BIY AD

9 Eylül 2009 Çarşamba

Tam Gaz Gidiyoruz: Türkiye 87 - Polonya 69 (Maç Analizi)


Yetişemedim maçın ilk 9 dakikasına. Hatta ikinci çeyrekte de hiç not almadım. Ancak dikkatimi çeken ilk şey Polonya'nın Lampe'den yoksun oynamasıydı. Önce faul problemi vardır diye düşündüm ancak sonra ikinci çeyreğin ilk 5 dakikasında da oyuna girmeyince bir sakatlığı olduğu kanısına vardım. Devrenin sonuna kadar da oyuna girmedi. Meğerse 2 faulü olduğu için kenarda tutmuşlar. İkinci yarının başlangıcında Murat Murathanoğlu'nun "Lampe 'yine' Hedo'yu tutuyor" yorumuyla bir titredim. Polonya koçu Katzurin'den gerçekten çok ilginç bir tercih gelmiş. İkinci çeyrekten en çok aklımda kalan şey Ender'in oyuna dahil olduktan sonra yine mükemmel bir yüzdeyle skora katkı yapmasaydı. O kadar çok övdük ki kendisini, artık formasına bir nazar boncuğu taktırsa fena etmez. Aynen devam Ender. Tabii bir diğer nokta ise 30 saniye içinde yediğimiz iki üçlük idi. Bunlara izin vermesek devreye 17 farkla girecektik ancak skor 34-45 oldu.
İlk yarının sonunda hafif düzelme sinyali veren Semih'in, ikinci yarıya bir asist ve basket faul ile oldukça iyi başlaması sevindiriciydi. Ancak önceki 2 maçtaki haline geri dönmesi, çok uzun sürmedi. Ayrıca Semih'in asistinde Kerem'in 8 metreden attığı üçlük muhteşemdi. Sonra Ersan devreye girdi, önce birebir oynayarak 3'lük attı ardından Lampe'ye üçüncü faulünü yaptırdı. Buna karşılık Lampe hücumda bizim uzunlarımızı denize döktü desek yeridir. Boyalı alandan, orta mesafeden, dışarıdan, kısacası her şekilde sayı üretti. Pozisyon atlamadıysam, Polonya'nın farkı 6'ya indirdiği dönemde her atılan sayıda onun imzası vardı. Ya direk olarak attı, ya da asist yaptı. Bu dönemde tam 11 sayı Lampe'den geldi. Ardından Tanjevic'ten çok iyi bir hamle geldi, Oğuz'u oyuna alarak Lampe'nin faul problemini değerlendirme yoluna gitti. Hemen her pozisyonda onun üzerinden oynadık. Lampe belki 4. faulünü almadı ama Oğuz'un üzerinden oynadığımız pozisyonlarda sayıya gittik ve ayrıca Lampe'yi savunmada yormuş olduk. Ayrıca Oğuz ile aynı dakikalarda oyuna giren Ender, Aşık'a yaptığı asistler ve son gözyaşı damlası ile farkın yeniden 10'un üzerine çıkmasını sağladı. Farkın açılmasında, o ana kadar sahanın iki tarafında da son derece etkili oynayan Gortat'nın bileğini burkup oyundan çıkmasının da payı vardı. Bunu atlamamalıyız.
Son çeyrekte Aşık "Beni beslemenize gerek yok, kendim de üretebilirim" dercesine güzel bir sayı buldu pota altından. Tim Duncan vari bir 'up and under' sundu bizlere. Ardından savunmada yaptığı iki bloğu Hidayet mükemmel bir asistle ödüllendirdi ve Aşık böylece 22. sayısına ulaşmış oldu. Noktayı da Hidayet üstüste attığı 2 NBA üçlüğüyle koydu, 6 dakika kala fark 19'a çıktı: 76-57. Bu sırada Polonya'nın ne yaptığını soracak olursanız, "maç gidiyor" heyecanı ile abuk subuk hücumlarda bulunuyorlardı. Nitekim Hedo'nun son üçlüğüyle de maç gitti. Polonyalılar'ın bu heyecanını hazırlık turnuvasında onlarla oynadığımız maçta bir kez daha şahit olmuştuk, demek ki seyircileri de bu konuda onları sağ sağlim kafayla oynamalarına yardımcı olamadı. Kim bilir belki de tam tersi daha çok heyecanlanmıştır oyuncular...

Kısacası helal olsun Milli Takım, üçüncü kere teşekkür ediyoruz sizlere.

Ender, sana da nazar değmesin inşallah...

6 FARKLI FIKIR:

elcorte dedi ki...

Hocam sende bi maça tam yetiş bari son 4-5 posttur aynı cümlelerle griş yapıyorsun :) dikkat...

sabonis dedi ki...

Yav alt tarafı dün bitmiş maçın son 6-7 dakikasını izlemediğimi yazdım bir de bugün işten çıkıp vapuru kaçırdığım için ilk çeyreğe yetişemedim. Ne yapayım, skorborda bakıp ona göre mi yazsaydım ilk çeyreği =) Onun yerine doğrusunu yazmayı tercih ettim.

Neyse umarım bundan sonra erken olan maçlarımıza yetişebilirim.

Adsız dedi ki...

semihin bu takımda işi yok ama ısrar ediliyor işte tanjevic'in takıntısı var bu çocuğa

atakan dedi ki...

Semih'in kazanilma sansi %10 bile olsa bu konuda Tanjevic'in israrciligina hak veriyorum. Bu yasta bu boyutlarda adam yetistirmek kolay degil ama kaybetmek kolay. En azindan defansini toparlasa ( ki bu konuda kotu degildi semih ) hucumdaki yeteneksizliklerini duzeltebilir. Uzun adamlar biraz gec gelisiyorlar. He diyebilirsiniz ki milli takim yetistirme liginde mi oynuyor ? Hayir degil ama bu sorunun cevabini 2010'da Semih bize olumlu bir sekilde verirse cok mutlu edecektir bizi.

bloodrayne dedi ki...

Tanjeviç gerçekten saplantıları olan bir adam. Bir zamanlar hakan Demirel saplantısı vardı. Kerem Tunçeri'nin, Tutku Açık'ın mükemmel oynadığı dönemlerde bile onu tercih ediyordu. Neyse ki hatasını anladı ve şimdi çok daha iyi bir guard rotasyonumuz var. Semih konusu da bir saplantı bence. Bu adamın seneye inanılmaz bir aşama kaydedip milli takıma sınıf atlatacağına inanmıyorum. Gerçekten basketbol zekası sıfırın altında seyrediyor. Bir zamanların en çok eleştirilen oyuncusu Asım Pars bile, Semih'ten çok ilerde bu konuda. Bazıları onu genç olduğu için savunuyor. 5 yıldan beri bu tür turnuvalara katılan biri genç olmasını bahane olarak göstermek bence hiç mantıklı değil. İnsan bir ışık görmek istiyor. 5 maç arka arkaya iyi oynasa bile 6. maç iyi oynayacağının, aptalca bir hücum faul yapmayacağının garantisi yok Semih'in.

atakan dedi ki...

@bloodrayne
umarim fikrin degisir bu konuda ve Semih'te aldigi sureleri iyi degerlendirir. Senin gibi basketbol hakkinda yazan, basketbol zekasi yuksek birinin genclerin yillarca verdigi emekler icin bu kadar kolay hukum vermemesi lazim.