BIY AD

Bobcats etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bobcats etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2011 Salı

Bu İşler Sana Göre Değil Jordan

MJ - Gerald'cığım faxla imzayı attılar. Yol verdim sana Portland tarafına doğru...
GW - Huh?

Perşembe günü G-Wall'u Portland'a bedavaya gönderen Jordan (kendisinden yönetici olarak bahsederken Majesteleri diyesim gelmiyor da), Associated Press'e röportaj vermiş ve takası yapma nedenlerni savunmuş. Associated Press demişken Levent Kırca'yı da analım, ne olduğunu bilmeyenler kesin tıklasın!

Konuya dönelim. Efendim siz hiç böyle birşey duydunuz mu? Mitch Kupchak Gasol'u, Rich Cho G-Wall'u niye aldıklarını çıkıp açıklıyorlar mı? Neden açıklasınlar değil mi? Adamlar kazığı atmış, bütün dünyaya mı duyuracaklar "Bakın ben kazık attım benle bir daha takasa girerken iyi düşünün" diye? Yani kısacası bir halt yediyseniz bunu açıklama gereği hissedersiniz. Örneğin sevgilinizle yıldönümünüzü unutursanız, açıklama yapmaya çalışırsınız. Gerçi tam tersi bir durumda, eve durduk yere çiçekle gelirseniz de sorgulanma ve açıklama yapma ihtiyacınız doğabilir. Kadın milleti işte. Bak yine konudan saptık...

Evet ne diyorduk. Jordan Gerald Wallace'ın gidişinin, ileride salary cap'in açılması ve yeniden yapılanma için gerekli bir hamle olduğuna değindi. Peki Jordan hadi diyelim ki öyle. Bu oyuncuyu çok daha yüksek bir fiyata satamaz mıydın? Zaten ölü G-Wall'un değeri, biten bir kontrat artı 2 draft hakkıdır. O zaman istim üstündeki bir G-Wall'un değeri de çok daha fazladır haliyle.

Onun karşılığında en az bir tane genç, ufak kontratlı yetenek koparmak şarttır bence. örneğin Beaubois. Dallas'a da cuk otururdu hem Wallace. Ha tabii konuşmuştur takımlar ve Cuban muhtemelen Roddy-B'yi bırakmak istememiştir. Olabilir. Hatta belki şu anda elinde genç yeteneği olan takımların hiçbiri ilgilenmiyodur G-Wall ile. Düşük bir ihtimal ama mümkün yani. Hal böyle olsa bile, yahu seneye beklesene Jordan. Yıldız oyuncunun kontratı 3 sene sonra bitiyor. Sen bu dönem içinde istediğin her an ama her an, zaten minimum bu aldıklarını alacaksın. Ayrıca Bobcats'in elinde o kadar kötü kontratlar var ki, önümüzdeki yazı beklemeleri lazım en iyi ihtimalle. O zaman Gerald Wallace'ı hemen şu anda yollamanın anlamı yok ki. İşte bunu açıklayamaz Jordan...

Yoksa her sene yeni bir yapı kurma yoluna giren 4-5 takım görüyoruz ligde. Yıldızlarını bazen ucuza bazen normal fiyatına veriyorlar. Ama Jordan'ın verdiği kadar ucuza nadiren tanık oluyoruz (Birileri Pau Gasol mu dedi?). Yıldız oyuncu takımdan ayrılmak istediğini açıkça söyleyip takasını istemişse bile bu kadar ucuza gitmeyebiliyor... Daha yeni, Knicks'in Carmelo'ya ne ödediğini biliyoruz. Tamam G-Wall'u Melo ile kıyaslamak gibi bir derdim yok ama anladınız herhalde ne demek istediğimi. Bu tür takaslarda hep teşvik edici parçalar olmalıdır yeniden yapılanan takım için. Tek başına biten bir kontrat yeterince iyi değildir.

Jordan ise sırf Gerald Wallace'ı yeterince beğenmediği için bedavaya göndererek takımına zarar verdi ve yaşayacakları gelişimi yavaşlattı. Sonra da çıkıp "Öyle demeyin güzel bir takastı" diyor. Biz de yedik...

24 Şubat 2011 Perşembe

Gerald Wallace Portland'da (Analiz)

Gerald Wallace --> Portland
Joel Przybilla, Dante Cunningham ve 2 tane 1. tur draft hakkı --> Charlotte

Gün içinde bahsetmiştim Gerald Wallace'ın Portland'a gidebilme ihtimalinden. Jordan'ın bu seneyi çöpe atarak takımı yeniden yapılanmaya götürmek için ilk hamleyi yaptı. Ancak açıkçası bu takasta beni yanıltan Batum'un pakette yer almaması oldu. Batum'un hem iyi bir tamamlayıcı olması açısından Charlotte'un isteyebileceği bir isim olacağını düşünüyordum hem de Portland için dokunulmaz bir isim değildi Batum hem de söz konusu Gerald Wallace'ı almaksa. Bu iki isim 3 numara için fazla iyi ve birine -bu isim Batum olacak- aldığı süreler bakımından yazık olacak. Ancak bu takasın Portland adına kötü olduğunu söylemek mümkün değil. Gerald Wallace bir NBA takımının 1. adamı olmak için yetersiz olsa da kesinlikle çok iyi bir tamamlayıcı olacaktır. Her ne kadar Joel Przybilla gibi değerli bir uzunu kaybetmiş olsalar da onlar için Miller-Roy-G-Wall-Aldridge-Camby beşlisi oyunun iki tarafında da etkili olabilecek kağıt üzerinde çok iyi bir beş. Ancak Portland adına 2 tane soru işareti var: Birincisi Brandon Roy'un sağlık durumu. Bu kağıt üzerinde Batı finali oynayabilecek kadro Roy'un sakatlık sonrası eski performansına yaklaşaması durumunda bir playoff takımından öteye gidemez bana kalırsa. Her ne kadar diğer parçalar çok iyi olsa da Portland'ı Batı'nın zirvesine çıkaracak isim Brandon Roy'dur, eski performansını gösteren bir Brandon Roy. İkinci soru işareti ise Charlotte'da senelerdir önemli bir opsiyon iken, Blazers'a gelip hücumda Roy ve Aldridge'in arkasında kalınca bir konsantrasyon düşüklüğü olma ihtimali. Ancak Gerald Wallace gibi alçakgönüllü, sorun çıkarmayan bir oyuncudan bahsediyoruz, bunun gerçekleşme olasılığı pek düşük.

Charlotte'ta ise su daha berrak. Jordan Wallace'ın 1. adam olacağına inanmıyor ve Joel Przybilla'nın 7 milyon dolarlık biten kontratını alarak yeniden yapılanmaya doğru yelken açtı. Jordan'ın yöneticilik kariyeri hep eleştiriliyor -Kwarme'yi ilk sıradan draft ettiğini hatırlatayım- ancak ben bu sefer daha makul bir hamle yaptığını düşünüyorum. Kağıt üzerinde kesinlikle Portland karlı ancak Joel Przybilla'nın biten 7 milyon dolarlık kontratını es geçmemek gerekiyor takası değerlendirirken. Takımının Doğu'da 9. olduğunu ve playoff yarışında İndiana ve Philadelphia'yı geçmesinin zor olduğu da düşünülürse ben bu takası Charlotte adına da mantıklı buluyorum. Tabii Charlotte için asıl önemli olan bundan sonra yapılacak hamleler.
(Oy oy oy Jordan diyorum ben, yıldız oyuncunu, elinde rezalet kontratlar varken, salary'i ancak 2012'de açabilecekken, şimdiden bedavaya göndermek nedir? Gerald Wallace'a karşı istediğin her an biten bir kontrat üstüne draft hakkı alabilirsin zaten. Yetmiyormuş gibi bunu bir de hala playoff yarışındayken yapıyorsun. Bir daha gösterdi Jordan bence yöneticilik başarısını(!). Doğuş'a hiç katılmıyorum bu noktada /Can)

Sonuç olarak Portland Batı'nın en korkulan ekiplerinden biri oldu Lakers, Spurs, Thunder ile birlikte. Ancak şimdilik bu 3 takımın gerisinde olduklarını söyleyebilirim. Sadece Roy'un sağlam bir dönüşü sonrasında ligin en iyi taraftar gruplarından birine sahip olan Portland, Batı'da kafaya oynadığı günlere dönebilir. Charlotte için ise bu sene tamamen çöpe atıldı. Bundan sonra yapacakları hamleler çok kritik.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Bobcats Silas'a Güvendi

Kaynaklara göre Charlotte Bobcats koç Paul Silas ile bir yıllık kontrat uzattı. Hatırlayacağınız gibi Larry Brown'ın görevden alınması sonrası baş antrenörlük pozisyonu Silas'a teslim edilmişti. Tecrübeli koç geride kalan dönemde takımıyla birlikte 15-12 gibi özellikle doğuda playoff için oldukça yeterli bir galibiyet yüzdesine sahip olsa da sezon başndaki felaket gidişat sebebiyle Bobcats halen Pacers'ın gerisinde, playoff potası dışında. Tabi bu durumun oluşmasında Vogel sonrası Indiana'nın gösterdiği performans da hayli etkili oldu.

Silas'ın göreve gelmesinden sonra oyuncuların kendilerine biçilen yeni rolleri benimsemesini ve daha da önemlisi değişen tempoyu takımın yakaladığı çıkışın ana faktörleri olarak söyleyebiliriz. Önceleri ligin en ağır tempoda oynayan takımlarından olan Bobcats'te değişim sonrası transation girişimleri ve bu girişimlerden gelen fast break sayıları artık hücumun önemli bir parçası durumunda. Özellikle Augustin sistem içerisinde çok daha verimli bir oyuncu haline geldi. Sakatlanana kadar Tyrus Thomas da gelişme gösterir gibiydi. Bunların yanı sıra Livingston, Henderson gibi isimlerin rotasyona dahil olup önemli işler çıkarması da Silas'ın takıma kazandırdığı artılardan. Şahsen koçun yaptıklarından ötürü, imzalanan yeni sözleşmeyi Bobcats açısından olumlu görüyorum.

11 Şubat 2011 Cuma

Jordan Parkeye İndi

Haberin başlığı bile heyecan verici. Bu aralar oldukça sık görünüyormuş Jordan parkede. Nitekim dün yapılan antrenmanda da takım elbiseleri çıkarıp Bobcats oyuncularıyla birlikte çalışmaya katılmış. Kendisi hakkında Gerald Wallace, "Belki çok hızlı değil ama halen müthiş bir şutör ve skorer olduğunu gösteriyor", Paul Silas ise "Oyunculara çok yardımcı oluyor, defansta nasıl daha sert durulacağını gösteriyor." demiş.

Bu sözler 50'sine merdiven dayamış biri için söyleniyor. Hani başka birinden bahsediliyor olsa "hadi oradan" deyip geçerdim. Wallace'ın abarttığını, başkanına yalakalık yaptığını falan düşünürdüm. En olmadı "Her gün antrenmana çıkıyorsun, ligin en iyi savunmacılarından biriyim diye geçiniyorsun halen bu yaştaki bir adamı tutamıyorsan yazıklar olsun sana Wallace, yediğin ekmeğin hakkını ver." diye dalga geçerdim. Ama söz konusu Jordan olunca işin rengi değişiyor. Daha önce parkede yapabildiklerini az çok bildiğimiz için şaşırmıyoruz. Tabii antrenmana üçüncü takım ile çıktığının da altını çizelim, hani oynuyor hala ama o kadar da uzun boylu değil...

Daha önce, Garnett-Shaq gibi efsanelerle aynı ortamı paylaştığı için Semih'e çok şanslı biri demiştim ama sanırım ondan daha şanslı bir oyuncu topluluğu var Charlotte'ta.

10 Şubat 2011 Perşembe

Sözünü Tutan Adam Stephen Jackson


Link

Dün sabahtan beri yazacağım ama bir türlü kısmet olmadı. Geç de olsa değineyim deli Kaptan Jack'e. Kendisini severim, ateşli bir oyuncudur, iyi de liderlik yapar takımına. Ancak dedim ya delidir. Ateşini, hırsını kontrol altında tutamaz. Anında alır teknik faulleri eğer o düdüğe katılmıyorsa. Henüz 2-3 gün önce bu konuda bir açıklama yapmıştı "Benim hislerim düşüncelerim belli bir yöndeyse, bunları dile getirmekten çekinmem. İstediğim için teknik faul alıyorum zaten. Yapacak birşey yok. Bundan sonra değişmem zor." şeklinde. İki gün önceki Celtics maçında da bu sözünü tuttu. Garnett'i ufaktan ittirdiğinde faul çalınmasına sinirleniyor. İlk teknik faulü tamam da, sonrasında ısrarla hakeme birşeyler söyleyerek atılması gerçekten de 'isteyerek' atıldığına işaret ediyor bence. Pozisyonda da Garnett biraz kolay bırakmış olsa da kendini, elleriyle gayet güzel itiyor Jackson. Neydi bu kadar itiraz ettiği nokta bilmiyorum. Ancak maçı onun yokluğunda da olsa kazandı Bobcats, son çeyrekte Celtics'in yaptığı top kayıpları çok önemliydi tabii...

Celtics maçıyla beraber 13 teknik faule ulaştı Jackson ve Amare'ye bir adım yaklaştı. Hatta dünkü Pacers maçının sonunda da tartışmalı bir pozisyon oldu. Dedim garanti olay çıkaracak. Ancak Jackson ilk anda hoplayıp zıplasa da, sonrasında ilginç bir şekilde, sadece inanamamış bir şekilde hakemlere bakarak protesto etti bu kararı. Belki de Silas'ın ısrarla yaptığı uyarılar işe yaramıştır. Buyrun aşağıda pozisyonu bulabilirsiniz. Benim fikrimi sorarsanız faul olduğunu düşünüyorum:


Link

8 Şubat 2011 Salı

Vallahi Bahis Oynamadım


Link

Aşağıdaki resimde görebileceğiniz üzere, dün gece Shaun Livingston ufak çaplı bir maldonadoluk yaptı. Takımı 5 farkla öndeyken, üçlük atan Pierce'a doğru kolunu uzatan Livingston, Pierce'ın dirseğine dokununca Pierce üç serbest atış kullandı. Ancak yayın sırasında spikerler ve yukarıdaki muhabir "dokunmadı" dese de aşağıdaki resimde bence çok açık bir şekilde görülüyor faul olduğu. Celtics bu faule rağmen yakalayamıyor rakibini. Zaten konumuz bu değil, maçtan sonra Livingston'ın yaptığı açıklama. Muhabir bahis olayına girmemesine rağmen (ki zaten niye girsin?) Livingston çıkıp "Vallahi ben bahis falan oynamadım bu maça. Faul yaptığım için para kazanmadım. Maçı satmaya çalışmadım." diyor. Tamamen durduk yere. Böyle bir davranışın nedeni genellikle suçluluk duygusudur, bu tür şeylere iter insanı. Etrafınızdaki herkes sizi sanki sorguluyormuş gibi hissedersiniz psikolojik olarak ve açıklama yapıp, yalanlarsınız. Fakat kimse sizin niye öyle birşey dediğinizi anlamaz.

Ben de bunun üzerine merak edip maçın alt/üst oranlarına baktım, limit 182'ymiş. Yani toplam skor 179 iken rakibe 3 serbest atış veren Livingston sütten çıkmış ak kaşık olmayabilir. Hele dediğim gibi maçtan yaptığı şu açıklamayla. Maçın da 94-89 yani üst bittiğini hatırlatayım. Tabii belki de arkadaşları "Lan bahis mi oynadın kerata, yakıyordun bizi" diye dalga geçtiler maç sonrasında, bilmemiz mümkün değil bunu. Ama ilginç bir tesadüf yani...

Son olarak da şunu söyleyeyim, Livingston müthiş oynadı Celtics'e karşı. Rondo falan dinlemedi, özellikle orta mesafeden çok isabetli şutlar buldu rakip guard'ların kısa boylu olmalarından istifade ederek. Onu sakatlığından sonra böyle izlemek çok sevindirici gerçekten.

28 Ocak 2011 Cuma

Kafam Girsin!


Link

Görüntüler birkaç gün önce oynanan Bobcats-Suns maçından. Öncelikle videoda direk olarak 01:40'a gidin. Çünkü asıl olay orada. Mola/devre arası eğlencelerinde Gorilla ve Sol Patrol smaç takımı şovlarını yaparken bugüne kadar rastlamadığımız bir olay gerçekleşmiş. Muhtemelen henüz çaylak olduğunu düşündüğüm bir Sol Patrol üyesi trambolinden zıplarken gücünü ayarlayamamış ve fazla zıplamış. Sonra da "Hazır buralara çıkmışken kafadan bir dalayım bakayım ne olacak" demiş. Çocuk da biraz seri olmasa arkadan gelen arkadaşı smacı onun üzerine basacak. Zaten çemberde çırpınması ve düştükten sonraki hareketleri de ne kadar korktuğunu gösteriyor.

İlk izlediğim anda fake olma ihtimali var mı diye kısa süreliğine sorgulamadım değil. Ama alakası yok tabii ki, birkaç farklı açıdan youtube'da bulunabiliyor zaten. Bunun yanında çocuk tam çemberden geçerken durdurup, seyircilere bakarsanız pek çok kadının ellerini ağzına götürdüğünü görebilirsiniz. Bobcats takımından bazı oyuncular seyircinin tepkisiyle beraber dönüp hemen ne oluyor diye bakıyorlar ama artık çok geç...

Not: Buradan olayı tamamen bilerek ve ayarlanmış olarak nitelendiren Soner'e de bir selam çakayım istedim =)

11 Ocak 2011 Salı

Üzülmeyin Bizde Hep Böyle

Kareler, gece oynanan Grizzlies-Bobcats maçına ait. Fotoğrafları büyüttüğünüzde göreceksiniz ki salon bomboş. Kaynaklara göre maça 10 bin civarında bilet satılmış ancak hava muhalefetinden dolayı yaklaşık 1000 seyirci gelebilmiş. Neyse ki biz geçtiğimiz senelerde ligimizden alışkınız bu tarz manzaralara. Ayrıca bu şartların oluşturduğu iki de ilginç detay var. Şöyle ki; Bobcats yetkilileri üst tribünlerde bileti olan vefalı taraftarları, normalde biletleri yaklaşık 2 kat pahalı olan alt taraflara aldılar. Hakemler ise maç öncesi oyuncuları, koçları "Çok az seyirci var, her söylediğinizi duyup daha rahat teknik faul çalabiliriz, ona göre dikkatli davranın" gibisinden uyardı. Oyuncular ve koçlar da uslu uslu maçı teknik faul almadan tamamladılar.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Yao İçin İlk Adaylar: Kings ve Bobcats

Dün bahsetmiştim Houston yönetiminin Yao'yu takas etmek için takım aradığını ancak şimdilik ortada takım ismi olmadığından da bahsetmiştim. Takım isimleri de bugün itibariyle ortaya çıkmaya başladı: Charlotte Bobcats ve Sacramento Kings. Charlotte'un teklifinin Boris Diaw ve Nazr Mohammed üzerinden olacağı, Sacramento'nunkinin ise Cousins ve draft pickleri üzerinden şekilleneceği ilk yazılanlar arasında.

Şimdi ilk konuşulanları bir değerlendirelim. Öncelikle Bobcats'in bu parçalarla Yao'yu alması zor gözüküyor. Yao sakat bile olsa bu sezon sonunda biten çok yüklü bir konratı var (17 milyon dolar civarında) ve Rockets Yao'yu elinde tutup sene sonunda kontratını yenilemese bile bu konuşulan takastan çok daha fazla kar edeceklerdir. Diaw fena bir parça değil ancak onun bir sezon daha 9 milyon dolar civarı bir konratı var. Nazr Mohammed'in kontratı bitiyor (6.5 milyon dolar civarında bir kontratı var Nazr'in) ancak o biten konratın kralı Houston'da da var. Yani bir takım Yao'yu almak istiyorsa biten konrattan çok gelecek vaadeden isimler önermeli gibi geliyor bana. Bobcats'in ise o gelecek vaadeden gençlerden elinde pek yok. Tyrus Thomas'ı o kategoriye katabiliriz zorlarsak ancak onun kontratının da daha 4 senesi var ve 9 milyon dolar civarı, yani oldukça yüklü. Yani Thomas'ın da takas malzemesi olarak rakip takımlar tarafından kabul edileceğini sanmıyorum. Jordan'ın bir arayış içerisinde olduğu ve takımı ileri götürmek için hamle aradığı doğru -ki bunu haklarında çıkan Baron Davis, Carmelo Anthony gibi spekülasyonlardan da anlayabiliyoruz- ancak Yao'nun bu isim olacağını sanmıyorum. Hele ki yeni gelen coach Paul Silas'ın takımı daha hızlı bir sistemde oynatacağını söylemesinden sonra. Larry Brown olsaydı belki diyebilirdim bu takasın olma ihtimali için ancak şu şartlarda çok çok zor gözüküyor.

Sacramento'nun ise Cousins üzerinden bir teklif yapabileceği konuşuluyor. Ayrıca teklifi draft haklarıyla süsleyecekleri yazılmış. Sacramento, salary cap'in altında ve Yao'yu alıp Cousins'i verseler bile cap'i sadece 100.000 dolar geçmiş olacaklar ve bu sayede Yao'nun kontratına karşılık gelecek bir oyuncuyu vermek durumunda değiller. Cousins ile kafa kafaya takas etme şansları bulunuyor. Bu takastaki problem ise; Kings bu iki ismin üzerine 2011 ilk tur hakkını verir mi? O ilk tur hakkı muhtemelen en yükseklerde olacak. Yao'nun sadece 17 milyon dolarlık biten konratı için takımın umut bağlayacağı genç bir yetenek verilir mi sorusu da bu takasın önünü tıkıyor bana göre. Ha eğer Sacramento 2011 draft hakkını verir, bunun üzerine "sağlıklı" bir Yao ile çok daha düşük bir konrata imzalayıp kalan boşlukla da bir yıldızı kadrosuna katarsa çok sağlam bir hamle olur ancak parantezin içi o işinde olma ihtimalini düşürüyor. İlk 2 söylenti benim kafama yatmadı açıkçası, söylentilerin devamı geldikçe devam ederiz değerlendirmeye.

28 Aralık 2010 Salı

Takas Piyasası #4

Takas piyasasında adı geçen isimleri değerlendirdiğimiz yazı dizisinin 4. bölümünde son günlerde birçok dedikoduya karışan Bobcats'li Boris Diaw 'ın takımdaki geleceğini masaya yatıracağız.

#4 Boris Diaw

Ligde 7. yılını geçiren Fransız oyuncunun en büyük özelliği çok yönlü bir oyuncu olması tartışmasız. Pota altından tüm o itişmelerin arasından sayı bulabiliyor, pek güvenilir olmasa da ortalama bir şutu var zaman zaman üçlükleri ardı ardına sıralayabiliyor. Ayrıca oyunun savunma yönünde takımlara çok büyük bir artısı var zira Diaw hem forvetleri hem de pivotları savunabilecek bir yapıya sahip. Zaten şu an forvet pozisyonunda kullanılan oyuncu, hatırlarsanız Suns yıllarında pivot olarak sahadaydı. Tüm bunlar dışında lig için ortalamanın üstünde sayılabilecek bir pas yeteneği var.

Tüm bu olumlu özelliklerinin altında 05-06 sezonunda D'Antoni yönetimindeki o efsane Suns takımında geçirdiği yıl ve Steve Nash'in imzası var diyebiliriz. O zamanlar Nash takıma gelen tüm oyuncuların neredeyse tüm kategorilerde kariyerlerinin en yüksek ortalamalarına sahip olmasını sağlamıştı. Diaw da bunlardan biriydi ve pivot olarak oynadığı sezonda 13.3 sayı 6.9 ribaund 6.2 assist gibi mükemmel rakamlarla oynamıştı. Suns'dan ayrıldıktan sonra hantallaştığı göze çarpsa da hep o performansını sahaya yansıtacağı umuduyla Bobcats ona güvendi. Yine Suns yıllarında bıraktığı o izlenim sayesinde de hala devam eden yıllık 9 milyon dolarlık kontratını da kaptı Fransız oyuncu.

Diaw'ın geçmişinden günümüze gelelim. Bu yazıyı yazmamın asıl sebebi son günlerde çıkan Richardson-Diaw takası dedikodusu. Magic'in Gortat'ın gidişiyle beraber Howard'ın arkasına pivot aradığı hikayesini fazla uzatmadan Diaw'ın onların istediği adam olup olmadığına bir bakalım. Bu noktada Can Abi'nin görüşlerine yer vereceğim zira o Diaw'ın Orlando'nun istediği blok yapabilen uzun pivot tanımına hiç uymadığı görüşünde. Ben de buna paralel düşünüyorum aslında. Yani Orlando'nun takıma monte etmesi gereken parça Diaw gibi istenildiğinde pivot oynayabilen bir isim değil, saf bir pivot olmalı. Turiaf, Tony Battie güzel seçenekler. Ama Diaw değil kesinlikle.

Olaya Charlotte açısından bakarsak da eski oyuncularını takıma geri kazandırmak istiyorlar. Fakat Richardson'ın kontratına baktığımızda bu takasın Bobcats adına uzun vadeli bir plan olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. Bunun sebebi bu yaz Richardson'ın serbest kalacak olması. Yani Jordan'ın takastaki tek düşüncesi cap'te yaşanacak rahatlamayı bir yıl öne çekmek o kadar. Bu amaç uğruna da Diaw'ı feda etmeye hazır görünüyorlar. Bu sene de görüntülerinin pek iç açıcı olmadığını düşündüğümüzde şimdiden gelecek planları yapmak çok da mantıksız gelmiyor açıkçası. Bu planlar 2011 yazında başarılı olur mu bilinmez ama bu takas gerçekleştiği takdirde her türlü Charlotte karlı çıkacaktır.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Takas Piyasası #3

Takas piyasası yazı dizisinin 3. bölümünde kahramanımız Baron Davis. Daha önceki yazılarda Carmelo'yu New York'a, Mayo'yu Bulls'a yollamıştım. Henüz bir gelişme yok ama Carmelo'nun NYK flörtü aylardır olduğu gibi hergün manşetlerde. Bu yazıda ise takımdan kopma noktasına gelen Baron Davis'e en uygun adres olarak Bobcats'i belirledim.

#3 Baron Davis

Çok enteresan bir oyuncu Baron. Yetenekli olduğuna kimsenin şüphesi yok ama bu yeteneğin yanında oyuncunun 10/11 sezonunda inanılmaz bir düşüş yaşadığı ortada. Patır patır üçlük attığı zamanları hatırlıyorum özellikle Golden State yıllarında. Şu aralar ise çizginin gerisinden %18'le atıyor. Tamam saha dışında sorunlar yaşarsın, takımda anlaşmazlıklar olur performansın düşer ama nasıl olur da bir şut bu kadar geriler? Hadi onu geçtim saha içinde %36, serbest atışta ise %65 atması tam bir felaket. Onu da bir kenara koydum. Ligdeki tüm oyun kuruculara karşı inanılmaz bir fizik avantajı olmasına rağmen berbat savunma yapıyor. Ama ben de şunu biliyorum ki bu adam basketbolu falan unutmadı. Sadece Clippers takımından öylesine soğudu ( ya da soğutuldu ) ki artık burada basketbol oynamak istemiyor. Karakteri sebebiyle zorluklarla savaşmak ve uyum kelimelerinden oldukça uzak bir profili olan Baron daha 31 yaşında kariyerinin böylesine sekteye uğradığı bir takımda devam etmek istemiyor bu açık ve net ortada.

Peki onu yıllık 13 milyon dolarlık "kalın" kontratıyla kim alır? Aklıma tek bir takım geliyor : Charlotte Bobcats. Koç değişimiyle beraber yeni bir sistemi benimseyecek takımda oyuncuların da değişmesi gerektiği ortada. Özellikle oyun kurucu pozisyonda D.J. Augustin'in yetersizliği görmezden gelinecek gibi değil. Beklenilen performansın altında kalan Augustin oyunun her iki yönünde de bir Felton değil bu sebeple Bobcats hücumları aksıyor. Davis bu noktada devreye giriyor. Yeni bir takım, yeni bir sistem hatta buna ekstra olarak Golden State yıllarından beraber oynadığı Stephen Jackson faktörü Bobcats'i onun için ideal kılıyor.

İşin bir de ekonomik boyutuna bakalım. Baron'dan bir an önce kurtulmak isteyen Clippers yönetimi karşılığında alacağı oyunculara pek bakmayacaktır diye düşünüyorum. Bu noktada tek kriter olarak salary cap kalıyor. 13 milyon dolarlık kontratı bulunan Davis'e karşılık Bobcats'te yollanmak için en ideal isim ise Desagana Diop olarak görünüyor. 6.5 milyon dolarlık kontratının yanında takımda Tyrus Thomas, Nazr Mohammed gibi isimlerin olması onun yokluğunun takıma pek vurmayacağı anlamına geliyor. Diop'un yanında yollanması gereken isim ise bana kalırsa o kontratı nasıl aldığını hala merak ettiğim 4.5 milyonluk Matt Carroll. Onu da üçlükçü bilirdim şimdi bir baktım %14'le atıyor basketbolla pek alakası yok gibi. Belki Clippers da kendini bulur umuduyla alınabilir. Sonuç olarak Diop+Carroll = Davis takası gayet mantıklı görünüyor. Bence her iki takım içinde çok doğru bir hamle olacaktır. Takımları bir kenara koydum ligin birkaç yıldır Baron Davis gibi bir oyuncudan mahrum kalması cidden üzücü. Kirilenko'nun üstünden yaptığı o smaç hala aklımda. Bobcats olur mu bilemem ama yeni takımında benzeri smaçlar ve beraberinde sahada gerçek bir lider izlemek için sabırsızlanıyorum.

23 Aralık 2010 Perşembe

Brown'a Güle Güle


Yakın tarihte kurulan ve kurulduğu tarihten beri belli bir seviyenin üstüne çıkamayan takım olan Bobcats'i ayağa kaldıran isim Larry Brown olmuştu şüphesiz. 2008 yılında takımın başına geçen ve belli prensiplerini takıma monte etmeye çalışan Brown bu çalışmalarının meyvelerini geçen sezon Bobcats ile play-off yaparak elde etmişti. Sezona çok kötü bir giriş yapan ve oynadığı 29 maçta sadece 9 galibiyet elde eden Bobcats'te takım sahibi Michael Jordan sonunda işe el attı. Aslında yazın Brown'un yine takımdan ayrılması söz konusuydu ama o koçunun arkasında durmayı tercih etmişti. Ancak takımın bu kötü gidişine kayıtsız kalamayan Jordan, Brown ile yaptığı görüşmeler sonucunda bu ayrılıkğa karar verdiler.

Geçtiğimiz sezon tarihinde ilk kez play-off yapan ve çıtanın biraz olsun yükselmesi beklenirken Charlotte ne yazık ki diplerden kurtulamadı. Jordan konuyla ilgili olarak 'Brown'a saygım sonsuz ancak bu kötü gidişte takımda bir değişim olması gerekiyordu.' demiş. Jordan, Christmas arasını da fırsat bilerek koç değişikliğine gitti böylece. Yeni koç adayları da hemen duyulmaya başlandı belki de önümüzdeki pazartesi Detroit'e karşı Bobcats yeni koçu ile ilk maçına çıkabilir. Brown'un yerine eski NBA oyuncusu, Cavs'in ve Charlotte Hornets'ın eski koçu Paul Silas geçti. Kendisi yaklaşık 4 senedir Bobcats'in başına geçmek için can atıyordu. Ona da hayırlı olsun diyelim.

Savunmada öne çıkan bir takıma sahip olan ve hücumda da Felton ve Jackson gibi alternatiflere sahip olan Bobcats'in Agustin gibi geleceği parlak bir genç guardla önü açık gözüküyordu. Ancak işler bekledikleri gibi gitmedi. Bu sezon kısa rotasyonunda Felton'u da kaybeden Bobcats'i sezonun en vasat basketbol oynayan takımlarından biri olarak gösterebilirim. Özellikle son bir iki hafta içinde katlanılmaz bir çileye dönüşüyordu Bobcats maçı izlemek. Larry Brown'ın varlığı ile savunma konusunda belli bir çabaları gayretleri vardı ama hücum yönündeki eksiklik, hücumu kontrolü altında tutabilecek birinin takımda olmaması hep bir eksiklikti. Brown'ın gidişi ile beraber zaten göze hoş gelen bir oyun ortaya koymayan takım savunmasında da açıklar vererek iyice pas pas konumuna düşebilir. Ha yeni koç gelir iyi bir hava yakalarlar orası işin ayrı bir noktası ama bu isimlerle takımın birşeyler hedeflemesi bu sezonluk yersiz olabilir. En azından yeni koçla beraber ilk hedefleri biraz olsun basketbol oynamak olabilir.

24 Ağustos 2010 Salı

Kwame Bobcats'te (Heat Fırsatı Kaçırdı)

Evet biliyorum Kwame Brown'ı başka takım alınca "Heat fırsatı kaçırdı" demek biraz abes oluyor ama maalesef benim düşüncem bu yönde. Hani Kwame'nin muhteşem yetenekleriyle falan alakası yok tabii ki bu tespitimin. Hatta Ağustos ayının büyük çoğunluğunda tatil yapacağıma dair bir karar almadan önce bir Heat yazısı yazmaya başlamıştım "Geri Kalanlar Yeterli mi?" başlığıyla, yanına da "Kwame'yi Al Riley" yazmıştım. Niye? Çünkü Kwame en azından 2.11'lik boyu ve fiziğiyle gerçek bir pivot. Heat'in kadrosunda başka gerçek pivot yok. Tabii Big Z ile Magloire'ı saymazsak, ki saymamak Heat için doğru yoldur. Sadece bu ikiliye güvenip şampiyonluk için yola çıkmak riskli bana göre. Öte yandan Joel Anthony tamam blok kovalıyor, başarılı da oluyor, savaşçılığını beğeniyorum ama Bynum, Shaq, Howard gibi oyuncuların yanında çocuk gibi kalıyor. Kwame ise ne kadar Michael Jordan tarafından 1 numarada seçildiği için, işin hücum yönü ele alındığında yaklaşık 10 yıldır alay konusu olsa da, savunmada ortalama bir seviye tutturabilmiştir benim gözümde. Hatta bazı maçlarda şaşırtıcı bir şekilde gayet iyi savunma yaptığına şahit olmuşumdur. Kısacası ne kadar NBA'de dalga konusu olsa da, cüsseli rakip pivotların arkasında durabilecek bir isim Kwame. En en kötü ihtimalle boyalı alanda kullanılabilecek 6 faul hakkı daha verir taıma. Heat o yüzden kaçırdı diyorum kendisini.

Bobcats açısından ise pek de önemli bir transfer değil. Ellerinde Dampier, Diop ve Mohammed vardı zaten. Özellikle Dampier ile Diop tamamen defansif pivotlar (Nazr Mohammed de öyle sayılır). O yüzden Kwame'nin gelişi çok birşey ifade etmiyor, Jordan belki de zamanında 1 numara seçmesini haklı çıkarmak adına almıştır Kwame'yi, kim bilir. Zaten bu yazıyı girmemdeki amaç tamamen Heat'in eksiğine dikkat çekmekti.

23 Temmuz 2010 Cuma

Keskin Nişancı Lakers

Steve Blake'i aldıklarında tam nokta atışı olduğuna değinmiştik blog'da. Playofflar'ın son 10 maçında bir başka oynasa da, gitgide ağırlaşan ve yaşlanan Fisher yerine harika bir oyun kurucu almıştı Lakers ucuza. Şimdi de Barnes ile Ratliff'i aldılar. İki oyuncunun da kontratı açıklanmadı ama zaten 1-2 gün içinde çıkar ortaya. Bunu da anlamıyorum gerçekten, 1-2 gün sonra herkesin bileceği şeyi niye açıklamıyorsun? Hadi Spurs belki açık açık "Richard Jefferson'a 40 milyon dolar verdik" demekten utanmıştır(!) ondan basına bildirmemiştir de, Lakers niye bildirmiyor. Bunun mantıklı bir açıklamasını bilen varsa yazarsa sevinirim.

Barnes'ın Blake'e verilen MLE kontratının geri kalanıyla, yani sözleşme 2 senelik olduğuna göre, 3.5 milyon dolara ikna edildiğini düşünüyorum. Zaten daha fazla para veremez Lakers, opsiyonu yok başka. Barnes Magic'ten 3 milyon dolara yakın bir parayı reddetmişti ama Lakers ile 2 senelik 3.5'a anlaşmış ilginç. Aslında bir anlamda ayrılmak istiyormuş herhalde. Başka bir açıklama getirmek zor. Ama kariyeri boyunca gösterdiği performansın karşılığını kontrat ve para bazında alamayan Barnes'ı (özellikle Warriors ve sonrası) para yerine şampiyonluğa oynayan bir takımı tercih ettiği için takdir ediyorum. Cavaliers iki sende 7 milyon veriyordu yanılmıyorsam. Barnes, aşırı zayıf olan Lakers bench'ine bir derinlik kazandırırken aynı zamanda Artest'in yapamadığı birşeyi üstlenecek: Önemli şutör guard'ları kilitlemek. Artest belki eskiden bunu yapabiliyordu ama artık iyice ayakları ağırlaştı 2 numaraya göre. Kobe de geçtiğimiz sezon neredeyse hiç göstermedi savunma yönünü. Zaten hücumda o kadar kendini zorlarken, savunmada da yorulması artık onu zorluyor diyebiliriz. Kısacası Barnes oldukça ucuza bir başka nokta atışı Lakers adına. Belki şutuna asla güvenemezsiniz ama parkede kanının son damlasına kadar savaşacağına, kavga edeceğine dair hiçbir zaman şüpheniz olmaz. Kavga demişken, Kobe'nin düşmanlarından Bell'i ikna edememesi üzerine Barnes'a telefon ettiğini düşünmeye başladım. Ne alaka diyenlere Kobe ile Barnes'ın kavgasını hatırlatayım, daha doğrusu Barnes'ın hasta ruhluluğunu. LeBron-Wade-Bosh'u alan Heat'e karşı her yol mübah olsa gerek =) Barnes hakkında Magic'e gittiğinde geçtiğimiz sezon birşeyler karalamıştım, oyuncu hakkında daha iyi bir fikir edinmek için bir bakabilirsiniz.

Barnes elbette daha önemli burada ama Ratliff'i de yabana atmamak lazım. 8-10 dakikalığına kenardan gelip, içeri giren rakip kısalara karşı boyalı alanda bir tehdit oluşturup, savunmada caydırıcılık sağlayabilir. En azından Bobcats'de bunu bir ölçüde yaptı ama tabii oradaki gibi 20 dakika oynaması falan sözkonusu değil. Muhtemelen 1 milyon dolar civarına anlaşmıştır ve bu paranın hakkını verecektir. Zaten "bench'i poposuyla ısıtsın" diye aldığınız herhangi bir uzuna 2 milyon dolar vermeniz gerekiyor normalde, o yüzden iyi bir anlaşma Lakers açısından.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Livingston Bobcats’te

Charlotte Bobcats, Felton’dan boşalan oyun kurucu pozisyonunu Shaun Livingston ile doldurma kararı aldı ve genç oyuncuyu 2 yıllığına $7M karşılığında renklerine kattı. Evet, kulağa tuhaf gelebilir ama piyasaya seneler önce çıkmış olan Livingston henüz 25 yaşında. Erken profesyonel olmasından mütevellit, sağlık sorunları nedeniyle epeydir göz önünde olmamasına rağmen kulaklarımız fazlasıyla aşina ismine. Hatta izlerken içinizin bir garip olacağı, kariyerini bitme noktasına getiren diz sakatlığını da verelim, tık.

Nereden nereye… 4. Sıradan seçilip, yeni Magic Johnson diye lanse edilen biriyken yaşadığı diz sakatlığından sonra “No Country for Injured Man” tadında bir kariyer… Clippers’ın qualifying offer teklif etmemesi, ardından Heat, Thunder, hatta D-League maceraları, 10 günlük kontratlar… Yaşadığı zor dönemleri Wizards anlaşmasıyla nihayetlendirip, artık sakatlık probleminin olmadığını ispat ederek basketbola tam anlamıyla geri dönüşü… Bobcats’e yararı olup olmayacağını birazdan değerlendireceğim. Ama peşinen söyleyim ben kendisinin çok başarılı olmasını canı gönülden istiyorum. Sakatlanan, istenmeyen oyuncuyu sahiplenme içgüdüsü belki de bu.

Bobcats gibi hücum gücü son derece kısıtlı bir takımda, atmaktan çok attırmak mantığında olan, paylaşımcı, geri planda kalmayı tercih eden bir Livingston muhtemelen işe yarayacaktır. Saha görüşü ve arkadaşlarına yarattığı şut imkanları takıma hücum anlamında derinlik katacaktır. Ayrıca son Washington macerasında takımın skor yükünü epey sırtlamıştı. Tabi burada durum biraz daha farklı olacak, hedeflerden ve oyuncu yapısından dolayı orası ayrı. Livingston kariyeri boyunca hiçbir zaman beklentileri tam anlamıyla karşılayabilen bir oyuncu olamadı. Bu durumun oluşmasında temel sebep draftte 4. sıradan seçilmesi ve Magic Johnson’a benzetilmesiydi elbette. Yoksa ligin iyi sayılabilecek, potansiyelli oyun kurucularındandı bir zamanlar. Ama artık beklentinin senelik 3,5 milyon doları karşılaması düzeyinde olacağından bu da bir artı yaratacaktır kendisine. En azından üzerinde çok büyük bir baskı olmayacak. Tüm bu saydığım sebeplerden dolayı, ben kendisinin bu kez başarabileceğine inanıyorum, en azından bu şekilde olmasını umuyorum.

13 Temmuz 2010 Salı

Knicks'in Oyun Kurucusu Felton

Uzun zamandır hayalini kurdukları LeBron’un Miami’yi tercih etmesinin ardından doğal olarak hüsrana uğrayan Knicks, Amare'nin partneri olarak Raymond Felton'ı seçti. Felton nerede, LeBron nerede. Dağlar falan değil, tanımlanamayacak farklar var arada. Ama Felton'ı beğenmesem de, aldığı garip paraya rağmen (2 yıllığına 16 milyon dolar) bu transferi fazla eleştirmeyeceğim. Bunun nedenleri var elbette. Öncelikle kalan serbest oyuncular içinde en iyi ve hatta tek oyun kurucuyu biraz pahalıya da olsa kadrolarına kattılar. Ayrıca bana göre bugüne kadar yıllık 5-6 milyondan fazla haketmeyen Felton'a o parayı vermelerine rağmen, kontratını sadece iki sene ile sınırlı tuttular. Gelecek sezon bir maksimum kontrat verecek yerleri var, üstüne sonraki sezonda da bir maksimum kontrat verecek yerleri açılacak. İşin 'business' tarafına baktıktan sonra tekniğine inelim:

Öncelikle Felton'ın D'Antoni'nin hızlı tempo sistemine harika uyduğunu söylemeliyim. Çünkü Felton set hücumlarında ne kadar batırıp, yanlış kararlar veriyorsa, transition hücumunda aynı oranda etkili. Hem hızlı hem güçlü olduğu için pozisyonları kolayca bitirebiliyor, aynı zamanda açık alanda saha görüşü iyi. Ancak geçtiğimiz sene isabet oranını yükselttiği üçlük atışlar acaba bir çalışmanın ürünü müydü yoksa şansa mı oldu? İşte bu sorunun cevabı Knicks için çok önemli, zira üçlüğün ne kadar ölümcül olduğunu biliyoruz D'Antoni'nin sisteminde. Bunların yanında Felton'ın, Amare ile ne kadar iyi pick & roll oynayabileceği de bir soru işareti. Oturmuş hücumlarda kolay kolay doğru karar veremiyor. Ayrıca perdeyi çok iyi kullansa da, daha sonra uzunlarına iyi paslar verdiğine pek fazla şahit olmuyoruz Felton'ın. Kendisi bitirmeyi de çok seviyor perde sonrasında. Tabii bugüne kadar oynadığı uzunların hiçbirinin hücum gücü, Amare'nin yanına bile yaklaşamaz, o da ayrı konu. D'Antoni'nin pick & roll öğretileri ve Amare'nin varlığı, Felton'ı bildiğimiz ve beklediğimizden daha iyi bir oyun kurucu haline dönüştürebilir. Bir de yukarıda belirttiğim gibi üçlükleri aynı yüzdeyle sokmaya devam ederse, son derece eğlenceli bir Knicks takımı izleyebiliriz. Mesela Felton 15 sayı, 9 asist gibi ortalamalar yakalarsa şaşırmayın. Bu başarı için yetecek mi? Hayır. Knicks taraftarı yine önümüzdeki transfer dönemlerini bekleyerek geçirecek bu sezonu da kısacası. Gerçi doğuda playofflar'a kalabilirler sonuç olarak, belki bu bile yeterli olur 1-2 sezon için taraftarlara. Yani kısacası bu, tam bir geçiş dönemi hamlesi Knicks'ten.

Bobcats de herhalde takımı DJ Augustin'e teslim edecekmiş gibi duruyor. Bol bol izleme fırsatı bulacağız genç guard'ı.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Bobcats Thomas’la Uzattı

Nets’in kalan bütün free agentlara salça olacağı belliydi de bu kadar çabuk ve can havliyle olacağını tahmin etmiyordum. Onlardan Tyrus Thomas’a gelen 5 yıl $40M’lık teklifi sonrası Bobcats, Thomas'ı takımda tutmak adına aynı kontratı verdi. Thomas yetenekleri açısından olması gerekenin çok altında bir saygınlığa ve kariyere sahip. Bunun tek ve haklı sebebi oyun zekasının düşük olması diyemeyeceğim, çünkü oyun zekasından söz etmeye dilim varmıyor bahsettiğimiz adam Thomas olunca. Tabiri caizse 'wonderkid' olarak lige adımını attıktan sonra balon gibi söndü Thomas. Brandon Roy’un önünden seçilip, uğruna LeMarcus Aldridge’den vazgeçilmesi potansiyeli hakkında ufak bir ipucu veriyor aslında bize. Ama gelin görün ki Serdar Özkan örneğini görmüş bünyeler olarak piyasaya nasıl çıktığının değil, çıktıktan sonra nasıl devam ettiğinin önemli olduğunu fazlasıyla anlamış durumdayız.

Daha çok 3 numara oynasa da bir pozisyon yukarı kaydığında çok daha etkili olduğunu düşündüğüm Gerald Wallace'ın yanı sıra ellerindeki diğer uzunları sayalım: Chandler, Diaw, Mohammed, Diop. Böylesine derin, alternatifli bir uzun rotasyonu varken Thomas riskini almak biraz gereksiz gibi. Yukarıda saydığım isimlerin yeterli olup olmadığı tartışılır elbette, hatta Chandler'ın sakatlıkları ve formsuzluğu düşünülünce direk 'yetersiz' damgası vurulabilir. Ancak Thomas’ın bu isimlerden çok çok üstün olduğu, takıma çok daha fazla katkı sağlayacağı da en az yukarıdaki sorunsal kadar tartışmaya açık. İşte bu şartlar altında değerlendirdiğimizde aldığı kontratın hak ettiğinden oldukça fazlası olduğunu söylemek mümkün.

Zaten bu transferi Soner'le aramızda konuştuğumuz için fikirlerimiz birbirine yakın. Benim değinmek istediğim nokta farklı: Larry Brown. Genç yetenekleri adam etmesi ve yontmasıyla bilinen ünlü koç Tyrus Thomas'ı seviyor bunu geçen seneden biliyoruz. Ama şimdi ne kadar sevdiğini anladık, tam 40 milyon dolarlık! Çünkü Larry Brown, Bobcats'in bu kontratı vermesinde büyük rol oynamış. Nets genel menajeri Thorn da o paraya Tyrus'ı alamadığı için çok şanslı. Çünkü bence yeni bir Sean Williams vakasına dönüşebilirdi Tyrus'ın New Jersey'deki kariyeri. En azından Brown'ın kanatları altında olacak şimdi. Brown gibi bir koç böylesine istekliyse sizi yüksek bir miktar para karşılığında takımda tutmaya, o zaman bu işte bir iş vardır. İşte bu nedenle ümitliyim Tyrus'tan. Tyrus'ın yeteneklerine hastayım, müthiş bir uzun forvet olabileceğini düşünenlerdenim. Fakat zayıf, hatta yerlerde sürünen karar mekanizması nedeniyle yeteneklerini beğendiğim kadar oyununu beğendiğimi söyleyemeyeceğim. İşte bu konuda Brown'dan yardım bekliyorum. Haydi koç, adam et şu Tyrus'ı. / Can

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Bulls, Heat ve Bobcats Balığa Çıktılar

Onlar zaten Mavs ve Blazers'dan önce çıkmışlardı balığa. Stephen Jackson harika olmuş gerçekten. Thunder ve Nuggets resimlerine de rastlarsam ekleyeceğim.





27 Nisan 2010 Salı

Bobcats - Magic Serisi 4. Maç (90 - 99)

“Ve bir seri aramızdan ayrılır”. Bugünün yazısının teması bu olsun. İlk turda sonunda bir turun bitmesi ve paralelinde görevimizin bir süreliğine azalmasının sevincini yaşarken, bir yandan da Charlotte’ın playofflar tarihine ilk çıkışının süpürülmeyle sonuçlanmasını üzüntüyle karşılıyorum. Ben Brown ve ekibinin Howard’ın adamakıllı dakika alamadığı bu eşleşmede en azından bir galibiyet almasını bekliyordum; ama kısmet değilmiş, ne yapalım.

Charlotte’ın kısaca playoff macerasına bakarsak ne görürüz karşımızda? Sanırım ilk olarak savunma üzerine kurulmuş ligdeki nadir takımlardan biri derdim. Hani Milwaukee de var; ama onlar Bogut’u kaybettiklerinden beri savunma adına hiçbir direnç gösteremediler. Bobcats ise özellikle Larry Brown’un telkinleriyle inatla basketbolunu savunma temeli üzerine kurdu. Sene başından beri yaşadıkları skorer sıkıntılarını Stephen Jackson’la dindirmişlerdi; fakat o da playofflarda maalesef çok fazla katkı veremedi. Zaten Orlando gibi savunulması zor bir takıma karşı savunmada her oyuncu elinden gelen azami gayreti gösterse bile hücumda bir şey yapamadıktan sonra imkanı yok kazanamazsınız. Magic’de tek bir skorer yok ki, savunulduğunda takımın geri kalanı sussun. Her oyuncu skorer. 4 oyuncunun dış şutu var. Bobcats’in ilk turda böyle bir rakiple eşleşmesi onların şanssızlığı oldu. Mesela Milwaukee yerine onlar Atlanta’yla eşleşselerdi- Bogut biraz daha erken sakatlansa kesin eşleşirlerdi- , Hawks’ı özellikle savunma dirençleri yardımıyla birkaç maç sahadan silebilirlerdi; fakat turu geçerlerdi diyemem yine de.

Bobcats bu sonuçla süpürülerek NBA tarihinde “İlk Playoff’unda Süpürülen Takımlar” kervanına katıldı. Bundan önce 2003-04’te Grizzlies, Spurs’e; 1999-00’da Raptors, New York’a; 1996-97’de Wolves Houston’a ve de 1993-94’te dün gece Bobcats’i süpüren magic Indiana’ya süpürülmüştü tarihlerinin ilk playofflarında. Bobcats adına elbette kaybedilen bir şey yok; hatta bu gazla Jordan kendinde yeni ve iddialı bir takım oluşturmak için daha fazla güç bulacaktır. Önümüzdeki senelerde de Brown’la devam ederlerse onları çok daha iyi yerlerde görebileceğimizden hiç kuşkum yok.

Magic tarihinde 4-0’la sonuçlandırdığı 2. playoff serisini bitirdi dün gece; fakat onlar için de birkaç can sıkıcı nokta var bu sonuca rağmen. Öncelikle ve en büyük olanı Howard’ın seri içnde kontrolü bir türlü eline alamaması. Sistemleri gereği ona çok ihtiyaçları var; fakat süper yıldız dün gece Daha ikinci çeyreğin başında 3 faulunu almıştı bile. Bu turda ona hiç ihtiyaç duymamış olabilirler, fakat atıyorum finalde Cleveland’la - muhtemelen- eşleştiklerinde bakalım o zaman onun yokluğu aranacak mı? O nedenle kesinlikle sahada kalması ve hamlelerinde dikkatli olması lazım. Bu seride kendine hakim olamamasıyla karşılaştık hep. Tüm başlıklarımızı onun faul problemiyle ilgili attık. İlk üç maçta 16 faul yapmıştı hatırlarsanız. Dün gece de geleneği bozmadı ve son maçın şerefine bir 6 faul daha patlattı. Gerçi birkaç faulün hiç faulle alakası yok; ama olsun böyle olmasında onun büyük suçu var. Önceki maçlarda gereksiz faullerle böyle bir ün elde etti. Hakemler de her gördüğüne çalıyorlar artık. Yalnız çalınan faullerin ardından Howard’ın bir açıklaması var: “Beni öldürüyorlar; fakat hep fauller bana çalınıyor. Bundan sonra takma adım ‘Howard’a Faul!’ olsun”. Bu açıklama beni yerlere yatırdı gülmekten; birazcık da haklı; fakat dediğim gibi bu ortamı kendi hazırladı. Bobcats her ne kadar elense de Doğu’daki herkese Howard’ın nasıl kenara yollanacağının dersini verdi tim takımlara. İşte bu Magic için kötü oldu.

Bir başka düşündürücü nokta Vince Carter’ın 3 sayı çizgisinin arkasındaki beceriksizliği. Bugün maçı takımına kazandıran en önemli oyuncu belki; fakat şu seride ilk 15 üçlük denemesinde hiç isabet bulamadı. Maçlar boyunca toplam 17 şut kullandı ve sadece 1 isabet bulabildi. Böyle ritimsiz devam ederse o açıdan da başı ağrıyacak gibi Magic’in. Bir de isabet yüzdesi %50’nin üzerine çok nadir maç tamamladı sanırsam. Şutunu da iyi seçmesi lazım. Bu da çok önemli bir nokta. Bu kadar eleştirdik bari dün geceki performansını da aktarayım da hakkını yemeyelim. Dün gece 16 şut kullandı ve 7 şutunda isabet bulabildi. 5 üçlük denemesinde ise yalnızca tek isabeti vardı. 21 sayısının dışında 4 asist ve 3 ribaundu var. Bir diğer büyük katkı da seri boyunca 23.8 sayı ortalamasıyla kendini aşan Nelson’dan geldi. O da çok kötü attı; ama 10 kere gittiği serbest atış çizgisinden 8 kere isabet bularak yine de takımına skor katkısı verebildi. O da Orlando’nun geleneklerini bozmayarak 6 üçlük kullandı. Zaten takımca 33 üçlük kullandılar.Bu sayı biraz uçuk olsa da 13 isabet bulmak işin rengini değiştiriyor. Üçlüklerin biraz moral bozucu yönü olduğu için, özellikle maçın kritik anlarında gelen isabetler, rakibin savunma direncini kırıyor ve bu da Orlando’nun çok işine geliyor. Rahat rahat at koşturuyorlar rakip yarı sahada böylelikle.

Neyse konuyu bağlayayım: Charlotte namına kaybedilmiş bir şey yok. Larry Brown da zaten maçtan sonra seneye Charlotte dışında herhangi bir takımda çalışmayacağını söyledi. Gelecek sene yine bu sezonki gibi savaşırlarsa playofflara kalacaklardır. Öte yandan Orlando’ya dönecek olursak, cevaplanması gereken en büyük soru şu bence: Howard bu şekilde faul problemine girmesi nedeniyle az dakika alarak devam ederse, muhtemel Hawks-Magic eşleşmesinden bir sürpriz çıkabilir mi?

22 Nisan 2010 Perşembe

Kaptan Jack Sparrow


Link

Kaptan Jack takma adıyla bilinen Stephen Jackson, darbe sonrası aşağı inen saç/kafa bandıyla korsanları andırıyor ve tepkisini en güzel şekilde veriyor hakemlere. Zaman zaman deliliğiyle tanıdığımız Jackson'ın normalde bandı çıkarıp hakeme fırlatmasını falan beklerdim ama en doğru şekilde hakemlere kör olduklarını göstermiş. Helal olsun.

Onun dışında, aynı bu şekilde turnikeye giderken kafasına darbe alan ve bant yüzünden gözleri kapanıp turnikeyi başarıyla tamamlayan oyuncular var. En azından 3 tane pozisyon gözümün önüne geliyor ama kim olduklarını hatırlayamadım. Var mıdır bilen? JR Smith ve Morris Peterson diyesim geliyor ama emin olamadım...