attığı trip de görülmeye değer.

Son olarak da hem Kobe'nin hem Fisher'ın pozisyonlarında ilginç birşey var. Maç Clippers'ın sahasında ama iki basket olduğunda da seyircilere bakmanızı öneriyorum. Bir coşku, bir sevinç, bir ayağa fırlama. Salonu dolduranların büyük kısmı Lakers taraftarı yani anlacağınız. Daha önce yazmıştım Amerika'dayken Spurs-Clippers maçına gitmiştim ve Clippers taraftarlarının ne kadar maçtan kopuk olduklarına değinmiştim. Hem salon dolu değildi (çok büyük boşluklar vardı) hem de maç izlemek yerine salonun içine geçip NFL maçı izlemeyi tercih eden yüzlerce insan vardı. Eh ev sahibi takımın taraftar grubu böyleyken, karşıdaki takım da Lakers olunca, haliyle biletleri alan kesim Lakers taraftarları oluyor.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Lakers'ta Neler Oluyor?


2 sene üst üste şampiyon olan kadrosunu Blake ve Barnes gibi iki değerli, ayrıca takımın ihtiyacı olan oyuncuyla takviye edip sezona en büyük favori olarak girmişti Lakers. Ancak sezona oldukça iyi başlamalarına rağmen arka arkaya 4 mağlubiyet aldılar. Bu 4 maçın içinde 3 deplasman olsa da Houston, Memphis ve İndiana gibi Lakers ayarında olmaktan uzak takımlara yenildiler. Öncelikle Lakers'ın sorunlarını madde madde yazayım:

Bynum'un Yokluğu: En önemli eksiğin bu olduğuna şüphe yok. Bynum sezon başından beri forma giyemediği için takımın en büyük kozlarından biri olan pota altı gücü o beklenen dominantlığında değil. Ayrıca Gasol 5 numarada oynamak zorunda kaldığı için ve kendisinden daha kalıplı uzunlarla eşleşmek zorunda kaldığı için daha sezon başı olmasına rağmen fizik olarak yıprandı ve sezon başında MVP performansını son maçlara yansıtamasının nedeni de muhtemelen bu. Roy Hibbert ve Marc Gasol gibi ligin iki dinamik uzununa karşı gösterdiği performanslar da tezimi kanıtlayacak nitelikte.


Kobe Sorunu: Kobe bana göre ligin en değerli oyuncusu,öncelikle bunu belirteyim. Ancak normal sezonda Kobe'nin maç seçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kimi maçları playoff havasında oynarken kimi maçlarda savunmaya hiç takılmıyor bile. Yine o savunmaya takılmadığı maç demetlerinden birindeyiz ve Kobe yardım savunmasını yaptıktan sonra adamına dönmeye bile tenezzül etmiyor. Kobe'nin playofflarda bu anlayışla oynamayacağını rahatlıkla söyleyebilirim ancak normal sezondaki bu isteksizlik -en azından işin savunma kısmında- takımı olumsuz olarak etkiliyor.

Efektif Hücum Edememe Sorunu: Lakers'ın hücum sistemi olarak ligin en iyi takımı olduğunu söylemek mümkün. Üçgen hücum ve ona yatkın oyuncular eşliğinde ligin en iyi hücum takımı olabilir Lakers, en azından yarı saha basketbolunda. Ancak yine normal sezonda dönem dönem yan rollerin performanslarının düştüğü anlarda Kobe sorumluluğu tek başına almak ve maçı kazandırmak istiyor. Kobe kesinlikle bu kapasiteye sahip ancak böyle çeşitli hücum silahlarına sahip bir takımda maçları tek başına almaya çalışması takımı olumsuz etkiliyor. Örneğin iyi başladığı Memphis maçında Gasol, Artest, Shannon, Odom gibi isimlerin kötü performans göstermesiyle Kobe'nin hücumu kendi egemenliğine alıp yanlış tercihler yapması uzun zaman almadı. Kobe'nin bu şekilde tercihler yapmasında ise sezona çok iyi başlayan Shannon ve Gasol'un performanslarının düşmesinin de etkisi var şüphesiz.


Guard Savunması: Kobe'nin genelde ligin en iyi savunma beşine seçilmesine rağmen savunmaya en azından normal sezonda pek takılmadığından bahsetmiştim. Bu senelerdir normal sezonda "dökülen" Fisher'ın performansıyla birleşince Lakers kısa savunmasında ciddi sorunlar yaşıyor. Fisher iki senedir sezonun en kritik anlarında inanılmaz katkılar verdi ancak bu normal sezona pek takılmadığı gerçeğini değiştirmiyor.

Bunlar genel hatlarıyla Lakers'ın sorunları. Bu sorunları daha fazla açadabiliriz tabii ki. Örneğin Artest'in hücumda efektif kullanmayıp bunun savunmaya yansımasından bahsedebiliriz. Artest pozisyonuna göre çok güçlü bir isim ve potaya yakın yaptığı post uplarla rahatlıkla skor üretebilecek kapasitesi var. Ancak Phil Jackson Artest takıma katıldığından beri bunu düşünmedi. Artest sadece -Hido'nun geçen sene Toronto'da olduğu gibi- corner jumper - hücumda rolü olmayan sadece cezaları kesen - rolünde. Artest'in şutör özelliğinin istikrarsız olduğu düşünüldüğünde kendisinden hücum kısmında yeterli verimin alınamadığını bunun da oyunun konsantrasyon kısmında sıkıntı yaşayan Artest'in savunma performansını da etkilediğini söyleyebiliriz. Ya da Blake'in uyum sürecinden bahsedebiliriz. Ancak Lakers'ın genel sorunun senelerdir olduğu gibi normal sezona fazla takılmamak olduğunu söyleyebiliriz. Kobe ve Fisher başta olmak üzere takımın özellikle savunmada istenilen seviyede olmaması bu düşüşün sebebidir ancak Lakerslılar için -ki ben de onlardan biriyim- asıl endişe verici olan ayın 7'sinde başlayacak deplasman turudur. 14 günde 9 Doğu takımıyla deplasmanda karşılacaklar. Ayrıca bu turda -ortalarına doğru- Bynum'ın da dönmesi tahmin ediliyor. Bynum döndükten ve deplasman turnesi geçildikten sonra Lakers için daha sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün olacaktır.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Fisher Lakers’la Devam Dedi

Yaz boyunca haddinden çok tartışılan isimlerin başında geldi belki de Fisher. 2 yıllık 10 milyon dolar isteyen oyuncuya Lakers yıllık 2.5 milyon dolar önerince görüşmeler tıkanmış ve konu uzadıkça başta Miami olmak üzere birçok takımla dedikodusu çıkmaya başlamıştı. Bu dedikoduları nihayetlendiren anlaşma 3 yıllık 10 milyon dolar karşılığında sağlandı. Aslında her iki tarafın da talebinden oldukça uzak bir kontrat oldu bu. Fisher’ın isteğini baz alırsak bir yıl bedava oynayacak. Duruma Lakers tarafından bakarsak ise; Fisher gibi bir oyuncuya 3 yıllık bir kontrat eminim çok da istedikleri bir şey değildi, yaşını da göz önüne aldığımızda. Bu şartlar altında nasıl anlaştılar o da ayrı bir konu… Belli ki, rakipleri kadrosuna bir bir takviye yaparken, ilk 5’teki bir oyuncusunu elden çıkarmak istemedi ve bu kontrata razı oldu Lakers.

Şu anki performansı bile sorgulanabilecek, Lakers ilk 5’inin açık ara en güvenilmeyen ismi olan Fisher, kontratının son iki senesinde yaşı 40’a yaklaşınca, hedefi şampiyonluk olan bir takımın oyun kurucusu olarak elbette çok sırıtacaktır. Ama açıkçası ben Blake’in gelmesiyle Fisher’ın yavaş yavaş benche çekileceğini ve kenardan gelip katkı vereceğini düşünüyorum ilerleyen zamanlarda. Her ne kadar Farmar’ın ayrılması ve Brown’ın durumunun belirsizliği söz konusu olsa da süreleri azalacaktır. Önümüzdeki sene için 20 dakika civarı ideal gibi görünüyor kendisi için. Sonraki yıllarda ise zamanla ters orantılı olarak değişecektir alacağı süre. Ancak kritik anlarda, el yakan toplarda kendisinin görev alması gerektiği tartışılmaz gerçek. Ne kadar kötü oynarsa oynasın her sene playofflara damgasını vuruyor bir şekilde. Eh, artık buna şans mı dersiniz tecrübe mi orası size kalmış…

Miami ile görüşmesi muhtemelen Lakers'dan biraz daha fazla para koparmak içindi diye düşünüyorum. Yoksa ne Lakers onu bırakmak ne de o Lakers'dan kopmak istemiyordu. 36 yaşında olduğu için 3 yıl uzun bir kontrat halini alıyor. Hele bir de yılda 3.5 milyon dolar civarına anlaşması.. Blake içinden güzel saydırmıştır "Benim aldığım parayı kazanacak neredeyse Fisher" diye. Bu arada playofflar'a damgasını vurmasına şans demek yürek ister. Üst üste ne kadar şans gülebilir bir insanın yüzüne? Pek sevmesem de Fisher'ı, kabul etmem lazım ki adam atıyor kritik şutları. / Can

9 Haziran 2010 Çarşamba

Kızdırmayın Fisher'ı

Gece Fisher'ın, Pierce'a verdiği cevabı paylaşmıştım. Onunla yetinmeyip The Garden'da da tokat gibi bir cevap verdi Fisher, hem de en sert şekilde. Son çeyrekte Boston, öne geçecek gibi olduğu her anda sahneye çıktı ve yarattığı şutlarla Lakers'ı galibiyete taşıdı. 7 dakikada 11 sayı üretti. Son olarak da 8 Celticsli'nin üzerinden bulduğu turnike de zaten maça noktayı koydu.


Link

Fisher'ın Pierce'a Cevabı: ............


Link

Paul Pierce, 2. maçın sonunda Celtics galibiyeti garantilemişken, Perkins'e yapılan bir faul sonrası "Los Angeles'a geri gelmeyeceğiz" demişti. Yani Boston'daki 3 maçı kazanarak kupaya ulaşacaklarını ima etmişti. Fisher'a bu konu hakkındaki düşünceleri, cevabı sorulmuş. Videodan izleyin görün Fisher'ın müthiş cevabını. Aslında bu tarz hafif kendini beğenmiş, artist tavırlar pek hoşuma gitmez ama Pierce'ın lafının üstüne çok güzel oturmuş Fisher'ın cevabı. Çok beğendim. Bakarsınız son derece düşük bir ihtimal de olsa Lakers 3 maçı da kazanırmış, Celtics'in de Los Angeles'a gitmesine gerek kalmazmış. İşte o cevabı hayatı boyunca unutamaz Pierce herhalde =)

8 Haziran 2010 Salı

2. Maçın Kader Anı - Super Slow Motion


Link

Fark 3, Rondo çoğu NBA oyuncusunun yaptığı hatayı yapmıyor. Fisher'ın yanından bütün gücüyle zıplamak yerine ellerini uzatarak koşuyor ve çok hafif zıplıyor. Bu sayede Fisher fake sonrası yeniden şuta kalkarken, Rondo da arkası dönük bile olsa zıplamaya hazır oluyor. Rondo bloğu koyuyor, top Celtics'e geçiyor. Daha sonra Celtics 3 hücum yapıyor üst üste ve bu sayede fark 5'e çıkıyor. Yani tam olarak maçın kader anı değil ama sayılır.

Her neyse, süper slow motion olunca pek çok detay görebiliyoruz. Artest'in Fisher'a "Gönder şutu" demesi, Fisher'ın bloğu yeyince "Bari faul alayım" diye kollarını yana açması, Pierce'ın tip pasının güzelliği (gerçi maç içinde de takdir etmiştim) ve en komiği Pierce'ın Artest'e yanlışlıkla attığı dirsek ve tokat. Artest'in yüzündeki sarsıntıya dikkat.

Son olarak da, arkadaki müzikle ayrı bir güzel oluyor pozisyon...

25 Mayıs 2010 Salı

Steve 'Rocky' Nash


Link

Pazartesi günleri, haftanın en yoğun olduğum zamanı. Bu nedenle maçı ancak dün gece izleyebildim, hatta ilk yarıyı da es geçerek direk 2'den başladım. Yazıyı da vakit bulabildiğim ilk anda yazıyorum. Maçta Nash yine okkalı bir darbe almış. Bu sefer Fisher'dan... Burnu kırıldı Nash'in pozisyonda. Hatta sonra kendi eliyle burnunu düzelttiğini görebilirsiniz. Biraz rahatsız edici bir sahne diyebiliriz. Geçirdiği burun ameliyatın ardından, bu geceki maçta ise oynayacak Nash hatta bildiğim kadarıyla maske veya koruyucu bir aparat bile takmayacak.

Fisher'in hareketi için ise şunları söyleyeceğim: Maç zaten bitmiş, orada topu kapsa bile - ki öyle bir şansı yok - Lakers'ın kazanma şansı yok ama Fisher "Maçı bırakmayız" mesajını verme amaçlı bir baskı ve sonucunda faul yapıyor. Tabii zarar vermek istediğini söylemek abes olur.

Nash'in başına da gelmeyen kalmadı gerçekten. Özellikle yüzüne aldığı darbeler nedeniyle çok çekti cılız oyun kurucu. Bir çırpıda aklıma gelenler:

1) Üç sezon önce Parker ile çarpışmaları ve Nash'in deli gibi kanayan burnuna rağmen oyuna girmek istemesi, girememesi, Suns'ın yenilmesi.

2) Bu sezon Earl Watson'dan yediği dirsek ile adeta bir vampire dönüşmesi.

3) Malone (Lakers) ve Boozer'dan yediği dirsekler sonucu 2 kere dişinin kırılması ve maçlara o şekilde devam etmesi.

4) Tim Duncan'dan yediği dirsek sonucu maça resmen tek gözle devam edip, son çeyrekte 10 sayı, 5 asist üreterek takımına maçı kazandırması. Onun hakkında zaten uzun uzun yazmıştım, video da mevcut.

Her türlü darbeye rağmen oyuna olan sevgisi nedeniyle devam etti maçlara. Rocky gibi adam, yılmıyor. Hastası olduğumu kaç kere söyledim acaba bu blog'da? Acı yok! Acı yok!

Son olarak da Nash'ten sapıp, iki gün önceki maça dönelim bir kez daha. Belki de Fisher'ın Nash'e öyle sert bir şekilde gelmesinin sebebi bile olabilir Robin Lopez'in, Fisher'ı gıcık ettiği pozisyon. Herhangi bir zarar verme niyeti yok ama geçerken dirseğini dokundurarak Fisher'ın damarına basma niyeti var elbette. Yoksa canının yanmasını geçtim, neredeyse hissetmemiştir bile Fisher o dokunuşu. Ama dediğim gibi Lopez'in cin olmadan adam çarpmak istemiş. İlk pozisyonda da bilerek Lopez'in önüne adım atarak çarpışmalarını sağlayan taraf Fisher bu arada, onu da söylemek lazım.


Link

4 Ocak 2010 Pazartesi

Kobe'den Rekor Fisher'dan Bomba

Kobe dün geceki maçta 24815. sayısını atarak, NBA tarihinde en çok sayı atan oyuncular listesinde Patrick Ewing'i yakaladı. İkili 15.'liği paylaşıyorlar. Ama asıl haber bu değil bence. Zaten Kobe'nin bu konuda Michael Jordan'ı geçeceğini daha önce yazmıştım.

Fisher da gaza gelip, Kobe'nin gerekli şartlar sağlanması halinde 50 sayı ortalaması tutturabileceğini söylemiş: "Her hücuma geldiğimizde topu ona verip, ona göre set çizecek (perde ve isolation) bir koç olsa... Adam 50 sayı atardı herhalde, hadi olmadı 46. Onun yapacağı hiçbir şey beni gerçek anlamıyla şaşırtamaz. Yapabileceklerinin sınırı yok".

Teorik olarak evet olabilir, Kobe maç başına 20 yerine 45 şut kullansa elbette 50 sayı barajını yakalar. Ama bunu normalden daha düşük bir yüzdeyle yapacağı için ve bu kadar topla oynadığında yorgunluğu da sezon boyunca artacağı için takımı için hiç hayırlı olmaz. Zaten Fisher da biraz Kobe'nin bu seneki oyununa ve kariyerine dikkat çekmek için söylemiş olsa gerek bu sözü. Onun tarihin en iyilerinden biri olduğunu belirtmenin bir başka yolu diyelim...

27 Aralık 2009 Pazar

Canlı Yayın Kazası


Link

Video birkaç günlük ama ben yeni gördüm. Sağ tarafa dikkat. Shannon Brown ile Odom fena yakalanıyorlar. Soyunma odasına canlı bağlanacaksanız baştan zoom-in yapın değil mi ama =)

13 Aralık 2009 Pazar

Karşıma Çıkma Sakın - 2


Link

11 Aralık'ın en güzel hareketiydi Kobe'nin asistiyle beraber. 12 Aralık Notları'nda smaca ufak da olsa değineceğim için koyayım dedim.

Fisher ufak çaplı bir travma yaşıyor. Brewer öyle bir geliyor ki, karşısında LeBron bile olsaymış smacı yapacakmış gibi bir his uyandırdı bende. Muazzam. Keşke Fisher yerine bir kısa forvet falan olsaydı, o zaman çok daha akılda kalıcı olurdu. Hatta bir uzun mu olsaymış ne?

Daha önceki karşıma çıkma için tıklayınız

11 Ekim 2009 Pazar

Kanser Kanser Kanser !!

Bilgisayarımdaki resimleri karıştırırken buldum bunu. Olayı bilmeyenlere anlatayım: 2007 playoff'ları sırasında Fisher, kızı Tatum'da göz kanseri olduğunu öğrenince Jazz'dan izin istemiş ve kızını apar topar New York'a götürmüştü. Bu sırada bir maç kaçıran Fisher, kızının ameliyatından birkaç saat sonraki uçağı yakalayıp Utah'a geri dönmüş ve Warriors'la oynanan 2. maçın üçüncü çeyreğinde, taraftarın müthiş desteğiyle salona girmişti. Ardından 2-3 tane kritik pozisyonda katkısı olan Fisher maçın uzatmaya gitmesinde ve ardından da kazanılmasında büyük rol oynamıştı.

Playoff'ların bitiminde Fisher, Jazz'dan 2 senelik kontratını feshedip, onu serbest bırakmalarını istedi. Çünkü kızının tedavisi için Utah'taki olanaklar yeterli değildi. Jazz takımı elbette bu isteği geri çevirmedi. Birkaç hafta sonra Fisher, göz kanseri konusunda ülkenin en ileri hastanelerinden birinin bulunduğu Los Angeles şehrinin takımı Lakers ile anlaştı.

Fotoğrafa gelelim: 2008 playoff'ları, Jazz ile Lakers 2. turda karşılaşıyorlar. Salonun %90'ı zaten Fisher'ı her topu eline aldığında ıslıklıyor, bu yetmiyormuş gibi fotoğraftaki kendini bilmez, insanlıktan nasibini alamamış bir taraftar bu hareketi yapıyor. Yorum yapmaya gerek var mı? Ancak Fisher en güzel cevabı sahada, ortalama 14 sayı atarak vermişti ve Lakers Jazz'ı 4-2 ile elemişti. Ufak bir detay: Fisher2ın playoff'larda oynadığı diğer maçlardaki ortalaması ise sadece 8 idi.
Not: Bazı sitelerde Jazz taraftarının başlıktaki gibi "Kanser, Kanser, Kanser" şeklinde tezahüratta bulunduğu yazılmıştı ancak ciddi haber sitelerinde bu rapor edilmediği için dedikodu olma ihtimali ağır basıyor.

Not2: Tatum hakkında en son geçen sene okuduğum haberler ve Fisher'ın açıklamaları iyileştiği yönündeydi. Babasıyla beraber mutlu ve sağlıklı yıllar geçirmesi dileğiyle...