BIY AD

Pietrus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pietrus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2011 Perşembe

Etik Anlayışı, Yazılı Olmayan Kurallar...


Link

NBA'i her gün deli gibi takip eden binlerce insandan biriyim. Siz de bu bloğu takip ettiğinize göre bizdensiniz. Ama tahmin ediyorum çok büyük bir çoğunluğumuzun önce ülke takımlarını destekleyerek, onların maçlarını izleyerek başlamıştır basketbola olan tutkusu. Ardından yepyeni bir dünya olan, işin içine şovun fazlaca katıldığı bu alemi tanımışızdır. Şöyle bir düşündüğümüzde nedir bu organizasyona sempati duyma sebeplerimiz diye; İşte görselliğe önem veriyor adamlar, her gün onlarca maç oynanıyor yani sürekli bir heyecan var, bu meslekte dünyanın en iyilerini izleme şansımız oluyor, rekabet had safhada falan diye sıralarız. Ama bir şey daha vardır bu ligle yeni tanışanlara farklı gelen ve Avrupa basketbolunda hala tam anlamıyla göremediğimiz. O da kendilerine has etik anlayışı...

Örneğin; Çok istisnai durumlar haricinde bir oyuncu rakibini yere serdiğinde gidip bakmaz adamın haline, yerdeki adamla ilgilenmesi gereken kendi takım arkadaşlarıdır diye düşünür. Veya bir takım arkadaşını yerde gördüğünde sanki adam vurulmuşçasına koşar geri kalan 4 kişi ve onu kaldırırlar yerden. Bu örneklerden en göz önünde olanı ve saygı duyulanı da şudur, "Eğer rakibini yenmen kesinleştiyse son hücumu yapmazsın." Bu rakibine duyduğun saygının yanında seni de yüceltecek bir davranış olarak kabul görür NBA'de. Ama izleyelim bakalım Rondo ne yapıyor.

Gerçekten çirkin bir davranış. Yani, bu hareketi yapmaması için kural kitabında yazmasına gerek yok. Senelerdir oturtulmuş ve herkes tarafından sempatik bulunan bir uygulamayı çiğnersen hoşgörüyle yaklaşamaz insanlar bu hareketine. Videoda tamamı olmadığı için yalnızca Rondo'nun harketini görüyorsunuz. Ama olayın başka kahramanları da var. Rondo'nun bu hareketinin bir sebebi var yani. Açıklayayım; Maçın bitimine 16 saniye kala hücum süresinin dolması pahasına Paul Pierce hücum yapmıyor. Ardından kenardan oyuna sokulan topta Pietrus turnikeyle basketi buluyor. Pietrus'un yaptığı kabul edilir bir şey m? Elbette hayır. Bu tarz hareketleri nadiren de olsa istatistikleri önemseyen çaylaklardan görürüz. Onlar yapsa neyse deyip geçeriz ama Pietrus gibi tecrübeli bir adam hele ki rakip hücumunu kullanmamışken bunu yapıyorsa olmaz.

Celtics'e geri dönecek olursak, onların etik anlayışı Avrupa basketbolundan da, NBA basketbolundan da farklı. Garnett'in ruh hali tamamen takıma sirayet etmeye başladı bu sene. Saha içinde yaptıklarına saygı duymamak mümkün değil. 30'unu devirmiş starlar çıkıp çatır çatır oynuyor ama ya saha dışı olaylar... Anlaşılan tabelada kazanmak yetmiyor kendilerine, onlar oyunu her anlamda kazanmak istiyor. Hırs iyidir ama göz döndürecek kadarı değil.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Bir Bu Eksikti - Garnett


Link

Ön hazırlıktan haz almayıp direk olaya girmek isteyenler yukarıdaki videodan Garnett'in yaptığı terbiyesizliği izleyebilir. Konuyu merak edenleri biraz aşağı doğru alalım...

Şu postta anlamıştık takındığı ruh halinin pek parlak olmadığını ama Garnett sağ göterip sol vurdu. Biz kavgayı yarın beklerken bugün Suns maçında çıkardı. Evvela maçı izlemeyenler için biraz anlatayım konuyu. Suns maça hızlı başlayıp farkı ilk dakikalarda açtı ve ilk yarının sonlarına doğru bir mola dönüşünde Doc Rivers hakemlere ettiği itiraz sebebiyle oyundan atıldı. Gerginlik bu dakikadan başladı yani. Sonrası Celtics'in oyuna ortak olma, Suns'ın ise yakalanmama çabasıyla geçerken videolarda izleyeceğiniz olaylar vuku buldu. Olayların ilkinde Pietrus screen'e gelen Garnett'e sert bir şekilde çarptıktan sonra ivmesini kesmeyip onu boynundan itiyor ve Garnett de haliyle sinirleniyor. Ben burada kendisine pek kabahat bulmuyorum, zaten hakemler de benim gibi düşünmüş olacaklar ki yalnızca Pietrus'u flagrant faulle cezalandırıyor. Fakat ikinci videoda yaptığı terbiyesizlikten başka bir şey değil. Hareket zaten başlı başına bir ayıp da, sırf bunu yapmak uğruna şuta kalkmış adamın altına girmesi olayı daha da kabul edilmez kılıyor. Kazanma hırsına her zaman saygı duymuşumdur. Hatta dün Lakers'a ayakkabıyla yolladığı mesajın da, sonuçta kimseye zararı olmadığı için rekabete renk kattığını düşünmüştüm. Ama böyle saçma sapan ve rakibinin sağlığını tehlikeye atacak olayların başrolünde bulunması üzücü. Zaten bu yüzden şu anda NBA'in en nefret edilen oyuncularından biri kendisi. Asıl bomba ise Garnett'in ceza alması durumunda Lakers maçında oynayamayacak olması. O kadar da ayakkabı falan hazırlamıştı. Ama ben pek sanmıyorum ceza alacağını.


Link

20 Aralık 2010 Pazartesi

Madalyonun Diğer Yüzü (Magic - Suns/Wizards Takasları)

Magic'in yaptığı takasların ardından, elbette ilgi odağımız şampiyonluk adayı haline gelen Florida takımıydı. Ancak Lewis'i kadrosuna katan Wizards'ı ve Gortat-Pietrus-Carter'ı alan Suns'ı kısaca masaya yatırmak lazım.

Bence Suns'ın bu takastaki en büyük avantajı Gortat. Pick & roll oynamayı onun kadar iyi bilen pivot NBA'de az var. Nash ile iyi anlaşacağına dair hiçbir şüphem yok. Sezona son derece kötü başlayan, neredeyse yarardan çok zarar veren Robin Lopez'in yerine ilk 5'e yerleşmesi bence doğru hamle olacaktır. Pietrus da atletik yetenekleri ve üçlük thedidiyle rotasyonda sağlam bir yer bulacaktır. Ama kimse ondan büyük bir patlama yapmasını beklememeli, nitekim Warriors yıllarında bile çılgın tempoya rağmen göz kamaştırıcı bir oyun sergilememişti. Zaten oyun zekası pek yüksek değildir, bu yüzden çok da beğenmem kendisini. Elbette son olarak Vince Carter var, o da J-Rich'in yerine monte edilecek. Carter'ın son 1.5 senesine bakınca, bu alanda Suns bir adım geri atmış gibi gözüküyor. Zaten J-Rich, Carter'a göre çok daha iyi bir set şutörü. Belki eskiden Carter'ın pozisyon yaratma kabiliyeti daha yüksekti ama Magic'te bunu pek gözlemleyemedik. O nedenle Nash ve Phoenix, Carter için bir nimet diyebiliriz. Hala pilinin bitmediğini kanıtlaması için, bulacağı bomboş pozisyonlara ihtiyacı var belki de.

Suns açısından, tabii ki ekonomik yönü de var bu takasın. Hido'nun 4 yıl sürecek olan 44 milyonluk kontratını sallarken, karşılığında daha hafif ve geleceği parlak olan Gortat'nınkini aldılar. Ayrıca Pietrus'un sözleşmesi de iki sene içinde bitiyor. Kısacası ufak çaplı bir yeniden yapılanma başlıyor yani. Ama ısrarla Nash'i takas etmeyeceklerini söylüyorlar. Ben çok da inanmıyorum buna. Bu kadronun ne gibi bir iddiası olabilir ki zaten? Eğer doğru fırsat çıkarsa karşılarına Nash'i de göndereceklerdir. Tabii ne zaman olacağı muamma. Nash hakkında çıkan dedikoduları yalanlasalar da, Childress'ı göndermeye çalıştıkları neredeyse kesin gibi. Tabii onun da Hedo gibi performasına oranla balon bir kontratı olduğunu unutmayalım. İşleri biraz zor gibi. Kısacası Amare'nin ayrılmasıyla beraber, 6 senelik Suns'ın ışıldadığı dönem sona erdi diyebiliriz. Belki bu sene batının alt tarafındaki takımlar zorlu dönemlerden geçtikleri için playoff yapabilirler ama ilerisi için bulutlu ve hüzünlü günler gözüküyor Arizona'da. Hele Nash'i de yollarlarsa...

Peki Wizards niye Arenas'ı gönderip, Lewis'i aldı? Hemen onu da cevaplandırayım: 2012/13'ün sonunda Lewis'in sözleşmesi biterken, Arenas'ın bir sene daha 23 milyonluk alacağı vardı, ondan kurtuldular. Ayrıca Wall ile yola devam etmek istiyorlar yeniden yapılanma sürecinde. Gayet mantıklı. Ha belki daha kısa bir kontrat bulabilirler miydi yeterince arasalar? Bence bulabilirlerdi. Ayrıca Rashard Lewis'e aldığı balon kontrat nedeniyle gıcığım vardır. O yüzden ne kadar doğru bir hamle bilmiyorum. Zaten 4 numarada Blatche'e sahipler. Belki de Lewis'i eskiden başarılı olduğu pozisyona yani 3'e kaydıracaklardır. İşte bu ilgimi çekebilir gibi geldi ilk anda ama sonra hatırladım: Lewis son 4 senede aldığı kilolar ve yaptığı kaslarla bir hayli yavaşlamış durumda. Garnett'i bile penetre ederek geçemediğini gördük playofflar'da. Kısa forvetlere karşı rezil olur valla. O yüzden Wizards'ın rotasyonu nasıl bir hal alacak bilmiyorum.

19 Aralık 2010 Pazar

Yeni Çehresiyle Orlando Magic (Analiz)

Çoğu analizim gibi, kısa tutmaya çalışsam da bir hayli uzun oldu. Dişinizi sıkıp okursanız sevinirim.

Evet efendim, dün Hidayet, J-Rich ikilisinin ve Arenas'ın takaslarına tek tek değinmiştik blog'da. Bugün sırada kocaman bir Orlando Magic analizi var. Her zaman yaptığım gibi başta bir özetini çıkarayım takasın.

Gilbert Arenas (Wizards), Hedo, J-Rich, Earl Clark (Suns) --> Magic
Rashard Lewis (Magic) --> Wizards
Vince Carter, Pietrus, Gortat, 3 milyon $, 2011 ilk tur draft hakkı (Magic) --> Suns

Bu yazıda direk Magic'i ele alacağım, daha sonra kısa yazılar halinde Suns ve Wizards'a da değinirim. Efendim artık hepimiz biliyoruz ki, Vince Carter en son 2 sezon önce gerçek Vinsanity idi. Bir buçuk yıldır izlediğimiz Carter, hem Magic'in hem NBA severlerin beklentisinin çok ama çok uzağındaydı. Üstelik Hidayet'in yerine o geldiği zaman, Magic oyun kurmak açısından birkaç adım geriye gitmişti. Eh aldığınız yıldızın, ışıltısı sönmüşse, üstelik takım oyununun en büyük katalizörü Hedo'yu gönderip yaptıysanız bu takası, işler iyi gitmemiştir. Magic de zaten bir buçuk senedir şampiyonlukta adı geçecek seviyeden uzaktı. Bir hamle yapmaları gerekiyordu ve Hidayet, J-Rich, Arenas üçlüsünü takıma katmaya karar verdiler.

Carter'a değindim, biraz da Lewis'e değineyim. Blog'u uzun süredir takip edenler biliyordur. Rashard Lewis'in aldığı senelik 20 milyon dolar değerindeki kontratın ne kadar fazla olduğunu pek çok kere eleştirmişimdir. Bana göre böyle bir oyuncuya max kontrat vermek büyük salaklıktır. Max kontratı, takımı taşıyacak oyuncunuza verirsiniz. Rashard Lewis taşımayı geçtim, ikinci opsiyon olabilecek kapasitede bile değildi. Hele bu sene sergilediği oyunla bırakın maksimum kontratı, takımın 3. opsiyonu olmasını, ancak Ortalama bir playoff takımının rotasyon oyuncusu seviyesindeydi. Onu 3 senelik leş gibi kontratıyla kim alırdı? Ancak Arenas karşılığında Wizards alırdı herhalde.

Diğer ayrılan isimler ise Gortat ile Pietrus. Magic'ten gidenler arasında muhtemelen en çok aranacak olan adam Gortat. Çünkü hepinizin bildiği gibi artık Magic'in Dwight'ı yedekleyecek bir uzunu kalmadı. Tabii Ryan Anderson'ı ve Orton'ı saymazsak, ki bir zahmet saymayalım onları. Belki Bass kısa süreler pivot oynayabilir ama o da bildiğimiz cüce yani. Gortat dediğim gibi çok büyük bir eksik olacak ama kadroya bir pivot ekleyeceklerini düşünüyorum. Çünkü bir düşünün Dwight faul problemine girince ne olacak? Ben açıkçası düşünmek bile istemiyorum, SVG'nin de rüyalarına girer herhalde bu ihtimal. Şu 1-2 hafta içinde Dampier/Kwame tadında bir pivot gelecektir, daha doğrusu kesinlikle gelmeli. Pietrus ise en iyi dış savunmacısıydı. Onu da kaybettiler. Şimdi Pierce, Wade ve LeBron'u kim tutacak? Hedo mu, J-Rich mi, Redick mi, Arenas mı? Korkunç gerçekten. Yoksa fena savunma yapmasa da alacağı dakikalar iyice azalan Q-Rich mi? Barnes'ı Lakers'a kaptırmanın faturası bu diyebiliriz. En azından Q-Rich'ten daha güvenilir bir dış savunmacıydı. Şimdi rakibin en önemli silahını yavaşlatmakta sıkıntı çekebilirler. Tabii buna karşılık 1.5 senedir işin savunma tarafında yatan, perde geldiği zaman hayata küsen Carter yerine, J-Rich olacak ilk 5'te. Savunmasıyla ünlü olmasa da, Carter'la kıyas kabul etmez.

Gelelim yepisyeni Magic'imize. Bir kere Stan Van Gundy şunları açıkladı: Nelson ilk 5'te kalacak ve Hidayet uzun forvet pozisyonuna yerleşmeyecek ilk 5'te. Yani şu şekilde oluşuyor kadro: Nelson - X - Y - Bass - Dwight. Arenas, Hedo ve J-Rich'ten biri kenardan gelecek. Dün arkadaşlarla konuşurken, bu adamın kesinlikle Arenas olması gerektiğini söylüyordum. Çünkü Dwight Howard ile en çok beraber oynaması gereken isimler Hedo ve J-Rich. Birisinin Howard'la kimyası çok iyi uyuşurken, diğeri boş atış şansı bulmak için Howard'a gelecek ikili sıkıştırmalara ihtiyaç duyacak. Yanlarında iyi oyuncular yokken, bu iki oyuncunun da verimi düşüyor. Öteki yanda Arenas'a bakıyoruz, maçın herhangi bir noktasında tek başına üst üste 20 sayı üretebilecek kapasitede bir skorer ve bunu yapmaya alışık. Bench'ten gelip rahatlıkla yedeklerin liderliğini yapabilecek bir isim. Zaten Arenas da hemen "Bench'ten gelmeye gönüllüyüm" demiş. Bunu 'problem çocuk' sıfatından kurtulmak için mi yoksa gerçekten içinden geldiği için mi yaptığını bilemiyorum. Amacı sadece o sıfattan kurtulmaksa ve içten içe "Benim ne işim var bench'te?" diyecekse, Magic ve kendisi açısından kötü bir sonun başlangıcı olur.

Üstteki resimde Lewis'in gittiğini öğrenen Bass'in tepkisini görüyorsunuz. Kendime göre ilk 5'i yaptım yani: Nelson-JRich-Hedo-Bass-Dwight. Kenardan gelecek ana oyuncular da Redick, Arenas, Q-Rich ve Ryan Anderson olacak. En önemli değişiklik elbette üçlük atabilen kısa forvetten bozma bir 4 numarada yerine gerçek bir uzun forvetle oynayacak olmaları. Tabii Bass de biraz ufak kalıyor diyebiliriz ama Lewis'ten 8 kat iyi savunma yapıp, rakiplerini box-out ettiğini unutmayalım. İki sezondur blog'dan SVG'ye bağırdım çağırdım Bass daha çok oynamalı, bench'te ne işi var diye. Sonunda beni dinledi bıyıklı babacan koçumuz. Ben ezelden beri şunu savunurum. Bir takım kısa forvetten bozma bir uzunla oynamamalı. Ha elbette bu tür oyunculara ihtiyaç var ve maç başına 20-25 dakika arası bir süre onlarla oynanabilir. Ama bu oyuncuları ilk 5'te başlatıp ana stratejinizi böyle belirleyince, rakibin uzun forveti sizin 4 numaranızı denize döker. Tabii elinizde Rasheed Wallace gibi üçlük atabilen gerçek bir uzun varsa olay bambaşka bir boyut kazanır, ayrı konu... Kısacası Magic doğru yolu buldu diyebiliriz. Rakipler kısa 5'le oynadığı zaman Hedo'yu 15-20 dakikalığına uzun forvette oynatacak Stan Van Gundy. Belki Anderson da Dwight'ın yanında görev yapar biraz. Ama sonuçta Bass maçların büyük çoğunluğunda boyalı alanda Dwight'a yardımcı olacak. Bass, Lewis gibi üçlüğe çıkabilecek menzile sahip değil belki ama Dallas'tan beri müthiş bir orta mesafe şutu var kendisinin. O nedenle içeride Howard'a yeterince alan kalacağını düşünüyorum.

Hedo ve uzun rotasyonuna değinmiş olduk. Kaldı geriye guard rotasyonu J-Rich ile Arenas. Aslında bu noktada SVG'nin elindeki opsiyonlar bol gibi gözüküyor ama aynı zamanda pek çok kısıtlama var. Öncelikle süre açısından bir problem var. 1-2-3 numaralı pozisyonlar için tam 6 aday var ki Duhon'u katmadım bile. Redick 20, Q-Rich 15 dakika bile alacak olsa, Hidayet 10-15 dakikalığına 4 numaraya kaymadan herkesi mutlu edecek kadar dakika çıkmıyor. Bunun dışında mesela J-Rich'in skorer kimliği ön plana çıkmayan bir oyun kurucuyla oynamasının çok daha verimli olacağını düşünüyorum ben. Magic'teki iki kötü seçenek arasında Nelson, J-Rich'in verimliliği için daha mantıklı gibi duruyor. Zaten Hidayet'in top dağıtımına olan katkısı da J-Rich'in işine yarayacaktır. Kısacası her şekilde yukarıda değindiğim gibi Arenas'ın kenardan gelmesi en mantıklı seçenek bence. Sorun bununla kalmıyor, eski lakabıyla Agent Zero, kenardan gelse bile elbette Nelson ile aynı anda sahada bulunacaktır en az 20 dakika. Bu süreçte, rakiplerin iri şutör guard'ları, bu ikiliye karşı şov yapabilirler. Hücumda bile ikisinin nasıl geçineceği meçhul ama Nelson'ın SVG'nin sisteminde, topsuz oyunda başarılı olduğu dönemler vardı. Bu açıdan çok büyük bir problem çıkacağını düşünmüyorum. Son problem ise şu: Celtics 2 sayı önde, maçın bitimine 3 dakika var, geri alanda hangi oyuncularla maçı bitireceksiniz? Daha doğrusu kim kenardan izleyecek? Bana kalırsa, maç sonlarını çok da iyi oynamayan Nelson veya son toplarda başarılı olsa da benim asla güvenemediğim J-Rich kenarda olmalı. Ancak kenardaki isim J-Rich diye varsayarsak, az önce yazdığım gibi oyun alanında Nelson-Arenas'a karşı rakip şutör guard'lar bayram edebilir. Yani kısacası SVG'nin vermesi gereken pek çok karar var. Üstelik bu kararları verirken, bütün oyuncuları da mutlu tutması gerekiyor. Nasıl bir denge sağlayacağına dair hiçbir fikrim yok.

Toparlamam gerekirse; Orlando'nun son 1.5 senede yaptığı ikinci ciddi takası olumlu karşıladığımı söylemeliyim. Vince Carter yanlışından (ki ben ilk yapıldığında doğru olduğunu düşünüyordum) çabuk döndüler. Gelecek vaat etmeyen bir stratejide ısrar etmenin mantığı yoktu. Magic'in yaptığı şey belli. NBA'de ve hatta dünyada boyalı alanı en iyi koruyan oyuncunun üzerindeki savunma baskısını Bass-Lewis değişikliği ile azalttılar ve geri kalan 3 oyuncuyla da çok büyük bir ofansif güç elde ettiler. Hedo'yu değişiklik olarak saymayalım, eski Golden Stateli Arenas ile J-Rich'in takıma ne kadar çabuk ve iyi uyum sağlayacakları Magic'in gidişatını belirleyecek. Elbette takımın 4 dış şutörden 3'e düşünce bir dönem afallamasını da bekleyebiliriz. Yani bu takasların sonucunu şimdiden bilmemizin imkanı yok. Ama Stan Van Gundy 1-2-3 rotasyonunu iyi oturtabilirse, Magic 2 gün önceye göre daha korkutucu bir takım oldu diyebilirim.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Flaş: Hidayet Kürkçü Dükkanında !!

Az önce sadece haberini vermiştim, buyrun şimdi analizi. Yanda da anketi bulabilirsiniz:

İki sezon önce Carter'ı takas ile Nets'den neredeyse bedavaya alan Magic, bunun sonucunda Hedo'ya istediği parayı ödememiş ve takımdan göndermişti. Bir nevi takas etmişlerdi Hidayet'le Carter'ı yani. Şimdi gün geldi, devran döndü. Bu sefer de Carter'ı Phoenix'e gönderip yerine Hidayet'i aldılar. Milli oyuncumuzun yanında Jason Richardson ve Earl Clark da Orlando'nun yolunu tuttu. Phoenix ise Carter'la beraber Pietrus ve Gortat'ı aldı. Ek olarak 3 milyon dolar ve 2011 Draft'ındaki Magic'in ilk tur draft hakkı da Phoenix'e gitti. Bu yazının ana konusu Hidayet olacak, daha sonra Magic hakkında Arenas ile Lewis'i de içeren bir yazı yazacağım.

Toronto macerası neredeyse skandal bir sezonun ardından sona eren Hidayet bildiğiniz gibi soluğu Phoenix'te almıştı. Uzun forvet pozisyonu, Hedo'yu savunmada çok zorlayacak olsa da hücumda rakiplere kuracağı üstünlükle bir nevi Rashard Lewis rolünü oynayabilir diye düşünüyordum. Yanıldığımı gördüm, hem de ne biçim. Oyuncuların attıkları şutların neredeyse hepsinin bomboş olduğu bir sistemde bile Hidayet beklenen çizgiyi yakalayamadı. Bench'e çekilip, 3 numarada oynamaya başlayınca da değişen birşey olmadı. Hidayet 2009 sezonuyla kıyasladığımızda, yokları oynuyordu. Zaten Raptors'da geçen rezil sezon ile NBA'de kontratını en haketmeyen oyuncular arasında çoğu kişinin 1 numarasıydı. Phoenix'te de işler yolunda gitmeyince benim bile umudum kalmamıştı.

Öte yandan Carter'da beklentilerinin yarısını bile bulamayan Magic, son 6 maçın 5'ini kaybedince bir hamle yapmak durumunda hissetti. Arenas-Lewis takasının (onu da Soner yazıyor) yanı sıra Hidayet ve Jrich'i de kadroya kattılar. Artık NBA'de pek çok taraftar için dalga konusu konusu Hidayet'e de son bir şans verildi diye düşünüyorum. Tam 5 sezonunu geçirdiği, takımdaki bireylerin neredeyse hepsiyle olduğu, sistemini ezbere bildiği Orlando'ya gitmesi kadar büyük bir nimet yok. Keza aynı şekilde Orlando'nun da, Howard ile pick & roll oynayacak, takımda oyunu yönetecek birine ihtiyacı vardı. Yani karşılıklı bir çıkar ilişkisi olacak Hidayet ile Magic arasında. Kimin biraz daha çok ihtiyacı vardı derseniz, Hidayet'in derim. Çünkü Hidayet son bir buçuk senedir gösterdiği performansla nereye giderse gitsin başarılı olması çok zor gibiydi. Zaten bu haliyle onu kim alırdı ki? Ancak işte geçmişte neler yapabildiğini gören, onunla gönül bağı olan ve ona ihtiyacı olduğunu anlayan Magic alırdı. Başkası değil. Ben geri kalan 28 takımdan hiçbirinin Hidayet'i almayı aklından bile geçirmediğine eminim.

Kısacası Magic için de Hidayet için de son derece hayırlı bir takas oldu. Ama tek bir sözüm var Hidayet'e. Artık kürkçü dükkanında da TBL basketbolcusu kıvamındaki performansını sürdürürsen, oradan Türkiye'ye erken gelip, Fenerbahçe'de jübileni yaparsın herhalde. Puzzle'ın parçaları yerine oturmuşken, karakterinde pek olmasa da ciddi bir istek ve hırs görmek istiyorum senden: NBA'e "Ben düşündüğünüzden çok daha iyiyim" mesajı vermek için...

Not: Aman derim umarım Van Gundy, Hidayet'i Phoenix'te izledikten sonra Lewis'in yerine uzun forvet olarak monte etmeye çalışmaz. Orlando Magic açısından bu işin en kötü tarafı Dwight Howard'ın yedeğinin kalmaması; Ryan Anderson'dan başka tabii...

Edit: Stan Van Gundy az önce, Hidayet'i 4 numarada başlatmayacağını açıkladı. "Belki arada kısa 5'lere karşı uzun forvette kullanabiliriz" dedi. Ayrıca Arenas, J-Rich, Hedo üçlüsünden birinin bench'ten geleceğini söyledi.

1 Haziran 2010 Salı

Kıvırcık Saçlarını Deli Gönlüme...

Bu sezon Orlando’daki bir çok değişiklik vardı; ama açıkçası Pietrus’un saçlarına bakıp da “Aaa! Ne büyük değişiklik.” diye hiç aklımdan geçirmemiştim. Kimin aklına gelirdi o uzun, kıvır kıvır saçların bedelinin 17.000 dolar olduğu.

Hemen panik yapmaya gerek yok. O 17.000 dolar Pietrus’un berberine saçını yapması için verdiği para değil. Ben bile o saçı bedavaya yaparım zaten. Aksine, saçlarına bir makas darbesi bile değmemiş bütün sezon boyunca. Nedeni üstte belirttiğim tutar işte. Howard, Nelson ve Lewis’le bir sezon boyunca saçlarını hiç kestirmeyeceğine dair iddiaya girmiş. Orlando için sezon da noktalanınca o para da haliyle Pietrus’a kalmış. 9 aylık berber masrafından kurtulduğu yetmemiş gibi, bir de 17.000 dolar kazanmış, iyi mi? Üstelik afro saçı ne kadar sevdiğini hatırlamış saçını uzatınca.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Magic'ten İlginç Rekor

Aslında rekor mu değil mi emin değilim, ayrıca gece maçı da izlemedim (önceki 3 maçtan toplam 6 çeyrek izlemek yetti de arttı bile) ama Magic'in dün gece elde ettiği istatistiklere bakınca şaşırmamak elde değildi. Hawks'u süpürdükleri 4. maçta toplam 65 şut denerlerken, bunların tam 37'sini üçlük olarak kullandılar. Aslında 37 başlı başına yüksek bir rakam ama elbette rekor bu değil. Benim bahsettiğim şey farklı. Magic dün gece şutlarının yarısından fazlasını üçlük olarak potaya atmakla kalmadı, üçlük/toplam şut oranında %57 gibi akıl almaz ve absürd bir rakama ulaştı. Ufak bir araştırma yaptım, ne son 25 normal sezonda ne de son 20 playoff'ta buna benzer bir istatistik bulamadım. Üstelik Magic'in üçlük aşkı sadece bununla da kalmıyor. Bobcats'e karşı süpürgeleri çıkardıkları maçta da kullandıkları 67 şutun 33'ü üç sayılık atışlardı ama orada en azından serbest atışların (42 kere gittiler çizgiye) bu orana biraz etkisi vardı. Bu üçlük aşkı konusunda daha önce birşeyler karalamıştım. Magic'in playofflar'da rakip potaya gönderdikleri topların %41'i üçlüktü. İnanılmaz yüksek bir rakam bu. Formdayken ve şutlar girerken herşey güllük gülistanlık ama şutlarda biraz problem yaşadıklarında, karşılarında da üst düzey bir takım varsa kaos ortamı oluşabilir. Şimdiden uyarmak lazım belki de Magic oyuncularını. Amerikalılar'ın deyimiyle "Şutlarına aşık olmamaları gerekiyor."

Yukarda verdiğim istatistiğe ek olarak Pietrus'a da değineyim. 8 maçta kullandığı 53 şutun tam 41'i üçlüktü Fransız oyuncunun. Hawks'a karşı 3 kere ikilik atışında isabet buldu Pietrus, Bobcats'e karşı ise iki sayılık basketi yoktu seri boyunca. Çok yönlü oyunu tercih etse fena olmayacak sanki. Nitekim şu ana kadar tutturduğu %51 isabet oranının playofflar'ın sonuna kadar yanında olacağı garanti değil...