BIY AD

Jazz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jazz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2011 Cuma

Hesabına Yazdım Millsap


Link

Deron Williams'ın gitti gideli, Utah tepe taklak oldu. Takastan beri 5 galibiyet 10 mağlubiyet ile yollarına devam ediyorlardı (artık ne kadar yol denirse?). Bu sabaha karşı Paul Millsap'ın yaptığı maldonadoluk ile 5-12 oldular. Yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz efenim. Millsap oyunu domine etti maç boyunca attığı müthiş şutlar ve arkadaşlarına yarattığı pozisyonlarla. O dağ gibi kontratı kaptığında biraz sorgulamıştım bu adamın hücumdaki verimliliğini. Ama bu sezon gösterdiği çıkış ile hücumda sorumluluk alabileceğini ve takımı belli bir yere kadar taşıyabileceğini gösterdi. Müthiş bir gelişme Jazz için. Fakat işte mental açıdan baktığımızda pek gelişme olmadığını videoda izlediniz. Rakibin molası yok, sadece 1.3 saniye kalmış, sen ilk serbest atışı soktuktan sonra, ikinciyi kaçırmıyorsun ki rakibe %5 falan bile olsa bir şans veresin. Sonra da Paul affetmiyor elbette, biraz şansla da olsa topu Okafor'a aktarıyor, o da kariyerinde o kadar uzaktan toplam 3-5 isabet bulmuş bir isim olarak affetmiyor! Kaçır işte, 1.3 saniyede ribaund alıp topu sallayana kadar zaten süre bitiyor. Hadi atacak süre kalıyor diyelim, kendi yarı sahasından Barkley'nin bile isabet bulma ihtimali, Okafor'un o şutu sokmasından çok daha düşük... Yani resmen sıfır ihtimal vermek varken rakibe, şans tanımış oldu Millsap, Hornets da cezayı kesti.

Maç uzatmaya gitti, uzatmada da Chris Paul devirdi tek başına Jazz'ı adeta. Hornets'ta David West sakatlanmış, moraller bozulmuş, zaten maçı kaybetmişler kafalarında, oradan dönmesi mümkün değil. Millsap'in yaptığı hata sayesinde bir anda gazı alan Hornets uzatmada devirdi işte Jazz'ı. Yazık etti galibiyete Millsap.

Ha bu arada, uzatmalarda taktik faul yapacak Jazz'a karşı doğru düzgün bir set çizmeyen Monty Williams'a da selam edeyim buradan. Ariza'yı da ekleyebiliriz elbette. Niye mi? Çünkü 2 kere üst üste, kariyeri boyunca %60'ın altında serbest atış isabeti bulan Aaron Gray'e verdiler topu, kenardan oyuna sokarken. Ha, Gray gitti 4'te 4 attı ayrı mesele ama yani akıl var mantık var yahu...

17 Mart 2011 Perşembe

Mehmet Okur Sezonu Kapadı

2010 baharında aşil tendonu kopan Mehmet, bu sezon Ocak civarında dönecekti. Ancak milli oyuncumuz çalışmalarını sıkı tutup, Aralık'ta dönmeyi başardı bu ciddi sakatlıktan. Biz ondan ufak ufak rolünü arttırmasını beklerken, önce bileğini burktu Memo. Ardından sırt/bel ağrıları baş gösterdi, bu ağrılardan bir türlü kurtulamadı Mehmet. Jazz neredeyse 2 aydır dinlendirilen Mehmet'in dönüşü için bir tarih vermemişti. Biz "Acaba sezonun son kısmında oynar mı?" diye düşünürken, bugün yapılan açıklama ile Mehmet'in sezonu kapadığı açıklandı.

Eh iyi oldu diyebilirim. Aşil tendonu kopması çok ciddi bir sakatlıktır, daha da güçlendirmesi için bir fırsat var önünde Memo'nun, tam 5 ay boş... Tabii milli takıma gelecek olursa biraz daha kısalacaktır bu dönem ama 1 yıldır basketbol oynamayan, uzun süredir milli takımda görev almayan Memo'yu kadroya almak zaten ne kadar mantıklı bir karar olur bilmiyorum...

Bu çöpe atımış sezonun ardından, Seneye çok daha iyi bir sezon geçirmesini bekliyoruz Memo'dan.

24 Şubat 2011 Perşembe

Deron Williams - Devin Harris Takası (Analiz)

Deron Williams ---> New Jersey Nets
Devin Harris + Derrick Favors + 2011 Nets'in ilk tur draft hakkı + 2012 Warriors'ın ilk tur draft hakkı (ilk 7 sıra korumalı) ---> Utah Jazz


Hoppala. Nasıl yani ya? Dersten çıktım, eve geldim; aldığım ilk haber Jazz'ın Deron'ı Nets'e gönderdiği oldu. Transfer döneminin bitmesine 24 saat kala inanılmaz şaşırtıcı bir gelişme. Hayır daha iki hafta önce Sloan, Deron'la tartışınca istifa etmemiş miydi? Bunun nedeni de Jazz yönetiminin "Deron bizim geleceğimiz, biraz ona iltimas göstermek lazım" şeklindeki kafa yapısı değil miydi? Sloan'un istifası üzerine tu kaka mı oldu Deron? Yok ben anlamıyorum.

Hayır yani, bir de Deron'a karşılık, her zaman sakatlanma riski olan, 3 yıldır beklenilen gelişmeyi gösteremeyen, 2013'e kadar sözleşmesi süren Harris'i aldı Utah. Perşembe gününe kadar biraz daha zorlasalar, çok daha iyi teklifler alabilirlerdi. NBA'de Deron'ın değeri, Carmelo'nunkine son derece yakındır yani. Carmelo "Ben takasımı istiyorum, etmezseniz serbest kalıp bedavaya giderim" deyip Denver'ın elini zorladı. Buna rağmen harika bir takas yaptılar. Utah'ta böyle bir aciliyet yokken, neden ortalama bir pakede razı olduklarını açıklayamıyorum. Chris Paul bile dayanamamış Twitter'ından "Deron Nets'e? Rezalet, yok artık." gibi sözler yazdı. Bu arada Favors'dan çok ümitliymiş Utah. Takastan sonra telefonlar çalmaya başlamış Favors için ancak böyle bir niyeti olmadığını açık açık belirtmişler... Bakalım NBA'de henüz faul yapmak haricinde bir işe yaramayan Favors'a, Deron-Harris arasındaki fark kadar değer veren Jazz ileride bu takası nasıl hatırlayacak...

Şimdi 24 saat içinde Kirilenko'nun bu yaz bitecek olan 18 milyon dolarlık kontratını da gönderecekler mi bir yere, asıl soru bu. Al Jefferson, Mehmet Okur ve Millsap gibi isimlerin bile gidebileceği konuşuluyor ama o kontratları birilerine kakmak için büyük yöneticilik başarısı lazım. Ha Deron'ı verdikleri gibi kötü bir takas yapmaya razılarsa bilemem... Bu sezon bence playoff'a kalmayı başarırlar ancak gelecek seneden itibaren şu takımda neler olacağını kestirmek pek mümkün değil. Kadronun böyle kalmayacağı kesin gibi. Aynı oyuncuları tutsalar bile Devin Harris gibi dengesiz bir guard ile nereye kadar ilerleyebilirler bilmiyorum. Dün hazır haber sıcakken hemen yazayım dedim, draft haklarına değinmeyi unutmuşum. Draft hakları kesinlikle güzel Utah'ın yetenek avlaması için, özellikle bu sezonki Nets hakkı yükseklerde olabilir. 2011 draft'ının zayıf olacağı konuşuluyor ama draft sınıfı ne kadar zayıf olsa da, aralarından güzel parçalar buluyor iyi araştıran ve şansı yaver giden takımlar. O nedenle bu draft hakları iyi kullanmaları duurmunda, Deron takası biraz daha dengeye gelebilir Utah adına.

Nets tarafından bakarsak; Carmelo'nun peşinde koştular o kadar ancak sonunda süper yıldızı New York'a kaptırdılar. Hemen ertesi gün ise bir anda talih kuşu kondu kafalarına. Tabii o konan, bu dönemde Twitter kuşu da olabilir. Öyle veya böyle, Carmelo ayarında bir oyuncuyu neredeyse bedavaya takıma kattılar. Önümüzdeki yaz maksimum kontrat verebilecek nadir takımlardan biri olacak Nets ve Dwight Howard'a imza attırabilecekleri konuşuluyor. Brooklyn'e taşınmaları da cabası. Ah bir de 2010 yazında Travis Outlaw'a dünyanın en saçma kontratını vermeselerdi, Nets'in geleceği çok ama çok daha parlak olurdu. Deron gelince şu anki takımın bile bir anda çehresi değişti yahu. Deron - Morrow - Outlaw - Humphries - Lopez. Ribaund almayı unutan pivotumuz biraz kendine gelse çok da kötü değiller esasında. Ama tabii Sloan ile "dediğim dedik" bir hoca olduğu için tartışan Deron'ın, Avery Johnson'ın o sesine nasıl katlanacağını merakla bekliyorum. Takas olmayı hiç beklemediğini ve bu takası kendisinin istemediğini belirtmiş Deron. Prokhorov'un onu ikna etmek için işe koyulması lazım, çünkü 2012 yazında her ne kadar Dwight'ın peşinde koşacak olsalar da, Deron da oyuncu opsiyonunu kullanarak serbest kalabilir. Bu durumda Nets herhalde bir 5-10 sene daha toparlanamaz. O yüzden Brooklyn kozunu ve 2012'de takımı nasıl geliştireceğini Deron'ın beynine kazımalı Prokhorov.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Şok Gelişme, Deron Williams Nets'te

NBA kaynaklarının verdiği bilgiye göre Utah Jazz ve New Jersey Nets odaklı sürpriz bir takas gerçekleşti. Deron Williams Nets'e takas edildi. 23 yıldır Utah Jazz koçluğunu sürdüren Sloan'ın istifasında başrol isim olarak dikkat çeken Deron Williams sürpriz bir şekilde Utah'tan gönderildi.

Derrick Favors ve Devin Harris ise Utah yolunu tuttu. Ayrıca Utah Jazz, Nets'in iki adet 2011 birinci tur draft hakkını aldı. Devin Harris son zamanlarda sıkça dedikodularda adı geçen biriydi fakat Utah işi onun için de çok ani ve sürpriz olmuştur. Utah Deron'un yerini Harris gibi potansiyeli olan bir isimle doldurmaya çalışacak. Ayrıca önemli bir pota altı oyuncusunu kadrosuna katmış oldu yıldız guardı karşısında.

Bir başka takasta ise Nets Brandan Wright ve Dan Gadzuric'i kadrosuna katarken, Troy Murphy'yi Warriors'a yolladı. Warriors'ın Murphy'nin kontratını satın alacağı ve şutör uzun için başta Magic olmak üzere şampiyonluk hedefleyen takımların pusuda olduğu konuşuluyor.

11 Şubat 2011 Cuma

Sloan Olayının Perde Arkası...

Henüz haberi olmayanlar için, Jerry Sloan istifasını verdi. Her NBA sever gibi ben de şaşkınlıkla karşıladım bu olayı en başta. Meğersem olay Deron Williams ile bir süredir yaşadıkları anlaşmazlıklarmış. İlk senesinde Deron'ı adam etme amaçlı olarak yedekten oyuna sürüyordu devamlı. Takımı kenardan izletip yanlışları, doğruları falan gösteriyordu Sloan ona. Eğitmişti adeta Deron'ı, yeni Stockton olması için. Ama Deron ona baş kaldırarak adeta sırtından bıçaklamış bir Brütüs olmuş. Ben bir hayli şaşırdım açıkçası, hatta yazıda da "Deron Williams ile yeni Stockton'ını bulmuştu" demiştim. Meğerse neler dönüyormuş. Son Bulls maçının ilk yarısında Deron Williams kenardan Sloan'un söylediği set yerine başka bir hücum oynatmış takıma. Bundan dolayı devre arasında ikili kavga etmişler hatta fiziksel kontak olacak noktaya kadar gelindiğini söylüyor kaynaklar. Ayrıca maçın son dakikalarında Deron Williams üst üste top kayıpları yaparak maçı adeta Bulls'a kendi elleriyle teslim etmişti. Sezon içinde 2-3 kere daha yaşanmış bu tür olaylar. Deron Williams koçun fazla kapalı ve değişikliğe asla taviz vermeyen tavrından rahatsızmış. Sloan ise "Burada işler benim dedediğim şekilde işler." diyormuş. Ancak son zamanlarda yaşanan tartışmalar sonucunda Sloan yönetime "Ya benim istediğim gibi yönetilecek bu takım ya da ben gidiyorum" demiş. Yönetim de bunun üzerine "İşte kapı işte sapı" demiş, çünkü Deron'ı kaybetmeyi göze alamamışlar. Bir başka iddia ise Deron'ın direk olarak "Sloan varsa ben yokum" dediği ve yönetimin böyle bir karar aldığı. Tam orta yol diyeceğimiz bir teoriye göre de Sloan, Deron'dan duyduğu rahatsızlığı yönetime aktarıyor, yönetimden "İdare et işte" gibi bir yanıt alınca, yönetimin onun değil oyuncunun yanında olduğunu anlıyor, basıyor istifayı. Yani her şekilde yönetimden yeterli desteği görememiş Sloan... Bu arada, sadece Deron değil, başka oyuncuların da Sloan'dan şikayetçi olduğu söyleniyor.

Deron'ın yaptığı pek çok kişi tarafından tepki çekecektir. Böyle bir değeri kafa tutmak, onun böyle gönderilmesi elbette hoş değil. Ama esasında olması gereken bir değişiklikti bir süredir. Önceki haber yorumumda da değinmiştim Sloan'un biraz değişikliğe açık olması gerektiğini. Örneğin Popovich'in son iki sezondur farklı sistem deneyine benzer birşeyi Sloan'dan da görmemiz gerekliydi ama göremedik ve göremeyecektik de. Ancak çok büyük bir efsane gitti takımın başından ve üstelik çirkin ve yanlış bir yolla, takımın yıldızına yem edilerek gönderildi. Hem de gönderilen koç 23 yıldır takımın başında olan Jerry Sloan.

Ve Sloan beklediğim gibi "Başka bir yerde çalışmayı düşünmüyorum." dedi basın toplantısında. Önceki yazıda kariyerini yüzük almadan tamamladı demiştim, şimdi kesinleşti...

10 Şubat 2011 Perşembe

Jerry Sloan Görevi Bıraktı

Utah tarafındaki kaynaklardan alınan bilgiye göre TSİ 00:00'da bir basın toplantısı yapılacak ve Jerry Sloan ile Phil Johnson istifalarını duyuracaklarmış. Basın toplantısını NBA TV'den ve NBA.com'dan takip edebileceğiz...

Ama bir dakika, bir dakika... Nasıl yani? Sloan, bildiğimiz Jerry Sloan Utah'ın başından ayrılıyor? 26 senelik koçluk kariyerinin 23'ünü Utah Jazz'ın başında geçiren, o kulüşle özdeşleşmenin de ötesine geçen Sloan görevi bırakıyor? Bir devir sona erdi, hem Utah'ta hem NBA'de... Valla detayları basın toplantısında öğreneceğiz, çünkü Wojnarowski bile doğru düzgün bilgi alamamış kimseden, Utah'ın en iyi sır tutan takım olduğunu tweet'liyor kendisi. Ama ben gerçekten büyük bir terslik olmalı diye düşünüyorum. Yani sezon sonunu beklememesi özellikle şaşırtıcı bence, hele kontratını daha 2-3 gün önce 2012'ye kadar uzatmışken...

Ben Sloan'un geri kafalı bir koç olduğunu düşünüyordum açıkçası artık. Zaten eski zamanlarında (finale kaldıkları dönem) daha yaşımız ufaktı, takıma oynattığı oyunu analiz edecek durumda değildik pek. Ama bunca sene geçmesine rağmen hala hepi topu 10 tane hücum setinin içinde dönüp durduğunu, takıma bir yenilik, bir heyecan getirmediğini düşünüyordum. İsimler değişir ama onun sistemi değişmezdi. Zaten yeni Stockton'ını da Deron Williams ile bulmuştu. Ben daha böyle bir 5 sene daha gider diye düşünüyordum. Ama ne olursa olsun, son yıllarda Sloan'un biraz geri kaldığını düşünsem de onun efsanevi koçlardan biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şimdi böylesine bir efsanenin ardından, o koltuğa şimdi kim otursa, koltuk birkaç boy büyük kaçacak... Oturacak kişi de asistanlardan Ty Corbin olacakmış.

Stockton ve Malone'la beraber o da karşısına Majesteleri duvarı çıktığı için yüzüksüz bitiriyor kariyerini...

Carlos Whozer

Jazz taraftarı dün gece Boozer'a tepkiliydi. Gerek yuhalama gerek pankartlarla dile getirdiler bu tepkilerini. Aşağıda birkaç tanesini bulabilirsiniz. Cavs'den Jazz'a geçerkenki gibi olaylı değildi Bulls'a gidişi ama yine de kurtulamadı tepkilerden. En azından Cavs-Jazz değişikliğinde olduğu gibi, şimdi de konferans değiştirdi. Her sene sadece 1 kere çekecek bu çileyi...




19 Ocak 2011 Çarşamba

Nets'in B Planı Kirilenko?


Bildiğiniz gibi Nets uzun zamandır süperstar Carmelo'nun peşinden koşuyor ancak bir sonuç alamadılar şu an. Carmelo'nun "Ya Denver, Ya New York" ısrarından dolayı bir türlü takası bitirme noktasına getiremediler. Carmelo'nun yanında Billups'ı da getirebileceklerine dair dedikodular bile çıktı ancak Carmelo'nun 1 sezonu şampiyonluktan bu kadar uzak geçirmek istemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü New Jersey playofflardan oldukça uzak (8. Pacers ile aralarında 7.5 maç var) ve büyük bir mucize olmadığı takdirde playoffları evlerinden izleyecekler. Carmelo'nun bu yüzden Nets'i düşünmediğini düşünüyorum, çünkü Denver'da playoff'a girebilir (Denver batıda şu an 7. sırada) ve şampiyonluk şansı olmasa da en azından playoff heyecanını yaşayabilir.

Nets'te Carmelo'nun olası takımda kalma (ya da New York'a gitme) durumu için alternatif arayışlarına başlamış gibi. "Carmelo'dan umudu kestiler" demek için erken ancak Kirilenko'nun Carmelo'nun alternatifi olarak Nets'e gelebileceği konuşuluyor. Kirilenko'nun kontratının bu yaz bitiyor olması ve Nets'in sahibinin de Kirilenko gibi Rus olan Prokhorov olduğunu da bir dip not olarak belirtmek gerekiyor. Ancak Kirilenko Nets'i Prokhorov'un istediği seviyeye çıkarabilir mi o büyük bir soru işareti (Hatta soru işareti bile değil, bence imkansız /Can). Nets'te birşeyler olacağı kesin fakat ligin şu an en vasat kadrolarından birine sahipler ve işleri kolay olmayacak yıldızları New Jersey tarafına çekmek konusunda.

Adı Üstünde: Ayı


Link

Maskotların bu tarz şakalarına alışığız aslında NBA'de. Özellikle Rockets'ın maskotu Clutch efsanedir bu konuda. Hatta biraz da pisliktir. Önceki gece yaşanan olayda ise Bear, takımının formasıyla Energy Solutions'da yerini alan bir Cavaliers taraftarının arkasında gayet esprili ama biraz da aşağılayıcı bir pankartla bitiyor. Sonrasında olanları ise videoda izleyebilirsiniz. Olayların önceden ayarlanmış olma ihtimali bir hayli yüksek. Ama eğer bir mizansen değilse, adamın şapkasını alan Bear ayıp etmiş. Şahsen ben çok sinirlenirim bir eşyamı elin haylaz, artist maskotu alsa. Ha ama gidip dalar mıyım maskota? Hayır, zaten bu yüzden ayarlanmış olduğunu düşünüyorum.

Mizansen veya değil, ne olursa olsun taraftarı 2.80 yere yığıyor maskot. İşte orada güldüm =)

1 Ocak 2011 Cumartesi

Kalpleri Temizmiş

Matthews sezon başından beri takımına harika katkı veriyor. Özellikle Roy'un yokluğunda çok daha ön plana çıktı, hatta Roy'u pek aratmadı diyebiliriz bu dönemlerde. Ayrıca bence bu sene ligin en çok gelişme kaydeden oyuncularından da biri.

Yukarıdaki fotoğraf ise salı gecesi Energy Solution Arena'da oynanan Jazz-Blazers maçına ait. Karşılaşma boyunca Utah taraftarları Wesley Matthews'e sevgi gösterilerinde bulundu ve Matthews bu maçı 14 sayıyla tamamladı. Ama bu fotoğraftan 3 gün sonra yani dün gece iki takım tekrar karşı karşıya geldi ve tahmin edin Matthews kaç sayı attı? Evet, tam 30...

17 Aralık 2010 Cuma

Memo Bu Gece Forma Giyecek

Birkaç gün önce Memo'nun iki hafta içinde formasına kavuşacağını yazmıştım. Jerry Sloan'un yaptığı açıklamaya göre Mehmet bu gece Hornets'a karşı oynayacak. İzlemek isteyenler için, maç saat 03:00'da.

8 aydır parkelerden uzak kalan pivotumuz elbette kenardan dahil olacak oyuna ve dakikaları bir hayli kısıtlı olacak. Ben 15 dakikanın üzerinde alacağını sanmıyorum. Normali de bu olur. Hani 8 aydır maç yapmamış bir oyuncunun kondüsyon olarak zaten 15-20 dakikadan fazla çıkarması kolay değildir. Bir de aşil tendonu kopmasından bahsediyoruz burada. Gerçi Elton Brand de Mehmet ile aynı süre içinde dönüp hemen 30 civarı dakika almaya başlamıştı ama Utah'ın daha tedbirli yaklaşacağını düşünüyorum.

Hayırlı olsun, NBA'de ülkemizi aktif olarak temsil eden oyuncu sayısı 5'e çıkmış oldu.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Memo Dönüyor, Rolü Ne Olacak?

Utah Jazz başkanı Randy Rigby'nin açıklamasına göre önümüzdeki 2 hafta içinde forma giymeye başlayacakmış Memo. Bildiğiniz gibi geçen sezon playofflar'ın ilk maçında aşil tendonu kopan Memo sezonu kapamış veDünya Basketbol Şampiyonası'nda da oynayamamıştı. Ameliyattan sonra yaklaşık 6-8 ay civarı bir süre içinde parkelere döneceğini biliyorduk. Ancak Utah Jazz sezon başından beri Memo'nun dönüşüyle ilgili milli oyuncumuzun üzerinde baskı oluşturmamak için tarih vermekten kaçınıyordu. Bu yüzden Memo'nun All-Star arasından sonra döneceğine inandırmıştım kendimi. Sonunda beklenen açıklama geldi ve Memo'yu izlemeye devam edebileceğiz.

Diğer 4 temsilcimiz pek iyi bir sezon geçirmiyor ve Memo'nun da takımdaki eski rolünü alamama ihtimali bulunuyor. Önce diğerlerine kısaca değineyim: Ömer beklediğimiz gibi 5-10 dakika civarları alıyor. Semih de, O'Neal kardeşlerin sakatlıkları olmasa maksimum 10 dakikaya çıkabilir. Daha bir de Perkins dönecek Şubat civarında. Ama hakkını verelim, iki maçtır ilk 5 çıkıyor ve son maç biraz erken kopsa da 40 dakika civarında süre aldı ve son derece iyi oynadı. Hedo hücumda, uzun forvet olarak beklenilen katkıyı yapamadı. Şutör guard ve kısa forvet pozisyonları da çok kalabalık olduğu için dakika bulmakta zorlanıyor. Ersan'ın aldığı süreler biraz istikrarsızdı ancak Bogut'un sırtındaki ağrılar sebebiyle kaçırdığı maçlarda iyi performans göstererek Skiles'ın gözüne girdi. Tabii Gooden'ın sakatlığını da unutmayalım. Bucks'ın derin kadrosu nedeniyle Ersan'ın her maç 25 dakika alması pek de kolay gözükmüyor. Gelelim Memo'ya.

Sakatlığın etkisini ve hamlığını tamamen atana kadar zaten bench'ten geleceği neredeyse kesin Memo'nun. Ancak daha sonrası için de ilk 5'e yerleşmesine kesin gözüyle bakamayız. Al Jefferson beklenilen kadar iyi oynamıyor ancak boyalı alanda skor katkısı yapıyor takımına ve bench'e çekilmesinin takımı kötü etkileyeceğini düşünüyorum. Millsap ise sezona harika başlamıştı, yanılmıyorsam o zamanlar baktığımda 22 sayı, 11 ribaund gibi ortalamaları vardı. Hatta üç tane arka arkaya üçlük atarak Miami'ye karşı maçı uzatmaya götürmüştü ve sonrasında da Utah maçı kazanmıştı. Ancak Millsap bu iyi oyununu aynı şekilde sürdüremedi. Deron ve her geçen sezon geliştirdiği şutu ve Deron sayesinde verimli bir şekilde skor üretse de, savunmada biraz kısa kalıyor. Özellikle ribaund konusunda son 19 maçta sadece 1 kere çift haneye ulaşabildi Millsap. Jazz takımı, Boozer'ın gidişiyle beraber ligin en iyi ribaund alan takımlarından biriyken, bir anda ligin dibine düştü.

Memo ribaund konusunda Millsap'ten daha yetenekli değil ama boyu ve cüssesiyle rakiplerini daha iyi box-out edebilir. İşin hücum yönünde ise Memo'nun kenardan gelerek göstereceği şut performansları Sloan'un kararında etkili olacaktır diye düşünüyorum. Ben her zaman kenardan gelip enerji verecek oyuncuları sevmişimdir. Millsap bunlardan biri. Öte yandan Memo, oyuna ısınamadığı zaman, şutları girmeyince oyunu açmanızı sağlayamaz. Bu açıdan bakınca belki uzun vadede Memo'nun ilk 5'e yerleşmesi ve Al Jefferson'a post-up oyunları için boyalı alanda yer açması, Jazz açısından mantıklı olabilir. Ancak medyadaki beklenti ve görülene göre Memo, Jazz'da ilginç birşeyler olmadıkça bench'ten gelecek gibi gözüküyor. Sonuç olarak sağlıklı ve formda bir şekilde dönsün de, gerisi hikaye.

14 Kasım 2010 Pazar

Geri Dönüşlerin Kralı Utah

Sezona Denver ve Phoenix gibi iki önemli testten sınıfta kalarak başlamıştı Utah. Playoff sıralamasında yer savaşı vereceği muhtemel bu rakiplerinden yediği farkların yanına takımın lideri Deron Williams'ın bu periyottaki kötü performansı da eklenince Jazz taraftarları için aylardır bekledikleri sezon başlangıcı bir kabusa dönmüştü. Üzerine Thunder deplasmanından aldıkları farklı galibiyet aslında Utah'ın daha sonraları maç içine de sirayet ettiğini göreceğimiz performans dalgalanmasının habercisiymiş. Golden State yenilgisiydi Toronto galibiyetiydi derken benim de dengem bozuldu açıkçası ve takım iyi yolda mı kötü yolda mı bir türlü karar veremedim ben de. Ama arada bir Clippers maçı var. Bu maç öyle bir maç ki Jazz 18 sayı farkla geri düşüyor ordan maçı çeviriyordu ve belki bu geri dönüşün çoğu kimse farkında bile olmuyordu, sonradan olaya ayıkıyoruz, meğer o gün başlamış bu karakter gösterisi...

Velhasıl ayın 8'indeki Miami maçıyla başlayacak olan doğu turnesi geldi çattı. Bu turnede Jazz geçen senenin 4 playoff oynayan takımı ünvanına sahip rakiplere konuk olacaktı. Yani rakipleri, seneye bomba gibi giren Atlanta ve Orlando, evinde her zaman bir tehdit kabul edilebilecek Charlotte ve muhteşem üçlünün Miami'siydi. Ne olduysa bu turnede oldu işte...

Miami maçında 22 sayı geriye düşüp son 30 saniyeye sığdırılan serbest atışsız 14 sayıyla geri döndüler, tabi Millsap'in tarihe geçen performansıyla... Ardından Orlando'nun, 3. çeyreğin ortalarında yakaladığı 18 sayılık farkı kapatan Al Jefferson-Millsap ikilisi ve gelen galibiyet... Sonrasında Atlanta maçının son çeyreğinde 10 sayılık farkın eritilmesiyle kazanılan 3. zafer... Ve son olarak bu gece... Artık çoğu kişi gibi ben de güçlerinin kalmayacağını papazın bu sefer pilavı yemeyeceğini düşünüyordum. Aslında tam da beklediğim gibi başladı maç ve Bobcats farkı bir ara 19 sayıya kadar çıkardı. İşte o an yine aynı karakter, aynı ısrar girdi devreye ve Deron Williams'ın bitime .8 saniye kala bulduğu basketle bir inanılmazı daha gerçekleştirdi Utah bu gece.

Miami maçı ve aradan geçen 6 günün ardından Utah şu an ligin en formda takımı, doğunun fatihi, geri dönüşlerin kralı ve açık ara en zevkli maçların başrolü konumunda. Sezon boyunca maç olacak bu dönüşü yapamayacaklar, belki güçleri yetmeyecek, belki şansları yaver gitmeyecek ama gerçek şu ki Utah karşısında öne geçen takım hiçbir zaman rahat nefes alamayacak. Bunun gerçek sebebi de yenilgiyi kabullenememe, durum ne olursa olsun gösterilen mücadele ve karakter... Esas takdir edilmesi gereken de tam olarak bu işte.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Bell Jazz’la Yeniden

Matthews-Korver ikilisini kaybettikten sonra öncelikle şutör ve daha geri planda kalsa da savunmacı, pis işleri yapan bir 2 numara açığı oluşmuştu Jazz’da. Bu açığı eski oyuncuları Raja Bell ile kapadılar. Taraflar 3 yıllık $10M karşılığında anlaşma sağladı. Kariyeri boyunca Tolga Doğantez misali oradan oraya savrulan, gittiği takımlarda bir türlü kalıcı olamayan Bell’in son durağı olacağa benziyor ilk parladığı Utah. Kobe’nin, Artest’ten sonra başına bela olan Bell’i de MLE’in kalan kısmı karşılığında takımda görmek istediği söyleniyordu ama o Jazz’ı tercih etmiş.

Kontratı kağıt üzerinde fena görünmüyor. En azından denemeye değer bir hamle Jazz için. Ancak burada esas tartışılması gereken, Sloan’un Bell’e biçeceği rol olacak. Kenardan gelerek takımı ateşleyen, savunma direncini arttıran bir Bell, şampiyonluk yolundaki bir takıma bu anlamda önemli katkılar verebilir ama tutup onu ilk 5’e koyarak sorumluluğunu arttırırsanız baştan çuvallarsınız. Hem fiziği ve kondisyonu da elvermez böyle bir role artık.

Senelerdir savunma takımı kimliğinden uzaklaşan Utah’a bu anlamda katkı sağlamasının yanı sıra savaşçı ruhu da takıma sirayet eder bakarsınız. Saha içindeki artıları haricinde Miles gibi, Hayward gibi gençlere ağabeylik yapıp takımın kimyasına olumlu etkileri de olacaktır kendisinin.

34 yaşına gelen, geçtiğimiz sezon Bobcats'teyken bile yavaşlama emareleri gösteren Bell'in çok yararlı olacağını düşünmüyorum ben de. Ama kenardan gelmek yerine ilk 5'te başlaması ve ardından yerini Miles veya Hayward'a bırakması daha hayırlı olacaktır bence. Çünkü Bell'in kenardan gelerek pek bir enerji veya katkı vereceğine inanmıyorum. Onun dışında keşke Kobe'nin takımına gitseydi diyorum. Komik olurdu Kobe'nin rakipleri durumundayken geçinemediği Artest ve Raja Bell ile aynı takımda oynaması. Ayrıca Matthews'ın Blazers ile imzaladığı anlaşmayla eşleşmeyeceğini duyurdu Jazz beklenilen gibi. Guard ve kısa forvet oynayan bir kısa eklemeleri şart olmuştu takıma, Bell de bu açıdan bakıldığında gerekli bir eklemeydi. Ancak dediğim gibi şutlarıyla takıma katkı sağlayacaksa da, eski savunmacı kimliğine yeniden ulaşacağını sanmıyorum ben Bell'in. / Can

13 Temmuz 2010 Salı

Big Al Utah'ta

Serbest kalan oyuncusu Boozer'ı Bulls'a kaptıran Utah Jazz, Bulls ile takas üzerinde anlaşarak Boozer'ın kontratı kadar büyük bir takas istisnası almıştı. Şimdi de bu takas istisnasını, Kosta Koufos'u ve ilerideki draftlar'dan iki ilk tur seçim hakkını Minnesota'ya göndererek, Boozer'ın yerine Al Jefferson'ı koydular. Harika bir takas Jazz açısından bence. Defalarca belirttim blog'da, Al Jefferson çok beğendiğim bir oyuncu.

Zaten başkalarına ihtiyaç duymadan, tek başına pozisyon yaratarak skor üretebilen oyunculara her zaman ayrı bir saygı duyarım. Al Jefferson da böyle bir isim. Bunun yanında Boozer'a göre daha iyi bir savunmacı ama karşılaştırdığımız isim Boozer yani. Yoksa Jefferson da en iyi ihtimalle vasattır bu konuda. Boozer'a göre en önemli artısı biraz daha blok tehdidinin olmasıdır. Yoksa savunmada bilgisi zayıftır bir uzuna göre. Ribaund sezgisi ve box-out konusunda Boozer'dan daha zayıf olması sebebiyle, o konuda da biraz dezavantajı var ama yine de yeterlidir. Hücumda ise boyalı alanda ufak çaplı bir Hakeem tadında ayak hareketleriyle, fake'lerle, ilginç atış stiliyle sağlam skor üretir. Deron ile beraber oynayınca daha da rahatlayacak haliyle. Ancak Boozer'un ona karşı belki de en önemli avantajı şutlarıydı. Al Jefferson'ın ise orta mesafe şutu kesinlikle güvendiği bir silah değil, tam tersi vasatın altında. Halbuki kıyasladığımız Boozer, boş bırakıldığı zaman NBA'in en iyi orta mesafe şut atan 3-4 uzunundan biri oluyor. Bu noktada farklı hücum setleri çizmesi gerekecek Sloan'un, o da nasıl olacaksa? Hepi topu 8 tane hücum setiyle oynuyor Utah kaç senedir...

Neyse kısacası bundan iyisini bulamazdı Utah. Jefferson belki son senelerde sakatlıklarla boğuşuyor ama sağlığına tamamen kavuştuğunda NBA'in önemli skor opsiyonlarından biridir bana göre. Seviyelerini korumak, playofflar'dan uzaklaşmamak adına çok iyi bir hamle. Bir başka açıdan baktığımızda belki de maksimum veya ona yakın bir kontrat vermek için gelecek sezonu bekleseler daha iyi olabilirdi. Sonuçta bu kadronun şampiyonluğa oynayamayacağı belli, Kirilenko'nun kontratı bitince Deron ve Millsap ile yeniden yola çıkabilirlerdi. Onlar yarışta kalmayı tercih ettiler. Bakalım bu sezon Kirilenko'yu takas edecekler mi? Çünkü takas etmemeleri halinde önümüzdeki yaz pek fazla hemle de yapamayacakları için, takım olduğu gibi kalacak ve herkes güçlenirken yerlerinde sayacaklar. Yani Kirilenko'nun devasa kontratını elden çıkarıp çıkaramayacakları (bu kadar büyük bir kontratı takas etmek de zor iş) biraz belli edecek Utah'ın geleceğini.

Ama ne olursa olsun, günü kurtarıp, playofflar'a kalmak ve eline önemli bir skor opsiyonu geçirmek adına önemli bir takas. Dediğim gibi Kirilenko yerine de 1-2 önemli parça alabilirlerse Jazz daha da güçlenebilir.

Timberwolves tarafında, Kahn'ı tebrik ediyorum. Zaten konu hakkındaki fikirlerimi yazmıştım daha önce. Bedavaya önemli bir boyalı alan skor opsiyonunu vermek... Harika bir iş çıkarıyor Kahn. Gidip alnından öpeceğim. Bari elindeki takas istisnasını, bir yıldız almak için kullansa. O zaman biraz kurtarır durumu ama Kahn'dan bahsediyoruz.

Matthews Portland’da (Büyük İhtimalle)

Başlıkta büyük ihtimalle dedim çünkü Utah'ın önerilen kontratı eşleme ihtimali var düşük de olsa. Nereden nereye… Kim derdi ki daha geçtiğimiz sene Karşıyaka’nın transfer gündeminde olan Wesley Matthews bu sene 5 yıllık $34M alacak diye. Basketbol çok enteresan bir oyun… İki sene önce Marquette Üniversitesi'nde iken senior sezonunda performansını ikiye katlaması bile yeterli olmamış, hiçbir NBA takımı draft etmemişti kendisini. Ama geçtiğimiz yıl Sloan’ın kendisine verdiği şansı çok iyi değerlendirdi ve muhtemelen yedi sülalesine yetecek kadar bir servet sahibi olacak.

Tam bir takım oyuncusu ve iyi bir savunmacı olması sebebiyle Portland’ın oyun kimliğine kolay uyum sağlayacaktır. Özellikle playofflarda Kobe’ye yaptığı savunmayla izleyenleri şaşırtmıştı. Catch and shoot özelliği de Andre Miller’ın bulunduğu takımda önemli bir artı yaratacaktır kendisine. Ama işin bir de diğer yüzü var. Geçtiğimiz sezon boyunca çok kısıtlı dakikalar boyunca sf oynasa da gerçek pozisyonu sg ve sağlık sorunu falan olmadıkça Portland’ın bu mevkisi dolu. Bu da Matthews’in çok büyük bir ihtimalle yedek oturacağı manasına geliyor. Yaşının genç olması, atletizmi, pis işleri yapabiliyor olması, kenardan gelerek takıma enerji katması, takımı ateşlemesi hepsi çok güzel ama tüm bunlar alacağı ücretin karşılığı mı? Bence değil. 5 yıllık 20-25 milyon dolar falan daha bir hak ettiğine yakın para gibi. Sonuçta inanılmaz yetenekleri olan, uçan kaçan veya müthiş şut atan bir oyuncu değil Matthews, daha çok bir rol oyuncusu.

Sadece şutör guard olsa hadi neyse, takımdaki 2-3 numara oynayabilecek isimlere baktığımızda: Roy, Bayless, Fernandez, Batum ve Babbbitt'i görüyoruz. Bu oyuncuların arasındaki dakika dağılımı yeterince problem değilmiş gibi şimdi bir de Matthews gelecek hem de yılda 7 milyon dolar gibi oldukça yüksek bir paraya. Belli bir kalitenin üstünde ama yıldız olmayan bir sürü oyuncu vardı zaten, bunlara bir tane daha eklemek ne kadar mantıklıydı? Derin kadro ile güçlü kadroyu bir sanıyor herhalde Blazers yönetimi. Bayless'ı sallasınlar zaten ama Batum ve Rudy'nin 2011-12 sezonunda takımda tutulması gerektiğine inanıyorum, Matthews transferi ama başka bir senaryoya işaret ediyor sanki. Utah da söylentilere göre Jefferson'ın peşinde, bu durumda lüks vergisinin üstüne çıkarlar Matthews'ı da tutarlarsa. Ama öte yandan Boozer'dan sonra Jefferson ile fazla güç kaybetmeyecek olan Utah, kadrosundan önemli bir rol oyuncusunu kaybetmek istemeyebilir. Ne olursa olsun bu para Matthews'a fazla ve Utah'ın oyuncusunun gitmesine izin vermesi en mantıklı çözüm gibi gözüküyor. / Can

8 Temmuz 2010 Perşembe

Carlos Boozer Chicago'ya Gitti

5 yıl - 80 milyon dolar. Güzel para diyecektim de Rudy Gay ve Joe Johnson 'güzel para' kavramına yeni boyut kattılar. Bu arada Boozer parayı da. Zamanında Cavaliers'ı çok ağır satmıştı Jazz fazladan para tekif edince. Maksimum kontrat koparabilirdi belki de Bulls'dan ama şu anda kabul ettiği kontrat sanki ince hesaplanmış, tam bir tane maksimum kontrat sığabiliyor Bulls'un salary cap'ine. Yoksa LeBron mu geliyor? Tabii bu işin dedikodusu. Son kararı Cuma sabahı saat 04:00'da öğreneceğimizi yazmıştım.

Boozer ile Bulls'a değineyim: LeBron gelmeden hiçbir şey olmaz bu Bulls'dan onu baştan söyleyeyim (gelse bile takım kimyası açısından bazı sorunlar olacak gibi gözüküyor bana). Şampiyonluk hedefinden bahsediyorum elbette. Yoksa playofflar'a yine kalacaklardır, hatta konferans finaline de çıkmaları normal bir sonuç olur.

Boozer ile Noah müthiş ribaundcular, bu bakımdan güzel bir ikili oluşturdular. Ancak Boozer'ın savunmadaki eksiklerini uzun ve rakipleri korkutan bir pivot kapatsa çok daha iyi olurdu. Noah'ın böyle bir etkisi yok. Savaşçı, arada sırada ve hatta yüzü dönük, savunduğu adama blok da koyuyor ama içeri giren guard'lara falan karşı caydırıcılığı fazla değil. Bu açıdan baktığımızda, Boozer zaten korkuluk modunda takılıyor. İşin hücum yönünde ise Boozer zaten müthiş bir oyuncu. Bulls'un onu almasındaki ana sebep de bu zaten. Bu arada Boozer, Amare'nin Nash'e borçlu olduğu kadar Deron'a borçlu değil ama biraz gerçek bir oyun kurucunun eksikliğini çekecektir Bulls'da. Ayrıca şöyle bir problem var ki, diyelim Boozer içeriden rakip takımı eziyor, 26 sayı attı 3 çeyrekte. Son 12 dakikada rakip içeri gömüldü, Bulls'da kim üçlük atacak? Geçen sene ligin en kötü 2 takımından biriydi zannedersem Bulls, yetmiyor Hinrich'i de gönderdiler. Yani Boozer doğru yolda bir transfer olsa da, daha yapması gereken birkaç hamle var kısacası Bulls'un. Kesinlikle üçlük tehdidi yaratacak oyuncular eklemeleri lazım. Neyse yarını bekleyelim bakalım.

11 Mayıs 2010 Salı

Jazz - Lakers Serisi 4. Maç (96 - 111)

Bir gece önce Batı’nın ilk finalisti, Spurs’u hiç beklenmedik bir şekilde süpüren Suns olmuştu. Bu gece de finalin ismini koyduk: Los Angeles Lakers – Phoenix Suns. Konferans yarı finallerindeki 4 eşleşmenin üçünün süpürülmeyle sonuçlanması çok rastlanır bir durum değil. Bu duruma sevinen pek kişi olduğunu da sanmıyorum. Yarı finallerde çekişmeden uzak, genel itibari ile sıkıcı maçlar izledik. Sadece şu an 2-2’lik sonuçla devam eden Cavaliers – Celtics ve biraz da Suns –Spurs serisi bizleri biraz heyecanlandırdı. Bu eşleşmelerin dışındaki eşleşmelerde ise hiç ama hiç heyecan bulamadık. Utah, Lakers karşısında özellikle pota altında ufak kalmasından ötürü çok büyük sıkıntılar yaşadı, fark 4 maç boyunca 4-15 arasında değişti Lakers lehine. Jazz ara sıra geri dönüşler yapamaya çalışsa da kazanacağını hiç hissettirmedi bir maç için bile olsa. Zaten Hawks – Magic serisini anlatmaya bile lüzum yok. Playofflar tarihinin en rezil serilerinden birinin altına imzasını attı tekrar Hawks. Geçen sene de hatırlayacağınız gibi Heat-Hawks eşleşmesi vardı ki düşman başına!

Öncelikle Lakers’ı tebrik etmek gerekiyor. Üçüncü kez arka arkaya konferans finallerine yükselme başarısını gösterdiler. Muhtemelen bu sezon da onları finallerde göreceğiz. Ne yalan söyleyeyim; özellikle sezon sonundaki ve Oklahoma karşısındaki tutuk, şampiyona yakışmayan oyunlarını gördüğümde finallere gitmelerine hiç ama hiç ihtimal vermiyordum; fakat Jazz karşısında bu zamana kadar eleştirdiğimiz tüm eksiklerini kapattılar. Örneğin; takımın ana hücum stratejisi olan “Üçgen Hücum”a hiç bağlı kalmadıklarını görüyorduk, özellikle ilk turda. top takımın uzunlarıyla hiç buluşmuyor ve Lakers diğer takımlardan daha büyük olmasının avantajını kullanamıyordu. Bu turda sanki sihirli değnek(Fesenko’nun değneği diyelim.) değmişçesine uzunlara top gelince, Memo’nun yokluğunu hisseden Jazz pota altını delik deşik ettiler. Fesenko, bu takımın ilk beşine hiç yakışan bir oyuncu değil, Gasol ve Bynum gibi kalburüstü iki pivota karşı sinip kayboldu. Zaten bu sabahki maçta Gasol ufak çaplı bir dream-shake bile denedi ona karşı. Hakeem’in bu yaz Kobe’yi çalıştırması herkese yaramış anlaşılan.


Utah açısından fazla söylenecek bir şey yok. Suçlu aramak da, takımı suçlamak da gereksiz. Zaten önemli eksiklerle buraya kadar gelmeleri bile büyük başarı. Onları Denver karşısında ilk maçta Memo’nun sakatlanmasından sonra, şanslı gören kimse var mıydı aramızda? Onlar her şeye rağmen, geçen senenin konferans finalisti Denver’ı elediler(Gerçi Denver’ın da sakatlıklardan, bilhassa Koç Karl’ın yokluğundan şikayeti vardı.); ama iş Lakers’a gelince her şey değişiyor açıkçası. O kadar çok dezavantaj ortaya çıktı ki bu turda: Birincisi, adamlar eski şampiyon, ikincisi Kobe gibi ligin en önemli yıldızlarından birine sahipler, üçüncüsü pota altında çok çok fizikliler, dördüncüsü tüm parmaklarını yüzüklerle donatmış, bu anlar için yaşayan bir koçları var. Daha ne olsun! Üstelik takımın iki önemli oyuncusu Kirilenko ve Mehmet yokken, yukarıda belirttiğim unsurlara karşı koyamamaları çok normal. Son üç sezondur Lakers’a elenmeleri trajikomik bir durum; ama yapacak bir şey yok ne yazık ki.


Son 5 maçtır çığırından çıkmış bir Kobe var karşımızda. Dizindeki sakatlığın etkilerinden şu anlık kurtulduğu çok belli. En azından son çeyrekte güven veren kimliğine tekrar kavuştu. Son 5 maçtır 30 üzeri atıyor ve Phoenix serisinde de bu formunu sürdürürse takım olarak çok büyük avantaj sağlarlar. Zaten bu seride Utah adına ne dezavantaj gördüysek, Phoenix de aynı dezavantajlara sahip. Phoenix’in güvenebileceği iki unsur var: Nash-Stoudemire pick’n roll oyunları ve kenar katkısı. Fakat bu serideki gibi bir Kobe ve Gasol izlersek, Suns’ın şansı çok ama çok azalır. Unutmadan şunu da ekleyeyim: Konferans finallerinin sonunda eğer ki Lakers tur atlarsa, Kobe ve Phil Jackson ikilisi birlikte en çok playoff maçı kazanan oyuncu-koç ikilisi olacaklar. Şu anda 106 sayıdalar ve birinci ise 110 galibiyetle Pippen – Phil Jackson ikilisi. Kısacası Jackson sabit diğerleri dönüyor. İnsan 10 tane şampiyonluk görünce galibiyet sayısı çok oluyor haliyle.

Maç içinde dikkat çekici tek nokta var. O da Lakers’ın 6 top kaybıyla oynaması. Kobe’nin verimli oynamaya başlamasının göstergesidir bu. Dikkat ettiyseniz, Kobe’nin ritim bulamadığı maçlarda top kayıpları 20’ye kadar çıkıyordu ve genelde en az 4’ünde Kobe’nin imzası vardı ve süper yıldız bu alanda başı çekiyordu. Dün gecede 6 top kaybının 3’ünü yaptı; ama takımın geri kalanının 3 top kaybı yapmasında takımını doğru yönetmesinin büyük etkisi vardı. Ayrıca Gasol’ü de unutmayalım. 33 sayı ve 14 ribaundla kariyerinin en güzel gecelerinden birini geçirdi İspanyol yıldız ve Jazz’ı 1989’dan beri ilk defa süpürmenin mutluluğunu yaşadılar takım olarak.

NOT: Jazz, 1989’da Golden State Warriors’a 3-0 ile süpürülmüştü.

9 Mayıs 2010 Pazar

Jazz - Lakers Serisi 3. Maç (110 - 111)

Serinin ilk iki maçı gibi bu karşılaşmayı kaleme almak da bana düştü. Los Angeles’taki maçların en akılda kalan tarafı skor olarak yakın geçmesine rağmen maç boyu rahat olan Lakers’ın tüm oyunu kontrol etmesiydi. Lakers’ın bu rahatlığının ne kadar sakat olduğunu gördük çünkü iki maçta da skor o kadar yaklaşmıştı ki Utah’ın öne geçmesini engelleyen tek şey seyirciden alamadığı gazdı. Aradaki kalite farkı ve eşleşme problemleriyle birlikte ne kadar çabalasalar da Lakers’ı yenemeyip evlerine 2-0 dönmek zorunda kaldılar.

3. maçta Lakers adına fark neydi diye bakılırsa ilk göze çarpan şey uzunların uykusu olur. Gasol ilk iki şutunu kaçırarak başlamıştı maça. Zaten ara sıra konsantrasyon problemleri yaşadığını biliyoruz, bir de bu bölümden sonra kendisine top inmeyince tamamen uyumaya başladı İspanyol oyuncu. Bynum hakkında ise sakatlığı kötüye mi gidiyor diye düşünmekle kalıyorum sadece çünkü kendisine gelen tek top Fesenko(!) tarafından bloklandı. Göremedik sahada kısaca. Utah'ın da uzunlara sürekli ikili sıkıştırma getirerek etkisiz kalmalarında rol oynadıklarını da söylemeliyim. Onlara giden pas kanallarını da çok iyi kapattılar; maçta çok top kaybı olmadı (LA 7 Jazz 11) ama uzunların uykuya geçmelerinde rol oynayan etkenlerden biri de buydu. Gerçi iki takımın da uzunlarını göremedik oyunda dün gece, Boozer da 16 şut kullanmasına rağmen çok unutuldu. Kullandığı şutlarda aldığı 6 hücum ribaundunun katkısı bir hayli büyüktü. Uzunların formsuzluğuna kaçan şutlar da eklenince ilk çeyrekte takımının ilk 9 sayısını Kobe atmak zorunda kaldı. Topu domine etmek için sabırsız davrandığı söylenilebilir ama bir şeyler yapması gerekiyordu çünkü Miles’ın 2 üçlüğüyle farkı erken açan Utah özledikleri Kirilenko’nun girişiyle iyice coşup Lakers’ı hezimete uğratabilirdi. Kirilenko dedik, ondan devam edelim biraz. Utah taraftarı onu özlemiş, o da parkeleri özlemiş sanırım. Hatta ESPN abartıp Willis Reed’e bile benzetti geri dönüşünü. Basketbol aşkını nedensiz yere kaybeden oyuncuları havaya sokmak için arada böyle sakatlıklar gerekli mi acaba? Gerçi biraz zamansız oldu. Kirilenko %100 gözükmese de sahanın iki tarafında da etkili gözüktü aldığı kısa sürede. 17 dakikada 8 sayı 6 ribaundla oynadı. Tabii onun oyuna getirdiği etki şu ana kadar çok kötü bir seri geçiren Brown’ın üst üste basketleriyle dengelendi; Kobe ve Fisher’ın sayılarıyla da ilk yarıda 10’lara kadar çıkan fark 4 sayıya indi.

İki yarıdan ayrı paragraflarda bahsetmemin sebebi, maçın değiştirdiği şekil. Gasol’ün uyanıp 14 sayı 17 ribaunda ulaşmasını söylemiyorum bile. Sezon boyunca Lakers’ın hücumdaki en zayıf isimleri olarak anılan Artest ve Fisher’ın üst üste attıkları kritik şutlarla takımını maçta tutacaklarını hiç tahmin etmemiştim. Hadi Fisher’ın buraları sevdiğini ve playofflarda ortalamalarının üstüne çıktığını biliyoruz ama Artest konusunda cidden şaşırdım. İkisi de 13’te 7’yle 20 sayıya ulaşırken iki seridir toplam 14’te 2 üçlük atan Artest bu bu bölgeden 7’de 4 isabet buldu. Ancak Utah’ta ona cevap veren bir isim vardı ki neredeyse kusursuz oynadı. Kendisi şutör coşmasını tepe noktasına kadar yaşayan Kyle Korver. Toplamda 10’da 9 isabet, 5’te 5 üçlük ve 23 sayı. Kendisi neredeyse Utah’ın seri umutlarını geri getiriyordu, üstünlük ikinci yarıda tam 21 kere el değiştirdi ancak dört şut üst üste zorlayarak kaçıran Kobe’nin attığı basketlerle bunu unutturmasına Odom ve Fisher’ın kritik üçlükleri de eklenince Lakers durumu 3-0’a getirdi.

Aslında maçın sonunu biraz daha açmak gerek. Can aşağıda bahsetmiş, videosunu da koymuş ama ben yine kısa şekilde özet geçeyim. Bitime bir dakika kala Lakers’ın son sayılarını atan Kobe bir de üçlük göndererek skoru 106’da eşitledi. Deron Gasol’ün elleri üzerinden attığı baseline şutuyla farkı tekrar 2’ye getirse de ona cevap buraların adamı Fisher’ın 8 metreden attığı üçlükle geldi. O ana kadar sadece 9’da 2’yle şut atan Matthews kendisine verilen boş üçlük şansını da kaçırdı ancak Boozer ribaundu almasına rağmen Fisher’ın arkadan yaptığı faulün de etkisiyle atışı başarısız oldu. Karşılıklı taktik fauller sonucunda fark değişmedi ancak bir sayı önde olan ve topu Jazz yarı sahasından oyuna sokacak olan Lakers, Artest’in kötü pası ve bu sefer Fisher’a arkadan yapılan ve çalınmayan faulün yardımıyla topu kaybetti. Ardından Deron Williams’ın tartışmalı tercihi sonrasında Matthews’ün tip'i de şanssız şekilde kaçınca Lakers karşılaşmadan 111-110 üstün ayrıldı. Buradan son dakikadaki yanlış kararlarıyla maçı baltalayan Joey Crawford’ı esefle kınıyorum. Bu playofflardaki ilk vukuatı değil.

Sonuç olarak bir serinin daha sonuna geldik diyebiliriz. Lakers kazanmak için yine zor yolu tercih etti (uyuyan uzunlar sağolsun) ve ekstra katkılarla seriyi 3-0’a getirdi. İlk yarıda 20 sayı atan Kobe maçı 24’te 13’le 35 sayıyla kapatırken Deron Williams 28 sayı 9 asistle oynadı. Willams’ın rakamları güzel ama oyunu Denver serisinden hala çok uzak. Onun kalkınması gerek diyeceğim ama iş işten geçti artık.

Dünyanın En İyi Oyun Kurucusu (Deron ve Stockton)


Link

10 gün kadar önce kendisini dünyanın en iyi oyun kurucusu ilan eden Deron'ın son hücumda fark 1 iken çembere gitmek yerine, oyun alanındaki en verimsiz noktadan (tek ayağı üçlüğün içine basarak) şut attığına dikkat çekmem gerekiyor. Matthews'un yaptığı açık faul verilmemiş ve ayağına bir fırsat gelmişken (gerçi ondan önce Boozer'a Fisher'ın yaptığı faul verilmedi) bu fırsat ucuz bir şekilde harcanmamalıydı. Bana göre Deron yerine Korver'ı perdeden çıkarıp kullanmak daha doğru olurdu çünkü çılgın bir şekilde Philly günlerini bile gölgede bıraktı dün gece Korver. 10'da 9 şut (5/5 üçlük) isabetiyle Lakers'ı perişan etmişti o ana kadar. Tabii Deron'ın bu takımın lideri olduğunu ve bu tür son saniye pozisyonlarını kullanmayı sevdiğini biliyoruz. Ondan pek de şaşırtıcı bir tercih değildi. Bu arada pozisyonu görünce Jazz ve belki de NBA ile dünya tarihinin en iyi oyun kurucusu Stockton geldi aklıma. 1998 Finalleri'nin 6. maçında Jordan topu Malone'dan çalıp takımını 1 sayı farkla öne geçirmişken, Stockton moladan sonra garip bir şekilde üçlük denemiş ve kaçırmıştı. Bulls da 6. şampiyonluğunu yaşamıştı. Benzer bir tercih geldi Deron'dan bu sabaha karşı...

Bunun dışında Lakers'ın genellikle şansının yanında olduğunu söylememiz lazım. Geçtiğimiz sene Lee'nin kaçan alley-oop'unun ardından şimdi de Matthews'un tip'i kaçtı.