Biliyorum pek yazamadım birkaç gündür. Ama maç kaçırmamak (galiba sadece 3 maç izleyemedim toplam playofflar'da) üstüne gün içindeki diğer işleri halledip bir de yazı yazmak pek zor oluyor... Neyse dönelim serimize.
Seri Memphis'e giderken, Grizzlies maç çaldığı için avantajlı gözüküyor. Ancak şöyle bir istatistiğe sahip Spurs. Son 3 şampiyonluğunda da evinde ilk maçı kaybettikten sonra açıldılar ve kupaya yürüdüler... Tamam yani bu sezon da şampiyon olacaklar kesin. Ama önce şu Grizzlies'i bir sağ sağlim geçmeleri lazım. Popovich ilk maçta kardeş Gasol'e teslim olunca, bu sefer savunmada herkesi boyalı alana doluşturdu. Dış şutları risk ettiler yani. Grizzlies NBA'in en kötü üçlük atan takımlarından biri olduğu için bu taktik tuttu ve muhtemelen de serinin geri kalanında etkili olacaklar bu şekilde. Ama Grizzlies en az 1 maç daha alacaktır diye düşünüyorum, çünkü içeride şaka gibi bir fiziksel avantajları var. Randolph ile Gasol ile eşleşebilecek sadece Duncan var. Hani mesela Lakers'a karşı da çok kısa kalıyorlar ama Blair, McDyess itiş kakıştan kaçınmayıp sertlik uyguladıkları zaman biraz başa çıkabiliyorlar. Gasol ile Randolph öyle değiller ki, yılmıyorlar. Hatta tam tersi yıldırıyorlar rakibi. İlk maçta Manu yokken Parker'ın şutlarını bozmayı başarmıştı Grizzlies ama Manu'nun parkede olması bile yetiyor Spurs için. Herkese yeni penetre yolları, boşluklar açılıyor. En önemlisi iki yerine üç tane skor opsiyonu oluyor oyunda.
Spurs 4-2 veya 4-3 alacakmış gibi duruyor seriyi hala, tabii Grizzlies kendini aşıp birkaç maç çılgınlar gibi üçlük sokmazsa...
Grizzlies Lakers'tan kaçmaya çalıştığında kimbilir ne kadar hüzünlenmiştir Spurs taraftarları önlenemez son karşısında. E, kolay değil, bir tarafta West'i kaybettikten sonra playoff potasında kalmaya çalışan Hornets dururken, kısmetinize sezon boyunca güçlü ekiplere kök söktüren, potansiyeli Hornets'la kıyas dahi kabul edilemeyecek Grizzlies'ın düşmesini kabullenmek. Bu açıdan son yılların en bahtsız konferans birincilerinden biri oldu Spurs. Yazıya bu kadar karamsar bir giriş yapmazdım aslında ama ah o Spurs'ün sezon sonu performansı yok mu!.. Nasılsa lig liderliğini garantiledik diye vites düşürdükten sonra zor fikstürün de etkisiyle geri toparlanamadılar. İlk başlarda çok da sorun gibi görünmüyordu bu durum belki ama daha sonra kazanmak isteyerek çıktıkları ve hüsranla ayrıldıkları maçlar da olunca anlaşıldı esas durum, Spurs en azından bu süreçte sezon başındaki fırtına gibi esen Spurs değildi... Öte taraftan Gay'in sakatlığıyla birlikte çoğu kesim tarafından playoff şansı oldukça az görülmeye başlanan Grizzlies harika bir direniş ve ekip ruhu göstererek rahat bir şekilde yer buldu kendine bu çerçevede.
Temelinin çok sağlam olduğuna dair kendimi bile ikna edemediğim bir fikrim mevcut bu seriyle alakalı. Aslında fikirden çok önyargı belki de... Açıklayayım: "Konferans finalleri, şampiyonluklar görmüş ve dahası geçtiğimiz sene süprülmüş bir Spurs, henüz playofflarda bir tur geçme başarısı gösterememiş Grizzlies'e elenmez." İster Manu olmasın, ister Parker, isterse Duncan, bu fikrim değişmezdi. Çünkü ortada önemli bir tecrübe avantajı söz konusu. Gelgelelim Spurs elenmesine elenmez ama geçebileceği en zor şekilde geçer bana kalırsa bu turu. Grizzlies öyle bir yıpratır ki Spurs'ü sonraki turlara mecal kalmaz yorgun dizlerinde.
Spurs'e sene başında hızlı tempoya yöneldiler, artık daha göze hoş gelen basket oynuyorlar, Popovich ne büyük üstadsın sen gibisinden övgüler yağdırıyorduk ama maçlarını biraz daha dikkatli analiz etme fırsatımız olduğunda gördük ki hızlı tempoyla sınırlı değilmiş işin sırrı. Popovich oyuncularını sistemine öyle bir uydurmuş ki, hepsinden kapasitesinin sonuna kadar yararlanıyormuş meğer. İşin hücum yönünde; eldeki delici bir guard ile ne kadar etkili olunur bunu öğretti bize koç. Nasıl bu kadar etkili oluyor peki Spurs, tek kelime ile açıklamak gerekirse: "Spacing". Sahaya harika yayılan, ne zaman nerede durması gerektiğini ezberlemiş dört oyuncu, bir de Parker. Tesadüf eseri değil yani Neal'in, Jefferson'ın, Bonner'ın böyle yüzdeli şut atması.
Dizleri artık bitik olmasına rağmen hala Duncan üzerine kurulmuş bir savunma mevcut Spurs'te. Manu'nun ayaklar da savunmada epey yavaşladı, bunun yanı sıra Parker'ın senelerdir yaşadığı size sorunu devam ediyor haliyle. Yani işin savunma kısmı hücum kadar olumlu değil. Ama nedir, senelerdir birbirine alışmış oyuncular topluluğu mevcut, basketbol ahlakı ve çalışma seviyesi üst düzey oldukları için de birbirinin açığını kapatabiliyorlar. Blair mesela bu doğrultuda çok önemli bir silah Spurs adına. İnanılmaz bir rotasyon anlayışıyla tüm gedikleri kapatabiliyor. Kaldı ki rakibin Spurs savunmasını zorlayacak hücum gücü var mı acaba?..
Grizzlies ligin son döneminde en saygı ve sempati duyduğum ekiplerinden biri. Verdikleri playoff savaşını takdir etmemek mümkün değil. Takım oyununu mükemmele yakın oynuyorlar, sistemlerinin dışına pek çıkmadan ve oyun disiplinine sadık kalarak. Ancak Spurs'ü, nispeten zayıf karnı diyebileceğimiz savunma tarafından vurabilecek hücum silahları var mı Grizzlies cephesinde? Bence var, ama bu silahları ne kadar kullanabildikleri, serinin gidişatını etkileyecek gibi. İlk beş başlayan Allen ve Young hücum yetenekleri çok sınırlı ve tek düze iki isim. Conley penetre eder şut atar ama playofflarda ne derece ön plana çıkabilir emin olamıyorum. Gasol deseniz maç başına 7-8 şut belki dener, belki denemez. İşte bu noktada şahsi kanaatim, Randolph'un hücumda yalnız kalmaması adına, Mayo'nun kesinlikle normal sezondakinden daha fazla süre bulması lazım. Bir Young ve Allen değil belki ama savunma kısmında da öyle önemli aksaklıklara sebebiyet verebilecek biri değildir. Bununla birlikte uzunlara gelen ikili sıkıştırmalarda ceza şutlarını kesebilecek Battier'in de ne kadar kullanılacağı önemli bir belirleyici olacaktır Spurs'e kafa tutabilmeleri için.
Savunmasını zaten beğenirim Grizzlies'in. Rakipte kendi pozisyonunu yaratabilen ender oyunculardan olan Manu'nun hücum verimini asgariye çekebilecek oyuncuları mevcut. Ama serinin kaderini çizeceğini düşündüğüm Parker'ın penetrelerine muhakkak bir çözüm üretmeleri gerekiyor. Çünkü Spurs hücumları tamamen o penetrelerden geçiyor. Bu sorunu bertaraf edebilirse Grizzlies, ben serinin Spurs lehine en iyi ihtimalle 6 maçta biteceğini düşünüyorum. İlle bir tahmin yapmam gerekiyorsa da, 4-3 Spurs diyorum.
Batı'nın en büyük iki final adayı Spurs ile Lakers, sezonun son günlerinde biraz şanssızlardı. Birkaç gün önce Bynum dizinden sakatlanmış ve Lakers'da yürekler ağıza gelmişti ancak çekilen MR sonrası Bynum'ın ilk playoff maçına yetişeceği açıklandı. Yine de Phil Jackson, Bynum'ı 1 maçlık da olsa dinlendirebileceğini söyledi. Hoş tabii Bynum ilk turda hiç oynayamayacak durumda olsa bile Hornets ile eşleşen Lakers'ın o turu kaybetme olasılığı %2-3'ten yukarı çıkmazdı herhalde. O açıdan Lakers'ın korkacak bir şeyi kalmadı.
Ancak bu sabaha karşı sağ dirseği esneyen Ginobili, Spurs'ün kaderini etkileyebilir. Her ne kadar röntgende bir kırık veya çatlak çıkmasa da ve Parker ile Duncan ciddi bir durum olmadığını söyleseler de henüz MR çekilmedi. Ginobili'nin muhtemel kaçıracağı 1-2 maç, Grizzlies'in Spurs'e diş geçirebilmesi için yeterli olabilir. Ha, ama Manu serinin çoğunu veya bütününü kaçırmadıkça Grizzlies'in de tur atlayabileceğini sanmıyorum. Hem Manu'nun solak olduğunu unutmayalım, sakatlanan dirseği ise sağ. Yani çok ciddi bir sakatlık yoksa, Manu ufak tefek ağrılarla da olsa oyunu çok etkilenmeden forma giyebilir.
Son 5 maçını kaybeden Spurs, artık bu seriye bir son vermek için çıktı Houston deplasmanına. Ancak bunu başaramayarak üst üste 6. yenilgisini aldı. Maçın sonunda ise bir olay dikkat çekiciydi. Takımının faul yapmasını isteyen Popovich, Houston Rockets seyircisinin çıkardığı gürültü dolayısıyla, oyuncularına bir türlü duyuramadı sesini. Artık nasıl bir ses çıkıyorsa salonda, 5 metre ötedeki adam duymuyor Popovich kendini yırtarken. Şaşkınlıkla izledim bu saniyeleri. Hayır tamam olabilir, George Hill falan sahanın öteki tarafında, duymuyorlar ama Ginobili ile Bonner da mı duymuyor yahu? İnsan bir takım arkadaşlarını uyarır değil mi faul yapın faul diye. İşin kötüsü Tim Duncan duyup da faul yaptığı zaman 4 saniye vardı sadece şut saatinde. Yahu o zamana kadar beklemişsiniz, bırak belki adamlar 4 saniyede bir şey üretemeyecek ve top sana geçecek. Üç buçuk saniye de bir üçlük bulmak için son derece yeterli bir süre. Ama 7 saniye içinde 5 sayı farkı kapatmak imkansız... Gidip burada da en kötü seçimi uyguluyor Spurs. Yani, ya 20 saniye içinde 5 sayı farkı veya 3.5 saniyede 3 sayı farkı kapatmak gibi opsiyonları varken, gidip en kötü seçimi uygulamış oldu Spurs takımı. Haliyle maçı da kaybettiler. Popovich'in ne kadar sinirlendiğini söylememe bile gerek yok herhalde. Taktik tahtasını hırsla savurduğuna şahit oluyoruz, asistanları sakatlanmadıkları için şanslılar.
Bu arada niye Spurs hücumunun başından aldım videoyu? Çünkü bu üçlük Parker'ın maçta kaçırdığı üçüncü üçlüktü. Hepsi de böyle dip çizgiden geldi ancak Parker bunların ikisinde çemberi bile bulamayarak airball atmıştı. Maçın en kritik hücumunu böyle kullanmak da yakışmadı San Antonio'ya. Halbuki sağına verse ondan çok daha iyi bir Hill'in üçlüğü değerlendirmesi çok daha büyük bir ihtimal.
İşte böyle yenildi Spurs ardı ardında altıncı kere. Büyük şanssızlıklar lazımdı Lakers ve Bulls'un onları yakalamaları için, Duncan'ın sakatlığı zor bir fikstür sırasında gerçekleşince üst üste 4 yenilgi aldılar, ardından tam kadro ile gelen Celtics mağlubiyeti ile moraller bozuldu. Şimdi de Texas derbisi gitti. Phoenix, Atlanta, Sacramento ve Utah'a karşı 4'te 4 yapmaları şart oldu NBA 1.'liği için. Popovich şu maçtan sonraki gazıyla 2-3 oyuncuyu dövse soyunma odasında, akılları başlarına gelir herhalde. Sonra da zaten Lakers ile final maçına çıkacaklar...
Normal sezonda sona yaklaştığımız bu günlerde tepedeki bazı takımlar vidaları sıkıştırırken bazı takımlar gevşetmeye başladı. Spurs son 5 maçını kaybederken takipteki Lakers son haftalardaki inanılmaz formunu sürdürerek aradaki farkı 2.5 galibiyete kadar indirdi. Bu bakımdan 10 gün sonra iki takım arasında Staples Center'da oynanacak maçın batı zirvesi için büyük önem taşıdığını belirteyim.
Spurs'ün bu yenilgi serisinde Duncan'ın sakatlığının -1'er maç kaçıran Manu ve Parker'ı da unutmayalım- yanısıra çok zor fikstürün de payı olduğunu düşünüyorum ve içinde bulundukları durumu da bir çöküş değil de vites düşürme olarak görüyorum. Popovich konuyla alakalı yaptığı açıklamada bu durumun birçok sezonun sonunda olabileceğini ve yenilgileri normal karşıladığını belirtmiş.
Batıda playoff yapacak takımlar artık belli oldu diyebiliriz. Rockets'ın beklentileri aşmış olmasına rağmen Grizzlies'i yakalama şansının fazla olduğunu düşünmüyorum. Bu durumda Spurs'ün olası ilk tur rakipleri Hornets, Trail Blazers ve büyük ihtimalle eşleşecekleri Grizzlies. İlginç bir not: Spurs normal sezonda bu 3 takıma da üstünlük sağlayamamış. Trail Blazers'a karşı oynadığı mücadelelerin 3'ünü kaybedip 1'ini kazanırken diğer 2 takımla oynadığı karşılaşmalarda 2-2'lik eşitlik var.
Bence batıda playoff yapacak takımlar arasında güç dengesi ve performansları bakımından fazla fark yok. Şu anki form durumlarıyla Lakers'ı bir kenara bırakırsak ilk tur eşleşmelerinde underdogları, favori takımları eleyebilecek güce sahip olarak görüyorum. Tabii tecrübe olarak Spurs saydığımız takımlara çok ağır basıyor bunun yanında çok değil daha birkaç ay evvel nasıl yenilmez bir armada olabileceklerini ve potansiyellerinin ne kadar yukarda olduğunu gösterdiler. Onları avantajlı kılan bir diğer faktör de gerek bench katkısı gerekse sakatlıklar sebebiyle playofflara dinlenerek girebilecek olmaları. Diğer takımlarda bu durum söz konusu değil çünkü sürekli olarak önce potada kalma ardından da yer kapma mücadelesi vererek geçirdiler sezonu. Fakat ben işin psikolojik boyutunun da kenara itilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir tarafta Spurs, artık kaybetmeye alışan ve ritmi bozulan bir takım kimliğindeyken diğer yanda olası rakiplerinin neredeyse tamamı rüzgarı arkasına alarak geliyor.
Dün geceki Warriors maçında, Parker ile bir ikili oyun oynayan ve sonrasında topu çemberin içine bırakan Duncan, Udoh'nun ayağının üstüne inince, sol bileğini burktu. Bütün Spurs taraftarlarının yüreği ağızlarına geldi. Zira Duncan kendini biraz geri çekmiş olsa da bu sezon, playofflar'da en az Parker ve Ginobili kadar sorumluluk alacak hücumda. Bunun herkes farkında. Neyes ki henüz sakatlığın üstünden 5 dakika geçmişti ki, yorumcu Sean Elliot sağlık ekibiyle konuşup, Duncan'ın 2 hafta oynamayacağını söyledi yayında. Teşhis için fazlasıyla erkendi ama bugün çıkan haberler de bunu destekler nitelikte. Röntgenlerde bir şey çıkmadığı ve Duncan'ın belirsiz bir süre parkelerden uzak kalacağı söyleniyor.
Eğer Duncan, playofflar'a 1 hafta kala %100 sağlıklı bir şekilde dönemeyecekse, büyük şanssızlık Spurs açısından. Çünkü bileğinden dolayı koşamayacak 2 hafta boyunca ve kondüsyonu düşecek. Bu da tam playofflar öncesi istemeyeceğiniz bir şey. Tabii ki playofflar'a kadar sarkan daha kötü bir sakatlıktansa, bunu tercih edecektir Popovich ama yine de zamanlama açısından kötü oldu. Sezon boyunca sıkıntı çeken Splitter'a da kendini göstermesi için şans doğdu. Dün Warriors'a karşı 14 ribaund aldıysa da, adı üstünde Warriors idi rakip. Önümüzdeki iki hafta boyunca gösterecekleri, Popovich'in onu playofflar'da ne kadar dakika vereceğini belirleyecek.
Futbol maçlarında hakemler boşuna futbolculardan farklı renk giymek zorunda değiller. NBA'de de bunun gerekli olduğunu görüyoruz. Hayır bir de görüş açıları daha iyi olsun diye resmen oyuncuların duracakları yerlerde duruyorlar mecburen. Bu tür top kayıplarını görüyoruz bol bol. Stern efendi bu işe bir çözüm getir...
Yılın koçu adayları arasında favori gösterilen Popovich, bu sezon 50 küsur maçta ilk 5'te başlattığı Blair'ın yerine, son bir haftadır McDyess'a görev veriyor. Ve Blair ilk yedak kaldığı maçtan sonra medyayla konuşmayarak bu durumdan memnun olmadığını belli etti. Popovich'in bu kararı, geçen hafta gelen farklı Lakers mağlubiyeti sonrasında alması ise esasında bize çok şey anlatıyor.
O maçta uzunları ile Spurs'ü domine eden Lakers, rahat, hatta aşırı rahat bir galibiyet almıştı. Devrede 32 fark olmuştu yanılmıyorsam. Blair'ın boyu resmi kaynaklarda 2 metre olarak geçiyor ama birçok yorumcu aslında onun daha kısa olduğunu yazıp çizdiler. Blair ne kadar güçlü ve savaşçı olsa da, boy dezavantajı dolayısıyla sırtı dönük topu alan uzunlara karşı neredeyse hiç varlık göstermiyor. Ha box-out sayesinde ve savaşarak ribaundlarda ezilmiyor belki ama rakiplerin bire birde sayı atmasına da engel olamıyor. Çok ünlü bir söz var yanılmıyorsam Frank Layden'ın söylediği: "Basketbolda boyu öğretemezsiniz."
Popovich de sezon boyunca çok az şans verdiği ve dinlendirdiği McDyess'a dönerek playofflar'a yönelik bir değişiklik yaptı kanımca. McDyess çok mu uzun peki? Hayır ama 6-7 santimlik avantajı savunmada çok büyük bir öneme sahip. Rakiplerin şutu sırasında el uzatıp, blok koymasa bile en azından şutu bozabiliyor McDyess. Blair o konuda etkisiz eleman modunda takılıyor. McDyess şu anda aynı seviyede olmasa bile, 2 sezon önce Dwight Howard'ı bile tutmuşluğu var. Uzun oyunculara karşı çok daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek. Üstelik çok daha iyi şut atıyor ve rakip uzunların potanda 5 metre kadar açılmasını sağlayabiliyor. Spurs'ün son iki maçını izledim ve orta mesafeden McDyess'ın yine boş atışları affetmediğine şahit oldum. Son olarak da işin tecrübe boyutu var. McDyess 37'sine geldi sayılır, yaşlı olarak görüyoruz ama bunun getirdiği büyük bir tecrübe de var. Bu sayede kritik anlarda sahneye çıkabilecek bir isim McDyess. Mesela 1 ay önceki Lakers maçını, son saniyede Odom'u arkasında tuttuktan sonra kaçan topu tipleyerek kazandırmıştı. Öte yandan Blair'ın heyecanı yüzünden, özellikle hücumda sık olmasa da hata yaptığını görüyoruz. McDyess ise %90 ihtimalle her pozisyonda doğru seçimi yapıyor.
Blair gibi genç ve ateşli bir oyuncuyu sezonun çok büyük bir bölümünde ilk 5 başlattıktan sonra bench'e almak, elbette o oyuncunun moralini bozacaktır. Ancak Blair'ın önünde Ginobili ve Parker gibi zamanında bench'ten gelmiş örnekler var. Onlar bunu dert etmiyorsa, Blair'ın hiç dert etmemesi lazım. Zaten Ginobili de Blair'ın moralinin bozulmasının normal olacağını ama onunla konuşacaklarını ve ortada bir problem kalmayacağına inandığını açıklamıştı. Blair'ın tek yapması gereken, ilk 5 başlarken yaptığı katkının aynısını, kenardan oyuna dahil olduğunda da vermeye çalışmak. Çünkü belki de McDyess hamlesi Spurs'ün Lakers uzunlarına karşı tek çaresi...
Geçtiğimiz sezon AT&T Center'daki bir Kings maçında, salona bir yarasa girmişti. Herkes köşe bucak kaçıp, saklanmaya çalışırken, Manu sabırsızlanıp yere yapıştırmıştı hayvancağızı. Daha sonra da birileri doğaya geri salmıştı. O serbest bırakılan yarasa gitmiş Manu ve Spurs'ü şikayet etmiş akrabalarına. Videoda 20. saniyeye bakarsanız, eski yarasamızın dayısı gelmiş hesap soruyor herkesten. Hatta gidip bir seyirciye kafa göz dalıyor adeta, o derece gözü kara... Manu ise "Bu sefer ben dokunmuyorum ne haliniz varsa görün" modunda takılıyor. Tabii bu sefer gidip kuduz aşısı olmak gibi bir niyeti yok, geçen sefer çekti cefasını.
Geçen seneye göre biraz geç kaldı yarasa ancak. Cadılar Bayramı geçeli çok oldu zira... Ama gelecek sezon da böyle bir olayla karşılaşırsak, Spurs'den San Antonio Geleneksel Yarasa Şenlikleri düzenlemelerini talep edicem.
Bir Türk spor basını manşeti, çok canım çekti, yoksa Heat sıcak falan da değildi yani. Daha son maçta Magic 'büyüledi' onları hatırlarsanız 24 sayıdan geri gelip. Tamam kelime oyunu falan yapmıyorum yazının geri kalanında sakin olabilirsiniz. Gece dışardaydım izleme fırsatım olmadı gündüz izleyebildim ancak. Spurs öyle inanılmaz şut atmış ki, anlatılmaz yaşanır. İlk çeyrekte tam 8 üçlük ama bunda Miami'nin rezalet savunmasının da payı var. Bu kadar mı fazla bomboş şut imkanı verilir rakibe. Üstelik karşında NBA'in en iyi şut atan takımı varken (vay be bunu da diyoruz ya Spurs'e bu sezon, 2012 gerçek olacak galiba). Özellikle ilk çeyrekte Spurs'ün bulduğu bomboş şutların sayısı çok fazlaydı. Zaten 12 isabetli şutun 8'ini asist sonucu elde etti Spurs. Penetre sonrası rotasyonlar inanılmaz aksadı Heat'te. Bir de LeBron iki rezalet hücum faul kararından dolayı kenara gelmek zorunda kalınca fark iyice açıldı. Sadece 36 sayı yeselerdi hadi yine anlaşılabilirdi, sonuçta Spurs sıcak olduğu gün herkesi yakabilir ama Heat yalnızca 12 sayı atabildi koca çeyrekte. Buz kesilmelerinin yanısıra LeBron'suz son 3.5 dakikada skor üretememelerinin de payı vardı. Bu sezon ilginç bir detay dikkatimi çekiyor, Cavaliers'da istediği her türlü düdüğü alan, ona karşı kolay kolay düdük çıkmayan LeBron, Heat'e geldiğinden beri çok daha fazla bu tarz kararla karşılaşıyor. Aşağıda iki hücum faulün videosunu da koydum, bir hayli saçma düdükler. Takım değiştirince niye bu kadar değişti ki hakemlerin bakış açısı acaba? Ha hiç memnun değildim Cavs'de yaptığı 1000'lerce stepsin verilmemesinden, ona karşı faul çalınmamasından, ayrı...
Peki ne olacak bu Galatasaray'ın şey pardon Heat'in hali? Önümüzdeki 7 maçta %50 galibiyet oranının üzerindeki takımlarla karşılaşacaklar. Şampiyonluk yarışında ismi geçen takımlar arasında %50 galibiyet kriterini aşan rakiplere karşı Magic'ten sonra en kötü istatistik Heat'e ait: 14-17. Yani güçlü takımlara karşı daha yarı yarıya bile kazanamıyorlar. Playofflar'da ne yapacaklar acaba? Dün yazmıştım Heat'te son topları kim kullanacak diye. Bu gidişle son toplara falan kalacakları yok valla Spoelstra bir şeyler yapmadıkça...
Son iki maçta hafif de olsa düşüş sinyalleri veren Spurs'de koç Popovich, Manu'yu dinlendirmek için ilk 5 başlatmadı ve sadece 8 dakika süre verdi. Popovich'in Arjantinli'yi bench'e alma sebebi, onu dinlendirmek ve son çeyreğe daha dinç bir şekilde girmesini sağlamaktı. Ama Spurs ilk çeyrekten maçı koparınca dakika almasına bile gerek kalmadı Manu'nun. Konumuz dakikaları değil ama sadece ilk 5 ile ilgileniyoruz.
Çünkü Spurs düne kadar tam 53 maçtır aynı 5 ile çıkıyodu maçlara. Bu sezon ilk 5'ini değiştirmeyen tek takımdı. Ancak Popovich'in bu ilginç kararı ile seri sona erdi. Benim anlamadığım şey Wizards'ın son çeyreğine Manu dinlenmiş olarak girse ne olacak, pestili çıkmış olarak girse ne olacak? Wizards yani. Bu konuda rekor ise Pistons'ın elinde. 2005-06 sezonunda tam 73 maç boyunca aynı oyuncular ilk 5'te yer aldılar: Billups, Hamilton, Prince, Rasheed, BigBen. Ancak Rasheed'in 16 teknik faule ulaşması sonucu bu seri bozulmuştu. Spurs'ün onları yakalama şansını sona erdiren ise Popovich'in ilginç kararıydı. Üstelik bunun sadece Wizards'a özel olduğunu açıkladı koç. Neyse, rekor kaçacaksa da böyle kaçsın canım. Bir sakatlık olup oyuncuların maç kaçırmasından çok daha iyi. Nazar değmesin o yönden baya sağlam gidiyor Spurs. Tahtaya vuralım...
Edit: Yazıya yorum yapan arkadaşın belirttiği gibi Pistons'ın, Iverson takasından sonra dikiş tutturamamış olması ve milyonlarca farklı 5 ile maçlara başlaması da kaderin bir cilvesi olsa gerek. Her takım bir dönem zirveya oynarken, daha sonra biraz dipleri süpürmeye de mahkum olacaktır.
Spurs bildiğiniz gibi an itibariyle ligin en iyi galibiyet yüzdesine sahip takımı ve sene başından beri istikrarını kaybetmeyen belki de tek ekip. Ancak bir başka özellikleri daha var ki, o da zayıf rakipleri karşısında gösterdikleri performans. Şimdiye kadar %50 ve altında galibiyet yüzdesine sahip rakiplerine karşı 22 maçta yalnızca bir mağlubiyet aldılar. Bazı basketbol siteleri de haber yaptı bu olayı. Bazen tempoyu arttıyorlar, bazen savunma dozajını ama bir şekilde kazanmayı biliyorlar. Yani Anadolu takımlarına karşı sorun yaşamıyorlar diyebiliriz.
Bu açıdan bakarsak durum gerçekten mükemmel ama mağlubiyetleri az olmasına rağmen hiç yok da değil ya. Olaya diğer taraftan baktığımızda, dişli (yani galibiyet oranı %50 ve üzerinde olan) takımlara karşı 17-6'lık bir yüzdesi olduğunu görüyoruz Spurs'ün. Bu oran da hiç fena değil ama diğeriyle kıyas bile edilmez. E, malum playofflara %50'nin altında, hele ki batıda 1-2 takım anca kalıyor. Velhasıl, Alex Ferguson'ın sözüyle noktalayalım post'u: İstatistik mini etek gibidir. Bir çok şeyi gösterir ama asıl görünmesi gerekenleri göstermez.
20 Şubat'ta oynanacak All-Star maçında batı takımının koçu belli oldu. Dün gece Warriors karşısında aldığı galibiyetle 6 Şubat'a kadar batıda liderliği garantileyen Spurs'ün antrenörü Gregg Popovich 2. kez bu ünvanın sahibi oldu. Sezon başında, ana parçaların yaşlanmasına rağmen yıllardır oynadığı stratejiyi değiştirerek daha hızlı bir tempo belirlemişti Popovich takımı için. Bu hamle ilk bakışta biraz riskli gibi görünüyordu ama sonuç ortada. Sakatlık sorunlarını aşan, gençleşen, her daim takım oyununa çabalayan, dinamik 2011 model Spurs ve en yakın rakibe atılan şimdilik 6 galibiyet fark. All-Star koçluğu bundan daha net hak edilemezdi herhalde. Doğuda ise mücadele biraz daha çetin geçebilir. Çünkü her ne kadar Rivers ve Celtics bir adım önde olsa da zorlu bir fikstür onları bekliyor. Heat-Bulls ikilisi de hemen enselerinde. Ne yalan söyleyeyim benim gönlümden geçen isim Thibodeau. Yakışır da kendisine sınırlı rotasyonla alacağı bu ünvan.
Dün geceki Spurs-Hornets karşılaşmasının eğlenceli olabileceğini tahmin ediyordum ama bu tahminimin altında yatan neden her iki takımın da çok formda olmasından dolayı maçın çekişmeli geçeceğini düşünmemdi. Nitekim savunmaların konuştuğu, kolay sayının görülmediği bir ilk yarı izledik. Üçüncü çeyrek ise Hornets yaklaşık 7 dakikada yakaladığı 21-0'lık seriyle eğlence beklentimizi farklı bir açıdan karşıladı. Kafa kafaya gider dediğimiz maç birkaç dakika içerisinde son çeyreğe kalmadan bitiverdi ve Hornets galibiyet serisini 8 maça çıkardı.
Hornets'ın, Spurs ve Hawks maçlarındaki izlenimlerimi aktarayım. Öncelikle takım olarak yardımlaşmalı ve agresif savunma yaparak rakibin hücumda organize olmasını engelliyorlar. Bu söylediğim rotasyondaki her oyuncu için geçerli, müthiş bir konsantrasyon gösteriyorlar savunmada. Geri iyi koşuyorlar ve rakibe boş şut bırakmak bir yana şut imkanı bile vermiyorlar zaman zaman. Sıklıkla hücum süresinin dolmasına yakın sallama atışlar görüyoruz maçlarında. Hücumda ise Paul faktörü... Alınan her savunma ribaundında önce bir fast break girişimi, olmazsa Paul'ün oynadığı ikili oyunlar, o da olmazsa hızlı top dolaşımı ve Thornton, Belinelli, Ariza gibi şutörlerden gelen üçlükler.
Spurs maçından önceki, yakaladığı 7 maçlık galibiyet serisinde rakiplerini %40 şut isabetiyle 86 sayıda tutmuştu Hornets. Şimdi bu oranları daha da aşağı çektiler. Önce Hawks'a deplasmanda 40 vurdular, ardından Spurs'ü 5 dakikada dağıttılar. Eğer sezon başındaki gibi balon değilse yakaladıkları hava, rakipleri açısından hayli korkutucu.
Beklediğimize değdi ve Spurs-Celtics maçı playoff karşılaşmasından hallice bir mücadeleye sahne oldu. Başlığın sebebini yazının devamına saklayarak maçı izlemeyenler için küçük bir özet geçeyim: Hızlı başlayan Celtics'e bench oyuncularıyla karşılık veren Spurs maçın başında oyundan kopmadığı gibi devrenin sonlarına doğru da skor üstünlüğünü ele geçirdi. 4. çeyreğin sonuna kadar karşılıklı basketlerle ortada geçen maçta son dakikaya girilirken Rondo'nun savunmada kaptığı toplardan bulduğu kolay basketlerle farkı 9 sayıya kadar çıkardı Celtics. Bundan sonra ise maçı vermek için ellerinden geleni yaptılar. 9 sayılık fark yaklaşık 20 saniye içerisinde 2'ye kadar indi. Bu bölümde Pierce ve Robinson'ın basit top kayıplarını fastbreakle değerlendiren Spurs, Allen'ın kaçırdığı iki serbest atışla son topta maçı kazanma şansını elde etti. Ama son hücumda Ginobili'nin topunu kesen Pierce, Celtics'i kabustan uyandırdı.
Yazının başında dediğim gibi kalite olarak değil belki ama seyir zevki ve mücadele bakımından playoff havasında geçti karşılaşma. Maça damgasını vuran isimse Rondo idi. 3. çeyreğin sonlarına doğru istatistiklere baktığımda ilk başta uyku sersemliğiyle yanlış gördüğümü sandım. Rondo'nun asist hanesinde 20 yazıyordu. Her ne kadar istatistikçilerin bu konuda oyunculara hafif destek çıktığını düşünsem de Spurs'e karşı kolay değil başardığı. Karşılaşmayı da 12 sayı- 10 ribaund ve 22 asistle tamamladı ki Spurs takım olarak 20 asistte kaldı.
Celtics şimdiye kadar makine gibi işliyor ve bu makinenin dümeninde Rondo var. Onun yokluğunda oyun kuruculuğa Nate'in soyunduğu dönemlerde haliyle hücumda pek organize olamıyorlardı ve düşük yüzdede kalıyorlardı. Bu maçta gördük ki o sorunu da bertaraf ettiler Rondo'yla. Hayli verimli hücum yaparak %61 ile şut attılar Spurs'e karşı.
Spurs cephesinde de işler o kadar kötü değil aslında. Çünkü Manu son çeyrek haricinde pek ortada görünmedi. Keza Duncan ve Parker da çok etkili olamadılar maç boyunca ve matchup'larına karşı ezildiler. Ama tüm bunlara rağmen, hatta Garnett olmasa bile Celtics'e deplasmanda bu kadar direnebilmeleri başarı. Tabii sezon başından beri olduğu gibi müthiş bench katkısının bu direncin en önemli halkası olduğunu da söylemekte fayda var.
Gün içerisinde "NBA'de Bugün" bölümünde değinilecektir ama ben maça dair küçük bir analiz yapayım erkenci okurlarımız için. Dün gece Denver'a karşı çok tempolu bir maç oynayan San Antonio bu gece Orlando engelini aşamadı ve farklı bir mağlubiyet aldı. Evet, maçın kilit noktalarından biri buydu, Spurs'ün yorgunluğu. Maça çok iyi başlamışlardı ancak dakikalar ilerledikçe guardları düştü. Fastbreakten bulunan sayılarda rakiplerine 30-2 ile ezilmeleri de yorgun olduklarının bir göstergesi. Sene başından beri benchten iyi katkı alıyorlar ama takımın ana silahları çok yaşlı ve Popovich'in oynattığı sistemde bu tür back to backleri kayıpsız geçebilmeleri biraz da maçın erken kopmasına bağlı olacaktır ilerde. İlerde diyorum çünkü şimdilik herhangi bir sorun yok, işler yolunda. Ama sezonun sonlarına doğru takımın ana parçalarının aynı tempo, sağlık veya formlarını koruyamama ihtimali çok yüksek.
Maçın kaybedilmesinde bir diğer etken ise Arenas'tı. Parker karşısında hem savunmada hem hücumda bocalayan Jameer'in yerine oyuna girerek ivmeyi bir anda Orlando lehine değiştirdi. Peki güven veriyor mu diye sorarsanız gönül rahatlığıyla hayır derim. İki ucu keskin bir bıçak ve şutları girmediğinde o bıçak Orlando'ya saplanacaktır. Şimdilik sadece Magic formasıyla ilk iyi maçını çıkardı diyebiliriz Arenas için. Aslında bu son söylediğim takasla gelen diğer isimler için de geçerliydi. J-Rich post oyunlarından bulduğu sayılarla, Hidayet ise özellikle maç koptuktan sonra skora oldukça katkı yaptı.
Hidayet demişken biraz değinelim ona da. Maç içinde birkaç dakika haricinde kısa forvet olarak görev aldı. O dakikalarda Bonner ile eşleştiği için de gayet akıllıcaydı 4 numara oynaması. Hidayet'in maçın genelinde Jefferson'ı savunduğunu da belirtelim. Son yıllarda oyunu iyice şuta dayalı olan ve içeri kolay kolay penetre girişiminde bulunmayan Jefferson, Hidayet'in savunabilmesi için biçilmiş kaftandı. Nitekim çok da sorun çıkarmadı ama aynı durum Hidayet hızlı bir üç numarayı savunurken geçerli olmayacaktır. Hücumda ise Jameer kadar oyun kurma görevini üstlendi ve bunda da başarılı oldu. Maçın sonlarına doğru birkaç şut soktu ama şut güvenini yeniden kazandığını söylemek henüz iyimserlik olur. Maçın en ilginç anı ise Howard'ın Quinn'i 12'den vurmasıydı. Benzer isabetleri serbest atışlarda da bekliyoruz kendisinden.
Yine sabah kalktığımda harika bir maç kaçırdığımı gördüm. Eve gelince baştan sona izlenmesi gerekiyor. Manu dün Bucks maçında birçok kişiye göre steps yaparak maçı kazandıran basketi atmıştı. Dün Manu'nun steps yaptığını düşünüyorsanız şu videoyu izlemenizi öneriyorum. Bugün de kendisini aşmış Manu, McDyess'ın kötü pası (ve belki biraz JR'ın faulü var diyebiliriz tam emin olamadım) sonrası geri düşen Spurs'ü öne geçirmiş. Hem de havada topu 360 derece çevirerek attığı şutla... Bunun turnike versiyonuna çok alışığız ama şut ile gerçekten inanılmaz zor bir hareket. Birazcık basketbol oynamış olanlar dediğimi anlayacaktır.
Ama bununla da yetinmiyor Manu, maçın bitimine 4 saniye varken Jefferson'dan kurtulan Carmelo'ya mükemmel bir şekilde yardım getiriyor ve yerini alıp hücum faul yaptırıyor. Nuggetslı oyuncuların açıkçası neye itiraz ettiğini pek anlamadım çünkü bana çok açık bir hücum faul gibi geldi. Sonuçta 10 saniye içinde iki tane maçı kazandıran pozisyonun içinde aynı isim var: Manu. Eh bu sene Spurs beklenmedik bir şekilde ligin zirvesinde ilerliyor, Manu da onları taşıyan en büyük faktör. Niye MVP olmasın değil mi?
JR Smith'in tek rakibim THY diyerek yaptığı smaca günün hareketlerinde Soner değinir artık. Birşey diyemiyorum ayıptır. Brewer-Fisher'ı anımsattı bana fazlasıyla.
Fransız Tony Parker all-star sonrasındaki trade-deadline'a kadar takımından ayrılması muhtemel oyunculardan biriydi. Geçen sezonun büyük bir kısmını sakat geçiren ve sadece 56 maçta oynayabilen, bu maçlarda da performansıyla kimse tatmin etmemişti. Ancak takas dedikodularına rağmen Spurs Parker ile 4 yıl 50 milyon $ değerinde bir kontrat imzaladı.
Öncelikle takas edilmesi gündemdeyken 4 yıl 50 milyon dolarlık bir kontrat neden önerilir buna bakalım. Muhtemelen Spurs yönetimi takımın son şansı olduğunun farkında ve oyuncuların saha dışı faktörlere kafasının takılmasını istemiyor. Parker'a iyi bir kontrat verdiler ve artık tek isteyecekleri saha içinde istenilen performansı göstermesi olacak. Parker-Ginobili-Duncan sezona uzun zaman sonra sağlıklı başladı ve onların şampiyonluğa giden yolunda her şeyden önemli olan bu. Batı'da Lakers dışında ben Spurs'u durduracak bir takım olacağını sanmıyorum, en azından sağlıklı bir Spurs kimseye 7 maçlık bir seride boyun eğmez. Ancak Lakers'ın Spurs'un 2 basamak daha önünde olduğunu düşünüyorum. Ancak bir yandan da bir Lakers taraftarı olarak Lakers'ı Batı'dan elerse ancak Spurs'un eleyebileceğini de düşünüyorum.
Aklımda kalan soru işareti ise Spurs'un neden 4 yıl 50 milyon dolar yerine 2 yıl 30 milyon dolarlık bir kontrat tercih etmemesi. Daha kısa vadeli ancak daha yüksek ücretli bir kontrat. Tabii ki Duncan gittikten sonra Parker'ın saha içindeki rolü ne olacak bilmiyorum ancak ben olsam daha kısa vadeli, Duncan'ın emekliliğinden sonra kontratı bitecek şekilde ayarlardım. Sonuçta Duncan 2011 yılında 35 yaşına girecek ve bu yıldan sonra en fazla 2 yıl daha oynayacaktır. Parker Spurs'un Duncan gittikten sonraki saha içi lideri olacaksa, yani yönetim böyle düşünüyorsa bilemem ancak Duncan'ın gidişiyle Parker'ın da kontratından kurtulmak Spurs'u olası bir yeniden yapılanmada oldukça rahatlatacaktır.
Avrupa'nın en önemli oyuncularından Tiago Splitter'ı kadrosuna katan San Antonio Spurs'de şimdi de Milos Teodosic dedikoduları başladı. Son yıllarda yaptıkları sürpriz hamlelerle oldukça gündeme gelen Spurs scout ekibi Teodosic'i izlemek için Avrupa'nın yolunu tuttu.
Kuşkusuz Teodosic'in NBA'in sağlam ekiplerinden birinin ilgisini çekmesi kadar doğal birşey yok. Teodosic ülkemizde düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonası'nda kendi standartlarına göre vasat bir performans sergilemişti. Ancak Olympiakos'ta yakaladığı başarılar, gösterdiği liderlik özellikleri ve daha henüz 23 yaşında olması, Spurs'ün onunla ilgilenmesi için yeterli nedenler. Herkesi kendine hayran bırakan Sırp oyuncu, özellikle soğukkanlılığı ve saha görüşüyle son 3 senede Avrupa'nın en iyi oyuncusu konumuna geldi. Spurs de Parker ve Hill'in arkasına onu düşünüyor olabilir ancak tabi bu işler pek düşünceyle olmuyor. Hele ki bu düşünce oldukça uçuk geldi bana.
Öncelikle belirteyim ben bir Spurs taraftarıyım. Yani Teodosic'in takıma gelmesini canı gönülden isterim fakat durum şu ki takımı Olympiakos'un onu bırakması imkansız gibi görünüyor. En önemli oyuncularını bir anda kaybetmek istemeyeceklerdir bu sebeple Spurs yönetimine zorluklar çıkaracaklardır diye düşünüyorum. Değinmemiz gereken bir diğer konu ise Teodosic'in NBA'de iş yapabilecek kapasitede bir oyuncu olup olmadığı. Kimse onun sahadaki liderliği eleştiremez ancak şu bir gerçek ki NBA için çok zayıf bir fiziği var. Özellikle Billups,Stuckey gibi guardlara karşı savunma anlamında hiçbir varlık gösteremeyeceği çok açık ortada. Hücumunun büyük kısmını oluşturan drive'ları da yine bu tip kalıplı oyunculara karşı uygulayamacağını düşünürsek her iki anlamda da kitleniş oluyor Teodosic. Ayrıca Avrupa'nın en gözde oyuncusu konumundayken burda 3. guard durumuna düşmeyi de pek istemeyecektir yıldız oyuncu. Özetleyecek olursak Spurs ekibi herkesten önce davranarak akıllı bir iş yapmış. Fakat gerek transferin gerçekleşmesi gerekse Teodosic'in şampiyonadaki performansını NBA'e taşıması ihtimalini ben çok zayıf buluyorum.
Richard Jefferson serbest oyuncu piyasası başlamadan bir saat kadar önce kontratındaki 15 milyon dolarlık son sene opsiyonunu kullanmadığını açıkladığında herkes çok şaşırmıştı. Hatta Jefferson'ın, deli olduğu konusunda fikir birliği vardı çok büyük çoğunluğun. Ne de olsa Spurs'ün beklentileri açısından hayal kırıklığı yaratan hatta pek çok kişiye göre rezalet bir sezon geçirmişti. 15 milyon dolardan vazgeçip nasıl bir kontrat almayı planlıyordu ki? Meğerse ne çakal, ne şeytan bir oyuncuymuş Jefferson. Resmen geleceği görüp kararını vermiş. Niye mi? Spurs ona 4 yıllığına tam 39 milyon dolar verdi de ondan. Diyecek birşey bulamıyorum. Tamam belki lüks vergisi nedeniyle 8 milyon dolar civarı bir paradan kurtarmış olabilir Spurs, Jefferson'ın opsiyonunu kullanmamasıyla ama bunu "Gel biz sana o zaman 40 milyon ödeyelim" diyerek mi ödüllendirdiler yani?
Hep yaptıkları mantıklı işler nedeniyle övdüğümüz Spurs yönetiminden bu sefer akıllara sığmayan bir kontrat geldi. Gerçi geçen yaz da Spurs'ün yaptığı hamleler bir sürü otorite tarafından beğenilmişti, sonuç hüsran oldu. Bakarsınız bu sefer de çılgın bir şekilde eleştirilecek olan bu kontrat güzel bir meyve verir. Yok canım ben de inanmadım yazarken... Geçen sezonki Jefferson'a yıllık 10 milyon dolar? Oyununun %90'ını atletik yeteneklerine borçlu olan ve 30 yaşındaki bir adama 4 yıllık 40 milyon dolar değerinde kontrat? İki sezon sonra Jefferson şimdikinin yarısı kadar zıpladığında ve ayakları yavaşladığında ne olacak?
Jefferson'ın bu kontratı alacağını öngördüğü gibi, Popovich ile Buford da Jefferson'ın gelecek sezon %40 ile üçlük atacağını görmüş olmalılar. Kariyeri boyunca set şutörü olmak hariç herşeyi yapan bir adamın tek ümit veren yanı Bucks'da geçirdiği sezon... Başka türlü Spurs hücumuna oturması pek mümkün gözükmüyor. Parker, Ginobili ve Duncan'dan pek fazla kullanacak top kalmıyor Jefferson'a. Bire bir oynaması için kalan 3-5 pozisyonda da zaman da Richard Jefferson, 30'una geldiği için eskisi gibi adamını geçemiyor. Bu yeteneği fundamental'ı yerine tamamen atletik yeteneğine bağlı olduğu için, geri gelecek gibi de gözükmüyor.
Bence Spurs'ün uzun süredir verdiği en kötü kararlardan biri. Scola'ya 2-3 milyon vermemek için bedavaya Rockets'a göndermelerini de hala unutmuş değilim.