BIY AD

NBA Playoffs 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NBA Playoffs 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2011 Pazar

Thunder - Grizzlies Eşleşmesi

Thunder 4 - Grizzlies 2

Ödev, proje, sınav falan derken yazacak vakit bulmakta zorlandım. Hazır 1-2 saatim varken şu yarı final serisinde değineyimdedim. İlk turu nasıl geçtiklerine bakalım önce takımların. Thunder, biraz hakem takviyesiyle de olsa Nuggets'ı rahat geçti. Onlara karşı Westbrook ve Durant'ı yavaşlatamayan takımların çok problem çekeceği aşikar. Grizzlies ise takım savunması ve Randolph sayesinde Spurs'ü elemeyi başardı. Spurs'ün normal sezonda %40 ile attığı üçlüklerde, %25'in altına inmesinin de payı var elbette. Ama dediğim gibi Grizzlies savunması da Spurs'e normalde bulmaya alışık olduğu kadar boş şut vermedi.

Grizzlies'in en büyük dezavantajı kısıtlı bir hücum gücüne sahip olması. Takımda üçlük atacak oyuncu yok neredeyse. Ama işte playofflar'da Randolph yüklendi takımı sırtına, "Hücumu bana bırakın" dedi ve Spurs'ü adeta tek başına yendi. Duncan ve McDyess'ı hiçe sayarak oynadı adeta. Şimdi karşısında Ibaka, Collison ve Perkins'den oluşan sert ve tamamen savunmayla kendini tanımlayan oyuncular olacak. Ibaka'nın ayak hızı ve Zach'i yakından alacak olması bir nebze avantaj getirecektir Thunder'a. Tabii Zach, Spurs serisindeki gibi şut atarken bu üçlü bile yeterli olmaz onu yavaşlatmaya o ayrı... Aynı zamanda Gasol gibi bir dev de var. Onunla ise Perkins iyi kötü boğuşacak. Ama Thunder'ın savunması Conley ve diğerlerine bir gömlek fazla gelecektir. Dediğim gibi ek olarak, en azından Grizzlies'in en güvendiği iki silahın karşısında, ligin en sağlam savunmacıları olacak.

Öte yandan Tony Allen ve Battier gibi hücumculara kilit vurabilen isimler, Durant ve Westbrook'u savunacaklar. Bu açıdan Grizzlies'in bir avantajı var çünkü onlardan başka skor üretebilen sadece Harden var takımda. Yani Grizzlies'in başarısı, Allen ile Battier'nin eline, daha doğrusu ayak çabukluğuna bakıyor. Ama buna karşılık, yukarıda belirttiğim gibi Grizzlies'in hücumdaki sıkıntıları dolayısıyla, bence Sefolosha'ya neredeyse hiç ihtiyacı yok Thunder'ın. Kendisi hücumda adeta ayak bağı oluyor takımına, sadece Mayo oyundayken parkede olması yeterli bence. Hatta o bile fazla... Burada Brooks'un kararı çok önemli olacak, Sefolosha'dan açılacak dakikalarda Cook ve Harden'a görev verip, Westbrook ve Durant'ı rahatlatmalı bence kesinlikle. Bunu yaptığı takdirde seriyi 4-2, bilemediniz 4-3 ile geçmesini bekliyorum Thunder'ın. Çünkü iki takım da rakibin silahlarını yavaşlatabilecek savunmalara sahip olsalar da, elinde büyük yıldızlar olan takım Thunder. Grizzlies formunun zirvesinde olsa da, ev sahibi avantajıyla Thunder Batı finaline çıkacaktır bence.

29 Nisan 2011 Cuma

Üçlükle Yaşayan Üçlükle Ölür

Bu sabaha karşı Hawks, Magic'i zor da olsa yenerek seriyi 4-2'ye getirdi ve doğu yarı finaline çıktı. Benim için ilk turun en büyük sürprizlerinden biri oldu. Yani ilk 4 maç sonunda belliydi zaten, bugünkü sonuca şaşırmadım. Seri öncesi beklentim Magic'in rahat bir şekilde 4-2 veya 4-1 gibi bir skorla Hawks'u eleyeceği yönündeydi. Ama tabii Magic'in bu derece formsuz olacağını tahmin etmemiştim.

İlk yarısında müthiş bir seri yakaladığı ve üçlükler bularak rahat kazandığı 5. maçı saymazsak, Magic geri kalan beş karşılaşmada %22 ile üçlük attı sadece. Sezon boyunca yanılmıyorsam %38 civarında idiler. Böyle bir düşüşü kimse beklemiyordu. Atlanta'nın kazanmasını bekleyen azınlık da sezon içindeki 4 maça güveniyordu genel olarak. Belki Magic'in üst seviyede olmaması da etkendi ama %22 apayrı bir boyut. Hele Magic'in ilk maç hariç geri kalan hepsini sadece 3 farkla kaybettiğini göz önüne alırsak, 1 üçlüğün bile ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Atlanta hiç mi doğru bir şey yapmadı peki Magic'i bu kadar kötü şut atmaya zorlamak için? Yapmaz olur mu canım. Daha önce de yazdığım gibi Howard'a yardım getirmeyerek şutörlerin başına dikti savunmacılarını Larry Drew. Tabii Howard öyle 48 dakika boyunca bire bir tutulabilecek bir oyuncu değil, illa ki yardım geldi ama Magic bu boş üçlükleri bir türlü değerlendiremedi yukarıda verdiğim istatistikten anlayabileceğiniz üzere. Ayrıca Jamal Crawford'a değinmem lazım. Kendisi her ne kadar kendini yere atarak 4 sayılık oyun rekorunu kırdıysa ve bunu Magic serisinde devam ettirdiyse de, harika oynadığının altını çizmeliyim. Neredeyse %50 isabetle üçlük attı seri boyunca ve Magic bench'inin toplam verdiği katının 2 katını tek başına Hawks'a verdi.

Bu arada boş üçlüklerden bahsediyordum ya yukarıda. Bu sabaha karşı yine Magic'i yakan bu atışlar oldu. 3 sayı farkla Hawks öndeyken, Redick 5 saniye kala birkaç metre etrafında Hawks oyuncusu yokken üçlüğü kaçırdı. Gerçi zaten kendisi NBA'deki saf şutörlerin başında gelmesine rağmen, seriyi %6 üçlük isabet oranıyla tamamladı. Bunda playoff öncesi sakatlıktan henüz yeni çıkmasının önemi büyüktü. Neyse efendim, Redick'in kaçırdığı şuta rağmen Horford ribaundu alırken çizgiye basınca top yine Magic'e geçti. Bu sefer de rezalet bir playoff geçiren Hidayet sahneye çıktı. Bildiğim kadarıyla takımının molası olmasına rağmen, topu oyuna sokmakta inat etti ve çok zor pozisyondaki J-Rich'e verdi pası. O da üçlüğü sallarken bloğu yedi. Maça çok kötü başlamıştı, zannedersem 7'de 0 isabetle, ardından 6'da 5 ile devam etti ve savunmada da Josh Smith ile müthiş savaştı ama işte şu sondaki pas olmadı be Hedo... Bir laf da Van Gundy'e etmek lazım. Yahu be adam, 1.5 saniye kala sana üçlük lazım. Kenardan topu Hidayet ile oyuna sokuyorsun iyi güzel. Peki Dwight Howard'ın ne işi var parkede? Yanlış hatırlamıyorsam doğru düzgün perde de kullanmadılar bu son pozisyonda. Valla anlam veremedim.

Sonuç olarak Hawks geçen sezon kendilerini rezil eden Magic'i erkenden tatile çıkmaya zorladı... Artık bundan sonra Dwight Howard Magic'te kalacak mı kalmayacak mı tartışmaları başlayacak. Takımın bu halini gördükten sonra, kendisini biraz yalnız hissetmiştir eminim ki. Takasını zorlayacak bir koz var elinde, çünkü gelecek sezon serbest kalacak ve Magic onu bir hiç karşılığında elinden kaçırabilir. İnternet aleminde Lakers'ın Dwight için Odom ve Bynum'ı verebileceği şimdiden yazılmaya başlandı. Dwight, Gasol, Kobe üçlüsü yani, bir titredim şimdiden...

Hawks'un Bulls ile olan eşleşmesini yarın gece veya Pazar gündüz daha uzunca yazarım ama Hinrich bugün sakatlanarak oyundan çıktı ve muhtemelen 1 hafta kaçıracaktır. Onun yokluğunda Rose'u savunacak kimse yok Hawks'da, aslında Hinrich olsa da Rose durmaz. Hawks'un bir avantajı var, Magic'e karşı zaman zaman içeri gömüldüler ve Magic bunu şaşırtıcı bir şekilde değerlendiremedi. Eğer içeri gömülürlerse Pacers gibi, onlar Bulls'u daha çok zorlayabilirler. Çünkü Bulls'da Korver hariç üçlük atabilecek kimse yok güvenilir...

24 Nisan 2011 Pazar

J-Rich ve Zaza Cezalı (Seriye Kısa Bir Bakış)


Link

Hawks 4. maçı biraz bala da olsa kazanmayı başardı. Bal ne diye soracak olursanız önce videoyu izleyin derim. İzlemeye üşenenlere de yazayım, fark 1, maçın bitimine 6, şut saatinin dolmasına 1 saniye kala Jamal Crawford, zorlama bir üçlük kullanıyor çok uzaklardan. Ve şansı yaver gidiyor, top panyalı bir şekilde basket oluyor. Fark 4'e çıkıyor maç da haliyle sona eriyor. Bu arada maçı izlemeyenler bilemez ama Hidayet çok kötü şut performansının yanı sıra Crawford'ın şutundan önce verdiği kötü bir kararla maçın Hawks'a gitmesine katkıda bulundu. Hawks basketinden sonra skor eşitlenince Van Gundy mola almıştı ve muhtemelen oyuncularına "30. saniyeden önce topu kullanalım, onlar sayı atsa da ikinci bir hücum şansımız olsun" demişti. Ancak hücumda Hidayet topu elinde fazla tutunca, saatte 30 saniye kaldığını görüp acele bir şekilde Horford'ın üzerinden üçlük denedi. Haliyle çok kötü bir şuttu bu ve top Hawks'a geçti. Sonrasında ise yukarı anlattığım gibi Crawford balı aktı.

Bir de şu kavgaya değineyim J-Rich ile Zaza arasındaki. En başta Zaza'nın niye sinirlendiğini anlamamıştım sonra tekrarda Dwight Howard'ın dirseğini gördüm. Zaten teknik faul aldı bu dirsek yüzünden. Ancak ardından Howard'ı korumak isteyen J-Rich ile Zaza'nın tartışması tatsızdı. Zaza'nın belki de NBA'de tutunmasını sağlayan inatçı, hafiften pislik yönünü gördük yine, bu sayede J-Rich'i oyundan attırmayı başardı kendisiyle beraber ve 4. maçta ikisi de cezalı şimdi.

Bu gece 4. maç oynanacak. Peki Magic nasıl kazanır bu maçı ve seriyi dengeye getirir? Şut atmaları lazım şut. Evet belki Larry Drew'ın Howard'ı bire bir savunup geri kalan oyunculara savunmacılarını yapıştırması şut imkanlarını sınırlıyor ama istatistiklerin gösterdiği şeyler apayrı boyutlarda. Dwight Howard'ı çıkarınca Magic'in şut yüzdesi %33'e düşüyor bu seride. Ayıptır yahu şu adamın üstüne bindirdiğiniz yük. İçeriden o kadar savaşıyor, 4 ayrı uzuna 20 faul aldırıyor, ortalama 35 sayı atıyor maç başına, sonra diğer Magic oyuncuları çıkıp %33 ile şut atıyorlar. Üçlükte de %25'te mi ne kalmış durumdalar. Denemelerin bazılarında savunmacılar yakında olduğu için kaçırıyor olabilirler ama 3 maçın çok büyük çoğunluğunu izledim, boş atışları da gayet istikrarlı bir şekilde kaçırıyor Magic. Formsuzluğun dibine vurmuş durumdalar. Buna Hidayet de dahil...

Şimdi J-Rich'siz deplasmanda kazanabilecekler mi bilmiyorum. Gerçekten çok zor işleri. Aslında J-Rich %30 ile sadece 9 sayı atıyordu maç başına. Sistem yeterince iyi işlemeyince, kendi şutunu rahatlıkla yaratamadığı için J-Rich de çok ağır bir travma geçiriyor... Ama şimdi Q-Rich'i koyacaklar onun yerine savunmada Joe Johnson'ı rahatsız edecektir biraz daha. O açıdan aslında yeni bir soluk getirebilir Magic savunmasına Q. Tabii kenardan gelecek Redick'ten ve SVG'nin güvenip güvenmeyeceği muallakta olan Arenas'tan ekstra katkı gerekecek hücumda bu gece. Atlanta'da ise Jason Collins, Thomas ve Powell'a biraz daha fazla iş düşecek ama Zaza mı, J-Rich mi daha önemli takımı için diye sorarsak, cevabını tartışmaya bile gerek yok herhalde. Her ne kadar J-Rich anlattığım gibi rezalet bir seri geçiriyor olsa da...

Ağlamayan Çocuğa Meme Vermezler (Roy Şov)

İlk iki maçta Blazers, rakibiyle başa baş oynasa da son çeyreklerde Nowitzki'yi durduramamıştı. Deplasmanda olmalarının ve son çeyreklerde hücumun pek işlememesininde payı vardı bu mağlubiyetlerde. Bu mağlubiyetlerin ilk maçında yokları oynayan, ikincisinde ise McMillan'dan doğru düzgün dakika bile alamayan Roy medyaya ağlamıştı: "Ben bu muameleyi haketmedim, takımıma yardım edebileceğimi bilirken böyle kenarda oturup çürümek hiç bana göre değil." Açıkçası ilk maçtaki kötü performansından sonra biraz boş konuşuyor gibi gelmişti bana. Ama seri Portland'a taşınınca neler oldu neler...

İki maçtır Brandon Roy sırtladı Blazers'ı ve seriyi neredeyse tek başına 2-2'ye getirdi. Bu sabaha karşı oynanan maçta özellikle son çeyrekte yaptıklarıyla çok konuşulacak. Zaten manşetlere taşındı bile. Üçüncü çeyrekte bir ara 23 sayı geri düşen takımını son çeyrekte aldı tek başına galibiyete taşıdı. 18 sayı atıp 2 de asist yaptı son 12 dakika içinde. Bir de yani hücumda hiçbir şey üretemeyen Blazers'da herkesin kafalar öne eğilmişken, şutlar girmiyorken, takım neredeyse maçı bırakma noktasına gelmişken parladı yıldızımız. Bildiğim, sevdiğim, oyununa hasta olduğum, formasını aldığım Roy geri döndü adeta. Onu gördüm parkede. Penetrelerinden, jump shot'larına, post-up'ından asistlerine kadar geçen seneki Roy'u izledim özellikle bu son maçta. Takımının son 8 sayısına birden imza attı. Yani geriden gelirken hem skoru beraberliğe getiren (üçlük artı faul) hem de takımını öne geçiren basketleri attı Roy. Marion, Kidd ve Terry'i denize döktü adeta... Kısacası taşıdı adam valla takımı. Hani sakatlıkmış, şuymuş, buymuş hikaye. Tabii sonraki maça dizi nasıl olacak hiçbir fikrimiz yok. Kutudan büyük mü küçük mü çıkacağını kimse bilmiyor, çünkü dizleri menisküs olmadığı için kemikler birbirine sürtünüyor ve bu sürtünme ne kadar aralıklarla oyuncuyu rahatsız edecek boyuta geliyor bunu kendisi de dahil kimse bilmiyor.

Bu arada son maçtan bahsettim ama üçüncü maçta da bu performansının sinyallerini vermişti. Belki bu sabahki kadar dikkat çekici olmadı üst üste bulmadığı için sayılarını ama o maçta da "Bu takımın yıldızı benim, bakın koç bana görev verince neler yapacağımı görün" dercesine oynamıştı. Dün geceki efsanevi performansını ise dediğim gibi ayrı bir köşeye koymak lazım. Blazers, NBA playoff tarihinin en büyük geri dönüşlerinden birini gerçekleştirirken, liderlik yapan hatta bu dönüşü tek başına gerçekleştiren isim Roy'du. Tabii Roy'a değinip, Mavs'in acizliğinden bahsetmemek olmaz. Sudan çıkmış balık gibilerdi adeta son çeyrekte. Sadece 15 sayı bulabildiler. İçeri kapanan, kötü eşleşmelerde devamlı yardım getiren ve dış şutları riske eden Blazers savunmasına karşı bir türlü dış isabet bulamadılar son çeyrekte. Bu da onları bitiren faktör oldu. Ayrıca Nowitzki'yi de bu çeyrekte harika savunduklarını söylemem gerekiyor. Bol bol yardım getirdiler ama bire bir kalınan pozisyonlarda veya Nowitzki savunmacısından kurtulduğunda savunma rotasyonu baya iyiydi.

Son olarak Mavs'in şut atamadığını söyledim ama bu maçta kendi kendilerine yenildiklerini falan zannetmeyin. %38 gibi gayet kabul edilebilir bir yüzdeyle attılar üçlükten. Seride de %43 isabet sağlıyorlar çizginin gerisinden. Hiç ama hiç fena değil yani. Playofflar'da bir takımın maksimum zaten %40 olmasını beklersiniz, daha fazlası abartıdır. Öte yandan Blazers boş atışlar bulmasına rağmen hiç isabet bulamadı. 19 üçlüğün sadece 4'ü basket oldu. Böyle rezalet dış şut attığı bir günde maç kazanabiliyorsa Blazers, Dallas'ta bir maç çalıp Lakers'ın karşısına çıkması da gayet olası. Hele bu seride yokları oynayan Fernandez sazı eline alıp bir maç 15 sayı atarsa bu iş daha da kolay olacaktır. Şu anda Roy sağlıklı ve kendini iyi hissederken bile sadece 4 tane skorer varmış gibi gözüküyor takımda. Bunlardan biri kötü günündeyse Blazers'ın sayı atması imkansızlaşıyor. O noktada da Mavs'i durdurmalarına bakıyor olay, bugünkü gibi dış şutları normal veya normalin birazcık altında kalırsa Mavs'in, amaçlarına ulaşabilirler. Çünkü Nowitzki'ye ve Kidd'in oyun görüşüne sahip olan bir takımı kilitleyecek kadar iyi bir savunma yapamıyorlar.

İlk turun en güzel serisi oldu bu bana göre. Bir de 2-0'dan dönüp kazanırsa Blazers, çok güzel bir hikayeye sahip olacaklar. Bakalım bekliyoruz efendim 5. maçı sabırsızlıkla...

22 Nisan 2011 Cuma

Knicks vs Celtics

Fotoğraf müthiş bir mücadeleye sahne olan 2.maçın sonundan hatırlayacağınız gibi. İlk maçın ardından basın tarafından adeta topa tutulan Melo ikinci maç adeta tek başına Celtics'e karşı mücadele etmiş ve 42 sayıya imza atmıştı. Billups'un eksikliğinin yanına Amare'nin de sırt ağrıları eklenince Knicks için maç zor bir hale bürünmüştü. Melo'nun katkıları ile son ana kadar getirdiler maçı ancak Celtics evinde kolay kolay vermezdi o maçı. Nitekim son Knicks hücumunda topu Jeffries'in elinden çalan ve müthiş bir konsantrasyon ile topu oyun alanında tutan, rakibiyle savaşan ve bir yandan da çizgiyi kontrol eden Garnett takımına maçı kazandırıyor tam bu anda. Şimdi seri New York'a taşındı ve bu akşam 02.00'da oynanacak 3.maç serinin kaderini tayin eden en önemli maç olacak. Cipsimiz kolamız hazır, bekliyoruz.

Kısa Kısa: Bulls 2 - Pacers 0

İlk iki maçta Pacers herkesi şaşırttı, maçları önde götürmelerine rağmen son çeyreklerde Derrick Rose'a teslim oldular. Rose bir şekilde çembere giderek, şut atarak veya takım arkadaşlarına boş şutlar yaratarak seriyi 2-0'a taşımayı başardı. Paul George hiç fena savunma yapmamasına, bütün Pacers oyunculara Rose'a konsantre olmasına rağmen iki maçta 37.5 sayı ortalaması tutturdu Rose. Bunun yanında da 6 asisti var. Kısacası Rose durmuyor. Ayrıca son çeyreklerde Bulls savunması, Pacers'ı durdurmayı başarıyor. Çünkü Granger hariç bu anlarda ortaya çıkabilecek oyuncuları yok, Granger da bu kritik anlarda pek ortaya çıkamadı. Pacers'ın sayı üretebilmesi için bol bol koşması, Bulls savunmasını hazırlıksız yakalaması gerekiyor. Bunu da mümkün olduğunca fazla uygulamaya çalışıyorlar ve başarılı da oluyorlar ama farkı açma hatta bekli de maçı koparma şansları varken, Bulls'un aldığı hücum ribaundları maçın yakın gitmesini sağlıyor. İlk maçta 20 ikinci maçta 21 hücum ribaundu aldı Bulls. Daha da etkileyici olarak, Bulls kaçırdığı her 2 şuttan birinin ribaunudu alıp yeniden hücum kullanıyor. Pacers'ın bu şekilde kazanması mümkün değil. Hansbrough, Boozer'a kan kustursa da ufak kalıyor, Hibbert'ın da yazın Bill Walton ile yaptığı ribaund çalışmaları onu ancak belli bir seviyeye kadar çıkardığı için Pacers bu konuda rakibine eziliyor. Üstüne de son çeyreklerde Rose çıkıp "Benim seviyeme çıkabilecek oyuncunuz var mı?" diye sorunca, Pacers'ın boynu bükülüyor...

4-0 veya 4-1 gibi duruyor serinin sonucu hala. Conseco'da bu tempoyla, genç oyuncuların seyirciden aldığı gazla belki karambole getirip bir maç alabilirler ama iki maçı da alıp Chicago'ya 2-2 gitmelerine neredeyse hiç imkan tanımıyorum. Hele Collison'ın bahtsız sakatlığı sonrası ne kadar iyi durumda olacağı belli değilken...

18 Nisan 2011 Pazartesi

Thunder - Nuggets Değerlendirmesi

Thunder 4 - Nuggets 2

Aslında 4-3 gidebileceğini düşünüyordum bu serinin ancak sezonun sonuna doğru Thunder'ın iki maç art arda Denver'ı yenmesi beni etkiledi. O yüzden kılpayı da olsa 4-2'ye döndüm. Takas sonrası müthiş formda bir Nuggets izledik orası kesinlikle doğru. Üstelik inanılmaz derin bir kadroya sahipler, bir saymaya başlıyorsunuz sonu gelmiyor: Lawson, Felton, Afflalo, JR Smith, Wilson Chandler, Gallinari, Nene, Chris Andersen, K-Mart ve Al Harrington. Tam 10 tane ciddi anlamda kaliteli oyuncu. Yani bu saydığım isimlerin yarısını herhangi bir şampiyonluk takımına 3 veya 4. en iyi oyuncu olarak rahatlıkla ekleyebilirsiniz ve şampiyonluk getirecek hamle olur bu... O derece derin ve kaliteli bir kadro. Zaten bu listedekilerin 8'i, 10 sayının üzerinde ortalamaya sahipler. Ama playofflar'da bir hatta mümkünse iki tane yıldızınız olması lazım ki, topu onlara teslim edin.

Bence tek bir oyuncu ön plana çıkıyor burada Nuggets adına o da Nene: Denver'ın iki ilk 5 uzununa karşı da ayak çabukluğu avantajına sahip ve hücumda her şekilde sayı üretebilecek yetenekte. Elbette JR Smith'i de sayabilirdim ama bu arkadaş deli biraz, ne yapacağı belli olmuyor maalesef. Peki Nene'ye maçın son 5 dakikasında topu verip "Haydi kurtar bizi" diyebilir misiniz? Ben uzun süredir Nene'de bu potansiyelin olduğuna inanıyorum ama o rol oyuncusu kalıbından çıkmıyor inatla. Bir başka büyük potansiyel ise Lawson. Bu sene beni çok etkiledi. Geçen sezon Billups'ın kaçırdığı maçlarda muhteşem istatistikler yakalamıştı ama sadece 8 veya 9 maçtaydı yanlış hatırlamıyorsam bu rakamlar. O yüzden takas sonrası Lawson'ın ne yapacağını kestiremiyordum. Adam kaldığı yerden devam ediyor ve muhteşem oynuyor. Özellikle de tempoyu arttırdığı zaman kendisiyle beraber takımı da bir seviye yukarı çekiyor. Transition hücumunda Denver deli gibi sayı buluyor bu sayede. O yüzden Thunder'ın yapması gereken ilk şey geri koşmak. Nuggets uzunlarının da Thunder'ınkilere göre daha çabuk olduklarını ve koşmayı sevdiklerini düşünürsek, bunun şart olduğunu daha da iyi anlayabiliriz. Ama Lawson'ın set hücumuna geçildiğinde aynı şekilde oyunu domine edip edemeyeceğini bilmiyorum. Westbrook'un gücü ve hızı, ayrıca Thunder'ın boyalı alanı harika kapayan uzunları Lawson'ı durdurabilir. Bu noktada Felton akıllara geliyor, sözde Knicks ile süper bir dönem geçirdi ama ben onun hala eski Felton'dan bir farkı olduğuna inanmıyorum. Mümkünse benim sempati beslediğim takımlarda oynamasın... Gallinari, Chandler ve Afflalo ise çok rahat kendilerine pozisyon yaratabilen isimler değiller. Daha çok topun dolaşması sonucu ceza atışı ile skor bulduklarını söyleyebiliriz.

Peki biraz da Thunder hücumuna bakalım. İki oyuncu üzerine kurulu bir düzen. Westbrook ve Durant. İlk 5'teki Perkins ve Sefolosha tamamen savunma yapmak için oradalar. İbaka da orta mesafeden ceza kesmese, iyice kazmalar takımı olacaklardı. Neyse ki bu sezon çok geliştirdi şutunu İbaka. En azından kenardan Harden geliyor da biraz skor katkısı veriyor. Ana silahlara geri dönecek olursak, Lawson'ın Westbrook'u durdurmayı geçtim yavaşlatması bile pek mümkün değil. Üstelik bileğini burktuğu için ne kadar sağlıklı olduğu da belli değil. Durant'ın karşısına ise Chandler'ı koyabiliyorlar neyse ki. Oldukça iyi bir savunmacı. Ama o da Durant işte. Ligin en iyi skoreri. Karşısına bir Artest gelmedikçe kolay kolay aksamıyor. Burada tek sorun olarak görünen şey, Durant veya Westbrook'un gününde olmaması halinde Thunder'da kimin sahneye çıkacağı. Harden'a özellikle playofflar'da ne kadar güvenebileceğiniz tartışılır çünkü. Geri kalan oyuncular mücadele ederek, savunma yaparak takıma katkı verseler de hücumda çok kısıtlılar. Belki Sefolosha'nın kilitlemesi gereken bir süper yıldız olmadığı için Cook'a daha çok süre verebilir Brooks. Bu hamlenin takımı rahatlatacağına inanıyorum ben hücumda. Ama göreceğiz uygulayacak mı acaba koç. Ama mesela diğer kısıtlı hücumculardan Perkins'in savunmadaki liderliği gerçekten çok önemli bu takım için.

Bana kalırsa denk güçlerin mücadelesi olacak bu seri. Çok yakın, gidip gelen maçlar izleyebiliriz. kritik yerlerde, maç sıkışınca Nuggets'ın yapacağı tercihler ve kullanacağı isimler serinin kaderini belirleyecek. Bu durumlarda Ty Lawson'ın göstereceği çıkış extradan bir maç verebilir Nuggets'a mesela. Ama onun dışında Nuggets'ın Thunder'ı durduracak özelliklere sahip olduğunu düşünmüyorum. Bunların üstüne George Karl'ın durduk yere Brooks'a "Kendini beğenmiş ve bir tarafları kalkmış" demesi, Thunder oyuncularına bir gaz vermiştir diye düşünüyorum. Westbrook veya Durant çok kötü bir seri geçirmezlerse, 4-2'yle turu geçerler bence...

17 Nisan 2011 Pazar

Kidd İlk Maçı Aldı: 89-81

Pek vaktim yok yazacak ama Blazers-Mavs, gece gerçek anlamıyla izlediğim ikinci maçtı. Bulls-Pacers'a 10 dakika, Heat-Philly'e ise 5 dakika ancak bakabildim. Bu maça dönecek olursak, aslında neredeyse her şey beklediğim gibi gelişti. Batum ve Aldridge ikilisi Nowitzki'yi ilk üç çeyrek boyunca muhteşem durdurdular. Çok kötü şut seçimlerine ve top kayıplarına zorladılar. Ancak son çeyrekte (birazcık da hakemlerin yardımıyla) bol bol serbest atış çizgisine giden Dirk 15 sayı birden üreterek maçı çekti aldı Blazers'ın elinden.

Aldridge elinden geleni yaptı ve Dirk'e adeta kafa tutarak 27 sayı gönderdi Mavs potasına. Tyson Chandler'ın harika savunmasına rağmen yaptı bütün bunları. Benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Peki buna rağmen nasıl kaybetti Blazers? Dış şutlarla. Kendileri 16'da sadece 2 üçlük isabeti bulurken, Mavs 19'da 10 ile maçın kaderini değiştirdi... Özellikle Kidd, tarihi bir gece yaşadı. 10 sezondur playoff oynayan yaşlı kurt, tam 6 üçlük isabeti buldu. Playoff kariyerinde bu bir rekordu. Ayrıca son 6 senedir ilk defa 24 sayıyı geçti. O kadar sıcaktı ki, perde kullanarak kendi şutunu yarattı birkaç kere ve başarılı da oldu. En son Kidd'in perde kullanarak şutunu kullandığını herhalde 2005'te falan görmüştüm. Ağzım açık izledim Kidd'i.

Maçta her şey beklenilen gibi giderken, dış şutlardaki bu dengesizlik maçı Mavs'e getirdi. Yoksa boyalı alanda çok büyük bir Blazers üstünlüğü vardı. Hatta komedi derecesindeydi Camby-Aldridge ikilisinin dominantlığı. Bunun üzerine G-Wall'u da ekleyince boyalı alanda dalga bile geçti diyebilirim Blazes için. Dış şutlara dua etsin Mavs. Aslında ben bugün Mavs'in kazanacağını düşünüyordum zaten ama bakalım sonraki maçta Batum 7'de 1 yerine 3-4 isabet bulduğunda ibre Blazers lehine dönecek mi...

İlk Sürpriz Atlanta'dan: 103-93

Dün gece ana olarak izlediğim 2 maçtan biriydi Hawks-Magic mücadelesi. Şaşırtıcı bir şekilde deplasmanda ilk maçı kazanmayı başardı Hawks. Hem de Howard 23'te 16 isabetle 46 sayı üretmesine rağmen. Peki nasıl oldu da yenildi Magic bu durumda? Üç ana nedeni var.

Öncelikle Magic'in savunması beklenilen seviyenin altındaydı. Daha doğrusu Hawks hücumda biraz ballı günündeydi. Boyalı alandan pek sayı üretmeseler de, orta mesafeden son derece yüksek bir yüzdeyle şut attılar. Hatta bunların bir çoğu zor pozisyonda, yarı el üzerinden bulunan şutlardı. Yarı el neyin nesi peki? Yani bir Kobe gibi ağzınızın içinde savunmanın eli varken atılan şut var, bir de savunmacı 1 adım ama sadece 1 adım uzaktayken kaldırıp atılan şut var. İkisi de teknik olarak el üzerinden ama ikincisi haliyle biraz daha kolay. Ama yine de bu tarz seçimlerle %55'e yakın bir şut yüzdesi yakalanamaz koca bir seri boyunca. Daha doğrusu normalde yakalanmamalı. O yüzden Hawks'un "Biz bir daha 100 sayıyı geçeriz" diye düşünmek yerine, Magic'i 90 ve altında tutmaya çaba göstermesi lazım yeniden. 90 ve altı demişken diğer nedene geldik.

Magic niye 93 sayıda kaldı? Hem de Howard coşmuşken. Nedeni belli. Howard 46, geri kalan 8 kişi 47 sayı üretti. Hele üçüncü çeyrekte 18 civarı sayı üreten, maçın geri kalanında uyuyan Nelson'ın 27 sayısını da çıkarırsak, 7 oyuncudan 20 sayı geldiğini görüyoruz Magic'te. Bu şekilde playoff değil normal sezon maçı kazanılırsa bile, maçtan sonra parkede göbek atar oyuncular. Howard'ı birebir tutup, hiç yardım getirmeyerek, kalan şutörlerin başına yapıştırdı savunmacılarını Larry Drew. Howard savunmacılarını dağıtsa, yerle bir etse de yardım sadece birkaç kez geldi maç boyunca. Yukarıdaki fotoğrafı komik olduğu için koydum, yoksa maç içinde nadiren gördük bu çullanmayı. Sonuçta Drew'ın taktiği oldukça iyi tuttu, Magic'in adeta kilitlendiğini gördük. Popovich'in Suns'a, Rivers'ın Magic'e karşı uyguladığı bir taktikti bu. Çok güzel uygulamaya koydu Hawks. Bu noktada Hidayet'in devreye girip takım arkadaşlarına pozisyon hazırlaması gerekiyordu. Howard ile pick and roll veya Anderson ile pick and pop oynaması halinde çok daha rahat şut imkanı bulabilirdi Magic. Ama Hedo çok silik bir maç geçirdi... Hatta eline gelen bomboş şut imkanlarını da geri çevirdi, adeta sayı atmak istemiyordu. Belki de maçın başında zaten sakat olan dirseğinin üstüne düşmesi, şutuna olan güvenini sarsmıştır bilemeyeceğim. Ama tek bildiğim şey, Magic'in şutörlerine boş üçlük imkanı tanıması gerekiyor. Gece hiç mi boş şut kullanmadılar peki? Eh mal değiller canım, elbette buldular birkaç boş şut imkanı ama onlar da girmedi. Kısacası Magic hiç gününde değildi Howard ve Nelson hariç. Nelson da yukarıda belirttiğim gibi üçüncü çeyrekte kıpırdandı sadece. Yani Hidayet'in yaratıcılığıyla ve takım halinde topun daha hızlı kanat değiştirmesini sağlayarak pozisyon bulmaları lazım.

Son olarak da Magic'in top kayıplarını kısması lazım. Howard bol keseden dağıttı mesela bugün eline gelen topları, tam 8 kere rakibe teslim etti. Takım halinde toplam 18 kere top kaybettiler ki bugün maç yapan 8 takım içinde en yüksek rakam bu. Karşıda deli gibi topa baskı yapan bir takım olsa hadi neyse ama Arenas topu elinden kaçırır, Nelson ve Hedo topu Howard'a indirirken dağa taşa atar, Howard, Duncan gibi fundamental uzmanı olduğunu zannederken gelen yardımlar sonrası topu elnden kaçırır... Böyle hücum edilmez yani.

Kısacası Stan Van Gundy, savunmayı biraz uyarırken, hücumda Hedo ve J-Rich'i nasıl daha fazla oyuna sokabileceğini düşünmeli, bunun yollarını bulmalı.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Pacers-Bulls ilk maç değerlendirmesi

Pacers son 7 şutunu kaçırdığı maçı, 99-104 kaybetti. Onlar kaybetti diyorum, çünkü son periyoda kadar çok iyi direndiler. Maçın ilk basketinden beri maçta önce olan Pacers, 99-97 önde iken Bulls salondaki Madhouse halini alan taraftar desteğiyle 7-0lık bir seri ile maçı kazandı. 99-99 iken de son dakika içerisinde Korver bir üçlük attı Rose'un asistiyle. Korver bu sene normal sezonda son çeyrekte 57 üçlük ile NBA birincisi idi zaten. Fakat hepsi dışında Bulls'un akşam üstü bahsettiğim baskıyı kaldıramaması gibi bir durum daha ilk maçtan kendini gösterdi. İlk tehlikeyi atlattılar, ikinci maçın daha rahat geçeceğini düşünüyorum yine de, fakat bu maçta da, ilk dakikadan kontrolü eline alıp 10-12 civarında farkı tutarak kazanmalarını beklerdim açıkçası. Rose yine 39 sayı 6 sayı 6 ribaund ile NBA galaksisinin en parlak süper yıldızlarından biri olduğunu göstermiş oldu.
Bulls'ta beğenmediğim şey ise, bildiğim savunma kimliklerinden uzaklaşmış olmaları. Gibson ve Ömer'i tecrübe eksiklikleri yüzünden tercih etmemiş olabilirler, fakat bu tercih bence skor tabelasında kendini gösterdi. 85-90 arası sayı yiyen takım 99 sayı yemiş oldu. 

Mavericks - Blazers Değerlendirmesi

Mavericks 2 - Blazers 4

Batı'daki ve hatta playoff ilk turundaki en çekişmeli iki seriden biri... Diğeri de ise bundan sonra yazacağım Thunder-Nuggets. Biz geri dönelim serimize. Çok çılgın bir karşılaşma. Bir tarafta Oden'ın sezonu kapattığı ve Roy'un yarı ömrünü tamamladığı Blazers, diğer tarafta son birkaç senenin 'sözde' şampiyonluk adayı Mavs.

Mavs'den amiyane tabirle bir cacık olmayacağını yazmıştım sezon içinde. Takımda büyük yapısal sorunlar var. Çembere giden kısa olmadığı gibi, içeriden sayı üretecek uzunları da yok. Sadece Nowitzki ile Terry'nin şutlarına ve biraz da Kidd'in yaratıcılığına bakıyorlar. Ama kolay sayıya gitmek diye bir olayları yok. Neymiş sözde daha çok koşup, hızlı hücumlarla sayı bulmayı planlıyorlarmış bu sefer. Tamam, McMillan'ın selamı var sana Carlisle. NBA'in en ağır tempoda oynayan, savunmaya en önem veren takımlarından birine karşı koşarak sayı bulmak pek kolay değil. Yani bu taktiğe güvenmemeli Mavs.

Peki neye güvenmeliler? Sadece Nowitzki'yle bu iş olur mu? Belki ilk turu geçebilirler ama sonrası hiç de mümkün görünmüyor. Bakalım Blazers ile nasıl eşleşiyorlar. Kıyaslamaya başlayalım. İlk 5'lerde Andre Miller, savunması gitgide düşen Kidd'e karşı çok problem çıkarmayacaktır. Ama onun asist yapacağı isimler, özellikle de Aldridge alley-oop'ları Mavs'in canını yakabilir. Kidd ise bildiğimiz gibi Chandler'a alley-oop pasları atmak dışında bir de ceza atışı tehdidi olacak o kadar. İki oyun kurucu da post-up yapmayı seviyorlar ama Kidd'in artık oralarda pek etkili olamadığını düşünüyorum, Miller ise arkasında Kidd varken ufak guard'lara karşı bulduğu sayıları bulamaz.

Guard ve kısa forvetlere baktığımızda, Mavs'de Marion ve Terry haricinde güvenilebilir bir oyuncu bulamıyoruz, halbuki bu pozisyonlarda Blazers çok güçlü. Matthews, G-Wall, Batum, Fernandez ve 3'te 1 kapasitede bile olsa Roy'a sahipler. Kendisi o halde bile arkadaşlarına pozisyon hazırlayabiliyor. Gördüğünüz gibi say say bitmiyor. Biri gününde değilse, diğeri ön plana çıkıyor. Üstelik Batum, Matthews ve G-Wall muhteşem savunmacılar. Matthews hariç diğer ikisi, Nowitzki'nin karşısına bile konabilir. Zaten sezon içinde Batum'u görmüştük 2 maçta yanılmıyorsam Dirk'ü savunurken. Daha Nowitzki'yi durdurma ihtimali olan Camby de var. Ayrıca bu 2-3 numaraların neredeyse hepsi harika dış şut atıyorlar ve Mavs'in kısalarına karşı büyük bir fizik avantajları var. Diğer tarafta ise Marion 3 numarada oynadığı zaman, yarı saha hücumunda Mavs iyice kısıtlanıyor çünkü, Suns'daki gibi aşırı boş kalmadıkça Marion'ın şut tehdidi yok. Zaten kaç sezondur doğru düzgün üçlük atmadığı için iyice kaybetti bu özelliğini, artık boş kalsa da atamıyor. Yani Matthews'ı Terry'e verip, Nowitzki'yi de G-Wall, Batum, Aldridge ve Camby ile biraz yavaşlatırlarsa Mavs'in çok da fazla bir opsiyonu kalmıyor geriye. Mavs için "Beaubois serinin kaderini etkileyecek" diyenler var ama ben onlara pek katılmıyorum. Bu sezon 9 civarı maçını izledim kendisinin. Belki 1 maçı, çıkıp 25 sayı atarak kazandırabilir ama normal sezonda bile o kadar komik hatalar yapıyor ki, henüz playoff basketbolunu geçtim NBA'e bile tam anlamıyla hazır olduğunu düşünmüyorum. Bir de bunun üzerine son maçta bileğini burktuğu için, bu gece oynayamayacak. İkinci maça yetişir mi, yetişse de ne kadar hazır olur o da belli değil.

Blazers, eğer Aldridge bu sezon onlarca maçta gösterdiği liderliği yine sergilerse ve Chandler'a üstünlük sağlarsa (Nowitzki'nin zaten savunabileceğini düşünmüyorum), bir adım öne geçecektir. Ev sahibi avantajı Mavs'de olmasına rağmen diyorum bunu evet... Çünkü unutmayalım ki Blazers ligdeki en zorlu deplasmanlardan biri, takım ve seyircinin bütünleşmesi ile çok büyük bir sinerji yakalıyorlar. Ayrıca bu takımın Mart başından beri G-Wall uyum sürecini atlattıktan sonra Magic, Heat, Mavs, Lakers, Thunder ve Spurs gibi takımları yendiğini ve 21 maçta 15 galibiyet aldığını hatırlatayım. Ciddi bir tehlike yani Mavs'e karşı.

Deplasmanda aynı oranda güvenmiyorum onlara ama Mavs'in kısıtlı bir hücuma sahip olmasından dolayı bir maç deplasmanda çalıp 4-2 ile kendi evlerinde bitireceklerini düşünüyorum. Ama eğer seri 7. maça kalır ise, Mavs'in tecrübesi ve Nowitzki faktörüyle beraber turu geçebilir.


Bulls-Pacers Serisine Bakışım ve İstatistikler


Serinin ve Playoffların başlamasına dakikalar kala, ben de düşüncelerimi aktarayım dedim. Bulls sezon içi performansı ile bakıldığında, önceden kötü başlasa da, şampiyon gibi, ya da en azından şampiyonluk beklentileri ile salona ayak basacak. Sezon içindeki maçlarda 3-1’lik Bulls üstünlüğü var. Salonda Rodman da maçı izlemeye gelmiş. Serinin geneline bakacak olursak, ben Pacers’ın ilk iki maçı kaybettikten sonra bir maçı çalabileceğini düşünüyorum, yoksa zaten 4-0 olacaktır. Ama benim tahminim 4-1 biteceği yönünde. Çünkü Bulls’tan herkes bayağı bir emin gözüküyor fakat, uzun zamandır NBA Finallerini görememekteler. Bu yüzden tecrübe eksikleri sorun olabilir. Ayrıca, bu sezon içinde Rose’u MVP yapacak olan Bulls’un birincilik hikayesi, normal sezon ile birlikte bitti. O senaryo çok etkiliydi, o kadar ki şöyle ifade edeyim: Bir takımla ilk sezonunda en çok maç kazanan koç rekoru Suns ile Westphal’a ait 62 maç ile. Tom Thibodeau ve ekibi bunu egale etti, fakat o başka bir hikayeydi. Şimdi ise asıl oyuncuların sahne alma vakti geldi. Tabii ki Pacers sorun yaratmayacaktır, fakat ilerisi için konuşuyorum. 

Diğer yandan ise, Pacers çok dengesiz bir takım, Granger bir maç 5/7 üçlük isabeti ile 28 sayı bulabilir de, 5 top kaybı 2/12 saha içi isabetiyle kenarda da oturabilir. Benzer bir durum da Hibbert ve faul problemi için geçerli. Bir de McRoberts var tabii ki. O da neredeyse her gece highlight reel’ların bir parçası, bazen inanılmaz smaçlar basıyor bazen de kendisini paspas olurken izledik. O kadar bir dengesizlik çökmüş bu takıma. Ayrıca onlar da 5 sezondur playoff görememiş bir takım durumundalar.

Dediklerimi bir de rakamlarla anlatayım. Bulls’un maçıları ve serileri ikinci çeyrekte ve son çeyreğin başında kazanacaklarını düşünüyorum. Çünkü yedek ağırlıklı beş, diğer takımın yedek beşlerine veya as şutörlerine potayı iğne deliğine çeviriyor. Rose, Brewer, Deng, Gibson ve (gururumuz) Ömer beşi, savunmada 48 dakikaya vurulduğunda rakibe sadece 83 sayı şansı tanıyıp 113 sayı atıyorlar. 30 sayılık inanılmaz bir fark var.  Noah’lı Boozer’lı beş ise 120 ofans sayısı ile en iyi hücum beşi.

Indiana’da ise, savunmanın adeta belini kıran bir isim var. Rush. Rush sahada iken, Pacers’ta kim parkeye çıkarsa çıksın takım ortalama 110 sayı yiyor. Ofansif olarak da, konsantre bir Dunleavy, Granger ve Collison’a ihtiyaçları var.

Spurs - Grizzlies Değerlendirmesi

Spurs 4 - Grizzlies 3

Grizzlies Lakers'tan kaçmaya çalıştığında kimbilir ne kadar hüzünlenmiştir Spurs taraftarları önlenemez son karşısında. E, kolay değil, bir tarafta West'i kaybettikten sonra playoff potasında kalmaya çalışan Hornets dururken, kısmetinize sezon boyunca güçlü ekiplere kök söktüren, potansiyeli Hornets'la kıyas dahi kabul edilemeyecek Grizzlies'ın düşmesini kabullenmek. Bu açıdan son yılların en bahtsız konferans birincilerinden biri oldu Spurs. Yazıya bu kadar karamsar bir giriş yapmazdım aslında ama ah o Spurs'ün sezon sonu performansı yok mu!.. Nasılsa lig liderliğini garantiledik diye vites düşürdükten sonra zor fikstürün de etkisiyle geri toparlanamadılar. İlk başlarda çok da sorun gibi görünmüyordu bu durum belki ama daha sonra kazanmak isteyerek çıktıkları ve hüsranla ayrıldıkları maçlar da olunca anlaşıldı esas durum, Spurs en azından bu süreçte sezon başındaki fırtına gibi esen Spurs değildi... Öte taraftan Gay'in sakatlığıyla birlikte çoğu kesim tarafından playoff şansı oldukça az görülmeye başlanan Grizzlies harika bir direniş ve ekip ruhu göstererek rahat bir şekilde yer buldu kendine bu çerçevede.

Temelinin çok sağlam olduğuna dair kendimi bile ikna edemediğim bir fikrim mevcut bu seriyle alakalı. Aslında fikirden çok önyargı belki de... Açıklayayım: "Konferans finalleri, şampiyonluklar görmüş ve dahası geçtiğimiz sene süprülmüş bir Spurs, henüz playofflarda bir tur geçme başarısı gösterememiş Grizzlies'e elenmez." İster Manu olmasın, ister Parker, isterse Duncan, bu fikrim değişmezdi. Çünkü ortada önemli bir tecrübe avantajı söz konusu. Gelgelelim Spurs elenmesine elenmez ama geçebileceği en zor şekilde geçer bana kalırsa bu turu. Grizzlies öyle bir yıpratır ki Spurs'ü sonraki turlara mecal kalmaz yorgun dizlerinde.

Spurs'e sene başında hızlı tempoya yöneldiler, artık daha göze hoş gelen basket oynuyorlar, Popovich ne büyük üstadsın sen gibisinden övgüler yağdırıyorduk ama maçlarını biraz daha dikkatli analiz etme fırsatımız olduğunda gördük ki hızlı tempoyla sınırlı değilmiş işin sırrı. Popovich oyuncularını sistemine öyle bir uydurmuş ki, hepsinden kapasitesinin sonuna kadar yararlanıyormuş meğer. İşin hücum yönünde; eldeki delici bir guard ile ne kadar etkili olunur bunu öğretti bize koç. Nasıl bu kadar etkili oluyor peki Spurs, tek kelime ile açıklamak gerekirse: "Spacing". Sahaya harika yayılan, ne zaman nerede durması gerektiğini ezberlemiş dört oyuncu, bir de Parker. Tesadüf eseri değil yani Neal'in, Jefferson'ın, Bonner'ın böyle yüzdeli şut atması.

Dizleri artık bitik olmasına rağmen hala Duncan üzerine kurulmuş bir savunma mevcut Spurs'te. Manu'nun ayaklar da savunmada epey yavaşladı, bunun yanı sıra Parker'ın senelerdir yaşadığı size sorunu devam ediyor haliyle. Yani işin savunma kısmı hücum kadar olumlu değil. Ama nedir, senelerdir birbirine alışmış oyuncular topluluğu mevcut, basketbol ahlakı ve çalışma seviyesi üst düzey oldukları için de birbirinin açığını kapatabiliyorlar. Blair mesela bu doğrultuda çok önemli bir silah Spurs adına. İnanılmaz bir rotasyon anlayışıyla tüm gedikleri kapatabiliyor. Kaldı ki rakibin Spurs savunmasını zorlayacak hücum gücü var mı acaba?..

Grizzlies ligin son döneminde en saygı ve sempati duyduğum ekiplerinden biri. Verdikleri playoff savaşını takdir etmemek mümkün değil. Takım oyununu mükemmele yakın oynuyorlar, sistemlerinin dışına pek çıkmadan ve oyun disiplinine sadık kalarak. Ancak Spurs'ü, nispeten zayıf karnı diyebileceğimiz savunma tarafından vurabilecek hücum silahları var mı Grizzlies cephesinde? Bence var, ama bu silahları ne kadar kullanabildikleri, serinin gidişatını etkileyecek gibi. İlk beş başlayan Allen ve Young hücum yetenekleri çok sınırlı ve tek düze iki isim. Conley penetre eder şut atar ama playofflarda ne derece ön plana çıkabilir emin olamıyorum. Gasol deseniz maç başına 7-8 şut belki dener, belki denemez. İşte bu noktada şahsi kanaatim, Randolph'un hücumda yalnız kalmaması adına, Mayo'nun kesinlikle normal sezondakinden daha fazla süre bulması lazım. Bir Young ve Allen değil belki ama savunma kısmında da öyle önemli aksaklıklara sebebiyet verebilecek biri değildir. Bununla birlikte uzunlara gelen ikili sıkıştırmalarda ceza şutlarını kesebilecek Battier'in de ne kadar kullanılacağı önemli bir belirleyici olacaktır Spurs'e kafa tutabilmeleri için.

Savunmasını zaten beğenirim Grizzlies'in. Rakipte kendi pozisyonunu yaratabilen ender oyunculardan olan Manu'nun hücum verimini asgariye çekebilecek oyuncuları mevcut. Ama serinin kaderini çizeceğini düşündüğüm Parker'ın penetrelerine muhakkak bir çözüm üretmeleri gerekiyor. Çünkü Spurs hücumları tamamen o penetrelerden geçiyor. Bu sorunu bertaraf edebilirse Grizzlies, ben serinin Spurs lehine en iyi ihtimalle 6 maçta biteceğini düşünüyorum. İlle bir tahmin yapmam gerekiyorsa da, 4-3 Spurs diyorum.


Celtics - Knicks Değerlendirmesi

Celtics 4 - Knicks 3

Playoffların belki de en merakla beklenen eşleşmesinde Celtics ile Knicks karşı karşıya gelecek. Ligin savunmayı en iyi yapan takımlarından biri ile hücumuyla ön plana çıkan takımlarından birinin eşleşmesi, ayrıca son dönemde başarıya giden yolun ilk adımı olarak görülen "Üç yıldız üzerine takım kurma" işini ilk hayata geçiren ile son hayata geçiren ekibin çekişmesine sahne olacak. Serinin analizine iki takımın artılarını ve eksilerini değerlendirerek başlayalım.

Celtics sezon ortasında yaptığı takas hamleleriyle adeta işleyen çarka kendi elleriyle çomak soktu. Nate Robinson, Daniels -bu ikisini geçelim- Perkins'in yollanması, ardından Krstic, Murphy, Arroyo, Green transferleriyle kağıt üzerinde güçlenmiş gibi gözüken takımın kimyası bozuldu. Tabii tecrübeleriyle büyük ihtimalle playofflarda vites arttıracaklardır. Knicks ise yeni yapılanmalarının ilk senesinde uzun bir aradan sonra playoff yapmayı başardı. Melo'yu alabilmek adına eldeki oyuncuların yarısını gönderdikleri için, sezon başındaki kadro ile sonundaki kadro arasında inanılmaz bir fark oluştu. Melo'nun yanısıra Billups gibi önemli bir tecrübeyi de takıma katarak üçlüyü tamamladılar. Yani bu eşleşme sezon başından bu yana neredeyse kabuk değiştiren iki takımı karşı karşıya getirecek.

İki takımın ofansif yönlerini ele alalım... Celtics tamamen düzen içerisinde sabırla en doğru oyunu oynamaya, en iyi şutu bulmaya çalışan bir ekip. Başta Allen ve Pierce olmak üzere takımda skor yükünü çekecek birçok isim mevcut ama ben bu seride fark yaratacak oyuncunun Garnett olacağını düşünüyorum. Knicks ise düzensizliği düzen haline getirmiş, tabiri caizse kaos basketbolu oynayan, bir an önce skora gitmeye yönelik bir hücum anlayışına sahip ve dolayısıyla bu sistemde oyuncuların şut performansları ve gününde olmaları büyük önem taşıyor. Melo ve Amar'e gibi bire bir savunmada durdurulması çok güç olan hücum silahlarına sahipler.

Savunma kısmına gelince Knicks açısından iyimser olmak mümkün değil çünkü özellikle pota altında büyük zaafları var. Pivot pozisyonunda oynayan Turiaf'ın yedeği Jeffries. Bu bakımdan savunmada Amar'e'nin 5 numaraya kayıp Krstic ile eşleşeceğini ve Turiaf'ın Garnett'i savunacağını düşünüyorum zaten aksi Knicks için intihar olur. Savunmadan bihaber Amar'e'nin Garnett'i savunması, hem erken yorulup hücum performansının düşmesine hem de Garnett'in hücumda daha etkili olmasına neden olacaktır. Shaq'ın ilk maça yetişeceği söyleniyordu fakat durumu halen belirsiz fakat eğer dönerse sadece Turiaf'ı faul problemine sokması dahi takımına büyük katkı verecek ve pota altında Celtics'in büyük üstünlük kurmasını sağlayacaktır -ki bunu Shaq olmadan da yapabilecek güce sahipler-. Amar'e, Turiaf ve Jeffries'den oluşan pota altı rotasyonu Celtics'e karşı direnemez.

Celtics savunması için ise fazla birşey söylemeye gerek yok. Normal sezonun en az sayı yiyen takımı ve savunma konsantrasyonunu arttırdıklarında rakibi inanılmaz bir baskı altına alıyorlar. Knicks'in de dağınık bir takım olması dolayısıyla maçların bazı dönemlerinde Celtics'in uzun seriler yakalamasına tanıklık etmemiz olası. Bu bakımdan Celtics savunması yerleşmeden yapılacak Knicks hücumları önemli.

Benchlere de kısaca değineyim. D'antoni için klasikleşen dar rotasyonu ile Celtics'in inanılmaz geniş rotasyonu karşı karşıya gelecek. Normalde Boston benchi çok ağır basar fakat yeni oyuncuların rollerinin henüz tam oturtulamaması ve Murphy'nin beklenen performanstan hayli uzak olması iki takımın bench oyuncuları arasındaki farkın biraz olsun kapanmasını sağlıyor. Dar bir rotasyonda uzun süreler alacak Knicks oyuncularında serinin uzaması halinde yorgunluk nedeniyle form düşüşü görebiliriz.

Playofflara kalan takımlar arasında normal sezonda evinde en az maç kazanan takım olan Knicks için işlerin playoffta değişeceğini düşünüyorum. Uzun süredir buraları oynayamayan, başarıya aç bir takımdan ve havaya girmiş bir taraftar topluluundan bahsediyoruz. Bunun yanında yıldızlar ilk turdan elenmemek için ekstra performans göstereceklerdir. Ben normal sezon maçlarında Celtics'in Knicks'i süpürmesine rağmen biraz da Celtics'in son dönemdeki formsuzluğuna güvenerek, Can'ın "En fazla 4-2" ısrarına rağmen, bu serinin son maça taşınacağını ve Celtics'in turu 4-3 ile geçeceğini düşünüyorum.



Playoff'lara Girerken (Merhaba)

Merhabalar, ben Erhan Arslan.  Artık ben de Konyalı Portlandlılar ekibinin bir üyesiyim. Basketizm’de de görmüş olabilirsiniz. Neyse, lafı kısa keselim, konuya gireyim. Bugün playoff’lar a başlıyoruz ilk maçlarla. 7 maç üzerinden olan 15 seride,  NBA Finallerine kadar gittikten sonra, ortada bir şampiyon kalacak. Bugün 3 Doğu Konferansı’ndan bir Batı Konferansı’ndan, yarın da tam tersi şeklinde bir fikstür var.

Benim değinmek istediğim konu ise ortaya çıkabilecek ekstralar ile ilgili. Çünkü denklemde bazen çok ufak şeyler serinin seyrini değiştirebiliyor. Özellikle birkaç fark aralığında giden serilerde önemli bir fark oluştuabiliyor. Çünkü NBA’de NCAA’deki gibi, tek maçlık seriler yok. 7 maç boyunca aynı performansı sergilemek gerekiyor. NCAA’de bir maç,  bir takım için atılan her şutun girdiği gibi bir gece olduğunda, bir bakıyorsunuz favoriler elenmiş (bkz. Bu sene, Duke, UCLA). Yani Virginia veya Butler gibi takımların aradan sıyrılması çok zor. Eğer olursa ki, buna da, BAŞARI diyeceğiz.

İşte bu zamanlar bazı yıldızların parladığı zamanlar. Sezon boyu yapılan maçlar sonu elde edilen home court avantajı bir anda elden kaçabiliyor. Konuya dönersek, benim bahsettiğim bu ekstra değer yaratabilecek şeylere ilk örneğim, George Karl. Geçen seneki kanser tedavisi sürecinde, playofflarda takımın başında olamamıştı ve Denver’ı izlemiştik. Bu sene de özellikle Melo’nun gidişinden sonra kepenk indirmesi beklenen takımın Batı’da final oynayabileceğini konuşuyoruz. Bunda da Karl’ın önemli bir payı var.

Bir diğeri ise Carl Landry. West sakatlandıktan sonra aslında Hornets’ta ilk beşte önemli işler yakaladı. Hornets hücumda az da olsa daha fazla sayıda hücum edebiliyor.  Gerçi şu Hornets’in Lakers’a karşı (Bynum’ın dizini katmasak da) çok fazla şansı yok gibi gözüküyor. Knicks’te de benzer durumdaki isim, Billups. Tamam, Knicks’in hızlı hücumu Billups için biçilmiş kaftan olmayabilir, fakat oyun yavaşladığında, belli isimler öne çıkar ve doğru tercihler daima kazanır. Tecrübesinden ise bahsetme gereği duymuyorum bile.

Kısaca değinmek gerekirse, Bulls’ta bu durum bench kadrosuna, Orlando’da Bass ve Anderson’a Boston’da O’Neal’lara (Perkins gittikten sonra, ne yazık ki ! Keşke yıl 2003 olsaydı), Spurs’te de Ginobili’nin ve Duncan’ın sağlam uzuvlara sahip olmasına bağlı takımlarının başarıları.

Magic - Hawks Değerlendirmesi

Magic 4 - Hawks 1

Doğu'nun bana göre bir başka kolay eşleşmesi. Dwight Howard ve arkadaşlarına karşı, vurdumduymazlar takımı. Atlanta Hawks kadar dengesiz, maça çıkarken oynamak isteyip istemediklerini tahmin edemeyeceğiniz bir takım daha bulamazsınız NBA'de herhalde. Takılıyorlar ya kendi çaplarında. Woodson gitti, Drew geldi ne farketti? Aynı tas aynı hamam. Öteki tarafta geçen sezon playofflar'da 4 maçta toplam 101 sayı fark atarak onları eleyen Magic...

Hawks'ta tek Bibby-Hinrich değişikliği oldu. Tabii ki savunmada sınıf atladılar böylece oyun kurucu pozisyonunda ama asıl problem Nelson değil ki, Dwight ve diğerleri. Özellikle de Dwight. Magic'i durdurmak için öncelikle Howard'ı bire bir savunmalısınız çünkü her hücum ondan başlıyor. Horford'dan bunu beklemek haksızlık olur. Geriye Collins kalıyor, tamam onun olayı savunma ama Collins'e bir maçta 15 dakikadan fazla vermek de ihtihar gibi bir şey oluyor hücumda sıfırın altında çünkü kendisi. Yani hani Perkins'e yakın bir savunma yapsa katlanılır da, Collins ile bu işin olacağını pek inanmıyorum. Kendini çok yere atıyor çünkü, başka türlü savunamıyor. Playoff'ta öyle ucuz hücum fauller çalınacağını sanmıyorum Dwight Howard'a karşı.

Magic Arenas, Hedo ve J-Rich takasları sonrası kıpırdanır gibi olsa da, daha sonra inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Vince Carter ile şampiyonluğun yalan olduğu belli olmuştu, ben takaslardan sonra onlar adına ümitlenmiştim ama bu halde de şampiyonluk için bir iddiaları yok. Özellikle Arenas'ın sezon ilerledikçe kendini bulacağını düşünmüştüm ama şu anda basketbol hayatı bitmiş gibi oynuyor kendisi... O yüzden Magic'in yarı finali geçebileceğini düşünmüyorum henüz, Hawks karşısında da Howard ve şutörler sayesinde rahat bir seri çıkaracaklardır. Hawks'un geçen seneden farklı olarak 1 maç kazanacağını düşünüyorum. Çünkü dediğim gibi hem Magic beklediğim seviyede değil. Belki çok kötü şut atarlarsa 2 maç verebilirler ama zannetmiyorum.


15 Nisan 2011 Cuma

Lakers - Hornets Değerlendirmesi

Lakers 4 - Hornets 0

Sırada Batı'nın en kolay geçmesini beklediğim eşleşmesi var. Paul bir anda bölünerek çoğalıp takımın şutör guard'ı ve uzun forvetine geçmediği sürece Hornets, Lakers'ı eleyemez. Hatta maç alması bile sürpriz olur benim gözümde. Bu kadar basit. West olsa bir ihtimal 4-2 derdim ama muhtemelen 4-1'de karar kılardım. Şu durumda ise Hornets'ın nasıl sayı atacağını bilmiyorum. Bynum ilk maçta oynamasa bile Gasol - Odom ikilisi fazla gelir Landry - Okafor'a. Şutör guard'da Kobe ile Belinelli'nin eşleşmesi ise komedi sadece. Ariza iyi savunmacıdır onu verelim Kobe'ye deseniz bu sefer Artest'e Belinelli kalacak. Her çeyrekte yeyip bitirir, hatta öğütür onu Artest. Bynum ile beraber düşündüğümüzde durum daha da korkunç oluyor. Okafor iyi bir savunmacı olas da onu tutacak kadar kalın değil, Gasol ise Landry'e karşı oynarken kendisini 15 yaşındaki birine karşı oynuyormuş gibi hisseder. Ne kaldı geriye, Fisher - Paul eşleşmesi mi, varsın her maç 35 atıp 10 asist yapsın Paul, böyle abes bir istatistikle bile kaç kere 90'ı geçebilir Hornets? Kısacası, West'siz Hornets'a elenmeyi başarırsa Lakers, benim gördüğüm en büyük sürpriz olur herhalde.


Heat - 76'ers Değerlendirmesi

Heat 4 - 76'ers 0

Geçen seneden bu yana belki de en büyük çıkışı yakalayan iki ekip bu sene playoff ilk turunda karşı karşıya gelecek. Bu seri, playoffların birbirine en zıt takımlarının eşleşmesi bakımından ilginç olacak. Bir yanda 2.5 yıldızın sürüklediği ve hiç bench katkısı alamayan Heat, diğer yanda yıldızı olmayan -her ne kadar bu sene toparlansa da, inanılmaz atletizminin yanında sıfıra yakın bir basketbol yeteneği ve zekasını bir arada bünyesinde barındıran Iguodala'yı yıldız saymıyorum- takımda herkesin hemen hemen aynı katkıyı verdiği ve belki de ligin en iyi benchine sahip ekibi 76'ers.

Değerlendirmeye Heat hücumlarıyla başlayalım hemen. Aslında bu konuda fazla bir şey söylemek gerekli mi bilmiyorum... 76'ers'ın Wade ve LeBron'u durduramayacağını düşünüyorum. Iguodala'nın hızlı ayakları ve fena olmayan savunması LeBron'u en fazla yavaşlatır. Wade ise tecrübesiz Meeks ve Turner'ı paramparça eder. Tabii 76'ers'ın pota altında bu ikilinin drivelarını durdurabilecek bir uzununun olmaması da Heat'in işini kolaylaştıracak bir diğer faktör. Ayrıca Bosh'a fazla gerek kalmayacağını düşünüyorum. Bu arada iki yıldızın içeri penetrelerine odaklanan Sixers savunmasına karşı Bibby, House, James Jones ve şu ana kadar kötü bir sezon geçiren Miller ceza şutlarıyla etkili olacaktır.

76'ers hücumu ise tamamen top dolaştırıp boş şut bulmaya dayalı. Zaten hiçbir oyuncusu kendi şutunu yaratabilme özelliğine sahip değil. Bu organizasyonun yapılmasında zaman zaman pas dağıtma görevini üstlenen Iguodala'nın ve başına buyrukluğu genelde eleştirilen fakat kimi maçları tek başına çevirme gücüne sahip Louis Williams'ın rolü önemli. Fakat Heat ligin en hızlı ve agresif dış alan savunmacılarına sahip ve işin savunma kısmını belki de en iyi yapabilen takımlarından biri. Wade ve LeBron'un kaptıkları toplarla bol bol fastbreak sayıları bulacağını tahmin ediyorum. Bunun yanında Heat'in en zayıf karnı olan pota altını etkili kullanabilecek silahlara da sahip değil 76'ers.

76'ers'ın şansını artıracak tek şey olarak bench katkısını görüyorum. İki takımın da yedek beşleri oyundayken -ki Heat'te genelde 2 yıldızdan biri sürekli oyunda oluyor- ibrenin tersine döneceğini, örneğin Heat'in önde götürdüğü bir maçta yedek oyuncular oyuna girdiğinde yakalanabileceğini veya kafa kafaya giden bir maçta geri düşebileceğini düşünüyorum. Tam da bu noktada Louis Williams ile birlikte kenardan gelerek en çok katkı veren ve genelde eşleşme problemi yaratan isim olan Young dikkatleri üzerine çekiyor. Bu bakımdan Haslem'in muhtemel dönüşü Heat için önemli olabilir. Ama Haslem ikinci turda takıma katılacak gibi duruyor, bu durumda bile Young'ın vereceği katkı serinin gidişatını etkilemeyecektir. Hatta bir maçta ibreyi kendi takımının lehine çevirip çeviremeyeceği bile muamma.

Son olarak tahminimi de söyleyeyim. Tüm bu faktörleri birer kefeye koyduğumuzda Heat oldukça ağır basıyor. Ben 76'ers'ın pes etmeyen takım kimliği sayesinde maçların genelde kafa kafaya geçmesini ve az farklarla bitmesini bekliyorum. Fakat Heat'in tecrübesiyle ve güç faktörüyle maksimum bir maç kaybedeceğini ve turu büyük olasılıkla 4-0 geçeceğini düşünüyorum.


Bulls - Pacers Değerlendirmesi

4-1 Bulls

Doğudan başlayalım. Kolaydan zora doğru gideyim diyorum bu değerlendirme yazılarında. O yüzden ilk yazılar biraz kısa olacak herhalde. En azından başlarken amacım bu. Yani esasında Rose-Collison, Boozer-Hansbrough eşleşmeleri yetiyor seriyi anlatmaya. Daha Chicago'nun savunmasına, Pacers'da buraları oynayabilecek pek kimsenin olmadığına falan değinmedim. Granger mı dedi biri? O da karşısında Deng'i bulacak zaten. Kariyeri boyunca yaptığı savunmanın üzerine bir seviye daha çıkan Deng... Hadi Granger belki 1 maç alır sağlıklı ve formdaysa. O kadar. Ama onun dışında çok da fazla analize gerek duyulacak bir eşleşme olarak görmüyorum. Skoru 4-1 Bulls olarak verdim. O 1'i de Pacers'ın evinde deli dolu tempo ile bir maç karambole getirme ihtimali için verdim... Bulls evet NBA birincisi oldu ve bu yüzden bazen birazcık abartıldığını düşünüyorum bu takımın, çünkü sezon başındaki beklentiler en iyi ihtimalle doğu 3.'lüğü idi. Ama yine de Bulls'un elenmesinden daha sürprizi sadece Hornets'ın Lakers'ı elemesi olur herhalde...


14 Nisan 2011 Perşembe

2011 Playoff Eşleşmeleri ve Tahminler

Efendim eşleşmeler gördüğünüz gibi. Şimdi hemen kısaca skor vereyim sonra kimisine kısacık, kimisine uzuncana yazılarla yer vereceğim. Bu skorlar sakatlıklar göz ardı edilerek yazılmıştır:

Spurs 4 - Grizzlies 2
Thunder 4 - Nuggets 3
Blazers 4 - Mavericks 2
Lakers 4 - Hornets 0

Bulls 4 - Pacers 1
Magic 4 - Hawks 2
Celtics 4 - Knicks 2
Heat 4 - 76'ers 1