Suffisamment
2 hafta önce
İspanya'nın şampiyonluk fotoğrafını koymamın bir alakası yok FIBA'nın hatasıyla. Eleştireceğim olay, şampiyonada E grubunun 1 ve 2.sine müthiş bir avantaj tanınmış olması. Fransa ve Rusya'yı geri kalan 6 takımdan ayıran şey, 2. grupların son maçı, çeyrek final ve olası yarı final maçları arasında 1'er gün dinlenme imkanlarının olmasıydı. Kendilerinden oldukça güçlü olan İspanya ve Sırbistan ile karşılaştıkları için bu avantajlarını kullanamadılar ama FIBA'nın yol yakınken yanlışını görüp düzeltmesi lazım.
Sırbistan'ı çok rahat geçen bir maç sonunda 85-63 yenerek altın madalyaya uzandılar. İlk 4 maç boyunca formsuz olsalar da sonradan form tutarak ve üstüste 5 galibiyet alarak altına uzandılar. Fransa'ya karşı olduğu gibi, Gasol kardeşler fazla geldi Sırbistan'a da. Ayrıca son 3 maçta 21.5 sayı ortalaması tutturan Pau Gasol turnuvanın MVP'si seçildi.
Sakın yanlış anlaşılma olmasın, yenildikleri için böyle bir başlık atmadım kesinlikle. Maçın bizim için önemi yoktu, Fransa için ise 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'na katılmak gibi bir amaç vardı. O yüzden yenilmemiz kadar doğal birşey yok. Ama ilk çeyreğin bitimine 3 dakika kala 39-21 önde iken, maçı 80-68 gibi bir skorla vermemize dikkat çekmek. Yani 23 dakikalık bölümde 59-29 gibi bir üstünlük kurdu Fransa bize karşı. Yok artık 12 dev adam.
Kısa kısa notlarla yazacağım bu maçı çeyrek çeyrek yerine, pek keyfim de yok zaten şu sonuçtan sonra:
Kim daha kötü yarışması: Efendim şöyle ki, 4. çeyreğin ve uzatmanın sonlarında iki takımdan hangisi öndeyse, maçı diğerine vermek için sanki özel bir çaba sarfetti. Önce biz alan savunması yaparak üçlük yedik, ardından hücumda Hedo ile çok kötü bir top kaybettik. Yunanistan'da Zisis taktik faullerde 1/2 attı ve Ender'in turnikesiyle maçı uzatmaya götürdük. Bu turnikede birşey dikkatimi çekti, herkes delicesine sevinirken, bir önceki pozisyonda öne geçme fırsatını tepip topu kaptıran Hedo hiç ortalıkta gözükmedi. Bilmiyorum eğer benim gözümden kaçtıysa lütfen söyleyin.
FIBA kurallarına tamamen hakim olmasam da, hakemlerin yanlış bir karar verdiklerini düşünmüyorum. Şut saati sıfırlanmışken - bize göre Yunanlı oyuncular olayın farkında olmasalar da - hücum süresinin dolduğuna dair bir karar çıkması çok zordu. Eh nitekim yediğimiz bomboş turnikeyi saysalar, bu sefer de biz ortalığı ayağa kaldırırdık. En mantıklı kararı verdiler gibi geldi bana. Saatin sıfırlandığı sırada olması gereken süreye yani 5'e getirdiler ve Yunanistan topu kenardan oyuna soktu. Hem bizim, hem hakemlerin şanssızlığına Spanoulis maç boyunca yaptığı gibi, zor ve uzak mesafeli bir üçlüğü değerlendirdi bu kısa sürede.
Kerem-Ömer yerine Sinan-Engin ile başladık maça. Bunun niye tercih edildiğine anlam veremedim? Tam niye gerçek bir oyun kurucuyla başlamadığımızı düşünüyordum ki, Sinan'ın Kerem'i aratmayan pasını Engin değerlendiremedi ama Sinan'ın bu penetreyi görmesi çok hoşuma gitti. Onlarda Lorbek içeriden, Nachbar da gerek kendi yarattığı gerek ona yapılan asistlerle dışarıdan bulduğu atışlarda çok etkili oldu. Bizde ise Ersan 4 tane üstüste 1'e 1 hücumu ve zor şutlarıyla oyunda kalmamızı sağladı. Ardından Nachbar'ın el üstünden bulduğu iki üçlük ile Slovenya farkı bir anda 10 sayıya kadar çıkardı. Lakovic'in, ona odaklanmamız yüzünden zorlanması ve aynı zamanda sorumluluk almaktan da kaçması dikkat çekiciydi. Bizim ise hücumda inanılmaz durgun oynadığımızı söyleyebilirim. Farkı eritmek için alan savunmasına döndük ama bu kadar iyi üçlük atan bir takıma karşı bunun ne kadar iyi bir tercih olduğunu çok sorguladım ben. Hidayet, Slovenya defansının diziliş hatasının farkına varıp Ersan'a dışarıda şut imkanı yarattı ve o da bunu üçlükte değerlendirdi. 15 sayımızın 12'ini üretmiş oldu böylece. Ancak son hücumda Slovenler bomboş üçlüğü kaçırmalarına rağmen Nachbar'a hücum ribaundu verdik ve 24-15 geride girdik 2. çeyreğe.
Semih'in çok kötü bir pasının ardından hızlı hücum yememiz ve Lakovic'in de devreye girmesiyle fark 14'e kadar çıktı: 31-17. Bu arada Semih içeriden çok rahat pozisyonları harcıyordu. Bunun üzerine yine alan savunmasına döndük ancak Jagodnik'in bomboş ve Lakovic'in el üstü üçlüğüyle fark 19'a çıktı: 37-18. Kısacası alan savunmasını bu kadar kullanmamız başımıza büyük bir bela açtı. Ayrıca Ersan kenardayken sayı üretmekte inanılmaz zorlandık iyi top çevirmediğimiz için birebirde sayı yaratacak birisine ihtiyacımız vardı. Ardından Ersan oyuna girdi ve Aşık'ın boyalı alandan bulduğu iki basket, Ender'in turnikesi ve Ersan'ın faulleriyle farkı 10'a kadar indirdik. Hidayet'in el üstünden bulduğu üçlükle tam havaya girdiğimizi yazıyordum ki, yarısahada yaptığımız bir ikili sıkıştırma ile topu kaptık ve Ender ile boş bir turnike bulup farkı 5'e kadar indirdik: 37-32. İki maçtır, Hidayet'in bu tür şutlarını özlemiştik. Devre skoru: 39-32. Son 5 dakikada yakaladığımız 14-2'lik seri ile maça ortak olduk. Bu dönemde Slovenya'ya çok az boş atış şansı verdik, verdiklerimizi de - neyse ki - değerlendiremediler.
Kerem'in kardeş Udrih'ten çaldığı topla oyuna iyi başladık ancak pota altından iki uzunun paslaşması sonucu yediğimiz bomboş turnike beni biraz korkuttu savunmamızın sıkılığı açısından. Ardından Udrih perdeden çıkarak bulduğu üçlükle durumu 44-34 yaptı. Ömer Onan'ın önüne düşen ve değerlendirdiğimiz topun ardından Hidayet yine el üstünden bulduğu üçlükle bizi coşturdu. Çeyreğin başındaki korkumun boşa çıktığı gördüm ve yine kolay şut şansı vermemeye başladık rakibe. Ancak hücumumuz biraz şans ve 1'e 1 oyunlara bakıyordu. Fakat ben bunu yazdıktan hemen sonra yaptığımız, savunmamızın tetiklediği 3 hücumda üstüste mükemmel paslarla hem hızlı hücum, hem bomboş üçlük hem de pota altından bulduğumuz sayılarla 1 sayı öne geçmeyi başardık: 48-47. Bu skordan sonra alan savunmamıza karşı çok iyi hücum eden Slovenya üstüste Jagodnik, Lakovic ve Udrih ile rahat üçlükler buldu ve farkı 7'ye çıkardı: 57-50. Son hücumda ise Kerem'in kaçan zorlama uzak mesafeli üçlüğü sonrasında hücum ribaunduna giren Semih'e faul yapıldı ve o da iki faulü de değerlendirdi: 57-52.
Şu ana kadar aldığımız bütün galibiyetlerin ödülü gelip son hücumumuza sıkışmıştı. Mola sonrası Engin-Ender-Ömer-Hedo-Ersan 5'ini sahaya sürdük. Ender adamını hızıyla geçtikten sonra gelen yardımı görüp, köşedeki Engin'i buldu. Ancak o bomboş üçlüğü değerlendiremedi ve maçı kaybettik. Engin çok uzun süredir kenarda soğumuştu, keşke yanındaki Hidayet'e topu aktarsaydı diye düşünmeden edemedim.
Biz ilk ve ikinci gruplarda şahane maçlar çıkarıp 5'te 5 yaparken, çapraz grubumuzda vukuu bulan 1-2 beklenmedik sonuç, çoğunluğun kafasında oluşturduğu çeyrek final eşleşmelerini alt üst etti. Benim düşüncem Yunanistan'ın lider olacağı, ikincilik için Hırvatlar ile Fransızlar'ın kapışacağı, son sırayı ise Rusya'nın alacağı yönünde idi. Ancak sıralama Fransa-Rusya-Yunanistan-Hırvatistan şeklinde oluşunca, bizim şu ana kadar yenilgisiz bir şekilde lider olmamız, bir anda omuzlarımızda çok büyük bir yük haline geldi. İşte bu bizim şansımız, aslında daha doğrusu şanssızlığımız. Bunun sonucu olarak eğer final yolunda minimum engelle karşılaşmak istiyorsak, bugünkü Slovenya maçını kesinlikle kazanmamız gerektiği.
Bu müthiş maçı maalesef kısa yazmam gerekiyor vakit darlığından dolayı. Edit: İyi ki kısa demişim ya, Milli Takım'dan gazı aldım, tutamadım kendimi =)
Krstic'e görev vermeyen Ivkovic sonunda onu da düşündü. Hedo'nun dizindeki problemin onu zorladığı apaçık belliydi. Bir hayli kötü oynuyodu. Çeyreğin başında Ömer Onan her hücumda gelen ortalama 4 perdeden de savaşarak çıkarak, Paunic'e muhteşem bir savunma yaptı. Semih'in elinde uzun süre tuttuğu ve Hedo'ya potaya atsın diye verdiği pozisyonda hücum ribaundunu alması güzel bir detaydı, bunun üstüne bir hücum ribaundu daha yaptı. Üç dakika boyunca sayı üretemememizin nedeni iyice 1'e 1 ve el şutlar denememizdi. Bu çeyrekteki Ender-Semih alley-oop'undaki Semih'in bitirişi müthiş yumuşaktı, artık kendisini bulduğunu iyice kanıtladı. Delicesine pick & roll oynamaya devam ettik ama Aşık üzerinden oynadığımız her pozisyonda ona faul yapıldığı için şanssızdık. 1/8 faul isabetiyle oynadı genç pivotumuz. Skor bulmakta belki de bu yüzden problem yaşadık. Ersan oyuna girdikten sonra bu anlamda bizi rahatlattı. Defansımız ise mükemmeldi. Sadece 15 sayıya izin verdik bu periyodda. Son 4 saniyede mükemmel hücum eden Sırbistan, Krstic ile bomboş üçlüğü değerlendiremedi: 36-33
3. çeyrekte Aşık'la devam ettik kaldığımız yerden boyalı alanda. Onlar da Krstic ile başladılar. Biz Sırbistan'ı durdurmak için alana döndük. Kerem Tunçeri yine mükemmel oyununu sürdürdü. Ancak Aşık'ın faulleri isabetli kullanamaması yine bu pasları anlamsız kıldı. Maşallah nazar değmesin ama Kerem'i gördüğü boşluklar ve verdiği paslarla Jason Kidd'e benzettim bu maçta. Defansta da müthiş akıllı ve kilitleyici bir savunma yaptı. Ne desem az kendisine... Belki de bir önceki maç, alan savunmasına karşı 2-3 dakika takımı yönetemeyince, Tanjevic'in onu maçın geri kalanında kenarda oturtması böylesi bir hırsa neden oldu... Hedo kısa mesafeli bir şutla ilk sayısını buldu ve bizi umtulandırdı ancak sonra gördük ki Hidayet'in bu dizle bize katkısı olmayacak. Slovenya maçında oynatılmayıp, birkaç gün kesinlikle dinlenmesi lazım. Çeyreğin sonunda Velickovic ve Teodosic'in birbirlerine yaptıkları asistlerle buldukları üçlükler Sırbistan'ın farkı 3'e indirmesini sağladı: 55-52
Son çeyreğe yine Kerem'in asisti ve Ersan'ın üçlüğüyle başladık. Tekrar belirtmem lazım ki bu ikili gerçekten mükemel oynadılar bütün maç boyunca. Yani kelimelere dökemiyorum o kadar beğendim ikisini de, neyse devam edelim. Kerem'in yorulduğunu söyleyip kenara gelmesi ve hemen ardından Ersan'ın da çıkması sonucu 3 dakika boyunca sayı bulamadık ve bu dönemde Sırplar'a atış sırasında çok faul yaparak avantajımızı kaybettik. Ender kısırlığımızı zorlama bir turnikeyi sayıya çevirerek bitirdi. Ancak Teodosic'in çok uzak mesafeli ve el üstünden bulduğu üçlükle geri düştük. Semih 28 saniye kala kendisine yapılan faulden doğan serbest atışlardan 1'ini değerlendirerek beraberliği sağladı. Ardından Sırbistan'a son hücumda 24 saniye boyunca potayı göstermememiz bu maçı ne kadar istediğimizin kanıtıydı. Son 3 saniyede Kerem'in kaçırdığı gözyaşı damlasından sonra Hidayet tip'leyerek topu çemberden geçirdi ama süre dolmuştu. İki maçtır çok kötü oynamasını bir anda kafasında silip atabilirdi belki de, yazık oldu. Bu çeyreğin son 5 dakikasında iki takımın da yaptığı müthiş savunmanın hakkını vermemiz lazım. Bizim takımda özellikle Aşık'ın katkısı muhteşemdi.
Uzatmalarda ise Semih ile 2'de 1 serbest atış isabeti bulup ardından defansta rakibimize inanılmaz hücum ribaundu verdik. Üstüste bomboş atışları kaçırdılar 4 veya 5 tane... Ardından Sırbistan bulduğu bomboş bir üçlüğü daha değerlendiremedi. Son 50 saniyeye kadar uzatmaların skoru 1-0 lehimizeydi ancak bu Kerem'in çaldığı top ve Semih'e yaptığı asist ile değişmek üzereyken, Semih bomboş bir turnikeyi kaçırdı. İnanamadık... Çabuk gelmek isteyen Sırbistan karşısında Hidayet rakibin gideceği yönü çok iyi tahmin ederek topu çaldı ve attığımız fast-break ile farkı 3'e çıkardık. Murat Murathanoğlu'nun deyimiyle: "Ersan Hidayet Ersan basket. Ersan Hidayet Ersan!!!!". Sırbistan 35 saniye kala son hücumda bomboş bir üçlük şansı buldu ancak bunu da kaçırdılar ve maçı kazandık. Uzatmalarda buldukları çok rahat şut şanslarını değerlendirememeleri dikkatimi çekti. Ama ne olursa en büyük yıldızımız sakatken ve 1/16 ile oynarken, biz 5'te 5 yapmayı başardık ve ilk 2'de gruptan çıkmayı garantiledik.
Bir kez daha üstüne basmakta yarar var, bugün MVP'imiz kesinlikle Kerem Tunçeri'ydi. Bir oyun kurucu, oyunu ancak bu kadar domine edebilirdi. Skorbordda 7 yazıyor ancak Avrupa basketbolunda yazılmayan asistleri ve faul ile kesilen pozisyonları da katarsak rahat 13-14'e kadar yolu vardı. Muhteşemdin Kerem, nazar değmesin.
Maça perdeler ve ikili oyunlarla başladık 5-6 tane üstüste. Bütün atışlarımızı çembere kadar inip turnike ve smaçlar ile bulduk. Bir tanesini Aşık kaçırdı o kadar. Rubio'yu Hidayet özellikle geriden savunuyordu, o da boş 3'lüğünde isabeti bulunca açıkçası korkmadım değil ancak maçın ilerleyen dakikalarında korkumun yersiz olduğunu göreceğimi bilmiyordum. Bana göre maçın başında Hidayete'i Fernandez savunurken, post up'ta kullanmalıydık ancak maçtan sonraki röportajlarda Hidayet'in dizinin ağrısının çok arttığını öğrendim. Maç içinde aldığım notlarda normalde Hedo'ya sorumluluk almadığı için ufak eleştiriler yapmıştım ancak bunlara yer vermemeye karar verdim sakatlığından sonra. Defansta ise İspanya'nın top dolaştırıp bulduğu boş şutlarda ve kendisi yarattığı pozisyonlarda Fernandez çok sıcaktı. Defanstaki en büyük eksikliğimiz ise rakibe bol bol hücum ribaundu vermemizdi. Ribaundlar hariç, Aşık'ı çok beğendim. Özellikle Gasol'e karşı yaptığı mükemmel savunmayla çok takdir ettim. Üstüne bir de üçlük çizgisinin gerisinden topu alıp penetre ederek Gasol'ü geçi smaçldığı pozisyon beni hem şaşırttı hem sevindirdi. Ersan ise ilk çeyrekte skor olarak katkı hiç yapamadı ama hücum ribaundlarında etkiliydi. Gerçi maç içinde baktığım sırada yazılmamıştı ama ben iki tane hücum ribaundunu çok net hatırlıyorum ilk çeyrekte. Çeyreğin sonuna doğru Fernandez yine ipleri eline aldı ve skor üretiminde İspanya'yı taşımaya başladı.
2. çeyreğin başında ise Kerem kenarda oturduğu için pek sayı üretemedik. Ender ilk 3 maçtaki oyunundan bir hayli uzak gözüktü. Aşık'ın yerine giren Oğuz'un da 5 dakikada 3 faul yapması moralimizi bozdu ancak kim tahmin edebilirdi bunun Semih'in şahlanmasına neden olacağını? Ender-Engin aynı anda oyunda olduğu dönemde İspanyol guardları çok rahat oynamaya başladılar, ayrıca bizim hücumda tek eline baktığımız isim olarak Ersan kaldı. Bunun üstüne deli gibi hücum ribaundu vermeye devam ettiğimiz için İspanya çeyreği genel olarak kendi kontrolünde götürdü. Anca yine de bu hücum ribaundlarına rağmen savunmamız çok sağlamdı ve pek sayı imkanı vermedik rakibimize.
İkinci yarıya yine Kerem'in müthiş üçlüğüyle başladık. İspanya'da ise koç Scariolo pota altı savunmasından memnun olmasa gerek ki Gasol kardeşler ile başladı. Biz ise Oğuz-Aşık ikilisiyle girdik 3. çeyereğe. İlk yarının sonunda bulduğu üçlükle morali yerine gelen Ersan'la niye başlamadık gerçekten anlam veremedim. Navarro 5 sayı üstüste bularak başlayınca bir anda kendimizi 4 sayı geride bulduk. Scariolo'nun Gasol kardeşler formülu tutmuştu, potaya gitmeyi geçtim tamamen üçlüğe dayalı bir oyuna döndük. Bunda ilk yarı mükemmel oynayan Kerem'in de hata payı vardı. Takımı organize edemedi. Ardından Kerem-Ender, Ömer-Ersan ve Aşık-Semih değişikleriyle kendimizi bulduk. Özellikle Ersan bulduğu sayılarla bizim skorda tutunmamızı sağladı. Ayrıca savumada da getirdiği yardımlarla, şutlara el kaldırmasıyla, mükemmel bir iş çıkardı. Hidayet de savunmamıza 3 tane müthiş top çalarak katkıda bulundu. İspanya bu çeyrekte yine ancak 14 sayı bulabildi: 49-48
Son çeyreğe Semih'in mükemmel bloğuyla başladık. Son 10 dakikanın başlarında hücum ribaudnlarında etkili olan taraf bizdik. Özellikle Ersan mükemmel oynuyordu. Bugün sergilediğimiz oyun Semih'i de etkilemiş olacak ki, arada sırada yaptığı hatalara rağmen bugün kendisine geldiğini gördük. İspanya 53-50 öne geçtiğimizde alan savunmasına dönerek bizi durdurmayı düşündü. İlk hücumumuzda Engin'e bomboş hazırladığımız üçlükte isabet bulamadık. Zorlanmaya başladık bu savunmaya karşı, Ender'in uzaktan ve el üstünden kullandığı ve sokamadığı üçlük bunu kanıtlıyordu. 3 kısayla oynamamıza rağmen yeterince top dolaştıramıyorduk. Ardından oyune Sinan yerine Hedo girdi hücumumuz çok daha iyi şekillenmeye başladı. Ersan'ın onların yarı sahasında yaptığı saçma faul sonrası Gasol'ün bulduğu serbest atış ile uzun süre sonra ilk defa geri düştük: 55-56. Ersan hemen bunun arkasındaki pozisyonda hücum ribaundunu alıp tamamlayarak kendisini affettirdi. Benim saydığım en az 6-7 hücum ribaundu Ersan ama tipleyerek başkalarına kazandırdığı hücum ribaundlarını Eurobasket organizasyonu Ersan'a yazmamış maalesef skorbordda...
Hedo ile hücumumuz daha iyi şekilleniyor demiştim ya, pota altına mükemmel bir pas verdi Hedo'muz, Semih ise bunu arkası dönükken alley-oop'a dönüştürmeyi başardı. Çok güzel bir andı bizim için. Oyunun özellikle son 2 dakikasında Ender formda olmadığını bas bas bağırsa da, niye Kerem'i düşünmedi Tanjevic, gerçekten aklım almıyor. İşte ben tam böyle düşünürken, Ender savunmadaki boşluğu değerlendirerek kolay bir turnike buldu, sevindirdi bizi. Semih'in savunmada çaldığı topla maç bize dönmüştü ancak takımımızın yıldızları Ersan-Hedo ikilisinden affedilmez bir hata geldi. Hedo'nun içeri doğru penetre edip sıkışınca dışarı çıkardığı top Ersan'ın bir hayli üzerinden, bizim yarı sahamıza geçti. Ersan da geri koşup topa dokunmakta (böylece geri pas olmasını sağlamakta) gecikince, Navarro topu kaparak bomboş bir turnike attı ve skoru 61-60'a getirdi. Son 1 dakikada, sakat olmasına rağmen niye topu Hedo'ya vermediğimizi bilmiyorum. Ersan'ın zorlama üçlüğünün girmemesinin ardından Semih'in hücum ribaundunu alması çok kritikti. Ancak bunun ardından Ender Arslan önceki 3 maçtaki gibi oynadığını sanarak el üstü bir orta mesafe şutu denedi ve başarılı olamadı. Üstelik 29-30 saniye kala yerine, saati 20'ye kadar düşürmüştü. Yani son hücumu kullanma hakkı İspanya'daydı. Mola aldılar, bizde Aşık savunma yapması için oyuna girdi Engin'in yerine ve 2 uzun + Ersan'a döndük. Son 10 saniyede Ersan ile eşleşen Llull hızını kullanarak çembere kadar gitmek istedi ve tam ortadan turnikeye girdi. İşte burada Ersan-Aşık ikilisi sahneye çıktı, Ersan arkadan, Ömer ise cepheden Llull'ı öyle bir blokladılar ki, İspanyol oyuncu ne olduğunu şaşırdı ve maçı kazandık.
3'te 3 yapıp 2 galibiyetimizi üst tura getirmemiz çok büyük önem taşıyordu. Böylece gruba daha maça bile çıkmadan lider olarak başladık. Şimdi bu grubun ve durumumuzun artı eksi yönlerini değerlendirelim. Öncelikle bu gruptan çıkamama gibi bir ihtimalimiz olduğuna inanmıyorum. Kısaca artı ve eksi olarak değerlendirelim.
İlk yarının sonunda hafif düzelme sinyali veren Semih'in, ikinci yarıya bir asist ve basket faul ile oldukça iyi başlaması sevindiriciydi. Ancak önceki 2 maçtaki haline geri dönmesi, çok uzun sürmedi. Ayrıca Semih'in asistinde Kerem'in 8 metreden attığı üçlük muhteşemdi. Sonra Ersan devreye girdi, önce birebir oynayarak 3'lük attı ardından Lampe'ye üçüncü faulünü yaptırdı. Buna karşılık Lampe hücumda bizim uzunlarımızı denize döktü desek yeridir. Boyalı alandan, orta mesafeden, dışarıdan, kısacası her şekilde sayı üretti. Pozisyon atlamadıysam, Polonya'nın farkı 6'ya indirdiği dönemde her atılan sayıda onun imzası vardı. Ya direk olarak attı, ya da asist yaptı. Bu dönemde tam 11 sayı Lampe'den geldi. Ardından Tanjevic'ten çok iyi bir hamle geldi, Oğuz'u oyuna alarak Lampe'nin faul problemini değerlendirme yoluna gitti. Hemen her pozisyonda onun üzerinden oynadık. Lampe belki 4. faulünü almadı ama Oğuz'un üzerinden oynadığımız pozisyonlarda sayıya gittik ve ayrıca Lampe'yi savunmada yormuş olduk. Ayrıca Oğuz ile aynı dakikalarda oyuna giren Ender, Aşık'a yaptığı asistler ve son gözyaşı damlası ile farkın yeniden 10'un üzerine çıkmasını sağladı. Farkın açılmasında, o ana kadar sahanın iki tarafında da son derece etkili oynayan Gortat'nın bileğini burkup oyundan çıkmasının da payı vardı. Bunu atlamamalıyız.
Son çeyrekte Aşık "Beni beslemenize gerek yok, kendim de üretebilirim" dercesine güzel bir sayı buldu pota altından. Tim Duncan vari bir 'up and under' sundu bizlere. Ardından savunmada yaptığı iki bloğu Hidayet mükemmel bir asistle ödüllendirdi ve Aşık böylece 22. sayısına ulaşmış oldu. Noktayı da Hidayet üstüste attığı 2 NBA üçlüğüyle koydu, 6 dakika kala fark 19'a çıktı: 76-57. Bu sırada Polonya'nın ne yaptığını soracak olursanız, "maç gidiyor" heyecanı ile abuk subuk hücumlarda bulunuyorlardı. Nitekim Hedo'nun son üçlüğüyle de maç gitti. Polonyalılar'ın bu heyecanını hazırlık turnuvasında onlarla oynadığımız maçta bir kez daha şahit olmuştuk, demek ki seyircileri de bu konuda onları sağ sağlim kafayla oynamalarına yardımcı olamadı. Kim bilir belki de tam tersi daha çok heyecanlanmıştır oyuncular...
A grubu:
Yazıyı maç bitmeden tamamlayıp çıkmam gerektiği için başlıkta skora Türkiye X - Bulgaristan X-28 diye yer vermiştim rastgele. Şansa gerçekten de 28 sayıyla bitti maç. Şimdi hem başlığı düzeltip hem de maçtan resimlere yer veriyorum:
İkinci çeyrekte Bulgaristan alan savunmasına devam etme kararı almıştı, biz de yine ilk 10 dakikanın başına olduğu gibi, başarılı dış atış yapamadık. Bunun üstüne Semih üstüste iki hücum faul ile 3'ledi ve dışarı alındı. Ersan-Semih ve Kerem-Bekir değişiklikleri ile maça iyice ağırlımızı koyduk. Çift guard oynamaya başladık, hatta bir de Sinan'ı sayınca, 3 kısa-Ersan-Oğuz 5'iyle iki dakika içinde farkı 13'e çıkardık. Özellikle bir pozisyonda müthiş top dolaştırıp Sinan'ı bulduk ve o da bomboş 3'lüğü köşeden değerlendirdi: 30-17. Defansta ise onların penetrelerinde çok faul yapsak da, kolay sayı şansı vermememiz olumlu bir yöndü. Hidayet dinlenip Sinan'ın yerine oyuna girince Ömer'i birkaç pozisyonda besledi. Ayrıca Ender'in kendisine hazırlanan bomboş dış atışları değerlendirmesi sonucu neredeyse maçın koptuğunu söyleyebilirim: 44-23. Bu noktadan sonra da topu çok seri bir şekilde dolaştırmaya devam ettik devrenin sonuna kadar, adeta Los Galacticos gibiydik vallahi. Devrenin sonunda maçı kazanmıştık bile: 53-27
Üçüncü çeyreğe başlarken Tanjevic'i ne kadar tebrik etsem, kutlasam azdır. Niye? Maç farka gittiği için değil. %99 oranında bitmiş bir maçın 3. çeyreğine, kendine güveni sıfıra yakın olan oyuncularımız Semih ve Barış ile başladığı için... Gerçi bu hamlesi, Semih'te pek tutmadı çünkü kendisi yine 2 dakika içinde 2 faul daha alarak 5'ledi ve oyun dışında kaldı. Artık buradan kendisini nasıl toparlar gerçekten bilmiyorum. Ancak Barış'ı 4. çeyreğin ortalarına kadar oyunda tutmasını çok takdir ettim. Barış bu şansını 1/5 ile oynayarak iyi kullanamasa da, en azından kendisini kazanmak için bir çaba harcandığının farkına varmıştır...
Litvanya'yı yaklaşık yarım saat önce biten maçta 86-75 mağlup etmeyi başardılar. Maçın başında öne geçtiler ve sonuna kadar bunu sürdürdüler. İlk yarıda Logan'ın çembere kadar gittiği penetreler ile Lampe'nin hem boş dış atışlarda hem de pota altındaki birebir oyunlarda bulduğu sayılarla etkili oldular. Özellikle ikinci çeyrekte Gortat'nın da bu ikiliye katılması farkın açılmasını sağladı. "Litvanya ne yapıyordu?" diye soracak olanlara: Belki armut toplamıyorlardı ama çember dövüyorlardı. Bu çeyrekte 4/14 saha içi ve 1/6 serbest atış isabetiyle oynadılar. Haliyle, ikinci çeyrekte 9 sayıda kalmalarına şaşırmamak gerek.
Kendimi tekrarlamış olacağım ama Türkiye'nin en kabiliyetli, en iyi spikerlerinden biri hatta birincisidir Murat Murathanoğlu gözümde. Basketbol konusunda bu kadar bilgili, geçmişi çok eskiye dayanan, genel kültürü yüksek bir basketbolsever. İş olduğu için değil, sevdiği için bu işi yapan biri. Ama gelin görün ki, tuttuğu takımların maçını anlatırken hakemlere o kadar takıyor ki, anlattığı maçtan zevk almaz oluyorum. Yapma etme Murat Abi. Duygularına biraz hakim olabildiğinde emin ol ekran başındakiler çok daha fazla zevk alacaklar maçtan. Hakemler hakkında senin fikirine katılmayanlardan bahsetmiyorum, katılanların bile yaşadığı stresi, siniri bilmem kaç katına çıkarmayacaksın böylece. Daha sakin bir şekilde izleyeceğiz A Milli Basketbol Takımı'mızı.
A Grubu:
B Grubu:
C Grubu:
D Grubu:
Hava atışı yapılmadan maça kötü bir "başlangıç" yapmıştık Ömer Onan'dan gelen hastalık haberiyle. Zaten rahatsızlığı varken, ateşinin hemen maç öncesi 39'a çıkmasından dolayı kadroda yerini alamadı.
Semih 2. çeyrekte oyundan çıkana kadar takımımıza fayda sağlayamadı. Sinan Güler de oyunda olduğu dönemde rakip guardlara yaptığı savunmayla ön plana çıktı. Hidayet'in dışarıda fazlasıyla dinlendiği dönemde Ersan bulduğu sayılarla takımımızı sırtladı. 26 sayıya ulaştığımızda, bunların 13'ü ona aitti. Hedo da tazelenmiş bir şekilde oyuna girdiğinde üstüste bulduğu 4 sayı ile dinlenmesinin doğru karar olduğunu gösteriyordu adeta. Ömer benim Milli takım analizimde yazdığım gibi, şom ağızım sağolsun ilk yarıda toplam 5 dakika oyunda kalabildi ve 3. faulünü alarak kenara alındı. Petravicius yine Milli takımımızı en çok zorlayan isim oldu. Ardından tam Hedo'nun eline çok bakmaya başladığımızı düşündüğüm sırada, devreye Oğuz girdi ve devreyi 39-39 berabere tamamladık.
İkinci yarıya, ilk 5'imizden 3 oyuncuyu değiştirerek başladık: Ender-Sinan-Hedo-Ersan-Oğuz. Özellikle Sinan ve Ender kumarı müthiş yerinde oldu. Bu ikili farkı 7 sayıya kadar çıkardığımız dönemde çok etkiliydiler. Sinan yaptığı savunma ve ribaundlarda uzunlarımıza tiplediği toplarla müthiş başarılı olurken, Ender savunmada pek gözükmese de hücumda bulduğu boş turnikelerle rakibin direncini kırdı. Hele Sinan-Ender-Sinan sıralaması ile attıkları üç 3'lük var ki 1 dakika için de, o anda koltuktan fırlamayan kaç basketbolsever vardır bilmiyorum... Bu sırada Litvanya Kleiza'nın bulduğu sayılarla atağımıza cevap vermeye çalışıyordu. Çeyreğin ilerleyen dakikalarında ise çok iyi top dolaştırıp boş adamlarımızı bulduk ve onlara faul yapılmasına sebebiyet verdik.
Dördüncü çeyreğe Mazutis'in köşeden bulduğu bomboş üçlükle başladılar. İhsan Bayülken ve Murat Murathanoğlu maç sırasında "çok çok çok ekstra bir katkı" diye anlattılar bu olayı. Bir arkadaşımın deyimiyle "Litvanya'da sokaktan birini çevirsen bomboş üçlüğü değerlendirir." Acaba şu anda sakin haldeyken bu teze katılırlar mı yoksa ekstra üçlük olduğunda ısrarcı mı olurlar? Her neyse devam edelim. Dev gibi bir beşle mücadele etmeye başladık: Kerem-Hedo-Ersan-Semih-Aşık. Ancak pek hayırını göremeden Semih iki faul üstüste yaparak 5'ledi ve yerini Oğuz'a bıraktı. Aynı zamanda Ender de Kerem'in yerine girdi ve bu noktadan sonra ipleri eline aldı. Aşık'a yaptığı asist ve kendisine yapılan faulleri isabetli değerlendirmesiyle maçı tuttu çekti Litvanyalılar'ın elinden aldı. Tabii ki 5 dakika boyunca sadece Jasaitis'ten bir üçlük yememizin de bunda payı vardı. Ömer Aşık ve Oğuz Savaş pota altını rakip uzunlara kararttılar. Bu kısır dönemlerinde tabii ki sansımız da biraz yardım etti, Litvanya boş üçlükleri değerlendiremedi ve maçı 84-76 kazandık.
Resim - NTVSpor
Öncelikle en sorunlu olduğumuz oyun kurucu mevkisi. Seçeneklerimiz oldukça kısıtlı burada. Kerem gibi tecrübeli ve topa hükmetmesini, takıma yön vermesini bilen bir oyuncumuz var ama onun arkasındakiler maalesef güven vermiyor. Özellikle Ender oyundayken her an yanlış bir şut seçimi veya top kaybı yapacakmış gibi korkuyorum. Sinan ve Engin'den ise ancak şutör guard'dan bozma oyun kurucular olarak düşünebiliriz. Engin'i pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim ancak Sinan'ın savunmasını ve gerektiği zaman sorumluluk almaktan çekinmemesini çok beğeniyorum.
Şutör guard mevkisinde ise Ömer Onan'a güvenim sonsuz. Gerek boş kaldığında bulduğu dış atışlarla, gerek rakibin skorerini yavaşlatarak, gerekse hızlı hücuma fırlayıp takımımıza kolay sayı kazandırarak bu takımın önemli bir parçası olduğunu defalarca kez kanıtladı. Ondan arta kalan dakikalarda Engin süre alacaktır. Belki çok kısa süreli de olsa Hedo'yu bu mevkiye, Ersan'ı 3'e çekip çok uzun bir 5 kullanılabilir.
Kısa forvette tabii ki tartışmasız 33 dakika civarları alacak isim Hidayet olacak. NBA'deki yıldızımıza çok güveniyoruz. Tamamen onun üzerine çizilmiş oyunlarımız maalesef yeterli sayıda değil. Biraz onun eline ve yaratıcılığına bırakılmış sanki hücumlar. Bu yüzden omuzlarına normalden daha çok yük biniyor. İnşallah NBA Finalleri'ndeki gibi takımını sırtlamayı başaracak.
Sıra geldi pivotlarımıza. Dedim ya Ersan uzun forvet oynamalı diye, işte onunla berabre takıma en iyi gidecek isim Ömer Aşık. Çünkü işin defans tarafında Ersan'ın eksikliklerini kapayıp, içeri giren rakip kısalara karşı yardıma gelip atışlarını zorlaştırıyor. Ömer'in kötü oynadığı veya faul problemine girdiği dakikalarda, aynı tipteki diğer uzunumuz Fatih'i Polonya'ya götürmemiş olmamız bir dezavantaj haline dönüşebilir. Belki de sırf bu yüzden Semih'i Türkiye'de bırakmak daha doğru bir seçim olacaktı, bilmiyorum. Semih'e yıllardır bir türlü ısınamadım. Savunmada yaptığı pozisyon hatalarını ve rakiplerin bulduğu bomboş turnikeleri affedemiyorum. Oğuz Savaş'ı ise hem içeriden hem de dışarıdan sayı bulan bir uzun olarak, hücumumuza yeni bir boyut getirdiği için kesinlikle kullanılması gereken bir isim.