BIY AD

20 Mart 2010 Cumartesi

Takas Anketleri

Sonuçlar belli oldu.

Jamison anketinde, başlarda düşük oy alan "Güçlendiler ama daha iyisi olabilirdi"; Jamison'ın ilk maçında 12'de 0 atması ve Cavs'in ilk 2 maçta yenilmesiyle beraber yükselişe geçti ve anketin en çok oy alan şıkkı oldu. Yine de %54'lük kesim Cavs'in bu hamle ile doğunun en iyi takımı olduğunu düşünüyor. Ben de katılıyorum buna.

Nate Robinson konusunda ise %41'lik çoğunluk bu takasın riskli olduğunu düşünüyor. Buna hiç gerek yoktu diyenler de ekleyince oy verenlerin %69'unun takasın yapılmaması gerektiğine inandığını görüyoruz. Celtics'te maç başına 15 dakika alan Nate için şimdiden bir kanıya varmak zor ama ben hala House yerine Nate'in takımda olmasının daha yararlı olacağını düşünüyorum Celtics için.

Knicks-Rockets-Kings takasında ise beklenildiği gibi Knicks'in karlı olduğunu düşünenler fazla: %54.

Günün En İyileri - 10, 11 ve 12 Mart (Yılın En İyisi)

Geriden gelmeye devam edeyim. Çünkü yılın en iyi hareketlerinden bazıları yer alıyor şu geçtiğimiz 10 günde.


Link

Maçı izlemediğim için kesin birşey söyleyemiyorum ama Ginobili topu elinden kaçırıyor bence. Crossover ile Rodriguez'in sağından geçecekken topu kontrol edemiyor ve top Rodriguez'in bacaklarının arasından geçiyor. Austin Daye ile Tyrus Thomas'ın, Price ve Thad Young tarafından poster edilmeleri gayet güzel. Ama bir numara saçmalık kesinlikle. Ağızdan ağıza dolaştığı gibi 360 değil belki ama bu, smacın güzelliğinden birşey götürmüyor.


Link

Az maç olduğu için son derece sönük bir gündü 11 Mart, elbette Hinrich'in Barnes'ı bakkala yollaması hariç. Harika bir bel arkası crossover tek kelimeyle. Tabii Jamal Crawford'ın buna benzer bir hareketi (yanılmıyorsam) 2 sezon evvel kendisine yaptığını hatırlatmalıyım. Kirk iyi kapmış Jamal'dan. Howard'ın bloğu ise güzel olsa da pek özel değil.


Link

Bogut'un Webber-Divac tarzını yakaladığını görüyoruz. Amundson'ın Lakers uzunlarına sırayla koyduğu iki blok harika. Zaten günün notlarında da yer vermiştim. Iggy'nin çıktığı seviye inanılmaz gerçekten, kafasını vuracak sandım. Westbrook'un pası gayet güzel. Thabo ise az kalsın hem pozisyonu batırıyordu hem de çok kötü düştüğü için sakatlanabilirdi. LeBron'un iki smacı var. İlkinde topu tek elle kontrol edip çift el vuruyor ki bana göre oldukça etkileyiciydi. Ama günün bir numarası daha iyi tabii ki. Topu beline kadar çekip maç içinde ters smaç vurmak her baba yiğidin harcı değil.

Genlerde Var

Brook Lopez, Nets antrenmanı sırasında bir anda sinirlenmiş ve antrenmanı yarıda bırakarak çıkmış gitmiş. Arkasından Nets yardımcı koçu ve birkaç oyuncu gitse de, geri getirememişler Brook'u. Özellikle sinirlendiği bir olay yok, en azından haberde böyle birşeye yer verilmemiş. Genlerde var dememin sebebi de, sezonun başında Brook'un kardeşi Robin'in benzer bir harekette bulunması.

İki kardeş de sinirlerine hakim olmakta zorlanıyorlar anlaşılan. Gerçi Lopez'inki anlaşılabilir. Gösterdiği çıkışla takımın en önemli oyuncusu konumuna geldi ve kaybettikçe kaybediyorlar. Herkes onlarla dalga geçiyor, kazandıkları zaman manşetlere çıkıyorlar. İnsan içine atar atar ama bir yerde de patlar. Antrenmanda olması, maçta olmasından çok daha iyi diye düşünüyorum. Sağlıklı bir hareket olduğunu iddia etmiyorum tabii ki ama kardeşi Robin'den farklı olarak, en azından onun bahanesi var.

19 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Amar’e, 14/16 gibi uçuk bir oranla, gecenin mesaj maçı niteliği taşıyan Jazz – Suns karşılaşmasına damgasını vurdu. O da yetmezmiş gibi 18 kere gittiği serbest atış çizgisinde 16 kez isabet bularak 44 sayıyla sezonun en iyi rakamına ulaştı bu alanda. İlk çeyrekte bulduğu 15 sayı da bunun habercisiydi zaten. Bunun yanında da 7 ribaund, 2 bloğu var. Anlayacağınız amiyane tabirle at koşturdu Jazz pota altında. Ne Boozer ne de Memo karşı koyabildi Stoudemire’a. Bu performansın ardından da bu kilit maçı Phoenix 110 – 100 kazandı.

Danny Granger, takımının Detroit’i ağırladığı gecede 16’da 11 isabetle 29 sayı bularak bu çekişmeli maçın kazanılmasında gayet iyi bir yüzdeyle takımının skor yükünü üstlenmiş. Yanına eklediği 6 asist, 3 ribaund ve 3 top çalma da sadece skora yönelik değil oynamadığını, arkadaşlarını da maç içinde tutmaya çalıştığını gösteriyor. Playoff iddiası olmayan iki takım arasındaki maçı da Granger’ın bu katkılarıyla, Indiana 106 – 102 kazanmış.

Kobe ve Gasol ikilisi yine Lakers’ı taşımışlar. Hatırlarsanız Gasol’ un hafta içi takımdaki top kullanımı hakkında açıklamaları vardı. Herhalde yaramış ki, Kobe normalde 11’de 4 atsa devam eder toplam 20 şut falan kullanırdı; ama zorlamanın faydalı olmadığını görünce takımını oynatmış yıldız oyuncu. 13 asistle sezonun en yüksek rakamına ulaşmış. Bunun yanında 22 sayı (13/14 serbest atış), 4ribaund ve 4 top çalması var. Takım arkadaşı Gasol ise 17 sayı ve yanında çektiği 5’i hücum olmak üzere 14 ribaundla Lakers’ın Minnessota’yı 104–96 geçmesinde çok etkili olmuş.

Kevin Durant, Toronto karşısında 31 sayıyla yıldızlaşmış, yüzdesi (7/16) de öyle pek yüksek değil; ama 18 kere serbest atış çizgisine gitmiş ve 17’sinde isabet bulmuş. Yanında 4’ü hücum olmak üzere çektiği 6 ribaund ve 3 asisti performansını güzelleştirmiş. Toronto’ da Atlanta karşısında aldıkları galibiyet hazımsızlık yaratmış olacak ki, 115-89’la 26 sayılık fark yiyerek vermişler maçı Oklahoma’ya.

LeBron James, NBA tarihinin 15000 sayı barajına ulaşan en genç oyuncusu oldu dün gece oynanan Chicago maçında bulduğu 29 sayı ile birlikte. Herhangi bir sakatlık geçirmezse 20000 ve 25000 sayı rekorları için de en büyük aday gelecek süreçte. Bu sene de parmağına şampiyonluk yüzüğünü de geçirirse (ki o zaman da muhtemelen 2010 Playofflarının MVP’si de olur) , toplamadığı hiçbir ödül kalmayacak süper yıldızın. Bu yaşta bunca ödül, gerçekten onun ne denli büyük bir oyuncu olduğunu gösteriyor bizlere. Gelelim gecenin maçına. Takımın en önemli 3 ayağından yoksun, felaket günler geçiren Chicago ‘ya karşı 21’de 9 isabetle 29 sayı, 11 ribaund, 7 asist 2 blokla oynadı. Bu sene gerçekten takım gibi oynuyorlar, umarım playofflarda da devam ederler. Şüphesiz şampiyonluk yolunda en iddialı takım Cavs şu anda; ama playoff zamanı geçen sene gördüğümüz LeBron’a sarılma stratejisini uygularlarsa yine finalde evlerine yol alırlar. Lebron finale kadar taşıyabilir onları; fakat onun da yorulacağını tahmin etmek lazım. Sonuçta şampiyonluk da gelmezse gelecek seneye başka takımın forması altında görebiliriz onu.

Brandon Jennings, çaylakların mesaj maçında ağır basmış ya da ağır basmak istemiş diyelim. Kullandığı 28 şutta 12 isabetle 35 sayı bulurken, 8 asist ve 5 ribaund eklemiş yanına. Maçın sonunda sahanın bir ucundan yolladığı son top da çemberden geçse destansı bir galibiyet olacakmış; ama olmamış. Yalnız iki uzatmaya giden maçta, son toplarda öyle yanlış tercihleri var ki yine egosuna sahip olamamış maçın kahramanı olmak için. Aslında maçın kahramanı Ersan olmuş bana kalırsa. Ona da “Bizimkiler” bölümünde değindim.

Duncan, takımın Warriors’ı delik deşik ettiği maçta 8’de 8 isabetle 17 sayı bulmuş. Yanına da 6 sayı ve 5 asist eklemiş. İsabetinin hatırına onu buraya koymak yakışırdı. Saygımızdan ben de onu burada yazıyorum. Böylece fena oynadığı Orlando maçının da günlük formsuzluk olduğunu kanıtlamış oldu bizlere.

Boşa Kürek Çekenler
Rodney Stuckey, rahatsızlığından sonra döndüğü Indiana maçında 26 dakika boyunca 17’de 8 ile 25 sayı, 3 ribaund ve 3 top çalmayla oynamış. Kaçırdığı maçlardan sonra performansında düşüş bekleyenleri (ben de dahil) baya bir şaşırtmış yani. Ama yine de Granger’ın performansına engel olamamışlar ve maçı 4 sayı farkla Pacers’a kaptırmışlar.

Chris Bosh, sakatlıktan döndüğü Atlanta maçında performansıyla bizi pek tatmin etmemişti; fakat son saniyelerde bulduğu basketle takımını zafere taşımıştı. Dün gece ise 14’te 7 ile 22 sayı bulup, 10 ribaund çektiği maçta, takımını peşine takamayınca mağlubiyete engel olamamış ve 26 sayı gibi önemli bir farkla mağlup olmuşlar.

Raymond Felton, takımının Atlanta ile karşılaştığı maçta bir guarda göre baya yüksek bir yüzde (11/19) ile oynadı. 25 sayı, 4 ribaund,2 top çalma ve 2 asist yazdırdı hanesine; ama takım olarak Joe Johnson’ın son saniye basketine engel olamayınca bu güzel performansta boşa gitti ne yazık ki.

Savunmayla araları olmadığını her fırsatta söylüyorum; ama bu kadar da mı ilgisiz olur bir takım? San Antonio – Golden State maçında Spurs tam 147 sayı kaydetmiş. Ya takıma saygınız yok da bari biraz oyuna saygınız olsun. Rakibin 53 ribaund çekerken sen 29 ribaund çekersen söyleyecek söz yok. Uzunun olmasa da savaş biraz bari. Ufak bir örnek Çaylaklar maçında, ikinci sene oyuncularının uzunları çaylakları döver diyorduk; ama DeJuan Blair duman etmişti onları. En azından bir maçta bile göremedik istekli bir Warriors savunması. Yine de boşa gitmesin diye Ellis’in 39 sayı, 4 ribaund,4 asist ve Magette’nin 30 sayı,4 ribaund ve 2 asistlik performansını buraya yazacağım; fakat ufacık değeri yok gözümde bu performansların. Bu takımdan adam olmayacak galiba.

Günün X-Faktörü
Çaylak Toney Douglas, Philly karşısında takımını zafere taşıyan en önemli etkenlerden biri olmuş. 13’te 7 ile bulduğu 22 sayı (ki bunlardan 12 sayı 4/7 ile attığı üçlüklerden gelmiş), 5 ribaund, 2 asist, 2 top çalma yüzümüzü güldürdü Knicks adına. Malum artık, sezonun geri kalanında Knicks maçlarını sadece sevdiğimiz birkaç oyuncu için takip ediyoruz, takımın içi boşaltıldığından.

Robin Lopez, takımının Utah’ı mağlup ettiği maçta pota altını kararttı. 4 bloğu var genç oyuncunun. Yalnızca bununla bitmiyor performansı, yanında 9’da 7 isabetle 19 sayısı, 5’i hücum olmak üzere 10 ribaundu ve 1 de top çalması bulunuyor. Bir takım, pivotundan başka ne ister ki?

Golden State karşısında 147 sayı bulan Spurs, yedeklerinden 72 sayılık bir katkı almış. Gerçi maçın baştan koptuğunu ve karşındaki takımın Warriors olduğunu düşünürsek pek zor olmasa gerek yedeklerin bu performansı karşılaması. Yine de tebrik etmek lazım. Takım halinde Spurs’un şut yüzdesi %64. Kenardan gelen iyi şut yüzdesinin payı çok büyük bu genel yüzdede.


Takımı Baltalayanlar
Richard Hamilton, takımının Pistons’a 106–102 kaybettiği maçta, oyunda bulunduğu 18 dakika boyunca hiçbir katkı verememiş. 3’te 0’la sayısı bulunmuyor yıldız oyuncunun. Yalnızca 1 ribaund ve 1 asisti var. Bunun yanında 18 dakika da 3 top kaybı yapmayı becerebilmiş. Belli ki baya bir isteksiz günündeymiş. Gerçi Pistons’ta ben Stuckey dışında pek istekli bir adam göremiyorum. Artık bu kadar adamın içinde Stuckey de teslim bayrağını çekecek diye içten içe endişe etmiyor da değilim doğrusu.

İyi mi Kötü mü?
Brandon Roy her ne kadar son saniyelerde bulduğu basketle maçı takımına getirse de 4/18 lik isabet oranı kendisine hiç mi hiç yakışmamış. Orayı geçelim yalnızca 2 ribaund ve 1 asist gelmiş süper yıldızdan. Gerçi maç da istatistiklerden anlaşıldığı kadarıyla lanetli gibi. Portland’ın şu yüzdesi %32, Washington ise %39. Ayrıca Portland’ın %16’lık üçlük yüzdesi de felaket. Zaten skordan da belli maçın isabet oranının düşüklüğü. 76–74 Portland’ın üstünlüğüyle bitmiş maç.

Bizimkiler
Ersan, dün gece harikalar yaratmış özellikle maçın son dakikalarında maçı getirmiş resmen Milwaukee’ye. Şu anda kafamı duvarlara vuruyorum resmen maçı izlemediğim için. Öncelikle maçın sonlarında Evans’ı sakatlamış kazayla. Devamında yapılan taktik faullerden sonra bitime 6 saniye kala bulduğu zor üçlükle (yukarıdaki resim) maçı uzatmaya taşımış. O üçlük de maç içinde kullandığı tek üçlük zaten. Devamında Jennings’in sahanın diğer ucundan yolladığı üçlük de az daha giriyormuş, ama olmamış. Maç uzatmaya gitmiş.İlk uzatma devresi de aynı çekişmeye sahne olurken, Jennings’in kullandığı zor son şut sonrasında elini uzatmış, topu tiplemeye çalışmış o hengamede ve az daha isabeti buluyormuş; ama olmamış. İkinci uzatmaya giden maçta, yine uzatmanın son topunda Jennings’in kullandığı çembere değmeyen şut sonrası hücum ribaundunu alıp topu boş Salmons’a vermiş. Salmons da içeri girip bulduğu isabetli şutla maçın kazanılmasını sağlamış. Ersan, maçın kaderini çizmiş tek kelimeyle çok mutlu oldum gerçekten. Toplamda ise 3/5 isabetle 12 sayı, 11 ribaund (3’ü hücum) ve 2 asistle oynamış. Tebrikler Ersan. Yüzümüzü güldürdün.

Mehmet ve Hidayet’in istatistiklerini yazıp geçeceğim. Çok da konuşulmaya değer bir mevzu yok zaten haklarında. İkisi de bu sezon fena durumdalar. Dün gece de öyle devam ettiler. Mehmet, Phoenix’e karşı 11 dakika görev aldığı maçta 2’de 0 ile 2 sayı bulabilmiş. Yanında da 4 ribaund ve 1 bloğu var. Rakibin iki uzunu Lopez ve Stoudemire de gününde olunca haliyle kaybettiler Suns’a karşı.

Hidayet ise 16 dakika sahada kalmış maçta. 5’te 2 ile 5 sayı bulmuş. 1 ribaund ve 2 de asisti var. Başka söze de gerek yok bana kalırsa.

19 Mart 2010 Cuma

19 Mart Programı

20 Mart Cumartesi 01:00 / Detroit Pistons - Indiana Pacers
20 Mart Cumartesi 01:00 (NBA TV) / Oklahoma City Thunder - Toronto Raptors
20 Mart Cumartesi 01:10 (NTV Spor) / Florida State Seminoles - Gonzaga Bulldogs
20 Mart Cumartesi 01:30 / Charlotte Bobcats - Atlanta Hawks
20 Mart Cumartesi 01:30 / Philadelphia 76'ers - New York Knicks
20 Mart Cumartesi 02:00 / Cleveland Cavaliers - Chicago Bulls
20 Mart Cumartesi 02:30 / Golden State Warriors - Sacramento Kings
20 Mart Cumartesi 02:30 (NTV) / Boston Celtics - Houston Rockets
20 Mart Cumartesi 04:00 / Washington Wizards - Portland Trail Blazers
20 Mart Cumartesi 04:00 / Milwaukee bucks - Sacramento Kings
20 Mart Cumartesi 04:00 (NBA TV) / Utah Jazz - Phoenix Suns
20 Mart Cumartesi 04:30 / Minnesota Timberwolves - Los Angeles Lakers

Gördüğünüz üzere saçma sapan bir program var televizyonda. Şaşı olacağız bir onu bir bunu izlerken. Fazla alakam olmasa da March Madness gelmişken NCAA maçını izleyebilirim bu gece. Artık kıyamet kopuyor. Ne de olsa eleme maçları. Tabii gerçek kıyamet Sweet 16 ve sonrasında ama olsun.

Durant ile Hedo'nun kapışmasını da izlemek istiyorum. Keza aynı şekilde Celtics'in oldukça formda olan Rockets karşısında ne yapacağı merak konusu. Jazz ile Suns arasındaki maçlar da genellikle çok zevkli geçmeye aday...

Resmen ayıklanmış gecenin en seyre değer maçları. Hawks - Bobcats'i de verselermiş iyice abartı olacakmış. Ama dediğim gibi harika bir basketbol gecesi. İşin kötüsü bütün haftanın yorgunluğundan dolayı yorgunum, umarım uyanık kalabilirim. Size de tavsiyem uyanık kalıp en azından yayınlanan maçlardan ikisini izlemeniz.

Michael Jordan, Bobcats'i Nerelere Taşıyacak?

Bundan birkaç ay önce Charlotte Bobcats'in sahibi Robert Johnson, takımı satacağını açıklamıştı. Bunun üzerine takımın basketboldan sorumlu başkanı Michael Jordan, Johnson ile son söz sahibi kişi olmak için anlaşmıştı. Bir alıcının 275 milyon dolar teklif etmesinin üzerine Jordan'ın bu rakamla eşleşmek için Şubat'ın sonuna kadar vakti vardı. Bu sürenin sona ermesine dakikalar kala Majesteleri Bobcats'i satın almaya karar verdi ve Bobcats'in hisselerinin büyük çoğunluğuna (%80) sahip oldu.

Yaptığı açıklamalarda daha önce kulübün küçük ortaklarından biri olduğu için North Carolina'daki gücünü (Charlotte, North Carolina eyaletinin bir şehri) Bobcats adına kullanmadığını, ancak artık durumun değiştiğini söylemiş. Bildiğiniz gibi Michael Jordan, North Carolina Üniversitesi'nde takımına bir NCAA şampiyonluğu kazandırmış ve sonraki sezon NBA'e adım atmıştı. Bu nedenle Chicago için ne kadar efsanevi bir isimse, North Carolina için de bir o kadar önemli bir isim Michael Jordan. Gerçi "Nereye giderse gitsin Michael Jordan sonuçta" diyebilirsiniz ama bu tür özel yerlerde bazı işleri yaptırım gücü daha yüksek olacaktır haliyle. Özellikle taraftarları arenaya çekmek konusunda çalışmaları olacağına eminim. Zaten Jordan yaptığı açıklamalarda da buna dikkat çekti.

Jordan: "Salonunun benim zamanımdaki gibi hınca hınç dolmasını ve kulakları sağır edecek kadar ses çıkmasını amaçlıyorum." dedi. Bilmeyenler için, Hornets takımı 2003 sezonunun başında Charlotte'dan New Orleans'a taşınmıştı ve Charlotte halkı elbette bu duruma çok üzülmüşlerdi. Charlotte Bobcats de 2005 yılında lige adım attığından beri ligin dibinde sürünüyordu. Bu sezon ilk defa playoff yapacaklar muhtemelen. Başarı da seyirciyi çekecektir aynı zamanda. Hatta çok aklı başında şeyler söyledi Jordan bu konuyla ilgili: "Evet bu sezon playoff hedefimiz, ancak ben her sene üzerine birşeyler koymalıyız. Bu sezon playoff'lara kalırsak, gelecek sezon playoff'larda tur atlamalıyız. Playoff'larda tur atlarask ertesi sezon zirveyi düşünmeliyiz." Muhtemelen o da biliyordur 2 sezonda bir playoff takımının şampiyon olamayacağını ama bunu başarabilmek için büyük riskli hameleler yapmayı düşünüyorsa işte o çok tehlikeli olur.

Ayrıca benim korktuğum bir yan daha var Jordan konusunda. Kendisine basın toplantısında "Basketboldan sorumlu başkan idiniz şimdi takımın sahibi oldunuz? Yine bütün kararları siz mi vereceksiniz bu konuda?" diye sorulduğunda, espriyle karışık şu cevabı verdi: "Zannedersem takımı satın aldığımda, pek çok konuda söz söyleme hakkını da satın aldım". Geçmişteki draft seçimleri (Kwame Brown ve Morrison diyebiliriz) ile yaptığı takaslara bakacak olursak çok da başarılı olduğunu söylemek zor. Verdiği cevap nedeniyle, hala kendi burnunun dikine gideceğini düşünüyorum bazı konularda (özellikle oyuncu seçimleri ve takaslar). Ancak basın toplantısının sonuna "Jerry ile konuştun mu hiç?" şeklinde gelen soruya şu yanıtı verdi: "Egom o kadar da yüksek değil, herşeyi bildiğimi düşünmüyorum. Evet Jerry Reinsdorf'a (Jordan zamanı dahil olmak üzere Chicago Bulls'un sahibi) ve David Stern'e pek çok konuda danışmaktan kaçınmayacağım bu kulübü ileri taşımak için."

Özellikle oyuncular hakkında verilecek kararlarla ile ilgili genel menajer Higgins'in işine zırt pırt burnunu sokması durumunda istikrarlı bir kadro kurmak ve dolayısıyla da başarının gelmesi zorlaşacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Jordan birçok alanda Stern ve Reinsdorf'a danışacağını söylese de, bu konuda herhalde en iyiyi bildiğini düşünüyordur. Kısacası biraz kendisini geri çekecek olursa bu konuda, Charlotte Bobcats açısından daha iyi olabilir.

Ayrıca, hayırlı olsun Majesteleri'ne, eski bir profesyonel oyuncu olarak takım sahipliğine terfi eden ilk kişi oldu. Bir gün onu takım sahibi olarak da şampiyonluk yaşarken görmek isterim. Zaten Bobcats'e de bir sempatim var, ayrı bir zevk duyarım.

Türkiye'nin Michael Jordan'ı Hedo


Link

İngilizce'yi nasıl öğrendiği, maç öncesi neden pizza yemeye başladığı gibi ilginç konulara değinmişler NBA medyasının (NBA.com ve NBA TV) önemli simalarından Ahmad Rashad ile beraber. Ahmad Rashad'ın röportaj yaptığı isimler hep belli bir seviyeyi aşan, oyuncular olmuştur. Bu bakımdan Hedo'nun NBA'deki yaptığı işleri ve isminin değerini anlayabiliyoruz. Zaten Türkiye'nin en önemli oyuncusu olduğuna dair bir şüphem yok. Onu burada eleştirmemin nedeni bu yeteneklerini şampiyonluk yolundaki bir takıma yardımcı olmak için kullanmaması.

18 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Orlando’da Vince Carter, 27 sayı 6 asistle takımının iki alanında da lideriymiş. Göze pek hoş görünmüyor ama uzatmada dört sayı atıp maçı koparak basketin asistini köşede boş duran Lewis’e vererek galibiyetin en büyük sebeplerinden olmuş. Lewis de son maçlardaki tutukluğunu üzerinden atıp 7’si uzatmada 24 sayı atmış 17’de 8 yüzdeyle. Ayrıca 11 de ribaundu var. Howard’ın faul problemine girmesi sebebiyle yeterli süre alamadığı karşılaşma Jameer Nelson’ın basketine Wade karşılık veremeyince uzatmaya gitmiş. Kalan sürede Magic 13’e 7’lik üstünlük kurunca Miami’den galibiyetle ayrılan takım olmuş.

Carmelo özellikle maçın tıkanmaya başladığı ikinci yarıda ortaya çıkarak 26 sayıyla maçın en skoreri olmuş. Üstüne de 18 ribaundla kariyer rekoru kırmış Hornets’e karşı. Onun yanında Nene’nin de maçı 12’de 8 isabetle 20 sayı 6 ribaund 5 asist ve 5 top çalma ve 3 blokla bitirip çok yönlülüğünü konuşturmuş. Hornets’in bol bol top kaybı yaptığı ilk yarıda fark bir ara 27 sayıya kadar çıkmış. Ancak Nuggets ikinci yarıda skor üretmekte zorlanınca fark 9’a kadar inmiş son çeyrekte. Yine de Nuggets maçı kazanmasını bilmiş, zirvedeki takımların ihtiyacı olan kazanma alışkanlığı daha bir oturmuş gözüküyor. Skor üretmede zorlanmaları kötü ama bu sezon hatırlarsanız güçsüz takımlara zaman zaman boyun eğmek zorunda kalmışlardı, şimdi bunu aşmış gibiler. Yine de ileride hala kendilerini kanıtlamak için daha büyük sınavlar bekliyor.

Boşa kürek çekenler:
Her ne kadar Barnes’ın güzel yardım savunmasıyla son şutu kaçırsa da son çeyrekte 12 sayılık farkın oluştuğu maçın uzatmaya gitmesindeki en büyük sebepmiş Wade. 26’da 12’yle 36 sayısı 10 ribaundu 7 asisti var maçta. Son çeyrek istatistikleri daha etkileyici; 12 sayı 7 ribaund 2 asist. Bana kalırsa tek kötü tarafı 7 üçlük denemiş olması. Üçünü sokmayı başarabilse bile şuta daha az ağırlık verdiği maçlarda daha iyi oynuyor bana kalırsa. Ayrıca kritik bir basketi olduğu için maçı baltalayanlara yazmayacağım ama Beasley’e de değinmeden olmaz. 11’de 3’le oynamış ve 4 top kaybıyla maçın bu alandaki lideri. Hem de maçı koparan üçlükte Lewis’i boş bırakması da bence çok yanlış seçim.

Günün X-faktörü:
Aslında burayı hak etmek için oyunda öyle büyük bir değişim yaratmamış ama ilk yarıdaki farkın oluşmasında büyük pay sahibiymiş JR Smith. Maçta 18’de 7 isabetle 17 sayısı bulunuyor ve bunların hepsi ilk yarıda ve 13’ü de ikinci çeyrekte gelmiş.

Oha Steve Francis


Link

Yaklaşık bir hafta önce Wizards - Magic maçında gerçekleşmiş ben yeni gördüm hemen paylaşayım dedim. Steve Francis madeni bulmuş, kazdıkça kazıyor. Yarasın. Konuyla alakalı olarak daha önce George Karl'ı da ben yakalamıştım.

18 Mart 2010 Perşembe

18 Mart Programı

19 Mart Cuma 01:00 / Orlando Magic - Miami Heat
19 Mart Cuma 03:30 / New Orleans Hornets - Denver Nuggets

İki maçlı gecede Türkiye'de TV yayını yok.

Daha dün maç yapan Magic, Miami'ye uçtu ve yorgun olabilirler diyecektim ama Spurs'e karşı neredeyse antrenman yaptılar. Yani kısacası favori yine de Magic. Dwight Howard klasik olarak ince Heat uzunlarına problem yaratacaktır. Wade'in ise gerek Carter gerek Barnes'ı dağıtmasını bekliyorum ama içeride hala onu Dwight bekliyor olacak.

Baron Davis: "Jennings Yılın Çaylağı" (Analiz)

Evet Baron Davis aynen böyle demiş: "Takımı kazanıyor ve o da takımına liderlik yapıyor. Rakamları da fena değil. NBA'de geleceğin oyun kurucusu kurucusu o." Haklı olduğu yönler olsa da Jennings bu ödülü haketmiyor bana göre. Yazıda Curry ve Tyreke Evans'ın yaptıklarına ve sahadaki duruşlarıyla 3 yıllık oyuncu gibi olduklarının detayına girmeyeceğim. Jennings'i değerlendireceğim.

Sadece kişisel performanslara bakacak olursanız, yukarıda dediğim gibi Evans ve iki adım arkasında Curry'nin yılın çaylağı yarışmasında diğerlerinden koptuğunu söyleyebiliriz. Bunda sezonun ilk 10-15 maçında herkesin kesin gözle yılın çaylağı olarak baktığı Jennings'in büyük düşüşünün bunda payı var. Öyle bir düşüş ki, rakamlara baktığınızda "Gerçek mi bu?" diye soruyorsunuz. Sezona %42 şut yüzdesiyle (ve Warriors'a 55 atarak) başlayan Jennings'in sonradan Mart'a kadar yakaladığı aylık yüzdeler şu şekilde: 37.5 - 32.4 ve sıkı durun 30.7 ve işin daha garibi: Son 2 aydaki üçlük yüzdeleri (35.2 ve 31.1) önceki cümlede verdiğim saha içi yüzdelerinden daha iyi. Bu da Jennings'in ne kadar yanlış seçimler yaptığını gösteriyor bize. Pull-up jumper dediğimiz penetre ederken aniden topu tutup kalktığı şutlar mı dersiniz, 4 metreden denediği göz yaşı damlaları mı yoksa savunmacı üzerindeyken yaptığı fade away atışlar mı? Ne ararsanız bulabilirsiniz yanlış şut seçimi konusunda. Eh tabii buna kötü attıkça büyüyen "Bu da mı girmeyecek?" psikolojisini de ekleyince %30'lara kadar düştü şut yüzdesi. Bu sezonki ortalaması da %37'ye kadar geriledi. Komik bir rakam gerçekten. 16 sayı, 3.5 ribaund ve 6 asist ortalamaları tuttursa da bu yüzde herşeyi berbat ediyor benim gözümde. Herhalde Baron Davis de kariyeri boyunca %40 civarlarında seyrettiği için hoşgörmüş olsa gerek bu istatistiği.

Evet belki liderlik ediyor takımına, belki sürüklüyor bazı maçlarda ama Jennings çok tehlikeli bir silah. Kimi zaman rakibi kolundan vuran (kalbinden Bogut ile Salmons vuruyorlar) Jennings, bazen kılıfındayken kendi kendine ateş alıyor ve Bucks'ı kendi ayağından vuruyor. Yanlış şut ve pas seçimleriyle deli ediyor Bucks'ı tutanları. Ayrıca takımının 36 galibiyet - 30 mağlubiyet gibi bir istatistiğe ulaşmasının nedenlerinden biri doğuda yer alıyor olmasına yorulabilir. Öteki tarafta Warriors ve Kings'in 3'er, 4'er kere karşılaştığı takımların kalitesi çok daha yüksek Bucks'ın oynadığı rakiplere göre. Peki Curry ve Evans doğuda olsalar takımlarını playoff'a taşırlar mıydı? Sanmıyorum. Zaten Kings ile Warriors'ın kadroları ve koçları ile başarıya gitmelerinin zor olduğu sezon başından belliydi. Ben Bucks'ın başarısının biraz da şartlar gereği gelmiş olabileceğine dikkat çektim sadece.

Öteki tarafta ise tarihte 20-5-5'e imza atan 4. çaylak olan (ilk üçü için tık) Evans ile Warriors'daki sakatlıkların ardından son 2 aydır ortalığı birbirine katan Curry'nin, Jennings'den daha ön plana çıktığını söylemeliyim. En azından benim gözümde. Tabii ki Evans bu performansını sezon başından beri sürdürdüğü için, Curry'nin de önünde götürüyor yarışı ve yılın çaylağı ödülünü almaması herhalde çok büyük bir sürpriz olur. Onun hakkında yazdığım yazıyı, hemen üstte verdiğim link'e tıklayarak okuyabilirsiniz. 3 ay önce olmasına rağmen, hala %90 oranında geçerli diyebilirim...

17 Mart'tan Notlar

Günün ilginç notu:
11 maç oynanılan bir gecede, ev sahibi takımlar 11'de 11 çekmişler, deplasmanlar takımlarının her biri boynu bükük ayrılmış. Thunder, Hawks, Bucks ve Hornets'ın kazanma ihtimalleri hiç de azımsanacak kadar küçük değildi.

Günün hayvan performansları:
Lebron James (24’te 11’le olsa da) 32 sayı 9 ribaund 9 asistle triple-double’ın ucuna kadar gelmiş. Yanında 3 top çalması ve 2 bloğu var ama 6 top kaybı oraya yakışmamış, özellikle böyle yakın geçen bir maçta. Maçın üçüncü çeyreği hariç Granger’sız Pacers’a karşı oldukça zorlanmışlar, son çeyrekte de attıkları 18 sayının karşılığında Indiana’nın 29 sayı atmasına izin vermişler. Bu maçtan da 94-99’luk galibiyeti çıkarmayı bilseler de son iki maçtır kendinden güçsüz ekipleri rahat geçememeleri iyiye işaret değil gibi. Bakalım ileriki tarihler bize ne gösterecek.

Paul Pierce, takımı 2 ileri 1 geri giderken New York'a karşı elinden gelenin en iyisini yapmış. 17'de 11'le 29 sayıyla takımının en skoreri olmuş. Bu yüzdeyle de gecenin hayvan performansları bölümüne girmeyi hakediyor doğrusu. Yanında da 6 ribaund çekmiş tecrübeli forvet. David Lee'nin tüm çabasına rağmen Boston maçı zorlanmadan kazanmış. Şu anda Atlanta'yla bir üçüncülük yarışına girdiler. Her ne kadar çok formda gözükmeseler de üçüncülük için ben onları favori görüyorum. Sonuçta takımın çoğu tecrübeli. Onlar da zaten biraz heyecan istediklerini, artık ligden sıkılıp playoffları beklediklerini söylemişlerdi. Hiç yoktan heyecan yarattılar kendilerine. Ne güzel! İstedikleri kadar oynayabilirler şimdi.

Aaron Brooks, Gasol'süz Grizzlies karşısında takımını galibiyete taşımış. Hem de bir guard'a göre abuk denilecek bir şut yüzdesiyle: 11/14. Denediği şutlardan 7'si üçlük ve 7'si de isabetli. Yanılmıyorsam bu rekor 9 ile Sprewell'e aitti. Keşke 2 tane daha deneseymiş rekor için. 31 sayı, 4 asisti var. 5 de top kaybı yapmış ama bu tabii ki hoş görülebilir böyle bir şut performansından sonra.

Boşa kürek çekenler:
Jamal Crawford ilk yarısında 22 sayı attığı maçı 25’te 14 şut isabetiyle 33 sayı atarak bitirmiş. 4 top kaybı olsa da maç boyunca Toronto’nun en büyük belası olmuş. Chris Bosh, kariyerinin 10.000'inci sayısına ulaştığı maçta, fena yüzdeyle atmasına rağmen maçın bitmesine 2.1 saniye kala bulduğu basketle, Crawford'un bu performansını anlamsız kılmış. Ama Atlanta takımı 18'de 11 gibi uçuk bir yüzde ile üçlük attığı maçta, rakibi de çizginin ardından gayet başarısızken (12'de 4) bu maçı almalıydı diye düşünüyorum. Zaman gittikçe daralıyor ve onlar da potansiyel doğu dördüncüsü durumunda şu an. Birinci takımın da Cleveland olacağını düşünürsek, işleri çok zor gibi playofflarda. Gerçi Boston onlara yardım edecek gibi gözüküyor ; ama Boston gibi tecrübe üzerine kurulu takımlardan korkmak lazım. Onlar bir anda sıyrılabilirler Atlanta'nın yanından.

Troy Murphy, Hibbert'ın 5 ribaund çekebildiği maçta onun görevini de üstlenmiş. Toplam 15 ribaund yazdırmış kendi istatistik kağıdına. Ayrıca -toplamda çok yüzdeli atamasa da- maç içinde kritik zamanlarda bulduğu üçlüklerle (7'de 4) takımını maç içinde tutmaya çalışmış; ama LeBron'a karşı koyamamışlar takım olarak Cleveland bir galibiyet daha eklemiş kendi hanesine.

New Jersey alışık olduğu yenilgilerden birini daha alırken, Chris Douglas-Roberts 23 sayıyla bir ihtimal daha olabilir mi diye savaşmış; ama sonuç yine değişmemiş. 5 maçtır kaybeden Philly'e ilaç gibi gelmişler takım olarak. Sonuçta "New Jersey'le bağlan hayata!" temalı maç, antreman maçı kıvamında geçip, bana kalırsa gecenin en sıkıcı maçı olmuş.

David Lee, triple double'ın kıyısından döndüğü maçı, yardımcı bulamayınca çevirememiş kendi lehlerine. 29 sayı, 9 ribaund, 7 asistle yıldızlaşmış All-star oyuncu. Belki Boston'ı bir hafta önce yakalasalar bu performansıyla galibiyet alabilirlerdi; ama Atlanta'yla girdikleri üçüncülük yarışı Celtics'i heyecanlandırmış herhalde. Boston birazcık silkinmiş ve Knicks karşısında rahat bir maç çıkarmışlar. David Lee'nin bu performansı da ne yazık ki amacına ulaşamamış.

Günün X-faktörü:
Stephen Graham yerine oynadığı Wallace’ın eksikliğini elinden geldiğince kapamış, 9’da 7 şutla 19 sayı atıp 5 ribaund toplayarak oynamış Thunder karşısında. Indiana’ya karşı da benzer şekilde güzel bir oyun ortaya koymuştu ama yenildikleri için yazmamıştım, gönlünü almış oldum.

İyi mi kötü mü:
Kevin Durant 26 sayı 10 ribaund istatistiklerini tuttursa da 7’de 0 üçlük ve 26’da 9 toplam şut yüzdesiyle bu bölüme girebildi. Takımı kazansa şut yüzdesini görmezden gelebilirdim ama belli ki Thunder, ona bu gece sergilediğinden daha fazla ihtiyaç duymuş. Charlotte takımının da son günlerdeki form durumunu göz önüne alacak olursak, Durant'ın yüzdeli atmadığı bir maçı kazanmak için kapasitelerinin çok çok üstüne çıkmaları gerekirdi. Bu da normal olarak olmayınca, Wallace'sız Bobcats'e karşı bir mağlubiyet kaçınılmaz olmuş.

Takımı baltalayanlar:
Tim Duncan hiç alışık olmadığımız şekilde karşımıza çıkmış dün gece. Orlando'yla oynadıkları önemli maçta yalnıca bir isabet bulabilmiş 10 atışında.Yalnızca 5 sayı yollayabilmiş Orlanda potasına. Dediğim gibi pek alışık değiliz onu böyle görmeye. Bazen gerçekten unutuyorum onun da bir insan olduğunu. Ama onu savunan Gortat'nın da insan olmadığını ve 10'da 1 şut isabetinde büyük payı olduğunu unutmayalım.

Bizimkiler:
Hidayet, ilk karşılaşmalarında felaket bir yenilgi aldıkları Atlanta’ya karşı sezon ortalamalarına göre fena bir maç çıkarmamış; 12’de 5’le 16 sayı 5 ribaund 3 asist. Eh işte, hiç olmazsa şut performansıyla baltalamamış diyebiliriz. Son hücumda sürenin dolmasını beklemeyip içeriye hücum etmiş ve tartışmalı bir kararla iki serbest atış hakkı kazanmış. Benim gördüğüm açıdan top kaybıyla da sonuçlanabilirmiş pozisyon. İki sayı gerideyken kullandığı ilk serbest atışını sayıya çevirip ikincisini kaçırsa da top tekrar Toronto’ya geçmiş ve iyi bir maç geçirmeyen Chris Bosh, attığı basketle maçı takımına 105-106 kazandırmış.

Ersan yine formsuz maçlarından birini geçirmiş. 18 dakika görev aldığı Clippers deplasmanında 6'da 3 isabetle 6 sayı bulabilmiş genç oyuncumuz. Sadece 3 ribaund çekebilmiş bu süre içinde. Sene başındaki form durumu yakalayabilmesini dört gözle bekliyorum; ama işin kötü yanı aldığı süreler iyice daralmaya başladı. Milwaukee'de pabuç pahalı diyeceğim; ama çok da matah bir takım değil Ersan'ın takımı. Umarım bir an evvel düzelir de hak ettiği dakikaları alır Scott Skiles'tan.

Aşkım Baksana Bana, Aşkım


Link

Josh Smith bir mola sırasında Bibby'nin ilgisini / tepkisini çekmek için yoğun bir biçimde çabalıyor ve sonunda başarıyor. Nasıl gözüktüğü konusunda yorum yapmayacağım zaten ortada bir şaka döndüğü belli. Videonun sonunda Zaza'nın da benzer hareketi ve Bibby bakınca hemen elini kaçırması dikkat çekiyor.

17 Mart 2010 Çarşamba

17 Mart Programı

18 Mart Perşembe 01:00 (NBA TV) / Atlanta Hawks - Toronto Raptors
18 Mart Perşembe 01:00 / Oklahoma City Thunder - Charlotte Bobcats
18 Mart Perşembe 01:00 / Indiana Pacers - Cleveland Cavaliers
18 Mart Perşembe 01:00 / New Jersey Nets - Philadelphia 76'ers
18 Mart Perşembe 01:30 / New York Knicks - Boston Celtics
18 Mart Perşembe 02:00 / San Antonio Spurs - Orlando Magic
18 Mart Perşembe 02:30 / Chicago Bulls - Dallas Mavericks
18 Mart Perşembe 02:30 / Memphis Grizzlies - Houston Rockets
18 Mart Perşembe 03:00 / Minnesota Timberwolves - Utah Jazz
18 Mart Perşembe 04:30 / New Orleans Hornets - Golden State Warriors
18 Mart Perşembe 04:30 / Milwaukee Bucks - Los Angeles Clippers

Vakit yok maalesef. Ancak Thunder-Bobcats maçını tavsiye etmekteyim. Onun dışında Spurs-Magic için herhalde yazacak birşey yok. Yanılmıyorsam Spurs son 9 maçın 8'ini kazandı, Magic ise Bobcats'e kadar 8'de 8 gidiyordu ancak seri bozuldu. Bugün Spurs'ün 8-1'lik serisine rağmen, evinde oynayan Magic favori. Spurs'ün bana kendisini kanıtlaması için bu ay içerisinde oynayacakları büyük maçları (Magic, Lakers ve Mavs vardı yanılmıyorsam) kazanması, bunu başaramasa bile yenilgiyi kabullenmiş bir şekilde oynamaması ve iyi mücadele etmesi gerekiyor. Kısa sürelerle olsa bile rakipleri kilitlemeyi başarabiliyorlar ancak ben hala iyi ve istikrarlı savunma yaptıklarını düşünmüyorum.

Günün En İyileri - 8 ve 9 Mart (Wilson Chandler)


Link

İşte Günün En İyileri'ni yazmadığım için 1 haftadır içimde ukte olan pozisyon. Wilson Chandler'ın, NBA'in en atletik oyuncularından biri olan Josh Smith'i blokladığı ve son saniyede maçı kazandırdığı pozisyon. Muhteşem tek kelimeyle. Nets'de Harris ve CDR'ın sırayla Marcus Williams ve Gasol'e yaptıkları bloklar da güzel. Hornets'dan ise Thornton'ın basket faulü fena değil, ayrıca Warriors'a karşı da olsa Collison'ın crossover ile Curry'i bakkala gönderip maçı kazandırması çok güzel.


Link

Kobe'nin 2 kişi üzerinden attığı maçı kazandıran basket elbette benim de 1 numaram. Bu adam son 30 saniyeye girildiği zaman çıldırıyor. Bogut'un Davis'i ve Warrick'in Price'ı poster ettiği pozisyonlar güzel, özellikle de Warrick'inki çok güzel duruyor. Ne haddineyse Price'ın, Warrick gibi atletik bir uzunu bloklamak. Dwight Howard'ın fark 20'yken bütün sahayı geçip yaptığı asist eğlenceli. DeAndre Jordan'ın, Baron Davis'in kötü alley-oop pasını smaca dönüştürmesi etkileyici ve son olarak da Livingston'ı bu tarz asistler yaparken görmek çok sevindiriciydi. Umarım Wizards'dan sezon sonuna kadar bir kontrat kapar.

Tom Penn Kovuldu

Geçtiğimiz sene Timberwolves'un başına geçeceğine dair dedikodular çıkan ancak Blazers'da başkan yardımcılığına Kendisi Portland Trail Blazers genel menajeri Kevin Pritchard'ın sağ kolu olarak biliniyordu. Pritchard'ın ve dolayısıyla Portland'ın özellikle salary cap ile ilgili yaptığı hamlelerde Penn'in çok büyük katkısı olduğu söyleniliyor. Elbette bu kararları tam olarak kimin verdiğini bilemeyiz ama Penn Grizzlies'de çalışırken de, Pritchard'ın yanındayken de hep salary cap uzamanı olarak tanımlanıyordu. Yanılmıyosam kendisi avukat olduğundan ve ligdeki kurallara çok hakim olduğundan dolayı bu konularda epey başarılıydı. Neden kovulduğuna dair bir açıklama yapılmamış ancak kulübün sahibi Paul Allen'ın Penn'i istemediği yazılmış. Bir başka kaynağa göre de kulüp içinde çalıştığı kişilerle iyi anlaşamaması nedeniyle kovulmuş. Son çıkan kaynağa göre ise Timberwolves Penn'e hiçbir zaman genel menajerlik teklif etmemiş ve Penn sanki böyle bir teklif varmış gibi göstererek Blazers'dan terfi almayı başarmış. Bunun farkına varan Paul Allen da ilk fırsatta Penn'i kovmuş.

Eh Clippers da Dunleavy'i kovmuşken, Penn ile genel menajerlik konusunda görüşmeler başlamış bile. Gerçi Dunleavy gitmeden önce harika takaslar ile bir maksimum kontratlık boşluk açmayı başarmıştı salary cap'te. Şimdi Clippers'ın ihtiyacı olan Wade, Bosh veya hatta mümkünse LeBron'u ikna edip, tuttuğunu koparıp alacak bir GM. Benim Penn hakkında çok bir fikrim yok, sonuçta bir genel menajerin yardımcılığını yapan adamdan bahsediyoruz, biz hep kararları veren GM'leri görüyoruz ana sahnede. Ama onun hakkında her yerde methiyeler düzülüyordu bugüne kadar; geçtiğimiz sezon Timberwolves'a gideceği konuşulurken Blazers cephesi onun kalması için elinden geleni yapmıştı. Clippers'ı Dunleavy'nin bıraktığı yerden alıp bir üst seviyeye çıkarması sürpriz olmaz herhalde. Ama tabii şu son çıkan 'yalancı teklif' olayı doğruysa öyle bir adama nasıl genel menajerlik teslim edilir bilmiyorum. Neyse hele bir gitsin de tabii önce Clippers'a...

All-Star Forması Anket Sonucu

All-Star maçlarında giyilen formalarla ilgili fikrimi belirtip, bir anket açmıştım. Yaklaşık 1 ay oldu ve yukarıda görebileceğiniz üzere %51'e %49 gibi aşırı derecede yakın oranlar çıktı anketten. Ben All-Star'a özel formaların ezici üstünlük sağlayacağını düşünürken, takım formaları kılpayı geçmiş.

16 Mart'tan Notlar

Sıcak eller:
Phoenix Suns 56.1/48.4/93.1 şeklindeki yüzdelerle Timberwolves’a 152 sayı atmış ki bu sene çıkılan en yüksek değer bu. İlk beş oyuncularından hepsinin 30 dakikanın altında süre aldığı maçta benchten de iyi katkı gelince kendi çapında üçgen hücum oynamaya çalışıp skor üretme sıkıntısı çeken Minnesota’ya karşı çok rahat bir galibiyet almışlar. İlk beş oyuncularından en az sayı atan isim 8’de 3’le 12’de kalan Robin Lopez. Ayrıca kendisi Brewer’ın smacını durdurmaya çalışırken fena bir şekilde poseter olmuş. J-Rich 27 sayıyla maçın en skoreri olmuş. Onun dışında Stoudemire’ın 25, Amunson’un 20 sayısı var (13’te 10’la).


Link

Günün hayvan performansı:
LeBron 29-12-12 gibi bu ligde sadece o yaptığı zaman hayret edilmeyecek sayılarla bu sezondaki 4. triple-double’ını yaptı. Maçın son bölümünü izleyebildim, Detroit var gücüyle çabalasa da fark Cavaliers lehine 3 sayıyken, LeBron’un (alışık olduğumuz gibi) aslında basket sayılması gereken bloğu ve ardından iki hücumda 5 sayı atmasıyla fark açıldı 8’e yükseldi ve maç o noktadan sonra Cleveland’ın oldu. Ayrıca Mo Williams son çeyrekte üst üste önemli üçlükleriyle takımının galibiyetindeki en önemli isimdi. O da 11’de 6’yla 20 sayı attı Pistons potalarına.

Sacramento’ya karşı Kobe Gasol ve Bynum üçlüsü toplam 77 sayı atmış. En etkileyici olan Gasol’ün 14’te 12’yle 28 sayısı var ve 12 de ribaund çekmiş. Kobe ise ancak 26’da 10 şut atarak 30 sayıya ulaşabilmiş. Yanına 9 ribaund 7 asist eklemiş. Son olarak da Bynum’ın 14’te 9’la 21 sayısı ve 12 ribaundu var, üç oyuncudan da müthiş katkı almış Los Angeles ekibi. Sonuç olarak maç daha önce olduğu gibi çekişmeli geçse de Lakers 106-99 kazanmasını bilmiş.

Boşa kürek çekenler:
Aslında Detroit için buraya Ben Gordon hariç tüm isimler yazılabilir. Özellikle Hamilton son çeyrekte bir üçlüğü dışında çok sahneye çıkmasa da maçın Pistons adına oraya kadar gelmesinde büyük rol oynamış. 15’te 7 şut yüzdesiyle 24 sayısı 6 asisti var. Tayshaun Prince de savunmada doğal olarak LeBron’u pek durduramasa da maçın her alanına katkıda bulundu. Bir önceki maçta sırtından sakatlanan Prince, Cleveland karşısında 44 dakikada 15 sayı 7 ribaund 8 asist istatistikleriyle oynadı.

Dwyane Wade, San Antonio karşısında bir şeyler yapabilen tek oyuncu olmuş. 28 sayıya 26 şutla ulaşması ve 5 top kaybı olması pek güzel değil tabii ki ama Miami’de ondan sonra en fazla katkı sağlamış gibi gözüken oyuncu 10 sayı 12 ribaundla Udonis Haslem. Miami takım olarak özellikle 2. çeyreğin başında şut sokma konusunda epey zorlanmış. Popovich’e göre bu sezon gördüğü en iyi savunmayı yapmış Spurs. Gerçekleri ne kadar yansıtır bilmiyorum ama Spurs’ün boyalı alandan 42 sayı yediğini belirtmeliyim. Yani Miami’de her ne kadar Wade gibi delici bir oyuncu bulunsa da 76 sayının 42’sini yemeleri pota altında geçen senelere göre çok daha zayıf olduğunu bir daha gösteriyor bence. Maçın sonucu da 88-76 Spurs lehine bitmiş unutmadan.

Tyreke Evans Lakers’a karşı 25 sayı 11 ribaund 9 asistle mücadele ederek yine triple-double’ı kıl payı kaçırmış. Bu ay bir triple-double yapıp iki kere de hemen yanından geçti yıldız çaylak. 14 kere serbest atış kullanıp 10’unda başarılı olmuş. Eleştirilecek bir tarafı varsa o da 5’te 1 üçlüğü. Son günlerde biraz fazla üçlük deniyor gibi geldi, iyi bir üçlükçü olmamasına rağmen.

New Jersey’de Josh Boone 20 ribaundla kariyer rekoru kırmış Atlanta karşısında. 13 de sayısı var, Nets yenilmiş kendi sahasında tabii ki. Crawford’un coşup 25 attığı maçta bir diğer kariyer rekoru da Al Horford’ın 7 asistiymiş. All-Star pivot buna 15 sayı 11 ribaund ekleyerek triple-double’a en yakın maçını çıkarmış.

Chicago’nun Pargo-Acie Law-Flip Murray-Gibson-Miller ilk beşiyle çıktığı maçta farkın 15-20 falan olmasını beklerdiniz değil mi? Bir ara o civarlardaymış ama Bulls son çeyrekte geriden gelerek skoru 90-94’e kadar getirmeyi başarmış. Tabii bir yere kadar yetmiş arkalarına aldıkları rüzgar ve 97-104 kaybetmişler ama kayda değer bir çaba. Murray’nin 19’da 9’la attığı 25 sayısı var. Hakim Warrick de eski takımına karşı 22 sayı atmış ayrıca.

Günün X-faktörü:
Ayrıca kendisi maçta bambaşka iki farklı dönem geçirerek günün dengesizi ödülünün de sahibi. Zira son çeyreğe kadar sadece 4 sayıda kalıp iki kere potaya gittiği pozisyon haricindeki şutlarının hepsini kaçırmışken, son çeyrekte 13 sayı atıp takımını galibiyete taşıdı. Soktuğu zor bir şuttan sonra açılarak üçlüklerde 6’da 1 olmasına rağmen şut yüzdesini düzeltip 15’te 7’yle tamamladı maçı. Son kaçırdığı üçlüğü saymıyorum çünkü 8 saniye kala hücum süresi biterken 100 sayıya ulaşmak için orta sahaya yakın bir yerden salladı.
Maçtan biraz daha bahsetmek gerekirse, ilk yarının ufak bölümünü izlediğim maçta, Wizards daha agresif oynayarak liderliği elinde tutan taraftı. Denver da böyle maçlarda bazen yaptığı gibi çok önemsememiş olabilir. Ama Wizards’ın 9 şut üst üste kaçırdığı bir bölümde Denver bir kere öne geçtikten sonra üstünlüğü bir daha rakibe kaptırmayıp yavaş yavaş farkı açtı. Son çeyrekte kopan maç 87-97 Nuggets lehine sonuçlandı.

Takımı baltalayanlar:
Her ne kadar onun oyunu sonucu pek değiştirmeyecek olsa da Kevin Love 7’de 0’la oynayarak çok kötü bir maç geçirmiş. Geleceğinin çok parlak olduğunu düşünüyorum ama son birkaç gündür Minnesota ondan istediği katkıyı alamıyor. 10 maçlık yenilgi serisi de bu durumda tesadüf olmasa gerek.

Günün En İyileri - 6 ve 7 Mart (Gortat'nın Gururu)

Yine farkettim ki uzun zamandır (10 gün) yer vermiyorum. 2'şer 3'er şekilde vererek günümüzü yakalamayı düşünüyorum.


Link

Rose'un yaptığı çok özel bence. Önce defansı mini crossover ile yarıyor. Ardından Marion karşısına geliyor ve faule rağmen basketi buluyor. Devin Harris'in turnikesi ve Beasley'nin Wade'in geç gelen alley-oop pasını tamamlaması da güzel.


Link

McGee'nin bloğu ile Gortat'nın smacı arasında tercih yapmakta zorlandım. Pierce'ın buna benzer bir pozisyonda Bosh'u yerlere serdiğini hatırlıyoruz bu sezon. Ama McGee blok konusundaki yeteneğini göstermiş. Uzmanlığını demiyorum çünkü uzman olması için çok ekmek yemesi, her pozisyonda bloğa çıkmamayı öğrenmesi lazım. Gortat'nın ise Odom'un üzerinden, aşırı yükseğe çıkarak vurduğu smaç çok güzel. Zaten maçta canlı izlemiştim, bir anda maçtan aldığım zevk artmıştı pozisyonda. Gün içerisinde Gortat'nın itibarını biraz sarsmıştım, şimdi de biraz gururunu okşamış oldum.

Onun dışında Andre Miller'dan yılda 1 görebileceğimiz bir smaç vardı. Scola'nın da bir Uzun Post Hareketleri 101 dersi çok güzeldi.

16 Mart 2010 Salı

16 Mart Programı

17 Mart Çarşamba 01:00 / Charlotte Bobcats - Indiana Pacers
17 Mart Çarşamba 01:30 / San Antonio Spurs - Miami Heat
17 Mart Çarşamba 01:30 / Atlanta Hawks - New Jersey Nets
17 Mart Çarşamba 01:30 / Cleveland Cavaliers - Detroit Pistons
17 Mart Çarşamba 02:00 (NBA TV) / Chicago Bulls - Memphis Grizzlies
17 Mart Çarşamba 03:00 / Washington Wizards - Denver Nuggets
17 Mart Çarşamba 04:00 / Los Angeles Lakers - Sacramento Kings
17 Mart Çarşamba 04:00 / Minnesota Timberwolves - Phoenix Suns

Atlanta'da Joe Johnson yok, hücumun herşeyi o ama bir zahmet yensinler Nets'i deplasmanda da olsa JoJo'suz. Herşeye rağmen bu sezon bir takım PAF kadrosuyla bile çıksa, Nets'e yenilmenin ayıp olduğunu biliyor.

NBA TV'deki maçta Hinrich yok, Deng yok, Rose yok, Noah zaten yok, Bulls da yok. Memphis tek pota maç yapacakmış öyle duydum. Şaka bir yana Bulls için artık her maç çok kritik ama şu kadroyla Grizzlies'i yenmeleri büyük sürpriz olur. Grizzlies'in artık pek amacının olmaması ve Bulls için maçın çok kritik olması tek kritik nokta ama şu kadro farkıyla yeteceğini sanmıyorum...

Lakers 3 maçtır kazanıyor ama hala güven vermiyor, beklenilen seviyeye çıkamadılar. Karşılarındaki Kings'in de çok formda olduğunu söyleyemeyiz. Ama 2 ay kadar önce Evans yokken Lakers'ı inanılmaz zorlayan ve Kobe'nin son saniye üçlüğüyle yenilen Kings bir sürpriz yapabilir.

Uçan Dev Gortat


Link

Almanya'da oynadığı sıralarda smaç yarışmasına katılan hatta yanlış hatırlamıyorsam kazanan (bilen varsa düzeltsin) Gortat'dan akıllara kazınacak bir smaç denemesi. Hatta şöyle demek istiyorum: "Evet yarışmacımız Gortat yürüyor, Gortat hazırlanıyor ... Müükkemmel bir atlayış." Ne alaka diye soracak kişilere şu eski klasiği vereyim:


Link

15 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Gecenin sonucu en merak edilen maçının yıldızını son top belli etti. Carmelo son topu sokabilse, şu an onun 48 (45 artı kaçırdığı 3'lük) sayılık performansı yazacaktım burada; ama kazanan Rockets oldu, maçın kahramanını da haliyle Aaron Brooks. 11/17 isabet oranıyla 31 sayı, 9 asisti var Rocketsli oyun kurucunun. Maçın bitimine 2.9 saniye kala attığı basketle galibiyeti getirdi takımına. Karşılaşmanın zaten gecenin en çekişmeli maçı olacağı belliydi; ama ben yine de Rockets bir yolunu bulur ve “Önümüzdeki maçlara bakacağız artık” moduna girer ve maçı bırakır diye düşünüyordum. Buna sebebiyet vermeden, takımını sürekli oyunda tuttu Brooks. Mesela mormalde 31 sayı atan bir oyun kurucu, en az 20-25 şut kullanır, yüzdesi de düşük olur genelde; fakat genç yıldız şutunu doğru zamanlarda seçti maç boyunca, sadece skora yoğunlaşmadı takım arkadaşlarını da oynattı. Sanki Chauncey Billups, Rockets’da oynuyormuş gibi hissettim Brooks’u izlerken. Yanına da Kevin Martin’i alınca kendi hanelerine bir galibiyet daha yazdırdılar. Martin’in de hakkını yememek lazım. O da 9/16 ile 29 sayı, 3’ü hücum ribaundu olmak üzere toplam 7 ribaund ve 3 asist yazdırdı hanesine. Playoff yarışında yer alabilmek için ne yapıp, ne edip bu maçı almaları gerekiyordu ve kazandılar. Biraz da geç kaldılar bunun için; ama bakalım geri kalan maçlarda ne olur hiç belli olmaz.

David West, Chris Paul’un yokluğunda kaybolur gider diyordum; ama ben Collison’ı tahmin edememiştim. Collison yine yapacağını yaptı, 8/13 isabet oranıyla 18 sayı, 14 asist, 3 ribaund. West’le de süper anlaşıyor çaylak guard. Zaten All-Star oyuncunun da performansından belli oluyor bu her haliyle. O da dün gece 17’de 11’le 24 sayı, 5 ribaund ve 7 asistle oynadı.

Gasol takımını sırtlamış Warriors deplasmanında.10/13’le 26 sayı, 9 ribaund, 4 asist yazdırmış hanesine. Kobe' de skor anlamında 29 sayıyla takımına büyük destek olmuş; ama yaptığı 9 top kaybı ve asist, ribaund ortalamasının altında kalması onu "İyi mi, Kötü mü?" bölümüne yolladı ne yazık ki. Kobe'nin durumuna paralel olarak, maçın sonucunun Warriors’ın kullandığı son top sonucunda belli olması Lakers için fazlasıyla düşünülmesi gereken bir durum. Çünkü günlerdir söylüyorum Warriors’ın fazla maç kazanmakta gözü yok, onlar kafalarına göre takılıyorlar diye. Mesela dün de Monta Ellis, Stephen Curry’nin kaçan üçlüğünün ardından ribaund’u alıyor almasına da, Morrow üçlük dışında sol bölgede, Curry sağ bölgede bomboş beklerken, o, kendi atacağı bir galibiyet basketinin ardından gelecek kahramanlık hikayelerini hayal etmekle o kadar meşgul ki heralde, abuk subuk bir üçlük kullanmış. Kimse kusura bakmasın; ama o topu o şekilde kullanmak sadece ego tatminidir. Başka hiçbir açıklama kabul etmem ben maçın sonu olsa bile. İşte Lakers’ın düşünmesi gereken tablo bu. Çünkü bu takıma karşı çok zorlanarak bir maç kazamışlar.

Boşa Kürek Çekenler
Carmelo çıldırdı maç içinde, resmen kendinden geçti. 35 top kullandı ve18 isabet bulup, %51’lik yüzde yakaladı. Bu da yetmezmiş gibi 5’i hücum olmak üzere 10 ribaund çekti, 3 de asist yaptı. Yalnızca bir top kaybetmiş, topla hep haşır neşir olmasına rağmen. Bu istatistiklere rağmen kaçan galibiyete oturup içmiştir herhalde Melo. Belki Billups azıcık daha maça girebilseydi maçın sonucu çok daha farklı olabilirdi. Etkiliydi o da hakkını yemeyeyim; ama kendi vasat çizgisini birazcık aşsa galibiyeti direk koyabilirlerdi cebe.

Stephen Curry, 11/19 isabetle bulduğu 29 sayı, 9 asist, 5 ribaundluk performans son topu kaçırmasıyla güme gitmiş. Çok da etkili oynadığı bir maçta galibiyet ona büyük bir armağan olurdu; ama basketbol tek kişilik bir spor değil ne yazık ki. Hele bir de Warriors oyuncusu isen tek kişilik bir oyun için bile sana sıra gelmiyor haliyle Monta Ellis varken takımda. Kullanacak top kalmıyor durum o derece namüsait. Yazık olmuş yani o performansa. Ha bir de unutmadan Chris Hunter’ da yine güzel bir performans sunmuş. 22 sayı 7 ribaundla. O da belirttiğim nedenlerle yalan olmuş ne yazık ki.

Günün X-Faktörü
Tam x-faktörü sayılmaz ama Boston yedekleri bizi bugünlerde bol bol hayal kırıklığına uğratırlarken, dün 61 sayı üretmişler. İlk 5’in 58 attığı maçta. %62’lik yüzde de çok etkileyici haliyle bir gün önce %40’larla atmış bir takım için. Zaten fark ilk çeyreğin ortasından itibaren açılmaya başladığı için yedekler bol bol süre almış ve bunu iyi kullanmışlar. Bu nedenle tam olarak x-faktörü sayılmaz dedim paragrafın başında. Kısacası ezmişler Pistons’ı 119-83’ le.

Takımını Baltalayanlar
Monta Ellis, maçın sonucunda bence çok çok bencil bir şut tercihi ve 5/23’lük şut yüzdesi ile takım içindeki sorunu göz önüne serdi. Takımın tek skoreri olmaya çalışıyor Ellis; ama buna gerek yok zaten. Sorun bu adamın egosunda başlıyor yani. Her işi sen yapacaksan, takımda Morrow veya Curry ne iş yapar ki. Unutmadan 11 asisti de var; ama çok çok sönük kalıyor bu yüzdenin ardından. Zaten maç da 3 sayıyla gidince, sokacağı tek şutun öneminin ne kadar büyük olduğu anlaşılıyor. Biraz daha ciddiyet Ellis!

İyi mi, Kötü mü ?
Iguodala’ ya son maçlarda bir haller oldu, bir türlü temposunu yakalayamıyor. Dün gece de kötü bir maç çıkarmış. 22’de 5 isabetle 14 sayı (0/7 üçlük) bulabilmiş sadece; ama hepsine rağmen 17 ribaund toplayarak kariyer rekorunu kırmış. Ben de bu ribaund performası hatırına onu takımını baltalayanlara yazmak istemedim; fakat yine de eski Iggy’yi mumla arıyoruz son maçlarda.

Kobe 9/18 isabetle 29 sayı bulmuş. Buraya kadar iyi güzel de öncelikle maçtaki 4 asist ve 3 ribaund kendi ortalamasının altında; ama en feci istatistik top kayıplarında Kobe'nin. Bir maçta 9 top kaybı hiç ama hiç yakışmamış süper yıldıza. Arasıra kendisini gerçekten çok zorluyor ve bu artık skorerlikten çıkıp bencilliğe dönüşebiliyor. Böyle adamların egoları da büyük oluyor, oraya itirazım yok; ama bu da takım oyunu. Takım halinde kazanıp, takım halinde kaybediyorsun.Bu koşulda senin ismin takımın önüne çıkıyorsa, o zaman bu işte bir terslik var. Lakers şu an takım olmuşken, Kobe'nin bu kadar öne çıkmasına gerek yok. O zaten gereken herşeyi yapabilecek kapasite ve oyun bilgisine sahip ve çoğunlukla da gerekeni yapıyor. Sonuçta dünyanın en iyi basketbolcularından biri. Yalnızca egosunu ve maçı kazandırma hırsını biraz daha kontrol altına alması lazım bence. Ayrıca Kobe'nin yanında Bynum'ın da (19 sayı 14 ribaund 3 blok) 8 top kaybı yaptığını yazayım. 17 ediyor ikisinin toplamı, bir NBA takımının ortalama yaptığı top kaybı sayısının 13-14 olduğunu düşünürsek bu rakamın ne kadar abes olduğu ortaya çıkıyor...

Bizimkiler
Sadece Memo’nun sahne aldığı bir gece oldu dün gece. Utah Jazz, Energy Solutions Arena’da Wizards’la karşılaşırken 24 dakika süre alan Memo kullandığı 7 şutunda 6 isabet bularak 14 sayı üretti. Yanına da 6 ribaund, 3 blok ve 2 asist ekledi. İsabet yüzdesi gerçekten çok etkileyici. Maçın erken koptuğunu da göz önüne alırsak, Wizards karşısında iyi bir performans bile diyebiliriz.

Hedo Jerkoğlu ve Takım Seçimi

Pazartesileri son derece yoğun olduğum için kaçırmışım bu olayı. Celtics-Cavs ve Bobcats-Magic izledim ancak ertesi gün iş olduğu için haliyle geç saatteki Raptors-Blazers'ı seyredememiştim. Pazar gecesi Blazers ile Raptors arasında Portland'da oynanan maçta Hedo doğal olarak çok tepki çekmiş, sık sık yuhalalanmış. Nedeni de çoğunuzun hatırlayacağı gibi, Hedo'nun Blazers'a imza atmaya söz verdikten sonra bu kararından vazgeçip Toronto yolunu tutması. İnternette de yukarıdaki fotoğrafı paylaşmış bir kısım taraftar. Blazers tarafı gösterdiği tepkide haklı sayılır, çünkü NBA'de söz, senet olarak kabul ediliyor. Tarihte sözlü olarak anlaşıp 1-2 güne resmi sözleşme imzalayacağı açıklanan ve ardından başka takıma giden oyuncu sayısı bir hayli azdır. Örneğin Boozer'ın 2004 yazında yaptığı hareketten dolayı, Cavs taraftarı onu hala affetmiş değil. Bu nedenle Blazers taraftarının tepkisini de normal karşılıyorum. Ama işin ironik tarafı, Hidayet geçtiğimiz seneki performansından o kadar uzak ki (Calderon ve Raptors sisteminin yanısıra kendi form düşüklüğü nedeniyle) Blazers taraftarları belki de ona teşekkür etmeliler. Zaten bir taraftar bu yönde bir pankart hazırlamış: "Bayan Turkoglu, Andre için teşekkürler" şeklinde. Hatırlayacak olursak: Hedo'nun ufak çaplı satışından sonra Blazers Millsap'i almaya çalışmıştı ancak Utah onu takımda tutmuştu. Son olarak da Andre Miller'a yönelmişlerdi, Hedo'nun Toronto'yu tercih etme nedeni olarak da eşinin Toronto'yu sevdiği yazılıp çizilmişti.

Ama işin bilinmeyen detaylarını Oregonlive adlı site ortaya koymuş. Hedo maçtan sonra "Tanıtım sırasında yuhalanmayı bekliyordum ama bütün maç sürmesi..." demiş hafif bir gülümsemeyle. "Evet insanlar benim burada olmamı istiyordu, birilerinin kalbini kırdıysam özür dilerim. Eşimin Portland'ı sevmediği Toronto'yu tercih ettiği hakkında çıkan haberler ise doğru değil, hiç Toronto'ya gitmedi bile, pasaportuna/evraklarına bakabilirsiniz. Ben doğu kıyısında olmayı tercih ettim daha iyi uyum sağlayacağımı düşündüm ama şu ana kadar düşündüklerim gerçekleşmedi" şeklinde konuşmuş. Hatta yazılan haberde Hedo'nun eşinin hala Orlando'da yaşadığına değinilmiş ancak bu Hedo'nun ağzından yazılmamış. Doğruluğu tartışılır yani.

Eşinin ısrarı ve isteğiyle Toronto'yu tercih etmiş olsa daha bir anlayışla karşılardım ancak sadece para için Portland'dan vazgeçmesine çok da hoş bakmıyorum. Hayır, ben işin etik tarafını da geçtim, tamamen Hedo'nun kariyerindeki başarılar açısından bakarak söylüyorum bunu. Yanılmıyorsam Blazers ile Raptors arasında 4 veya 5 milyon dolarlık bir fark vardı. Bugüne kadar kazandığı ve kazanacağı 85 milyon dolarla yapamayıp, 90 ile yapabileceği ne var merak ediyorum gerçekten. Aradaki 4-5 milyonluk fark elbette inanılmaz büyük bir miktar ama kazandığı parayla kıyaslamak gerek bence. Daha iyi ve daha genç bir takımda oynayıp şampiyon olma ihtimali için bu paradan vazgeçebilir miydi? Daha önce de yazdığım gibi, ben onun Portland'ı seçmesini isterdim. Hatta şunu söyleyebilirim; onun yerinde ben olsam Portland'ı tercih ederdim herhalde.

Not: Başlıktaki 'Jerkoğlu' benim düşüncem değil, sadece resmi internette paylaşan Blazers taraftarının tepkisidir.

Geceyle Gündüz

Bildiğiniz gibi Michael Finley 10 gün kadar önce Boston Celtics'e gitmişti. Kendisine "Yeni takımınla Spurs arasında ne gibi farklar var?" diye sorulmuş. Finley'nin cevabı çok net olmuş: "Trash talking".

Spurs'deki bilgi aktarma, öğretmeye dayalı sisteme göre daha çok 'Çıkın oynayın' tarzını benimsemiş durumdaymış Celtics. Finley'e göre bu Celtics'in kadro yapısına uyan bir yöntemmiş.

Her takımın farklı bir sistemi olduğu doğru, elbette Spurs'deki tamamen profesyonelliğe ve doğru oyun sistemine dayalı yapı ile Celtics'in amiyane tabirle 'gaz' oyunu farklı olacaktır. Zaten Finley'nin açıklamaları da Celtics ile Spurs'ün ne kadar gece-gündüz gibi farklı olduklarını ortaya koyuyor. Hele trash talking konusunda Spurs ligin en centilmen takımlarından biriyken, açık ara en çok konuşan takımına gidince aradaki bu fark Finley'nin de direk dikkatini çekmiş.

15 Mart 2010 Pazartesi

15 Mart Programı

16 Mart Salı 01:00 / New York Knicks - Philadelphia 76'ers
16 Mart Salı 02:00 / Detroit Pistons - Boston Celtics
16 Mart Salı 02:30 / Denver Nuggets - Houston Rockets
16 Mart Salı 03:00 / Washington Wizards - Utah Jazz
16 Mart Salı 04:30 (NBA TV) / Los Angeles Lakers - Golden State Warriors
16 Mart Salı 04:30 / New Orleans Hornets - Los Angeles Clippers

Gecenin kağıt üzerinde en çekişmeli geçmeye aday maçları Nuggets-Rockets ve Hornets-Clippers. İkincisi de zaten playoff yarışı için herhangi bir önem teşkil etmiyor. Tabii Knicks-Philly maçı da var ama o ligin dibini ilgilendiriyor ancak. Knicks'i böyle bir maçta izlemenin tek sebebi Bill Walker ve Toney Douglas gibi genç yetenekleri görmek olabilir.

Rockets da evinde Nuggets'a zor anlar yaşatacak gibi duruyor ama sonunda Nuggets'ın kazanmasını bekliyorum. Kenyon Martin'in yokluğuna rağmen daha sert ve ciddi bir takımlar Rockets'a göre, tek sorun Nuggets'ın deplasman turnesinin son maçı olması, bu tip maçlar kimi zaman boşverilir. Scola "Artık son şansımız, kanımızın son damlasına kadar savaşıp playoff'lara girmeye çalışmalıyız" demiş ama o tren bana göre kaçtı bile. Bence Rockets'ın dış şutlarda yüzdeli isabet bulması lazım kazanacaksa.

Yerinde Durarak Sportmenlik Dışı Faul


Link

Cuma günü NBA TV'den canlı yayınlanan maçta bu hareketi yapan Brad Miller şöyle bir açıklama yapmış: "Hayatımda ilk defa yerimde dururken bana sportmenlik dışı faul çalındı." Ayıptır gerçekten ya. Bu nasıl bir yerinde durmaksa. İleri doğru kaydığı yetmiyormuş gibi Wade'in suratına da geçiriyor çok net olarak dirsek-kol karışımı darbeyi.

Ardından da Hinrich üst üste iki teknik faul alınarak atılıyor ve sinirlenip hakemin üzerine yürüyor ve ufaktan bir ittiriyor. Bu hareket Hinrich'in 1 maçlık ceza almasına sebep oldu. Yarın Grizzlies'e karşı oynamayacak Kirk. Ama ilginçtir Hinrich'i ben NBA kariyeri boyunca hiç böyle görmedim, elbette izlemediğim sürüyle maçı var ve bazılarında sinirlendiği olmuştur ama böyle delirip oyundan atılması ve hakemin üzerine yürümesi gerçekten şaşırtıcı.

Faul konusuna gelince, internette şöyle bir bakındım çoğunluk "Bunun nesi sportmenlik dışı faul" diye görüş belirtmiş. Ancak Miller ileri doğru hareket etmekle kalmıyor bir de kolunu öne uzatarak Wade'in suratına dirseği vuruyor ve bunun cezası bence kesinlikle kasti faul olmalı. Hatta burada Miller'ın hareketi bilerek Wade'i yaralamak için yaptığı bile iddia edilebilir. Miller'ın geçmişine baktığımızda bu tarz şeyler yapabilecek kapasitede olduğunu biliyoruz. Atılsa bile şaşırmazdım ben açıkçası (tamam biraz abartı kattım).

14 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
NTV Spor’un yayına geç girdiği maçta, LeBron James 30 sayı 8 ribaund 7 asist 2 top çalma 3 blokla oynadı. Maçın başlarında kendisini hiç zorlamadı, topla çok oynayıp aşırı zor bir şutu soktuğu pozisyon dışında takımı oynatmaya baktı. Anladığım kadarıyla “sizi LeBron’suz da yeneriz” mesajı vermeye çalışıyorlardı ama LeBron pek devreye girmese de oyunu çok iyi yönetti. Pierce’in felaket ilk yarısı ve Varejao’nun ekstra skor katkısıyla Cavs çok rahat bir maç oynasa da fark fazla kapanmadı. Tabii Cleveland oyuncuları bundan çok rahatsız değillerdi çünkü ikinci yarıda neler yapabildiklerini gördük. Celtics oyuncuları da sakin bir oyun geçirseler de farkı kapatmak için yırtındılar. Bir ara farkı eşitlemeyi başarsalar da Cleveland iki dakikalık baskın oyunla maçı eski konumuna getirdi. Celtics’e sempati duysam da taraftar veya oyuncu olsam son derece moralim bozulurdu, tüm şu son günlerde olanlar yetmiyormuş gibi. Neyse, LeBron ilk yarısında sadece 4 şut kullandığı maçın ikinci yarısında bol bol potaya gitti. Celtics’te onu durduran hiç kimse çıkmadı. Ayrıca kendisi maçta 16 kez serbest atış kullandı (fazla emin değilim ama hepsi ikinci yarıda gelmiş bile olabilir) ve ne olduğunu anlayamadan 30 sayıya ulaştı. Bu arada Cleveland’ın 48 serbest atışı bulunuyor. Maçı da rahatlıkla 93-104 kazandılar.

Wade’in takımının galibiyetinde şovun başrolü Wade’miş doğal olarak, toplamda 25’te 14 şut isabeti bularak 38 sayıya ulaşmış. 11 kere serbest atış kullandığı çizgiden 9 sayı bulmuş. 5 ribaund 5 top çalma yapsa da alışık olmadığımız şekilde sadece 2 asisti var. Ancak top kaybı sayısının da yalnızca bir olması oldukça ilginç ve etkileyici. Sixers’ın en skorer oyuncusu bu sene fazla süre almayan Kapono olmuş ve Miami maçı 91-104 kazanmış.

Gerald Wallace’ın sakatlığı yüzünden oynayamadığı maçta sahneye Stephen Jackson çıktı şutlarının yarısını sokup takımını 28 sayıyla adeta sırtında taşıdı. Maçın son çeyreğine Orlando bir sayılık farkla üstün girse de ilk 4 dakikalık süreçte 4 tane hücum faulü yaptılar ve maçın Bobcats lehine dönmesindeki en büyük sebeplerden biriydi bu. Gerçi bunlardan iki tanesi maçın Amway Arena’da olduğu düşünülürse biraz ucuzdu ama çaylak Henderson’ın da savunmadaki katkısını gözden gelmeyelim. Bu hücum faullerinden ikisini o yaptırdı çünkü. Sonuç olarak gecenin galibi 96-89’luk skorla Bobcats oldu ve Magic’e süpürülmekten kurtuldular.

Çaylak Evans, Minnesota Timberwolves’a karşı tüm oyunu domine ederek triple double’ın kıyısından dönmüş. 29 sayısı 11 asisti 9 ribaundu var, kariyerinin ilk triple double’ını birkaç gün önce gerçekleştirmişti yıldız adayı oyuncu, bu sefer tek ribaundla kaçırmış. Wolves’da Al Jefferson’ın mücadelesi yeterli olmayınca karşılaşmanın galibi 100-114 skorla Kings olmuş.

Kevin Durant yine yapacağını yapmış, bu önemli maçta 17 şutundan 10’unda isabet bularak 35 sayıya imza atmış. Westbrook’un da 11 asist 30 sayılık ciddi bir katkısı bulunuyor, Utah durdurması gerektiği iki oyuncuya da çözüm üretememiş yani. Bu galibiyetle OKC, Utah’ın sadece bir maç gerisinde.

Takas dedikodularına son nokta koyulduğundan beri oldukça formda olan Stoudemire, iyi oyununu bu gece Hornets karşısında 36 sayı 11 ribaundla oynayarak devam ettirmiş. Faulle durdurulduğu pozisyonlarda da 14’te 14 atarak rakibi pişman etmiş, Nash’in 1000. kariyer maçında Phoenix evinde 106-120 kazanmış.

Boşa kürek çekenler:
Dwight Howard, besledikleri oranla müthiş skor üreterek maça Magic adına damgasını koydu. 14’te 12’yle attı ve 27 sayıya ulaştı. Yanında 16 ribaundu ve 2 bloğu var. Bobcats pota altı zayıf gözükse de rakip uzunları iyi savunuyorlar o yüzden bu performansa başarılı diyebiliriz. Tabii eksikleri de var; mesela 4 top kaybının 3 tanesi hücum faulleriyle geldi, bir tane de teknik faul aldı. Serbest atışlardan da sadece 10’da 3 isabet buldu bu arada.
Vince Carter da harika bir ilk çeyrek geçirdikten sonra fazla sahalarda gözükmedi. Bazı kritik yerlerde coşarken bazılarında ortadan kayboluyor Carter. Orlando’da skora katkı yapan bir diğer isim olan Pietrus’un da 13’te 7’yle 20 sayısı var.

Utah’ta Deron Williams ve beklenmedik şekilde Wesley Matthews takımları için olabildiğince çabalamışlar ama karşılarındaki ikili daha iyi çıkınca galibiyet yüzü görememişler Oklahoma City’de. Williams’ın 27 sayı 14 asisti, Matthews’in 11’de 9’la kariyer rekoru olan 29 sayısı var.

Günün X-faktörü:
Son zamanların Dallas’la birlikte en formda takımlarından Bucks’ın Pacers galibiyetinde en büyük pay sahibi, kimi NBA oyuncularının neredeyse babası yaşındaki Jerry Stackhouse olmuş. Kendisinin 5 top kaybını göz ardı edersek, 13’te 7’yle 20 sayısı bulunuyor ve takımının en skoreri.

Takımı baltalayanlar:
Celtics yedeklerinin hiç birinden kayda değer bir katkı gelmedi ama Rasheed’in yeri hep ayrı. Artık Celtics’e sahada öyle dolanıp arada üçlük kullanmaması gerektiğini o hala anlayamadıysa biri başka yöntemlerle anlatsın. Bu maçta öyle fazla üçlük atmadı ama savunmada hiç umurunda değildi yine. Özellikle ilk yarıdaki bir pozisyonda Lebron topu kendi yarı sahasından Varejao’ya fırlattığında Rasheed oralı bile değildi. Tamam, Celtics playoffları farklı oynar deniliyor ama orada da pek fazla şey beklenmesin bence.

Tyrus Thomas, Bobcats’in aradığı uzun atletizmini çok iyi karşılasa da arada hücumda aptalca işler yapıyor. Bu maçta da biraz öyleydi, bir ara sadece dış şutlar kullandı bu alanda yeterince iyi olmasa da. Saçma sapan paslarla yaptığı 1-2 top kaybı da bulunuyor.
Tabii balta dedik mi okkalısı rakip takım Magic’te indi asıl. Nelson iyi bir maç çıkarması gerekirken ortalarda gözükmedi. Özellikle 2. ve 3. çeyreklerde hiç ama hiç yoktu; son çeyrekte kritik bir bomboş bir de zorlama şut attı ama ikisinde de isabet bulamadı. Maçı 10’da 2 şut isabetiyle kapadı. Ayrıca Lewis de Magic’te yokları oynayan diğer isimdi, kendisine çok top gelmese de 7’de 1’le oynadı sadece. Dipten soktuğu bir üçlük dışında yaptığı yararlı iş yoktu onun da.

Bizimkiler:
Hidayet genele göre daha iyi maç çıkarsa da benim izlediğim bölümlerde savunmada ve hücumda çok zorlandığını söylemeliyim. Ayrıca topu eline alışında tribünlerden büyük tepki geldi, bunun Hidayet’i sarsacağını sanmıyordum ki benim izlediğim bölümlerde etkilenmişe benzemedi. Maça üç üçlük denemesiyle başladı, ilk ikisinde isabet buldu. Ayrıca top almakta ve topla oynamakta zorlanıyordu çünkü çoğunlukla Batum’un sıkı savunması altındaydı. Savunmada ara ara Roy’la eşleşince doğal olarak durdurmakta zorlandı. Bir iki kere adamını kaçırarak da Fernandez ve Batum’a boş şut şansı yarattığını gördüm izlediğim bölümde. İstatistiklerini hemen yazalım; 7’de 5’le (4/5 üçlük) 14 sayı 5 ribaund 2 asist 5 faul 4 top kaybı.
Portland’ın da savunmada pek iyi olduğunu söyleyemem, özellikle maçın başlarında şut bozma konusunda çok az çabaladılar. Benim izlediğim bölümlerde maçı 10 sayı civarı farkla Portland önde götürüyordu ama Toronto son çeyrekte yakaladığı seriyle farkı ikiye kadar indirmeyi başarsa da Portland yine üstün olduğu rakibine yenilmemiş, maçı 98-109 kazanan ekip olmuş. Batum’un 9’da 7’yle 22 sayısı, Aldridge’in 22 sayı 12 ribaundu ve Roy’un 20 sayısı bulunuyor.

Ersan 10’da 3’le 7 sayıda kalarak iyi bir şut performansı verememiş, 25 dakikada sadece 2 ribaundu var. Ayrıca maçın kritik bir anında kendisine hücum faulü düdüğü çıkmış. Granger son saniyelerdeki şutunda başarılı olamayınca maç 94-98 Bucks üstünlüğüyle sona ermiş.

Bobcats Eksiğini Kapadı

Takasın son günü Bobcats'in yaptığı Murray-Tyrus Thomas hamlesinden sonra takımın guard rotasyonunun daraldığına ve bir guard almaları gerektiğini, o guard'ın da Hughes olmayacağını açıklamalarına çok şaşırdığımı yazmıştım. Aradan geçen birkaç günde Bobcats takımı fikir değiştirdi ve Hughes'u kadrosuna kattı.

Larry Brown, Murray'in yokluğunda, sezon boyunca pek süre vermediği Henderson'a daha çok dakika vermeye başlamıştı. Hatta dünkü Magic maçında, son çeyrekte fark 1 iken iki tane hücum faul yaptırarak Bobcats'in galibiyete gitmesinde etken oldu. Ancak sonuçta bir çaylak olduğunu hatırlamalıyız, her maç ona güvenerek 15 dakika vermek kolay değil. İşte bu yüzden Larry Hughes'u aldılar.

Esasında Bobcats'in aradığı 'dış skor opsiyonu' olarak Larry Hughes bir hayli zayıf diyebilirim. Nitekim ben bile daha iyi şut atıyor olabilirim Hughes'dan. Kariyeri boyunca kötü bir şutör oldu. Hücumun başka yönlerinde ise hala yeterince delici olduğunu Knicks günlerinde bize göstermişti. Ayrıca iyi bir savunmacı olduğunu, çabuk ayaklara ve ellere sahip olduğunu söylemem gerek. Bobcats sisteminde, defansta sırıtmayacak, çabuk guard'ların önünde kalabilecek bir isim Hughes. Ayrıca fotoğraftan görebileceğiniz gibi, geçmişte Larry Brown ile çalışmışlığı da var. Yani kısacası Cavs'in LeBron'un yanına şampiyonluğa taşıyacak isim olarak Hughes'u alması ne kadar yanlışsa, Bobcats'in şu durumda Hughes'u kadrosuna katması o kadar doğru bir karardı. Tepedeki takımlara playoff'un ilk turunda sıkıntı yaşatacağa benziyor Bobcats.

Basketbol vs Sharapova

Vujacic'in hangisini tercih ettiğini gerek fotoğraflardan gerek bu sezon gösterdiği performanstan anlayabiliyoruz. Resimler Passing Shot'tan.