BIY AD

Bosh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bosh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2011 Pazar

Heat'i Sevenler- Heat'ten Nefret Edenler

ESPN yorumcusu Brian Windhorst dün yazdığı yazıda, Heat'in, cuma günü Timberwolves'un salonu Target Center'da oynadığı karşılaşma ile ligdeki 28. ve son rakip salona uğrayıp sezonu "Amerika'nın en nefret edilen takımı" olarak tamamladığını belirtmiş.

Maçtan önce Timberwolves taraftarları LeBron'u, isminin anonsu ile birlikte yuhalamaya başlamış ve Heat takım olarak salona adımını attığında Carly Simon'ın -kendini beğenmiş, kibirli anlamına gelen- "You’re So Vain" şarkısı çalınmış.

LeBron konuyla ilgili yaptığı açıklamada herkesin "hate the Miami Heat" düşüncesine girdiğini belirtmiş ve yaptıklarının sadece bir spor olduğunu, olayın fazla büyütülmemesi gerektiğini söylemiş.

Gerçekten de 2 Aralık'taki Cleveland maçında LeBron'un maruz kaldığı hareketler ve hakaretler, Bosh'ın ilk Toronto'ya karşı oynadığı maçta yuhalanması gibi olaylar Heat'in ne kadar sevilmeyen bir takım haline geldiğinin kanıtı gibi duruyor. Yazıda geçtiğimiz gün oynanan Timberwolves maçında da izleyicilerin Heat'i ıslıkladıktan birkaç dakika sonra tüm bunları unutup Heat'li oyuncuların inanılmaz büyüsüne kendini kaptırmış oldukları söyleniyor.

Ben genel olarak Heat oyuncularını antipatik bulduğumu söyleyemem. LeBron Cavaliers'ı finallere taşırken aynı LeBron, Bosh Raptors'ı tek başına sırtlarken aynı Bosh'tı. Bir senede takım değiştirir değiştirmez insanların sevgilisi konumundan nefret edilen adam konumuna gelmeleri üzücü. Bu durumu kaldırabilmek da bana kalırsa ciddi bir mental güç ister. İnsanların güvendikleri, kendilerine ait olduğunu düşündükleri şeyi kaybetmeleri çok acı fakat onların "Bizim takımdayken Kral, bizden gidince Kötü Adam" düşüncesini haksız buluyorum. Neticede uzun seneler boyunca hizmet ettikleri takımdan ayrılmak zorunda kalan oyuncuları da anlayışla karşılaşmak gerek, işlerini yapıyorlar, kim şampiyonluk kazanmak istemez ki. Ayrılmak zorunda kalmaları diyorum çünkü onlar da başarılı olmak için Heat'e gidip Wade'in gölgesinde kalmayı kabullenecek kadar takımlarından ümidi kesmiş durumdaydılar. Kabul edelim ki Wade orada olduğu sürece takımın sahibi Wade'dir.

E tabii LeBron'un gideceği takımı açıklama olayını şova dönüştürmesi, ayrıldığı takımının ardından alay eder tarzda demeçler vermesi de insanların onu itici bulmasına yardımcı oldu ve tabii bu antipati onun oynadığı takıma da yansıdı. Fakat bu takımda herkes tarafından çok saygıdeğer bulunan, hiçbir şeye karışmadan işini yapmaya çalışan Wade, Bibby, Miller gibi oyuncular da protestolardan nasiplerini alıyorlar.

Teşbihte hata olmasın ama ben Heat'in şu anki durumunu biraz Fenerbahçe'ye benzetiyorum. Artık insanlar ikiye bölünmüş durumda: Heat'i sevenler ve Heat'ten nefret edenler. Tabii bu durumdan kurtulup insanların gözündeki imajlarını düzeltmek noktasında işleri oldukça zor.

28 Mart 2011 Pazartesi

Büyük Üçlü Tarih Yazdı

Bu sabaha karşı oynanan ve Heat'in evinde Rockets'ı 125-119 mağlup etmeyi başardığı karşılaşmada Heat'in büyük üçlüsü Lebron,Wade ve Bosh'ın herbiri en az 30 sayı ve 10 ribaund yaparak ilginç bir istatistiğin altına imzalarını attılar. Lebron 33 sayı, 10 ribaund- Wade 30 sayı, 11 ribaund- Bosh 31 sayı, 12 ribaund ile mücadeleyi tamamladı.

Heat organizasyonunda bu bir ilk, düne kadar böyle bir başarıyı yakalayan 3'lü çıkmamış. NBA tarihinde ise aynı takımdan 3 kişinin birden en az 30 sayı ve 10 ribaund yaptığı son maç Kasım 1997'de oynanan ve 4 uzatmaya giden Trail Blazers-Suns maçı. O maçta da Isaiah Rider, Arvydas Sabonis ve Brian Grant -zaten Brian Grant'in bu istatistiği yapabilmesi için maçın 4 uzatmaya gitmesi gerekirdi- 30 sayı 10 ribaund istatistikleri yakalamış fakat maçı Suns 140-139 kazanmış. O dönemki Trail Blazzers kadrosunu incelerken gözüme çarptı. Kenny Anderson ve Rasheed Wallace takımın ilk 5'ini tamamlayan diğer parçalar ve bu iki oyuncunun da skorer yönü hiç de az değilmiş o zamanlar. Yani Heat'te olduğu gibi 3 kişinin eline bakan bir takım değiller. Fakat öte yandan 4 uzatma da az değil. Kafadan 20 dakika fazla oynanmış maç. Tabii bu da istatistiklerin oluşmasında çok büyük bir etken.

Bir parantez de Rockets'a açmak istiyorum. Sezon başından beri olmayan ve belki de bir daha asla onlar için oynayamayacak olan en büyük yıldızları Yao'dan yoksun bu takımın, playofflara kalma mücadelesinin böylesine çetin geçtiği batı konferansında hala yarışın içinde kalma savaşını takdir ediyorum. Scola ve Kevin Martin önderliğinde ve özellikle Lowry'nin inanılmaz çıkışıyla sezon sonuna dek playoff kovalayacaklardır. Zaten son 5 maçını kazanmışlardı. Bu maçta da Heat'e deplasmanda kafa tutarak ellerinden geleni yapmışlar ama yetmemiş.

27 Mart 2011 Pazar

Bu Kadar Baskı Beklemiyorduk

Evet efendim Spoelstra Heat'in bu sene özellikle internet ortamı başta olmak üzere, eleştirilerden bunaldığına değindi ve dedi ki "Sezon başında bu konuları konuşmuştuk ancak bir anda kendimizi fırtınanın içinde bulduk. Elbette ilgi ve baskı bekliyorduk ama bu kadar da değil."

Bence az bile üstlerine gidiliyorken, Spoelstra'nın bu açıklamasını ilginç bulduğumu söylemeliyim. Olay beklentide bitiyor. Yani LeBron tek başına Cavs'deyken bile, Cavs'in ne kadar ilgi çektiği ortada. LeBron'un seveni kadar, nefret edeni de var. Asıl olarak da beklentileri son derece yukarıya çeken bir süper yıldız. Gittiği takımı otomatik olarak şampiyonluk potasına sokuyor. Elbette Heat'in medya tarafından bu kadar ele alınması doğal olacaktır. Miami'nin kurduğu üçlüye baktığımızda belki Celtics gibi ilk yılda şampiyonluk kazanamayacaklar ama popülarite olarak 10 kat üstündeler onların. Sonuçta NBA'in şu anda en iyi 3 oyuncusundan ikisi kadrolarında. Üstelik bu süper yıldızların hepsi en verimli dönemlerini geçiriyorlar basketbol kariyerlerinde. Celtics 3'lüsü gibi son yıllarında bir araya gelmediler. Bu da ayrıca beklentilerin yükselmesine neden oluyor. Sonuç olarak da çok daha fazla eleştirilecek bir takım çıkıyor ortaya. Bir de insanların güçlünün karşısında olma tandansını da unutmamak gerek. Böyle bir üçlü kurulduğunda pek çok seyirci sıcak bakarken, onlardan daha da büyük bir grup bundan 10 ay önce pek tınlamadığı Miami Heat'ten tiksinir oldu.

Sadece LeBron'un tanıtım şovunda sarfettiği sözler bile Heat'in ekstradan dikkat çekmesini sağlayacak cinstendi: "Buraya 1, 2, 3, 4, 5, 6 değil sayısız şampiyonluk kazanmak için geldik." Sonra neymiş Spoelstra bu kadar ilgi ve baskı beklemiyormuş. Yok artık... Geçen sene Celtics ve Lakers kötü dönemlerden geçerken "Bu takımlar bitmiş, yaşlandılar artık, şampiyonluk hayal" denmiyor muydu? Zirve yarışındaki favorilere her zaman böylesi büyük bir ilgi gösterilir. Miami Heat de 3 yıldızıyla kabul edin veya etmeyin şampiyonluğun en önemli 4 adayından biridir bu sezon hala.

Ben demiyorum ki bu baskıyı kaldırmak kolay. Hayır kesinlikle değil. Zaten ünlü bir sima olmanın en büyük zorluklarından biri bu. Eleştirilere karşı gerektiği yerde kulaklarını tıkamak, gerektiği yerde dikkatle dinleyip ders çıkarmak bunun yerini ve dengesini bilmek. Ama "Bu kadar ilgi beklemiyorduk" deyince takımını hazırlayamadığını gösteriyor bu bence Spoelstra'nın. Bu sayede Wade'in çıkıp "Tamam işte yenildik ya bütün dünya çok mutlu artık" tarzında açıklama yapmasını daha iyi anlayabiliyorum. Kafaca hazır değiller yani henüz. Bu takımın yarattığı etkinin farkında değiller çünkü. Sezon başında bütün bunlara karşı uyarılmaları, kafaca hazır olmaları sağlanmalıydı bu büyük yıldızların. Hatta gerekirse sezon içinde psikologlarla görüşülebilirdi falan. Çözümü var yani bunların. Ama neyse ki artık o fırtınaları günleri atlatmış gibi gözüküyorlar.

Peki ya playofflar'da işler sıkışınca, medyada Heat yine bu kadar didik didik edilince ne olacak? İşte o merak konusu... Özellikle Spoelstra'nın playofflar'da Heat'e ne kadar yardım edebileceğine dair şüphelerim var.

13 Mart 2011 Pazar

Kim Demiş Yıldızlar Mücadele Etmez Diye


Link

Yukarıdaki görüntüler dün akşam oynanan Grizzlies-Heat karşılaşmasından. Heat doludizgin giden Grizzlies'ı beklenenden çok daha rahat geçmeyi başardı. Karşılaşmayla alakalı akıllarda ise bu pozisyon kaldı, Grizzlies hızlı hücumunda Heat'in yıldızlarının Wade önderliğinde göstermiş olduğu mücadele... Önce Wade arkadan gelerek Allen'ı blokluyor, ardından LeBron Young'ın topunu panyaya yapıştırıyor. Sonra Wade bir kez daha kesiyor Allen'ı, o sırada Bosh yardıma yetişiyor ve ortalığı karıştırıp topun takımında kalmasını sağlıyor. Bloklar zaten tek tek bakıldığında hiç fena değil ama art arda gelmeleri daha güzel kılıyor pozisyonu. Yalnız dikkat ettiyseniz Heat adına savaş veren üç kişi var pozisyonda, takımın yıldızları... Tesadüf gibi görünüyor belki ama Wade ve LeBron'un attığı deparlara dikkat ederseniz öyle olmadığını göreceksiniz. Bu adamlar geriye çılgınca koşup takımın sayı yemesini engellemeye çalışıyorsa takımda bulunmalarının başlıca sebebi bu işleri yapmak olan Chalmers-Damiper ikilisi de bir zahmet popolarını kaldırıp gelecekler oraya. Yok öyle hem yeteneksiz olup hem de işten kaytarmak.

11 Mart 2011 Cuma

Bosh Rolünden Memnun Değil


Link

Bu sabah yazacaktım da hastalık nedeniyle dinlenmek durumunda kaldım. Evet efendim Chris Bosh, şu an takımda yerine getirdiği işlerden memnun değilmiş. Aslında rolünden memnun değil demek tamamıyla doğru değil. İki gün önceki Bulls yenilgisinden sonra Bosh'un yaptığı açıklamaları youtube'a koydum, yukarıda dinleyebilirsiniz. Kısaca özetleyeyim. Bosh kendi oyunundan feragat ettiğini, bunun kendi sorumluluğunda olduğunu söylüyor. Kendisinin bir uzun olduğunu ve iyi şut atsa da bunu devamlı yapmasının saçma olduğunu belirtiyor. Topu daha çok içeride alarak takımına daha yararlı olacağını söylüyor.

%100 değil, %1000 katılıyorum bu konuda Bosh'a. Şuna dikkat çekmek istiyorum. Bosh kullandığı top sayısından falan yakınmıyor kesinlikle. Zaten mesela benim beklediğimden çok daha fazla şut deniyor bu sezon. Toronto'da maç başına 16-17 civarındayken şimdi 14 kere topu potaya atıyor. LeBron ve Wade'in yanında muhteşem bir rakam 14 yani. Ben 12 civarına düşmesini bekliyordum sezon başlamadan önce. Ama şu anda Bosh Miami'de sadece ve sadece şut atan bir uzuna dönüşmüş durumda. Aslında sezonun başında biraz biraz istiyordu ama bu pozisyonların yarısından fazlasında topu ona aktarmıyordu arkadaşları, sonradan oyun stilini değiştirdi ve tamamen şutuna dayalı bir tarz belirledi kendine. Elinizde 2.10'un üzerinde boya sahip bir yıldız varken, onu sadece Wade ve LeBron'un hazırladığı pozisyonlar sonrasında orta mesafe şutlarına mahkum ederseniz, o yıldızı söndürürsünüz. Bosh attığı şutların çok büyük bir çoğunluğunu orta mesafeden deniyor. Ha, isabet buluyor ve yüzdesi de müthiş ama bu onun en verimli yaptığı iş değil. Arada sırada Bosh'un da üç saniye civarında alıp bire bir oynaması, kendine veya arkadaşlarına pozisyon hazırlaması gerekiyor. Unutmayalım geçen sene leş gibi bir takım olan Raptors'ı bu şekilde doğuda az kalsın playoff'a sokuyordu tek başına...

Yani şu anda Bosh'un bir rol oyuncusundan hiçbir farkı yok. Hani üç yıldız birleşti falan diyorduk ya sezon başında. İşte bu 3. yıldızın hakkını vermiyor Heat. Ama buna rağmen yukarıda söylediğim gibi, Bosh kendisine verilen görevi çok başarılı bir şekilde yerine getiriyor. Ama mesela Haslem Bosh'un yaptığı şu işi onun kadar olmasa da kotarabilir. Miami'nin Bosh'u almasının sebebi pozisyon yaratabilme kabiliyetiydi yani. O kadar parayı boşuna almıyor bu adam, müthiş yetenekleri olduğu için alıyor. Ben mesela hiç katılmıyorum Bosh'a edilen laflara internet ortamında. Raptors'da özellikle son 2 senesinde çok büyük işlere imza attı. Yumuşak olmadığını pek çok maçta gösterdi ama hala tabii ki arada sırada sertliği az geliyor, özellikle de cüssesi kendisinden büyük oyunculara karşı, o ayrı.

Yani Heat'in sadece Wade ve LeBron'un eline bakmaması lazım. Biraz Bosh'un da devreye sokulması lazım. Sadece bu iki yıldız tarafından beslenerek katkı veren Bosh ile kendisi pozisyon yaratarak katkı veren Bosh arasında çok ama çok büyük bir fark var ve bu fark Miami'nin istediği seviyeye çıkmasında büyük bir rol oynayabilir. Yeter ki Spoelstra ve Wade-LeBron ikilisi unutmasınlar Bosh'u ilk 70 maçta olduğu gibi. Bugünkü Lakers maçında ve önümüzdeki 10 gün Bosh'u dikkatle izleyeceğim bakalım bir değişiklik olacak mı, özellikle içeri girip top isteyecek mi?

25 Şubat 2011 Cuma

Numara mı Değil mi?


Link

Yukarıdaki görüntü dün gece oynanan Heat-Bulls maçından. Sırtı dönük topu alan Boozer çembere doğru dönerken dirseklerini biraz fazla açıyor ve sağ dirseği Bosh'ın burnuna çarpıyor. Bunun üzerine Bosh bırakıyor kendini yere ve hakem de hücum faulü çalıyor. Bir çok kişi Bosh'ın numara yaptığını düşünmüş. Şiddetini çok kestiremesem de kendisinin bir darbe aldığı ortada ve bu darbe vücudun hassas organlarından birine gelmiş. İşin içine dirsek girdiği için de çok emin olamadım ilk başta Bosh'ın yaptığının numara olduğu konusunda. Belki anlık bir acı duymuş olabilir ve kendini yere bırakma sebebi de faul almaktan ziyede duyduğu korku kaynaklıdır. Ama özellikle yerde kıvranması ve birkaç saniye sonra sapasağlam hücuma katılması olayı aydınlatıyor gibi.

Bosh Fena Çuvalladı

Takımının bu sabaha karşı Bulls deplasmanında 93-89 kaybettiği maçta Chris Bosh denediği 18 şuttan yalnızca 1 isabet bularak ilginç bir başarıya imza attı. Takdir edersiniz ki bu kadar şut girişiminden bir isabet çıkarabilmek oldukça zor bir iş. 1973'te Houston'da forma giyerken 22'de 1 isabet oranıyla bir maçı tamamlayan Mike Newlin'den sonra, 18 ve daha çok şut denediği bir karşılaşmada en düşük isabet yüzdesi tutturmuş oyuncu oldu kendisi.

Gelelim bu kötü performansın nedenlerine... Miami hücumları genellikle bire bir zorlamalar ve yıldızların(özellikle Wade-LeBron) bireysel yeteneklerini kullanarak skora gitmeleri veya arkadaşlarına pozisyon hazırlamaları üzerine kurulu. İkili oyunlar, hücum stratejilerinin çok ufak bir alanını kapsıyor. Bu maçta ise neredeyse hiç kullanmadılar tepeden pick'n roll oyununu ve böylece Bosh'a çok pozisyon hazırlayamadılar. Bosh başkasına ihtiyaç duymadan da sayıya gidebilen bir oyuncu ama onu bu şekilde ligin en iyi uzun savunmacılarından Noah'ın kucağına atmak kötü hücum etmesinin en önemli sebebi oldu. Bu seviyedeki bir oyuncu 18'de 1'le oynuyorsa, bunu yalnızca rakip savunmaya bağlamak saçma olur. Zaten maç içinde kısa bir sürelğine de olsa Boozer geçti Bosh'ın savunmasına. Boozer'a karşı sayı bulamayan bir oyuncu gününde değil demektir. İşte Bosh'ın kötü hücum performansının ikinci sebebi de buydu. Yüksek posttan boş şutlar ve hatta pota dibinden turnikeler de kaçırdı kendisi. E yıldız oyuncular bunlar, şutum girmiyor diye paniğe kapılıp, kendilerini geri çekmez, çekingen davranmazlar. Hal böyle olunca 18'e kadar gitti denediği şut sayısı ve sonuç koca bir fiyasko oldu.

Tek bir maçla yargılayacak değilim kendisini, bu tarz karşılaşmaları her yıldız oynayabiliyor. Esas önemli nokta Bosh'ın içler acısı haline rağmen Heat'in deplasmanda son topa kadar direnebilmesi. Bulls rakibine karşı oynadığı iki maçtan da galip gelmesini bildi bu sezon. Bunlar elbette çok önemli zaferler ama Heat'e, Celtics'in verdiği kadar etkili bir mesaj verebildiklerini söylemek de şu aşamada pek mümkün görünmüyor.

13 Şubat 2011 Pazar

Miami Heat ve Two and a Half Men

Charlie Sheen'in ünlü komedi dizisinden bahsetmiyorum, Pippen'ın zehir zemberek açıklamalarından bir kuple bu. Eski efsanlerden gidiyoruz bugün, hayırlısı. Slam Online'a röportaj veren Pippen güncel konularla ilgili çarpıcı açıklamalar yapmış. Röportaj çok uzun olduğu için yalnızca dikkat çeken yerleri aldım. Zamanında Bulls ile kırdıkları galibiyet rekorunun gerekli değeri görmedğini belirten Pippen; "Rekor hayli küçümseniyor, biz başardık ve ne öncesinde ne de sonrasında bu istatistiği geçebilen olmadı." demiş. Jeff Van Gundy de nasibini almış Pippen'ın açıklamalarından: "Şimdiki söyleyeceklerim için özür dilerim ama Jeff Van Gundy gibi ahmak insanlar, Miami'nin bu rekoru kırabileceğinden bahsediyordu sene başında. Van Gundy kim ki?" diye konuşmasını sürdürmüş ve en son da Heat ve Bosh'a sarmış: "Takımdaki iki oyuncuya saygı duymuyor değilim, ya da 2 buçuk demeliydim sanırım çünkü Bosh, LeBron'un yarısı eder ancak. Ben bu rekoru kırmalarına ihtimal vermiyorum. Miami'nin kulüp, hatta eyalet rekorunu kırabileceğini dahi düşünmüyorum."

Amma biriktirmiş, ben yazarken yoruldum. Önce '2 buçuk adam' konusuna değinelim. Literatüre yeni bir söz öbeği eklemiş Pippen, zira biz onlara genelde üçlü diyorduk. Yalnızca onlara değil Celtics'tekilere veya Spurs'dekilere de. Belki yetenek, kapasite, popülarite olarak LeBron ve Wade'in gerisinde Bosh ama unutmamak gerekir ki kendi pozisyonunda ligin en iyi 4-5 oyuncusundan biri. Takıma katkısı azımsanacak gibi değil. Özellikle önemli maçlardaki performansı gayet tatmin edici. Ayrıca psikolojik açıdan da takım arkadaşlarına güven veriyor. Örneğin maç sıkıştığı anda topu verdiğinizde sayı çıkaramayacağını, hücumda sorumluluk alamayacağını veya savunmada bariz kusurları olduğunu kim iddia edebilir? Ne var ki Heat seçimini yaptığına göre bu tür haksız eleştirilere de kendisini hazırlamış olmalı.

Rekor konusundaysa Pippen'a sonuna kadar katılıyorum. İnsanlar belki farkında değil ama ortada eşine kolay rastlanamayacak bir durum var. Koca lig tarihinde Bulls'un 72-10'luk serisine yaklaşabilen takımlar, yine aynı çekirdek kadroyla kendileri ve 70'li yılların başında West-Chamberlain ikilisinin bulunduğu Lakers. Yakın zamanda ise başarılı sezon geçiren takımlar var ama açıkçası rekora pek de yaklaştıkları söylenemez. Son yıllarda sürekli değişen basketbol anlayışına hiç girmeyeceğim çünkü o bambaşka bir yazı konusu. Ama önümüzde destekleyebileceğimiz daha somut örnekler var. Mesela, Pippen'a göre 2.5, bana göre 3 oyuncu kariyerlerinin en iyi sezonlarını geçirecek diyelim. Bu oyuncuların yeteneklerine ve yapabileceklerine saygım sonsuz. Peki, isimler çok büyük olsa dahi yalnızca birkaç sene içerisinde bütün lig tarihi alt üst edilebilir mi? Jordan-Pippen çekirdeği kaçıncı sezonunda bu rekoru kırabilmiş? Bu oyuncuların etrafında şekillendirilen veya şekillendirilecek isimler rekoru kırmaya yeterli mi ya da yeterli olacak mı? Ayrıca malumunuz günümüzde üçlüler pek bir moda ve güçlüler artık daha güçlü, sürekli kadrolarını geliştiriyor. Celtics bunun en iyi örneği. Ortada büyük bir potansiyele sahip bir Bulls, bu yaz 1-2 takviyeyle güçlenebilecek Knicks ve de Dwight takımda kaldıkça tehdit olacak Magic takımları da var. Aynı konferansta olduklarından dolayı bu takımlarla sık karşılaşacak Miami rekoru gerçekten kırabilir mi? Tüm bu soruları birleştirdiğimizde cevabım "hayır" oluyor. Üzgünüm ama adam haklı Van Gundy.

Pippen'ın eyalet ve franchise rekoruyla alakalı açıklamalarında ise hafif bir aşağılama seziyorum. Miami'nin kulüp rekoru 61-21 ve bu tempoyla giderlse daha ilk sezonlarında bile rekoru geliştirebilirler.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Bosh Görsün de Delikanlılık Öğrensin


Link

Bench'te oturuyor zaten, kafayı uzatması yeterli görmesi için... Efendim, hatırlayacaksınız iki hafta kadar önce Bulls-Heat maçında Ömer ortada kalan bir topa atlamıştı, Bosh da tam bu sırada o yöne doğru hamle yapınca dizi dönmüştü. Bunun üzerine sakatlığın verdiği sinirle "Hepimiz bu işten para kazanıyoruz, biraz daha dikkatli olmalıyız bu tarz pozisyonlarda" gibisinden açıklamalar yapmıştı. Şurada görebilirsiniz açıklamalarını ve Can'ın konuyla ilgili yorumunu. Çok değil aradan 2 hafta geçti...

Dün geceki Heat-Magic maçında o olaya çok benzer bir pozisyonda Hidayet küçük bir sakatlık geçirdi. Ribaund mücadelesine girmek isteyen Mike Miller takım arkadaşının ayağına takılınca Hidayet'in dizine ters bir şekilde düştü. Neyse ki sağ ayağı tam olarak yere basmıyordu da ucuz atlattı milli yıldız. Hani biraz hızlı atsa adımını diz falan kalmazdı büyük ihtimalle. Bir de adama kızıyorduk ayakları yavaşlamış diye. Ama esas değinmek istediğim pozisyonun sonunda Miller'ın centilmenliğine Hidayet'in tepkisi. Çok büyük bir sakatlığa ramak kalmasına rağmen gayet olgun davranıyor, helal olsun . Bizimki mi ağırbaşlı, Bosh mı işgüzar, yoksa her ikisi birden mi takdir sizin.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Sakin Olun Ağalar


Link

Yukarıdaki video dün akşam oynanan Heat-Thunder maçına ait. Bosh'ın Harden'a yaptığı faul üzerine Durant ve Bosh ikilisi tartışmaya başlıyor ve karşılıklı teknik faul alıyor. Yakın zamanda hayli olay gördüğümüz için bu tartışmadan kavga çıkmayacağını rahatlıkla sezebiliyoruz. Zaten konumuz da o değil, Durant'in maç sonunda Bosh hakkında söyledikleri. Genç yıldız, Bosh için "Ligin kofti sertlerinden, ben oraya takım arkadaşımla konuşmaya gittiğimde olaya müdahil oldu, kendi sahamda bana bu şekilde davranmasına izin veremezdim." gibisinden açıklamalar yaptı.

Durant'in arkası dönükken Bosh'ın konuştuğu ve tartışmayı başlattığı videoda görünüyor ama açıkçası biraz ağır buldum Durant'in söylediklerini. Muhtemelen mağlubiyetin verdiği sinirle yaptı bu konuşmayı. Olayın üzerinden biraz zaman geçip sakinleştikten sonra konuşsaydı daha sağlıklı olurdu sanki. Sonuçta Bosh'ın bu zamana kadar kimseye efelendiğini veya tartışma ortamı yaratmaya çalıştığını hatırlamıyorum. Bu arada ikiliyi yan yana görünce bir şey dikkatimi çekti. Resmi kaynaklara göre bu iki oyuncunun boyu arasında 5 santim fark olması gerekiyor ama o kadar da yok gibi.

28 Ocak 2011 Cuma

Wade Gözlük Takacak

Hatırlayacağınız gibi Dwyane Wade Miami'nin Toronto karşısına çıktığı maçta takımdaki yerini alamamıştı. Ufak bir sakatlık olduğu için pek üzerinde durmamıştım. Ancak daha sonra ilginç bir detay ortaya çıktı. Wade'in o maçı migreni (şiddetli ve düzenli bir başağrısı) tuttuğu için kaçırdığı ve yaklaşık 3 saat sonra oynanacak New York Knicks maçında da sahaya gözlükle çıkacağı yazılıyor. Gözlük takmasının nedeni olarak ise salonlardaki parlak ışıkların gözlerine zarar verdiği ve bu parlak ışıkların migreni tetikleyen etkenlerden biri olduğu söyleniyor.

Bosh'un olmadığı bu dönemde, Wade'in takımını yanlız bırakmak istemediği ancak durumunun kendisine soru soran muhabire ışık altında olduğu için cevap veremeyecek kadar ciddi olduğunu da belirtmek gerekiyor. Birkaç gündür antremanlarda da farklı gözlükleri denediğini ve en rahat olanı bu gece maçta giyeceği de yazılıp çizilenler arasında. Yukarıdaki zannedersem en rahat ettiğiymiş, alttaki ise iki gün önce denediği.


Edit: NBA'in Wade'e üstteki gözlüğü takması için izin vermediği açıklandı. Camı çok koyu olduğu için yasaklanmış. Rakipleri Wade'in gözlerini göremeyeceği için haksız bir avantaj sağlayabileceği belirtilmiş Wade'in. Onun yerine bu alttaki gözlüğü tercih edecek Wade.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Bosh'tan Ömer'e Suçlama


Link

3 gün önce Bulls, Heat'i mağlup ederken, Chris Bosh bileğini burkarak son çeyreğin ortalarında oyunu terketmişti. Pozisyonda Ömer, yerde yuvarlanan topa atlamış ve Bosh'un ayağı da Ömer'in altında kalmıştı. Maçtan sonra Bosh'un açıklamaları biraz çirkindi: "Tamam biliyorum insanlar topun arkasından atlamak, mücadele etmek istiyor ama ciddi sakatlıklar da böyle oluşuyor. Atlarken diğer oyuncuların bacaklarına dikkat etmeliyiz. Hepimiz ekmeğimizi buradan kazanıyoruz, ailelerimize bakıyoruz." Bu konuya değinmedim bile çünkü Bosh saçmalamıştı bana göre. Şu ailelerimize bakıyoruz olayı da ayrı bir ilginç geldi bana, nitekim NBA'de kontratlar garanti. Dün Bulls koçu Tim Thibodeau da girmiş konuya ve Ömer'in bir suçu olmadığını, kimseyi sakatlamaya niyeti olmadığını söylemiş, savunmuş oyuncusunu.

Madem bu kadar ilgi çeken bir konu ben de 3-5 kelime yazayım dedim. Öncelikle Bosh pozisyonu izlememiş olsa gerek. Çünkü Ömer topa atladığı sırada Bosh'un bacağı henüz arkada. Ömer'in hamlesinden sonra Bosh bacağını çekiyor ve Ömer'in geliş yönünde yere basıyor. Ömer ne yapsın burada? Havada mı dursun? Hadi onu geçtim Bosh en baştan beri orada duruyor olsaydı topa atlamayacak mıydı Ömer? Yok böyle birşey. O zaman kimse bloğa da çıkmasın, zira smaca kalkan oyuncular çok ters düşüp sakatlanabiliyorlar. Evet Bosh'un sakatlandığı pozisyonda dizindeki bağlar bile kopabilirdi, bilek burkulması ile kurtulduğuna sevinmeli. Ama bir oyuncuyu boştaki topun peşinden atladı diye eleştirmek de saçmalığın daniskası.

Bir daha olursa yine atla yere Ömer... Bu şekilde takımın ihtiyaç duyduğu bir oyuncuya dönüşülür, "Aman atlamayayım sakatlık olmasın" diye ayakta pozisyonu izleyerek değil.

6 Ocak 2011 Perşembe

Yok Böyle Dans

İlgimi çekmiş de kaydetmişim masaüstüne. Şimdi temizlik yaparken yine gördüm, paylaşayım dedim. Aynı açıyla kırılmış bacaklara, kollara dikkat ederseniz senkronize olmuş bir şekilde dans ediyorlar sanki.

14 Kasım 2010 Pazar

Bir Miami Heat Analizi

Filmi geriye sararak başlayalım... 2010 yazı üzerinde yıllarca konuşulan bir yazdı. Dwyane Wade, LeBron James, Amare Stoudemire, Carlos Boozer, Joe Johnson, Chris Bosh ve daha nicesi. Buna karşılık New Jersey, New York, Chicago gibi yıldızların peşinden koşması beklenen takımlar... "LeBron, Amare New York'ta buluşur mu" "Dwyane Wade Chicago'ya gidip yeni Jordan olur mu" "Carlos Boozer bir playoff takımına gidip onlara bir kademe atlatır mı" gibi onlarca soruyla başladı off-season. Ancak ortak kanı bu yıldızların hiç birinin bir takımı tek başına şampiyon yapamayacağıydı. Çünkü 2010 planları yapan takımların hiç biri iyi durumda değildi. Takımlarda bunun farkındaydı ve sanıyorum ki genelde akıllarda "Wade/LeBron+Amare/Boozer/Bosh" tarzı iki yıldızı kadroya katma fikri vardı. New York'un da LeBron'un kararını açıklamasına 1 saat kala Amare'yle anlaştığını açıklaması LeBron'u etkilemeye yönelik olmakla birlikte iki yıldızı birden New York'a getirmenin planlarını içeriyordu.

Gerisi bilindik... LeBron Wade ve Bosh'un yanına Florida'ya gidince Ohio tarafında kıyametler koptu. Taraftarlar LeBron formalarını yaktı, eski takımının sahibi tarafından korkaklıkla suçlandı ve medyada da yaptığı basın şovu için tonlarca eleştiri aldı. Miami Wade'in takımıydı ve LeBron oraya giderek korkaklık yapmıştı bir çok kişiye göre. "Kendi başına yapamamadığını Wade'in kanatları altına girerek yapmaya çalışacak" gibi biraz da basketbol dışına çıkarak karakter eleştirisiyle vurdular LeBron'u. Sahi Miami gerçekten Wade'in takımı mı olacaktı? Ben dahil bir çok kişinin bu soruya cevabı "kesinlikle evet" olmuştu. "Şu anki durum nasıl peki?" sorusunun cevabını yazının biraz daha ileri kısmına bırakıyorum, biraz kadro yapısından bahsetmek istiyorum.

LeBron ve Bosh eklentilerinden sonra özellikle Mike Miller eklentisi çok değerliydi. Mike Miller gerçekten değerli bir oyuncu ve daha önce de bahsettiğim gibi bir şutör olmanın ötesinde sahada her şeyi belirli bir seviyede yapabilecek kapasitesi var. Bunun yanında katkı yapacak Eddie House eklentisi var. İstikrarsız olsa da sezon içinde belirli maçlarda mutlaka katkı verecektir House, ayrıca Boston'da şampiyonluk yaşamış bir oyuncu. Bu eklentiye de bir itirazım yok. Ancak elinde Joel Anthony, Haslem, Bosh üçlüsü varken Ilgauskas yerine Dampier tercih edilmeli miydi sorusu burada kritik nokta. Ya da Dampier Ilgauskas takıma katıldıktan sonra da takıma katılabilirdi. Joel Anthony ve Magloire ikilisi işin savunma kısmında iyi olsalar da şampiyonluğa oynanan bir takımda rotasyonda ekstrem durumlar dışında yer bulmamalılar. İlgauskas takımda yer alabilir ancak onun da yanında sert bir oyuncuyla tamamlanması gerekir. Bosh veya Haslem bu isimler değil. Aynı şeyleri Bosh için de söyleyebiliriz. Bosh bana kalırsa overrated ancak iyi bir uzun olduğunu inkar etmemek gerekir fakat o da sert pota altlarına karşı sinebilen bir uzun. Uzun rotasyonunda sertlik sıkıntısı problem, elde var bir.

Wade ve LeBron iki müthiş bitirici olmalarının yanında her maçta çift hanelere yakın asistlere ulaşabilecek iki isim. Yani bu iki isim pekala guard olarak kullanılabilir. Spoelstra'da böyle düşünüyor ki genelde hücumda top bu ikilinin elinde kalıyor. Ancak o zaman Arroyo'yu ilk beşte oynatmanın anlamı nedir? Arroyo yetenekli ve zaman zaman kendinden beklenmeyen istatistiklere ulaşsa da genel olarak dağınık ve şutunu güven olmayan oyunculardan. Chalmers'ın durumu ne bilmiyorum ancak çaylak sezonundaki performansına erişmesi bile Miami'ye büyük bir katkı olacaktır. Arroyo tercihinin onları da tedirgin ettiğinin farkındayım. J. Jack ismi üzerinde durdukları yazılıp çiziliyor basında. Peki Jack doğru isim mi? Ondan da emin değilim. Miami'ye daha çok Steve Blake tipi, ceza şutlarını atabilmesinin yanında pas organizasyonlarını da yapabilecek bir isim lazım. Guard eksikliği problem, elde var iki.

Diğer problem ise hemen herkesin dillendirmeye başladığı coach problemi. Spoelstra çok genç ve tercrübesiz bir koç. 3 süperstarı taşımak için ne belirli bir coaching birikimi ne de karizması var. İkisine de sahip ve adı Pat Riley olan ise tribünde oturuyor. Spoelstra ve özellikle hücum sistemini daha uzun anlatmaya çalışacağım o yüzden şimdilik geçiyorum.

Miami'yi biz hep kafamızda Wade'in takımı olarak kurmuştuk sezon öncesinde. LeBron genelde asist, ribaund ve işin savunma kısmına kanalize olur ama saha içerisinde Wade ne istiyosa o olur. Burada okuduğum ve çok beğendiğim bir yazıdan bir bölüm alıntılamak istiyorum: "Wade, Lebron’u “yeteneklerini güney kıyılarına taşımaya” ikna ederken, onun ne kadar dominant bir oyuncu olduğunu, istatistik kağıdının her yerini kolaylıkla doldurduğunu pekala biliyordu. Fakat muhtemelen hayalindeki takım arkadaşı, rebound ve asist ortalamalarında double double’ı zorlayan, ancak iş atılan şut sayısına geldiğinde, kendisinin bir iki adım gerisinde duracak bir Lebron James’ti. Dışarıdan bakan biri için bile bu formül kulağa oldukça işlevsel geliyor. Ki Lebron da sezona bu formüle sadık kalarak başladı..." Kesinlikle olay buydu. Ancak LeBron işin kontrolünü biraz kaçırmış gözüktü özellikle Boston maçında. O güzel yazının devamında aynen katıldığım o kısmı da bulabilirsiniz...

Ben Miami hücumunu LeBron özelinde değil de genel olarak değerlendirme taraftarıyım. Daha önce Günün Notları bölümünde az çok bahsettim, takımın direksiyonunda LeBron olduğunu ve Wade'in bu takımın ilk skor opsiyonu olduğunu belirtmiştim. Ancak işler her zaman tam olarak öyle gitmiyor. Wade'in şutları girmemeye başladığı zaman LeBron tamamen topa hükmediyor ve Miami'nin oyunun geçen seneki Cleveland'dan farkı kalmıyor. Tamamen LeBron'un potaya gitmesine yönelik hücumlarda James Jones'u, Arroyo'yu, İlgauskas'ı isolation oynanmayan köşeye atabilirsiniz ama Wade'i hücumda bu kadar işlevinin dışında kullanmak hem Wade'in etkinliği hem de Miami hücumunun akıcılığı açısından olumsuz. Utah maçını bir kenara koyarsak kaybedilen her maçta LeBron'un Wade'den daha fazla top kullanmış olması da tesadüf değil. Bunun dışında Miami hücumunun iki büyük sıkıntısı daha var. İlki ve bence en önemlisi oyun setleri. Takım isolation dışında bir şey oynamıyor. Wade, LeBron, Bosh üçlüsünden biri sağ ve sol tarafta yalnız bırakılıyor. (Aslında bu tezimi league pass yayınından aldığım screen shotlarla desteklemek isterdim ancak aldığım screen shotları yeni painte yapıştırmayı bir türlü beceremedim.) Riley'i Spoelstra'dan ayıran nokta da tam olarak bu. Riley Wade ve LeBron her özelliğinden faydalanabilir buna karşılık Spoelstra ise Wade'in skorerliğinden LeBron'un çok yönlülüğünden faydalanmaya çalışarak ikisinin de etkinliğini azaltıyor. LeBron ve Wade'in ikisinin de hücumda üretken olduğu ve topu paylaştıkları durumunda Miami'nin hücumlarının çok akıcı olacağı da su götürmez bir gerçek.

İkinci sorundan da bahsetmem gerekise, o başlı başına bir oyuncu: Chris Bosh. Toronto'da almaya alıştığı topları LeBron ve Wade'in yanında alamayınca (geçen seneye göre 5.5 şut daha az çekiyor) eline gelen sayılı topta sadece potayı düşünüyor. Son maçlarda biraz toparlasa da şut tercihleri sorunlu ve sayı dışındaki diğer alanlara -özellikle ribaundlara- gereken katkıyı yapmıyor.

İşin savunma kısmına bakmak gerekirse orada da çok iyi olduklarını söylemek zor. Orlando maçı hariç iyi savunma yapmadılar ve geçen sezonlarda takımlarının birinci opsiyonları olmasına rağmen iyi savunma yapan Wade ve LeBron ikilisinin hücumdaki yükleri azalmasına rağmen savunma gayretlerinde gözle görülür bir artış yok. Geçen sezon Wade ve LeBron'un ikisinin de iyi savunmacılar olduğunu -özellikle LeBron'un istediği zaman çok iyi savunma yapabildiğini görmüştük- ancak hücumları çok ön planda olduğu için bu özelliklerinin ön plana çıkmadığını düşünenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Bu takım kurulduğunda iki underrated savunmacının savunmaya biraz daha konsantre olarak çok daha sıkı savunma yapacağını hatta birinin yılın en iyi savunmacısı olabileceğini düşünüyodum. Bu da Miami savunmasını oldukça rahatlatacaktı. Sezona bu konuda iyi başlasalarda Big Three'den hiç biri kariyerlerinde savunmaya odaklanmadıkları için Miami savunmasında da sorun var.

Uzun lafın kısası Miami'de Spoelstra'nın sonunun yakın olduğunu ve onun yerine geçecek ismin çok çok büyük ihtimalle Pat Riley olacağını düşünüyorum. Riley'in nasıl bir sistem getirdiğini eğer gelirse tekrar konuşuruz ancak Spoelstra'nın takımda kalması durumunda Miami Doğu finalinden ileri gidemeyecektir.

Edit: Yazmayı unutmuşum, Spoelstra ilk beşte Joel Anthony yerine İlgauskas'ı kullanmaya başladı ve bugün Joel Anthony sadece 7 dakika oynadı.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Hedo Bosh'a Sahip Çıktı

Geçtiğimiz gün Raptors genel menajeri Colangelo, Bosh hakkında ileri geri konuşmuştu. İki ay önce takasını istediğini açıklayan ve birkaç hafta önce bu isteği Phoenix doğrultusunda gerçekleşen Hidayet de olaya dahil olup Raptors yönetimini suçlamış: "İnsanların bu kulüple ilgili bir sorun olduğunu görmesi gerekiyor. Oyuncular artık Toronto'ya gitmek istemiyor" demiş Hidayet. Belki "artık" gelimesi fazla sayılır. Genellikle Toronto'ya gidenler veya takas olanlar birkaç sezon sonunda ayrılmak istiyorlar. Bunun nedeni büyük oranda, Amerika - Kanada kıyaslamaları ve Toronto'nun sert geçen kışları diye düşünüyorum. Vince Carter, T-Mac ve şimdi de Bosh ayrıldı. Ellerindeki yıldızları tutmakta zorlanıyorlar tabii bunu şampiyonluğa oynayacak bir takım kuramamalarına da bağlayabiliriz ama Toronto'nun etkisini de göz ardı etmemeliyiz.

Hidayet aynı zamanda, insanların arkasından konuşulmasının komik olduğunu söylemiş ve devam etmiş: "Colangelo böyle düşünüyor idiyse, Bosh Toronto'dayken söyleseydi ya bunları. Raptors'dan ayrıldıktan sonra bunları arkasından söylemek pek hoş değil. Bosh takımın 1 numaralı oyuncusuydu ve çok şeyler yaptı Raptors için, onun takım arkadaşlarını yarı yolda bıraktığını düşünmüyorum."

Hidayet'in niye bu konuya daldığını merak ediyorum açıkçası. Takasını istemişin, bu isteğini yerine getirmiş takımın ve ayrılmışın. Niye ayrıldıktan sonra alakan olmayan konuya giriyorsun ki? Dediklerinde haklı da olsan, bırak Toronto'da kalan oyuncular korusunlar Bosh'u eğer öyle bir ihtiyaç olduğunu düşünürlerse. Öte yandan Colangelo'ya Hedo'nun bu sözleri ile ilgili ulaşıldığında "Söz düellosuna girmek istemiyorum. Hedo'yu hala bir arkadaş olarak görüyorum ve Phoenix'te başarılar diliyorum" demiş. Bosh hakkında ne kadar yakışıksız ve çirkin açıklamalarda bulunduysa, Hedo'ya cevap vermeyerek bir o kadar doğru yapmış. Takdir ettim kendisini bu konuda. Çoğu Raptors taraftarının düşüncelerini de dile getirebilirdi ama o susmayı tercih etti.

30 Temmuz 2010 Cuma

Biraz Daha Sağduyu (!)

Bu da yeni moda oldu. Dan Gilbert’ın açıklamaları hafızalardan yeni yeni silinmeye başlamışken bir bomba da Colangelo’dan geldi. Toronto genel menajeri Bryan Colangelo yaptığı açıklamada doktorların Bosh’ın sakatlıktan sonra oynayıp oynayamayacağı tercihini kendisine bıraktığını ve Bosh’ın tercihini oynamamaktan yana kullandığını açıklamış. Dahası, takım playoffa girmeye çalışırken Bosh’ın aklının transferde olduğunu iddia etmiş ve son olarak da etrafına çeşitli parçalar koydukları halde başarıya ulaşamadıklarını ve onun etrafında oluşturulan takımın hiçbir zaman iyi bir izlenim vermediğini belirtmiş. Bu açıklamaların ardından Bosh da yanıt olarak; Sahada her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını, tüm ruhunu ortaya koyduğunu ve Toronto’yu halen evi olarak gördüğünü söylemiş.

Öncelikle, Chris Bosh’ın açıklamalarını biraz abartılı bulmamla beraber, bana çok saf ve iyi niyetlice geldiğini söyleyeyim. Saha içindeki iyi niyetinden de hiçbir zaman şüphe etmemiştim. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu ve tüm ruhunu takımı için ortaya koyuyordu, evet. Ama bu durumun her maçta veya kariyerinin her döneminde bu şekilde olduğunu söylemek biraz zor açıkçası.

Colangelo’nun açıklamaları ise Bosh’ınkinin aksine planlanıp hesaplanıp hazırlanmış gibi. Açıklamasında kurduğu her bir cümlenin tek tek ne kadar saçma olduğunu ispat etmek için birçok delil sunabiliriz ama benim değinmek istediğim bu değil. Yaptığı tam bir köylü kurnazlığı ve sinir bozucu olan da bu. Esas hazmedemediğim konu yöneticilerin takımla bağını koparan yıldızlara karşı bu kadar acımasız bir şekilde tavır alması. Gilbert için de aynısı geçerliydi. İnsanları aptal yerine koymaya çalışıyorlar yaptıkları açıklamalarla. Akılları sıra giden oyunculara sallayıp, taraftarın gönlünü kazanarak kendi kabahatlerini, sezon içerisindeki yanlış hamlelerini örtbas etme çabası içindeler. Tabi, taraftarlar da bu yıldızların kendilerini yüz üstü bıraktıkları düşüncesiyle hazır kızgınken bu açıklamaları kolaylıkla kabul edebilecek durumdalar. Ama biraz da insaf olmalı, yöneticilerin kendi çıkarları doğrultusunda taraftarların önüne oyuncuları yem gibi atmasından başka bir şey değil bu. Şu açıklamalardan sonra, Raptors organizasyonu için Bosh gibi bir oyuncunun çok fazla olduğunu ve Heat’e giderek oldukça doğru bir karar verdiğini düşünüyorum. Bu şekilde idarecilerin olduğu bir takıma müstahak…

22 Temmuz 2010 Perşembe

Bu Takımın Lideri Kim?

Sports Illustrated'ın kapak fotoğrafında, Wade'in ortada durması ve LeBron'un Mona Lisa tadındaki gülümsemesi dikkat çekmişti. Şimdi Miami Heat'in bilet satışları için sitesine koyduğu fotoğrafa bakıyoruz, bu sefer Bosh ortada. Tabii onun, önem sırasında diğer ikilinin arkasında yer aldığını kendisi dahil herkes biliyor. Belki de her fotoğraf çekiminde sırayla biri geçiyordur ortaya, böyle bir adil düzen sağlamışlardır =)

Bu arada bitmiş Miami Heat'in evinde oynayacağı maçlar için biletler 8 Temmuz'da daha LeBron kararını açıklamadan tükenmiş gibiydi yanılmıyorsam. Şu anda hiç kalmadığını söylememe gerek yok herhalde. Koltuk başına 100 dolar ödeyerek, yedek listeye dahil olma şansı var Heat taraftarlarının sadece.

Ne Yapsak Bunları?

Soru bir Raptors muhabirine ait. İki oyuncu da takımdan ayrılınca, ofiste öyle anlamsız bir şekilde kalakalmış iki koca kafalı biblo. Bosh'u hadi belki atmaya kıyamazlar da, Hedo'yu paramparça etmek istiyordur pek çok Torontolu. Bari bize yollasalar anı olarak dursa. Raptors düzgün bir takım kurana kadar bu tarz konularla ilgilenmesi gerekebilir muhabirlerin valla. O da zor gözüküyor, Colangelo iyice sapıtıp elinde olmayan haklarla kontrat dağıtmaya falan çalışıyordu en son. Kolay gelsin Torontolular'a önümüzdeki birkaç sezon.

20 Temmuz 2010 Salı

Paranın Ne Önemi Var, Mühim Olan …

Evet, mühim olan şampiyonluk. Heat kadrosu yavaş yavaş şekillenedursun kadrodaki isimlerin hemen hepsi şampiyonluk yolunda belli haklarından feragat ediyor, takımın daha iyi yapılanması adına maddi/manevi fedakarlıklarda bulunuyor. Bu uğurda şüphesiz en önemli ödün LeBron’dan geldi. Onun için çok da önemli olmayan maddi fedakarlık bir yana esas zararı manevi anlamda görebilir kendisi. Wade-Bosh ikilisi de takıma yeni isimlerin katılması adına ücretlerinde indirimle oynayacaklar Heat forması altında. Bu üçlünün aynı çatı altında buluşmasından dolayı egoları açısından da büyük özveride bulunduklarını söylemek gerek elbet. Takımın sembol isimlerinden Haslem de Dallas ve Denver’ın tekliflerini geri çevirip neredeyse yarı fiyatına Miami de kaldı. Ve son olarak James Jones… Onun da Spurs’un daha cazip teklifini reddedip Heat de devam kararı aldığı söyleniyor. Şampiyon olurlar, olamazlar bunu zaman gösterecek ama başarı yolunda doğru sinerjinin bu olduğuna şüphe yok.

18 Temmuz 2010 Pazar

Büyük Üçlünün Kapak Pozu

Bundan 15 gün önce LeBron'un herhangi bir pozda lider olarak gösterilen takım arkadaşının arkasında böyle bir fotoğrafa "Evet" diyeceğini söyleseler "Hadi canım sen de!" derdim. Meğerse yanlış tanımışız LeBron'u. Ha belki de bir ihtimal içi içini yiyordur ama öyle olsa zaten Heat'e de gitmezdi.

Miami'nin Wade'in çöplüğü olmasının yanında, pozla ilgili bir de şöyle bir detay var. LeBron ortada durduğu an, Wade ile Bosh ne tarafta dururlarsa dursunlar, boy sırasına geçmiş gibi bir izlenim oluyor. Ondan mantıklısı kısanın önde durması =)