BIY AD

Wade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2011 Pazar

Heat'i Sevenler- Heat'ten Nefret Edenler

ESPN yorumcusu Brian Windhorst dün yazdığı yazıda, Heat'in, cuma günü Timberwolves'un salonu Target Center'da oynadığı karşılaşma ile ligdeki 28. ve son rakip salona uğrayıp sezonu "Amerika'nın en nefret edilen takımı" olarak tamamladığını belirtmiş.

Maçtan önce Timberwolves taraftarları LeBron'u, isminin anonsu ile birlikte yuhalamaya başlamış ve Heat takım olarak salona adımını attığında Carly Simon'ın -kendini beğenmiş, kibirli anlamına gelen- "You’re So Vain" şarkısı çalınmış.

LeBron konuyla ilgili yaptığı açıklamada herkesin "hate the Miami Heat" düşüncesine girdiğini belirtmiş ve yaptıklarının sadece bir spor olduğunu, olayın fazla büyütülmemesi gerektiğini söylemiş.

Gerçekten de 2 Aralık'taki Cleveland maçında LeBron'un maruz kaldığı hareketler ve hakaretler, Bosh'ın ilk Toronto'ya karşı oynadığı maçta yuhalanması gibi olaylar Heat'in ne kadar sevilmeyen bir takım haline geldiğinin kanıtı gibi duruyor. Yazıda geçtiğimiz gün oynanan Timberwolves maçında da izleyicilerin Heat'i ıslıkladıktan birkaç dakika sonra tüm bunları unutup Heat'li oyuncuların inanılmaz büyüsüne kendini kaptırmış oldukları söyleniyor.

Ben genel olarak Heat oyuncularını antipatik bulduğumu söyleyemem. LeBron Cavaliers'ı finallere taşırken aynı LeBron, Bosh Raptors'ı tek başına sırtlarken aynı Bosh'tı. Bir senede takım değiştirir değiştirmez insanların sevgilisi konumundan nefret edilen adam konumuna gelmeleri üzücü. Bu durumu kaldırabilmek da bana kalırsa ciddi bir mental güç ister. İnsanların güvendikleri, kendilerine ait olduğunu düşündükleri şeyi kaybetmeleri çok acı fakat onların "Bizim takımdayken Kral, bizden gidince Kötü Adam" düşüncesini haksız buluyorum. Neticede uzun seneler boyunca hizmet ettikleri takımdan ayrılmak zorunda kalan oyuncuları da anlayışla karşılaşmak gerek, işlerini yapıyorlar, kim şampiyonluk kazanmak istemez ki. Ayrılmak zorunda kalmaları diyorum çünkü onlar da başarılı olmak için Heat'e gidip Wade'in gölgesinde kalmayı kabullenecek kadar takımlarından ümidi kesmiş durumdaydılar. Kabul edelim ki Wade orada olduğu sürece takımın sahibi Wade'dir.

E tabii LeBron'un gideceği takımı açıklama olayını şova dönüştürmesi, ayrıldığı takımının ardından alay eder tarzda demeçler vermesi de insanların onu itici bulmasına yardımcı oldu ve tabii bu antipati onun oynadığı takıma da yansıdı. Fakat bu takımda herkes tarafından çok saygıdeğer bulunan, hiçbir şeye karışmadan işini yapmaya çalışan Wade, Bibby, Miller gibi oyuncular da protestolardan nasiplerini alıyorlar.

Teşbihte hata olmasın ama ben Heat'in şu anki durumunu biraz Fenerbahçe'ye benzetiyorum. Artık insanlar ikiye bölünmüş durumda: Heat'i sevenler ve Heat'ten nefret edenler. Tabii bu durumdan kurtulup insanların gözündeki imajlarını düzeltmek noktasında işleri oldukça zor.

28 Mart 2011 Pazartesi

Büyük Üçlü Tarih Yazdı

Bu sabaha karşı oynanan ve Heat'in evinde Rockets'ı 125-119 mağlup etmeyi başardığı karşılaşmada Heat'in büyük üçlüsü Lebron,Wade ve Bosh'ın herbiri en az 30 sayı ve 10 ribaund yaparak ilginç bir istatistiğin altına imzalarını attılar. Lebron 33 sayı, 10 ribaund- Wade 30 sayı, 11 ribaund- Bosh 31 sayı, 12 ribaund ile mücadeleyi tamamladı.

Heat organizasyonunda bu bir ilk, düne kadar böyle bir başarıyı yakalayan 3'lü çıkmamış. NBA tarihinde ise aynı takımdan 3 kişinin birden en az 30 sayı ve 10 ribaund yaptığı son maç Kasım 1997'de oynanan ve 4 uzatmaya giden Trail Blazers-Suns maçı. O maçta da Isaiah Rider, Arvydas Sabonis ve Brian Grant -zaten Brian Grant'in bu istatistiği yapabilmesi için maçın 4 uzatmaya gitmesi gerekirdi- 30 sayı 10 ribaund istatistikleri yakalamış fakat maçı Suns 140-139 kazanmış. O dönemki Trail Blazzers kadrosunu incelerken gözüme çarptı. Kenny Anderson ve Rasheed Wallace takımın ilk 5'ini tamamlayan diğer parçalar ve bu iki oyuncunun da skorer yönü hiç de az değilmiş o zamanlar. Yani Heat'te olduğu gibi 3 kişinin eline bakan bir takım değiller. Fakat öte yandan 4 uzatma da az değil. Kafadan 20 dakika fazla oynanmış maç. Tabii bu da istatistiklerin oluşmasında çok büyük bir etken.

Bir parantez de Rockets'a açmak istiyorum. Sezon başından beri olmayan ve belki de bir daha asla onlar için oynayamayacak olan en büyük yıldızları Yao'dan yoksun bu takımın, playofflara kalma mücadelesinin böylesine çetin geçtiği batı konferansında hala yarışın içinde kalma savaşını takdir ediyorum. Scola ve Kevin Martin önderliğinde ve özellikle Lowry'nin inanılmaz çıkışıyla sezon sonuna dek playoff kovalayacaklardır. Zaten son 5 maçını kazanmışlardı. Bu maçta da Heat'e deplasmanda kafa tutarak ellerinden geleni yapmışlar ama yetmemiş.

27 Mart 2011 Pazar

Bu Kadar Baskı Beklemiyorduk

Evet efendim Spoelstra Heat'in bu sene özellikle internet ortamı başta olmak üzere, eleştirilerden bunaldığına değindi ve dedi ki "Sezon başında bu konuları konuşmuştuk ancak bir anda kendimizi fırtınanın içinde bulduk. Elbette ilgi ve baskı bekliyorduk ama bu kadar da değil."

Bence az bile üstlerine gidiliyorken, Spoelstra'nın bu açıklamasını ilginç bulduğumu söylemeliyim. Olay beklentide bitiyor. Yani LeBron tek başına Cavs'deyken bile, Cavs'in ne kadar ilgi çektiği ortada. LeBron'un seveni kadar, nefret edeni de var. Asıl olarak da beklentileri son derece yukarıya çeken bir süper yıldız. Gittiği takımı otomatik olarak şampiyonluk potasına sokuyor. Elbette Heat'in medya tarafından bu kadar ele alınması doğal olacaktır. Miami'nin kurduğu üçlüye baktığımızda belki Celtics gibi ilk yılda şampiyonluk kazanamayacaklar ama popülarite olarak 10 kat üstündeler onların. Sonuçta NBA'in şu anda en iyi 3 oyuncusundan ikisi kadrolarında. Üstelik bu süper yıldızların hepsi en verimli dönemlerini geçiriyorlar basketbol kariyerlerinde. Celtics 3'lüsü gibi son yıllarında bir araya gelmediler. Bu da ayrıca beklentilerin yükselmesine neden oluyor. Sonuç olarak da çok daha fazla eleştirilecek bir takım çıkıyor ortaya. Bir de insanların güçlünün karşısında olma tandansını da unutmamak gerek. Böyle bir üçlü kurulduğunda pek çok seyirci sıcak bakarken, onlardan daha da büyük bir grup bundan 10 ay önce pek tınlamadığı Miami Heat'ten tiksinir oldu.

Sadece LeBron'un tanıtım şovunda sarfettiği sözler bile Heat'in ekstradan dikkat çekmesini sağlayacak cinstendi: "Buraya 1, 2, 3, 4, 5, 6 değil sayısız şampiyonluk kazanmak için geldik." Sonra neymiş Spoelstra bu kadar ilgi ve baskı beklemiyormuş. Yok artık... Geçen sene Celtics ve Lakers kötü dönemlerden geçerken "Bu takımlar bitmiş, yaşlandılar artık, şampiyonluk hayal" denmiyor muydu? Zirve yarışındaki favorilere her zaman böylesi büyük bir ilgi gösterilir. Miami Heat de 3 yıldızıyla kabul edin veya etmeyin şampiyonluğun en önemli 4 adayından biridir bu sezon hala.

Ben demiyorum ki bu baskıyı kaldırmak kolay. Hayır kesinlikle değil. Zaten ünlü bir sima olmanın en büyük zorluklarından biri bu. Eleştirilere karşı gerektiği yerde kulaklarını tıkamak, gerektiği yerde dikkatle dinleyip ders çıkarmak bunun yerini ve dengesini bilmek. Ama "Bu kadar ilgi beklemiyorduk" deyince takımını hazırlayamadığını gösteriyor bu bence Spoelstra'nın. Bu sayede Wade'in çıkıp "Tamam işte yenildik ya bütün dünya çok mutlu artık" tarzında açıklama yapmasını daha iyi anlayabiliyorum. Kafaca hazır değiller yani henüz. Bu takımın yarattığı etkinin farkında değiller çünkü. Sezon başında bütün bunlara karşı uyarılmaları, kafaca hazır olmaları sağlanmalıydı bu büyük yıldızların. Hatta gerekirse sezon içinde psikologlarla görüşülebilirdi falan. Çözümü var yani bunların. Ama neyse ki artık o fırtınaları günleri atlatmış gibi gözüküyorlar.

Peki ya playofflar'da işler sıkışınca, medyada Heat yine bu kadar didik didik edilince ne olacak? İşte o merak konusu... Özellikle Spoelstra'nın playofflar'da Heat'e ne kadar yardım edebileceğine dair şüphelerim var.

14 Mart 2011 Pazartesi

Wade Çocuklarına Kavuştu

Geçtimiz Haziran ayında eşinden ayrılan Dwyane Wade, çocuklarıyla yeterince görüşemiyordu. Eski eşi, Wade'in çocuklarını görme hakkı olmasına rağmen, görüşmemeleri için elniden geleni ardına koymuyordu. Wade de bunun üzerine dava açtı ve bu dava uzun sürenin ardından Cuma günü sona erdi. Wade çocuklarının vesayetini aldı. Ancak sadece Cumartesi günü soyunma odasında takım arkadaşlarına iletmiş bu haberi Wade, medyaya ancak birkaç saat önce yansıdı.

Normalde boşanma durumlarında çok büyük bir oranda çocukları anneye veriyor mahkemeler. Ancak Wade'in eski eşi artık neler yaptıysa, baba tarafına geri verdiler. Sadece baba tarafı olmanın dezavantajı yok Wade'in. Aynı zamanda yılın 3-4 ayını uçak yolculuklarıyla veya başka şehirlerde konaklayarak geçirdiğini biliyrouz NBA oyuncularının. Bu da genellikle mahkemelerin çok dikkat ettiği bir detay. Çocukların yanında kalacağı ebeveynin, onlarla mümkün olduğunca zaman geçirmesi gerekliliğini şart koşuyorlar çünkü. Bu konuda Wade'in büyük bir dezavantajı vardı. Demek ki Wade'in işi iyice kontrolden çıkmış çocuklarını Wade'e göstermemek konusunda.

Maçı izlemedim ama mahkeme kararını aldıktan sonraki gün Grizzlies'e karşı yaptığı istatistikler de bir hayli etkileyiciydi. 28 sayı, 5 ribaund, 9 asist, 3 top çalma, 5 blok, %60 şut isabeti, 9'da 9 serbest atış. Kontrol etmedim ama zaten bloklar büyük ihtimalle kariyer rekorudur. Mutlu ve heyecanlı olduğunu belli etmiş. Bu gazı doğu finalinde falan alsa o gazla kupaya kadar taşırdı Heat'i belki de!

13 Mart 2011 Pazar

Kim Demiş Yıldızlar Mücadele Etmez Diye


Link

Yukarıdaki görüntüler dün akşam oynanan Grizzlies-Heat karşılaşmasından. Heat doludizgin giden Grizzlies'ı beklenenden çok daha rahat geçmeyi başardı. Karşılaşmayla alakalı akıllarda ise bu pozisyon kaldı, Grizzlies hızlı hücumunda Heat'in yıldızlarının Wade önderliğinde göstermiş olduğu mücadele... Önce Wade arkadan gelerek Allen'ı blokluyor, ardından LeBron Young'ın topunu panyaya yapıştırıyor. Sonra Wade bir kez daha kesiyor Allen'ı, o sırada Bosh yardıma yetişiyor ve ortalığı karıştırıp topun takımında kalmasını sağlıyor. Bloklar zaten tek tek bakıldığında hiç fena değil ama art arda gelmeleri daha güzel kılıyor pozisyonu. Yalnız dikkat ettiyseniz Heat adına savaş veren üç kişi var pozisyonda, takımın yıldızları... Tesadüf gibi görünüyor belki ama Wade ve LeBron'un attığı deparlara dikkat ederseniz öyle olmadığını göreceksiniz. Bu adamlar geriye çılgınca koşup takımın sayı yemesini engellemeye çalışıyorsa takımda bulunmalarının başlıca sebebi bu işleri yapmak olan Chalmers-Damiper ikilisi de bir zahmet popolarını kaldırıp gelecekler oraya. Yok öyle hem yeteneksiz olup hem de işten kaytarmak.

9 Mart 2011 Çarşamba

Daha Kötüsü Olabilir mi?

Dün gece Blazers'a karşı bütün maçı geride götürüp, sonunda da yenilgiden kurtulamayan Heat, 5 maçtır kaybediyor... Şu anda içinde bulundukları durum hakkında LeBron ile Wade'in farklı fikirleri var. Wade "Niye bu kadar yetenekli bir takım, bu duruma düştü? Anlayamıyoruz. Bundan daha kötüsü olamaz herhalde." Öteki tarafta LeBron demiş ki "Sadece kötü bir dönemden geçiyoruz. Nedenini açıklayamıyoruz ama bu düşebileceğimiz en kötü durum değil. Zaten sezon sonuna kadar her maçı kaybetsek bile playoff'a kalacağız."

Yuh yani düşündüğün şeye bak LeBron. Ligin en iyi 3 oyuncusundan ikisini bünyesinde barındıran takım 5 maç üst üste kaybediyor, sen çıkıp "Sezon sonuna kadar kaybetsek de bir şey olmaz" diyorsun. Bundan daha kötüsü nasıl olabilir ki Miami adına? 10 maça çıkmayacağına göre seri... Bu arada ben maçı izledim, Spoelstra LeBron'u bol bol uzun forvette kullandı. Hücumda biraz daha avantaj sağlamasını düşündüğü bu hamle ters tepti, çünkü McMillan da maçı Gerald Wallace'ı 4 numarada oynatarak bitirdi. Benim görmek istediğim bir hücum var Miami'de, çok nadiren rastlıyorum buna. LeBron dip çizgide sırtı dönük, boyalı alanın hemen dışında topu alacak ve bire bir oynayacak. Nedense göremiyoruz yeterince bunu.

Spoelstra'nın yetersizliğine değinmiştim daha önce zaten... Heat'in yenilgilerinin ana nedenlerinden bir diğeri ise bence 3 yıldız dışında neredeyse kimseden katkı gelmemesi. Özellikle Mike Miller'ın hazırlık kampında sakatlanması, biraz oynamaya başlayınca Garnett'in kötü niyetli dirseğine kurban gitmesi ve üst üste maçlar kaçırması, istediği seviyeye çıkamamasınına neden oldu. Halbuki ondan, bu takımın önemli bir parçası olması bekleniyordu. Arada sırada kendi başına skor üretmesini falan geçtim, Miller kariyeri boyunca en iyi yaptığı şeyi, boş üçlük değerlendirmeyi bile yapamıyor hala. Bibby henüz geçiş dönemi yaşıyor. Onun da playofflar'da çok daha iyi bir iş çıkarması bekleniliyor.

Şu rol oyuncuları biraz form tutana kadar işler pek de iyi gitmeyecek gibi Miami'de. Yarın gece, sezonun en iyi dönemini geçiren Lakers'a karşı ne yapacaklarını merakla bekliyorum bakalım. Bence onlara ters gelecek bir yapıları var zaten ilk karşılaşmalarında rahat geçmişlerdi Lakers'ı. Fakat şu gidişat Miami adına hiç de umut vermiyor.

7 Mart 2011 Pazartesi

Ne Yapsak Olmuyor!

Bulls'a karşı son 5 saniyede iki maç kazandıracak şutu kaçıran Miami, maçı kaybetmekten kurtulamadı. Basın toplantısında:
LeBron - Abi yine son şutu atamadığıma inanamıyorum
Wade - Offf ben de kaçırdım oğlum ya

Ciddiyetle yaklaşırsak; Wade'den hafif Türk sporcusu mantığında bir açıklama gelmiş Bulls yenilgisinden sonra: "Herkesin istediği oluyor, kaybediyoruz." Stres bir şekilde oyunlarını da etkilemeye başladı. Bu konuda bir değerlendirme yazısı yazmıştım daha yeni... 16'da 1 oldular maçın son 10 saniyesinde, kaderi değiştirecek şutlarda. 16'da 1 ya. Oldukları yerde dümdüz şuta kalksalar fazla zorlamadan etmeden, 16'da 4 falan atarlar yani... Durum hiç de iyi değil. Bu krizden Godfather çıkarsın takımı, zaten en başından beri Spoelstra'yı istemiyordum bu takımın başında. Üst üste alınan yenilgiler hem kanıtlıyor gibi bu işin olmayacağını, hem de bahane oluyor Riley'nin gelmesi için. Israrla "Gelmeyeceğim" demişti Riley ama bakalım bekliyoruz...

Edit: Ayrıca Spoelstra bu geceki maçtan sonra, soyunma odasında bazı oyuncuların ağladığını söylemiş basına. Bence pek de paylaşılması gereken bir detay değil ama bunun içeride kalması daha doğru olurdu sanki. Ayrıca Bosh da ağlayanlardan biri olmadığını ancak kendisini çok zor tuttuğunu belirtmiş. Yukarıda stres yazmıştım, gerçekten baya bir ele geçirmiş stres oyuncuları...

4 Mart 2011 Cuma

Miami'de Son Topları Kim Kullanacak?

En başta yazıyı dün geceki Magic-Heat maçından önce hazırladığımı söylemeliyim. Ama tesadüf bu ya maçın sonu ilginç ve güzel bir örnek oldu bu yazıda değindim konu için....

Heat'in 3 sayı veya daha az geride olduğu ve maçın bitimine 30 saniye kalan durumlar söz konusu olduğunda, Wade son 12 maçta sadece 1 kere şut kullanmış. LeBron ise 7 ile takımın lideri son dönemde. Sezonun genelinde ise Wade 7'de 1, LeBron 8'de 2, House ise 3'te 1 isabet sağlamışlar yukarıda yazdığım durumda. Toplamda 11'de 1 üçlük ve 11'de 3 ikilik isabeti bulmuş Heat bu senaryoda.

Konuyla ilgili Wade'in fikri sorulduğunda, Wade "Takım oyuncusu olmayı amaçlıyorum. Bunu dert etmek gibi bir niyetim yok. Mesela perdeleme yapmam isteniyorsa gidip kapı gibi perde yapacağım. Buna alışmam zor çünkü bugüne kadar top hep elimdeydi ama deniyorum." tarzı bir cevap vermiş. Yukarıda göreceğiniz üzere, Wade de kullansa topları LeBron da kullansa Heat'in pek yararına olmuyor.

İşte Miami Heat'in sene başında nasıl tepki vereceğini beklediğim senaryo. İki açıdan bakmak lazım. Birincisi iki süper yıldızın bu durumda nasıl anlaşacakları. İkincisi ise iki üçlük özürlü (Wade-Bosh) bir tane de vasat (LeBron) oyuncu parkedeyken, Miami'nin maç sonlarında nasıl top kullanacağı. Wade, LeBron ve Bosh gayet güzel pozisyon yaratıyorlar ancak oyunda olan House, James Jones, Bibby veya Mike Miller gibi ceza atışını kesecek oyunculara top aktarmak kolay olmuyor. Zira savunmalar top hangi yıldızın elindeyse, diğer iki yıldızı riske edebiliyorlar üçlük konusunda. Zaten ikilik lazımsa yine dış şut özürü handikap yaratıyor çünkü içeri gömülebiliyor savunmalar. Yani her şekilde sorun üçlük atamayan oyunculara sahip olmak. Eh elinizde 3 tane oyunda olması şart yıldız varsa ama hiçbirine güvenemiyorsanız üçlük konusunda, sıkıntı çekeceğiniz aşikardır. Maç içinde bu sıkıntı çok da dikkat çekmez ama işte son bir dakikada durum değişir.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Benim maçın sonlarında ilk tercihim kesinlikle LeBron olur. Bir kere arkadaşlarına daha iyi pozisyon hazırlıyor, üçlüğü ve hatta orta mesafe şutu biraz daha güvenilir. Ayrıca kariyeri boyunca maçın son dakikalarında Wade'den çok daha yüksek bir yüzdeyle şut attı. Ama sonuçta öbür tarafta da Wade var. İlla ki LeBron daha iyi diye devamlı ona yönelirseniz bu sefer rakipler ona önlem alacaktır. Böylece aslında Wade'i biraz daha kullanmak zorunda olduğunuzu farkedersiniz... Ancak yukarıda yazdığım gibi üçlük tehdidi düşük olan yıldız üçlüyle son dakikalarda daha da çok sıkıntı çekebilir Miami. Wade kariyeri boyunca %30'un üstüne çıkamadı bir türlü, demek ki şut menzili yetersiz diye düşünüyorum. Yoksa böyle büyük bir yıldız üçlüklerini düzeltmek için bir çaba gösterirdi. Ancak James'in set şutörü olarak Wade'in yaratacağı pozisyon sonrası ceza kesmesi Heat'i çok rahatlacaktır maç sonlarında. Peki o yazın delicesine şut çalışıp üçlüğünü geliştirme yoluna gider mi? Pek sanmıyorum.

Kısacası oyun kurucunuz veya şutör guard'ınızın üçlük atamaması çok büyük bir handikap esasında basketbolda. Spurs bunun bir benzerini Parker ile yaşıyor senelerdir ama Popovich'in çok iyi hücumlar çizdiğini söylemeliyim maçın sonunda. Bu konuda Spoelstra'ya yeterince güvenemiyorum. Heat'te özellikle playoff zamanında, hangi oyuncu nasıl kullanacak son hücumları merakla bekliyorum açıkçası...

22 Şubat 2011 Salı

Atladım Aslanın Üstüne, Karnına Tak Tak Tak...


Link

Efendim, yukarıdaki videoda Miami'nin iki süper yıldızı Wade ve LeBron, NBA Entertainment kapsamındaki çekimlerde... Çekimlerin başlaması için Bosh'ın gelmesini bekliyorlar ve bu sırada can sıkıntısından kamera karşısında başlıyorlar şova. Önce Wade, Blake Griffin'in smaç yarışmasına gönderme yaparak, "İzleyin, ben şimdi Griffin'im." deyip smaç basar gibi yapıyor. Ardından LeBron alıyor sazı eline ve "Ben olsam arabanın değil, zürafanın üzerinden geçerdim. Tam üzerinden uçarken de zürafanın kafasını aşağı doğru eğerdim." diye espri yapıyor. Ardından Bosh tuhaf bir yürüyüş şekliyle içeri giriyor.

Üç yıldızın çok eğlendiği ortada. Ama senelerdir smaç yarışmasına katılacağı söylenip de bir türlü arz-ı endam etmeyen LeBron'dan bunları duyunca insan bir tuhaf oluyor. Söylediklerine aslında kulak aşinalığımız var. Bu seneye kadar yarışmaya katılması halinde kazanacağına kesin gözüyle bakabilirdik ama artık durum öyle değil. Görüntülerden çıkarılacak bir başka sonuç da Griffin'in ne kadar etkileyici olduğu, her yerde kendisinden bahsediliyor. Onun kadar spektaküler biri değil de sıradan bir oyuncu kazansaydı yarışmayı Wade veya LeBron'dan bu tarz görüntüler izleyemezdik hehalde.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Oradan Buraya (Wade & LeBron Co.)


Link

Bu, bu nedir bu? Wade'in, mükemmel kelimesinin bile yetersiz kalacağı bir zamanlama ve isabetle attığı pas sonucu dün gece gördüğümüz alley-oop. Ama LeBron'a da değinmek lazım. Şut atıldığı sırada LeBron henüz kendi yarı sahasında, üçlük çizgisinin içinde. Üç saniyede bütün sahayı katediyor adam. O topa NBA'de kaç oyuncu yetişebilir acaba? Sayısı bir elin parmaklarını geçmez herhalde. Yeniden Wade'in pasına dönelim: Ben bugüne kadar gerçek anlamıyla potadan potaya asist görmemiştim herhalde. Joe Montana mısın be Wade? Bir yokladım hafızamı, aklıma gelmedi. İlk kez tanık oldum Wade-LeBron ikilisi sayesinde böyle birşeye. Bir arkadaşım vardı Winning Eleven oynarken uzaktan gol yediğinde "Vay anasını, oradan buraya" derdi. Aynı şeyi diyorum Wade için...

Bu arada, NBA'de pozisyonları izlerken otomatik dikkatimi çekiyor, engel olamıyorum kendime. İzlediğim anda "Steps yaptı" dedim Wade için. Ama işte bazen NBA hakemlerini seviyorum bu nedenden dolayı. Pek çok stepsi kaçırıyorlar veya bilerek vermiyorlar, sonucunda da 30 metrelik efsanevi bir pas çıkabiliyor ortaya. Eğer hakemlerden biri düdük çalsaydı Wade'e, herhalde döverdik o stepsi vereni...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Doğru Perde ile Kural Dışı Perdenin Farkı


Link

Son zamanlarda Garnett'in imza attığı bazı hareketleri ve olayları blog'da yazdık. Tabii ki bahsettiğimiz oyuncu bir süper yıldız ve pek çok hayranı var, bu hayranlardan bir kesim, hemen bizi Garnett düşmanı ilan etti. Ama elbette yok öyle birşey. Ne alıp veremediğimiz olacak ki Garnett ile. Mesela ben basketbolda iyi savunmaya hasta olduğum için, Celtics'e takım olarak sempati duyuyorum. Ama Garnett bu tarz hareketler yaptıkça ona karşı olan sinirim katlanıyor adeta.

Videoda izleyebilirsiniz: Önce Ilgauskas kurallar dahilinde bir perdeleme yapıyor ve Rondo yere düşüyor. Burada bir sorun yok. Ancak Garnett orada faul olduğunu düşünmüş olacak ki, "Dur şunlara bir mesaj vereyim" diyerek Mike Miller'a beyin sarsıntısı yaşatıyor. %90 hatta daha da büyük bir oranda pozisyon yorumlarına katıldığım Jeff Van Gundy, Garnett'in perdelemesiyle ilgili "Hiçbir şey yok tertemiz perde" dediği anda o kadar şaşırdım ki anlatamam. Çünkü Garnett sadece omuzunu çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda gayet güzel vuruyor Mike Miller'a omuzuyla. Zaten başka türlü, yatay olarak ağır sayılacak bir şekilde kayan Mike Miller'ın Garnett'e çarpıp sersemeleme ihtimali bir hayli düşük olurdu. Adam baya baya omuzla vuruyor Miller'a. Açı sizi yanıltabilir, özellikle 01:01'deki açıdan bakarsanız, Garnett'in vurduğu açıkça görülüyor. Zaten aynı pozisyonu izleyen Celtics seyircisinin tepkisinden bile anlayabiliyorsunuz Garnett'in yaptığını.

Ardından Wade'in yaptığı şey işte aslında Garnett'in kafasında sözde yaptığı şey: Takım arkadaşına sahip çıkmak. Ancak buna sportmenlik dışı faul çalmak biraz ağır sanki. Yaptığı şey rakibini itmek. Arada sırada ribaund pozisyonlarında gördüğümüz, sık sık faul ile geçiştirilen bir pozisyon. Yine de Wade'in hareketi biraz uç noktada olduğu için pek eleştiremiyorum bu kararı.

5 Şubat 2011 Cumartesi

And the Oscar goes to..?


Link

Yukarıdaki görüntüler Heat-Bobcats maçından. Pozisyonu kısaca anlatayım. Henderson'ın savunmasındaki Wade, rakibin çok ufak bir temasında kendini yere bırakıyor, hakemler de kanıp hücum faulü çalıyor. Hakemlerin bu zaafını gören Jackson durur mu, bir sonraki pozisyonda Wade'in yaptığının aynısını yaparak LeBron'un teması üzerine atlıyor yere. Hakemler bu kez oyunu devam ettiriyor ve Bobcats üzerine bir de üçlük yiyince taraftarlar çıldırıyor. Belki de maçın koptuğu nokta olabilir bu. Buradaki üçlüğü çıkarıp, Bobcats'in önceki hücumda 2 sayı bulduğunu varsayarsak, fark 7 olabilirdi yani. Oraya kadar fark hep 3-5 civarında iken, 12 olduktan sonra Bobcats bir daha yakalayamadı Heat'i...

Bilindiği gibi Wade'in oyunculuk camiasından bir çok arkadaşı var, onlardan bir kaç numara öğrenmiş herhalde. Başka türlü rolünü bu kadar başarılı oynayabilmesi mümkün değil. Henderson'ın darbesinde göğsünden vurulmuş izlenimi veriyor adeta. Jackson ise biraz amatör kalıyor ve ikna edemiyor hakemleri faul olduğuna. Bu sebeple benim oyum Wade'e. Tabii yıldız faktörünü de es geçmeyelim.

28 Ocak 2011 Cuma

Gözlük Wade'e Yaradı (mı)?

Dün gece bahsetmiştik Wade'in migreni nedeniyle parlak ışığa bakamadığını ve bu sebeple gözlük takacağından. NBA yönetimi koyu camlıya izin vermedikten sonra Wade yukarıda gördüğümüz gibi daha ince bir camla sahaya çıktı. Ancak Wade gözlükle hiç zorlanmadı ve 22'de 14 isabetle 34 sayı attı ve kariyerinin en yüksek rakamı olan 16 ribaund aldı. Fakat buna rağmen takımına galibiyeti getiremedi New York deplasmanında.
Daha önce aralarında oynadıkları iki maçı da kazanan Miami, Chris Bosh'un oynamadığı maçta bu sefer New York deplasmanında galibiyet çıkaramadı ancak Wade 34 sayı 16 ribaund 5 asistlik performansıyla göz doldurdu.

Wade Gözlük Takacak

Hatırlayacağınız gibi Dwyane Wade Miami'nin Toronto karşısına çıktığı maçta takımdaki yerini alamamıştı. Ufak bir sakatlık olduğu için pek üzerinde durmamıştım. Ancak daha sonra ilginç bir detay ortaya çıktı. Wade'in o maçı migreni (şiddetli ve düzenli bir başağrısı) tuttuğu için kaçırdığı ve yaklaşık 3 saat sonra oynanacak New York Knicks maçında da sahaya gözlükle çıkacağı yazılıyor. Gözlük takmasının nedeni olarak ise salonlardaki parlak ışıkların gözlerine zarar verdiği ve bu parlak ışıkların migreni tetikleyen etkenlerden biri olduğu söyleniyor.

Bosh'un olmadığı bu dönemde, Wade'in takımını yanlız bırakmak istemediği ancak durumunun kendisine soru soran muhabire ışık altında olduğu için cevap veremeyecek kadar ciddi olduğunu da belirtmek gerekiyor. Birkaç gündür antremanlarda da farklı gözlükleri denediğini ve en rahat olanı bu gece maçta giyeceği de yazılıp çizilenler arasında. Yukarıdaki zannedersem en rahat ettiğiymiş, alttaki ise iki gün önce denediği.


Edit: NBA'in Wade'e üstteki gözlüğü takması için izin vermediği açıklandı. Camı çok koyu olduğu için yasaklanmış. Rakipleri Wade'in gözlerini göremeyeceği için haksız bir avantaj sağlayabileceği belirtilmiş Wade'in. Onun yerine bu alttaki gözlüğü tercih edecek Wade.

20 Ocak 2011 Perşembe

NBA Sezon Ortası Ödülleri - MVP

Klasiktir, her dönem verilir NBA'in sezon ortası ödülleri. Biz de ödülleri sizin yardımınızla bulmaya çalışacağız. 1-2 hafta içinde hepsini tamamlarız, ancak tabii ki sizin de yorumlarınızı yorum kısmına bırakmanız gerekiyor ki sağlıklı bir seçim olsun. İlk olarak bugün MVP'den başlıyoruz, ben bir fikrimizin olması açısından adayları, adayların istatiktiklerini ve MVP için çok önemli olan takım istatistiğini yazıyorum.

LeBron James
%47.7 şut isabeti, 25.1 Sayı, 7.1 ribaund, 7.2 asist 1.5 top çalma (3.8 top kaybı) / 30-13

Dwyane Wade
%48.9 şut isabeti, 25.1 sayı 6.5 ribaund 4.2 asist 1.4 top çalma 1.1 blok (3.0 top kaybı) / 30-13

Dirk Nowitzki
%54.3 şut isabeti, 23.8 sayı 7.5 ribaund 2.5 asist (2.2 top kaybı) / 26-14

Dwight Howard
%56.7 şut isabeti, 22 sayı 13.1 ribaund 2.2 blok (3.6 top kaybı) / 26-15

Derrick Rose
%45.3 şut isabeti, 24.7 sayı 4.7 ribaund 8.1 asist 1 top çalma (3.5 top kaybı) / 28-14

Kobe Bryant
%45.4 şut isabeti, 25.1 sayı 5.1 ribaund 4.6 asist 1.3 top çalma (3 top kaybı) / 31-12

Amare Stoudemire
%50.5 şut isabeti, 26.4 sayı 8.9 ribaund 2.7 asist 2.4 blok (3.6 top kaybı) / 22-18

Kevin Durant
%47.1 şut isabeti, 28.4 sayı 6.2 ribaund 2.9 asist 1.1 top çalma (3.3 top kaybı) / 27-14

Manu Ginobili
%44.2 şut isabeti, 18.9 sayı 4 ribaund 4.7 asist 1.8 top çalma (2.4 top kaybı) / 35-6

Doğuş ve Soner yazıyı yazarken Manu'yu eklememişler, kendim eklemek durumunda kaldım. İstatistikleri diğer adaylara göre biraz düşük kalıyor. Burası doğru ama takımı şu anda ligin zirvesinde. Spurs'ün böyle devam etmesi halinde, MVP'yi kazanmasa da en azından tartışmalarda Ginobili'nin isminin geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Duncan 3 senedir yaşlandığını ve takımı taşımak konusunda yetersiz kaldığını gösteriyordu, Popovich o görevi Duncan'dan alıp Manu'ya verdi. Arjantinli çılgın adam da bunu başarıyla yerine getiriyor. Ancak gerek Spurs'ün gerek Manu'nun popülerlikte geri kalması, onun MVP'yi almasını neredeyse imkansız kılıyor. Bana göre MVP için en ciddi aday Rose. All-Star yazısında da değinmiştim buna. Kendisinden sonra Bulls'un en önemli iki oyuncusu Noah ve Boozer birer ay kaçırmışken (Noah daha da fazla kaçıracak), 28 galibiyete ulaştırdı takımını. Üstelik oyununu bir seviye yukarı taşıdı, istatistikten bahsetmiyorum. Artık Rose'u üçlük çizgisinde bomboş bırakmanız halinde sizi cezalandırıyor. Çok önemli bir adım süper yıldızlığa giden yolda. Bulls'un düşüş yaşamaması halinde onun ödülü almasını bekliyorum. Çünkü diğer takımlara baktığımızda Nowitzki hariç tek başına takımını böyle yukarılara taşıyan birini bulmak zor. /Can

Benim görüşüm yine LeBron'dan yana. Sezon öncesi LeBron'un 1. adam olmayacağından dolayı MVP ödülünden uzaklaşacağını düşünmüştüm ancak olayların düşündüğüm gibi gerçekleştiğini söylemek zor. Doğu'yu da 2. bitireceklerini düşünüyorum. Takım başarısı olarak da, kişisel istatistik olarak da önde gözüküyor LeBron. Ancak eğer Boston lig lideri olursa süpriz aday olarak Rondo da çıkabilir diye de düşünmüyor değilim. Onun dışında Kevin Durant'ten lig başında çok umutluydum ancak onun da yazın gelen şampiyonluktan sonra inişli çıkışlı bir performans gösterdiğini söylemek mümkün. / Doğuş

Söz konusu MVP ödülü olunca, eğer biri çıkıp çok bariz bir şekilde hak etmiyorsa bu ödülü, oyuncuları 3 farklı kritere göre ele almak mantıklı. 1- Bireysel performansı iyi miydi? 2- Takımını yeteri kadar taşıyabildi mi? Bu iki kritere uyan oyuncular içerisindeyse, yanındaki parçaların yetersizliğine rağmen bu kriterleri sağlayan oyuncu benim gözümde en değerlidir. Bu sebeple Kobe, LeBron, Wade gibi isimleri geçiyorum. Celtics ve Spurs şimdiye kadar ligin en iyi galibiyet yüzdesine sahip ekipleri olsa da, takım oyunu oynadıkları için çok ön plana çıkan isimleri olmadı. Şöyle bir bakınca etrafındaki parçalar nispeten daha yetersiz olmasına karşın Rose, Durant ve Amare göze çarpıyor. Bir de bunların haricinde istisna olarak Nowitzki… İstisna diyorum çünkü geçirdiği sakatlığın ardından batıda zirveye oynayan takımı tepetaklak oldu. Ve bu da değerlendirebilmemiz için çok somut bir kanıt sundu bize. Ancak her ne kadar üst üste mağlubiyetler alsa da, Nowitzki’li Dallas, kadro kalitesi olarak aşağıdaki isimlerin çok önünde olduğu için kendisini de eliyorum.

Durant Aralık ayından itibaren yükselişe geçti ve şu an ligin en formda isimlerinden. Ama sezona oldukça kötü başlamıştı. Belki sayı ortalaması kendisini bu konuda ele vermiyor -çünkü maç başına 25 şut civarında deniyordu sene başında- ancak takıma bazı maçlarda zarar verdiğini bile söyleyebilirim. Amare, Suns’tan ayrıldıktan sonra düşüşe geçmedi, aksine geçen seneye göre daha iyi göründü. Takımına baktığımızda iyi bir rotasyona sahip olduklarını da söyleyemeyiz fakat sistemin önemli faktör olduğunu düşünüyorum Knicks’te. İstatistikleri çok etkileyici belki ama tek başına, bir karakter ortaya koyarak çok fazla maç kazandırmadı Amare. Bir de yakaladıkları galibiyet yüzdesinde kolay fikstürün rolü azımsanamaz. Rose sezona çok iyi başladı ve birkaç maçlık iniş-çıkışları haricinde oldukça istikrarlıydı. Takımı şu an Heat’in hemen arkasında ve çok iyi bir kadroya da sahip değiller açıkçası. Zaten bir takımın en önemli silahlarından biri Deng ise kadro kalitesinin çok iyi olduğu söylenemez. Ayrıca sezonun bir kısmını Noah’sız, bir kısmını da Boozer’sız geçirdiler. Buna rağmen Rose takımını hep ayakta tutmayı başardı. Bu sebeple benim adayım Rose. /Soner

Tekrar belirtmek istiyorum ki siz de adayınızı yorum kısmına bırakırsanız memnun oluruz.

23 Aralık 2010 Perşembe

Yıldızlar Kimlerin Belalısı

Efendim son zamanlarda istatistiklere epey sarmış durumdayım. Eğlenceli oluyor incelemesi falan. Hem ilginç bilgilere de rastlıyorum, bu bilgileri de elimden geldiğince sizlerle paylaşıyorum. Şimdi, başlık çok açıklayıcı olmayabilir o yüzden biraz açayım konuyu. Oyuncu bahislerini incelerken dikkatimi celbetti Kobe en yüksek sayı ortalamasını Bobcats'e karşı tutturmuştu. Sonra da merak ettim ligin elit skorerleri kariyerinin en yüksek sayı ortalamasıyla hangi takıma karşı oynuyor diye ve şimdi edindiğim verileri sizlerle paylaşıcam.

Kobe Bryant: Yukarıda da bahsettiğim gibi Kobe Bobcats'e karşı kariyerinin en yüksek ortalamarını tutturmuş 30.7 ile. Aslında bu kategoride Bobcats değerlendirmeye alınmalı mı emin değilim çünkü organizasyon olarak çok yeniler. Hatta organizasyon olarak yaşları Kobe'nin profesyonel kariyerinin yarısına falan tekabül ediyor muhtemelen. Kuruluşlarından beri üst düzey bir takım olamamaları da Kobe'nin ortalamalarında etkili olmuştur muhakkak. Tabi söz konusu isim Kobe olunca Toronto'ya bakmamak olmazdı. O da istatistiksel açıdan kahramanımızın ikinci gözdesi. 27.9 ortalama tutturmuş Toronto'ya karşı Kobe.

LeBron: LeBron'u listedeki diğer isimlerle kıyaslayacak olursak önemli bir avantajı var. O da kariyerinin başından beri Cavaliers'ta tek tabanca olması. Ama LeBron'un en yüksek ortalamaları açıkçası benim aklımın ucundan bile geçmeyen bir takıma karşı: Boston. Yaklaşık 3 yıldır ligin en iyi savunma takımlarından kabul edilen Celtics'e karşı 31.1 ortalamayla oynamış geride kalan 25 maçta. Gerçekten etkileyici bir istatistik.

Dwyane Wade: O da Kobe gibi kariyerinin bir kısmını Shaq'la geçirdi. Skorer oyuncuların Shaq'la beraber oynamasının o dönemlerde kendilerine getirdiği en önemli dezavantaj takımdaki top paylaşımıdır muhtemelen. Tabi işin ucunda yüzük varsa gerisi kayda değer bile değil. Wade'in en yüksek ortalamaları tutturduğu takım 13 maçta 29.5 ile Golden State.

Allen Iverson: Şimdilerde ligimizde boy gösterip Beşiktaş adına parkede pek katkı veremese de NBA'in gelmiş geçmiş en önemli skorerleri içinde rahatlıkla sayabiliriz kendisini. Toronto-Iverson ikilisini yan yana görünce Doğu finali gelir akla hemen. Ama bu ikilinin başrolünde olduğu ilginç bir veriyi de dün öğrendim. Iverson kariyeri boyunca en yüksek ortalamaya Toronto maçlarında ulaşmış. 49 maçta ortalama 29.7 sayı göndermiş Raptors potalarına AI.

Tracy McGrady: Profesyonel kariyerini üçe ayırabiliriz T-Mac'in. Carter'ın gölgesinde skor üretkenliğinden uzak geçen ilk yıllar, Orlando dönemiyle başlayıp Houston ile devam eden performansının tavan yaptığı dönem. Bu döneme 2 sayı krallığı sığdırdığını da söyleyelim kendisinin. Son olarak sakatlıkla beraber yaşanan düşüş. Yani aslında T-Mac'in sayı istatistikleri ve ne kadar verimli bir skorer olduğu tartışmaya çok açık. Kariyerinin en iyi ortalamasını 23.4 ile Utah'a karşı yakalamış veteran yıldız. (Şunu eklemeden edemeyeceğim. 2005 öncesinde, özellikle ısındığı zaman NBA'in açık ara en iyi skoreri oluyordu. Gerçek anlamıyla durdurulamıyordu yani. Sakatlıklar nedeniyle yazık oldu kendisine. / Can)

Dirk Nowitzki: Geçtiğimiz günlerde Bird'ü geride bırakan Nowitzki de ligin istikrarlı skorerlerinden olmuştur. Onun da LeBron gibi en yüksek ortalaması 27.4 ile Boston'a karşı.

Son olarak yazmazsam içimde kalacak. Yukarıdaki ismi geçenler gerçekten çok büyük ve lige bir şekilde damga vurmuş oyuncular. Kimi kazandığı yüzüklerle, kimi hırsıyla, kimi istikrarıyla, kimi de tarzıyla. Bir diğer ortak noktaları ise skorer kimlikleri. Ama öyle biri var ki, o adamın sezon ortalaması değil, herhangi bir takıma karşı ortalaması değil, kariyer sayı ortalaması 30.1. Üzerine fazla söze gerek yok sanırım. (Bahsettiğim kişi Chamberlain değil)

14 Kasım 2010 Pazar

Bir Miami Heat Analizi

Filmi geriye sararak başlayalım... 2010 yazı üzerinde yıllarca konuşulan bir yazdı. Dwyane Wade, LeBron James, Amare Stoudemire, Carlos Boozer, Joe Johnson, Chris Bosh ve daha nicesi. Buna karşılık New Jersey, New York, Chicago gibi yıldızların peşinden koşması beklenen takımlar... "LeBron, Amare New York'ta buluşur mu" "Dwyane Wade Chicago'ya gidip yeni Jordan olur mu" "Carlos Boozer bir playoff takımına gidip onlara bir kademe atlatır mı" gibi onlarca soruyla başladı off-season. Ancak ortak kanı bu yıldızların hiç birinin bir takımı tek başına şampiyon yapamayacağıydı. Çünkü 2010 planları yapan takımların hiç biri iyi durumda değildi. Takımlarda bunun farkındaydı ve sanıyorum ki genelde akıllarda "Wade/LeBron+Amare/Boozer/Bosh" tarzı iki yıldızı kadroya katma fikri vardı. New York'un da LeBron'un kararını açıklamasına 1 saat kala Amare'yle anlaştığını açıklaması LeBron'u etkilemeye yönelik olmakla birlikte iki yıldızı birden New York'a getirmenin planlarını içeriyordu.

Gerisi bilindik... LeBron Wade ve Bosh'un yanına Florida'ya gidince Ohio tarafında kıyametler koptu. Taraftarlar LeBron formalarını yaktı, eski takımının sahibi tarafından korkaklıkla suçlandı ve medyada da yaptığı basın şovu için tonlarca eleştiri aldı. Miami Wade'in takımıydı ve LeBron oraya giderek korkaklık yapmıştı bir çok kişiye göre. "Kendi başına yapamamadığını Wade'in kanatları altına girerek yapmaya çalışacak" gibi biraz da basketbol dışına çıkarak karakter eleştirisiyle vurdular LeBron'u. Sahi Miami gerçekten Wade'in takımı mı olacaktı? Ben dahil bir çok kişinin bu soruya cevabı "kesinlikle evet" olmuştu. "Şu anki durum nasıl peki?" sorusunun cevabını yazının biraz daha ileri kısmına bırakıyorum, biraz kadro yapısından bahsetmek istiyorum.

LeBron ve Bosh eklentilerinden sonra özellikle Mike Miller eklentisi çok değerliydi. Mike Miller gerçekten değerli bir oyuncu ve daha önce de bahsettiğim gibi bir şutör olmanın ötesinde sahada her şeyi belirli bir seviyede yapabilecek kapasitesi var. Bunun yanında katkı yapacak Eddie House eklentisi var. İstikrarsız olsa da sezon içinde belirli maçlarda mutlaka katkı verecektir House, ayrıca Boston'da şampiyonluk yaşamış bir oyuncu. Bu eklentiye de bir itirazım yok. Ancak elinde Joel Anthony, Haslem, Bosh üçlüsü varken Ilgauskas yerine Dampier tercih edilmeli miydi sorusu burada kritik nokta. Ya da Dampier Ilgauskas takıma katıldıktan sonra da takıma katılabilirdi. Joel Anthony ve Magloire ikilisi işin savunma kısmında iyi olsalar da şampiyonluğa oynanan bir takımda rotasyonda ekstrem durumlar dışında yer bulmamalılar. İlgauskas takımda yer alabilir ancak onun da yanında sert bir oyuncuyla tamamlanması gerekir. Bosh veya Haslem bu isimler değil. Aynı şeyleri Bosh için de söyleyebiliriz. Bosh bana kalırsa overrated ancak iyi bir uzun olduğunu inkar etmemek gerekir fakat o da sert pota altlarına karşı sinebilen bir uzun. Uzun rotasyonunda sertlik sıkıntısı problem, elde var bir.

Wade ve LeBron iki müthiş bitirici olmalarının yanında her maçta çift hanelere yakın asistlere ulaşabilecek iki isim. Yani bu iki isim pekala guard olarak kullanılabilir. Spoelstra'da böyle düşünüyor ki genelde hücumda top bu ikilinin elinde kalıyor. Ancak o zaman Arroyo'yu ilk beşte oynatmanın anlamı nedir? Arroyo yetenekli ve zaman zaman kendinden beklenmeyen istatistiklere ulaşsa da genel olarak dağınık ve şutunu güven olmayan oyunculardan. Chalmers'ın durumu ne bilmiyorum ancak çaylak sezonundaki performansına erişmesi bile Miami'ye büyük bir katkı olacaktır. Arroyo tercihinin onları da tedirgin ettiğinin farkındayım. J. Jack ismi üzerinde durdukları yazılıp çiziliyor basında. Peki Jack doğru isim mi? Ondan da emin değilim. Miami'ye daha çok Steve Blake tipi, ceza şutlarını atabilmesinin yanında pas organizasyonlarını da yapabilecek bir isim lazım. Guard eksikliği problem, elde var iki.

Diğer problem ise hemen herkesin dillendirmeye başladığı coach problemi. Spoelstra çok genç ve tercrübesiz bir koç. 3 süperstarı taşımak için ne belirli bir coaching birikimi ne de karizması var. İkisine de sahip ve adı Pat Riley olan ise tribünde oturuyor. Spoelstra ve özellikle hücum sistemini daha uzun anlatmaya çalışacağım o yüzden şimdilik geçiyorum.

Miami'yi biz hep kafamızda Wade'in takımı olarak kurmuştuk sezon öncesinde. LeBron genelde asist, ribaund ve işin savunma kısmına kanalize olur ama saha içerisinde Wade ne istiyosa o olur. Burada okuduğum ve çok beğendiğim bir yazıdan bir bölüm alıntılamak istiyorum: "Wade, Lebron’u “yeteneklerini güney kıyılarına taşımaya” ikna ederken, onun ne kadar dominant bir oyuncu olduğunu, istatistik kağıdının her yerini kolaylıkla doldurduğunu pekala biliyordu. Fakat muhtemelen hayalindeki takım arkadaşı, rebound ve asist ortalamalarında double double’ı zorlayan, ancak iş atılan şut sayısına geldiğinde, kendisinin bir iki adım gerisinde duracak bir Lebron James’ti. Dışarıdan bakan biri için bile bu formül kulağa oldukça işlevsel geliyor. Ki Lebron da sezona bu formüle sadık kalarak başladı..." Kesinlikle olay buydu. Ancak LeBron işin kontrolünü biraz kaçırmış gözüktü özellikle Boston maçında. O güzel yazının devamında aynen katıldığım o kısmı da bulabilirsiniz...

Ben Miami hücumunu LeBron özelinde değil de genel olarak değerlendirme taraftarıyım. Daha önce Günün Notları bölümünde az çok bahsettim, takımın direksiyonunda LeBron olduğunu ve Wade'in bu takımın ilk skor opsiyonu olduğunu belirtmiştim. Ancak işler her zaman tam olarak öyle gitmiyor. Wade'in şutları girmemeye başladığı zaman LeBron tamamen topa hükmediyor ve Miami'nin oyunun geçen seneki Cleveland'dan farkı kalmıyor. Tamamen LeBron'un potaya gitmesine yönelik hücumlarda James Jones'u, Arroyo'yu, İlgauskas'ı isolation oynanmayan köşeye atabilirsiniz ama Wade'i hücumda bu kadar işlevinin dışında kullanmak hem Wade'in etkinliği hem de Miami hücumunun akıcılığı açısından olumsuz. Utah maçını bir kenara koyarsak kaybedilen her maçta LeBron'un Wade'den daha fazla top kullanmış olması da tesadüf değil. Bunun dışında Miami hücumunun iki büyük sıkıntısı daha var. İlki ve bence en önemlisi oyun setleri. Takım isolation dışında bir şey oynamıyor. Wade, LeBron, Bosh üçlüsünden biri sağ ve sol tarafta yalnız bırakılıyor. (Aslında bu tezimi league pass yayınından aldığım screen shotlarla desteklemek isterdim ancak aldığım screen shotları yeni painte yapıştırmayı bir türlü beceremedim.) Riley'i Spoelstra'dan ayıran nokta da tam olarak bu. Riley Wade ve LeBron her özelliğinden faydalanabilir buna karşılık Spoelstra ise Wade'in skorerliğinden LeBron'un çok yönlülüğünden faydalanmaya çalışarak ikisinin de etkinliğini azaltıyor. LeBron ve Wade'in ikisinin de hücumda üretken olduğu ve topu paylaştıkları durumunda Miami'nin hücumlarının çok akıcı olacağı da su götürmez bir gerçek.

İkinci sorundan da bahsetmem gerekise, o başlı başına bir oyuncu: Chris Bosh. Toronto'da almaya alıştığı topları LeBron ve Wade'in yanında alamayınca (geçen seneye göre 5.5 şut daha az çekiyor) eline gelen sayılı topta sadece potayı düşünüyor. Son maçlarda biraz toparlasa da şut tercihleri sorunlu ve sayı dışındaki diğer alanlara -özellikle ribaundlara- gereken katkıyı yapmıyor.

İşin savunma kısmına bakmak gerekirse orada da çok iyi olduklarını söylemek zor. Orlando maçı hariç iyi savunma yapmadılar ve geçen sezonlarda takımlarının birinci opsiyonları olmasına rağmen iyi savunma yapan Wade ve LeBron ikilisinin hücumdaki yükleri azalmasına rağmen savunma gayretlerinde gözle görülür bir artış yok. Geçen sezon Wade ve LeBron'un ikisinin de iyi savunmacılar olduğunu -özellikle LeBron'un istediği zaman çok iyi savunma yapabildiğini görmüştük- ancak hücumları çok ön planda olduğu için bu özelliklerinin ön plana çıkmadığını düşünenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Bu takım kurulduğunda iki underrated savunmacının savunmaya biraz daha konsantre olarak çok daha sıkı savunma yapacağını hatta birinin yılın en iyi savunmacısı olabileceğini düşünüyodum. Bu da Miami savunmasını oldukça rahatlatacaktı. Sezona bu konuda iyi başlasalarda Big Three'den hiç biri kariyerlerinde savunmaya odaklanmadıkları için Miami savunmasında da sorun var.

Uzun lafın kısası Miami'de Spoelstra'nın sonunun yakın olduğunu ve onun yerine geçecek ismin çok çok büyük ihtimalle Pat Riley olacağını düşünüyorum. Riley'in nasıl bir sistem getirdiğini eğer gelirse tekrar konuşuruz ancak Spoelstra'nın takımda kalması durumunda Miami Doğu finalinden ileri gidemeyecektir.

Edit: Yazmayı unutmuşum, Spoelstra ilk beşte Joel Anthony yerine İlgauskas'ı kullanmaya başladı ve bugün Joel Anthony sadece 7 dakika oynadı.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Orlando Magic - Miami Heat (Dwyane Wade'in Rolü)

Sezonun açılış maçında Boston karşısında yaşanan sorunların ve mağlubiyetin ardından yeni kadrosuyla evidneki ilk maçında Heat'in üzerinde önemli bir baskı olucaktı. Sezona iki mağlubiyetle başlamak yeni kadro üzerindeki soru işaretlerini arttıracak, büyük beklentilerle sezona hazırlanan Miami şehrinde ise konferanstaki en önemli iki rakibe üst üste kaybedilen maçlkarın ardından eleştirilerin başlamasına sebep olacaktı. Bu yüzden maçın önemi Heat açısından daha büyüktü. Sezona yeni başlanmış olsa da Heat'in galibiyete ihitiyacı vardı.

Bu durumda Dwyane Wade'in maç performansı çok önemli. İlk maçta Wade etkisiz kalırken, LeBron hücümda tek tabanca kalmıştı. Aynı zamanda sert savunma yapan Boston'a karşı dezorganize Miami hücumu başarısız olmuştu. Bu sefer LeBron belki çok skor bulmadı ama all-around dediğimiz çok yönlü bir oyun sergiledi. Wade ise maçın öneminin çok farkında olarak daha ilk yarıdaki 14 sayısıyla ılk yarıya damga vurdu. Maçı da 26 sayıyla tamamlaması çok önemli. Aynı zamanda Miami'nin 3. çeyrekte sergilediği performans ilerisi için çok önemli. Doğu Konferansı'ndaki mücadelede direkt rakipleri olan Orlando'ya karşı tek çeyreği domine edebiliyor olmaları bizlere ilerisi için olumlu sinyaller verdi Miami adına. Maçın farklı kazanılması da Miami cephesinde önemli bir moral oldu. Bu farkı da zaten 3. çeyreğe borçlular.

Maçın daha detaylı analizi yerine yazının devamında bu maçın ışığında Miami hakkındaki fikirlerimi sunmak istiyorum. Bugünkü maç Heat adına önemli bir şey göstermiş olabilir. Yeni üçlününün sahada nasıl rol paylaşımına sahip olması gerketiğini ilk iki maçın ardından yavaşça şekillendirebiliriz. Henüz erken olsa bile bulunduğumuz koşullarda kadrodan maksimum verim nasıl alınır tartışması yapılabilir. Öncelikle söylemek istediğim Miami kadrosunun çekirdeği çok güzel bir biçimde 80'lerin Showtime Lakers'ını hatırlatıyor bana. Kadroda üst düzey bir oyun kurucuya yer olmadığına göre LeBron'un Magic Johnson gibi oyun kurucu olarak maça başlayıp maçı çeşitli pozisyonlarda zaman geçirerek bitirmesi çok mantıklı geliyor. Orlando maçında da gördük ki daha az top kaybı yapıp daha fazla top paylaşan LeBron savunmada da üst düzey oynayabiliyor. Bu tavır aynı zamanda hücumu da verimli kılıyor çünkü LeBron Wade'e göre daha yaratıcı ve kritik paslarda daha başarılı. Bu bilgilerin ışığında LeBron'u Jordan'dan Magic Johnson'a kaydırma fikri bence uygulanması gereken bir taktik.

Tekrar Showtime Lakers'ına dönersek kadronun diğer önemli ismi olan Kareem Abdul Jabber yerine Chris Bosh'u koyabiliriz. Bosh Kareem kadar dominant bir uzun olmasa da, Kareem'den daha modern bir uzun. Bosh daha fazla koşabilir ve şut menzili çok daha geniş. Bosh'un daha fazla koşabilmesi hızlı oyuna zemin oluşturabilir. Böylece daha revize edilmiş ve modern basketbola uygun bir oyun sistemi sahaya sürülebilir. Wade'in rolü burda çok kilit bir öneme sahip. Showtime Lakers'ındaki hiç kimseye tam olarak benzemiyor (James Worthy?) ve bu takımın kaptanı. Bu yüzden hücumdaki birinci el olarak Dwyane Wade sahneye çıkmak durumunda. Orlando maçı da gösterdi ki şimdilik Wade etkiliyse Miami de etkili. Bu yüzden kadrodan maksimum verim almak için şimdilik LeBron'un potaya gönderdiği top saysından kısıp asist sayısına ekleme yapmaya çalışmak önemli olabilir. Bakalım Spolestra neler düşünüyor bekleyip görelim.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Wade Jimmy Kimmel Live'da (LeBron'a Mesaj)

2-3 gün önce katılmıştı Wade programa, internette okumuştum ama arada unutmuşum. Demin karşıma çıktı dolanırken öyle internette. Kimmel'ın Knicks ısrarı ve Wade'in "O topa girmem" tepkisi güldürürken, ikinci videonun ortalarında Kimmel'ın sorduğu soruya Wade'in cevabı bir hayli şaşırttı ve biraz da mesaj niteliğindeydi:

Kimmel - LeBron Cleveland'da kalsa ve salary cap'leri boş olsa, Bosh da oraya gitse. Sen de onların yanına Cleveland'a gider miydin?
Wade - Hayır

"Başkasının çöplüğüne gitmem" demiş yani kısacası. Son günlerde Michael Jordan, Larry Bird ve Magic Johnson'ın eleştirdiği LeBron'un Miami'ye katılma kararını, kendisinin vermeyeceğini söylemiş. Belki de içinde ufak çaplı fırtınalar kopan LeBron, bu cevabı duyduğunda tepkisi ne olmuştur acaba? Sırf bunu düşünerek "Giderdim" demesi daha iyi olabilirdi belki de. Çünkü Wade'in cevabı hafiften bir çekişme yaratabilir LeBron'la arasında. Kimmel maden bulmuşken deşse biraz, çok ilginç şeyler çıkabilirdi ortaya.


Link


Link

22 Temmuz 2010 Perşembe

Bu Takımın Lideri Kim?

Sports Illustrated'ın kapak fotoğrafında, Wade'in ortada durması ve LeBron'un Mona Lisa tadındaki gülümsemesi dikkat çekmişti. Şimdi Miami Heat'in bilet satışları için sitesine koyduğu fotoğrafa bakıyoruz, bu sefer Bosh ortada. Tabii onun, önem sırasında diğer ikilinin arkasında yer aldığını kendisi dahil herkes biliyor. Belki de her fotoğraf çekiminde sırayla biri geçiyordur ortaya, böyle bir adil düzen sağlamışlardır =)

Bu arada bitmiş Miami Heat'in evinde oynayacağı maçlar için biletler 8 Temmuz'da daha LeBron kararını açıklamadan tükenmiş gibiydi yanılmıyorsam. Şu anda hiç kalmadığını söylememe gerek yok herhalde. Koltuk başına 100 dolar ödeyerek, yedek listeye dahil olma şansı var Heat taraftarlarının sadece.