BIY AD

Millsap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Millsap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2011 Cuma

Hesabına Yazdım Millsap


Link

Deron Williams'ın gitti gideli, Utah tepe taklak oldu. Takastan beri 5 galibiyet 10 mağlubiyet ile yollarına devam ediyorlardı (artık ne kadar yol denirse?). Bu sabaha karşı Paul Millsap'ın yaptığı maldonadoluk ile 5-12 oldular. Yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz efenim. Millsap oyunu domine etti maç boyunca attığı müthiş şutlar ve arkadaşlarına yarattığı pozisyonlarla. O dağ gibi kontratı kaptığında biraz sorgulamıştım bu adamın hücumdaki verimliliğini. Ama bu sezon gösterdiği çıkış ile hücumda sorumluluk alabileceğini ve takımı belli bir yere kadar taşıyabileceğini gösterdi. Müthiş bir gelişme Jazz için. Fakat işte mental açıdan baktığımızda pek gelişme olmadığını videoda izlediniz. Rakibin molası yok, sadece 1.3 saniye kalmış, sen ilk serbest atışı soktuktan sonra, ikinciyi kaçırmıyorsun ki rakibe %5 falan bile olsa bir şans veresin. Sonra da Paul affetmiyor elbette, biraz şansla da olsa topu Okafor'a aktarıyor, o da kariyerinde o kadar uzaktan toplam 3-5 isabet bulmuş bir isim olarak affetmiyor! Kaçır işte, 1.3 saniyede ribaund alıp topu sallayana kadar zaten süre bitiyor. Hadi atacak süre kalıyor diyelim, kendi yarı sahasından Barkley'nin bile isabet bulma ihtimali, Okafor'un o şutu sokmasından çok daha düşük... Yani resmen sıfır ihtimal vermek varken rakibe, şans tanımış oldu Millsap, Hornets da cezayı kesti.

Maç uzatmaya gitti, uzatmada da Chris Paul devirdi tek başına Jazz'ı adeta. Hornets'ta David West sakatlanmış, moraller bozulmuş, zaten maçı kaybetmişler kafalarında, oradan dönmesi mümkün değil. Millsap'in yaptığı hata sayesinde bir anda gazı alan Hornets uzatmada devirdi işte Jazz'ı. Yazık etti galibiyete Millsap.

Ha bu arada, uzatmalarda taktik faul yapacak Jazz'a karşı doğru düzgün bir set çizmeyen Monty Williams'a da selam edeyim buradan. Ariza'yı da ekleyebiliriz elbette. Niye mi? Çünkü 2 kere üst üste, kariyeri boyunca %60'ın altında serbest atış isabeti bulan Aaron Gray'e verdiler topu, kenardan oyuna sokarken. Ha, Gray gitti 4'te 4 attı ayrı mesele ama yani akıl var mantık var yahu...

14 Kasım 2010 Pazar

Geri Dönüşlerin Kralı Utah

Sezona Denver ve Phoenix gibi iki önemli testten sınıfta kalarak başlamıştı Utah. Playoff sıralamasında yer savaşı vereceği muhtemel bu rakiplerinden yediği farkların yanına takımın lideri Deron Williams'ın bu periyottaki kötü performansı da eklenince Jazz taraftarları için aylardır bekledikleri sezon başlangıcı bir kabusa dönmüştü. Üzerine Thunder deplasmanından aldıkları farklı galibiyet aslında Utah'ın daha sonraları maç içine de sirayet ettiğini göreceğimiz performans dalgalanmasının habercisiymiş. Golden State yenilgisiydi Toronto galibiyetiydi derken benim de dengem bozuldu açıkçası ve takım iyi yolda mı kötü yolda mı bir türlü karar veremedim ben de. Ama arada bir Clippers maçı var. Bu maç öyle bir maç ki Jazz 18 sayı farkla geri düşüyor ordan maçı çeviriyordu ve belki bu geri dönüşün çoğu kimse farkında bile olmuyordu, sonradan olaya ayıkıyoruz, meğer o gün başlamış bu karakter gösterisi...

Velhasıl ayın 8'indeki Miami maçıyla başlayacak olan doğu turnesi geldi çattı. Bu turnede Jazz geçen senenin 4 playoff oynayan takımı ünvanına sahip rakiplere konuk olacaktı. Yani rakipleri, seneye bomba gibi giren Atlanta ve Orlando, evinde her zaman bir tehdit kabul edilebilecek Charlotte ve muhteşem üçlünün Miami'siydi. Ne olduysa bu turnede oldu işte...

Miami maçında 22 sayı geriye düşüp son 30 saniyeye sığdırılan serbest atışsız 14 sayıyla geri döndüler, tabi Millsap'in tarihe geçen performansıyla... Ardından Orlando'nun, 3. çeyreğin ortalarında yakaladığı 18 sayılık farkı kapatan Al Jefferson-Millsap ikilisi ve gelen galibiyet... Sonrasında Atlanta maçının son çeyreğinde 10 sayılık farkın eritilmesiyle kazanılan 3. zafer... Ve son olarak bu gece... Artık çoğu kişi gibi ben de güçlerinin kalmayacağını papazın bu sefer pilavı yemeyeceğini düşünüyordum. Aslında tam da beklediğim gibi başladı maç ve Bobcats farkı bir ara 19 sayıya kadar çıkardı. İşte o an yine aynı karakter, aynı ısrar girdi devreye ve Deron Williams'ın bitime .8 saniye kala bulduğu basketle bir inanılmazı daha gerçekleştirdi Utah bu gece.

Miami maçı ve aradan geçen 6 günün ardından Utah şu an ligin en formda takımı, doğunun fatihi, geri dönüşlerin kralı ve açık ara en zevkli maçların başrolü konumunda. Sezon boyunca maç olacak bu dönüşü yapamayacaklar, belki güçleri yetmeyecek, belki şansları yaver gitmeyecek ama gerçek şu ki Utah karşısında öne geçen takım hiçbir zaman rahat nefes alamayacak. Bunun gerçek sebebi de yenilgiyi kabullenememe, durum ne olursa olsun gösterilen mücadele ve karakter... Esas takdir edilmesi gereken de tam olarak bu işte.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Where Amazing Happens

Dün gece yine oldukça zevkli maçlar vardı NBA'de ama öyle 2 şey oldu ki dün geceye dair, akıl alır işler değil bunlar. Değil bu sezon belki önümüzdeki 5-10 yıl boyunca göremeyeceğimiz türden şeyler... Ben de oylamaya sunuyorum ve sizin de fikirlerinizi almak istiyorum. Aşağıdaki performanslardan hangisi daha efsanevi? Sağ tarafta anket var.

Indiana Hücumu

Link

Denver karşısında Indiana 3. çeyrekte tam 54 sayı üretti. Bu rakam NBA tarihinde bir çeyrekte üretilen beşinci en fazla sayı. Şaka gibi ama gerçek. Bir devrede değil bir çeyrekte üretilen skor bu. Buraya kadar inanması çok güç evet, ama şimdiki söyleyeceğim kadar değil. Indiana 54 sayıyı üretirken çeyreğin bitimine saniyeler kalana kadar şut kaçırmadı ve 20'de 20 ile gitti. McRoberts'ın kaçırdığı o şutu görmezden geliyorum ben, Indiana benim gözümde şut kaçırmadı o çeyrekte ve efsanevi bir performans sergiledi takım olarak.

Paul McGrady


Link

T-Mac'in unutulmayan Spurs performansından sonra kimse bir daha böyle birşey olacağına ihtimal vermiyordu belki ama oldu. Dün gece Utah'ın Miami'ye konuk olduğu maçta kariyeri boyunca 328 maçta yalnızca 2 üçlük isabeti bulabilen Millsap, normal sürenin son 30 saniyesinde 3 üçlük birden sokarak maçı uzatmaya götürdü. Yine normal sürenin son 30 saniyesine 11 sayı sığdırdı ve 8 sayılık farkı tek başına eritti hem de bu kadar kısıtlı bir sürede, hem de karşısında LeBron-Wade-Bosh varken. Uzatmada da durdurulamayan Millsap takımının Miami'yi dize getirdiği maçta kariyer rekoru kırarak 46 sayıyla maçı tamamladı. Bu arada, Millsap'in aldığı sürenin %90'ında onu Haslem'in savunduğunu söylemem gerek. Ama istatistiklerden göreceğiniz üzere Haslem ayakta uyuyordu o ayrı konu.

30 Ekim 2009 Cuma

Millsap Kaşınıyor, Carmelo Kaşıyor


Link

Allah aşkına nasıl bir pas bu yahu? Poster olmayı sonuna kadar haketmiş Millsap...

14 Temmuz 2009 Salı

Aşk lazım aşk aşk

Jazz, Millsap'a Blazers tarafından verilen kontratla eşleşebilmek için Boozer'ı takas etmeye çalışıyor. Ligdeki uzun arayan her takımla tek tek görüşme yapıyorlar. Ancak bu takası cuma gününe kadar başarıyla tamamlasalar bile önlerinde bir engel daha var: Millsap, kontrat gereği, imzayı attığı gün 10.3 milyon dolar almaya hak kazanıyor. Blazers'ın böyle bir maddi gücü olduğu için bu şekilde bir kontrat yapmışlar. Ancak Jazz'ın elinde böyle bir para mevcut değil. Bu parayı ancak kredi çekerek verebilirlermiş.

Başkan Rigby 10 milyon dolarlık kredi almanın kendileri için sorun olmayacağını belirtmiş. Kısacası Millsap'in Utah'ta kalması dışarıdan zor gibi gözükse de, Jazz onu ne kadar çok istediğini gözler önüne seriyor ve bu yolda ne gerekiyorsa yapmaya hazırlar. Jazz, Boozer'ı takas etse bile Blazers'ın teklifiyle eşleşirse, lüks vergisi sınırının üstüne çıkacak. Yani hem 6-7 milyon dolar ekstradan vergi ödeyecekler hem de önümüzdeki hafta içinde Millsap'a 10 milyon dolar verecekler. Ekonomik kriz NBA'i ve bir sürü takımı vurmuş olabilir ancak Jazz'ın Millsap aşkının önüne geçememiş. Tek bir soru kaldı geriye: Jazz, Boozer'u önümüzdeki 4 gün içinde yollayabilecek mi? Yani henüz kesin birşey yok ama Jazz bu hamleyi yapabilirse, gelecek sene en az 50-55 double double izleyeceğimizi düşünüyorum genç Millsap'ten.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Blazers ve Suns'ın hamleleri

Blazers, Millsap ile sözleşme imzalamış. Bence Lee'den çok daha iyi bir tercih Millsap. Defansta gerçekten müthiş işler çıkaran genç yıldız adayı, geçtiğimiz sezon Boozer'ın olmadığı dönemde 19 maç üstüste double-double yapmıştı. Hiç hafife alınmayacak bir başarı. Bunun yanında birebir hücumu Lee'ninki kadar kısıtlı olmasa da ortalamanın altında diyebilirim. Ama pota altındaki boşluklara çok iyi kaçtığını belirtmem lazım. İyi bir oyun kurucu da Millsap'i rahatlıkla besleyecektir. Tıpkı Deron'ın geçen sene yaptığı gibi.

Artık Millsap 4 yıl içinde 32-36 milyon doları cebine indirmeyi garantiledi. Tek bir soru işareti var: Seneye Utah'ta mı yoksa Portland'da mı oynayacağı. Jazz takımı şu anda zaten lüks vergisi sınırının üstünde, yani bu kontratla eşleşip Millsap'ı takımda tutmaları halinde, 9 milyon dolar civarında lüks vergisi ödeyecekler. Bu yüzden Boozer'ı takas etmeden, böyle bir karar almaları zor gözüküyor. Eninde sonunda Millsap bir takımla anlaşacaktı, bunun erken olması Jazz adına sevindirici bir haber. Bir sürü takım hala yeni hamlelere açıklar. Ayrıca yıllık 10-12 milyon olarak öngörülen kontratın 8-9 aralığında çıkması da bir başka pozitif nokta.

Jazz'ın Millsap'e aynı kontratı verip vermeyeceğini NBA'e bildirmek için önümüzeki cuma gecesine kadar vakti var. Boozer'ı bu 1 hafta içinde takas etme çalışmaları oldukça hızlanabilir. Yani Portland-Millsap anlaşması önümüzdeki günlerde sadece Jazz'ın değil başka takımların da takas yapmasını tetikleyebilir.

Eğer Jazz aynı miktarı vermezse Blazers'da kabağın kimin başına merak ediyorum. Przybilla-Outlaw-Oden-Aldridge'in üstüne gelecek Millsap'a en azından 28-30 dakika verilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu durumda ya Przybilla-Outlaw ikilisinden biri takas edilecek ya da Billa'nın dakikaları kesilecektir. Bakalım neler olacak.

Roy ile sözleşme uzatma çalışmaları duraksamış. Maksimum konrat isteyen Roy, hayal kırıklığına uğradığını açıklamış basına. Bana sorsanız bu görüşmelerin şu anda çoktan bitmiş olması ve Roy'un kafasının rahat bir şekilde maksimum kontrat ile takıma dönmesi gerekiyordu. Ama demek ki Blazers yönetimi o kadar para ödemek istemiyor. Roy'u gerçekten çok beğeniyorum. Belki bir Kobe-Wade seviyesinde değil, belki onlar gibi gösterişli bir oyunu yok ama bu kadar sade ve bu kadar doğru karar vererek oynayan bir oyuncuyu seyretmek bana gerçekten büyük haz veriyor. Dış şut ve penetre dengesini onun kadar iyi ayarlayan oyuncu sayısı, NBA'de bir elin parmaklarını geçmez. Yıldız oyuncu sözleşmesini uzatma ihtimalini %50 olarak açıklamış. Blazers yönetimi büyük bir hata yapmak üzere ufak adımlar atmaya başladı. Umarım bu yanlışlarından çabuk dönerler.
Son olarak Nate McMillan ile 2011 yılının sonuna kadar devam etme kararı almış Blazers. Umarım Portland'ın önümüzdeki 10 senelik parlak geçmesi beklenen geleceğinde McMillan da rol almaya devam eder.

Channing Frye ile 2 yıllığına 4 milyon dolara anlaşmışlar. Hem Suns ayakları çabuk, dış şut sokabilen bir uzun seçtiği için, hem de Frye kendisine en çok uyan hızlı ve şuta dayalı basketbol oynayan takıma geldiği için doğru bir transfer olmuş. Frye Suns'ın sisteminde kendi değerini arttırmak için büyük bir fırsat yakaladı. Sezon başlayana kadar kendini gösterirse, ilk 5 yerleşme ihtimali de bir hayli yüksek bence. Suns'ın Amare'yi de takas etmeyeceği neredeyse kesinleşti. En azından sezon başlayana kadar böyle bir düşünceleri yok.
Bunların üstüne, takımın Ben Wallace'ın kontratını satın alıp serbest bırakma girişimleri sürüyormuş. Wallace bu sezon normalde kazanacağı miktar 14 milyon dolar iken, 10 milyon civarlarında bir anlaşma sağlanması bekleniyormuş. Kerr eğer 2010'da salary cap'te 14 milyon dolarlık bir boşluk açacak olan Wallace'ı takas etmek yerine salma yoluna giderse, benim diyecek bir sözüm kalmayacaktır...
Nash ile de sözleşmesini uzatmak için son detaylar konuşuluyormuş. Nash-Jrich-Hill-Frye-Amare ve kenardan gelecek Barbosa. Aslına bakarsanız kağıt üstünde hala hiç de fena durmuyorlar. Eğer Frye her maç bu hareketini sergileyebilirse, durdurulmaz olacaklarına inanıyorum: