BIY AD

Pistons etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pistons etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2011 Perşembe

Big Ben Bırakabilir

Ben Wallace geçtiğimiz günlerde verdiği demeçte basketbolu bırakabileceğinden bahsetmiş ve eklemiş: "Fiziksel durumumu göz önüne alarak kendim için en iyi kararı vermeye çalışacağım. Artık yaşlandığımı hissediyorum. Saçlarımın rengi griye değil beyaza dönüyor".

Wallace, Pistons'ın ikinci "Bad Boys" döneminin belki de en önemli parçalarından biriydi savunmada yapyıklarıyla. 2004 yılında "Yıldızlar Topluluğu" Lakers'ı finalde dillere destan bir şekilde dize getirerek başlayan Pistons'ın başarı serisi, 2005 yılında NBA finali daha sonra da yaptıkları 3 yaka finali ile devam etmişti. Savunma takımlarını seven bir basketbol severin belki de izlerken en keyif aldığı takımların başında o dönemki Pistons geliyordur. Fakat 2006 yazında kontratı biten Big Ben, arkadaşlık ve başarı değil de parayı tercih edince kendisi için çöküşün başlangıcını hazırlıyordu. Daha sonra gelen Cavaliers ve tekrar Pistons'a dönüş maceralarında asla eski yaptığı etkiyi yaratamayacaktı. Ne yazık ki zaman, genelde fiziksel özellikleri ve mücadelesi sayesinde ligde kendine yer edinen oyunculara daha acımasız davranıyor ve bir anda en tepeden en aşağıya indirebiliyor onları. Wallace da bunun en somut örneklerinden biri.

Kariyerine 1 şampiyonluk, 4 All-Star, 4 yılın savunmacısı gibi ödülleri sığdıran Ben Wallace, eğer lig önümüzdeki sezon lokavta giderse büyük ihtimalle şu anda kariyerinin son maçlarına çıkıyor.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Rodman'a İki Onur Birden


Link

Dün geceki Bulls maçından önce Pistons takımı, Rodman'ın 10 numaralı formasını emekliye ayırdı. Ayrıca henüz resmileşmese de, bu sene Hall of Fame'e eklenecek isimler arasında Rodman'ın da yer aldığına dair bir haber çıktı. Bu raporun doğru olup olmadığını Pazar günü göreceğiz ama her zamanki dediğim gibi %99 doğrudur bu tarz çıkan dedikodular. Bazı kişiler Rodman'ın haketmediğini yazsa, söylese de, aldanmayın onlara. Rodman gibisi gelmedi bu lige çünkü. Hem hall of fame hem formasının kirişlere çekilmesi için çok şey yazılması lazım esasında ama harcadım bütün yazacaklarımı daha önce verdiğim haberde. Yine oraya yönlendireyim en iyisi, tık'layın. Sıra Bulls'un emekli etmesine geldi Rodman'ın formasını...

26 Şubat 2011 Cumartesi

Detroit'te Soğuk Rüzgarlar

Detroit cephesinde oyuncu ve koçlar arasında süren anlaşmazlık sınır noktalara ulaştı. Sixers maçından önce şut antrenmanını boykot eden basketbolcular az önce biten maçta benche mahkum edildi. Kaynaklara göre Prince, Hamilton, McGrady ve Wallace'ın idmana katılmadığı Daye ve Stuckey'nin ise son bölümüne katıldığı söylenmiş. Detroit yönetimi ise takımda bir iç huzursuzluk olduğunu önlemek adına tek tek oyuncularının neden katılmadığının bahanelerini basına açıklarken Hamilton hakkında birşey söylememeleri de dikkatleri çekmişti. Kuester ise 'Biz de sağlıklı olanlarla ilgileniriz.' diyerek sert bir çıkış yapmıştı. Bu akşam gördük ki yukarıdaki 6 ismi kesti Kuester ve geriye kalan 6 aktif oyuncu ile Sixers karşısında mücadele etti. Elbette bu daracık bir rotasyonla Sixers'a karşı zayıf kaldılar.

Yenilgiden çok önemli olan nokta ise takımdaki oyuncuların Kuester'e olan saygılarının tamamen sıfırlandığını gördük. Kuester ikinci periyodun sonlarına doğru oyundan atılmış ki izlemediğim için neden atıldığını bilmiyorum ancak Kuester'in oyundan atıldığı sırada antrenmanı boykot eden benchteki oyuncuların gülmeleri de dikkatlerden kaçmamış. Tamam belki koçun yönetiminden veya rotasyon seçimlerinden memnun olmayabilirsiniz ama bu yapılan da saygısızlıktır. Koçun oyundan atılıyor sen benchte acınacak haline gülüyorsun. Kuester'in sezon başından beri duruşu net bu konularda geri adım atmadı bugüne kadar ancak bir-iki oyuncu ile tartışma yaşardı neredeyse takımın yarısının antrenmanı boykot etmesi ve benchte de böyle bir saygısızlığa imza atmaları çok ciddi sorunların olduğuna işaret.
Aşağıdaki videoda Kuester'in atılma anını ve oyuncuların tepkisini görebilirsiniz.

NOT: Video için bigben'e teşekkürler.

Link

15 Şubat 2011 Salı

Beyaz Mendiller

Dün gece evinde Atlanta'ya 15 sayılık farkla öndeyken mağlup olan Detroit seyirci tepkisi ile karşılaştı. Atlanta mağlubiyeti ile play-off'lara da büyük bir ihtimalle havlu atan Pistons'ta taraftar yönetime ve koça oldukça öfkeli. Dün gece maçı izlerken salonun boşluğu dikkatimi çekmişti ki yaklaşık 12.000 taraftar olduğunu öğrendim salonda. Pistons gibi basketbol ve seyirci kültürü olan bir takım açısından oldukça düşük bir rakam olduğu açık. Ancak o basketbol kültürünü bozan ve seyirciyi takıma küstüren koçun tüm bu olanlara tepkisiz kalması beni şaşırtmıyor değil. Dün gece ikinci yarı oynanan basketbola isyan eden bir grup taraftar uzun süre takımı yuhalamış. 15 sayıdan maç veren ve oyuna müdahale dahi etmeyen Kuester'e yönelik tepkilerin de arttığı mücadele sonunda koç konu hakkında açıklama yapmamış. Villanueva ise seyircisine hak verirken 'Ben orda olsam ben de yuhalardım. Atlanta'nın serilerine verecek cevabımız yoktu.' diyerek takımın kötü performansını dile getirmiş. Pistons'un satışını bekleyen Dumars ise yeni bir koça para vermemek için belki de Kuester'i kovamıyor. Ancak Kuester'in değişmez fikirleri ile Pistons maç kaybetmeye devam edecekse taraftar daha çok isyan eder.

Not: Taraftarlar beyaz mendil sallamadı maçta ancak güzel bir protesto örneği olduğundan o başlığı kullandım.

13 Şubat 2011 Pazar

Rodman'ın Forması Emekli Ediliyor

Dünden beri yazacağım sözde ama TTNet sağolsun internetim patladı... Evet efendim Dennis Rodman, bildiğimiz deli, şeker çocuk Dennis Rodman'ın 10 numaralı formasını emekli edeceğini açıkladı Detroit Pistons.

Burayı okuyanların birçoğu muhtemelen Rodman'ı izleyememiştir zamanında. Ben de kendisini asıl Spurs ve Bulls'da yakalayabildim ancak. Tabii başarısı sadece Bulls ile değil Rodman'ın, ondan önec Pistons ile iki şampiyonluğu var deli oyuncumuzun. Ligin en iyi savunmacısıydı zaten bu kategoride şampiyon oldukları yıllarda da ödülü kapmıştı yanılmıyorsam. Sadece istatistiklerine bakarsanız, Rodman'a dair herşeyi öğrenmiş olmuyorsunuz maalesef. Ligin gelmiş geçmiş en iyi ribaund alan oyuncusu bana göre. Sadece istatistik olarak değil, izlerseniz kendisini ribaund sezgisinin ne kadar iyi olduğunu anlayabilirsiniz ancak. Zaten boyunuz sadece 2 metre ise, o kadar ribaund almanız için pek çok ekstra yetiye sahip olmanız gerekiyor. Rodman mesela sadece şutların nereye sekeceğini iyi sezmiyordu, müthiş çabuk ellere sahipti, araya girip topu havada 2-3 kere çelerek bir sürü ribaund almışlığı vardır, aynı zamanda gençlik yıllarında çok iyi zıplardı ve en önemlisi müthiş savaşçıydı, cüssesine rağmen rakiplerini mükemmel box-out ederdi. Bütün bunların birleşimi sonucu ancak Rodman'ın ulaştığı rakamlara ulaşabilirsiniz.

Örneğin evet Love 15 ribaund ortalama yakalayarak harika bir yıl geçiriyor ancak yanındaki Milicic'in ribaund özürlü bir uzun olduğunu, takımının ne kadar hızlı bir tempoda oynadığını göz önüne alınca yaptığı inanılmaz iş, biraz da akıl mantığa sığar hale geliyor. Öteki tarafta Rodman'a bakıyorsunuz, adam kısa forvet oynadığı dönemde rakibin en önemli oyuncusunu tutarken (Magic, Jordan vs) ve savunmada genellikle dış alanı savunurken maç başına ortalama 12.5 ribaund alıyordu. Yanlış falan yazmadım, tam on iki buçuk... Kısacası yaptığı işler gerçekten akıl alır şeyler değildi. Chicago'yla üçüncü şampiyonluğunu kazanırken 37 yaşındaydı ve hala 15 ribaund ile NBA'in bu alandaki lideriydi. Kariyerinde 7 sezon boyunca 14.5 ribaund ortalamasını geçti...

Karakterine pek değinmedim burada özellikle çünkü her ne kadar akıllara deliliğiyle kazınmışsa da onun parkede yaptığı işlerin önemi çok daha fazlaydı benim gözümde. Ama birkaç aklıma gelen örnek var tabii ki: En başta Spurs'de boyamaya başladığı saçları ve dövmeleri o zamanlarda inanılmaz dikkat çekmişti. Böyle bir psikolojiye girmesinin sebebi, özel hayatındaki çalkantılara kendisini tamamen serbest bırakarak son verme isteğiydi. Her maça farklı bir saç rengiyle çıkıyordu, hatta NBA Live 95'te yanlış hatırlamıyorsam her yeni maç açtığınızda, Rodman'ın saç rengi değişiyordu. Bir başka bomba olayı ise o zamanlar benim yaşımdaki gençler için önemli bir figür olan Carmen Electra ile sarhoşken evlenmesi ve ertesi gün çıkıp "Ben evlendiğimi hatırlamıyorum, uçmuştum" diyerek evliliği geçersiz saydırması... Ama diyorum ya böyle bir karakter olmasa bile sadece sahada takımına yaptığı katkılar yeterli zaten bir efsane olarak anılması için. 90'lı yılların açık ara en iyi savunmacısıydı, hem de tek pozisyon da değil 5 pozisyonu birden savunuyordu... Şimdi sırada Bulls'un 91 numarayı emekli etmesi ve Hall of Fame'e girmesi var. Hani bir ihtimal Hall of Fame'e giremezse, çok büyük ayıp olur bence...

6 Şubat 2011 Pazar

Başımıza Taş Yağacak

Gece maçlardan dakika ve skor alayım derken Pistons maçını açtım, bir baktım gözlüklü bir adam şut atıyor. İlk başta hafif şaşırdım sonraysa nihayet dedim. Gerçekten de Hamilton'mış oyundaki. En son 10 Ocak'ta forma giymişti Hamilton ve o tarihten beri Kuester, aralarında herhangi bir sorun olmadığı halde yaklaşık 13 maçtır oynatmıyordu yıldız oyuncuyu.

Böylece büyük yanlışından da nihayet dönmüş oldu Kuester. Çünkü takımdan biri kesilecektiyse Hamilton'ın yerine bir çırpıda sayılabilir bir kaç isim. Bunların başında da kendisi... Hamilton artık kaybedeceği bir şey olmadığından mı yoksa basketbolu özlediğinden mi bilinmez maç eksiği olduğunu belli etmedi ve gayet iyi bir performans ortaya koydu dönüş maçında. %50 isabet oranıyla 15 sayı üretti takımı adına. Ama herşeye rağmen takımın sembol isimlerinden birine yapılan bu hareketin ardından iki taraf arasındaki ilişkilerin eskisi gibi sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Sonuçta sebepsiz yere, hem de hak etmediği halde takımdan kesik yiyen bir oyuncu ne kadar ruhla oynayabilir ki orada...

29 Ocak 2011 Cumartesi

Hamilton'a İki Talip

Kaan yazmıştı Detroit'te olanları. Kuester yaklaşık 10 maçtır Hamilton'ı oynatmıyor ve hem Hamilton hem de Detroit seyircisi bu durumdan hiç memnun değil. Bununla birlikte Kuester da oldukça eleştiriliyor. Koç Hamilton'la konuşmak istediğini belirtmişti ancak öyle bir konuşma ya olmadı ya da basına yansımadı. Ancak son haberler Hamilton'ın büyük ihtimalle takımdan ayrılacağını gösteriyor. Hatta söz konusu haberler oldukça ilginç. Detroit yönetiminin Hamilton'ın kontratını satın alarak (buy-out) serbest bırakacağı konuşuluyor. Hamilton'ın bu sezondan sonra 2 senelik daha kontratı var ve anlaşılan Detroit Hamilton'ı artık kadroda düşünmüyor. Ancak benim anlayamadığım hem ben Gordon'ın hem de Hamilton'ın takas değeri varken Detroit niye bu oyunculardan birini takasta kullanarak bir uzun oyuncu almadı? Kaman gibi mesela.

Tabii bu haberlerden sonra Hamilton'ın talipleri de çıkmaya başladı. Sonuç olarak Hamilton her şampiyonluk adayının isteyebileceği, playoff ortamını iyi bilen, hücum sıkıştığında skor üretebilecek, birebir savunmada iyi olmasa da takım savunmasında sırıtmayan bir isim. Hamilton için adı geçen iki takım ise Celtics ve Mavericks. Celtics 2-3 numara pozisyonlarını yedekleme konusunda sıkıntılı ve Hamilton bu görev için biçilmiş kaftan bence. Mavericks ise 3 numara arayışında ancak Hamilton-Stevenson 2-3 numara rotasyonunda ilk beş çıkıp faydalı olabilir. Ancak bu bahsettiğim iki takımın da talip olması durumunda Celtics şampiyonluğa daha yakın olması sabebiyle daha avantajlı olacaktır.

27 Ocak 2011 Perşembe

Durant ve Kobe'den Farkım Ne?


Link

Bunu diyen Ben Wallace. Videoda izleyeceğiniz üzere Shelden Williams'ı tuzağa düşürüyor. Bu hareketi günümüzde en çok kullanan skorerler Kobe ile Durant. Bu şekilde pek çok kere rakiplerini kandırıp, oyuna getiriyorlar. Ancak bunu yapan oyuncu Ben Wallace olunca, Shelden Williams da afallamış. Faulden sonra "Bu gerçekten oldu mu?" bakışı yeterli herhalde herşeyi anlatmaya. Aslında iyi birşey yaptığının farkına varamamış o anda. Ben Wallace da yıllardır kendisine taktik faul yapıldığının ve kariyeri boyunca serbest atış çizgisinden %40 ile attığının farkında değildi herhalde. Nasıl bir güvenle şuta kalkıp serbest atış çizgisine gidiyorsa? İnsan utanır diyeceğim ama herhalde ilk serbest atışta airball attıktan sonra biraz olsun "Ben ne yaptım?" diye sormuştur. Durant ile Kobe'nin sadece insanlar "Vay be ne zeki oyuncu" desin diye değil takımlarına çizgiden sayı kazandırmak için bunu yaptıklarını anlamıştır Wallace artık. Ne de olsa aralarında %50'ye yakın bir isabet oranı farkı var...

Sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün Ben Wallace. Airball'ların bol olsun.

20 Ocak 2011 Perşembe

Hamilton vs Kuester

Detroit için Hamilton'ın, Hamilton için de Detroit'in önemi elbette çok büyük. 2004'te takımla şampiyonluk sevinci yaşayan ve 2005'te unutulmaz Spurs-Pistons serisinde yer alan Richard Hamilton, Detroit'in o efsane kadrosundan geriye kalan isimlerden biri. Şimdilerde Billups Denver'da oynarken, Sheed basketbolu bıraktı. Ben Wallace ise Chicago ve Cleveland denemelerinin ardından tekrar yuvasına döndü. Prince ile beraber takımın iyi döneminde de kötü döneminde de Pistons oyuncusuydu Richard Hamilton.

Olay aslında bir hafta önce Memphis karşısında patlak verdi. Detroit'te zaten tartışılan koç olan Kuester zaman zaman çılgın rotasyon denemeleriyle dikkat çekiyordu. Hatta kazanabilecekleri bir kaç maçın kaybedilmesinin sebebi de tamamen kendisinin kadro anlayışından dolayıdır. Son birkaç haftada ortaya çıkan Murphy-Hamilton takasının dedikodularıyla beraber Kuester'ın kafaya taktığı son isim Richard Hamilton oldu. Memphis karşısında benchte oyuna girmek için hazır olan Hamilton'a Kuester tarafından süre verilmedi. Maç sonrası neden oynamadığı hakkında şaşkınlığını gizleyemeyen Hamilton 'İlk defa başıma böyle bir şey geliyor. Kariyerim boyunca böyle birşeyle karşılaşmadım ve farklı bir durumdayım. Elbette bu takımda oynamak isterim ve umarım oynamak için bir şans bulurum.' diyerek sitemini dile getiriyordu.

Bu sezon takımda 9. yılını geçiren Hamilton taraftarın da desteğini arkasına aldı. Zaten basketbolu bilen bir grup olan Detroit taraftarları Kuester'a halen nasıl tahammül ediyor bilemiyorum ancak bu olay patlak verdiğinden beri Hamilton'a desteklerini esirgemiyorlar. MLK gününde Dallas'ı ağırlayan Detroit'te seyirciler ilk çeyreğin ve ikinci çeyreğin sonunda 'Rip'i istiyoruz' diye tempo tutması onların hangi tarafta olduğunu da belli ediyordu. Ancak bu protestolar da işe yaramadı ve dün gece Celtics karşısında Rip yine benche mahkum oldu. Hamilton, Dallas maçının ardından asla 'gitmek istiyorum' gibi sözler söylemezken Detroit seyircisini öven açıklamalarda bulundu sadece. Olayın diğer tarafına mikrofonlar uzatıldığında ise Kuester rotasyonundan memnun olduğunu ve düzenin böyle gideceğini açıkladı. Yani görülen o ki Kuester geri adım atmayacak. Dört maçtır süregelen bu durum ne zamana kadar bu şekilde devam edecek bilmiyoruz ama Rip, takas mevzusu sonlanana kadar takımda bir daha forma şansı bulamayabilir.

11 Ocak 2011 Salı

Dev Takas Senaryosu

Melo takasında işlerin arapsaçı olduğu bir gerçek. Knicks'in açık ara önde olduğu yarışta son günlerde Nets etkinliği arttırdı. Haberler yoğunlaştı, takas senaryoları yazılmaya başlandı ancak hiçbiri gerçekleşmedi. Her seferinde reddedilmekten olacak ki Nets bu sefer başka bir yola başvuracakmış gibi görünüyor. Bu yolda işin içine 3. bir takımı dahil etmekten geçiyor. Hemen takımı da söyleyeyim ; uzun zamandır böylesine kötü bir sezon geçirmeyen ve acilen bir yeniden yapılanmaya ihtiyacı olan Detroit Pistons. Birkaç gündür bu üç takımlı takasın "Ha oldu, ha olacak" diye geçiyordu ancak son 24 saat içinde çıkan haberlere göre Nuggets işleri yokuşa sürmeye başlamış. Hatta kafayı iyice çekip, çok takımlı bir Carmelo takasında Griffin'i Denver'a getirmeyi düşünüyorlarmış. Clippers da defalarca kez reddetmiş bu isteği. Zaten böyle bir işe imza atarlarsa, kilit vursunlar kulübün kapısına...

Gelelim bu senaryonun detaylarına. Öncelikli olarak ana parça Melo'yu alacak Nets'e gelenlere bir bakalım : Carmelo Anthony, Chauncey Billups, Richard Hamilton. Yani takastaki en yararlı parçalar aynı takımda toplanırken bir yandan Melo'yu kadroya dahil etmek diğer yandan da efsane Billups-Hamilton sinerjisini canlandırmak Nets'in hedefi gibi görünüyor. Takasın gerçekleşmesi halinde takımda ayrılacak Harris'in yerine ligin en iyi oyun kurucularından Billups'ı kadroya katacak olan Nets'in, 1 ya da 2 tane ilk tur draft hakkını da gözden çıkarılması bekleniyor. Bilindiği üzere Nuggets, Melo'ya olan tekliflerin tümünde 1. tur draft hakkı talep ederek bu konudaki tavrını defalarca ortaya koymuştu. Yanlız yukarıda belirttiğimiz kadroya Billups'ın katılma bölümünde de bir pürüz bulunduğu söylemek lazım zira Chauncey başka bir takıma gittiği halde kontratının buy-out edilmesini isteyeceği yönünde açıklama yaptı. Hamilton'la beraber oynayacak olması kullanılarak ikna edilir mi bilmiyorum ama kesinlikle çözülmesi gereken bir sorun olduğu ortada.

Nuggets'a gelecek olursak. Billups ve Melo'yu kaybediyorlar. Kısacası herşeyi bir kenara koyup yeni bir sayfa açacak gibi görünüyorlar. Takasın gerçekleşmesi halinde takıma dahil olacak oyuncular ise : Devin Harris, Derrick Favors, Anthony Morrow. Tabi bu oyuncuların yanında en az 2 tane 1. tur draft hakkı almaları bekleniyor ki Favors'ın da geldiğini düşünürsek gelecek adına büyük bir yatırım anlamına geliyor bu takas onlar için. Favors şu ana kadar beklenenin altında kalmış olabilir ancak Nuggets'ın kadrosunda Nets'le karşılaştırdığımızda ona bu işi gösterebilecek daha donanımlı elemanlar bulunuyor. Ancak işin bir de diğer boyutu var ki son açıklamalara göre Devin Harris Nuggets'ta oynamaya pek sıcak bakmıyor. Bunun yanında Nuggets yönetiminin Al Harrington'ı da bu takasla postalama isteği de biliniyor. Kısacası bu iki sebep takası çıkmaza sokabilir zira Harrington'ın 2015'lere kadar süren kontratını almaya takımların yanaşacağını zannetmiyorum.

Takasa sonradan dahil olan Pistons'ın tek planı cap'i rahatlatmak. Hamilton'ın 3 yıllık 38 milyon alacağından kurtuldukları gibi takasla takıma gelecek oyunculardan Troy Murphy'nin biten 11 milyon dolarlık kontratını da alarak sene sonunda büyük bir revizyon yaşanacağının sinyallerini şimdiden veriyorlar. Prince'in de 11 milyonluk kontratının bu yıl bittiğini düşünürsek Pistons için hareketli bir yaz dönemi ufukta görünüyor desek pek de yanılmış sayılmayız. Onlar için sorun oluşturabilecek noktalar ise yeniden yapılanan bir takımın feda etmekten hoşlanmadığı draft hakları. Takasın Pistons'tan draft hakkı alınmayarak gerçekleşmesi planlanıyor. Ayrıca Murphy'le beraber gelen ligin meşhur kalaslarından Petro'nun da ne olacağı merak konusu.

Artılarıyla eksileriyle dev bir takas senaryosunu değerlendirdik. Gerçekleşmesi zor görünüyor belki ama gerçekleştiği takdirde Nets takımı ligin dibinden kurtulacak, Pistons ise önümüzdeki sezon için istediği hareket özgürlüğüne sahip olacak. Nuggets da kimden ne koparabilsem kardır mantığıyla hareket ettiği için onlar adına bir şey söylemek zor. Ama ne kadar çok draft hakkı alırlarsa onlar için o kadar gelecek vaadeden bir anlaşma olacak orası kesin.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Ah Biraz da Kafan Çalışsa


Link

Daha dün bahsetmiştik McGee'nin oyun zekasından. Bu gece pozisyon olarak pek benzemese de ahmaklıkta McGee ile boy ölçüşebilecek bir hareket de Maxiell'dan geldi. Videoyu izledikten sonra "Adam maçı kazandırmış daha ne istiyorsun" diye kızmayın bana. Evet maçı kazandırıyor bunu yaparken de ekstra mücadele, hırs ve kararlılık gösteriyor bir pozisyonluk da olsa. Ama bir de o smacı vurduktan sonra süreye dikkat edin. Maxiell o smacı vurarak rakibe 0.5 saniye kala bir üçlük imkanıyla maçı uzatma fırsatı veriyor ve bunun adı en iyi tabirle ahmaklıktır. Top çalmanın verdiği gazla ve tamamen iyi niyetle yapılmış bir hareket olsa bile... Böyle olaylara denk geldikçe Gasol gibi Vujcic gibi uzunları izlemenin değeri daha iyi anlaşılıyor.

4 Kasım 2010 Perşembe

Detroit'te Birşeyler Oluyor


Bir Lakers'lı olarak, Detroit söz konusuysa aklıma hep 2004 final serisi gelir. O iş ahlakı oldukça yüksek oyunculardan kurulu Pistons takımı 4 süperstara karşı seriyi bir an olsun bile ortaya getirmemişti. Serinin başından sonuna kadar üstünlüklerini kabul ettirmişlerdi. Tabii ki Malone'un sakatlığı, Kobe'nin inanılmaz formsuzluğu -gerçi bu formsuzluğu hücum ve savunma şeklinde ayırmak lazım zira Kobe savunmada o zamanların en iyi post up hücumcularından Corliss Williamson'u harika savunmuştu- Detroit'in bu kadar rahat şampiyonluğa uzanmasındaki etkenlerdendi ancak Memo'nun da oynadığı o takımın savunma yönü gerçekten kusursuza yakındı. Neden bunlardan bahsettiğimi merak ediyorsunuzdur, hemen açayım:

Detroit Billups'ın gidişinden beri o şampiyonluğa oynadığı yıllardan uzak. Billups'ın nasıl bir winner olduğunu anlamaları bir yana bu sezona da gerçekten çok kötü başladılar. 0-4 başlangıcı takımın halini anlatıyor aslında. Rip Hamilton ve Tayshaun Prince ise beyaz bayrağı atmak üzere. İki değerli parça çok formsuz ve basketboldan soğumuş gözüküyorlar. Sanıyorum bu durumdan şikayetçi olan Detroit yönetimi en azından Prince'i takas etmek istiyor. Adaylar ise Josh Smith ve Chris Kaman. Tayshaun Prince'in bu sene biten 11 milyon dolarlık kontratı ve bunun bu sezon Joe Johnson'a verilen 6 yıl 124 milyon dolarlık ve Horford'a verilen 5 yıl 60 milyon dolarlık kontratla birleşmesi bu takasın olabilitesini yükseltiyor. Ancak eğer Hawks yönetimi maddi açıdan rahatlamayı değil de başarıyı tercih ederse devreye Clippers'ta girebilir. Clippers için Kaman-Hamilton(Prince) takası ne kadar faydalı olur bilemem ancak Detroit için kesinlikle harika bir hamle olur. Hamilton ve Gordon'dan birini kaybetmek Detroit'e koymaz hele ki Kaman gibi ligin en kaliteli uzunlarından birini alıyorken. Clippers için bu hamle şimdilik sadece Griffin'in gelişiminin önünü iyice açmak için mantıklı olabilir.

Sonuç olarak Detroit'in bir hamle peşinde olduğunu düşünüyorum ancak bu hamlenin içinde Hamilton olan bir paketle geleceğini sanmıyorum. Hamilton'ın bu sezondan sonra 2 yıl daha devam edecek 13 milyon dolar civarı bir kontratı var ve son 2 sezondur oynadığı basketbolla o parayı hak etmediğini söylemek mümkün. Ancak hem mutsuz hem de yüklü kontratı sezon sonunda bitecek Prince'in takımdan ayrılmaya yakın olduğunu söyleyebilirim. Prince hem tepeye oynayan takımların kadrosunda bulundurmak isteyeceği çok iyi bir görev adamı hem de rebuilding peşinde olan takımların istediği biten kontrat. Detroit takas etmeyi gerçekten kafasına koyduysa Prince'in talibi çok olacaktır.

12 Ağustos 2010 Perşembe

T-Mac Pistons'da

Bu aralar tatil modundayım, farketmişinizdir zaten. Blog başladığından beri ilk kez 2 gün üst üste bir yazı girmedim. Madem öyle, şu dün gece çıkan haberi paylaşayım dedim, daha doğrusu haberi paylaşmak değil tabii ki amaç, konu hakkındaki fikrimi yazmak. Pek çoğunuz okumuştur bu haberi zaten.

Birçok kişi vardı T-Mac'in nereye gideceğini merak eden. Pistons ile yaptığı anlaşma 1 yıllık ve 1.3 milyon dolar değerinde. Şimdi ilk bakışta ne anlıyoruz? T-Mac antrenmana çıktığı takımların hiçbirinden teklif almadığına göre, hala eski T-Mac ile alakası yok. Durduğu yerden şut atan, saha görüşü sayesinde arkadaşlarını besleyen bir oyuncuya dönüşmüştü Knicks'de. Biraz hırsı, biraz da (afedersiniz) kendi salaklığı nedeniyle dönüp hemen 30'lu dakikalar almayı başlamıştı. Hatta birkaç maç 20'li sayılara çıkınca bazı kişiler "T-Mac geri mi dönüyor?" demişti ama tabii izleyenler için durum böyle değildi. Atletik kabiliyetleri aşırı derecede kısıtlanmış bir T-Mac gördük parkede hep. Zar zor smaç basacak kadar zıplıyordu adeta. Zaten ağır dakikalar alarak basketbola dönüş yapması, dizlerinin yeniden ağrımasına ve kalan maçların çoğunda etkisiz eleman olmasına neden olmuştu.

İşte bu yaz antrenmana çıktığı Bulls, Cavs ve Clippers gibi takımların T-Mac'e 1 milyon dolar vermemelerinin sebebi de bu olsa gerek. Demek ki sadece paslı olduğundan değil, ameliyat olduğu dizi sebebiyle atletikliğini tamamen kaybetmiş T-Mac. Bu ameliyatın ardından pek çok oyuncunun ne kadar zor toparlandığına şahit olduk. Daha doğrusu toparlanamadığına. Ha iyi örnekler var mı? Elbette var: Kidd, Amare ve döndükten sonra diz kapağını kırsa da Oden oldukça iyi döndüler. İçlerinden en inanılmazını Kidd başardı. Yıllardır insanların "Artık dizleri bu sene patlayacak" deyişlerine rağmen 50 yaşına geldi, hala üst düzey basketbol oynuyor. Neyse konudan saptım yine, dediğim o ki, bunca şampiyonluğa oynayan, onu geçtim playoff için yarışan takım varken gide gide Pistons'a gitti T-Mac. Ben de çok isterdim patlama yapmasını, 20 sayı civarı ortalama yakalamasını ama o günler çok geride kaldı.

Bu yorumu tamamen geçtiğimiz sezon izlediğim Knicks maçlarına dayanarak yapıyorum. Nitekim NBA takımlarının antrenmanlarını izlemek gibi bir şansım yok. Ama T-Mac'i deneyen takımlardan Bulls'un, onun yerine Bogans'ı tercih etmesi bile önemli bir gösterge. Zaten birkaç yerde okuduğum kadarıyla antrenmanlarda neredeyse kimseyi tatmin edememiş T-Mac. Dumars ne gördü acaba kendisinde? İlk yıllarında herkesin takdirini toplayan Dumars, son 4 senede Pistons'ın deyim yerindeyse içine etmişti. T-Mac konusunda bari diğer takımların yöneticilerini sollayarak, doğru kararı vermiş olsun. Doğru karar derken, genç Daye ve Jerebko'nun oynadıkları pozisyonda T-Mac'e çok dakika vermek ne kadar mantıklı tartışılır. Prince'i saymıyorum bile yani (takas olması da muhtemel).

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Bynum Pistons’ta Kaldı

Off-season’da da heyecan verici olmaktan çok uzak olan Detroit, nihayet bir hamle yaptı ve yedek oyun kurucusu Will Bynum ile 3 yıllık 10.5 milyon dolar karşılığında kontrat yeniledi, tabi bunu hamleden sayarsak… Avrupa’da oyununu çok geliştirmiş ve NBA’e dönüşünden itibaren de bu gelişimi sahaya yansıtmıştı Bynum. Dolayısıyla bu kontratı sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Kenardan gelerek takıma enerji katıyordu ki Detroit’in belki de en çok ihtiyaç duyduğu şeydi bu son zamanlarda. Ancak hem Stuckey’le benzer tipte olması, hem de her ikisinin de yüksek hedefler için güvenilecek bir oyun kurucu olmaması Pistons’ın bir hamle daha yapmasını gerekli kılıyor. Stuckey de Bynum da delici özellikleri sayesinde skora kolay gidebilen, şut tehdidi hiç bulunmayan (durumun vahametini göstermek için, kariyer üçlük yüzdeleri sırasıyla %25 ve %20), arkadaşlarını oynatabilme konusunda zaafları olan guardlar. Hatta hücumda Detoit’in top dolaştıramamasının ve birebir zorlamalara gitmesinin en önemli sebebi de bu ikili. Bu durumda bana en mantıklı gelen, Bynum’a göre albenisi ve doğal olarak talibi çok daha fazla olan Stuckey’i takasta kullanıp yerine daha aklı başında, takımını yönetebilecek ve pas trafiğini sağlayacak (bunları yazarken aklıma direkt Blake geldi) bir oyun kurucu bulmaları. Hem taze bir kan gelmesi, belki takımın tamamına sirayet etmiş olan ruhsuzluğu da bertaraf eder ve böylece belki playoffu zorlayabilirler. Aksi takdirde durum bu senekinden farklı olmaz gibi geliyor.

23 Temmuz 2010 Cuma

Big Ben 2 Yıl Daha Detroit’te

2 yıl $4M civarında sözleşme yenilendi Wallace’la. Son 10 yılın en hak edilen şampiyonluğunun ardından gemiyi ilk terk eden olmuştu kendisi. Biraz da şampiyonluğa ulaşmış kadroda bulunmasının çekiciliğiyle 4 yıl 60 milyon dolara Chicago’nun yolunu tuttu (Burada hatırlatalım sadece para için gitti Pistons'dan. Ayrıca Gasol'ü almayan ama 'kazma' ve yaşlı bir adama o kadar parayı veren Bulls'la da hala dalga geçerim bu konuda / Can). Sonrasında kısa süreli bir Cleveland ardından daha da kısa süreli, ölü sezonda 15-20 günlük bir Phoenix macerası yaşamıştı. Fakat para için ayrıldığı ve kapı kapı dolaştığı bu yerlerde o küçük ama sıcak, pembe panjurlu olmasa da herkesin birbirine sevgiyle bağlı olduğu evinin ne huzurunu ne de mutluluğunu bulabildi. Seneler sonra eski evine dönüş yaptığında ise Türk filmlerinden hatırlayacağınız üzere hiçbir şey bıraktığı gibi değildi. Ah Müjgan ahhh… Hem kendisi yaşından ötürü eski formunun çok uzağındaydı, hem de Detroit gidenlerin yerini gelenlerle dolduramamış ve eldekilerin sağlık sorunlarıyla kolu kanadı kırık kalmıştı.

Epeydir göz önünde bulunmadığından dolayı düşünmüyordum, bu postu yazarken aklıma geldi tekrardan. Hangi akla hizmet bu kadar para verilir Ben Wallace gibi bir adama halen bir anlam veremiyorum. Bir zamanlar ligin en iyi pota altı savunmacısı olduğu su götürmez gerçek, ancak en iyi dönemlerinde dahi, hücumdayken karşısında ben dursam bile efektifliği artmayacak bir oyuncu.

Muhtemelen Greg Monroe’nun arkasında, benchten gelerek katkı sağlamaya çalışacak takımına. Bu yaşından sonra, takımın halini de göz önünde bulundurunca pek bir beklentim yok ne Detroit’ten ne Wallace’dan. Ama kariyerine burada son verecek olması -muhtemelen böyle olacak- mutluluk verici olacaktır her iki taraf adına da.

6 Mart 2010 Cumartesi

Geçmiş Olsun Stuckey

Televizyondan Philly-Boston, bilgisayardan Lakers-Bobcats'i izliyordum. Aynı anda oynanan Pistons-Cavs maçında ilginç ve üzücü bir olay yaşanmış. Rodney Stuckey fenalık geçirmiş. Bench'e geldiğinde yardımcı antrenöre başının döndüğünü söylemiş, ardından su içmiş ve kısa süre sonra da yere düşüp bayılmış. Aslında ilk gelen söylentilere göre bir nöbet geçirdiği, titrediği falan söyleniyordu ancak o doğru değilmiş. Hatta bazı kişilere göre bayılmamış bile, bilinci hep açıkmış.

İlk yardım ekipleri yaklaşık 10 dakikada Stuckey'nin stabil durumuna gelmesini sağlamaya çalışırken, Cavs ve Pistons oyuncuları toplu halede kenetlenip dua etmişler Stuckey için. Sonra Pistons oyuncusu, sedyeyle salondan çıkarılmış ve hastaneye götürülmüş. Maçtan sonra da iki takımın oyuncuları yine aynı şekilde dua etmişler. Henüz teşhis konmamış ama Stuckey iyiymiş, bir sorunu yokmuş.

Geçmiş olsun diyelim buradan. Kısa bir rapor/video ve 1-2 resim daha paylaşayım:


Link


10 Şubat 2010 Çarşamba

Iverson - Billups Takası (Analizi)

Korkmayın Denver yeniden bu takası yapmıyor elbette. Sadece son zamanlarda etraftan duyduğum ve internetten okuduğum kadarıyla "O takas yapılır mıydı be abi Detroit ne düşünüyordu?" şeklinde bir görüş hakim çoğunlukta. Ben de yaklaşık 1.5 sene önce gerçekleşen bu takas hakkında bir yazı yazmaya karar verdim, Detroit açısından bakarak.

Aslında bu takası, 3 sezon evvel Ben Wallace'ın Bulls'a gitmesine izin verilmesini göz önüne alarak değerlendirmek lazım. Herhalde Ben Wallace'a istediği o abuk kontratın - 4 senede 56/60 milyon dolar civarı olmalı - verilmemesini eleştirecek kimse yoktur. Ben de zaten Bulls'un sadece defansıyla ön plana çıkan Big Ben'e o kadar para vermesini çok eleştirmiştim. O zamanlar tek eksikleri, boyalı alandan skor üretecek bir uzun iken potadan 1 metre uzaktan bile sayı bulamayan Ben Wallace'a o yatırımı yapmışlardı. Sonra zaten Ben Wallace'ın nasıl bir düşüş yaşadığını anlatmama gerek yok herhalde...

İşte Detroit'in çöküşü aslında o zaman başladı. Zaten o gitmeden evvelki sezonda da Miami'ye kaybetmişlerdi. Ancak Big Ben'ın ayrılmasıyla takımın ve muhtemelen de NBA'in en iyi boyalı alan savunmacısını kaybettiler. Hatta onun gidişiyle takım ruhunu ve 'gaz verici' oyuncularını kaybetiklerini bile söyleyebiliriz. Bu biraz Rasheed'in konsantrasyonunu kaybetmesine neden oldu zannedersem ve sonraki iki sezonda da sırayla Cavs ve 3 süper yıldıza sahip Celtics'e elendiler. Elindeki mevcut kadroyla doğudaki şampiyonluk yarışında 1-2 adım geride olduğunu anlayan Dumars çok akıllıca bir hareket yaparak Billups'ı, Iverson'a karşılık takas etti. Peki niye akıllıcaydı bu hamle?

Öncelikle Billups takım oyunu içinde liderlik yapabilen ve takımla beraber kendi oyunu da yükselen bir isim. Zaten Denver'da yaptıkları da ortada. Ancak bir süperstar olmadığını zannedersem çoğu kişi kabul edecektir. Öte yanda Iverson, takıma uyum sağlaması durumunda bir üst seviyeye çıkmalarını sağlayabilecek bir yetenekti. Ayrıca bu takas aynı zamanda zararsız bir deneydi Pistons için. Çünkü Billups'ın senede 12 milyon dolar değerinde 4 sezonluk bir kontratı varken, Iverson'ın 20 milyon dolarlık, sezon sonu biten bir anlaşması vardı. Yani Billups'ı takımda tutup muhtemelen her sene şampiyonluk hedefinde yarı yolda kalmaktansa, Dumars "Iverson deneyi de tutmaz ve takım istenilen basketbolu oynayamazsa yeniden yapılanırız." diyerekten yaptı bu takası.

Ama işte sorun şu ki Dumars bu noktadan sonra hata üstüne hata yaparak Pistons geleceğini kararttı adeta. Yanılmıyorsam Iverson takasından hemen sonra Hamilton ile 3 senelik toplam 30 küsur milyon dolarlık bir anlaşma imzalamışlardı ve bu salary cap'lerine çok büyük bir darbe olmuştu. Geçen sezon Iverson deneyinin ne kadar başarısız olduğunu basketbolla alakasız kişiler bile biliyor zaten. Bunun üzerine geçtiğimiz yaz, cüssesi pozisyonunu oynamaya yetersiz bir şutör guard olan Gordon'a ve Villanueva'ya o kadar parayı vermeleri ile salary cap'lerini doldurdular. Halbuki 2010'a boş bir salary cap ile girip, boşta kalacak yıldızların peşinden koşup yeniden başa güreşen bir takım haline gelebilirlerdi. Bunlar tabii ki ihtimallerdi sadece ama şimdi yıllar boyunca orta sıralarda takılacak bir Pistons izleyeceğiz.

Bu sezon sakatlıklardan çok çektiler ve muhtemelen de ileride daha iyi yerlerde olacaklar ama şu kadronun şampiyonluğa oynayacağını düşünen biri varsa Pistons kulübünde, bu hayalciliğinden dolayı akıl hastanesine kaldırılması gerekebilir...

21 Ocak 2010 Perşembe

Wallace x 2

Sağlam alkış almışlardır herhalde. İçim bir hoş oldu valla. Ne takımdı ama... Ne güzel bir uyumdu aralarındaki. Dün gece karşılaşmayı kazananın sürpriz bir şekilde Pistons olduğunu da hatırlatayım.

14 Ocak 2010 Perşembe

12 Ocak'tan Notlar

Rockets-Bobcats ve Pistons-Wizards maçlarını zap'layarak seyrettim. Ama sonra Lakers-Spurs'e geçtim. 1 gün gecikmeli ama madem izledim, takımlar hakkındaki izlenimlerimi de yazayım.

Lakers-Spurs:
Aslında maç Spurs adına kötü başlamıştı. Önce içeride Bynum'a top aktararak öne geçtiler ardından Kobe durdurulmaz şutlar atmaya başladı ardı ardına. Bogans ve sonra Ginobili karşısında yokmuş gibi davranıyordu. Herhalde 40'a gidecek bu maçta" diye düşünmeye başlamıştım. Ama Spurs'ün bench'i ön plana çıktı. Kenardan gelen Manu, Hill ve Mason sayesinde Spurs öne geçti. Manu asistleriyle ve arkadaşlarına yarattığı pozisyonlarla ön plana çıkarken, Mason 5 dakika içinde 9 sayı üreterek önemli bir etken oldu. Bütün bunlara ek olarak Kobe, ikinci çeyreğin ilk molasından sonra bir anda ortadan kaybolunca Lakers iyice geriye düştü. Aslında bir hayli şaşırmıştım top kullanmamasına. Duncan da sessiz sakin Lakers'ı içeriden bitiriyordu. Devrede 17 sayısı olduğunu görünce çok şaşırmıştım. Ama Duncan bunu hep yapıyor, çaktırmadan, sade sayılar attığı için maçta çok ağırlığı yokmuş gibi hissettiriyor.

Devrede 12 sayıyla Spurs öndeydi, ardından üçüncü çeyrekte Parker faktörü devreye girdi. 9 veya 10 hücum üstüste topu alıp kendisi birşeyler yarattı. Perdeden sonra Odom ve Bynum ile 1'e 1 kalan Parker şut üstüne şut sokarak veya orta mesafede boş kalan uzunlara asistler yaparak oyunu domine etti. 10 sayı civarında üretip 4 de asist yaptı yanılmıyorsam ve fark 20'lere çıktı. Öteki tarafta ise Kobe sahada olmasına rağmen, sadece geziniyordu. Hiç sorumluluk almıyordu, tamamen pasif, rol oyuncusu modunda takılıyordu. Belki de rol oyuncuları bile daha aktif kalırdı yanında... Lakers Kobe'yi kullanamayacağını anlayınca Spurs'ün ezelden beri yumuşak karnı olan 3 numaradan saldırmaya başladı. Güçlü üç numaralara karşı çaresiz kalan Spurs'ü Artest dağıtmaya başladı. Boyalı alanda cirit atıyordu adeta. Jefferson ve Ginobili'nin yapabilecek hiçbir şeyleri yoktu. Artest'e Bynum'ın yardımcı olmasıyla fark yine 10 civarlarına indi. Hatta Son çeyreğin başlarında fark 6'ya kadar inmişti ancak Spurs savunmasını sıkı tutarak ve 2 top üstüste çalarak hızlı hücumlarla 10 civarlarına çıkardı farkı yeniden. O noktadan sonra da Lakers bir daha yaklaşamadı. Tabii Kobe'nin sırtındaki ağrılar nedeniyle son çeyrekte oynamadığını, ilk çeyrek hariç sahadaki olduğu dönemlerde son derece etkisizdi. Sırt ağrıları dayanılmaz bir seviyeye çıkmıştı. Tabii son 4 maçta %33 ile şut attığı için çok eleştirilen Kobe, hazır 10'da 7 atmışken bunu bozmak istemediği için numara yapmış da olabilir tabii! Spurs bench'i ile Lakers'ınkinin arasındaki fark çok bariz belli oldu. Hele Odom, Gasol'ün yokluğunda başlayınca bench sıfıra iniyor resmen Lakers'da. Zaten bu kadar zorlanmalarının sebebi de bu bence; kadrolarının derin olmaması.

Parker 22 sayı ve 6 asist, Duncan 25 sayı 13 ribaund 4 asist ve 4 blok ile oynadı.

Pistons-Wizards:
Pistons, 12 maçlık yenilgi serisini Bulls'a karşı sona erdirememişti ama Bulls'dan da beter durumda olan Wizards'ı affetmediler. Maçın ilk çeyreğinde özellikle Antawn Jamison ve Foye ile oyuna tutunmaya çalıştılar. Özellikle Foye, izlediğim en iyi maçlarından birini çıkarıyordu. Miller'ın sakatlığı ve Arenas'ın cezası ile aradığı fırsatı buldu. Yine de Miller dönünce birz daha durulur. Her neyse, diğer tarafta ise Stuckey'nin önderliğinde, Pistons takım olarak iyi oynuyordu ve önde gidiyorlardı. İkinci çeyrekte Stuckey bu sefer dışarıda tetikte bekleyen CV ve Atkins ikilisini beslemeye başladı, buldukları üçlüklerle farkı açtılar. Tabii aynı zamanda 7 dakika 24 saniye içerisinde Wizards'ın sadece 4 sayı bulmasına izin verdiler. Burada Ben Wallace faktörü ve Pistons'ın iyi savunma yapmasının yanında biraz Wizards'ın da kazmalığı etkiliydi. Özellikle Boykins yaptığı seçimlerle takımını baltaladı. Herhalde bir 4-5 bomboş atışı da kaçırdılar bu bölümde. Devreye girilirken 10 sayı farkla Pistons üstündü. İkinci yarıda toplam 3-4 dakika izleyebildim çünkü Lakers-Spurs'e geçtim. Ama okuduğum kadarıyla Stuckey (son çeyrekte 6 asist yapmış) ve Charlie Villanueva sayesinde kazanmışlar.

Jamison'ın 31 sayı 10 ribaundu vardı ancak CV'nin 6'da 5 üçlüğüyle 23 sayısı ve 9 ribaundu ve Stuckey'nin 19 sayı 11 asisti Pistons'a maçı kazandırdı. Ayrıca CV'nin daha önce kırılan burnuna darbe almasına rağmen maskeyle döndüğünü hatırlatayım.

Rockets-Bobcats:
Bu maçı ise daha kısa geçeceğim: Stephen Jackson. 43 sayı ile kariyer rekorunu kırdı. 22'de 15 saha içi, 11'de 10 serbest atış ile oynadı. Ayrıca Bobcats takımının bugüne kadar bir maçta en çok sayı atan oyuncusu oldu. Tabii takımına da maçı kazandırdı. Ne isterseniz vardı Jackson'da. Boş şut değerlendirmek, şut fake'inden sonra çembere kadar gitmek, fast break bitirmek, 1'e 1 yakın savunulurken dış şut sokmak, 1'e 1 adamını geçip sayı bulmak. Yeteneklerini ve kafasını basketbola verdiğinde neler yapabileceğini gösterdi. Tabii Boris Diaw'ın, Rockets uzunlarına karşı kurduğu üstünlüğü de es geçmeyelim. Eski Diaw'ın sinyallerini aldık bu maçta, bir uzun olarak nasıl oyun kurulacağını gösterdi bize tekrardan. Diaw 19 sayı, 7 ribaund, 6 asist ve 3 blok ile oynadı.

Clippers-Grizzlies:
Hiç izlemedim ancak formda olan Clippers üçüncü çeyrekte 10 civarı farkla öndeyken, salonda yangın alarmı çalmış. Maça uzun süre ara verilmiş ve yeniden başladığında Memphis geri dönüş yaparak maçı kazanmış. Tabii Kaman'ın sakat olduğunu ve Camby'nin de hasta olduğu için sadece 12 dakika oynayabildiğini de söyleyelim. Zaten sadece bu nedenle son 30 saniyelerde kritik hücum ribaundları verip maçı kaybetmişler.

Baron Davis acaip formdaymış. 27 sayı, 12 ribaund, 12 asist, 5 top çalma ile oynamış. DeAndre Jordan da onun asistlerinden yararlanarak 23 sayı atmış. Grizzlies'de ise 24 sayı 15 ribaund ve 2 blokla oynayan Gasol dışında çok dikkat çekici istatistikler yok. Yine takım olarak kazanmışlar.

Magic-Kings:
Üçüncü çeyreğin sonuna kadar yakın giden maçta, son çeyrekte Kings oyuna tutunamamış. Sadece 10 sayı üretebilmişler ve 33 sayı yemişler. Howard'ın 30 sayı, 16 ribaund, 5 asist, 3 top çalma ve 3 bloğu dikkat çekiyor. Kings pota altı zayıf kalmış Howard'a karşı. Ama Carter'ın yokluğunda içeri çok top inmesi de dikkat çekici bence.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Wizards'dan Korkulur

Dün gece izlerken "Eyvah yine mi?" dedim bir pozisyonda. Çünkü daha henüz 1-1.5 ay kadar önce abuk bir pozisyonda burnu kırılan Villanueva'ya Haywood istemeden de olsa bir dirsek çaktı. Pistons'ın uzun forveti yerde kaldı. Ancak sonrada maskeyle geri döndü oyuna ve 11 sayı üreterek maçı kazandırdı. Seviyorum bu adamı ben. Daha önce burnun kırılmış, sert bir darbe alıyorsun ve maskeyi takıp, dönüp takımına maçı kazandırıyorsun.

Başlığa dönecek olursak, birkaç maç evvel Blatche perdeleme yaparken Vince Carter'ın omuzundan sakatlanmasına neden olmuştu. Şimdi de Haywood rakibini sakatladı. Wizards'ın karşısına çıkacak takımlar dikkatli olsalar iyi ederler. Bu arada Villanueva'nın burnu yeniden kırılmadı herhalde, çünkü demin maç raporuna baktım hiç bahsedilmemiş bile. Maskeli resmi de aşağıda: