BIY AD

17 Nisan 2010 Cumartesi

17 Nisan Playoff Programı

17 Nisan Cumartesi 22:00 / Chicago Bulls - Cleveland Cavaliers
18 Nisan Pazar 00:30 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Atlanta Hawks
18 Nisan Pazar 03:00 / Miami Heat - Boston Celtics
18 Nisan Pazar 05:30 (NTV) / Utah Jazz - Denver Nuggets

Bulls-Cavaliers eşleşmesi hakkında analizim.
Bucks-Hawks eşleşmesi hakkında analizim.
Celtics-Heat eşleşmesi hakkında analizim.
Yusuf'un Jazz-Nuggets eşleşmesi hakkında analizi.
NBA TV çalışanlarının kısa değerlendirmeleri.

İyi seyirler.

Doğu İlk Turu: Celtics - Heat Değerlendirmesi

Benim için ilginç bir eşleşme. Bir tarafta bu sezon en çok maçını izlediğim 4-5 takımdan biri olan Celtics ile en fazla 10 kez izleme fırsatı bulduğum Heat karşılaşıyor. Miami ligin en iyi savunma yapan takımlarından biri, bunu sağlamak için de NBA'deki en ağır tempoda oynayan takım haline büründüler. Tabii ellerinde sadece Chalmers ve Arroyo gibi iki oyun kurucu olunca hızlı hücuma çıkmak da zorlaşıyor. Aslında uzun forvette oynattıkları Beasley belki de bütün NBA'de sahayı en çabuk kateden uzunlardan biri. Ancak karar verme mekanizmasında bazı problemler yaşıyor genç forvet. NBA'e adım attığından beri bir türlü beklenilen seviyeye ulaşamadı. Tabii saha dışında yaptıklarının da bunda etkisi çok büyük. Her neyse sonuç olarak Heat'in genel olarak atletik yeteneklerine ve temposuna baktığımız zaman yaşlı Celtics'i zorlayacak bir seviyede olmadığını görüyoruz. İki sezon önceki Hawks ile geçen seneki Chicago'ya oranla daha az enerjikliklerine dayalı olarak oynuyorlar. Yukarıda yazdığım gibi, asıl sırtlarını yasladıkları konu defans ama aynı konuda istediği zaman ligin en iyi takımı olabilecek Celtics'e karşı oynuyorlar şimdi...

Çok kısa bir şekilde oyuncuların birbirleriyle nasıl eşleştiklerine de bakacağım. Öncelikle parkedeki en iyi oyuncu olan Wade'i, Celtics'teki iki Allen'ın durdurmalarını geçtim, yavaşlatmaları bile pek söz konusu değil. Hatta Celtics takım halinde iki sezon önceki savunma düzeyini yakalasa bile Wade'i durduramaz. Ligin en önemli 3. oyuncusundan bahsediyoruz zaten, normali bu... Ancak Wade'den sonra Heat'in kadro kalitesi öyle bir düşüyor ki, yere çakılıyor adeta. Boşuna Wadespor demedim sezon içinde pekçok kere Heat'e. Onsuz resmen bir hiç'ler. Jermaine deseniz Indiana günlerinin bir adım değil, birkaç adım gerisinde. Q-Rich deseniz savaşan, mücadele eden bir isim, bunun yanında kendisine yaratılan boş üçlükleri de değerlendiriyor ama bir rol adamı. Arroyo zaten tam anlamıyla bir rol oyuncusu haline geldi, çünkü başına buyruk oynadığı zaman neler olduğunu gördü Jazz'da. Beasley üst paragrafta zaten anlattım. Wade onun hakkında "Bu seri onun için çok kritik" şeklinde açıklama yapmış. Onun neler yapacağını merak ediyor ve görmek istiyor. Belki de Heat'te kalma kararını etkileyecek Beasley'nin bu seride Garnett'e karşı yapacakları...

Celtics açısından bence tek ve en önemli sorun kış uykusundan playoff'lar için uyanıp uyanamaycakları. Rasheed efekti hakkında yazmıştım zamanında. Heat'e karşı problem yaşasalar bile bunu büyük ihtimalle aşacaklardır, o nedenle aslında iyi bir eşleşme bence Celtics açısından. Daha enerjik ve amiyane tabirle 'gazla' oynayan bir takıma, örneğin Charlotte'a toslasalardı bence daha çok problem yaşayabilirlerdi. Wade'in defansta Allen'ı dönemlerde perdelerle çok uğraşacağını ve yorulacağını düşünüyorum. Q-Rich her ne kadar sert ve inatçı bir savunmacı olsa da, Pierce'ı durdurması mümkün değil. Geçmişte Knicks zamanından baya uzun süren bir atışmaları da var, ikisi birden oyundan atılmışlardı, bu eşleşmeye dikkat edin o yüzden. Garnett ile Beasley'nin eşleşmesinde, Beasley işin savunma tarafında pek problem çekmeyecektir çünkü Garnett artık tamamen dış şut atan bir robota dönüştü. Hücumda ise Beasley birkaç şut sokarsa Garnett'i, onu yakın savunmaya zorlayabilir, bu da çembere penetre etmesini sağlar. Ama bir kere daha yukarıda anlattığım gibi Beasley'nin istikrarsız ve güvenilmez oyununa dikkat çekmeliyim burada. İçerde ise yine sakatlıklarla boğuşan Jermaine ile Perkins eşleşmesinin de Celtics lehine sonuçlanacağına inanıyorum. Celtics çok daha cüsseli ve sert bir pota altına sahip.

Bench'ler konusunda ise Celtics'in çok daha iyi olduğunda hem fikirdir çoğunluk diye düşünüyorum. Haslem ile Anthony haricinde ve belki gününde olması ihtimaline göre Wright hariç Heat'in çok fazla katkı alacağına inanmıyorum. Öbür tarafta ise say say bitmiyor: Rasheed, Nate Robinson, Daniels, Tony Allen, Glen Davis ve Finley. Biri kötü günündeyse diğeri, o da formsuzsa bir başkası illa ki itici güç olacaktır kenardan gelerek.

Tahminim: Celtics uyanmışsa 4-1, uyanmamışsa 4-2.

Batı İlk Turu: Jazz-Nuggets Değerlendirmesi

Playoff ilk tur maçlarının, belki de en dengeli eşleşmesine değinmek görevi bana düştü. Batı’da 4. olan Denver ve 5. Utah arasındaki maçların epey çekişmeli geçeceği tahminindeyim ben de herkes gibi. Malum playoffların ilk turları pek de zevk vermeyen maçlardan oluşuyor; ama bu eşleşme oldukça ilgi çekici duruyor diğer karşılaşmaların arasında.

Bu Noktaya Nasıl Gelindi?
Sezon sonunda değerlendirmelerimizde, çoğunlukla Utah’ın çıkışına paralel, fikstürünün kolaylığından da bahsetmiştik hep. Playofflar için koltuk savaşının en kızıştığı dönemde Utah, maç programıyla bir adım önde görülürken, ilk tur için ev sahipliği avantajı bir yana, ikincilik için favori adaylardandı. Nuggets ise yalpaladığı bir dönemin ardından çok zorlu bir fikstürle karşılaşmıştı sezon içinde. Son 11 maça göz gezdirecek olursak; Utah Jazz, @Toronto, @Indiana,@Washington, New York, Golden State, @Lakers, Oklahoma, @Houston, @New Orleans, @Golden State, Phoenix’le karşılaştı. Avantajını özellikle Indiana, Houston ve son maçta Phoenix’e yenilerek kaybetti. Denver ise @Boston, @Toronto, @Orlando, @Dallas, Portland, Clippers, @Oklahoma, Lakers, San Antonio, Memphis ve @Phoenix’le karşılaştı. Bu maçlarda Boston, Orlando, Dallas, San Antonio ve son olarak Phoenix’e kaybederek bu zor fikstürde (ellerinden geleni yaparak) dördüncü olabildiler. Ayrıca sezon ortasında George Karl’ın gırtlak kanseriyle bir travma yaşadılar. İki takımında ikincilik şansları gayet güçlüydü oysa ki.

Playofflarda ne ile karşılaşabiliriz?
İki takım en son 94’te karşı karşıya gelmişler. 7 maça uzayan yarıfinal serisinde gülen taraf Jazz olmuş. Üç takımında peş peşe kazandığı üçer maçtan sonra serinin galibini belirleyecek maçta Utah Jazz sahadan galip ayrılmış ve adını finale yazdırmış. Bu sene ne olur biraz onu tartışacak olursak; iki ekibinde öncelikle artı ve eksilerini gözden geçirmeliyiz.

Ev sahibi avantajını elinde bulunduran Denver’da, en büyük eksiklik Koç Karl şüphesiz. Bu serilerde takımı yine Adrian Dantley’in kontrolünde göreceğiz. Ayrıca Kenyon Martin’de sakatlıktan yeni döndü; fakat yıldız oyuncu sakatlığını aşmış gibi gözüktü son maçlarda. Yani tam kapasitesiyle oynayamasa da takımına yarar sağlayacaktır. Utah’ta ise Kirilenko’nun bu ay sahalara dönmesine pek ihtimal verilmiyor. Buna ek olarak, Boozer’ın sakatlık sonrası durumunu merak ediyorum. “Ne olursa olsun, ilk maçta sahada olacağım” demişti kendisi. İsterse mutlaka sahada olacaktır, ona hiç şüphe yok; fakat takımına sezon içinde uyum sağladığı gibi uyum sağlayabilecek mi, sakatlığın etkilerinden tam olarak kurtulabildi mi o büyük merak konusu. Ben pek fazla zorlanacağını düşünmüyorum açıkçası.

Nuggets’ın 53-29’luk sezonunda, en büyük eksiklik kazandığı maçlarda 23.3 asist yaptıkları halde kaybettikleri maçlarda 16.6’ya düşen asist sayısı. 6.7 asistlik bu fark iddialı bir playoff takımı için pek hoş durmasa da bu sezon sayı ortalamasını 5.4 arttırarak 28.2’ye çıkartan Anthony ve kariyer rekorunu 19.5 sayıya çıkartan Billups, asist farkını kapatıyor gibi gözüküyor; fakat Billups’ın da son bir buçuk ay kadardır ritmini bulamadığı da büyük bir gerçek. %38 ile şut kullandı deneyimli guard bu süre içinde. Bunun dışında,Utah’ın lüks vergisinde düzenleme sonucu Ronnie Brewer’ı Memphis’e yollaması ve akabinde takımın iki numarasının Wesley Matthews’a verilmesi o bölgede Denver’ın işine yarayacaktır. Özellikle Carmelo’nun o bölgeden çok ekmek yiyeceğini düşünüyorum.

Utah’ta ise Boozer’ın bu sezonki 56.2’lik şut yüzdesine paralel, 19.5’lik sayı ortalaması umut verici; ama yıldız oyuncunun durumunu yukarıda belirtmiştim. Deron Williams’ın da serbest oyunun takıma faydalarını bu sezon sıkça gördük. Öyle ki Utah takım olarak sezon içinde asistlerden bulduğu sayı oranı toplam oranın %67.8’i. Bu noktada takım kimyasının oturduğunu rahatlıkla görebiliriz. Yalnız Mehmet’in de Nene gibi uzunlara karşı zorlandığı da bir gerçek. Pota altı savaşında Denver bir adım önde olabilir bu eşleşmede.

En önemli noktaya gelecek olursak, iki takımda deplasmanda korkunç bir sezon geçirdiler. Utah çok ufacık bir yüzdeyle çıkmış %50’nin üstüne. Denver ise bu alanda %50’nin altında kalmış. Tabiri caizse sinip gidiyorlar bu atmosferlerde; ama bu noktada ev sahibi Denver’ın 2 avantajı öne çıkıyor: Birincisi, deplasmanda maç kazanmak zorunda değiller. Kendi evlerinde yapacakları 4 maçı kazansalar zaten bileti kapıyorlar. İkincisi ise Denver’ın 1600 rakımlık büyük avantajı. Bu atmosferde oynamak gerçekten zor olsa gerek.

Sonuçta
Benim tahminim ise 94 senesindeki gibi 7 maçlık bir seri olacağı yönünde. Bu 7 maçın da çok çekişmeli geçeceğini düşünüyorum; fakat Denver’ı özellikle ev sahibi avantajı ile bir adım önde görüyorum. Tahminim 4-3 Denver.

Ben Kirilenko'nun yokluğunda, Utah'ın dar rotasyonu nedeniyle çok zorlanacağını ve Denver'ın seriyi beklenenden daha rahat geçeceğine inanıyorum: 4-2. Hatta Boozer'ın ne kadar sağlıklı olduğuna göre daha bile kolay olabilir... / Can

NBA TV Çalışanlarından Playoff Tahminleri

Kaan Kural

Cleveland-Chicago:
Chicago yırtıcı ve sorun çıkartabilecek bir takım ancak Cleveland'la baş edebilecek durumda değiller kapasite olarak, özellikle hücum kapasitesi olarak. O nedenle: 4-1 Cavs alır.

Orlando-Charlotte:
Orlando son dönemin en formda takımı, Charlotte ise playoff'a giren belki de en zayıf kadro. Tek başına kalite farkı bile ezici bir Magic üstünlüğünü gösteriyor. 4-0 Orlando.

Atlanta-Milwaukee:
Milwaukee belki de sezonun en önemli başarı hikayesiydi. Ama hem hücumun hem savunmanın temeli gitti, seride sadece ayakta kalmaya çalışacaklar. Atlanta bir maçta konsantrasyon sorunu yaşar. 4-1 Atlanta.

Boston-Miami:
Boston her ne kadar büyük hayalkırıklığı olsa da, playoff'ta ayrı bir vitese çıkacaklarını düşünüyorum. Karşılarında yükse tempo oynamayan bir takım olması da büyük avantaj. Miami'nin Wade harici kadrosunun da kalitesinin düşük olduğuna inanıyorum. 4-2 Boston.

Los Angeles-Oklahoma City:
Lakers'ın üzerinde çok önemli soru işaretleri başta Bynum ve Kobe olmak üzere. Ancak tecrübe uçurumu var Thunder'la aralarında. Eğer Kobe ile Bynum sağlıklı olurlarsa: 4-2 Lakers.

Dallas-San Antonio:
Dallas'ta playoff'ta baskı altında ezilen çok fazla oyuncu var, başta da Jason Terry ile Shawn Marion geliyor. Nowitzki'ye San Antonio'nun pek yanıtı olmasa da, playoff'taki performans değişikliğine baktığım zaman San Antonio'yu daha şanslı görüyorum: 4-2 San Antonio.

Phoenix-Portland:
Phoenix All-Star sonrası Orlando ile birlikte ligin en sıcak takımı. Savunmada bile önemli bir aşama kaydettiler. Portland ise zaten skor üretmekte zorlanıyor. Bir de Roy'un yokluğunda Phoenix'e yetişmeleri imkansız: 4-0 Phoenix.

Denver-Utah:
Denver önemli ve çok zorlu bir dönemden geçti. Ancak bütün bu zorluklar onların kenetlenmesine yol açabilir. İç sahada zaten ligin en iyi takımlarından biri. Kirilenko dönmezse, Boozer da %100 ile dönmezse ibre Denver lehine: 4-3 Denver kazanır.


Orkun Çolakoğlu

Cleveland-Chicago:
Favori elbette Cleveland ama en azından Toronto yerine Chicago geldiği için sevindim. Cleveland-Toronto serisi hiç keyif vermezdi, çok erken belli olurdu maçlar. Chicago düzensiz, kenardan epey kötü yönetilen, ayrıca bir yandan koç-yönetim arasında kriz yaşanan bir takım ama sekizinci sıradan gelen bir takıma göre pek tekin değiller. Derrick Rose’un standart değil, ‘iyi’ günlerinden birine takım arkadaşlarından da katılanlar olursa 1-2 maç kazanmaları bence şaşırtıcı olmaz. Ama tabii Cleveland hemen her yönden üstün ve onların da süpürmesi şaşırtmaz. 4-1 Cleveland.

Orlando-Charlotte:
Charlotte’un bir play-off takımına üstünlük sağlaması için müthiş atletizmlerinin ağır basacağı bir rakiple eşleşmeleri gerekirdi. Orlando’ya bu yönden o tip bir üstünlük sağlayamazlar. Formda bir Chandler bu ligde Dwight Howard’ı en iyi savunan oyuncu olabilirdi ama en son formda olduğunda tarihler 2008’i gösteriyordu. Kaldı ki Howard’ı pasifize etseler bile Orlando ağır basıyor. Belki Orlando’nun alıştığımız ilk tur uyuşukluğu ve ilk iç saha maçının gazıyla bir maç alırlar ama 4-1’in ötesi bana sürpriz olur. 4-1 Orlando.

Atlanta-Milwaukee:
Bogut sezonu kapatınca Milwaukee’nin iç-dış hücum trafiği büyük ölçüde ortadan kalktı. Artık Jennings ve Salmons’ın deliciliğine kalmış vaziyetteler. Jennings’in de iki tercihinden biri tuhaf oluyor, malum. Atlanta daha oturaklı ve play-off konusunda tecrübeli bir takım. Seri tahminim 4-2 ama o da Atlanta’nın çabuk gevşeme huyundan ötürü. İlk iki maçtan 1-1 dönülmesi ya da herhangi bir sırayla ilk dört sonunda 2-2 olması beni şaşırtmaz. 4-2 Atlanta.

Boston-Miami:
Miami değil de Charlotte gibi kedilerle doldurulmuş bir takım olsaydı formsuz ve yaşlı Celtics’i epey terleteceklerini düşünürdüm. Miami ise o ölçüde atlet bir takım değil ve yarı saha basketbolu oynuyorlar. Celtics çok formsuz olabilir ama Miami’ninki ölçüsünde bir kadroyla oynanan yarı saha basketbolu onları devirmeye yetmez. Yine de Wade ve Celtics’in hali nedeniyle 4-2 Boston diyorum.

Los Angeles-Oklahoma City:
Lakers normal sezonun son bölümünü hedefsizlikten sallanarak geçildiği için formsuzluklarının ne seviyede olduğunu play-off başlamadan kestirmek güç. Bir anda şahlanmalarını beklemiyorum ama son 1-2 haftadaki görüntüyü atarlar. Kobe’nin durumu ise önemli çünkü onu hiç bu kadar çaresiz durumda hatırlamıyorum. Durant’in ondan daha iyi seri geçirmesi muhtemel, Artest tarafından savunulacak olmasına rağmen. Kilit adam Westbrook olabilir. Lakers en bariz zayıflığının hem hücumda hem savunmada oyun kurucu olduğu bariz ama Westbrook oyunculuğuyla aynı düzeyde iyi bir oyun kurucu değil. Ve sezonu epey formsuz kapadı. Lakers pota altı Bynum son sakatlığın etkilerini yaşamazsa epey ağır basıyor ve bu sayede Kobe idare etse bile seriyi götürürler. 4-1 Lakers.

Dallas-San Antonio:
Kağıt üzerinde 2-7 eşleşmesi ama Batı’da 2-7 arası mesafenin o kadar açık olmadığını biliyoruz. Ayrıcason yıllarda Dallas şüpheyle yaklaşılması gereken bir takım. Spurs ise kötü geçirdiği sezonu iyi bitirdi. Bu seride oynayacak oyuncuları rakip tarafından savunulmalarının güçlüğüne göre sıralayacak olsak birinci sıraya Nowitzki’yi koyarız ama 2-3-4 de herhangi bir sırayla Ginobili, Parker ve Duncan olur. Bu önemli bir faktör benim gözümde. Yine de 7 maçta Dallas diyeceğim ama eğer geçen sezona göre ciddi düşüş gösteren Parker Kidd karşısında bir yıl önceki gibi oynarsa ibre Spurs’e döner. 4-3 Dallas.

Phoenix-Portland:
Suns sezonu en iyi bitiren takımlardan biri. Portland’ın en iyi oyuncusu sakatlık nedeniyle devre dışı. Saha avantajı da Suns’ın elinde. Portland açısından şöyle de bir terslik var ki, Roy’un yokluğunda öne çıkması beklenecek Andre Miller hep hızlı tempoda daha verimli olmuştur. Oysa yarı saha takımı olan Portland’ın bu seride Suns’ın temposuna kapılmaması gerekiyor ve bu da büyük ölçüde oyun kurucu Miller’ın sorumluluğunda. Robin Lopez’in yokluğunda pota altında Amare’nin müthiş formuna rağmen Portland biraz daha iyi ve bu sayede 2 maç alabilirler ama Suns’ı Roy’suz geçemezler. 4-2 Phoenix.

Denver-Utah:
Denver sağlık problemlerinden uzak olduğunda benim gözümde ligin en komple takımı. En iyi olmayabilirler ama net eksiği/zayıflığı olmayan tek takım diyebiliriz. Şubat sonu gibi ligin en formda takımı da olmuşlardı ama George Karl ve Kenyon Martin’in yokluklarında o havayı yitirdiler. Şu anda onlar açısından en kaygı verici durum Chauncey Billups’ın sezonun son bir buçuk ayında çok kötü oynaması. Utah ise ligin en iyi 2-3 oyun kurucusundan birine sahip. Billups’ın acilen silkinmesi lazım, ki bence kendini toparlayacaktır. Martin’in takıma yeni dönebilmiş olması Boozer’a karşı problem yaratabilir ama Boozer’ın da henüz kendisini ne kadar etkilediği konusunda çok net bilgi sahibi olmadığımız bir sakatlığı söz konusu. Şu an Utah daha iyi durumda gözüküyor ama Denver’ın Billups önderliğinde yavaş yavaş ayağa kalkacağını düşünüyorum ve az farkla da olsa favorim onlar. 4-3 Denver.

İsmail Şenol

Cleveland-Chicago:
Cleveland’ın tek hedefi şampiyonluk. Normal sezondaki iki maçı Chicago’nun kazanması hiçbir şeyi değiştirmeyecek, Bulls’un playoff’ta Cavs karşısında tutunmasına imkan yok. Cleveland, Chicago’nun tüm önemli silahlarına kalabalık rotasyonuyla önlem alabilir. 4-0 Cleveland kazanır.

Orlando-Charlotte:
Charlotte Bobcats playoff’a kalarak hedefine ulaştı. Zaten çok dar bir kadroya sahipler, bu yüzden Orlando Magic karşısında tutunmalarına imkan yok. 4-1 Orlando kazanır.

Atlanta-Milwaukee:
Andrew Bogut’un yokluğu ligin en iyi savunma takımlarından Milwaukee’nin hem hücumda hem savunmadaki dengesini çok bozacak. Atlanta deplasmanda çok iyi bir takım değil, o yüzden iki maç kaybetmesi çok da sürpriz olmaz. Yine de eksik Milwaukee’nin seriyi alması çok zor. 4-2 Atlanta.

Boston-Miami:
Bir takımın Boston’ı eleyebilmesi için tempoyu çok yukarıya çekmesi ve atlet oyuncularıyla iş bitirmesi lazım. Miami’de hem yüksek tempoyu kontrol edecek bir oyun kurucu, hem de Wade-Beasley-Wright haricinde atlet oyuncu yok. Ayrıca Heat ligin en düşük tempoda oynayan takımlarından. Boston zorlanmayacaktır. 4-1 Boston.

Los Angeles-Oklahoma City:
İlk turda keyifle izleyeceğim seri bu olacak. Oklahoma City genç kadrosu ve oynadığı basketbolla gönüllerin şampiyonu. Ne yazık ki playoff’ta tecrübeli takımlar daha avantajlı. Lakers’ın zayıf karnı oyun kurucu mevkiinde Russell Westbrook etkili olacak, ancak Oklahoma City’nin zayıf karnı olan pota altında Lakers çok ağır basıyor. Bu yüzden maçlar yakın geçebilir, ancak Thunder seriyi kazanamayacak. 4-1 Lakers alır.

Dallas-San Antonio:
San Antonio Spurs eski savunma kimliğinden iyice uzak, artık 130 sayı atabilecek potansiyelde bir hücum takımı görünümünde. Ancak iş hücuma gelince Dallas çok daha komple bir takım. Şutörleri, pota altı bitiricileri, delici oyuncuları, orta mesafe şutörleriyle dolu kadro. Çok eğlenceli ancak Dallas’ın kazandığı bir seri izleyeceğiz. 4-2 Dallas.

Phoenix-Portland:
Brandon Roy sakat olmasaydı iki uç takımın kapışmasını izlemek çok keyifli olacaktı. Ligin en hızlı oynayan takımı Phoenix ile en yavaş oynayan takımı Portland’ın mücadelesinde tempoyu kabul ettirebilecek takım Phoenix gibi görünüyor. Eksik Portland bir maç alırsa bile başarı. 4-0 Phoenix.

Denver-Utah:
Bu seride çok önemli olan ev sahibi avantajı Denver’dan yana. Fakat George Karl’ın olmayışı Nuggets’ın bu avantajı ne kadar kullanabileceği konusunda kafalarda soru işareti bırakıyor. Jerry Sloan’ın Adrian Dantley’ye sağlayacağı üstünlük sayesinde Utah, deplasmandaki yedinci maçı kazanıp turu geçer diyorum. 4-3 Utah.

Doğu İlk Turu: Bucks - Hawks Değerlendirmesi

Aslında bu konuya Bogut sakatlandığında değinmiştim. Bogut, Scott Skiles'ın defansif ve düşük tempolu sisteminde kendisini bulmuştu. Dwight Howard Magic için ne kadar önemli ise, Bogut da Bucks için o kadar önemliydi. Yanında gerçek bir uzun forvet olmadan (Ersan - Mbah a Moute) oynayan Bogut, Bucks'ın boyalı alanda rakiplerine gözdağı veren tek oyuncuydu. Ayrıca takımının hücumda boyalı alandan sayı üretebilecek tek uzun ismiydi. Ersan hem dışarıdan oynamayı seviyor hem de kendi pozisyonunu yaratan bir isim değil. Mbah a Moute'nin zaten hücum yönünün zengin olmadığını, bulduğu dakikaların neredeyse tamamını defansta yaptığı işlere borçlu olduğunu biliyoruz. Şimdi bir de Bogut'un yerine Kurt Thomas gelince hem defansta hem hücumda denklem bir anda bozuluyor. Ligin rakibe en az hücum ribaundu veren takımlarından biriyken Bogut'un gidişiyle bu alanda büyük güç kaybediyorlar. Skiles'ın sisteminde rakiplerini çok iyi box-out etmelerine rağmen Hawks gibi iyi hücum ribaundu alan bir takıma karşı sıkıntı yaşayacaklar gibi duruyor. Ama bu konuda bir Raptors seviyesine düşmelerini beklememeliyiz. Bunun yanında Bogut'un maç başına aldığı 3 hücum ribaundu da kısa bir Hawks takımına karşı inanılmaz değerli olabilirdi, bu katkıdan da yoksun kaldılar.

Farkındaysanız hep Bogut ve Bucks'ın eksiklerinden bahsettim. Hawks'a çok değinmeye gerek olduğunu düşünmüyorum. En azından bu eşleşmede. Horford ile Josh Smith'in enerjisi fazla gelecektir Bucks'a. Aslında Joe Johnson'ı biraz da olsa yavaşlatabilecek bir isim olan Salmons'a sahip Bucks ama kenardan gelen Crawford Hawks'un skor üretimine büyük katkı sağlıyor. Zaten yılın 6. Adamı ödülünün de sahibi olacak %99.

Jennings'in oyunu hızlandırmak konusunda, şut seçimi ve pas vereceği arkadaşını seçmek konusunda doğru kararları verdiği ve formda olduğu bir gece (karşısında da defansif olarak yetersiz olan Bibby'i de hesaba katalım), Salmons da 08-09 sezonundaki performansına devam ederse Bucks formasıyla 1 maç alabilirler Hawks'dan. Ama Bogut'suz fazlasıyla dış şuta dayalı bir takım haline büründüklerinden dolayı şansları neredeyse hiç yok.

Ersan'ın da aldığı dakikalarda Josh Smith'le eşleştiğinde çok zorlanmasını hatta bu alanda Hawks'un bir hayli avantajlı olduğunu düşünüyorum. Burada Ersan'ın atletik yetenek konusunda ne kadar geride olduğunu anlatmama gerek yok herhalde. Güç ve fiziksel avantaj olarak da Josh Smith'in Ersan'dan çok büyük bir eksiği yok. Josh Smith'in blok kovaladığı pozisyonlarda hücum ribaunduna girerek veya kendisini dışarıda unutturarak sayılar üretebilir Ersan. Pivota kaydığı kısa sürelerde ise Horford'ın ona kuracağı üstünlüğü herkes tahmin edebiliyordur herhalde. Ama en azından hücumda ayak çabukluğu ile avantajı olur Ersan'ın.

Tahminim: 4-1 Hawks.

Kobe Bryant ve Michael Jordan


Link

4-5 gün önce Blazers'dan Webster'a karşı post-up yaparak sol hook ile sayıyı bulan Kobe, bir Spurs maçı öncesi ısınırken sol hook'uyla dalga geçen Jeff Van Gundy'e "Şimdi dalga geç bakalım" mesajını veriyor... İşte bu Kobe'nin Jordan'a benzetilen yönlerinden biri. 97 sezonunda Van Gundy Knicks koçu iken, bir maç öncesi Jordan'a "İkiyüzlü" gibi bir ithamda bulunmuştu. Jordan 34 yaşında 51 sayıyı (sezon rekoru) Knicks potasına gönderince gidip Van Gundy'e "Sakin ol ufaklık" tarzında birşeyler söylemiş. Ayrıca Jeff Van Gundy'nin anlattığına göre John Starks maçtan sonra gelmiş "Parkede onu savunan sen değilsin, Michael Jordan'a iyi davran" demiş.

Phil Jackson medyadaki dostlarından birinden, sakatlıklar ve formsuzlukla boğuşan Kobe hakkında ileri geri konuşması için bir istekte mi bulunsa ne?

10 Milyon Dolarlık Hareket


Link

Bir oyuncunun alt tarafı bir blok koyduktan sonra havalara girmesine, 8 saat şov yapmasına içten içe, ufak çaplı gıcık olan nadir kişilerden biriyimdir. Hep de böyle sert yapılan bloklarda top dışarı çıkar ve rakip takım yeniden hücum eder. Yani blok aslında büyük oranda anlamını yitirir. Bu nedenle bazen abartıldığına inanırım işte blokların. Her neyse, pozisyona baktığımızda görüyoruz ki Grizzlies koçu Lionel Hollins gıcık olmakla kalmıyor, tepkisini de koyuyor Kenyon Martin'e.

İşte Grizzlies yönetimi bu noktada devreye girdi. "Tavrını koyan, blok yiyen oyuncusunu sonuna kadar koruyan ve Kenyon Martin'e kafa tutmaktan korkmayan bir koçumuz olmalı" dierekten, Hollins ile 3 senelik bir anlaşmaya vardılar. Bu da yılda yaklaşık 3-4 milyon dolar desek, 10 milyona denk geliyor. Burada pas arasına girmesi onun yeni kontratı almasına katkı bulunmuştur kesinlikle.

Neyse dalgayı keselim, bu sezonun ufak çaplı sürprizlerinden birine imza atan Grizzlies'in koçu Hollins'e hakkını verelim. Iverson-Randolph ikilisi takıma geldiğinde herkes ümiti kesmişti Grizzlies'den ancak sene başında Iverson'ın ayrılması herşeyin değişmesini ve takımın iyiye gitmesini sağladı. Zach Randolph'un top kendisine geldikten sonra geri pas verdiğine defalarca kez şahit oldum, onun zihinsel gelişiminde Hollins'in payı olduğuna inanıyorum. Batı'nın diplerinde olacağını düşündüğümüz Grizzlies, bu sezon beklentileri aştı ve bu da Hollins'e 10 milyon dolar kazandırdı. Güle güle harcasın.

16 Nisan 2010 Cuma

Kirilenko Nuggets'a Karşı Yok (Boozer ve Memo Şüpheli)

Haber yeni yeni düştü internete. Çeken baldırınındaki sakatlık nüksetmiş, Nuggets serisini geçtim 3 haftayı bile bulacağı konuşuluyor sakatlığının. Boozer ve Mehmet de son antrenmana çıkmamışlar. Mehmet ise oynamayı düşündüğünü açıklamış ama aşil tendonunda ağrılar varmış. Boozer'ın durumunun da maç saatinde belli olacağı yazılmış Utah gazetesinde. Ben herkes sağlıklıyken bile Nuggets'ın bir adım öndeolduğunu düşünüyordum. Kirilenko'nun arkasında, Carmelo'yu durdurmayı veya yavaşlatmayı geçtim, rahatsız edecek kimse yok...

Lanet ki Ne Lanet (Roy Ameliyat Oldu)

Bundan yaklaşık 1 hafta önce Lakers maçında dizinden sakatlanan Brandon Roy'a menisküs yırtığı teşhisi konulmuştu. Daha sonra oynayabilecek durumda olursa, oynamayı ve ameliyatı ertelemeyi tercih edeceğini söylemişti. Ancak dün gece çıkan habere göre bugün ameliyat olmasına karar vermiş Blazers yönetimiyle birlikte. Playofflar'ın ilk turunu kaçıracağı kesin ama ikinci turda dönebilirmiş. Ama ben menisküs ameliyatından tam 2 hafta sonra bir maça çıkma ihtimalini son derece düşük görüyorum, hatta herhalde imkansız gibi birşey olsa gerek. Zaten bugün ameliyattan sonra iyileşme sürecini açıklayacaktır doktorlar. En basit diz ameliyatı bile 15 günlük bir süre gerektirirken Roy'un ikinci tura dönmesi beni çok şaşırtır ama. Gerçi neyin üstüne kafa yoruyorsam... Suns saha avantajına da sahipken Blazers'ın ikinci tur şansı son derece düşük gözüküyor. Kısacası Roy'a ve Blazers'a büyük geçmiş olsun..

Ufak bir hatırlatma yapayım. Portland Trail Blazers'ın bu sezon başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir herhalde. Oden ve Billa'nın sakatlıklarını bilmeyen yoktur zaten ama daha geniş bir listeye ve benim özürüme şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca o listeye ek olarak yanılmıyorsam Blazers'ın yardımcı antrenörü Maurice Lucas'a da kanser teşhisi kondu. Şimdi de Roy'un sakatlığı ve muhtemelen sezonu kapaması... Bu konuda da suçlu ben olabilirim. Çünkü bundan 2 hafta kadar önce 7 numaralı Blazers yani Roy forması aldım. Yukarıda da kanıtını koyuyorum. Gerçekten Blazers'ın sezonunu çöpe mi attım? Belki de...

Enes Kanter 29 Nisan'ı Bekliyor

Bundan 5 ay önce blog'da Enes Kanter'in NCAA'de hiç ceza almama ihtimalinin olduğunu, NCAA'in yeni bir yönetmeliği değerlendirmeye alacağını yazmıştım. Değerlendirilecek yeni kuralı kısaca özetlemek gerekirse: Profesyonel takımlarda para almadan maça çıkan gençler, bunu kanıtlamaları halinde NCAA'de ceza almadan forma giyebilecekler. Şu an geçerli olan kurallara göre profesyonel takımda forma giyen öğrenciler, kaç maça çıktılarsa NCAA'de de yaklaşık olarak o kadar maç ceza alıyorlardı.

İşte bu haberi Kasım ayında verdiğim zaman, yeni kuralın Ocak ayında görüşüleceği yazılıp çiziliyordu. Ancak gördüğünüz gibi böyle bir gelişme olmadı. Bu ayın yani Nisan'ın sonunda NCAA yönetimi değerlendirmeye alacakmış bu yönetmeliği. Enes de iple çekiyordur bunu. İnşallah yeni kural geçerli olur da, Enes ceza almaz gelecek sezonun başından itibaren izleyebiliriz yıldız oyuncumuzu. Hem belki lobisinin çok güçlü olduğu söylenen Kentucky ve Calipari'nin de bu kuralın çıkmasında bir katkısı olur kim bilir?

Doğu İlk Turu: Bulls - Cavaliers Değerlendirmesi

Önce Cumartesi başlayan eşleşmeleri ele almak lazım. Pazar başlayanları yazmak için ekstra bir günüm daha olacak. Hafta içi yorgunluğu sebebiyle, içlerinden en kolay gözüken eşleşmeyle başlamak istiyorum: Bulls - Cavaliers.

Neresinden başlasam? İki tarafı teraziye koyduğunuzda, Cavs ağır geliyor. Hem de kelimenin gerçek anlamıyla... Shaq ile onu savunacak Noah arasında yaklaşık 50 kilo fark var. Bu fark Noah'ın toplam kilosunun yarısı kadar. Ama Shaq'ın döndüğü anda ilk 5'e yerleşip 30 civarı dakika almasını beklemiyorum. Hickson - Varejao ikilisinden biri, muhtemelen de Hickson ilk 5'te olacaktır. Shaq'in biraz paslanmış olma ihtimalinin yanı sıra, onsuz uzun süredir çabuk bir şekilde oynamaya alışan takımın da afallamaması için minik dev kenardan dahil edilmeli oyuna. Peki niye Shaq'tan bahsettim yukarıda? 50 kilo farktan bahsetmeye değerdi, ayrıca 1-2 maçlık alışma döneminden sonra onu Bulls pota altını dağıtırken görebiliriz...

LeBron James faktörüne değinmenin bir anlamı var mı açıkçası bilmiyorum? Onunla ilgili her bir tuşa bastığımda boşa enerji harcıyormuşum gibi geliyor. Fiziksel yeteneklerinin (boyu, kulaç boyu ve atletikliği) sağladığı inanılmaz yüksek defansif potansiyele benim gözümde ulaşamayan Deng'e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum şimdiden. LeBron ile olan eşleşmelerinde aslında onun önünde kalmayı biraz başarıyor diyebiliriz. Ama NBA'de pek çok kısa forvete fiziksel üstünlük kurmakta sıkıntı çekmeyen Deng, LeBron karşısında küçük çocuk gibi kalıyor. Çembere kadar penetre ettikten sonra gücünü kullanarak zıplayıp Deng'i bozup, rahat turnikeler ve smaçlar bulduğunu yazmışım aklımın bir köşesine. Direk o pozisyonlar canlandı gözümde. Bana göre tek sıkıntı olabilir: LeBron'un son 4 maçta dinlenme kararı almasının etkileri görülebilir. En azından son maçta 15-20 dakika oynayıp, kendisini maç temposuna, havasına ısındırabilirdi LeBron diye düşünüyorum. Ama böyle bir ritm bozukluğu olsa bile serinin gidişatını etkileyecek kadar uzun süreceğine inanmıyorum.

Rose - Mo Will eşleşmesi hariç her pozisyonda Cavs'in üstünlüğü olduğunu görüyoruz. Rose çabukluğu ve yaratıcılığı ile Mo'ya hücumda üstünlük kuracaktır ama harika yardıma gelen ve rotasyon yapan Cavs defansını es geçmeyelim. Yani çıkıp bir maçı tek başına almasını beklemiyorum Rose'un, her ne kadar sevsem ve beğensem de kendisini. Geçtiğimiz seneki (Garnett'siz) Celtics ile şu anki Cavs arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum. Belki çok formda olduğu bir maçı Bulls'un koparmasını sağlayabilir ama onu da sanmıyorum. Bütün bunların yanında Rose'un işin savunma tarafında devamlı perdelerden çıkmaya çalışan bir Mowill'i kovalayacağını da söyleyelim.

Cavs, Doğu'daki nadir ağır ayaklı 4 numaraya sahip takımlardan biriyle karşılaşıyor. Yani Jamison - Taj Gibson eşleşmesine geldik. Gerçi başka uzun forvetlerle karşılaştırınca, Gibson için tam anlamıyla ağır ayaklı demek biraz haksızlık olabilir ama savunmada üçlük çizgisine çıkmayı sevdiğini söyleyemeyiz. Buna ek olarak Gibson'ın ham ve skor potansiyelinin düşük olduğunu biliyoruz. Tabii Jamison'a karşı gücünü kullanarak da bir üstünlük kurmasını bekleyemeyiz, nitekim bu tarzda, fiziksel bir oyuncu da değil. Cavs hücumunda ise çaylak Gibson'ın Jamison'ı arada sırada kaybedeceğini, Jamison'ın içeriden ve dışarıdan rahat atışlar bulacağını ön görebiliriz.

Hinrich ile Anthony Parker'ı karşılaştırdığımızda aslında ikilinin birbirlerine oldukça yakın olduğunu söyleyebiliriz. Burada Parker'ın cüssesi biraz daha ağır basacak gibi duruyor, belki alacağı birkaç hücum ribaundu 1-2 maçın gidişatını etkileyebilir.

Bench'lere baktığımızda da sadece sayıyorum. Delonte West, Hickson, Moon, Ilgauskas, Powe ve Varejao'ya Bulls'un cevabı şu şekilde: Miller, Murray ve biraz Warrick. Parmaklarımı yorduğuma değmez. Ama şunu söyleyebilirim, Bulls'da Noah'ın içine sığmayan, bütün takıma yayılan enerjisi varsa, Cavs'de de Varejao aynı özelliklere sahip...

Koçlar konusunda Mike Brown'a şampiyonluk yolunda %100 güvenmesem de, karşısında Del Negro olduğunu unutmayalım. Ayrıca Bulls takımının bugün yaptığı "Olay geride kaldı, playofflar'a konsantre olduk" basın bildirisine rağmen Del Negro'nun, genel menajer Paxson ile olan kapışmasının da bir huzursuzluk yarattığına değinelim.

Sonuç olarak tahminim: 4-0 Cavaliers.

Yukarıda Shaq ve LeBron ile ilgili yazdığım negatif noktalar gerçekleşirse, Noah-Rose ikilisi ile United Center'ı dolduracak seyircinin çabaları Bulls'a getirirse bir galibiyet getirir diye düşünüyorum. Aslında 4-1 yazmıştım ama tam yayınlamadan önce 4-0'a çevirdim. Geçen sene Cavs 4-1 alır diye düşünmüştüm Hawks'a karşı da mesela, fena yapmışlardı Hawks'u. Şimdi hem Cavs daha güçlü, hem Bulls geçen seneki Hawks'dan daha zayıf bir ekip...

15 Nisan 2010 Perşembe

Günün En İyileri - 13 ve 14 Nisan

13 Nisan:

Link

Devean George'un iki çeyrekte birden buzzer beater atması takdir edilesi. Hele ilki inanılmaz zor bir pozisyondu. Rose'un ters smacı da güzel ama bu açık alandaki smaçlar çok özel olmadıkça beni etkilemiyor.

14 Nisan:

Link

Blazers'ın alley-oop'la biten hızlı hücumu muhteşem. Rose'un crossover'ları çok bir işe yaramış gibi gözükmüyor, sadece şov olmuş sanki. Çaylak Teague'in asisti gayet güzel. 15 asist ile hafiften bir Sessions havası yarattı sezon sonunda. Blake-Outlaw işbirliği çok güzel ve Outlaw oldukça zor bir smaç vuruyor, sol elle... Koufos'a ve Joe Smith'e de geçmiş olsun dileklerimi yolluyorum buradan. İkisi de gerçekten inandılar mı acaba blok koyabileceklerine?

4'ünde Neyse, 22'sinde de O

Aslında özel bir an için saklıyordum, madem sezonun son gününde 48 dakika sahada kalarak, 42 sayı attı ve kariyer rekorunu kırdı, koyuyorum ben de blog'a. Bir insan bu kadar mı değişmez ya?

Zannedersem 1992 All-Star'ı olsa gerek. 1-2 ay kadar önce bir maçta gösterdiklerinde maçı sunanlar söylememişlerdi sanırım hangi maç olduğunu, tam hatırlamıyorum. Ama Stephen'ın yaklaşık yaşını, farklı takımlara ait formaları, Nelson'ın 92'de Batı All-Star takımını yönetmesini birleştirince, bu çıkıyor ortaya.

Bu arada asıl olayı yazmamışım ya şaka gibi, gerçi tahmin etmiştir çoğunluk. Stephen Curry kimin kucağında oturuyor? Babası Dell Curry'nin...

2010 Sayı Kralı - Durant

Pek fazla yorumlanacak tarafı yok. Durant, uzun süredir 0.1 civarı farklarla kapıştığı LeBron James'i geride bırakarak 30.2 ile, sayı krallığına ulaştı bu sezon. Bu başarıyı elde eden en genç oyuncu oldu. Durant'i ne kadar sempatik bulduğumu ve sevdiğimi, blog'u takip edenler zaten biliyor. Hastasıyız. Tebrik ediyorum. Zira yazın, bugünler için çok çalıştı:





14 Nisan'dan Notlar

Çoğu maç önemsiz olduğu için pek kapsamlı yazmadım. Bir de playoff eşleşmelerine şuradan bakabilirsiniz.

Günün hayvan performansları:
Roy, Aldridge, Camby’nin oynamadığı, Miller’ın da 9 dakika sonrasında kenara geldiği maçta Golden State oyuncuları şov yapmış. Stephen Curry 42 sayılık müthiş oyunuyla kariyer rekoru kırarken 8 asist 9 ribaundla da triple-double’a epey yaklaşmış. Tamam Golden State ve sezonun son maçı ama bir çaylaktan 40-10-10 gelmesi çok etkileyici olmaz mıydı? Ayrıca Ellis’ten de 24’te 14’le 34 sayı 4 ribaund 3 asist gelmiş. 4 Golden State oyuncusu 48 dakika görev alırken kenardan gelen Devean George 42 dakika süre almış. Yani 7 saniye, 9 saniye ve 5 buçuk dakika gibi süreleri saymazsak pivotsuz 5 kişi yenmişler eksik Blazers’ı. Tabii Portland’ı suçlamıyorum çünkü maçın saati geç olduğu için playoff konumları belli olmuştu. Bu arada maçta şöyle ilginç bir olay gerçekleşmiş. Gençler de en eğlenceli maçları olduğunu, video kaydını istediklerini söylemişler Nellie amcalarına.

Dün gece Bulls’un bırakmayacağını söylemiştim, beni haksız çıkarmayıp Bobcats’e karşı maçı 98-89 kazanmışlar. İlk yarının bir bölümünde farkı çok daha fazla açmışlardı ancak Bobcats biraz daha iyi hücum ederek az da olsa yaklaşmayı başarmış. Chicago’da takımlarını taşıyan isimler 19’da 10’la 27 sayı atan Rose ve 21 say atıp 13 ribaund alan Noah. Böylece Playoffların 8. sırasına adlarını yazdırdılar tebrikler buradan.

David West, gecenin en güçlü performanslarından birini sergilemiş Houston Rockets karşısında. 20 şutundan sadece 4’ünü kaçırarak 35 sayı 10 ribaundla oynamış. Onun yanında Hornet çaylaklarından Collison 26 sayı 11 asist, Thornton da 20 sayı 6 asistle oynamış. Houston’da pek savunmanın lafı geçmemiş bu gece; Hornets’in neredeyse %64’le şut atmasına izin vermişler. Ariza ve Kevin Martin çabalasa da savunma yapmayınca kısıtlı bir hücum takımı olarak gayretleri yetmemiş ve 123-115 yenilmişler.

Diğer çoğu maç gibi kazancı ve kaybı olmayan iki takım arasında geçse de Clippers’ın inatla derbi havasıyla baktığını biliyoruz. Bu yüzden sezonun son maçına iyice asılmışlar. 12’de 8’le 23 sayı, 11 asist ve 10 ribaundla ilk triple-double’ına imza atan Steve Blake’in önderliğinde 91-107 kazanmışlar Staples Center’daki karşılaşmayı. Davis’in oynadığını da unutmamak gerek. Lakers da aslında yatmış diyemeyiz; Gasol’den 18 sayı 17 ribaund, Odom’dan 21 sayı ve Brown’dan 18 sayılık yeterli diyebileceğimiz performanslar gelse de takımın diğer üyeleri felaket ötesi şut atmış. Box score’un her yerinde 1/4, 3/7, 2/8’ler geziniyor. Tabii playoffta istedikleri rakiple karşılaşacakları için morallerinin pek bozulduğunu sanmıyorum.

8.’lik dışında bir yerde bitirme ihtimalleri olmasa da tam kadro sahaya çıkan Thunder, Memphis’i evinde 105-114 mağlup etmiş. Durant maçta 18’de 12’yle 31 sayı atmış, yanında 7 ribaund çekip 4 de asist vermiş. Gelmiş geçmiş en genç sayı kralına buradan tekrar tebrikler.

Boşa kürek çekenler:
Chicago maçındaki formsuzluğuyla hayal kırıklığı yaratan Rondo, Bucks karşısında 21 sayı 15 asistle oynayarak hiç olmazsa sezonu iyi kapatmayı başarmış. Tabii kazancı veya kaybı olmayan Celtics’in üç büyükleri oynamayınca zayıf kadrolarıyla Bucks’a 106-95 yenilmişler.

Dejuan Blair, 21’de 12’yle 27 sayı atıp 23 ribaund çekerek bir canavar double-double daha yapmış Mavericks’e karşı. Ancak Popovich sıralamayı pek önemsemiyor olsa gerek, Duncan ve Manu’yu dinlendirmiş ve kenardan Parker ve Temple’ın katkıları yetmeyince Mavericks’e 89-96 kaybetmişler. Unutmadan Hill’in de sakatlandığını söyleyeyim. Playofflarda bu iki takım arasında zevkli bir seri bekliyorum.

Amaçsız iki takımın maçını izleyenler bir miktar mücadeleye tanık olmuş. Hibbert’ın 16’da 10’la 29 sayı atıp kariyer rekoru kırdığı gecede Blatche’de 29’la cevap vermiş. Bitime 1:30 saniye kala Cedric Jackson’ın üçlüğüyle Washington 97-98 öne geçmiş ancak o dakikadan sonra maçta başka basket olmayınca karşılaşma böyle sonuçlanmış.

Günün X-faktörü:
İki takımın da bu saatten sonra hiçbir kazancı olmadıkları için yıldızlarını oturttukları maça 48 dakika sahada kalan Atlanta çaylağı Jeff Teague damga vurmuş. 19’da 11’le 24 sayı atmasının yanına 15 asist 5 ribaund eklemiş, kariyer rekorları olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Cleveland’ın Lebron’a ne kadar bağlı olduğunu biliyoruz ama şu Atlanta kadrosuna da 83-99 yenilecekleri aklıma gelmezdi.

Bizimkiler:
Kenardan yalnızca 18 dakika süre alan Ersan 7’de 5’le kısa sürede takımına yeterli katkıyı sağlamayı başarmış. Bucks’ın en skorerleri de kenardan gelip 17’şer sayı atan Ridnour ve Stackhouse olmuş, Celtics’te Rondo hariç uğraşan oyuncu olmayınca maçı kazanmışlar. 5. olmak için hala bir umutları vardı ancak Miami Nets’e yenilmeyince sezonu 6. bitirdiler ve Atlanta’yla karşılaşacaklar.

Hidayet bari sezonun son maçında iyi oynamasını isterdim ancak faul problemi yüzünden hiç oynayamamış neredeyse. Benim takip edebildiğim süre içerisinde ilk yarıda 3 faulü olduğu için oturuyordu. İkinci yarıda da girebilirken baya kenarda oturdu aslında. Bir süre ara verip son çeyrekte baktığımda yine 5 faulle kenarda gördüm kendisini, çabuk iki faul almış olmalı. Sezonu 1/1’le 5 sayı 3 asistle kapattı Hido. Takımı Raptors Knicks’i yense de Bulls galibiyet alınca playofflara gitmeye hak kazanamadılar.

Mehmet Okur, Boozer’ın yokluğunda maçın maçın ilk yarısında coşarak uzun süre takımının en iyisi olarak kalmış. Tabii 3. çeyrekte sadece 3 sayısı var, son çeyrekte hiç yok. 14’te 9 isabetle 21 sayı atıp 11 ribaund toplamış. Deron Williams 24 sayıyla takımının lideri ama iyi bir maç çıkarmamış; sadece 6 asisti var ve 17’de 5 şut isabeti de hiç iyi değil. Suns’ın fena savunma yapmadığını söylemeliyim ancak Utah da felaket hücum etmiş. %37.5’la şut atmalarının yanında tam 19 top kaybı yapmışlar ki asist sayısından 2 fazla. Suns da zaten pek zorlanmadan 100-86 galibiyeti çıkarmış bu deplasmandan.

Hayalet Bench ile Zarar Veren Galibiyet


Link

Dün gece Warriors, maça çıkmak için gereken minimum oyuncu sayısıyla yani 8 oyuncuyla çıkmış dün geceki Blazers maçına. Morrow ve Turiaf sakat olmalarına rağmen, 8'e ulaşabilmek için bench'te yer almışlar. Maç içinde Chris Hunter da sakatlanmış. Bunun üzerine Devean George 6. faulünü yapınca, hakemler Hunter'ın oyuna girmesinde ısrar etmiş. Nelson ise hakemleri uzun süre Hunter'ın sakat olduğuna ikna etmeye çalışsa da, başaarmamış ve Devean George'un 6 faul ile oyunda kalmasını (teknik faul karşılığında) sağlyamamış. Kural gereği eğer bir takım oyun alanında 4 kişi kalacaksa ve kenarda sağlam oyuncusu yoksa, 6. faulünü yapan bir oyuncu otomatikman oyunda kalıyor. Son yaptığı ve ondan sonra yaptığı her faul de teknik faul olarak cezalandırılıyor.

Bunun üzerine Hunter girip birkaç dakika oynadıktan sonra daha fazla devam edememiş. Ardından hakemler "Kadroda 2 oyuncun daha var onları oynat" demişler Nelson'a. Nelson da Morrow ile Turiaf'ı 1'er pozisyonluğuna oyuna sokmuş ve "Sakatlandılar, oyuna devam edemiyorlar, soyunma odasına gidecekler" diyerek oyundan çıkarmış ve soyunma odasına yollamış. Bunun üzerine hakemlerin 6 faullü Devean George'u oyuna geri almaktan başka bir şansı kalmamış, tabii teknik faul karşılığında. Bu noktadan sonra da hiç faul yapmayan Warriors, Stephen Curry'nin üst üste ürettiği 9 sayıyla maçı kazanmayı başarmış... Hani Turiaf ile Morrow'un prosedür gereği "Kadrodalarsa sağlıklılardır" mantığıyla birer pozisyonluk oyuna girme zorunluluklarını anlayabiliyorum ama Chris Hunter'ı sakat sakat oyuna girmeye zorlayan başta Eddie Rush olmak üzere hakem üçüsüne selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum buradan... Ocak ayında aynı şey başına gelmişti Warriors'ın, Curry 6. faulünü yapmasına rağmen oyunda kalması gerekmişti, takım parkede 4 kişiyle yer alamayacağı için. Artık Warriors'ın aşırı büyük şanssızlığı mı, yazın oyuncuların iyi çalışmaması mı bilmiyorum ama birkaç senedir Warriors devamlı 6-7 kişiyle maç tamamlıyor. Nelson ile alakası olduğunu düşünmeye başladım...

Son olarak da, 5 kişiyle (resmi olarak 8) alınan bu galibiyet, Warriors'ın lottery'deki top sayısını 138'den 104'e düşürdü (doğru hesapladıysam). Kısacası bu kadar kasmanın sonunda aslında Warriors zarar gördü diyebiliriz. Buyrun bu da hayalet bench'in resmi:

NBA Playoffs 2010: Where Amazing Happens

Yılın Çaylağı - 2010

7 yıl sonu ödülü, 8 playoff eşleşmesi var değerlendirecek. Belki de yetişmeyecek hepsi, o nedenle bu yazıyı kısa keseceğim. Jennings ile Curry-Evans ikilisini ayıran detaylara yaklaşık 1 ay önce önce değinmiştim. Fikrim değişmedi, aynı şeyler şu an için de geçerli ve adayım Tyreke Evans. Stephen Curry de sempatik bulduğum ve beğendiğim bir oyuncu ama Warriors takımı istatistikleri şişiren bir yapıya sahip olduğundan Evans kadar saygımı kazanamıyor. Ayrıca Curry'nin sezon başında çok ortalıkta görünmezken, asıl çıkışını son 2 ayda yaptığının da altını çizmek lazım. All-Star arasından beri 21.5 - 5.5 - 7.5 ortalamalarını tutturdu şutör guard. Her ne kadar - çok - etkileyici olsa da, 'bir dönem' olarak adlandırılabilir...

Ama ben onun yerine bütün sezona yayılmış 20-5-5'i tercih ediyorum. Bu arada hani olur da Bucks 45 galibiyetlik bir playoff takımı olduğu için %37 ile şut atan Jennings'e ödülü verirlerse... Neyse birşey diyecektim de fazla büyük konuşmayayım.

14 Nisan 2010 Çarşamba

14 Nisan Programı (Senaryolar)

15 Nisan Perşembe 03:00 / Cleveland Cavaliers - Atlanta Hawks
15 Nisan Perşembe 03:00 / New York Knicks - Toronto Raptors
15 Nisan Perşembe 03:00 / Philadelphia 76'ers - Orlando Magic
15 Nisan Perşembe 03:00 / New Orleans Hornets - Houston Rockets
15 Nisan Perşembe 03:00 / Milwaukee Bucks - Boston Celtics
15 Nisan Perşembe 03:00 (NBA TV) / Chicago Bulls - Charlotte Bobcats
15 Nisan Perşembe 03:00 / San Antonio Spurs - Dallas Mavericks
15 Nisan Perşembe 03:00 / New Jersey Nets - Miami Heat
15 Nisan Perşembe 03:00 / Memphis Grizzlies - Oklahoma City Thunder
15 Nisan Perşembe 03:00 / Detroit Pistons - Minnesota Timberwolves
15 Nisan Perşembe 03:00 / Indiana Pacers - Washington Wizards
15 Nisan Perşembe 05:30 / Golden State Warriors - Portland Trail Blazers
15 Nisan Perşembe 05:30 (NBA TV) / Phoenix Suns - Utah Jazz
15 Nisan Perşembe 05:30 / Los Angeles Lakers - Los Angeles Clippers

Sezonun son günü, playoff yapacak takımların ilk 5'teki oyuncuları 20 dakikadan fazla süre almayacaklardır herhalde. Ama ekran başındakiler harika 2 maç izleyecekler, gecenin en önemli, en anlamlı, en çekişmeli (mücadele olarak) geçecek 2 maçını veriyor NBA TV.

Doğu'da tabii ki Knicks-Raptors ile Bulls-Bobcats gecenin merakla beklenilen maçları. Bulls kazanırsa playofflar'a kalıyor, kaybederse ve Raptors kazanırsa bu sefer Raptors 8. olup Cavs ile eşleşiyor. En kritik maç Bulls-Bobcats elbette. Bobcats'in daha güçlü olduğuna inanıyorum, onlar açısından da ölüm kalım maçı olsa, Bobcats çok büyük ihtimalle kazanır derdim. Ama kazansalar da 7. sırada kalacaklar. Bulls ise ölümüne oynayacak.

Eğer Heat Nets'e yenilirse ve Bucks da Celtics'e karşı kazanırsa, Heat 6'ya düşüyor ve Hawks ile eşleşiyor, Bucks ise 5'e çıkıyor ve Celtics ile eşleşiyor. Heat'in, Hawks ile eşleşmek için bunu istediğine dair söylentiler çıkmıştı hatta, Spoelstra ise bunu reddetmişti "Basketbol Tanrıları'nın işine karışmak gibi bir niyetimiz yok" diyerek.

Batı'nın yukarısında Mavs eğer Spurs'e kaybederse ve Jazz, Suns'ı yenerse, Jazz Batı 2.'liğine yerleşecek. Ancak Mavs Spurs'ü yenerse, 2. sıradaki yerini koruyacak. Suns eğer Jazz'ı yense bile en iyi ihtimalle 3. olabilir. Ama işte o zaman Jazz otomatik olarak 5. sıraya düşüyor ve 4. sıraya çıkan Nuggets ile eşleşiyor... Bu gece aslında bir anlamda Utah'ı 5.'cilik bekliyor. Çünkü Boozer oynamıyor, Kirilenko %90 yok, Mehmet'in de oynaması tehlikede. İşleri çok çok zor. Deron'ın sezonun en iyi maçını çıkarması lazım, hatta o bile yetmemeli bu şartlarda. Tek avantaj Energy Solutions Arena diyebiliriz, belki bir de Millsap'in savaşçılığına karşılık verecek bir isim olmaması Suns'ın pota altında. Ama kadrolara bakınca Suns'ın ağır bastığını söylemek gerek...

Roy ve muhtemelen Aldridge'den yoksun olan Blazers, Warriors'a kaybedip, Spurs Mavs'i yenmedikçe, 6 ile 7. sıralar değişmeyecek... 7'nin rakibi Jazz veya Mavs olacak, 6'nın rakibi ise Mavs-Jazz-Suns üçlüsünden biri. Kısacası çok şeylere gebe bu gece.

Galiba bütün senaryolar bunlar. Kaçırmış olabilirim birşeyler belki.

Enes'i İzlemek İsteyenler Ekran Başına

Ekran başına derken, televizyon değil gerçekten bilgisayar ekranı başına yani. Türkiye saati ile 21:00'da www.fibatv.com'da Enes'in şov yaptığı Nike Summit Hoop 2010'un tekrarı verilecek baştan sona. Blog'da baya detaylı bir şekilde değinip, Enes'in görüntülerini de paylaşmıştım ama illa ki izlemek isteyenler olacaktır. Maçı kaçıranlara veya tekrar izlemek isteyenlere duyurulur...

Curry'nin Oy Hakkı Yok

NBA tarihinin en önemli şutörlerinden biri olarak bilinen Dell Curry'nin, Yılın Çaylağı ödülünde oy kullanma hakkı elinden alınmış. NBA yönetimi, Curry'nin taraflı bir şekilde oy verebileceğini düşünmüş. Bunun nedeni de, Yılın Çaylağı ödülünü için ismi geçen Stephen Curry'nin, Dell Curry'nin oğlu olması.

Hastasıyım NBA'in bu tarz kararlarına. Düşünsenize sonuçlar açıklandığında 1 puan farkla Stephen Curry, Evans'ı geçip çaylak ödülünü alsa ne olur? Ayıkla pirincin taşını. Konuya Stephen Curry "Babam zaten Tyreke'e oy verecekti." diyerek espriyle yaklaşmış, ardından da alçak gönüllülükle devam etmiş: "Güzel bir haber, bu ödülle birlikte anılmam bile benim için gurur kaynağı."

Diğer bütün sezon sonu ödüllerinde oy kullanabilecek olan Dell Curry'nin yerine Bobcats medyasından henüz belirlenmeyen biri alınacakmış.

13 Nisan'dan Notlar

Önce Can'ın yazdığı düzeltmeye bakınız.

Günün hayvan performansları:
Dün gece mücadeleyi sevenler için çok zevkli bir maç oynandı yine Chicago’da. Maçın genelinde iki takım da iyi savunma yapsa da Noah’ın bütün Celtics takımının toplamından daha fazla enerjisi olunca iki tarafın ribaundlarında da Boston uzunları baya zorluk çekti. Bir önceki maç dinlenip Bulls karşısında kötü başlayan Garnett’in bu pozisyonlardan birinde kaşı açıldı ve tedavi edilip oyuna dönmek zorunda kaldı. Dediğim gibi çok doğal olarak Bulls maçı daha çok isteyen takımdı ve tüm isteklerini sahaya yansıttılar. Ancak maçı kazanmaklarını sağlayan bu arzularından çok iki guard’ın yaptıkları oldu. Kirk Hinrich ve Derricks Rose, takımının 101 sayısının 69’unu attı. %70’i iki oyuncudan geldi yani neredeyse düşünün. Rose zaten 39 sayıyla kariyer rekoru kırdı 22’de 15’le. Hinrich de 20’de 11’le 30 sayı attı. Rose’un 7, Hinrich’in 5 asisti var. Bu ikilinin maç boyunca müthiş efektif skor üretmesiyle hak ederek kazanan takım Bulls oldu. Bobcats karşısında da bırakacaklarını sanmıyorum bu saatten sonra ve kendilerine playofflarda başarılar diliyorum (çok ama çok zor olsa da).

Öncelikle Utah için kötü haber, Boozer Golden State karşısında sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kaldı. Şu anda kaç maç kaçıracağı belli değil bildiğim kadarıyla. İyi haber ise yerine giren Millsap 33 dakikada 24 ribaund alarak kariyer rekoru kırdı. Bu performans %38’le şut atan Warriors’a karşı gerçekleşmiş olsa da hayvanlığından çok şey kaybetmiyor. 24’ün 5’i hücumda unutmadan. Deron Williams maçta iyi oynamamış, faul problemi yüzünden de 29 dakika sahada kalabilmiş ama onun açığını da Ronnie Price 14 sayı 6 ribaund 9 asistle oldukça iyi tamamlamış. Skora katkı yapan diğer isimler 16’şar sayıyla Miles ve Matthews, 24 sayıyla Memo. Golden State’te tek ayakta kalan isim 21 sayısıyla Devean George olunca Utah 103-94’lük galibiyet alarak beşinciliğe düşmekten kurtuldular. Şimdi ikinci bitirmek için Suns’ı evlerinde yenip Dallas’ın Spurs’e yenilmesini bekleyecekler.

Pau Gasol, Sacramento uzunlarına karşı hücumda fazla zorlanmadan 15’te 12’yle 28 sayı üretmeyi başarmış. Tabii maçı izlemedim ama istatistiklere bakınca savunmada Thompson’a çok da iyi iş yapmış gibi gözükmüyor. Sezonun son maçını oynayan Sacramento, Los Angeles ekibine zor anlar yaşatsa da Lakers karşılaşmayı 100-106 kazanmayı bilmiş. Yarınki Clippers “deplasmanında” da batının en rahat takımı olarak yıldızlarını dinlendirirler diye düşünüyorum.

Phoenix Suns, Nuggets’ı kendi sahasında parçalamış tam anlamıyla. Amare’nin 26 sayı 8 ribaundla oynadığı, Steve Nash’ten de 18 sayı 10 asist geldiği maçta bir ara fark 28 sayıya kadar çıkmış. Maçın 5. dakikasından itibaren Denver en fazla 10 sayı yaklaşabilmiş Suns’a. Carmelo 29 sayıyla takımının en skoreri olsa da %50’nin altında şut atmış ve pek de yardım alamamış açıkçası. Phoenix takım olarak %54’le şut atmış toplamda, daha da etkileyicisi %58’le üçlük atmışlar. Playofflarda saha avantajını garantilediler, şimdi eğer yarın Utah’a yenilirlerse 4. olup sezon boyunca üstünlük kurdukları Nuggets’la karşılaşacaklar ancak bu sefer de 2. turda Lakers’tan kaçamamış olacaklar. Utah’ı yenip de 3. bitirirlerse rakipleri Portland ve ya Spurs olacak ki Portland için dua ettiklerini duyar gibiyim. Yine de yarınki maça kazanmak için çıkacaklarını düşünüyorum ben.

Boşa kürek çekenler:
Maçın ikinci çeyreğini daha iyi oynayıp Pierce’in son saniye basketine rağmen ilk yarıyı 41-44 önde kapatan Chicago arkasına rüzgarı almış gibiydi ancak karşılarında daha söyleyeceği birkaç sözü olan biri vardı. O ana kadar sadece 8 sayısı bulunan Pierce, Deng’in müthiş savunmalarına rağmen üst üste (ilk yarıdaki son saniyeyle birlikte) 7 şutunu sayıya çevirdi ve maçı Celtics yönüne çevirdi. Rose ve Hinrich ona cevap vermekte geç kalmadılar ama eğer Pierce’in bu çeyrekteki oyunu olmasa karşılaşma 3. çeyrekte kopardı bana sorarsanız. Nitekim biraz geç kalsa da son çeyrekte Bulls’un mutlak hakimiyetine geçti. Pierce maçı 17’de 12’yle 28 sayıyla bitirdi, ona hücumda en büyük yardım Ray Allen’ın 25 sayısıyla geldi. Celtics’de bu mücadeleden galip ayrılmak için gereken ateşi göremedim ama ben maç boyunca. Tamam, belki üçüncülük bu maçı kazansalar da kesin değil ama bu sene çok daha önemli maçlarda da aynı tavrı gördükten sonra playofflara dair bir şüphe doğuyor içimde. Hiç olmazsa (karşılarındaki Chicago çok daha iyi oynasa da) sezonun başlarında bu iki takımın yaptıkları maç gözümün önüne gelince aradaki farkın ne kadar büyük olduğunu bir kez daha görüyorum.

Yarın maç yapmayan iki takımdan biri olan Kings, sezonun son sınavında eski rakiplerine karşı iyi bir kapanış yapmak istemiş olsa gerek, canla başla mücadele etmişler. Tyreke Evans ikinci çeyrekte karara itiraz edip teknik faullerle maçtan atılmasına rağmen Beno Udrih takımına iyi liderlik edip galibiyetin kıyısına kadar getirmiş. Bitime bir dakika kala attığı üçlükle farkı 4’e indirse de geriye kalan süredeki tek basket Shannon Brown’dan gelince maçı kaybetmişler. Udrih 14’te 8’le 21 sayı 11 asistle oynarken ona yardım 16 ribaund 19 sayıyla oynayan Thompson ve kenardan 10’da 7’yle 15 sayılık katkısı olan Francisco Garcia’dan gelmiş maçta.

Günün X-faktörü:
Kobe’nin dinlendiği maçta Shannon Brown onun rolüne bürünüp 19’da 10’la 24 sayı atarak takımını taşımış adeta. Tabii maçın en iyi performansı Gasol’den gelmiş ama Brown’un hakkını yemek olmaz rakip takımının böyle asıldığı karşılaşmada.

Takımı baltalayanlar:
Geçen seneki seriyi hatırlayıp kendisinden iyi bir oyun çıkarmasını beklediğim Rondo, Rose karşısında tam anlamıyla denize döküldü. Öncelikle hücumda hiç ama hiç etkili olamadı, sürekli Bulls savunmasına takıldı. Hatta bir ara klasik pas fakelerinden birini yapmaya çalışırken kendini çok zor pozisyonda bulup topu potaya sallamak zorunda kalınca Rose’dan okkalı bir blok yedi. 6 asisti var ama takımını da iyi yönettiğini söyleyemem; zaten ikinci yarının genelinde topu Pierce taşıdı. Ayrıca savunmada da Rose’a karşı hiçbir şey yapamadı. Aslında Celtics’in savunmada çok kötü iş çıkardığını söyleyemem ama Rose’un drivelarını Rondo yeterince iyi savunamayıp erken yardım almak zorunda kaldığı pozisyonlarda Hinrich’e çok rahat şut şansları doğdu. Ayrıca Rondo’nun top çalma sevdasını bu maçta Rose’un yaptığı kadar iyi cezalandıran birini görmediğimi de söylemeliyim. Rakamlara gelirsek, 10’da 2’yle attığı 4 sayı aldığı faul sayısından düşük. 6 asisti ve 0 top kaybı var ancak dediğim gibi oyun kurma yönünde de iyi değildi.
Ayrıca tabii ki Rasheed Wallace. 7’de 1 atıp sahada boş boş gezinmesini geçin, şöyle bir şey var. Elinden kaçmış ama o ribaunda bile nasıl umursamaz çıkıyor. Ayrıca bu sezon bir kere daha böyle çok bariz pozisyonda kendi potasına basket atmıştı Rasheed.

Bizimkiler:
Memo’ya iyi oynayamadığı Houston maçından sonra birkaç günlük dinlenme iyi gelmiş, 15’te 9’la 23 sayı atarak takımının en skoreri olurken 7 de ribaund almış. Kişisel olarak iyi bir playoff geçirmesini dileyelim buradan.

Yanlış Bilgi - Düzeltme

İki gün önce Hawks'un Bucks'a karşı kazanması halinde nedense 3.'lüğü garantileyeceğini belirtmiştim günün programında. Nedense puan durumuna hiç bakmadan, aklıma böyle yazmışım. Celtics'in ve Hawks'un kaç galibiyete ulaşabileceklerini hiç hesap etmeden, Hawks'un o maçtan sonra üçüncü olduğunu, Celtics'in de 4.'lük için şansının kalmadığını yazmıştım. Dünkü programda da yine hiç puan durumunu kontrol etmeyince yine bu yönde "Celtics'in amacı yok" yazdım. Halbuki Hawks'un son maçını kaybetmesi ve Celtics'in son 2 maçını kazanması durumunda, Celtics üçüncülüğü elde ediyordu.

Kısacası yanlış bilgi için özür dilerim. Pek çok şeyi vakit darlığından dolayı böyle kontrol etmeden, kafadan yazınca, arada yanlışlıklar olabiliyor. Hatayı da kabul etmesini bilmek lazım.

Celtics'in İçindeki Chicagolu


Link

Chicago Bulls için hayati önem taşıyan bir maçta Rasheed'in kendi potasına neredeyse "Bilerek attı" diyebileceğimiz turnikemsi basket. Çok kendi potasına basket atan oyuncu gördüm, böylesini görmedim. Baya baya, pozisyonu tamamlıyormuş gibi gözüküyor, tabii sonra yanlışlıkla yaptığı (özellikle de surat ifadesinden) anlıyoruz... Olay burada gerçekleşse, Bulls yönetiminden Rasheed'e giden çantalar konuşuluyor olurdu herhalde.

Sheed'in Celtics'te geçirdiği sezonu özetliyor belki de...

OH MY GOD !!!!!


Link

Üç hakemin gözüne birden perde inince (bir ima yoktur), çalınmayan geri pas düdüğü ve Warriors bench'i ile özellikle Turiaf'ın tepkisi. Video sessiz bile olsa kulaklarımda yankılandı Turiaf'ın haykırışı.

13 Nisan Programı

14 Nisan Çarşamba 03:00 / Boston Celtics - Chicago Bulls
14 Nisan Çarşamba 05:30 / Utah Jazz - Golden State Warriors
14 Nisan Çarşamba 05:30 / Sacramento Kings - Los Angeles Lakers
14 Nisan Çarşamba 05:30 (NBA TV) / Denver Nuggets - Phoenix Suns

Bütün Toronto şehrinin Celtics'in kazanması için dua edeceği bir gece. Ancak Raptors'ın şanssızlığı şu ki, Pierce'ın oynayıp oynamayacağı belli değil, Allen ile Garnett ne kadar dakika alacak bir muamma... Kısacası Bulls için olabilecek en iyi senaryo. Bundan yararlanıp kazanmaları lazım yoksa Raptors Knicks'e karşı kazandığı anda playoff şansı kalmayacak Bulls'un.

Batı konferansındaki 2 ile 5. sıra arasındaki takımları yakından ilgilendiren karşılaşmada muhtemel sıralamaları sayacak olursam sabahı ederim... Ama Phoenix'in 2.'lik şansı yok orası kesin. Tabii Lakers'dan kaçmak için 3. olmak da yetiyor. O yüzden ciddiye alacaklardır bu maçı. Suns formda, Nuggets daha formda ama dün maç yaptı.

Edit:
Celtics'in 3.'lük için şansı yok yazmıştım gece ancak yanlış olmuş düzelttim. Yanlış bilgi için kusura bakmayın. Önce H2H geliyor diye düşündüm bir an için.

13 Nisan 2010 Salı

Bastır Clippers

Michael Jordan, Larry Brown'un başka kulüplerle görüşmesine izin verecekmiş. Brown için, Eddie Jordan'ı kovmasına kesin gözüyle bakılan 76'ers ile Clippers kapışacaklarmış söylentilere göre. Eminim eski takımı Philly'e dönmesini isteyenler çok sayıdadır ama keşke Clippers kapsa Brown'u. Clippers'ın 25 yılda 4 kere playofflar'a kaldığını ve bunların 2'sinin Brown'a ait olduğunu hatırlatayım. Clippers lanetinin üstesinden gelmişti zamanında. Şimdi de eline Clippers'ınki gibi taş gibi bir kadro verilirse niye yeniden onları bir playoff takımı haline getiremesin ki? Hele bu yaz Clippers'ın kadrosuna katacağı üst düzey bir oyuncunun daha olduğunu düşünürsek...

Öteki tarafta Holiday ve Lou Williams'ın, Brown'un elinde pişmeleri ve takımın istenilen seviyeye gelmesi zaman alabilir. Ayrıca Brown'un vazgeçmediği yarı saha oyununda Philly'li atletik genç oyuncular ne kadar verimli olurlar tartışılır. Hele Brand'in son 2 senedir ne halde olduğunu düşününce Brown'un seçimini Clippers'dan yana kullanması gerektiğini düşünüyorum. Clippers'a içten içe acımayla beraber sempati duyuyorum uzun süredir, kaliteli kadroya sahip olsalar da bir türlü başarı gelemiyor. Kulübün sahibi Sterling'in her türlü işe burnunu sokarak Clippers'ı batırdığı söyleniyor. Bari Brown gelsin, uzun süre sonra doğru bir hamle gelmiş olur Clippers'dan. Sadece kafasına esince oynayan Baron efendiyi de motive edip, kulağını çekebilecek nitelikte bir koç getirmiş olurlar. Bilmeyenler için Brown eskiden bir oyun kurucuydu ve bu mevkideki oyuncularıyla arasında zaman zaman gerilimli ilişkileri olmuştur. Buna en iyi örnek de Iverson'dır, bir zamanlar sürtüşseler de ve ünlü Practice olayı ortaya çıksa da, zaman ilerledikçe ikili arasında müthiş bir bağ oluşmuştur. Öte yanda Knicks'de yaşanan bir Marbury olayı var diyeceğim ama Baron, Marbury kadar deli değil. Gerçi kim onun kadar deli ki?

Normalde dedikodu üzerine pek yazmam ama birşeyler karalayasım geldi Clippers'la ilgili...

Günün En İyileri - 9,10, 11 ve 12 Nisan (Ersan Bakkal'a)

Yine çok birikti ya, hep unutuyorum bunları.

9 Nisan:

Link

Glen Davis'ten bal akıyor. Ibaka'nın blok fena değil. Bu tarz kısa oyunculara karşı yüz yüze blok koymaya bayılan Prince hakikaten iyi etmiş Q-Rich'in karşısına çıkmamakla. Terrence Williams'ın dönerek attığı turnike belki göze çok hoş gelmiyor ama kesinlikle yaratıcı ve efektif. Flynn'in pas fake'i ve asisti pek hoş. Big Z - Moon'un kısa mesafeli alley-oop'u çok güzel. Parker'ın pasını ilk açıdan izlerken ben de kaçırdım ne yalan söyleyeyim. Josh McRoberts son 2 haftadır neler yapıyor anlamak güç, fena şov yapıyor. Harika bir alley-oop smacı vurmuş. Ama 1 numara gerçekten de 1 numara... Philly'nin double alley-oop'una diyecek birşey yok. Iggy'e buradan saygılarımı sunuyorum o pas için.

10 Nisan:

Link

Crawford'a alıştık artık. 28 etmiş 3+1'leri. İnanılmaz kötü bir sezon geçiren Gordon'a bir tokat da Ratliff vurmuş. Yazık vallahi adama. Iggy'nin kötü pasını cezalandıran Mike Conley'e teşekkür ediyorum buradan. Bu tarz paslara ekstra gıcığım da... Larry Hughes'un pozisyonunda faul çalmayan hakemlere selam ederken, bu sezon 10. kere falan gördük zannedersem panyanın arkasından atılan sayı. Gerald Wallace smacı aşağıdan alarak çok güzel bir şekilde tamamlıyor. Ersan'ı bakkala gönderen Rondo'ya teessüflerimi iletiyorum. Ayıptır bu yaptığı milli oyuncumuza... Şuraya tık'larsanız, bir başka fake'i var Rondo'nun. Iggy'nin iki crossover ile defansı delip vurduğu smaç harika.

11 Nisan:

Link

Zayıf bir gün gibi geldi bana... Beasley'nin takip smacındaki zamanlaması harika tabii topun tam onun koşu yoluna düşmesi de işini kolaylaştırmış biraz. İşte her zaman bahsettiğim Jack'in deliciliği ve korkusuzluğu. Maç sırasında bu pozisyon sayıyla bittiğinde "yok artık" dediğimi hatırlıyorum. Amare'nin çok sert faule rağmen pozisyonu bitirebilmesi güzel ama yani... Günün 1 numarası bile her zaman tartışılan bir pozisyon olan "ileri zıplayarak faul almaca". Tadı tuzu yok 11 Nisan'ın kısacası.

12 Nisan:

Link

Ratliff yine iş başında, Yi de boyuna posuna güvenip rahat rahat çıkıyor hep ama çok güzel blok yiyor be gerçekten, tadına doyum olmuyor... Beğendiğim oyunculardan biri olan Gerald Henderson'ı bu tarz hareketlere imza atarken görmek çok hoşuma gitti. Smaç gerçekten güzel. Carmelo'nun kaptırdığı top laubalilik ve ciddiyesizlik örneği bence, hadi belki dikkatsizlik de diyebiliriz ama cezalandırdığı için teşekkürler Rudy Gay'e. Wade bunun 5 katı değerinde hareketleri gösterdiği için son haftalarda, bu sönük kalmış. Bücür Bynum, Calderon'a bu bloğu koyduğunda bir an için maçla ilgili şüphe doğmadı değildi içimde ama pek sorun teşkil etmedi Pistons. 133 maçta topu topu 8 bloğu olan Bynum, 9. şapkayı Calderon'a hediye etmiş oldu. Raptors'ı desteklesem de maçta, bu blokta helal olsun dedim. Webster arkadan önüne doğru zıplayıp blok koymayı deneyerek poster olmayı haketmiş, Harden de reddetmemiş. Kaman'ın küfür gibi pası sonrası nadir gördüğümüz bir panyadan muhteşem asist vermiş Kidd. Arada parkeyi silen çocuk da karambole gidiyormuş az kalsın.

Tyreke Evans Efsaneler Arasında

Aralık ayının son günlerinden beri 20(sayı) - 5(ribaund) - 5(asist)'ini takip ettiğim Evans, dün gece attığı 24 sayıyla bunu garantiledi. Oscar Robertson, Michael Jordan ve LeBron'dan sonra, çaylak sezonunda bunu başaran 4. oyuncu oldu Tyreke. Bu istatistikleri tutturmasında Evans'ın yeteneklerinin payı yadsınamaz ama daha önceki yazımda belirttiğim gibi Kevin Martin eğer Kings'de kalsaydı 20-5-5'i tutturması daha zor olacaktı. Evans'ın oyununu çok beğendiğimi zaten üstte link'ini verdiğim yazıda dile getirmiştim ama çaylak yılında yakaladığı 3 oyuncunun kariyeri kadar özel bir kariyer geçireceğine -doğal olarak- inanmıyorum. Yine de uzun süreler lige damga vuracak bir isim olacağı kesin.

Zaten günün notlarında Yusuf değinmişti ama böyle bir başarının ekstra bir yazıya konu edilmesi gerekiyordu. Kısa da olsa değinmeliydim.

12 Nisan'dan Notlar


            
Günün Efsane Çaylağı
Bugüne özel böyle bir bölüm açmak istedim. Öncelikle hatırlarsanız geçen maçtan sonra hesaplarımızı yapmıştık Evans için. 24 sayıya daha ihtiyacı vardı çaylak oyuncunun 20-5-5 için. Dünkü Houston maçında da Evans bulduğu 24 sayıyla efsaneler arsına girmiş. Yalnız şöyle ilginç bir durum olmuş maçta. Yıldız çaylak 22 sayıyı ilk yarıda bulmuş. Son iki sayısı için baya uğraşmış. 8 şutunda isabet bulamamış 18 dakika boyunca hatta. Kendi açıklamalarında “Gerçekten son iki sayı için çok fazla gerildim. Ne zaman o son serbest atışı soktum, işte o zaman rahatladım” demiş Tyreke. Son iki sayısını da maçın bitimine 6.46 kala kullandığı iki serbest atıştan bulmuş ve MJ, LeBron ve Oscar Robertson’ın arasına ismini yazdırmış geleceğin muhtemel süper yıldızı. Tebrik ederiz kendisini biz de tüm basketbolseverler olarak. 

Günün Hayvan Performansları
Gecenin en önemli maçlarından biriydi, hatta en önemli maçıydı diyebilirim Portland Oklahoma City maçı. Batı’da 8. likten kaçmak adına Lakers’ı yenerek önemli bir adım atmıştı Portland ve bu galibiyetin bir anlam ifade edebilmesi için kati suretle Oklahoma City’yi de yenmesi gerekiyordu; ama OKC de dinamizmiyle korku salıyordu rakiplerine. Portland, süper yıldızı Roy’un eksikliğine rağmen bu çok önemli maçı kazanabildi ve yavaştan son sıradan elini eteğini çekti diyebiliriz. Spurs de Minnesota karşısında aldığı galibiyetle önemli avantaj sağlayınca Oklahoma’ya Lakers’la karşılaşma yolu göründü playoffların ilk turunda. Deneyimsiz bir takım için herhalde en zor olaylardan biri olmalı Lakers, Boston, Spurs gibi tecrübeli ve tabiri caizse çakal takımlarla karşılaşmak. Neyse gecenin performansına dönecek olursak 36 yaşındaki delikanlı Camby sonunda takımına tamamen adapte olduğunu gösterdi. Bu sefer Portland’ın hem skor yükünü çekti deneyimli yıldız hem de ribaund yükünü. 16’da 12 ile 30 sayı, 13 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 blok ve tüm bunları yaparken hiç top kaybı yok. Daha ne olsun! Maçın sonunda uzun süreden beri duymadığımız Camby tezahüratlarını bile duyuldu seyircilerden. Denver’dan beri böyle bomba bir performans görememiştik açıkçası Camby’den.

Atlanta, Milwaukee karşısında 104-96 galip gelerek olası bir playoff eşleşmesinin sonuçlarını göstermiş Bucks oyuncularına. Özellikle Joe Johnson 19’da 12 ile 31 sayı, 7 ribaund ve 3 asistlik katkısıyla galibiyetin kapısını aralamış takımı adına; ama asıl sorun Bogut’un sakatlanmasından sonra boşalan pota altından gelmiş. Josh Smith 11 sayı, 8 ribaund ve 6 blokla hem savunma hem de skor yönüyle katkı vermiş. İlginç bir istatistik olarak da 6 bloğun 5’ini 3. çeyreğe sığdırmış yıldız oyuncu. Bogut’un eksikliği daha çok aranacak gibi Milwaukee’de.

Dallas, son 8 maçın yedisini kaybeden Clippers’a bir tokat daha vurmuş resmen. Maçı hiç umursamadan kazanmışlar ve de Clippers’ın istatistiğini 9’da 8 mağlubiyete yükseltmişler. Maçta öne çıkan iki isim olmuş. Biri elbette ki Nowitzki. Alman yıldız 13’te 9 gibi yüksek bir yüzdeyle 25 sayı, 8 ribaund, 3 asist, 2 top çalma ve 1 blokla oynamış. Öteki öne çıkna isimse, sakatlığını nedeniyle kaçırdığı üç maçlık aranın ardından sahaya çıkan Marion olmuş. O da 12’de 9 isabetle bulduğu 21 sayıyla takımına Nowitzki’den sonra en büyük katkıyı vermiş. Zaten son çeyrek koç, ilk beşi bol bol dinlendirmiş. İlk çeyrek fark 11, ilk yarı sonucu 21 ve 3. çeyrek sonucu 30 olunca ve de karşı takımın en önemli iki yıldızı(Davis ve Gordon) olmayınca boşuna ilk beş oyuncularını yormanın da bir anlamı kalmıyor doğrusu. Gelelim playoff hesabına. Bu sonuçla beraber Dallas muhtemelen Batı ikincisi oldu diyebiliriz. Mavs’in ikinciliği için iki ihtimal var: Birincisi Spurs karşısında oynayacakları maçı kazanmaları, ikincisi ise maçı kaybetseler bile, Utah’ın kalan iki maçından (GSW,Phoenix) birini kaybetmesi. Bu iki durumdan birinin gerçekleşmesi halinde ikinci olacaklar. Avantaj kendilerinde kısacası.


Bir gece önceki talihsizliği biraz olsun affettirmek için çıktıkları hataya yer olmayan bu maça Raptors oyuncuları ilk çeyreğe çok iyi başlayamasalar da kendilerini karşılaşmaya verdikleri ortadaydı. Zaten hücumda oldukça kısıtlı olan Pistons’a karşı yılın bu zamanı kolay bir galibiyet almasalardı büyük ayıp olurdu. Yine de ilk çeyrekte maçın kaderi tam olarak belli değildi, Ben Gordon’ın etkili oyunuyla Pistons maça tutunmayı başardı. Ancak Raptors takımı, diğer maçlarından farklı şekilde topu çok çok iyi dolaştırdı. Ne Calderon ne Jack ne de Hido topla gereksiz yere fazla oynamadı, özellikle ikinci çeyrekte Toronto ekibi son derece organize olmuş görüntüsü çizdi. Şöyle bir istatistikle açıklayayım durumu; Raptors’ın ilk 20 basketinin 19’u asistlerden geldi. Maçı da 37 asistle tamamladılar zaten, yanılmıyorsam bu sezon ulaştıkları en büyük rakam. %60’la da şut attılar bu arada. Jack kenardan yaptığı 12 asistle öne çıkarken Calderon da 11 asistle oynadı. Detroit savunmasına da veriştirmeden olmaz tabii ki ama bu asistlerin çoğu Raptors oyuncularının bencil davranmamalarından dolayıydı.

Raptors’ı hücumda toplam 22’de 13 ve üç sayı çizgisinin gerisinden 6’da 5’le oynayan Bargnani taşıdı. Aynı zamanda 7 de ribaund aldı, Zaten maçın önemli bölümünde Detroit’e pek hücum ribaundu şansı vermedi Toronto oyuncuları. Ben Wallace, Bargnani’nin içeri penetre ettiği bir iki pozisyonda oldukça iyi savunma yapsa da aradaki boy farkı baya can yaktı. Sonuç olarak Chicago’ya karşı yenilgiyi nasıl hemen kabul ettiyse burada da aynı şekilde rakibine erkenden boyun eğdirdi Raptors ve maçı 111-97 kazandı.

Houston’da Kevin Martin, eski takımı Sacramento’ya karşı bomba ir performans sergilemiş. 20’de 11 ile 39 sayı yollamış eski takımın potasına. Öte yandan Trevor Ariza’da sezon başındaki görüntülerinden bir kesit sunmuş seyircilere 29 sayı (10/18) , 5 ribaunduyla. Maçın Sacramento ve Tyreke Evans açısından önemli bölümüne “Günün Efsane Çaylağı” kısmında yer vermiştim zaten.

San Antonio Spurs, Minnesota karşısındaki galibiyetle 11. sezon peş peşe 50 ve üzeri galibiyete ulaşarak, Lakers’ın 79-80 ve 90-91 sezonları arasındaki 12 sezonluk 50 ve üzeri galibiyet rekoruna ulaşma yolunda büyük adım atmış. Seneye de bir 50 daha gelir bu takımdan. Öte yandan bir rekor denemesi daha gerçekleşmiş bu maçla birlikte. Eğer Minnesota son maçı da kayberderse 91-92 sezonundaki takım tarihinin en kötü sezonunu bir kez daha tekrarlayacakmış. Sağlık olsun. Basketbolcuların hiç de sıkıntısı varmış gibi gözükmüyor. Bu durumda bize de pek bir şey söylemek düşmez zaten. Maça gelecek olursak Spurs cephesinde 12 oyuncunun 8’i çift haneli sayılara ulaşmış (R.Mason, Mahinmi, Bogans, Hairston, M.Bonner, Jefferson, Parker ve Duncan). Tabi ki bu performansların arasında Tim Duncan’ın performansı çok ayrı duruyor. Deneyimli süper yıldız 18 dakika sahada kaldığı maçta 7’de 6’yla 16 sayı, 6 ribaund, 3 asist ve 1 top çalmayla takımına önemli katkı vermiş. Öte yandan Spurs adına bir sevindirici noktada Parker’ın performansı olmuş. Fransız guard, 22 dakikada 12 sayı, 7 asist, 3 ribaund ve 1 top çalmayla mücadele etmiş. Şut yüzdesi (%62.5) de öteki maçların aksine gayet iyiymiş. Öte yandan Spurs için 26’da 14 üçlük isabeti ve 81’de 47’lik şut performansı çok etkileyici. Üçlük sayısı biraz fazla olabilir; ama isabet sayısı da bu kadar yüksek olunca bir sakınca gözükmüyor doğrusu.

 Vince Carter 11’de 5’le 21 sayı 4 ribaundla oynamış. Hayvan değil tabii ama maçın az bir kısmını izlesem de bir iki kelam etmek istedim. Maçı açmamın sebebi son zamanlarda fırtınalar estiren Pacers’ın, Lakers’ın önünde bitirmek dışında amacı kalmayan Orlando’ya karşı neler yapacağını merak etmemdi. Ancak ilk çeyrekteki Indiana, sezonun büyük bölümünde gördüğümüz, ilk beşte kimin başladığı belli olmayan karışık takımdan farklı değildi. Dwight Howard çok erken 3 blok yapsa da ısrarla içeri girdiler skor üretmek için. Aynı formülü Magic de uyguladı ve Indiana ne kadar başarısız olduysa Orlando oyuncuları da o kadar rahat oynadı boyalı alanda. Zaten ilk çeyrek skoru 42-18 şeklinde olunca Raptors-Pistons maçına döndüm. Maçı da Magic oyuncuları pek yorulmadan 118-98 önde bitirmiş.


Boşa Kürek Çekenler
John Salmons, takımının Atlanta’ya kaybettiği gecede -özellikle son çeyrekteki oyununa rağmen- 104–96 mağlup olmasını engelleyememiş. Yıldız oyuncu 18’de 9 isbetle (3/6 üç sayı) 28 sayı, 3 ribaund ve 2 asistlik katkı vermiş takmına. O elinden geleni yapmış da Milwaukee’nin kullandığı 32 üçlüğün anlamı pota altında sayı üretememenin verdiği çaresizlikten ileri gelmiyor. 32’de 11’lik üçlük yüzdesi de bu açıdan çok şeyler ifade ediyor. Üstelik maç boyunca da takım olarak sadece 4 top kayıpları var; ama yine de geçememişler Atlanta’yı. Şu son iki maçı kaybettikleri iki takım Boston ve Atlanta. İkisi de muhtemel birinci tur playoff rakipleri. Bogut sakatlandıktan beri 4 maç kazanmışlardı; fakat mesaj maçlarını kaybettiler. Pek de korku salamamış oldular rakiplerine karşı böylece. Umalım ki iyi önemli kayıplarına rağmen yine saldıran bir Milwaukee görürüz de, playofflara biraz daha renk katılmış olur.

Andray Blatche Knicks’e karşı da olsa 19 sayı 10 ribaund 7 asistle triple-double’a yaklaşmış. Tabii bu sefer son çeyrekte yüce amacına ulaşmak için yeterli rahatlığı bulamamış çünkü Knicks ezip geçmiş onları. Aynı zamanda Mike Miller’dan 23 sayı 7 ribaund 5 asist ve Livingston’dan 18 sayı 7 asist gibi performanslar gelse de maçın son çeyreğinde New York’un 40 sayı atmalarına izin verince galibiyet gelmemiş Wizards için ve maçı 103-114 kaybetmişler.

Jason Kapono, eski takımı Miami karşısında bu sezonun en iyi performansını göstermiş ve 12’de 10’la 24 sayı atmış. Sayılarının 22’si ilk üç çeyrekte gelmiş. Ayrıca 13 asistle kariyer rekoru kıran Jrue Holiday ve 21 sayıyla rekorunu egale eden Jodie Meeks de çabalamış ama sonunu getiremeyince maçı kaybetmişler.


Günün X Faktörü
Arron Affalo Denver’ın Memphis’i mağlup ettiği gecede 13’te 7 isabetle 22 sayı ve kariyer rekoru 13 ribaundla takımına en efektif katkıyı vermiş dün gece. Önemli bir avantaj sağlamışlar takım olarak; ama her şey son Phoenix’te karşılacakları Suns maçına bakıyor. Olası senaryo şu: Denver, olası bir galibiyet durumunda Batı’da üçüncü olabilir; mağlubiyette ise 5. olarak daha ilk turdan ev sahibi avantajını kaçırabilir. İşin ironik tarafı ise Nuggets 2004’ten beri Phoenix’te maç kazanamıyor. Şu anda da Suns son 10 maçın 8’ini kazanarak epey formda olduğunu herkese göstermiş durumda. Gerçekten hayli ilginç bir maç bekliyor bizleri. Bu arada belirtmek istediğim iki nokta daha var. Birincisi Denver evinde aldığı bu galibiyetle, evindeki istatistiğini 34-7 olarak sonlandırdı ve 21 senelik rekoru kırdı. Geçen seneye göre de bir galibiyet daha fazla aldılar evlerinde. Öncelikle tebrik ediyoruz onları. İkinci olarak ise JR Smith’in maç içindeki 15 üçlük denemesinden bahsetmeden geçmek istemedim. Maç şov maçı oldu o yüzden mi bilmiyorum; ama 15 tane üçlük çok fazla üçlük olmuş. Takımın geri kalanı 17 atmış. Kıyaslamayı siz yapın. Hani öyle 9 tanesini falan sokarsa lafım yok da, zaten 6 isabet bulabilmiş sadece. Oysaki diğer 5 şutunda 3 isabeti var. Toplamda 26 sayısı var; ama ben hayvan performans olarak nitelendirmedim bu performansını, o nedenle burada değinmek istedim.

Amir Johnson, eski takımı Pistons’a karşı kesinlikle hayatının en iyi hücum performansını gösterdi. 12’de 10’la 26 sayı bulduğu maçta yerinde kurduğu perdelerle sadece kendine değil dışarıdaki Bargnani’ye de uygun pozisyonlar yaratırken Detroit savunmasının dengesinin bozulmasını sağladı. Bu sefer ribaundlarda biraz etkisiz kalsa da takım arkadaşları onun açığını kapadılar. 

Bizimkiler
Hidayet’in rakamlarına bakıp aldanmamak gerek çünkü –her ne kadar çok iyi oynadı diyemesem de- Chicago maçında olduğu gibi çok istekliydi. İlk çeyrekte de oldukça iyi oynamasına rağmen 3 faulle kapattığı ilk yarının dönüşünde kısa sürede iki faul alarak kenara gelmek zorunda kaldı. Karşılaşmanın galibi erkenden belli olduğu için de sahaya bir daha girmedi. Sonuçta 6’da 3 isabetle 8 sayı 8 ribaund 4 asistle bitirdi maçı. Tabii en az 3 faulü çok gereksizdi bana göre, madem o kadar oynamak istiyor biraz sakınsa iyi olur.

Ersan, çok ritimsiz attığı maçta pek fazla dakika alamamış. 11’de iki isabet bularak 4 sayıda kalmış. İki üçlük denemesinde de başarı yokmuş. 4 ribaundu ve 1 asisti var; fakat üç tane şutu bloklanmış. Playofflarda da devam etmediği sürece ara sıra kabul edilebilirdi bu performanslar; ama artık playofflar geldi. Ritmini asla bozmaması ve hak ettiği dakikaları alması lazım Skiles’tan. Çünkü ligin bu zamanı herkes kendini ispat savaşına düşecektir. Eğer bu zamanları avantajlı geçerse, ismini herkese ezberletir Ersan.