BIY AD

NBA Playoffs 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NBA Playoffs 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2010 Cumartesi

Celtics - Lakers Son Maç Hakkında Değerlendirme

Biliyorsunuz, ben çalıştığım için maçları izlesem de daha sonra maçlar hakkında değerlendirme yazacak vaktim olmuyor. Bu değerlendirmeleri blog'da bana yardımcı olan Kadir-Yusuf ve Soner sağolsunlar, maçtan hemen sonra yazıyorlar. Zaten ben de maçtan beri bilgisayar başına geçememiştim. Ufak bir tatil verdim kendime, hatta playofflar bittiğine göre bu tatil birazcık daha uzayabilir belki. Son maçın yazısını Enes hazırlamıştı. Ama ben de son maça değinmek, fikirlerimi paylaşmak istedim, buyrun:

Perkins'den yoksun Celtics'in ribaundlarda biraz zorlanacağını bekliyordum, zaten herkes de bunu bekliyordu. Ama Rasheed'in ilk 5 çıkması durumunda büyük bir sıkıntı çekmeyeceklerini düşünüyordum. Ancak Lakers maça öyle bir girdi ki, her hücumu 3 kere kullanıyorlardı kullandılar resmen. İlk yarıda 15'e yakın hücum ribaundu aldılar yanılmıyorsam. Toplamda da 23'ü buldular. Gasol aldığı 9 hücum ribaunduyla başı çekti Lakers'da. Bu dengesizliğin nedeni biraz Rasheed'in boyuna göre vasat bir ribaundcu olması biraz da Lakers'ın agresif yapısıydı. Her kaçan şutta 3 Lakerslı'yı ribaund mücadelesinde görmek mümkündü. İkinci yarıda dengeyi sağlasalar da, maçın bitimine yaklaşık 1 dakika kala Gasol'ün aldığı hücum ribaunduyla Lakers şampiyonluğu elde etti. Ayrıca Artest'in de özellikle ilk yarıda aldığı hücum ribaundları sayesinde bulduğu sayılarla Celtics'in öne fırlamasını engellediğini söylemeliyim. Her ne kadar bu maç ve seri boyunca rezalet şut atmış olsa da skora bu kadar katkı yapıp, Pierce'ı da yavaşlattığı için kupanın Lakers'a gelmesinde çok önemli pay sahibiydi Artest. Tabii maçın sonunda attığı çok da doğru seçilmemiş üçlüğe de değinmek lazım. Maç boyunca 6'da 1 atmış olan Artest'in, şans yanındaydı o pozisyonda.

Ray Allen için de serinin ikinci maçından sonra x-faktörü olacağını yazmıştım. Yine gördük ki Allen kendisine hazırlanan boş üçlükleri değerlendiremeyince 3 büyük yıldız bir anda 2'ye düşüyor. Yine şutlarında büyük problem yaşayan bir Allen gördük dün. Pierce Artest karşısında zorlanırken, Allen'dan da verimli bir skor üretimi gelmeyince Celtics'in sayı üreteceği opsiyonlar kısıtlandı. Allen'ın bu kadar üzerine gitmemin nedeni kullandığı birçok şutun bomboş olması. Zaten çılgınlar gibi üçlük attığı maçı çıkarırsak, geri kalan 6 maçta Lakers'a karşı şut isabetlerini söyleyeyim Allen'ın, herşey ortaya çıkacak: %31 saha içi, %13 üçlük isabet oranı. Daha fazla birşey yazmaya gerek yok bu konu hakkında.

Kobe maç boyunca zorlandı, bunu maçı izleyen herkes gördü, izlemeyenler bile 6/24 isabetle oynadığına bakarak bunu anladılar. Ancak izleyenlerin farkettiği şey farklıydı. Çünkü Kobe sıcak hissettiği dönemlere özel olan şutları kaçırmakla kalmadı, kolay ve boş atışlarda da çok kötü şutlar kullandı. Hatta buna yaptığı garip top kayıplarını da ekleyebiliriz. Kısacası normal Kobe'den çok uzaktı, 7. maç heyecanı onu bile vurdu. "Bu kupayı 'ben' kazanacağım" diye inat etmiş olması, belki de az kalsın Celtics'in Staples Center'da kutlama yapmasına sebep olacaktı. O kadar kötüydü Kobe. Son çeyrekte kıpırdanır gibi oldu ama yine de bildiğimiz Kobe'yle alakası yoktu. Gasol ile Artest'e duacı olmalı kesinlikle.

Son olarak da hakemlere değineceğim. Evet seri boyunca çok kötülerdi ve taraf tutmadılar. Ama dün apayrı bir garip yönetim gösterdiler. İlk 3 çeyrek boyunca Boston'un ve Lakers'ın yaptığı sert savunmaya neredeyse hiç düdük çalmadılar ve gerçek bir 7. maç seyretmemizi sağladılar. Ancak son çeyrek geldiğinde düdük ağızlarından düşmedi adeta. Bunda Celtics'in yorulmasının ve savunmada ellerine kollarına hakim olamamasının da payı vardı ama daha çok hakemlerin yönetim tarzını değiştirmeleri faktör oldu bana göre. İlk üç çeyrekte çalınmayan bir çok düdük bu çeyrekte Lakers lehine faul atışı olarak döndü. İlk üç çeyrekte 16 serbest atış kullanan Lakers, son 12 dakikada tam 17 serbest atış kullandı (son 4 tanesi taktik fauldan kaynaklandı). Bu da aradaki farkı gözler önüne seriyor zannedersem.

18 Haziran 2010 Cuma

Artest Zafer Sarhoşu


Link

Aslında hem zafer sarhoşu, hem de muhtemelen gerçek anlamıyla sarhoş. Buyrun bir bir dediklerini aktarıp spoiler vermek istemiyorum. Tek kelimeyle harika.

Celtics-Lakers Şampiyonluk Maçı (79-83)

Bu gece Staples Center’da oynandı serinin 7. maçı ve bu senenin en büyüğü belli oldu. Maçın büyük kısmını geride götüren ev sahibi Lakers, son dakikaları daha iyi, daha akıllı oynayarak 16. şampiyonluğuna ulaştı 83-79’luk skorla. Bu sonuçla birlikte rakibine karşı 7. maça giden 5. final serisindeki ilk zaferini de almış oldular. Şampiyonluk için birçok şey yazılıp çizilebilir ama ben son maçın ana hatlarını değerlendireceğim.

Skordan da anlaşılacağı üzere müthiş bir savunma maçı oldu, öyle ki %32 ile şu atan Lakers maçı kazandı. Hele maçın ilk birkaç dakikasında, belki de izlediğim en iyi, en keyifli basketbol oynandı. Gerek yaşımız, gerekse teknoloji itibariyle 7. maça giden final serilerine çok fazla tanıklık edememişizdir. 2005’teki Pistons-Spurs finali de mücadele dozu oldukça yüksek ve sert geçmişti, ama bu maç hakikaten bir başkaydı. Ligin en elit hücumcularının savunmalar karşısında nasıl çaresiz kaldığını gördük bu gece.

Lakers’a maçı getiren faktörleri ele alırsak: Perkins’in sakatlığı sonrası Celtics’in pota altındaki durumu herkes için merak konusuydu. Rasheed hücumda Perkins’in yerini fazlasıyla doldurdu, ancak onun attığından çok daha fazlasını yedi Celtics verdiği hücum ribaundlarıyla. Lakers’ın hücum ribaundlarındaki 23-8’lik dominantlığı (ilk yarıda 14- ve buna bağlı olarak ikinci şans sayılarından bulduğu ekstra sayılar skor üstünlüğünü Lakers’a kaydıran faktörlerdendi. Son çeyreğe girilirken 15-4 üstünlüğü vardı Lakers’ın ikinci şans sayılarında. Maçın 4 sayı farkla bittiğini göz önünde bulundurursak bu sayıların ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır.

Lakers adına maçın kazanılmasındaki bir diğer etken ise, serbest atışlardı. Rakibinden 20 kere daha fazla çizgiye gittiler. Tam da bu noktada hakemlere değinelim biraz. Serbest atış sayılarında bu kadar fark olmasının sebebi, Lakers’ın uzunlara daha çok top indirmesi kadar hakemlerin ilk çeyrekteki sertliğe maçın geri kalanında müsamaha göstermemesiydi. Durum böyle olunca özellikle maçın sonlarına doğru kolay sayı bulma imkanı yakaladı Lakers.

Son maça damgasını vuran 3 Lakers’lıyı şu şekilde sıralayabiliriz: Artest takımı ayakta tuttu, erken açılan farkın geri dönülemeyecek boyutlara çıkmasını önledi. Gasol-Kobe ikilisi de maçı getiren adamlar oldu. Artest maçı 20 sayı-5 top çalmayla tamamladı, özellikle hücum ribaundlarından bulduğu sayılarla takımına ekstra katkı yaptı. Hücumda fazlasıyla sorumluluk aldı ki belki de en önemli artısı bu oldu. Öbür tarafta maçın stresiyle sorumluluk alan oyuncuların az olması çok büyük bir dezavantaj oluşturdu Celtics adına. Kobe’ye geçersek; Sanırım ilk defa bu kadar zor anlar yaşadığını gördük bir maçta, bir ara serbest atış bile sokamadı. Çok kritik top kayıpları yaptı son çeyrekte. Maçın genelinde şut seçimleri de yanlıştı, ritim bulmaya çalıştı ancak son dakikalara kadar kendisinden beklenenin çok altında bir performans sergiledi. Tabi bu durumun oluşmasında Ray Allen’ın savunmasının da etkisi çok büyük. Ancak büyük oyuncu böyle olunuyor işte. Baktı hücumda faydalı olamıyor takımına, ribaundlara konsantre oldu, 15 ribaundu var. Skor üretmekte zorlandığı için faul almaya odaklandı ve bunda da başarılı oldu, 23 sayısının 11’i faul çizgisinden geldi. Geçelim Gasol'e. Son çeyrekte bulduğu 9 sayının yanı sıra aldığı kritik hücum ribaundlarıyla maçın kazanılmasında başrolü oynadı. Bynum’ın kısıtlı süre aldığı bir finalde zaman zaman Garnett savunmasında bocalasa da, hücumda çok etkili oldu ve karşılaşmayı 19 sayı ve 9’u ofansif 18 ribaund ile tamamladı.

Celtics’e geçecek olursak; Bir önceki maçı hesaba kattığımızda Lakers’ın ilk darbeyi vurup kendilerini sürklase edememesi için Celtics’in maçın başındaki direnci çok önemliydi, çok sert ve özellikle savunmada etkili başladılar maça. Lakers’ın topu pota altına indirmesi gerektiğini bildiklerinden, inanılmaz bir boyalı alan savunması yaptılar ilk çeyrekte. Ancak sonrasında gerek yaşlılığa bağlı yorgunlukları, gerekse son çeyrekte hakemlerin sertliğe izin vermemesi, Celtics’in boyalı alan savunmasını yavaş yavaş kırdı. Buna rağmen Lakers %32.5’la NBA Finalleri'nin en kötü şut atıp galip gelen takımı oldu.

İkinci çeyrekle beraber Lakers’ın silkelenip savunma dozajını arttırmasıyla birlikte hücumda çok zor sayı bulabildiler. Rakibin iyi geri koşması sayesinde bu maç için belki de en büyük silahları olan hızlı hücuma da pek çıkamadılar ve yalnızca 6 fastbreak sayısı bulabildiler.

Celtics adına oyuncu değerlendirmelerine Ray Allen ile başlayalım. Biri Ray Allen’ın, oyunun iki yönünü bu kadar orantısız oynayacağını söylese muhtemelen savunmada bocaladığını düşünürdüm. Ama akıl almaz bir şekilde çok kötü bir hücum, tam ters ordanda da savunma performansı sergiledi. Yaptığı basit top kayıplarının yanı sıra 3/14 saha içi isabetiyle maçı 13 sayıda tamamladı, ki şutların önemli bir kısmını da müsait pozisyonlarda kaçırdı. Ama işin savunma yönünde çok gayretliydi ve ligin en iyi hücumcusu Kobe’yi çok iyi durdurdu. Rondo’nun 14 sayı-10 asistlik double doubleı, Paul Pierce’ın 18 sayı-10 ribaundu, Garnett’in 17 sayısı yetmedi galibiyete ve şampiyonluğa.

Her iki takım da harika bir mücadele ve istek koydular sahaya. Finale fazlasıyla yakışır bir maç oynandı amma velakin kazanan yalnızca Lakers ile birlikte biz izleyiciler olduk.

Şampiyon Lakers'ın Sevinci

16 Haziran 2010 Çarşamba

Perkins 7. Maçta Kesin Yok (Kim Oynayacak?)

Az önce kendisi açıkladı canlı yayında. Arka çapraz ve iç yan bağlarında yırtık olduğu tespit edilmiş. Ardından da Doc Rivers'ın basın toplantısı vardı, bitti ve ben de yazıyorum. Perkins'in Bütün yazı rehabilitasyon ile geçirecek. Hatta büyük ihtimalle hazırlık kampının bir kısmını kaçıracaktır. Geçmiş olsun diyelim. Demin kendisi açıkladı bunu. Doc Rivers'a da "Glen Davis'le mi yoksa Rasheed'le mi başlayacaksınız?" diye soruldu ve henüz karar vermediğini söyledi Rivers ama çok komik bir gaf yaptı. Glen Davis'in son maçta fazla düşünerek oynamaya başladığını, onun iç güdülerine güvenmesi gerektiğini, Glen Davis'in düşünerek oynamasını asla istemeyeceğini söyledi. Sonra yaptığını farkederek "Öyle demek istemedim, kulağa çok kötü geliyor biliyorum ama demek istediğim o değildi tam olarak. İç güdüleriyle, hisleriyle oynaması lazım." diye kurtarmaya çalıştı =)

Bana göre kesinlikle ama kesinlikle Rasheed ile başlaması lazım Rivers'ın. Özellikle de Bynum oynarsa (bu sabaha karşı 3. çeyrekte kendi kararıyla kenara gelmişti). Çünkü Bynum - Gasol ikilisine karşı Perkins varken bile kısa kalıyordu Celtics pota altı ama savaşçılıklarıyla idare ediyorlardı (hatta sindiriyorlardı Lakers'ı). Şimdi Glen Davis oynarsa Lakers uzunları çok rahat hücum ribaundu toplarlar bence, sayıya gitmeleri de aynı oranda kolaylaşır. Glen Davis'in boyunun kısa olmasının yanında zıplayamama gibi bir dezavantajı da var çünük. Ayrıca Koca Bebek'in kenardan gelerek verdiği enerji bugüne kadar hep önemli oldu Celtics için. Tony Allen - Glen Davis - Nate Robinson üçlüsünü kenardan sokup enerjik bir yedek takım yaratmak bana göre daha mantıklı. Rasheed'in tecrübesi, daha önce buralarda oynamış olması ve en önemlisi de boyu onu tercih etmek için yeterli ve geçerli nedenler bence...

Celtics - Lakers Finali 6. Maç (67-89)

Aslında sadece maçın skorunu söylesem pek çok şeyi açıklıyor değil mi? Lakers dün gece ezdi geçti, öyle böyle değil hem de.

Beşinci maçta da söylemiştim zaten, Lakers gibi yetenek deposu bir takımı kazanmaktan alıkoyan tek şey oyuncularının kişilikleri. Boston’ın özelliği de karşısındakini boğması olunca arada istek açısından dağlar kadar fark olmuştu son iki maçta. Ancak bugün Lakers o kadar çok istedi ki, Perkins sakatlamasa ve Boston müthiş oynasa bile kolay kolay vermeyeceklerdi maçı.

İşin aslı tabii ki istekten çok daha fazlası. Bir kere maçın koptuğu ilk çeyrekte Celtics’li oyunculara göz açtırmadı Lakers savunmada. Rondo’nun kafasının oyunda olmaması da çok etkiliydi ama son iki maçtan farklı olarak pota altında sertlikten geri adım atan olmadı. Bynum maçın gerçekten oynandığı bölümde kısıtlı hareket edebilmesine rağmen (ikinci yarıda ağrıları yüzünden çıktı) pota altını müthiş kapattı Lakers. Pas kanalları da kapanınca Boston hücumda, Lakers’ın kaybettiği maçlarda yaptığı gibi kişisel yeteneklere dayalı oynadı. Eh sistem işlemeyince çıkan sonucu hepimiz gördük.

Lakers’ın hücumunu ise taraftarın 5 maçtır olmasını istediği şekilde işledi sonunda. Bunu en iyi gösteren şey sanırım Gasol’ün 9 asisti. Ancak bu kadar iyi işlemesinin asıl sebebi tüm oyuncuların maçı oynamak için sahaya çıkmış olması. Hiç biri katkı sağlamak için yetenekleri dışında garip işler yapmadı; her biri sistemin içinde kendilerine düşen görevi yerine getirdi, böyle olunca da Kobe’nin işini hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Serinin daha başından üçgeni bırakan Lakers, Kobe “kahraman basketbolu” oynamak zorunda kalmayınca istediğine ulaştı. Bu saatten sonra her türlü galibiyeti kabul ederdi Lakers ama böylesi en iyi oldu onlar için bence. Geçen yazıda salladığım gibi Odom çıkıp 20-15 yapsa da seri 7. maça gidecekti ama Odom gibi bir adamın iki maç üst üste iyi oynama olasılığını biliyoruz. Şimdi Lakers adına asıl soru Bynum’un sağlığının yanında benchin aynı kafada devam edip edemeyeceği.

Boston için sorular birazcık daha fazla. Lakers’ı övdük ama Boston’ın baya katkısı oldu sonuca. Evlerindeki istekten, düzenden, sertlikten eser yoktu Staples Center’daki maçta. Bir kere daha ilk çeyrekte Artest 4 kere falan aynı yerde boş kaldı. Tamam Lakers daha önce o pası yapmıyor olabilir ama playofflardayız ve yapmanız gereken karşınızdakini okuyup önlemlerinizi almak. Fazla savunmanın üzerine gidesin gelmiyor çünkü hem Lakers çok güzel becerdi her şeyi hem de Perkins sakatlandı. 5 maçtır teknik faul almadan, üzerine gelen Lakers oyuncularını sabırla karşılayarak beni şaşırtmıştı, kaderi bir şekilde takımını yalnız bırakmakmış demek ki. Yazık oldu, umarım kariyerini kötü şekilde etkilemez sakatlığı.

Savunmayı fazla yermek istemiyorum dedim ama Celtics’in felaket olduğu bir yer varsa o da ribaundlar. Maçın daha başlarında ribaundlar arasındaki fark 10’du, aradaki uçurum daha da açıldı ilerleyen bölümlerde. 52-39 olarak bitmiş, bu bile maç içindeki farkı gözler önüne sermiyor. Savunmada verdikleri dışında bu ribaund farkının oluşmasının temel sebebi ise Celtics’in hücum kıtlığı. Ray Allen, Pierce ve Garnett aslında çabaladı, kendi çapında bir şeyler üretti ama şovu sürüklemesi gereken Rondo uçağı kaçırmış anlaşılan. Son maçta oynasa Celtics açısından çok faydalı olur bence. 67 sayı atmaları sadece Lakers’ın işi değil yani. Aynı iki yıl önce “zayıf halka” Rondo sahadaydı bu gece. Oysa onun bu konumda yapması gereken müthiş bir 6. maç oynayıp finaller MVP’si olmak değil de ne? Saha görüşü, pas yeteneği, içerideki bitiriciliği ve ribaund bakımından belki de ligin en yetenekli guardının 2. maç kahramanlaşıp 6. maç sönüp kalması kabul edilebilir gibi değil. 7. maçta Celtics’in tüm oyuncularından daha çok ihtiyacı var ona hücumda. Üçüncü çeyrekte atılan orta mesafeli şutlarla hücum ederse Celtics kupayı unutsun.

Sonuç olarak Lakers’lılar açısından müthiş derece zevkli, Celtics’liler açısından intiharlık ve taraftar olmayanlar açısından çirkin bir maçı geride bıraktık. Celtics’in zihinsel çöküntüye uğrayacağını düşünmüyorum, ellerinden geleni ortaya koyacaklardır. Ancak Perkins’in oynamayacak olması (çok büyük ihtimal), Rasheed’in aldığı iki erken faul neticesinde gerçekleşecekler (Shelden Williams?) pek iç açıcı değil. Aynı şekilde Rasheed’in beklenen gibi kendisini buraya sakladığını göstermesi gerek. Sırtındaki ağrı da çok önemli. Ya efsane ya da çoğu açıdan kıt bir 7. maç bizi bekliyor. İyi olan kazansın ne diyelim.

15 Haziran 2010 Salı

Artest: Gayet İyi Oynadık

5. maç sonrasında Artest aynen böyle demiş. Hatta bununla da yetinmeyip Boston'da kaybettikleri iki maçı 2008'deki gibi farklı kaybetmediklerini (son maçta sağlam fark yemişti Lakers) belirtmiş. "İyi mücadele ettik, sıkı maçlar oynadık" demiş. Helal olsun be Artest süpermişsiniz gerçekten. Ama daha devam ediyor bitmedi.

İstatistik kağıdına baktıktan sonra da Kobe'nin 38 sayısını gösterip "Burada ne yazdığı önemli değil, takım olarak yaptık, herşeyi beraber yaptık" demiş. Kobe'nin 38 sayısında takım arkadaşlarının ve özellikle de Artest'in ne gibi bir katkısı veya etkisi vardı çok merak ediyorum doğrusu. Ha ama Artest takım halinde kötü savunma yaptıklarını kastediyorsa evet hep birlikte kötü savunma yaptılar. Buna Bynum'ın hareket kabiliyetinin kısıtlı olması da eklenince boyalı alanda hakimiyeti kurdu yine Celtics...

Buna ek olarak Odom'dan da ilginç bir açıklama gelmiş. "Celtics çok iyi top dolaştırdı ve herkes oynadıkları oyunun bir parçası oldu. Bu da bize oranla daha iyi savunma yapmalarını sağladı."

Nasıl yani? Odom aynen devam ediyor galiba kafa yapıcı maddeler çekmeye:


Link

Sonuç olarak Lakers eğer kazanıp, seriyi 7. maça taşıyacaksa bu gece Artest - Odom ve Gasol'ün çok daha farklı oynamaları lazım. Artest'in gününde olup doğru düzgün şut sokması, Odom'un kafasının güzel olmaması ve Gasol'ün de sertliğe sertlikle yanıt vermesi gerekiyor. Üçünün birden aynı anda gerçekleşmesi şart değil, ikisi katkı sağlasa 7. maça gideriz gibi geliyor bana. Ama Artest'in şut istikrarsızlığı, Gasol'ün mücadeleyi sevmemesi ve Odom'un her daim kafasının güzel olması nedeniyle, ne kadar gerçekçi bir beklenti bu bilmiyorum.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Celtics - Lakers Finali 5. Maç (92-86)

Boston’daki 3 maçtan en gerçekçisi bu oldu herhalde. Kobe bir ara insan üstü oynadı ama beklenmeyen bir şey değil o da. Artest kötü oyununu oynayıp Garnett ve Gasol eski günlere selamlarını çakınca Celtics 3-2 öne geçti. Lakers taraftarının Kobe dışındakilere çok kızgın olduğunu tahmin ediyorum ama seyir keyfi açısından oldukça doyurucu oldu maç.

İlk olarak Celtics’ten başlayalım. Paul Pierce’ın buna benzer bir performans vermesini er yada geç bekliyordum ben ama bu biraz farklıydı sanki. Pierce çok iyi şut attı kabul ama doğru kararları vermesiydi en etkili olan. Bir liderin yapması gerektiği gibi oynadı ve serideki en iyi maçını çıkardı doğal olarak. Ancak Celtics’in de oyun planını onun üzerinden kurduğu da gözden kaçmadı, 4. galibiyeti alacaklarsa onsuz zor sonuçta. İlk yarıda birkaç hücumu aldığı perdeler sonrası rakip uzunuyla karşı karşıya kalarak oynadı ki son derece başarılı oldu bu pozisyonlarda. Aynısını Nash de yapmıştı, yanılmıyorsam özellikle 5. maçta. En önemli hareketi ise şüphesiz bitime 40 saniye kala Garnett’in Lakers yarı sahasına fırlattığı topu tutup Rondo’ya maçı bitiren basketin asistini yapması. Taktir etmediğim tek şey ilk yarının sonunda Rondo’dan topu alamayınca bırakıp yedek kulübesine dönmesi. Kızmış olsa bile tepkisini devre arasında verse daha doğru olurdu, maça yoğunlaşmasına veriyoruz bu davranışını. Sonuç olarak sadece bir kere serbest atış çizgisine gidebilmesine rağmen 21’de 12’yle 27 sayı gönderdi Lakers potasına.

Takımın hücum liderinden sonra Boston’a genel bir bakış atalım. Rakamları Pierce kadar gösterişli olmasa da sahada yaptıkları ve duruşuyla Garnett hakkında galibiyetin en önemli sebebi diyebilirim. Sertlik karşısında geri adım atan Gasol ve sakat Bynum avantajını çok iyi kullanıp sahanın iki tarafta da pota altındaki üstünlüğü Boston’a getiren isimdi bir kendisi. Ayrıca fark ettiyseniz, Gasol kendisine “şutöre döndü” dedikten sonra (veya medya öyle gösterdi tam bilmiyorum) sürekli içeriyi zorluyor. Ribaund rakamları biraz aldatıcı zira 6’sı ilk çeyrekte Lakers attığını kaçırırken geldi ama savunmadaki duruşu çok önemliydi yine de. Bunu açıklamaya en yakın istatistik 5 top çalması. Yine de Gasol ve Bynum’un onun işini oldukça kolaylaştırdığını tekrar söylemeliyim. Celtics hücumu genel olarak çok iyi işliyordu ama yine en büyük sorunlarına takılıp kaldılar: top kayıpları. Maçı 16 top kaybıyla bitirdiler, ilk yarıda bu rakam 10’du sanırım. Lakers felaket, kendileri çok iyi şut atarken maçın erkenden bitmemesinin en büyük nedeni bu saçma sapan, anlamsız top kayıplarıydı. Başı çeken isimde 7 top kaybıyla Rondo’ydu. Tabii hakkını yemeyelim, Rondo Lakers savunmasındaki açıkları çok iyi görerek şut yüzdesinin bu kadar yüksek olmasının sebeplerinden biri oldu. 18 sayı 8 ribaundla oynadı ve Odom’la Kobe’nin üzerinden tipleyerek bulduğu basketle maçın hareketine imza attı.(Yine Rondo'nun attığı müthiş turnike ve Tony Allen'ın bloğuyla kapışır daha doğrusu) Bench’ten gelen tüm isimler de olumlu katkı yaptı, Nate Robinson’ın 4 asisti var 10 dakikada düşünün. Celtics’teki tek kayıp 3 maçtır üçlük isabeti bulamayan Ray Allen. Belki LA’e gitmeyi bekliyordur o da.

En sonunda geldik Lakers’a. Kobe’nin yaptığı şeyi bilmeyen yoktur herhalde. Öyle sayılarla ifade etmek bile hafif kalıyor ama söyleyeyim: takımı hiçbir şey yapamayacak konumdayken 19’u 7’de 7’yle üçüncü çeyrekte gelen, artarda attığı 23 sayı… Anlatılacak şey değil izlemek lazım. Derek Fisher’ın saçma sapan pasını tamamladığı alley-oop’u ve neredeyse orta sahadan kaldırıp attığı üçlüğü bir kenara bırakırsak tüm şutlarını savunmacısının üzerinden gönderdi. “Jordanvari” denilen şey bu olsa gerek, kimse durduramadı onu. Maçın erkenden bitmemesinin sebeplerden birine top kayıpları dediysem diğeri de Kobe’nin insanlığa sığmayan performansıydı. Normalde bir süper yıldızın üst üste bu kadar şut atması taraftarı değilimdir ama ne takım arkadaşlarının basket atacak ne de Kobe’nin kaçıracak hali vardı. Gasol ve Artest başta olmak üzere takım arkadaşları beklenen katkıyı veremeyince yazık oldu Kobe’nin bu performansına. Üstelik sadece hücumla yetinmedi Paul Pierce’ı da aldı maçın sonuna doğru. Taktir etmekten başka şey düşmez bize.

Gasol ve Artest dedim yukarıda, ikisi de dayağı hak etti. Lakers ne pota altında Celtics’i durdurabildi ne de şutların girmesine engel oldu. Savunmada bu kadar kötü olmasının en büyük nedenleri bu ikisinin vurdumduymazlığıydı bana kalırsa. Pierce’ı çok övdüm yukarıda ama Artest’in savunması bundan önceki maçların yanından geçemedi dün gece. Keza Gasol de öyle, nerede 14 blok yapıp pota altında voleybol oynayan Lakers nerede bu geceki Lakers. Takım halinde tek blok yaptılar ki onun da sahibi Kobe. Bünyesinde bu kadar yetenek bulunduran Lakers takımının en büyük eksiği karakter eksikliği sanırım. Bugün gördük işte Kobe’den başka kazanmak isteyen kaç kişi vardı sahada?

Sonuç olarak Boston Celtics 2-3-2 sisteminin nimetini geri çevirmeyerek serinin en önemli maçından üstün ayrılarak Los Angeles’a gitmeden önce 3-2’lik üstünlüğü ele geçirdi. Ben 4-2 Celtics demiştim ama düşününce 3 maç üst üste kazanmaları çok zor gözüküyor şimdi bakınca. Bu maçtaki gibi bir ara %70 şut yüzdesiyde gezmeleri de pek yakın bir ihtimal değil. Bynum’un durumu bu maçtan sonra da hiç iç açıcı değil, daha iyiye gideceğini de sanmıyorum ama bakarsınız Odom 20-15 yapar bir sonraki maçta, kim bilir? Sonuçta takımdan birinin Kobe’ye olan borcunu ödemek için böyle bir şey yapması şart.

He's Not Mike

Evet Celtics taraftarına katılıyorum, Kobe bence de kesinlikle Michael Jordan değil ama ona en çok yaklaşan oyuncu diyebilirim benim izlediklerim arasında... Dün gece de yine gösterdi bizlere bunu. Maç koptuktan sonra "Ya tutarsa" diye salladığı üç tane üçlüğü çıkarırsak, 24'te 13 isabetle 38 sayı üretti Celtics savunmasına karşı. Hele üçüncü çeyrekte çıldırarak attığı 19 sayı muhteşemdi. 19 olduğu an Isiah Thomas'ın balon gibi şiş olan bileğine rağmen attığı 25'i geçeceğini düşündüm Kobe'nin. Ama sonra iki tane üst üste zor şut kaçırdı ve duruldu zaten çeyreğin son 2 dakikasını da dinlenerek geçirdi. Ama Jordan'dan sonra "Ne yaparsanız yapın atarım, beni durdurmanız mümkün değil" şeklinde en net mesaj veren oyuncu oldu bana göre Kobe. Yine de bu performansı Garnett ile Pierce'ın günlerinde olmaları nedeniyle boşa gitti. Özellikle Pierce'ın harika şut attığını söylememiz lazım. Tabii Bynum'ın dizinin durumu pek iç açıcı değil Lakers adına, Gasol de sertlik karşısında yılınca yine boyalı alan üstünlüğü (ribaundlar hariç) Celtics'e geçti. Lakers'a kolay sayı fırsatı vermediler boyalı alandan, kendileri ise bol bol turnike attılar. Bu da maçı kazanmalarını sağladı.

Şimdi Celtics avantajlı duruma geçti. Staples Center'da kafadan bir rakam atarak, kaba bir hesapla 4 maçta 1 kazanabildiklerini varsaysak bile (ki aslında daha yüksek) %50 ihtimalle şampiyon olacaklar demek bu. Kısacası iki maçın birini kazanmaları son derece olası. Kobe çıkıp 60 atmadıkça veya Gasol sertliğe yanıt verip 20-10 tutturmadıkça veya Artest mucizevi bir şekilde 7'de 6 falan üçlük atmadıkça Lakers'ın işi iyice zora girdi diyebiliriz.

13 Haziran 2010 Pazar

Ray Allen'ın Ayak Tırnakları

Serinin 4. maçından önce Ray Allen'ın hali. Kelime yok bunu açıklayacak maalesef. Hall of Fame'e girecek olan tarihin en iyi şutörlerinden bir oyunca resmen bakışım değişti ya. Dalga mı geçiyorsun Ray Allen? Glen Davis'ten, Nate Robinson'dan hatta Paul Pierce'tan görsem şaşırmazdım da, sen bunu nasıl yaptın Ray Allen? 10 üstünden 0 veriyoruz ve bu geceki maçı bekliyoruz...

11 Haziran 2010 Cuma

Koca Bebek Uno Uno ve Sevinçleri


Link

Edit: Koca bebek yerine blog'da 10. kere falan Kobe Bebek yazdığımı farkettim. O kadar çok Kobe yazıyorum ki, "Ko" diye başlayınca bir kelime refleksif olarak "be" diye bitiyor.

Glen Davis'e ne kadar gıcık olduğumu tekrar tekrar söylememe gerek yok. İğrenç bir adam kendisi benim gözümde ama hakkını teslim etmek lazım bu sabah Celtics'e maçı kazandıran isim oydu. Kendisine taktığı "Uno Uno" lakabını kullanmamın sebebi de bu sabaha karşı gösterdiği performans. Tabii yaptığı şu sevinçlerle ve gerçek bir bebek gibi salya akıtmasıyla daha da soğuttu kendinden beni. Yahu yavaş arkadaşım ya, gören de kupayı aldın sanacak. Tamam hırslı oyuncu herkes sever ama bir yere kadar yahu =) Salyalar saçarak bağırmak Celtics taraftarları dışında pek kimseye sempatik gelmemiştir herhalde. Ama çok komikti yine. Bu final serisinde pek çok akılda kalıcı olay yaşadık. Bu arada Nate Robinson'ın Davis'in sırtına atladığını görebilirsiniz video'da. Konuyla ilgili Glen Davis "Sırtıma mı atladın hissetmedim" derken, Nate Robinson da "Shrek ve Eşşek gibiydik" diyor.

Davis'in salyalı sevincini paylaşmışken, Magic'e karşı yaptığı 'Dilleme' hareketini paylaşmadan olmazdı. Ancak o maçta Magic galip gelmişti yanılmıyorsam, güzelim(!) sevinci boşa gitmişti Glen Davis'in.


Link

Yol Geçen Hanı

Çok büyük saygı duyuyorum oturup video editleyenlere. Benim öyle bir şansım olmadığı için ancak bu resmi gösterebiliyorum. Son çeyrekte hiç oynamayan Bynum'dan yoksun olan Lakers pota altının yol geçen hanına döndüğünü bundan iyi sadece üst üste pozisyonları sıralarsam gösterebilirim herhalde. Son çeyreğe önde giren Lakers'ın 36 sayı yiyerek kaybetti bu sabaha karşı maçı. Savunmacısını geçen hiçbir Celticsli'yi korkutacak, şutunu veya kararını değiştirmesine neden olacak bir tehdit unsuru yoktu Lakers pota altında. Bunu gören Celtics içeriyi adeta yol geçen hanına çevirdi. Bunun yanında Celtics'in aldığı 16 hücum ribaundu da cabası. Hatırlarsanız serinin ilk maçında Celtics %90 oranında rakibine hücum ribaundu verdiği için yenilmişti, şimdi durum tersine döndü.

Bynum'ın dizi beklediğim gibi sorun çıkarmaya başladı ve onsuz Lakers'ın işi gerçekten çok zor. Çünkü Odom'un genellikle bu tür ortamlarda 40 dakika verip rahatlıkla güvenilecek bir isim olmadığını biliyoruz. Ayrıca Bynum yerine Odom'un girmesi hücumda Lakers'ı biraz etkilese de, asıl olarak savunmanın alarm vermesine neden oluyor. İçeriye girenlere "Hop arkadaşım nereye?" diyecek bir bodyguard eksikliği hissediliyor. Zaten bunları Finalleri değerlendirirken yazmıştım ama şimdi Bynum'ın dizinden dolayı olanları aktarmak lazım.

Bakalım Bynum bugün bir doktora görünecekmiş ama Pazar günü oynayacağını açıklamış. Oynasa da ne kadar yararlı olur acaba? Göreceğiz. En kritik maç Pazar. O güne kadar Bynum biraz toparlayıp, ilk iki maçtaki gibi oynayabilirse Lakers avantajlı duruma geçer, yoksa Celtics direksiyona geçmiş gibi gözüküyor.

İptal mi Ettiniz? Al Sana !!


Link

Dün gece Pierce kendisine yapılan faule rağmen turnikeyi buldu. Ancak hakemlerin basketi vermemesi üzerine sinirlenen Pierce Eddie Rush'a sağ kroşeyi çaktı. Pierce'ın önümüzdeki 1 yıl boyunca maçlardan men cezası alması bekleniyor.

Şaka maka gerçekten süper komik bir pozisyon, sağlam çakıyor Pierce. Eddie Rush da "Ulan basketi de vermedik, adam boşuna sevindi, güme gittik" diye hayıflanıp, okkalı küfürler etmiştir Pierce'a. Tabii ki bu yumruk Paul Pierce'a teknik faul olarak geri dönmedi ama NBA tarihine geçecek bir pozisyon olduğu kesin. Yıllar boyunca izleyeceğiz. Bir başka tarihe geçecek konu da, teknik faul vermeye meyilli bir hakem olan, hatta olmadık pozisyonlarda teknik faul yaratan Rush'ın bu pozisyona teknik faul çalmamak zorunda kalmasıdır. İroninin böylesi. Sen kariyerin boyunca abuk subuk teknik fauller çal, bir oyuncu gelsin sana yumruk atsın ama ona teknik faul çalama. Yılların acısı çıktı pozisyonda =)

Celtics - Lakers Finali 4. Maç (96-89)

2-3-2’de ev sahibinin asıl avantaj sağlayacağı husus evdeki maçlarını kazanıp, 3 maçlık deplasmandan en az 1 maç çalmaktır. Final formatının ev sahibine yarattığı avantaj bundan ibaret, tabi kullanmasını bilene. Üç maç ard arda kazanmak zor; ama evde bir maç bile verirsen, rakip takım ya seride 3-2’yi bulup topu sana atar ya da seri bitirir. Lakers için işte bu kadar önemliydi ikinci maç. Hemen şöyle bir senaryo yazayım: TD Garden’daki 5. maçı Boston kazandı(en normal sonuç). Seri de haliyle 3-2 oldu. Peki Staples Center’da durum böyleyken, NBA’in bu playofflarda deplasman dinlemeyen tek takımından iki maç almak, evinde peşpeşe 3 maç kazanmak kadar zor değil mi? Zormuş, gördük ilk iki maçta.

Bu seri bittiğinde eğer Boston şampiyon olursa finallerin MVP’si kim olur; hiçbir fikrim yok. Her maçta başka bir etken öne çıkar mı? İlk önce formülü “Pierce’ın takıma katılması lazım” diye çıkardık; ikinci maçta Ray Allen çıktı. Daha sonra maçın kilit rolünü ona yükledik; ama bu sabah ki maçta da Davis önderliğindeki Celtics yedekleri vardı karşımızda. Bir dahaki maçı da Garnett çekip koparsın, tam olsun bari. Şu iki maçta başımıza gelmedik olay kalmadı. Birinde Fisher çıktı; son çeyrekte kimseye top vermedi. Bu sabahta Glen Davis maçın adamı oldu. İnanılmaz şeyler oluyor; ama bunları ezeli rekabetin mucizeleri olarak adlandırıyorum.

Boston yedeklerinden biraz bahsetmek lazım; çünkü kuşkusuz maçın yıldızları onlardı. Özellikle Glen Davis, Nate Robinson ikilisi Lakers yedeklerinin hiç iş yapmadığı günde Lakers ilk beşindeki bazı oyunculardan bile daha çok iş yaptılar. Yalnız şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Şans faktörü maç boyunca Celtics’in yanındaydı. Hücum ribaundlarında Celtics’in 16-8 üstünlüğü olsa da 5-6 hücum ribaundu direk Celticslilerin kucaklarına düştü; ama çok normal bir sonuç. Basketbol şansı elbette olacaktır, ben “Daha çok isteyen aldı.” deyip geçeyim. Glen Davis de 16 hücum ribaundunun 4’ünün altına imzasını attı ve yanlış hatırlamıyorsam 4 ribaunduda sayıyla bitirdi. Gerçekten inanılmaz oynadı; ancak ben saha içinde attığı basketlerden sonra kendinden geçmesini pek sevmiyorum. O zaman Nate Robinson’dan pek farkı kalmıyor. Attın aldın sayıyı, şöyle ufaktan haykır geç, iki saat bağırılır mı ya? Neyse, toplam 18 sayısı vardı Davis’in ve daha da önemlisi bunların 9’u son çeyrekte, üstelik maçın kırılma noktalarında da geldi. Zaten Doc Rivers son çeyreğin son 5 dakikasına kadar Ray Allen dışında yedeklerle devam etmeyi tercih etti mücadeleye. Nitekim Davis ve Robinson koçlarının yüzünü kara çıkarmadı. Yalnız Nate Robinson ve Rasheed ne zaman akıllanacak onu hiç bilemiyorum işte? Son çeyrekte takımca kusursuza yakın bir savunma azmi ve şu yüzdesi varken neden aptalca teknik faullerle rakip takımın eline koz verirsiniz ki? İlk yarı %43’le oynayan takım son çeyrekte %63’le oynarken sizin gidip sağa sola sataşmanıza, hakemlere dayılanmanıza kimin ihtiyacı var ki? Yatıp kalkıp dua etsinler Kobe ve Fisher teknik faulleri sokamadıkları için. Ayrıca unutmadan Rasheed de Perkins’in durumuna düştü bu son teknik faulüyle. Eğer bir teknik faul daha alırsa toplam 7 teknik faulünden ötürü otomatikman bir maç ceza alacak. Gerçi maçın son bölümünde çokça sıkıntı çektiği sırtından ötürü sakatlanıp çıktı; belki öteki maça da oynamayabilir.

Lakers için de aklıma birkaç soru işareti takıldı. Onları da sorup kendimce açıklamasını yapayım. Görüşlerime katılmayan arkadaşlar varsa yorumlarda kendi görüşlerini aktarsınlar. Öncelikle ikinci çeyreğin sonunda peş peşe 3 üçlük yollamış, ellerini yanan bir Kobe varken ve aynı durum üçüncü çeyrek içinde geçerli iken son çeyrekte niye tüm takım anlaşmış gibi Kobe’ye topu vermez? Bunun PJ’in direktifi olup olmadığını bilmiyorum; ama Odom’ın basit bir crossover üzerine attığı şutlar, Kobe’nin hücumlarından daha mantıklı gibi gelmedi bana. Bir ara Kobe 5/6 üçlükle oynuyordu, o derece oyunun içindeyken top eline gelmediğinde soğudu gerçekten. Odom’a sataştım, ondan devam edeyim. Bu seride herkes bir şekilde elinden geleni yapmaya çalışıyor. Hatta Morrison bile elinden gelse takım elbiseyle sahaya dalacak; ama hala bu ruha bürünmemiş tek bir kişi varsa o da Odom’dur. Savunma azminin “S” si kalmamış sanki. Glen Davis yanından geçiyor, bir el bile kaldırmıyor. Aynı şekilde Ray Allen’ın ters turnikesini çok rahat bir şekilde bloklayabilecekken o arkasından koşmadı bile. Hücum konusunda da bir fark yaratamadı henüz. Davis ve Rasheed her maçta Odom’dan daha fazla katkı verdi şu ana kadar. O ise erken faul problemine girerek, Bynum’ın daha çok zorlanmasına neden olmasıyla benim aklımda kaldı şimdilik. Bynum bu maç ikinci yarı hiç oynamadı. Oysaki Davis’in pota altında sertlik üzerine kurulu hücumuna çok rahat kafa tutabilirdi Bynum. Davis’in de ligin en çok blok yiyen oyuncusunu olduğunu düşünürsek Bynum-Gasol ikilisi Gasol-Odom’dan çok daha fazla iş yapardı o son çeyrekte.Bu iş böyle gitmez. Odom’ın kendine gelmesi gerekiyor; aksi takdirde Lakers yedeklerinin Boston yedekleriyle boy ölçüşmesi imkansız bir hal alıyor.

Maçı izlememiş biri istatistiklere baktığında Kobe’nin 33 sayı, 6 ribaundluk performansına yaptığı 7 top kaybından ötürü kötü diyebilir; ancak ben Kobe’nin finaller boyunca bu kadar öne çıktığını görmemiştim. Tüm takımı sırtladı taşıdı. Yoksa skor açısından gayet kıt geçen maçta 33 sayı atmak hiç kolay değil. Belki son çeyrekte biraz daha onun üzerinden oynasalar Kobe 40’ı bile bulabilirdi. O nedenle yaptığı son top kaybı hariç (Rondo’nun kapıp, turnike bıraktığı maçı bitiren top kaybı)hiçbir top kaybına laf edemem. Lakers’da laf edilecek en son kişi Kobe’ydi bu sabah.

Geldik artık serinin en kritik maçına. Pazar gecesi 5. maçla sBoston’a veda edecek iki takım da ve seri Los Angeles’a taşınacak; ancak bu maçı kazananın şampiyonluk yolunda çok büyük bir adım atacağı düşüncesindeyim. İçimden bu maçı kazananın şampiyonluğu alacağı geçiyor. Ama bekleyip göreceğiz bu sefer başrolde kimin olacağını. Ben arada sorduğum soruyu tekrar sorayım Boston şampiyon olsa MVP ödülünü kime verirdiniz?

Her Maç Farklı Bir Hikaye

Bir maç Pau Gasol ortaya çıkar, bir maç Ray Allen, daha sonra Ray Allen tamamen ortadan kaybolur ve Fisher maçı kazandırır. Şimdi ise Glen Davis bench'ten gelerek 18 sayı üretir. O kadar gaza gelir ki Koca Bebek, lakabının hakkını verir ve salyası akmaya başlar.

Finaller'de her maç farklı bir oyuncu yıldız oldu veya önceki maçın yıldızı söndü. Monoton, senaryosu belli olan bir final serisi izlemediğimiz kesin. Bu arada Nate Robinson'ın da hakkını teslim edeyim.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Buzzzzzzz Gibi

Maç yazısı için tık'layınız.

Fisher'ı övdük ama şu boş zaman diliminde ikinci maçta Finaller tarihinin en iyi üçlük performansını sunan Ray Allen'a da değinmem gerekiyor. Bu sabaha karşı resmen ve adeta buz kesti Ray Allen. 8'de 0 üçlük, 13'te 0 toplam şut isabetiyle oynadı. Hele önceki maçtaki performansıyla kıyasladığımızda, komik ve inanılmazdı. Bu Ray Allen'ın kariyerinde 10 şutun üzerinde deneyip isabet bulamadığı ilk maç oldu. Düşünün artık ne kadar kötü bir günündeydi. Bir şut daha kaçırsa NBA Finalleri tarihine geçecekti 2 maç üst üste. 14'te 0 olsa en çok şut denemesinde bulunup isabet sağlayamanlar listesine (Chip Raiser ve Dennis Johnson'ın yanına) girecekti. Hatta Garnett'in hücum faulü olmasaydı şu anda Ray Allen'ın tarihi rekorundan sonra kötü anlamdaki tarihi rekorunu konuşuyor olacaktık. Nitekim bomboş turnikeyi kaçırmıştı Allen ancak Garnett'in hücum faulü (veya Gasol'ün süper atlayışı) sağolsun Ray Allen paçayı yırttı.

Belki Fisher onu ikinci maça oranla çok daha iyi kovaladı ve birçok şutta rahatsız etti. Ancak Allen 13 şutunun yaklaşık olarak yarısında boştu ve rahat atışlar buldu ama bunları da değerlendiremedi. Maçtan sonra Doc Rivers ilk çeyrekte Allen'ın uyluğuna aldığı darbeden dolayı etkilenmiş olabileceğini söylemiş. Allen'a kötü şut performansı sorulduğunda ise hiç bu konuya girmemiş bile, sadece "Artest'ten yediğin diz etkiledi mi?" diye sorulduğunda "Canım acıdı" demiş. Onu bahane göstermek yerine Lakers savunmasını övmüş. Bana da sanki rahat hareket edemiyor ve özellikle de şutlarında yeterince zıplayamıyormuş gibi geldi. İşin ilginç yanı Doc Rivers maça tutunup tutunamayacaklarını belirleyecek olan en kritik hücumda o ana kadar 12'de 0'la oynayan Ray Allen'ı kullandı. Ondan sonra da Fisher noktayı koydu zaten.

Ray Allen öyle bir oyuncu ki, 4. maçta çıkıp 15'de 11 ile oynayabilir. Eli inanılmaz düzgün ve baskı altında neredeyse hiç ezilmiyor. Her şuta maçın başında attığı ilk şutmuş gibi bakıyor. Zaten o yüzden bugüne kadar hiç 10'un üzerinde şut atıp 0'da kaldığı olmamıştı 14 yıllık kariyerinde. Şunu görmüş olduk ki, serinin x-faktörü Ray Allen olacak. O eğer Lakers'ın kendisini Fisher'la savunmasını cezalandırırsa Celtics önemli bir avantaj elde ediyor. Sonraki maçta en çok dikkat edilecek eşleşme bu olacak herhalde.

Lakers - Celtics Finali 3. Maç (91-84)

Birinci maçın analizi: Kobe, Gasol ve diğerleri
İkinci maçın analizi: Ray Allen, Rondo ve diğerleri
Üçüncü maçın analizi: İçine Kobe girmiş Fisher ve diğerleri

Öncelikle Kaan Kural’a bu müthiş tespiti lugatımıza kattığı için teşekkür etmek istiyorum. Tek cümleyle hatta tek benzetmeyle maçı anlat deseler; bundan daha iyi anlatılmazdı herhalde. Öyle bir maç ki son çeyreğin ilk 10 dakikası Kobe’nin eline top değmemişken, Fisher’ın ard arda 4 basketi var; resmen çıldırmış yani. Hatta bir örnek, birebirde belki de NBA’in en etkisiz oyun kurucusu Fisher; bu sabah o kadar övdüğümüz Boston savunmasını ardına takıp öyle bir turnike bıraktı ki, hem maçı kopardı hem de Pierce’a gereken cevabı verdi.

2-3-2’nin ev sahibi avantajına sahip takıma çok büyük avantaj sağladığını neredeyse her yazıda belirtmiştik. Özellikle avantajı yitiren takımın 3 maçı peş peşe kazanması inanılmaz derecede zor iken, Boston Staples’tan ikinci maçı çalarak çarkları kendi lehine döndürmeyi başarmıştı; fakat maç o şekilde sonlandıktan sonra bile akıllarda soru işareti vardı. Öncelikle Lakers uzunları Celtics pota altında istedikleri gibi at koştururken, Pierce’ın o kadar kararlı konuşması haliyle olmadı. Bu tür konuşmalar elbet birini ateşler. Belki Pierce bu açıklamanın kendi takımını gaza getireceğini düşündü; ancak Garnett dışında hiçbir Celticsli bu açıklamnın hakkını vermedi. Aksine Fisher’ın son dakikalarda elinin titrememesinin tek sorumlusu da olabilir Pierce.

Biraz da ikinci maçın kahramanı Allen’dan bahsetmesek olmaz herhalde. Geçen maç kırdığı “NBA Finalleri tarihinde bir maçta en çok üçlük isabeti bulan oyuncu” rekorunun ardından, dün gece de “NBA Finalleri tarihinin bir maçta en çok şutta hiç isabet bulamayan adamı” olarak tarihe geçecekti. Aslında maçın sonunda Garnett’e hücum faul çalındığında Allen çoktan şutunu yollamış ve yine isabet bulamamıştı. İrlandalı şansı korudu onu, o şutla tarihe geçmekten kurtuldu. Tam 13 şutun en basitinden en zoruna hiç birinde isabet bulamadı. Şut sayısı 14 olsa Chip Raiser ve Dennis Johnson’ın yanında tarihin kara kitabına geçecekti. Allen’ın mucize ikinci maçından sonra Rivers’a bu travmayı yaşatması çok ironik bir durum oldu. Bir maçta 8 üçlük atmaktan ziyade her maç 4 üçlük atsa çok daha makbule geçerdi herhalde.

Lakers’ın maçın başından itibaren rüzgarı kendi lehine aldığını söylemek gerek. 12-5 mağlubiyetle başladıkları maça bu noktadan sonra özellikle Kobe’nin çabalarıyla hem ofansif hem de defansif anlamda mükemmel bir oyun ortaya koydular. İkinci yarıda 32-8 lik serinin akabinde 17 sayılık fark yakaladılar. Zamanında Staples’ta 24 sayıdan gelmiş Boston, bu seferde geriden geldi; fakat o noktada Pierce’ın sinirlendirdiği Fisher ipleri eline aldı. Gerisini zaten yukarıda belirttim.

Bu maçın sonucuna göre seri artık Los Angeles’a geri gidiyor. Garnett bu maçta 25 sayı, 6 ribaund ve 3 asistle Minnesota günlerini bize hatırlatmış olsa da eğer takımın geri kalanı bu tempoda ilerlerse işleri çok zorlaşır. Öncelikle Perkins, Howard’a gösterdiği sertliğin yüzde birini Bynum’a gösteremiyor. Her ne kadar fiziksel olarak dezavantajı olsa da Howard’a diş geçiren biri elbet Bynum’ı etkisizleştirebilir. Ray Allen hakkında düşündüğümü zaten söyledim. Ne bir maçta 8 atsın, ne de 0. Her maç ritimli bir şekilde atması gerekiyor. Pierce, hala Artest’in savunmasına bir çözüm üretebilmiş değil. Bunları sadece bu maçın üzerine söylemiyorum. Üç maç boyunca hep aynı şeylerle karşılaşıyoruz. Şu ana kadar görülen o ki, sadece savunmayla işler yürüyecek gibi durmuyor; çünkü Lakers da şaşırtıcı bir şekilde aynı savunma azmiyle mücadele ediyor. Bu nedenle ipi, sıkı savunmaya karşı daha yüzdeli hücum eden göğüsleyecek. Şu ana kadar gördüğüm Lakers’ın bir adım önde olduğu yönünde. “Beat LA!” tezahüratları altın morlu oyuncuları pek etkilemiş gibi gözükmedi. Şu an iki takımda belki de NBA’de seyirci faktöründen en az etkilenen takımlar. Tekrar söylüyorum: “Sürpriz oyuncuların üzerine kurulu taktiklerden ziyade, takımların kendi savunma ve hücum prensiplerine göre oynamaları gerekiyor. Lakers için top ne kadar boyalı alana inerse o kadar avantajlı bir durum çıkar ortaya. Kobe’nin 29 şut atmasıyla bu işin halledilmesi çok güç. Boston için ise düğüm Rondo’nun Perkins’i oyuna sokması ve Pierce’ın Artest’ten kurtulmasıyla çözülebilir ancak.” Sanıyorum ki 4. Maç bize bunlar hakkında daha net fikirler verecek.

Kızdırmayın Fisher'ı

Gece Fisher'ın, Pierce'a verdiği cevabı paylaşmıştım. Onunla yetinmeyip The Garden'da da tokat gibi bir cevap verdi Fisher, hem de en sert şekilde. Son çeyrekte Boston, öne geçecek gibi olduğu her anda sahneye çıktı ve yarattığı şutlarla Lakers'ı galibiyete taşıdı. 7 dakikada 11 sayı üretti. Son olarak da 8 Celticsli'nin üzerinden bulduğu turnike de zaten maça noktayı koydu.


Link

Fisher'ın Pierce'a Cevabı: ............


Link

Paul Pierce, 2. maçın sonunda Celtics galibiyeti garantilemişken, Perkins'e yapılan bir faul sonrası "Los Angeles'a geri gelmeyeceğiz" demişti. Yani Boston'daki 3 maçı kazanarak kupaya ulaşacaklarını ima etmişti. Fisher'a bu konu hakkındaki düşünceleri, cevabı sorulmuş. Videodan izleyin görün Fisher'ın müthiş cevabını. Aslında bu tarz hafif kendini beğenmiş, artist tavırlar pek hoşuma gitmez ama Pierce'ın lafının üstüne çok güzel oturmuş Fisher'ın cevabı. Çok beğendim. Bakarsınız son derece düşük bir ihtimal de olsa Lakers 3 maçı da kazanırmış, Celtics'in de Los Angeles'a gitmesine gerek kalmazmış. İşte o cevabı hayatı boyunca unutamaz Pierce herhalde =)

8 Haziran 2010 Salı

Bırakın Çocuklar Oynasın

Hakemlere diyorum tabii ki. NBA Finalleri'nin iki maçında, takım başına ortalama 28 faul çıkıyor her maçta. Zaten istatistiklere bakmayanlar da bunun farkında. Şahsen iki maçtır deliriyorum televizyonun karşısında. Öyle pozisyonlara faul çalınıyor ki, sanki 5 yaşında çocuğun eline vermişiniz düdüğü "düt düt düt" diye aklına geldikçe çalıyor. Faul varsa çalın diyorlar onu kardeşim. "Aman sertlik olmasın ortam gerilmesin vücut vücüda değdi mi faul çalalım" mantığıyla yaklaşırsanız, bundan ne oyuncular ne de seyirciler keyif almaz. Hatta ortaya konan komedyadan nefret ederler. Oyunun aktığını göremiyoruz ki nasıl zevk alalım zaten? Uzunlar içeride pozisyon almaya çalışırken bile abuk subuk fauller görüyoruz. Hakemler farkında mı bilmiyorum ama NBA Finalleri oynanıyor. Hayır bir de bizi düşünün be kardeşim. Sabahın 3'ünde izliyorum, ne kadar erken biterse o kadar iyi 2 yerine 2.5 saat uyuyup işe gideceğim. Ama yok, beyefendiler öttürdükçe zevke geliyorlar, zevk aldıkça düdüğü öttürüyorlar maçın süresini uzatıyorlar.

Oturdum faul ve serbest atış rakamlarını çıkarttım. Seyircilerle oyuncuların şikatlerini ne kadar haklı olduğunu gözler önüne sunuyor bence.

Normal sezonda bütün ligin faul ortalaması: 21
Normal sezonda iki takımın kendi yaptığı ve rakibe yaptırdığı faullerin ortalaması: 21
Playofflar'da bütün ligin faul ortalaması: 23
Playofflar'da iki takımın kendi yaptığı ve rakibe yaptırdığı faullerin ortalaması:
24

2010 NBA Finalleri'ndeki ortalama: 28

Normal sezonda bütün ligin serbest atış ortalaması: 25
Normal sezonda iki takımın kendi attığı ve rakibe verdiği serbest atış ortalaması: 24
Playofflar'da bütün ligin serbest atış ortalaması: 27
Normal sezonda iki takımın kendi attığı ve rakibe verdiği serbest atış ortalaması:
28

2010 NBA Finalleri'ndeki ortalama: 34


Kısacası karşılaştırılan istatistiğe bağlı olarak faullerin ve serbest atışların %17 ile %42 arasında fazla. Hatta iki sezon önceki finalden de ortalama faul ve serbest atış rakamlarını vereyim sırayla: 25 ve 30.

Şu ana kadar sadece ikinci maçın son çeyreğinde az faul çalındı diye kaldı benim aklımda. Çünkü en zevk aldığım dakikalar onlardı. Tabii bu maçın yakın geçmesiyle de alakalı olabilir istatistikleri kontrol etmedim hangi çeyrekte ne kadar faul çalındı diye. Umarım bu geceden itibaren hakemlerin düdüklerini yutarlar da zevk alırız izlediğimiz karşılaşmadan (abarttım tabii, sadece olmayan faulleri uydurmasınlar ve sertliklere göğüs göğüse çarpışmalara faul çalmasınlar yeter).