BIY AD

Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2010 Perşembe

Preldzic Yalan Oldu

FIBA başvurusu sırasında ortaya çıkan birkaç ek madde nedeniyle iş yokuşa sürülmüş ve bu nedenle Preldzic'in milli takımımıza katılma ihtimali ortadan kalkmış. 3 hatta 4 pozisyonda birden oynayabildiği için ve gerçek pozisyonu en eksik olduğumuz yer yani kısa forvet olan Preldzic haberi ilk çıktığında sevinmiştim. Şart mıydı böyle bir devşirme yöntemi? Hayır ama ben milli takıma yararlı olacağını düşünüyordum. Gelen takımlar pek çok yıldızdan yoksun olarak mücadele edecekler. Bu durumda biz de milli takımımızı ufak bir adım da olsa ileri taşısak fena olmazdı, madalya şansımızı yükseltirdik. Sağlık olsun, elimizdeki kadroyla devam.

12 Haziran 2010 Cumartesi

Emir Preldzic Milli Takım'da

Daha resmi açıklama yapılmamış olsa da, düşmüş hemen medyaya. 1-2 pozisyonlarının yanında 3 de oynayabilecek bir yabancının devşirilmesi gündemdeydi. Üç yetmedi, dört pozisyonu birden oynayabilen Emir Preldzic alındı Milli Takım'a.

Aslında takımda Hidayet'ten başka gerçek bir üç numara olmadığını düşündüğümüzde, mantıklı bir seçim. Ersan'dan başka üçlük atabilen bir 4 numaramız da yoktu (Cevher %90 elenecek sonuçta), bu eksiği de kapıyor. Bunun yanında kısıtlı sürelerle de olsa oyun kurucu pozisyonunu da idare edebiliyor. Kısacası joker kendisi. Ayrıca opsiyonlarımızın en kısıtlı olduğu iki pozisyonu yedekleyebilmesi en büyük artısı. Son olarak da kendisini 3 sezon önce Tanjevic'in buraya getirdiğini biliyoruz. Yapı olarak da bana hep mülayim ve alçakgönüllü gibi gelmiştir, Anıl da öyle diyor zaten. Yani mantıklı bir karar bana sorarsanız Emir'in takıma dahil edilmesi. Ama tabii Slovenya'ya ne kadar para ödenecek acaba orasını bilmiyorum, bir de bu para ödenmişken Preldzic kimin yerine girecek acaba kadroya?

9 Haziran 2010 Çarşamba

2010 Dünya Şampiyonası Aday Kadromuz

Hidayet Türkoğlu - Toronto Raptors
Ersan Ilyasova - Milwaukee Bucks
Oğuz Savaş, Semih Erden, Ömer Onan, Ömer Aşık - Fenerbahçe Ülker
Ender Arslan, Kerem Gönlüm, Kerem Tunçeri, Sinan Güler - Efes Pilsen
Engin Atsür, Cevher Özer - Beşiktaş Cola Turka
Fatih Solak - Galatasaray C.C.
Cenk Akyol - Air Avellino
Evren Büker - Medical Park Trabzonspor


Ayrıca bunlara ek olarak 1-2 oyuncu Ümit milli takım'dan alınabilirmiş. Hatta oyun kurucu - şutör guard pozisyonlarını oynayan yabancılara da bakıldığı, bu konuda çalışmaların sürdüğü açıklanmış. Yaklaşık olarak Eurobasket 2009'daki kadromuz diyebiliriz. İzlememiş olsam da Avrupa'da fena bir sezon geçirmeyen Cenk Akyol'un alınmasını bekliyordum. Onun dışında Fatih Solak seçilmiş ancak büyük ihtimalle yine elenecektir daha sonra. Zaten elenmek derken. Bakıyorum da, 2 tane uzun pozisyonu için 7 oyuncu alınmışken, 3 kısa için 8 seçeneğimiz var. Herhalde en fazla bir kısa elenir kadro 12'ye düşerken, o bile olmayabilir.

Kadroda en dikkat çekici isim 1 senedir maça çıkmayan Kerem Gönlüm. Onun yerine Enes'i görmek isterdim açıkçası ama bunun gerçekçi bir istek olmadığının farkındaydım. O yüzden bir hayalkırıklığı olmadı. Ancak bir tehlike var bizi bekleyen. Bu kadar uzunun içinde Tanjevic, Ersan'ı yine 3 numaraya çekerse yandık ki ne yandık. Buradan Orhun Ene'ye ve Nihat İziç'e sesleniyorum (çok okuyorlardır ya blog'u), böyle birşey olmasına umarım izin vermezler. Ersan'ın 4 numarada 3-4 senedir neler yaptığı ortadayken onu sadece el üzeri üçlük atan bir 3 numaraya çevirmeyin... Onun dışında Ersan'ın oyunda olmadığı bölümlerde Kerem'in 4 numarada oynamasına bir itirazım yok. Nitekim uzunlardan hiçbiri dışarıya savunacak ayak çabukluğuna sahip değil.

5 Ekim 2009 Pazartesi

2010'a Gönüllü Aranıyor

Bildiğiniz gibi 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası ülkemizde 28 Ağustos - 12 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek. Kardeşi, organizasyonda görevli olan Alp adındaki bir arkadaş mail atmış. Organizasyonda görev alacak gönüllülere çok ihtiyaç varmış. Burayı takip eden arkadaşların basketbolla ilgili oldukları aşikar. Gönüllülerin bu sporu seven kişilerden çıkması eminim şampiyona ve ülkemiz açısından çok daha yararlı olacaktır. Görev alabileceğiniz tonla iş ve pozisyon mevcut. En azından bir bakmanızı öneririm, birçoğunuzun ilgisini çekecektir; takımlarla ve oyuncularla tanışma fırsatınız da olacaktır muhtemelen. Alabileceğiniz görevlere şuradan bakabilirsiniz:

http://www.tbf.org.tr/tbfweb/tbfweb2.nsf/TBFV1_2010GonulluBasvuruTebligat_Form?OpenForm

21 Eylül 2009 Pazartesi

Eurobasket 2009 Şampiyonu: İspanya

Sırbistan'ı çok rahat geçen bir maç sonunda 85-63 yenerek altın madalyaya uzandılar. İlk 4 maç boyunca formsuz olsalar da sonradan form tutarak ve üstüste 5 galibiyet alarak altına uzandılar. Fransa'ya karşı olduğu gibi, Gasol kardeşler fazla geldi Sırbistan'a da. Ayrıca son 3 maçta 21.5 sayı ortalaması tutturan Pau Gasol turnuvanın MVP'si seçildi.

Öte yandan izleyemediğim maçta Yunanistan, Slovenya'yı 57-56 yenerek bronz madalyayı almaya hak kazanmış.

Son olarak da bizimkilere değinelim, öğlen yazmaya pek gerek duymadım ama haber vermeden de olmaz: Öğlenki maçta Rusya'ya 89-66 yenilerek 8. olduk. Bizim için maç hiçbir şey ifade etmediğinden dolayı, önemli değil. Bizim 2010 maceramıza da hiçbir etkisi olacağına inanmıyorum bu son 2 maçımızın.

Umarım mental olarak daha güçlü oluruz gelecek sene. Tabii Tanjevic'in nazından dolayı eksik bir kadroyla mücadele etmeyeceğimizi de ümit ediyorum hala...

19 Eylül 2009 Cumartesi

12 Şaşkın Adam: Türkiye 68 - Fransa 80

Sakın yanlış anlaşılma olmasın, yenildikleri için böyle bir başlık atmadım kesinlikle. Maçın bizim için önemi yoktu, Fransa için ise 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'na katılmak gibi bir amaç vardı. O yüzden yenilmemiz kadar doğal birşey yok. Ama ilk çeyreğin bitimine 3 dakika kala 39-21 önde iken, maçı 80-68 gibi bir skorla vermemize dikkat çekmek. Yani 23 dakikalık bölümde 59-29 gibi bir üstünlük kurdu Fransa bize karşı. Yok artık 12 dev adam.

Hiç uzun uzadıya birşeyler yazmaya gerek yok, dediğim gibi bizim için önemsiz bir karşılaşmaydı: Ersan'ın olmaması nedeniyle, dizi ağrıyan Hidayet'ten başka, 1'e 1 skor üretecek bir oyuncumuz yoktu. Bu da aslında, hücumda ne kadar kısıtlı bir takım olduğumuzu gözler önüne serdi. Defansta ise üçlükleri girmeye başlayan bir Fransa önünde inatla alan savunmasına devam etmemiz sonumuzu hazırladı. Doğruyu söylemek gerekirse üçüncü çeyrekteki Fransa'nın 5/6 üçlük isabeti bence de şaşırtıcıydı. Ancak üçüncü çeyreğin bitiminden itibaren tam 7 dakika boyunca sayı bulamamamızın bir bahanesi yok... Bu süreçte Fransa, oyuna ağırlığını koyan Tony Parker ile farkı açtı ve seneye Türkiye'ye gelmeye hak kazandı.

Keşke Fransa'yı yenseydik de, 7.lik maçına "Kazanan 2010 Dünya Şampiyonası'na katılır" şeklinde bir anlam katsaydık ama olmadı. Sağlık olsun.

Hataların Maçı: Türkiye 74 - Yunanistan 76

Kısa kısa notlarla yazacağım bu maçı çeyrek çeyrek yerine, pek keyfim de yok zaten şu sonuçtan sonra:

Savunmamız: Maç boyunca yaptığımız savunma gerçekten muhteşemdi ve birçok kere 24 saniyenin sonuna doğru kötü bir şut atmak zorunda kaldı Yunanistan takımı... İçeri giremeyip zorlama dış şutlar attılar. Bazı pozisyonlarda ise biz kolaya kaçarak iyice içeri gömülüp onlara bomboş dış atışlar verdik. Bunları yeterince yüksek yüzdeyle değerlendiremediler.

Fauller: Özellikle ilk yarıyı izlerken ilk aklıma gelen şey "Murat Murathanoğlu tam da hakemlere karşı susacağı maçı buldu" oldu. Çünkü hakemler en az 6-7 tane çok net faulü vermedi Yunanistan'ın yaptığı, üstelik bunların 4-5 tanesi atış sırasındaydı. İlk yarıda 1 tane bile faul kullanmadık, zaten Yunanistan'a da toplam sadece 5 faul çalındı koca 20 dakikada.

Hücum ribaundları: İlk yarıda tam 11 tane hücum ribaundu verdik rakibe. Bizim defansif ribaund sayımız kaçtı peki? 9, evet yazıyla dokuz... Şunun üzerine diyecek birşey yok. Üstelik öyle şans ribaundu denilen tarzdaki ribaundlar değil, iyi pozisyon alarak, vücutlarını kullanarak, bizim uzunlardan daha yükseğe sıçrayarak aldılar ribaundları Yunanlılar. Ama işte yukarıda değindim savunmamız bizi maçta tutmaya yetti. Rakibin şut yüzdesini hep %40 civarında veya daha altında tuttuk.

Kim daha kötü yarışması: Efendim şöyle ki, 4. çeyreğin ve uzatmanın sonlarında iki takımdan hangisi öndeyse, maçı diğerine vermek için sanki özel bir çaba sarfetti. Önce biz alan savunması yaparak üçlük yedik, ardından hücumda Hedo ile çok kötü bir top kaybettik. Yunanistan'da Zisis taktik faullerde 1/2 attı ve Ender'in turnikesiyle maçı uzatmaya götürdük. Bu turnikede birşey dikkatimi çekti, herkes delicesine sevinirken, bir önceki pozisyonda öne geçme fırsatını tepip topu kaptıran Hedo hiç ortalıkta gözükmedi. Bilmiyorum eğer benim gözümden kaçtıysa lütfen söyleyin.

Uzatmadaki hatalar ise zincirlemeydi adeta. Önce Yunanistan 3 sayı öndeyken, iki tane üstüste top kaybı yaptı, ardından fark 1'e inmişken, Hedo içerideki bomboş Ersan'a aşırtma bir pas vermek yerine pozisyonu zorlayıp, el üstünden, sol eliyle (abartı sanatı, ama garip bir şuttu) geri çekilerek bir şut attı. Bu şut eminim televizyonu başındaki milyonları delirtti. Bu şutta, son çeyrekte yazdığım olayın ve kahraman olma sevdasının biraz rolü olduğunu düşünüyorum. Umarım ben yanılıyorumdur... Ardından Yunanistan'da Zisis taktik faullerde 1/2 atarak 'Buyrun size bir şans daha' dedi. Bu sefer de Ender maçın sonunda öyle bir top kullandı ki... Tabii ki girse yine televizyon karşısında coşacaktık, "Aslansın kaplansın Ender" diyecektik ama ikilik bize yetiyorken niye üçlük? Niye potaya penetre etmemek? Üstelik normal sürenin sonunda potaya giderek maçı uzatmaya götürmüşken? Anlamıyorum...


Hakem faktörü: Maçın ve uzatmanın bitimine 1 dakika 20 saniye, şut saatinin bitimine ise 5 saniye kala, Ersan savunduğu uzuna inen pasa müthiş bir şekilde elini sokarak topun geçmesini engelledi. Ama işte burada şut saatini tutan masa hakemi devreye girdi. Şut saatini 0'ladı yani 24'e tamamladı, sanki top bize geçmiş gibi. Halbuki top ortadaydı, kimsenin hakimiyetinde değildi. Nitekim Schortsanitis bu topu alarak pota altındaki arkadaşına aktardı ve bomboş turnike yedik. Ancak normal şartlarda, şut saati sıfırlanmasa, Yunanistan'ın süresi çoktan bitmiş olacaktı ve top bize geçecekti. Hakemler bu durumda, hem 24 saniyenin dolmadığını hem de 2 sayılık basketin geçerli olmadığına kanaat getirip, şut saatini 5'e ayarlayıp topu Yunanistan'a verdiler ve bu kısa sürede Spanoulis uzaklardan ve el üstünden gönderdiği üçlükle farkı 6'ya çıkardı. Maç orada koptu diyebiliriz... Gerçi üst paragrafta yazdığım gibi maçı kazanma şansını Hedo ve Ender ile teptik ama yine de 1.16 kala farkın 3 yerine 6'ya çıkması, maçı döndürmemizi inanılmaz zora sokmuştu bir kere...

FIBA kurallarına tamamen hakim olmasam da, hakemlerin yanlış bir karar verdiklerini düşünmüyorum. Şut saati sıfırlanmışken - bize göre Yunanlı oyuncular olayın farkında olmasalar da - hücum süresinin dolduğuna dair bir karar çıkması çok zordu. Eh nitekim yediğimiz bomboş turnikeyi saysalar, bu sefer de biz ortalığı ayağa kaldırırdık. En mantıklı kararı verdiler gibi geldi bana. Saatin sıfırlandığı sırada olması gereken süreye yani 5'e getirdiler ve Yunanistan topu kenardan oyuna soktu. Hem bizim, hem hakemlerin şanssızlığına Spanoulis maç boyunca yaptığı gibi, zor ve uzak mesafeli bir üçlüğü değerlendirdi bu kısa sürede.

Hakemlerin mantıklı karar verdiklerini söyledim ama masa hakeminin hatasını es geçtiğim düşünülmesin. Bana göre tek suçlu masa hakemidir. Ben hayatımda bu kadar saçma sapan bir şekilde sıfırlanan şut saati görmedim. Pas arasına girip topun gidiş yönünü değiştirince 24 saniye mi sıfırlanırmış? Nerede görülmüş? Buyrun işte kabak bizim başımıza patladı. Ama yine belirtmeliyim ki yukarıda söylediğim gibi, elimize kaç tane fırsat geçti maçı kazanmak için, bunları değerlendiremedik. Suç bizde...

17 Eylül 2009 Perşembe

Nazar Değdi: Türkiye 67 - Slovenya 69 (Maç Analizi)

Kerem-Ömer yerine Sinan-Engin ile başladık maça. Bunun niye tercih edildiğine anlam veremedim? Tam niye gerçek bir oyun kurucuyla başlamadığımızı düşünüyordum ki, Sinan'ın Kerem'i aratmayan pasını Engin değerlendiremedi ama Sinan'ın bu penetreyi görmesi çok hoşuma gitti. Onlarda Lorbek içeriden, Nachbar da gerek kendi yarattığı gerek ona yapılan asistlerle dışarıdan bulduğu atışlarda çok etkili oldu. Bizde ise Ersan 4 tane üstüste 1'e 1 hücumu ve zor şutlarıyla oyunda kalmamızı sağladı. Ardından Nachbar'ın el üstünden bulduğu iki üçlük ile Slovenya farkı bir anda 10 sayıya kadar çıkardı. Lakovic'in, ona odaklanmamız yüzünden zorlanması ve aynı zamanda sorumluluk almaktan da kaçması dikkat çekiciydi. Bizim ise hücumda inanılmaz durgun oynadığımızı söyleyebilirim. Farkı eritmek için alan savunmasına döndük ama bu kadar iyi üçlük atan bir takıma karşı bunun ne kadar iyi bir tercih olduğunu çok sorguladım ben. Hidayet, Slovenya defansının diziliş hatasının farkına varıp Ersan'a dışarıda şut imkanı yarattı ve o da bunu üçlükte değerlendirdi. 15 sayımızın 12'ini üretmiş oldu böylece. Ancak son hücumda Slovenler bomboş üçlüğü kaçırmalarına rağmen Nachbar'a hücum ribaundu verdik ve 24-15 geride girdik 2. çeyreğe.

Semih'in çok kötü bir pasının ardından hızlı hücum yememiz ve Lakovic'in de devreye girmesiyle fark 14'e kadar çıktı: 31-17. Bu arada Semih içeriden çok rahat pozisyonları harcıyordu. Bunun üzerine yine alan savunmasına döndük ancak Jagodnik'in bomboş ve Lakovic'in el üstü üçlüğüyle fark 19'a çıktı: 37-18. Kısacası alan savunmasını bu kadar kullanmamız başımıza büyük bir bela açtı. Ayrıca Ersan kenardayken sayı üretmekte inanılmaz zorlandık iyi top çevirmediğimiz için birebirde sayı yaratacak birisine ihtiyacımız vardı. Ardından Ersan oyuna girdi ve Aşık'ın boyalı alandan bulduğu iki basket, Ender'in turnikesi ve Ersan'ın faulleriyle farkı 10'a kadar indirdik. Hidayet'in el üstünden bulduğu üçlükle tam havaya girdiğimizi yazıyordum ki, yarısahada yaptığımız bir ikili sıkıştırma ile topu kaptık ve Ender ile boş bir turnike bulup farkı 5'e kadar indirdik: 37-32. İki maçtır, Hidayet'in bu tür şutlarını özlemiştik. Devre skoru: 39-32. Son 5 dakikada yakaladığımız 14-2'lik seri ile maça ortak olduk. Bu dönemde Slovenya'ya çok az boş atış şansı verdik, verdiklerimizi de - neyse ki - değerlendiremediler.

Kerem'in kardeş Udrih'ten çaldığı topla oyuna iyi başladık ancak pota altından iki uzunun paslaşması sonucu yediğimiz bomboş turnike beni biraz korkuttu savunmamızın sıkılığı açısından. Ardından Udrih perdeden çıkarak bulduğu üçlükle durumu 44-34 yaptı. Ömer Onan'ın önüne düşen ve değerlendirdiğimiz topun ardından Hidayet yine el üstünden bulduğu üçlükle bizi coşturdu. Çeyreğin başındaki korkumun boşa çıktığı gördüm ve yine kolay şut şansı vermemeye başladık rakibe. Ancak hücumumuz biraz şans ve 1'e 1 oyunlara bakıyordu. Fakat ben bunu yazdıktan hemen sonra yaptığımız, savunmamızın tetiklediği 3 hücumda üstüste mükemmel paslarla hem hızlı hücum, hem bomboş üçlük hem de pota altından bulduğumuz sayılarla 1 sayı öne geçmeyi başardık: 48-47. Bu skordan sonra alan savunmamıza karşı çok iyi hücum eden Slovenya üstüste Jagodnik, Lakovic ve Udrih ile rahat üçlükler buldu ve farkı 7'ye çıkardı: 57-50. Son hücumda ise Kerem'in kaçan zorlama uzak mesafeli üçlüğü sonrasında hücum ribaunduna giren Semih'e faul yapıldı ve o da iki faulü de değerlendirdi: 57-52.


Bu çeyreğe yine alan savunması yaparken boş bir üçlük yiyerek başladık. Üstüne iki tane daha böyle pozisyon bulsalar da, neyse ki başarılı olamadılar. Biz ise Ender'in penetre üzerinden bulduğu şut ve Ersan'ın Semih'e hazırladığı smaç ile farkı 4'e indirdik. Neyseki bu noktadan sonra savunmadaki rotasyonumuz çok daha iyi bir düzeye geldi. Ancak faul hakkımızın dolması bizim için dezavantaj oluşturacak gibiydi. Nachbar'ın perdeyi kullanarak bulduğu üçlük farkı 4'e çıkardı: 64-60. Hemen ertesi hücumda, şut saatinin dolmasına 4 saniye kala Hedo'nun Semih'e potaya at diye bağırmasına rağmen, Semih'in hala topu yere vurup kendisine pozisyon hazırlamaya çalışması ve şut süresini doldurması, onun adına kötü bir nottu. Aşık, Nachbar'a hücum faul yaptırdıktan sonra hücumda kendisi yarattığı pozisyonu smaçla mı turnikeyle mi bitireyim diye düşünürken atışı kaçırdı. Ardından Slokar'ın ampulün tepesinden bulduğu bomboş şutla fark 6'ya çıktı. Neyse ki sonrasındaki hücumumuzda Hedo'nun kaçan turnikesini Ersan tip'ledi. Bu noktadan sonra iki takım da bulduğu boş atışları değerlendiremedi. Bizim için maçın belki de döndüğü nokta, turnuvada o ana kadar %30'un altında serbest atış yüzdesine sahip Aşık'ın, kendisine yapılan faul sonrası 2'de 2 atması olacaktı ama skordan anlaşıldığı üzere olmadı, olamadı... Üstelik Udrih'in Ender'e 17 saniye kala üçlük sırasında yaptığı faullerden sonra, Ender'in 3'te 3 atmasıyla çok da umutlanmıştık. Bunun üzerine Udrih taktik faullerin birini kaçırınca skor 69-67'ye geldi ve 9.7 saniyede son hücum bize kaldı.

Şu ana kadar aldığımız bütün galibiyetlerin ödülü gelip son hücumumuza sıkışmıştı. Mola sonrası Engin-Ender-Ömer-Hedo-Ersan 5'ini sahaya sürdük. Ender adamını hızıyla geçtikten sonra gelen yardımı görüp, köşedeki Engin'i buldu. Ancak o bomboş üçlüğü değerlendiremedi ve maçı kaybettik. Engin çok uzun süredir kenarda soğumuştu, keşke yanındaki Hidayet'e topu aktarsaydı diye düşünmeden edemedim.

Olsun... Sağlık olsun, finale giden yolda, ana yoldan çıkıp engebeli bir araziye girdik. Ancak elimizde bu engebeleri/rakipleri aşabilecek bir takımımız var. Rakipler sırasıyla Yunanistan ve İspanya/Fransa olsa bile, biz bu yola başkoyduk. Slovenya maçındaki gibi - özellikle de ilk 15 dakikadaki gibi - kimliğimizin çok dışında oynamadıkça, hepsine kafa tutabiliriz. Bunu bize gösterdi Milli takım.

Yenilseniz de, 6. kere teşekkürler Milli Takım.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Şansımız ve Rakibimiz

Biz ilk ve ikinci gruplarda şahane maçlar çıkarıp 5'te 5 yaparken, çapraz grubumuzda vukuu bulan 1-2 beklenmedik sonuç, çoğunluğun kafasında oluşturduğu çeyrek final eşleşmelerini alt üst etti. Benim düşüncem Yunanistan'ın lider olacağı, ikincilik için Hırvatlar ile Fransızlar'ın kapışacağı, son sırayı ise Rusya'nın alacağı yönünde idi. Ancak sıralama Fransa-Rusya-Yunanistan-Hırvatistan şeklinde oluşunca, bizim şu ana kadar yenilgisiz bir şekilde lider olmamız, bir anda omuzlarımızda çok büyük bir yük haline geldi. İşte bu bizim şansımız, aslında daha doğrusu şanssızlığımız. Bunun sonucu olarak eğer final yolunda minimum engelle karşılaşmak istiyorsak, bugünkü Slovenya maçını kesinlikle kazanmamız gerektiği.

Şöyle ki, artık çok yorulmuş olan bir Polonya'ya karşı İspanya'nın ve hiçbir amacı kalmayan güçsüz Litvanya'ya karşı da Sırbistan'ın kazanması halinde, çeyrek final ve yarı final eşleşmeleri şu şekilde olacak:

Fransa - İspanya Vs. Yunanistan - X
Rusya - Sırbistan Vs. Hırvatistan - Y

Tahmin edersiniz ki, Y olan yere girmemiz için, bugün Slovenya'yı yenmemiz lazım. Bu da ilk 5 galibiyetimizin ödülünün, son grup maçımıza kaldığını gösteriyor. İkinci gruplar başladığında, benim gönlümden geçen iki finale giden kanadın da yaklaşık aynı güçte olmalarıydı. Bu sayede Slovenya maçının önemi azalacak ve belki de Hidayet-Ömer ve Ender 3'lümüze çok ihtiyaçları olan dinlenme süresini verecektik. Ancak şu anki görüntü işin öyle olmayacağı yönünde.

Bir ihtimal İspanya kazanır ve Sırbistan yenilirse, işte o zaman iki kanat arasındaki fark minimuma inecek. Yine de çeyrek finalde Yunanistan ile eşleşmek hiç hoş değil. Biliyorum diğer tarafta da hazırlık turnuvasında kibar deyimle bizi rahat yenen Hırvatistan var ancak onların form grafiği kendilerinden çok rakiplerine umut veriyor.

Diğer 2 maçta bir sürpriz olmaması halinde Slovenya'yı yenip en azından kağıt üstünde daha kolay olan yola girmemiz gerekiyor. Şu ana kadarki 5 maçı, sırayla Yunanistan ve İspanya ile karşılaşmak için kazanmadık değil mi?

15 Eylül 2009 Salı

Sıradaki? Türkiye 69 - Sırbistan 64 (Maç Analizi)

Bu müthiş maçı maalesef kısa yazmam gerekiyor vakit darlığından dolayı. Edit: İyi ki kısa demişim ya, Milli Takım'dan gazı aldım, tutamadım kendimi =)

İlginçtir Krstic'e görev vermemişti Sırbistan'ın hocası. İki takım da müthiş bir tempoya rağmen skor bulmakta zorlanarak başladı maça. Kerem takımını mükemmel yöneterek asistleriyle ve üçlükleriyle sürüklemeye başladı. Bizim savunmamızda Aşık ve Ersan muhteşemdiler: Bloklar, hücum faul yaptırmalar, çemberde seken topu çıkarmalar, ne ararsanız vardı. Kerem bu arada pick & roll'lar sonrasında tek kelimeyle mükemmel asistler yapıyordu iki uzunumuz Ersan ve Ömer'e. Bu iki oyuncumuz da mükemmellerdi. Semih'in son saniyede, 5 metreden stop jumpshot ile bulduğu potalı basket belki de şansımızın yanımızda olduğunun göstergesiydi: 20-18

Krstic'e görev vermeyen Ivkovic sonunda onu da düşündü. Hedo'nun dizindeki problemin onu zorladığı apaçık belliydi. Bir hayli kötü oynuyodu. Çeyreğin başında Ömer Onan her hücumda gelen ortalama 4 perdeden de savaşarak çıkarak, Paunic'e muhteşem bir savunma yaptı. Semih'in elinde uzun süre tuttuğu ve Hedo'ya potaya atsın diye verdiği pozisyonda hücum ribaundunu alması güzel bir detaydı, bunun üstüne bir hücum ribaundu daha yaptı. Üç dakika boyunca sayı üretemememizin nedeni iyice 1'e 1 ve el şutlar denememizdi. Bu çeyrekteki Ender-Semih alley-oop'undaki Semih'in bitirişi müthiş yumuşaktı, artık kendisini bulduğunu iyice kanıtladı. Delicesine pick & roll oynamaya devam ettik ama Aşık üzerinden oynadığımız her pozisyonda ona faul yapıldığı için şanssızdık. 1/8 faul isabetiyle oynadı genç pivotumuz. Skor bulmakta belki de bu yüzden problem yaşadık. Ersan oyuna girdikten sonra bu anlamda bizi rahatlattı. Defansımız ise mükemmeldi. Sadece 15 sayıya izin verdik bu periyodda. Son 4 saniyede mükemmel hücum eden Sırbistan, Krstic ile bomboş üçlüğü değerlendiremedi: 36-33

3. çeyrekte Aşık'la devam ettik kaldığımız yerden boyalı alanda. Onlar da Krstic ile başladılar. Biz Sırbistan'ı durdurmak için alana döndük. Kerem Tunçeri yine mükemmel oyununu sürdürdü. Ancak Aşık'ın faulleri isabetli kullanamaması yine bu pasları anlamsız kıldı. Maşallah nazar değmesin ama Kerem'i gördüğü boşluklar ve verdiği paslarla Jason Kidd'e benzettim bu maçta. Defansta da müthiş akıllı ve kilitleyici bir savunma yaptı. Ne desem az kendisine... Belki de bir önceki maç, alan savunmasına karşı 2-3 dakika takımı yönetemeyince, Tanjevic'in onu maçın geri kalanında kenarda oturtması böylesi bir hırsa neden oldu... Hedo kısa mesafeli bir şutla ilk sayısını buldu ve bizi umtulandırdı ancak sonra gördük ki Hidayet'in bu dizle bize katkısı olmayacak. Slovenya maçında oynatılmayıp, birkaç gün kesinlikle dinlenmesi lazım. Çeyreğin sonunda Velickovic ve Teodosic'in birbirlerine yaptıkları asistlerle buldukları üçlükler Sırbistan'ın farkı 3'e indirmesini sağladı: 55-52

Son çeyreğe yine Kerem'in asisti ve Ersan'ın üçlüğüyle başladık. Tekrar belirtmem lazım ki bu ikili gerçekten mükemel oynadılar bütün maç boyunca. Yani kelimelere dökemiyorum o kadar beğendim ikisini de, neyse devam edelim. Kerem'in yorulduğunu söyleyip kenara gelmesi ve hemen ardından Ersan'ın da çıkması sonucu 3 dakika boyunca sayı bulamadık ve bu dönemde Sırplar'a atış sırasında çok faul yaparak avantajımızı kaybettik. Ender kısırlığımızı zorlama bir turnikeyi sayıya çevirerek bitirdi. Ancak Teodosic'in çok uzak mesafeli ve el üstünden bulduğu üçlükle geri düştük. Semih 28 saniye kala kendisine yapılan faulden doğan serbest atışlardan 1'ini değerlendirerek beraberliği sağladı. Ardından Sırbistan'a son hücumda 24 saniye boyunca potayı göstermememiz bu maçı ne kadar istediğimizin kanıtıydı. Son 3 saniyede Kerem'in kaçırdığı gözyaşı damlasından sonra Hidayet tip'leyerek topu çemberden geçirdi ama süre dolmuştu. İki maçtır çok kötü oynamasını bir anda kafasında silip atabilirdi belki de, yazık oldu. Bu çeyreğin son 5 dakikasında iki takımın da yaptığı müthiş savunmanın hakkını vermemiz lazım. Bizim takımda özellikle Aşık'ın katkısı muhteşemdi.

Uzatmalarda ise Semih ile 2'de 1 serbest atış isabeti bulup ardından defansta rakibimize inanılmaz hücum ribaundu verdik. Üstüste bomboş atışları kaçırdılar 4 veya 5 tane... Ardından Sırbistan bulduğu bomboş bir üçlüğü daha değerlendiremedi. Son 50 saniyeye kadar uzatmaların skoru 1-0 lehimizeydi ancak bu Kerem'in çaldığı top ve Semih'e yaptığı asist ile değişmek üzereyken, Semih bomboş bir turnikeyi kaçırdı. İnanamadık... Çabuk gelmek isteyen Sırbistan karşısında Hidayet rakibin gideceği yönü çok iyi tahmin ederek topu çaldı ve attığımız fast-break ile farkı 3'e çıkardık. Murat Murathanoğlu'nun deyimiyle: "Ersan Hidayet Ersan basket. Ersan Hidayet Ersan!!!!". Sırbistan 35 saniye kala son hücumda bomboş bir üçlük şansı buldu ancak bunu da kaçırdılar ve maçı kazandık. Uzatmalarda buldukları çok rahat şut şanslarını değerlendirememeleri dikkatimi çekti. Ama ne olursa en büyük yıldızımız sakatken ve 1/16 ile oynarken, biz 5'te 5 yapmayı başardık ve ilk 2'de gruptan çıkmayı garantiledik.

Bir kez daha üstüne basmakta yarar var, bugün MVP'imiz kesinlikle Kerem Tunçeri'ydi. Bir oyun kurucu, oyunu ancak bu kadar domine edebilirdi. Skorbordda 7 yazıyor ancak Avrupa basketbolunda yazılmayan asistleri ve faul ile kesilen pozisyonları da katarsak rahat 13-14'e kadar yolu vardı. Muhteşemdin Kerem, nazar değmesin.

Beşinci kere: Teşekkürler Milli Takım.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Aynen Devam: Türkiye 63 - İspanya 60 (Maç Analizi)

Maça perdeler ve ikili oyunlarla başladık 5-6 tane üstüste. Bütün atışlarımızı çembere kadar inip turnike ve smaçlar ile bulduk. Bir tanesini Aşık kaçırdı o kadar. Rubio'yu Hidayet özellikle geriden savunuyordu, o da boş 3'lüğünde isabeti bulunca açıkçası korkmadım değil ancak maçın ilerleyen dakikalarında korkumun yersiz olduğunu göreceğimi bilmiyordum. Bana göre maçın başında Hidayete'i Fernandez savunurken, post up'ta kullanmalıydık ancak maçtan sonraki röportajlarda Hidayet'in dizinin ağrısının çok arttığını öğrendim. Maç içinde aldığım notlarda normalde Hedo'ya sorumluluk almadığı için ufak eleştiriler yapmıştım ancak bunlara yer vermemeye karar verdim sakatlığından sonra. Defansta ise İspanya'nın top dolaştırıp bulduğu boş şutlarda ve kendisi yarattığı pozisyonlarda Fernandez çok sıcaktı. Defanstaki en büyük eksikliğimiz ise rakibe bol bol hücum ribaundu vermemizdi. Ribaundlar hariç, Aşık'ı çok beğendim. Özellikle Gasol'e karşı yaptığı mükemmel savunmayla çok takdir ettim. Üstüne bir de üçlük çizgisinin gerisinden topu alıp penetre ederek Gasol'ü geçi smaçldığı pozisyon beni hem şaşırttı hem sevindirdi. Ersan ise ilk çeyrekte skor olarak katkı hiç yapamadı ama hücum ribaundlarında etkiliydi. Gerçi maç içinde baktığım sırada yazılmamıştı ama ben iki tane hücum ribaundunu çok net hatırlıyorum ilk çeyrekte. Çeyreğin sonuna doğru Fernandez yine ipleri eline aldı ve skor üretiminde İspanya'yı taşımaya başladı.
Genel olarak baktığımızda ise her pozisyonda potaya penetre etmemiz tek kelimeyle MÜKEMMELDİ. Böyle bir oyun izlemeyeli çok uzun zaman olmuştu. Nazar değmesin gerçekten bu kadar mı iyi oynanır... Özellikle Kerem Tunçeri'nin bu oyunumuzdaki etkisi çok çok büyüktü. Bir adam bu kadar mı iyi oynar. Helal olsun Kerem. Ender ise oyuna girdikten sonra pek ortalarda gözükmedi.

2. çeyreğin başında ise Kerem kenarda oturduğu için pek sayı üretemedik. Ender ilk 3 maçtaki oyunundan bir hayli uzak gözüktü. Aşık'ın yerine giren Oğuz'un da 5 dakikada 3 faul yapması moralimizi bozdu ancak kim tahmin edebilirdi bunun Semih'in şahlanmasına neden olacağını? Ender-Engin aynı anda oyunda olduğu dönemde İspanyol guardları çok rahat oynamaya başladılar, ayrıca bizim hücumda tek eline baktığımız isim olarak Ersan kaldı. Bunun üstüne deli gibi hücum ribaundu vermeye devam ettiğimiz için İspanya çeyreği genel olarak kendi kontrolünde götürdü. Anca yine de bu hücum ribaundlarına rağmen savunmamız çok sağlamdı ve pek sayı imkanı vermedik rakibimize.
Bu çeyrekte Ersan'ın ilk çeyrek nedeniyle güvenini biraz kaybettiğini düşünüyorum. Bomboş oldğu pozisyonlarda potayı pek düşünmedi. Ardından Ömer Onan ve Kerem aynı anda oyuna girdiler ve çok daha iyi organize olduk. Kerem, Semih'in elinde patlayan, çok kötü bir hücumu uzak mesafeli, el üstü bir 3'lük atarak değerlendirdi. Koca 10 dakikanın hepsini oynayan Fernandez'in 1 sayı bile üretmemesi nedeniyle İspanya bu çeyreği 12 sayı ile kapadı. Ersan ise çeyreğin sonunda bir üçlük buldu ve 36-34 önde girdik devreye. İspanya'da Navarro ise ilk yarıda potayı bile göremedi.

İkinci yarıya yine Kerem'in müthiş üçlüğüyle başladık. İspanya'da ise koç Scariolo pota altı savunmasından memnun olmasa gerek ki Gasol kardeşler ile başladı. Biz ise Oğuz-Aşık ikilisiyle girdik 3. çeyereğe. İlk yarının sonunda bulduğu üçlükle morali yerine gelen Ersan'la niye başlamadık gerçekten anlam veremedim. Navarro 5 sayı üstüste bularak başlayınca bir anda kendimizi 4 sayı geride bulduk. Scariolo'nun Gasol kardeşler formülu tutmuştu, potaya gitmeyi geçtim tamamen üçlüğe dayalı bir oyuna döndük. Bunda ilk yarı mükemmel oynayan Kerem'in de hata payı vardı. Takımı organize edemedi. Ardından Kerem-Ender, Ömer-Ersan ve Aşık-Semih değişikleriyle kendimizi bulduk. Özellikle Ersan bulduğu sayılarla bizim skorda tutunmamızı sağladı. Ayrıca savumada da getirdiği yardımlarla, şutlara el kaldırmasıyla, mükemmel bir iş çıkardı. Hidayet de savunmamıza 3 tane müthiş top çalarak katkıda bulundu. İspanya bu çeyrekte yine ancak 14 sayı bulabildi: 49-48

Son çeyreğe Semih'in mükemmel bloğuyla başladık. Son 10 dakikanın başlarında hücum ribaudnlarında etkili olan taraf bizdik. Özellikle Ersan mükemmel oynuyordu. Bugün sergilediğimiz oyun Semih'i de etkilemiş olacak ki, arada sırada yaptığı hatalara rağmen bugün kendisine geldiğini gördük. İspanya 53-50 öne geçtiğimizde alan savunmasına dönerek bizi durdurmayı düşündü. İlk hücumumuzda Engin'e bomboş hazırladığımız üçlükte isabet bulamadık. Zorlanmaya başladık bu savunmaya karşı, Ender'in uzaktan ve el üstünden kullandığı ve sokamadığı üçlük bunu kanıtlıyordu. 3 kısayla oynamamıza rağmen yeterince top dolaştıramıyorduk. Ardından oyune Sinan yerine Hedo girdi hücumumuz çok daha iyi şekillenmeye başladı. Ersan'ın onların yarı sahasında yaptığı saçma faul sonrası Gasol'ün bulduğu serbest atış ile uzun süre sonra ilk defa geri düştük: 55-56. Ersan hemen bunun arkasındaki pozisyonda hücum ribaundunu alıp tamamlayarak kendisini affettirdi. Benim saydığım en az 6-7 hücum ribaundu Ersan ama tipleyerek başkalarına kazandırdığı hücum ribaundlarını Eurobasket organizasyonu Ersan'a yazmamış maalesef skorbordda...
Hedo ile hücumumuz daha iyi şekilleniyor demiştim ya, pota altına mükemmel bir pas verdi Hedo'muz, Semih ise bunu arkası dönükken alley-oop'a dönüştürmeyi başardı. Çok güzel bir andı bizim için. Oyunun özellikle son 2 dakikasında Ender formda olmadığını bas bas bağırsa da, niye Kerem'i düşünmedi Tanjevic, gerçekten aklım almıyor. İşte ben tam böyle düşünürken, Ender savunmadaki boşluğu değerlendirerek kolay bir turnike buldu, sevindirdi bizi. Semih'in savunmada çaldığı topla maç bize dönmüştü ancak takımımızın yıldızları Ersan-Hedo ikilisinden affedilmez bir hata geldi. Hedo'nun içeri doğru penetre edip sıkışınca dışarı çıkardığı top Ersan'ın bir hayli üzerinden, bizim yarı sahamıza geçti. Ersan da geri koşup topa dokunmakta (böylece geri pas olmasını sağlamakta) gecikince, Navarro topu kaparak bomboş bir turnike attı ve skoru 61-60'a getirdi. Son 1 dakikada, sakat olmasına rağmen niye topu Hedo'ya vermediğimizi bilmiyorum. Ersan'ın zorlama üçlüğünün girmemesinin ardından Semih'in hücum ribaundunu alması çok kritikti. Ancak bunun ardından Ender Arslan önceki 3 maçtaki gibi oynadığını sanarak el üstü bir orta mesafe şutu denedi ve başarılı olamadı. Üstelik 29-30 saniye kala yerine, saati 20'ye kadar düşürmüştü. Yani son hücumu kullanma hakkı İspanya'daydı. Mola aldılar, bizde Aşık savunma yapması için oyuna girdi Engin'in yerine ve 2 uzun + Ersan'a döndük. Son 10 saniyede Ersan ile eşleşen Llull hızını kullanarak çembere kadar gitmek istedi ve tam ortadan turnikeye girdi. İşte burada Ersan-Aşık ikilisi sahneye çıktı, Ersan arkadan, Ömer ise cepheden Llull'ı öyle bir blokladılar ki, İspanyol oyuncu ne olduğunu şaşırdı ve maçı kazandık.

Mükemmel bir tecrübeydi. Maçın sonunu böyle oynayarak da kazanabileceğimizi göstermiş olduk. Ancak kaybetseydik Kerem yerine Ender'i tercih eden Tanjevic'e sıralayacağımız eleştiriler kaç paragraf oludu bilmiyorum. Ayrıca ilk çeyrekte Pau Gasol'e karşı mükemmel oynayan Aşık'ın da ilerleyen dakikalarda hemen hemen hiç süre alamadığını belirtmeliyim...

Yine de çok güzel bir galibiyetti, bu grupta 3. galibiyetimizi yazdık. Önümüzdeki 2 maçtan sadece 1'ini kazanırsak birinciliğe oturacağız ve öbür grubun sonuncusuyla eşleşeceğiz.

Dördüncü kere Teşekkürler Milli Takım.

10 Eylül 2009 Perşembe

Eurobasket 2009 - 2. Grup

3'te 3 yapıp 2 galibiyetimizi üst tura getirmemiz çok büyük önem taşıyordu. Böylece gruba daha maça bile çıkmadan lider olarak başladık. Şimdi bu grubun ve durumumuzun artı eksi yönlerini değerlendirelim. Öncelikle bu gruptan çıkamama gibi bir ihtimalimiz olduğuna inanmıyorum. Kısaca artı ve eksi olarak değerlendirelim.

Artılar:
1) Tek bir galibiyet almamız gruptan çıkmayı garantilememiz anlamına geliyor. Hatta bu tek galibiyet ile karşı grupta muhtemelen 1. sırayı alacak olan Yunanistan'dan kaçmamız bile çok yüksek ihtimal.
2) Şampiyonaya gelirken herkesin favorisi olan İspanya şu anda oldukça formsuz ve ilk maçı onlarla yapıyoruz. Biz ise çok iyi bir hava yakalamış durumdayız. Bundan daha iyi bir ortamda karşılaşmamız zor onlarla.
3) Fikstür olarak da çok şanslıyız. Nitekim grubun en azından isim olarak favorisi İspanya ile 1 galibiyet avantajlı halimiz ile oynayacağız. Yani bu maçı kaybetmemiz bizi herhangi bir şekilde kaosa sürükleyemez. En azından mantık olarak sürüklememeli.

Eksi:
1) Karşılaşacağımız rakipler gerçekten zorlular: Sırbistan, Slovenya, İspanya.

Hafif muallaktakiler:
1) Gruptaki iddialı rakiplerimiz, ev sahibi Polonya ile oynayacaklar. Ancak Polonya'nın dar rotasyonu yüzünden artık yavaş yavaş yorulmaya başladığını söylememiz gerek. Gruptaki son maçta İspanya'ya karşı baya yorulmuş olurlar. Ama Slovenya ve Sırbistan'ı zorlayabilirler.
2) Yukarıyı hedefleyen rakiplerimizin karşılaşacağı diğer takım olan Litvanya da çok kötü bir form grafiği çiziyor. Ama ısınmaları durumunda bu maddeyi artı tarafına yazabiliriz.

Yani kısacası biz bu gruptan çıkıp karşı taraftadaki en korkutucu ekip olan Yunanistan ile eşleşme şansımız bir hayli az gözüküyor. İkinci en korktuğumuz takım ise Hırvatistan ama onlarla eşleşip eşleşmeyeceğimizi şimdiden söylemek zor.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Tam Gaz Gidiyoruz: Türkiye 87 - Polonya 69 (Maç Analizi)


Yetişemedim maçın ilk 9 dakikasına. Hatta ikinci çeyrekte de hiç not almadım. Ancak dikkatimi çeken ilk şey Polonya'nın Lampe'den yoksun oynamasıydı. Önce faul problemi vardır diye düşündüm ancak sonra ikinci çeyreğin ilk 5 dakikasında da oyuna girmeyince bir sakatlığı olduğu kanısına vardım. Devrenin sonuna kadar da oyuna girmedi. Meğerse 2 faulü olduğu için kenarda tutmuşlar. İkinci yarının başlangıcında Murat Murathanoğlu'nun "Lampe 'yine' Hedo'yu tutuyor" yorumuyla bir titredim. Polonya koçu Katzurin'den gerçekten çok ilginç bir tercih gelmiş. İkinci çeyrekten en çok aklımda kalan şey Ender'in oyuna dahil olduktan sonra yine mükemmel bir yüzdeyle skora katkı yapmasaydı. O kadar çok övdük ki kendisini, artık formasına bir nazar boncuğu taktırsa fena etmez. Aynen devam Ender. Tabii bir diğer nokta ise 30 saniye içinde yediğimiz iki üçlük idi. Bunlara izin vermesek devreye 17 farkla girecektik ancak skor 34-45 oldu.
İlk yarının sonunda hafif düzelme sinyali veren Semih'in, ikinci yarıya bir asist ve basket faul ile oldukça iyi başlaması sevindiriciydi. Ancak önceki 2 maçtaki haline geri dönmesi, çok uzun sürmedi. Ayrıca Semih'in asistinde Kerem'in 8 metreden attığı üçlük muhteşemdi. Sonra Ersan devreye girdi, önce birebir oynayarak 3'lük attı ardından Lampe'ye üçüncü faulünü yaptırdı. Buna karşılık Lampe hücumda bizim uzunlarımızı denize döktü desek yeridir. Boyalı alandan, orta mesafeden, dışarıdan, kısacası her şekilde sayı üretti. Pozisyon atlamadıysam, Polonya'nın farkı 6'ya indirdiği dönemde her atılan sayıda onun imzası vardı. Ya direk olarak attı, ya da asist yaptı. Bu dönemde tam 11 sayı Lampe'den geldi. Ardından Tanjevic'ten çok iyi bir hamle geldi, Oğuz'u oyuna alarak Lampe'nin faul problemini değerlendirme yoluna gitti. Hemen her pozisyonda onun üzerinden oynadık. Lampe belki 4. faulünü almadı ama Oğuz'un üzerinden oynadığımız pozisyonlarda sayıya gittik ve ayrıca Lampe'yi savunmada yormuş olduk. Ayrıca Oğuz ile aynı dakikalarda oyuna giren Ender, Aşık'a yaptığı asistler ve son gözyaşı damlası ile farkın yeniden 10'un üzerine çıkmasını sağladı. Farkın açılmasında, o ana kadar sahanın iki tarafında da son derece etkili oynayan Gortat'nın bileğini burkup oyundan çıkmasının da payı vardı. Bunu atlamamalıyız.
Son çeyrekte Aşık "Beni beslemenize gerek yok, kendim de üretebilirim" dercesine güzel bir sayı buldu pota altından. Tim Duncan vari bir 'up and under' sundu bizlere. Ardından savunmada yaptığı iki bloğu Hidayet mükemmel bir asistle ödüllendirdi ve Aşık böylece 22. sayısına ulaşmış oldu. Noktayı da Hidayet üstüste attığı 2 NBA üçlüğüyle koydu, 6 dakika kala fark 19'a çıktı: 76-57. Bu sırada Polonya'nın ne yaptığını soracak olursanız, "maç gidiyor" heyecanı ile abuk subuk hücumlarda bulunuyorlardı. Nitekim Hedo'nun son üçlüğüyle de maç gitti. Polonyalılar'ın bu heyecanını hazırlık turnuvasında onlarla oynadığımız maçta bir kez daha şahit olmuştuk, demek ki seyircileri de bu konuda onları sağ sağlim kafayla oynamalarına yardımcı olamadı. Kim bilir belki de tam tersi daha çok heyecanlanmıştır oyuncular...

Kısacası helal olsun Milli Takım, üçüncü kere teşekkür ediyoruz sizlere.

Ender, sana da nazar değmesin inşallah...

Eurobasket 2. Günün Ardından ve 3. Gün

A grubu:
İsrail 79 - Makedonya 82
Yunanistan 76 - Hırvatistan 68

Yunanistan yine müthş savunmasıyla Hırvatlar'ı 68 sayıda tutarak kazanmış. Böylece 2. tura 2 galibiyet taşımayı garantilediler. Bugün kendilerini pek sıkmayacaklardır. Bourousis'in oldukça formda olduğunu söylemeliyiz...
Makedonya ise Antic ve Massey'in etkili oyunlarıyla İsrail'i saf dışı bırakmış. Bugünkü Makedonya - Hırvatistan maçı çok kıran kırana geçecek ve kazanan turnuvada ilerleme hakkı kazanacak. Tabii ki Hırvatistan'ın favori olduğunu söylemeliyiz.

B grubu:
Almanya 76 - Rusya 73
Letonya 51 - Fransa 60

İki ilginç maç oynandı. Birinde Rusya 28/49 serbest atış isabetiyle kendi kuyusunu kazdı, ayrıca Jagla'yı da durduramamışlar. İkincisinde ise ilk yarı skoru Letonya lehine 21-16 idi, evet çeyrek değil ilk yarı skoru. O derece kısır ve savunmaların öne çıktığı bir maç olmuş. Ancak Parker'ın 23 sayısı ve Letonya'nın 3/16'lık üçlük isabet oranı birleşince maçı Fransa kazanmış. Bugün Fransa'nın Rusya'yı geçeceğini ve Almanya'nın da Letonya'yı yeneceğini düşünüyorum.

C grubu:
İspanya 84 - İngiltere 76
Slovenya 80 - Sırbistan 69

İspanya maçı son derece tehlikeli geçmiş onların adına. İngiltere bitime 4 dakika kala 4 sayı öne geçse de, İspanya o noktadan sonra rakibine sadece 3 sayı imkanı vermiş ve Pau Gasol-Navarro ikilisiyle sonuca gitmiş. Gasol'ün bu turnuvadaki serbest atış problemi de devam etmiş İspanyol yıldız 11/18 isabetle oynamış. Destek elindeki kırık parmağının bu olayı tetiklediğine inanıyorum ancak saha içinden 5/6 ve üçlükten ise 2/2 oynaması da bunun doğru olmadığı anlamına geliyor.
Slovenya'da 17 sayı 9 ribaund ile oynayan Efes Pilsen'in yeni transferi Nachbar galibiyetin mimarı olmuş.
Bugün Slovenya az bir ihtimal de olsa İspanya'yı yenmesi halinde, ikinci tura 2 galibiyet taşıyacak ve büyük bir avantaj elde edecek. Bizimle aynı grupta olacaklarını düşünürsek, umarım kazanamazlar.

D grubu:
Litvanya 75 - Polonya 86
Bulgaristan 66 - Türkiye 94

Bizim maçı ve Polonya'nın maçını daha önce detaylı yazmıştım. Onlara pek gerek yok. Bugün bu iki takımdan hangisinin ikinci tura 2 galibiyet taşıyacağı belli olacak.
Lampe'yi en iyi durduracak olan uzunumuzun Kerem Gönlüm burada yok ama ikinci en iyi önünde durabilecek isim olan Ersan'ı artık neredeyse tamamen uzun forvette kullanmamız bir artı. Ama Gortat'nın içeride hasar vereceğini düşünüyorum bize. Çok arada bir maç. Eğer seyirci faktörü olmasaydı, alacağımıza %100 inanırdım ancak gerek onların seyirciden alacağı gaz, gerek olası bir hakem faktörü bu inancımı biraz yıkıyor. Tek bildiğim şey Litvanya önünde 2. yarıda sergilediğimiz oyunu aynen sahaya yansıtmamız gerektiği... İlk yarıdaki gibi top dolaştırmadan, sadece birebir hücum edersek Polonya bizi yener.

Litvanya - Bulgaristan maçında ise elbette Litvanya daha şanslı. Çünkü Bulgarlar'ın en sevdiği oyun stilini, yıllardır onlardan daha iyi oynuyorlar. Ayrıca kadro kalitesi olarak da tartışmasız bir üstünlükleri var. Ama bu iki takımdan hangisi kazanırsa kazansın sonraki turda şansı çok az olacak çünkü ikinci gruplarda 0 galibiyet ile başlayacak.

2'de 2 Yaptık: Türkiye 94 - Bulgaristan 66

Yazıyı maç bitmeden tamamlayıp çıkmam gerektiği için başlıkta skora Türkiye X - Bulgaristan X-28 diye yer vermiştim rastgele. Şansa gerçekten de 28 sayıyla bitti maç. Şimdi hem başlığı düzeltip hem de maçtan resimlere yer veriyorum:

Hastalığı tam olarak geçmeyen Ömer Onan'dan yoksun bir şekilde çıktık maça. Ayrıca dünkü maçta sakatlanan Engin de oynayabilecek durumda değildi.

Kerem-Hedo-Bekir-Ersan-Aşık 5'i ile hava atışı yapıldı. Bulgaristan defansta alan savunmasıyla başladı ancak ilk bomboş üçlüğümüzde Hedo isabeti bulamadı. Hemen ardından aynı noktadan Bekir de kaçırınca "Acaba zorlanacak mıyız?" diye düşünürken buldum kendimi. Ancak Bekir eline gelen ikinci fırsatı tepmedi ve üçlüğü gönderdi Bulgar potasına. Ömer'in iyi savunması sayesinde çıktığımız hızlı hücumda Ersan ile 2 sayı bulduk ardından yine Ersan hücum ribaundu yaparak rahat bir şekilde 2 sayı daha buldu. O noktada kafamdaki bütün soru işaretleri silinmişti bile.
Bulgaristan ise tamamen üçlük ve şut üzerinden oynuyordu ve bunlarda pek başarılı olduklarını söyleyemeyeceğim. Ersan müthiş oyununu sürdürerek önce bir hücum ribaundu aldı, ertesi hücumda da üçlük buldu. Bulgarlar ise her hücumu 10 saniyenin altında kullanmaya yemin etmişlerdi adeta. Ama öyle Phoenix Suns sistemiyle falan karıştırmayın sakın. Biz arkadaşlarla oynadığımız sokak basketbolunda bile daha organize hücum ediyoruz. Hücumlarında ortalama 3 pas bile yapmadıklarını söyleyebilirim. İlk çeyreğin ilerleyen dakikalarında Aşık'ı birkaç pozisyonda topla buluşturup boyalı alandan oynamaya başladık. Ardından Aşık'ın yerine giren Oğuz ile de değişen birşey olmadı. Hücumlarımız, hemen her pota altına indiğimizde ya faul ya da basketle sonuçlanıyordu. Ersan mükemmel oyununu, bize sorun yaşatacağını düşündüğümüz Rowland'a koyduğu blok ve bir de orta mesafe atışıyla devam ettirdi. Çeyreğin son hücumunda da Ender son saniyeye kadar topu elinde tutup, kaldırıp üçlüğü sokunca durumu 24-15'e getirdik.
İkinci çeyrekte Bulgaristan alan savunmasına devam etme kararı almıştı, biz de yine ilk 10 dakikanın başına olduğu gibi, başarılı dış atış yapamadık. Bunun üstüne Semih üstüste iki hücum faul ile 3'ledi ve dışarı alındı. Ersan-Semih ve Kerem-Bekir değişiklikleri ile maça iyice ağırlımızı koyduk. Çift guard oynamaya başladık, hatta bir de Sinan'ı sayınca, 3 kısa-Ersan-Oğuz 5'iyle iki dakika içinde farkı 13'e çıkardık. Özellikle bir pozisyonda müthiş top dolaştırıp Sinan'ı bulduk ve o da bomboş 3'lüğü köşeden değerlendirdi: 30-17. Defansta ise onların penetrelerinde çok faul yapsak da, kolay sayı şansı vermememiz olumlu bir yöndü. Hidayet dinlenip Sinan'ın yerine oyuna girince Ömer'i birkaç pozisyonda besledi. Ayrıca Ender'in kendisine hazırlanan bomboş dış atışları değerlendirmesi sonucu neredeyse maçın koptuğunu söyleyebilirim: 44-23. Bu noktadan sonra da topu çok seri bir şekilde dolaştırmaya devam ettik devrenin sonuna kadar, adeta Los Galacticos gibiydik vallahi. Devrenin sonunda maçı kazanmıştık bile: 53-27

Üçüncü çeyreğe başlarken Tanjevic'i ne kadar tebrik etsem, kutlasam azdır. Niye? Maç farka gittiği için değil. %99 oranında bitmiş bir maçın 3. çeyreğine, kendine güveni sıfıra yakın olan oyuncularımız Semih ve Barış ile başladığı için... Gerçi bu hamlesi, Semih'te pek tutmadı çünkü kendisi yine 2 dakika içinde 2 faul daha alarak 5'ledi ve oyun dışında kaldı. Artık buradan kendisini nasıl toparlar gerçekten bilmiyorum. Ancak Barış'ı 4. çeyreğin ortalarına kadar oyunda tutmasını çok takdir ettim. Barış bu şansını 1/5 ile oynayarak iyi kullanamasa da, en azından kendisini kazanmak için bir çaba harcandığının farkına varmıştır...

Son olarak bu yazının 4. çeyreğin bitimine 6 dakika varken bittiğini belirtmeliyim çünkü dışarı çıkmam lazım ve bu noktadan sonra maçı izlemenin pek bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.

İkinci gruplara 2 galibiyet taşımamız için şimdi Polonya'yı yenmemiz lazım. Bunu başaracak güçteyiz ancak evsahibi gerçekten çok kuvvetli. Artık gece veya yarın vaktim olursa o konuda birkaç satır çiziktiririm.

Teşekkürler Milli Takım...

Not: Üçüncü çeyreğin sonundaki Ender - Aşık alley-oop'u çok güzeldi, görmeyenler, maçın tekrarında kaçırmasın.

Resimler: NTVSpor

8 Eylül 2009 Salı

Polonya Ciddi

Litvanya'yı yaklaşık yarım saat önce biten maçta 86-75 mağlup etmeyi başardılar. Maçın başında öne geçtiler ve sonuna kadar bunu sürdürdüler. İlk yarıda Logan'ın çembere kadar gittiği penetreler ile Lampe'nin hem boş dış atışlarda hem de pota altındaki birebir oyunlarda bulduğu sayılarla etkili oldular. Özellikle ikinci çeyrekte Gortat'nın da bu ikiliye katılması farkın açılmasını sağladı. "Litvanya ne yapıyordu?" diye soracak olanlara: Belki armut toplamıyorlardı ama çember dövüyorlardı. Bu çeyrekte 4/14 saha içi ve 1/6 serbest atış isabetiyle oynadılar. Haliyle, ikinci çeyrekte 9 sayıda kalmalarına şaşırmamak gerek.
Üçüncü çeyrekte maçı koparan isim Lampe oldu. Litvanyalı uzunları her pozisyonda ezdi dersek yeridir. Son çeyrekte Litvanya işin ciddiyetinin farkına varıp son bir hamle yapmak istedi ve farkı kapayacakmış gibi bir hava yakaladılar. Ancak Ignerski'nin bir dakika içinde üç tane üstüste 3'lük isabetiyle fark bir anda tekrar 15'e çıktı ve maç o noktada bitti.

Pek not almadığım için detaylı yazamadım ancak maçın sonucunu belirleyen faktörlerin içinde Gortat'nın boyalı alana giren Litvanyalılar'a hayatı zindan etmesinin de çok önemli olduğunu söylemeliyim.

Daha önce de yazdığım gibi, ben çok beğeniyorum Polonya'yı. İlk yaktıkları takım Litvanya oldu. Umarım bizi de yakmazlar...
Tek sıkıntıları dar bir rotasyonla oynamaları. Oyuncuların pillerinin ne zaman biteceğini bilemeyiz ama arkalarında seyirci olduğu için henüz bizim maça yorgun çıkacaklarını zannetmiyorum.

Eurobasket İlk Günün Ardından

A Grubu:
Makedonya 54 - Yunanistan 86
Hırvatistan 86 - İsrail 79

Yunanistan eksik kadrosuna rağmen yine savunmasıyla ön plana çıkmış. Makedonya'yı 26 üçlük kullanmaya zorlamışlar ve bunların 5'inde isabet bulmuş sadece rakip takım. Kısacası hazırlık maçlarında dikkat çeken Makedonya'yı rahat geçmişler.
Hırvatistan ise İsrail'i yakın geçen maçta son 3 dakikadaki oyunuyla mağlup etmiş. İki takım da birbirinin pota altı silahlarını durduramamış. Eliyahu 31 sayı 6 ribaund, Vujcic ise 21 sayı ile oynamış.

B Grubu:
Rusya 81 - Letonya 68
Fransa 70 - Almanya 65

Holden'ın yokluğunda devşirme oyuncu kontenjanından Rusya forması giyen McCarty 24 sayı 9 ribaund ile yıldızlaşmış. Holden'ın yerine oyun kurucu pozisyonunu devralan Bykov da 22 sayı 4 asist ile ona yardımda bulunmuş. Letonya'daki formsuzluk devam ediyor anlaşılan, skorbordda sadece Kambala'nın 22 sayısı dikkat çekiyor.
Fransa da her zamanki dış şut zaafiyetini sürdürmesine rağmen zor da olsa Almanya'yı yenmiş. De Colo ile Batum/Diaw'dan gerekli dış şut katkısını alamazlarsa turnuvada 2. turdan öteye gitmeleri zor.

C Grubu:
İngiltere 59 - Slovenya 72
Sırbistan 66 - İspanya 57

Lorbek'in 19 sayısıyla İngiltere'yi geçmiş Slovenya. Zaten bu grupta sonuncu olması beklenen bir takımdı İngiltere o yüzden normal. Dikkat çekici nokta ise bizim hazırlık maçında 126 civarı serbest atış kullandığımız İngiltere'ye karşı Slovenya'nın sadece 4'te kalmış olması.
Günün sürprizi ise kuşkusuz Sırbistan'dan geldi. İspanya'yı muhteşem savunma yaparak 57 sayıda tuttular. Yine de bu İspanya'nın 2/19 üçlük isabet oranını açıklamıyor. Bir başka soru işareti ise Gasol'ün sol elindeki kırık parmağının durumu: Serbest atışlarda 1/8 atması pek hayra alamet değil.
Keşke bizim maçla aynı anda olmasaydı da daha çok izleyebilseydik. Toplam ancak 5-6 dakika bakabildim zannedersem oynanan süre olarak...

D Grubu:
Polonya 90 - Bulgaristan 78
Türkiye 84 - Litvanya 76

Polonya'yı bizle oynadıkları maçta da çok beğenmiştim, sakat Gortat'nın eklenmesiyle, doğal olarak daha da güçlenmişler. Evet karşılarında Bulgaristan gibi güçlü olmayan bir ekip vardı ama yine de Polonya daha çok can yakar gibi geliyor bana seyirci desteğiyle beraber. Logan-Gortat-Lampe ve onları tamamlayan keskin şutör Ignerski son derece tehlikeliler.

Milli takımımızın için ise uzun uzun yazmıştım zaten.

Çok İyi Başladık 84-76: Maç Analizi

Hava atışı yapılmadan maça kötü bir "başlangıç" yapmıştık Ömer Onan'dan gelen hastalık haberiyle. Zaten rahatsızlığı varken, ateşinin hemen maç öncesi 39'a çıkmasından dolayı kadroda yerini alamadı.

Kerem-Engin-Hedo-Ersan-Aşık 5'iyle oyuna başladık. Litvanya'nın pick&roll'larından korkuyorduk ancak biz Ersan'ın pick&roll'larda bulduğu sayılarla maça hızlı girdik. Öbür tarafta ise Kleiza yaptığı top kayıplarıyla Litvanya'yı biraz durdurdu. Ömer Aşık'a iki ucuz faul çalındıktan sonra şanssızlığımız Semih ile beraber karşı tarafta oyuna Petravicius'un girmesi oldu. Yakın mesafeden bulduğu sayılarla Litvanya'yı öne geçirdi. İlk çeyreği Litvanya bu avantajla 22-19 önde geçti.

Semih 2. çeyrekte oyundan çıkana kadar takımımıza fayda sağlayamadı. Sinan Güler de oyunda olduğu dönemde rakip guardlara yaptığı savunmayla ön plana çıktı. Hidayet'in dışarıda fazlasıyla dinlendiği dönemde Ersan bulduğu sayılarla takımımızı sırtladı. 26 sayıya ulaştığımızda, bunların 13'ü ona aitti. Hedo da tazelenmiş bir şekilde oyuna girdiğinde üstüste bulduğu 4 sayı ile dinlenmesinin doğru karar olduğunu gösteriyordu adeta. Ömer benim Milli takım analizimde yazdığım gibi, şom ağızım sağolsun ilk yarıda toplam 5 dakika oyunda kalabildi ve 3. faulünü alarak kenara alındı. Petravicius yine Milli takımımızı en çok zorlayan isim oldu. Ardından tam Hedo'nun eline çok bakmaya başladığımızı düşündüğüm sırada, devreye Oğuz girdi ve devreyi 39-39 berabere tamamladık.

Devre ile ilgili önemli bir not vermek istiyorum: Barış Hersek'in oyuna girdiği kısacık zamanda, kendisine gelen bomboş üçlük şansını değerlendirmeyip 2 kişinin üzerine penetre etmesi ve top kaybetmesi, Barış'ın hala kendisine güvenmediğinin göstergesiydi.

İkinci yarıya, ilk 5'imizden 3 oyuncuyu değiştirerek başladık: Ender-Sinan-Hedo-Ersan-Oğuz. Özellikle Sinan ve Ender kumarı müthiş yerinde oldu. Bu ikili farkı 7 sayıya kadar çıkardığımız dönemde çok etkiliydiler. Sinan yaptığı savunma ve ribaundlarda uzunlarımıza tiplediği toplarla müthiş başarılı olurken, Ender savunmada pek gözükmese de hücumda bulduğu boş turnikelerle rakibin direncini kırdı. Hele Sinan-Ender-Sinan sıralaması ile attıkları üç 3'lük var ki 1 dakika için de, o anda koltuktan fırlamayan kaç basketbolsever vardır bilmiyorum... Bu sırada Litvanya Kleiza'nın bulduğu sayılarla atağımıza cevap vermeye çalışıyordu. Çeyreğin ilerleyen dakikalarında ise çok iyi top dolaştırıp boş adamlarımızı bulduk ve onlara faul yapılmasına sebebiyet verdik.
Bu çeyrekle ilgili detaylar ise Aşık'sız 5 sayılık farkı yakalamamız, Bekir'in savunmadaki gayreti ve özellikle çeyreğin son hücumunda 5 şutörü oyunda olan Litvanya'ya karşı alan savunması yapmamızdı. Tabii ki 3'lüğü potamızda gördük ve son çeyreğe 8 yerine 5 sayılık avantajla girdik: 63-58

Dördüncü çeyreğe Mazutis'in köşeden bulduğu bomboş üçlükle başladılar. İhsan Bayülken ve Murat Murathanoğlu maç sırasında "çok çok çok ekstra bir katkı" diye anlattılar bu olayı. Bir arkadaşımın deyimiyle "Litvanya'da sokaktan birini çevirsen bomboş üçlüğü değerlendirir." Acaba şu anda sakin haldeyken bu teze katılırlar mı yoksa ekstra üçlük olduğunda ısrarcı mı olurlar? Her neyse devam edelim. Dev gibi bir beşle mücadele etmeye başladık: Kerem-Hedo-Ersan-Semih-Aşık. Ancak pek hayırını göremeden Semih iki faul üstüste yaparak 5'ledi ve yerini Oğuz'a bıraktı. Aynı zamanda Ender de Kerem'in yerine girdi ve bu noktadan sonra ipleri eline aldı. Aşık'a yaptığı asist ve kendisine yapılan faulleri isabetli değerlendirmesiyle maçı tuttu çekti Litvanyalılar'ın elinden aldı. Tabii ki 5 dakika boyunca sadece Jasaitis'ten bir üçlük yememizin de bunda payı vardı. Ömer Aşık ve Oğuz Savaş pota altını rakip uzunlara kararttılar. Bu kısır dönemlerinde tabii ki sansımız da biraz yardım etti, Litvanya boş üçlükleri değerlendiremedi ve maçı 84-76 kazandık.

Son birkaç not:

- Önceki yazımda değindiğim gibi zannedersem Fatih'i buraya getirmek daha doğru bir karar olacaktı Semih'ten ziyade. Zira bunu Tanjevic de Semih'i oyuna aldığının 10. saniyesinde anladı...

- 7/13 üçlük ve 23/26 faul isabetini bir daha hangi maçta buluruz bilmiyorum. Gerçekten iyi bir günümüzdeydik şutlarımızın girmesi açısından.

- Ender'e nazar değmez inşallah, müthiş oynadı. Bir tane bile hata yapmadı neredeyse. Kendisini istikrarsızlığıyla tanırız ama inşallah bu turnuvalık, her maç böyle oynar da biz de kendisi hakkında fikirlerimizi bir kez daha gözden geçiririz. Helal olsun Ender.

Bir kez daha okuyunca 2 noktaya daha parmak basmam gerektiğini düşündüm:

- Tanjevic'in delicesine yaptığı rotasyon bu maçta bizi olumlu etkilemekle kalmadı, hatta sonraki maçlara da daha dinç kalmamızı sağlayacaktır. Ama ben daha oturmuş ve dar bir rotasyondan yanayım. 8 ana adamın olması, gerisinin faul problemi veya ruhsuzluk/uyuşukluk gibi durumlarda oyuna girmesi gerektiğine inanırım.

- Murat Murathanoğlu'na ise ayrı bir yazı ile değinmeye karar verdim.

Teşekkürler Milli Takım

7 Eylül 2009 Pazartesi

Milli Takım Analizi

Resim - NTVSpor

İlk maçımız öncesinde kısa birşeyler yazmak istedim Milli Takımımızla ilgili. NBA analizlerinde olduğu gibi, yine mevkilere göre gitmek istiyorum.

Öncelikle en sorunlu olduğumuz oyun kurucu mevkisi. Seçeneklerimiz oldukça kısıtlı burada. Kerem gibi tecrübeli ve topa hükmetmesini, takıma yön vermesini bilen bir oyuncumuz var ama onun arkasındakiler maalesef güven vermiyor. Özellikle Ender oyundayken her an yanlış bir şut seçimi veya top kaybı yapacakmış gibi korkuyorum. Sinan ve Engin'den ise ancak şutör guard'dan bozma oyun kurucular olarak düşünebiliriz. Engin'i pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim ancak Sinan'ın savunmasını ve gerektiği zaman sorumluluk almaktan çekinmemesini çok beğeniyorum.

Şutör guard mevkisinde ise Ömer Onan'a güvenim sonsuz. Gerek boş kaldığında bulduğu dış atışlarla, gerek rakibin skorerini yavaşlatarak, gerekse hızlı hücuma fırlayıp takımımıza kolay sayı kazandırarak bu takımın önemli bir parçası olduğunu defalarca kez kanıtladı. Ondan arta kalan dakikalarda Engin süre alacaktır. Belki çok kısa süreli de olsa Hedo'yu bu mevkiye, Ersan'ı 3'e çekip çok uzun bir 5 kullanılabilir.

Kısa forvette tabii ki tartışmasız 33 dakika civarları alacak isim Hidayet olacak. NBA'deki yıldızımıza çok güveniyoruz. Tamamen onun üzerine çizilmiş oyunlarımız maalesef yeterli sayıda değil. Biraz onun eline ve yaratıcılığına bırakılmış sanki hücumlar. Bu yüzden omuzlarına normalden daha çok yük biniyor. İnşallah NBA Finalleri'ndeki gibi takımını sırtlamayı başaracak.
Yukarıda bahsettiğim gibi onun kısa süreli olarak şutör guard oynadığı veya kenarda olduğu dakikalarda Ersan'ı ve Bekir'i bu pozisyonu devralırken göreceğiz. Altta da değineceğim gibi Ersan'ın bu pozisyonda mümkün olduğunca az dakika alması yararımıza olacaktır.


Neden Ersan kısa forvet pozisyonunda az görev almalı? Çünkü Barcelona'da uzun forvet pozisyonunda oynayarak inanılmaz başarılı bir sezon geçirdi. Kısa forvete geçtiği zaman da hazırlık maçlarında ne kadar etkisiz kaldığını gördük. Çabukluğunu, sahayı hızlı katedebilmesini ve şut tehdidini kullanması için Ersan'ın kesinlikle 4 numarada oynaması lazım. Onu bu pozisyonda yedekleyecek isim ise hazırlık maçlarında hiç tatmin edici bir performans gösteremeyen Barış Hersek. Yetenekleri, bugüne kadar sergilediklerinden daha üstün ancak kendisine bir türlü yeterince güvenemiyor.
Umarım hazırlık maçlarındaki gibi pivotlarımızdan birini uzun forvetmiş gibi kullanma girişiminde bulunmaz Tanjeviç...

Sıra geldi pivotlarımıza. Dedim ya Ersan uzun forvet oynamalı diye, işte onunla berabre takıma en iyi gidecek isim Ömer Aşık. Çünkü işin defans tarafında Ersan'ın eksikliklerini kapayıp, içeri giren rakip kısalara karşı yardıma gelip atışlarını zorlaştırıyor. Ömer'in kötü oynadığı veya faul problemine girdiği dakikalarda, aynı tipteki diğer uzunumuz Fatih'i Polonya'ya götürmemiş olmamız bir dezavantaj haline dönüşebilir. Belki de sırf bu yüzden Semih'i Türkiye'de bırakmak daha doğru bir seçim olacaktı, bilmiyorum. Semih'e yıllardır bir türlü ısınamadım. Savunmada yaptığı pozisyon hatalarını ve rakiplerin bulduğu bomboş turnikeleri affedemiyorum. Oğuz Savaş'ı ise hem içeriden hem de dışarıdan sayı bulan bir uzun olarak, hücumumuza yeni bir boyut getirdiği için kesinlikle kullanılması gereken bir isim.

Son olarak da nasıl oynayacağımıza gelelim. Gerçi bu konuda herhangi birşey söylemek çok zor. Takımımız o kadar dengesiz ki, hangi gün ne yapacakları belli olmuyor. Ancak hazırlık maçlarında gördüğümüz o ki, son senelerde gördüğümüz trend aynen devam ediyor. Set hücumuna yerleştiğimizde, bir perdelemeden fazlasını kullanmadan topu eline alan, kaldırıp savunmacısının üstünden dış şutu gönderiyor. Oyunumuz buna dönünce, tamamen Hedo ve Ersan'ın eline bakar hale geliyoruz. İyi oynadığımız dönemler ise hep maç içinde hızlı hücuma çıktığımız dilimler oldu. Ersan'ın rakip uzunlardan daha çabuk karşı sahaya geçmesini çok iyi kullanabiliyoruz. Tabii ki bunun için topa baskı yapan, devamlı rakibin önünde kalan bir savunma yapmamız lazım. Bunu 40 dakikaya ne kadar yayabilirsek, maçlarda ve dolayısıyla turnuvada o kadar başarılı olacağız. Ama devamlı set hücumu ettiğimizi farkederseniz, bilin ki o maç bizim için zor geçecektir.

Haydi çocuklar, 1 saat kaldı güzel bir başlangıç yapalım... Bu gruptan çıkmamız konusunda en ufak bir şüphem yok, maksat güzel bir başlangıç yapıp galibiyetlerimizi bir sonraki tura taşımak.


Edit: Bir arkadaşımın uyarısıyla söyleyeyim, bunları Litvanya'ya özel yazmadım. Genel bir analizdi. Litvanya'nın hızlı tempoyu sevdiği açık, 2006'da onları hızlı tempoda yenmiştik, bugün bir İbrahim'imiz yok ancak bu sefer de bize avantaj sağlayacak Ersan'ımız var. Litvanya'ya karşı yavaş mı hızlı mı oynamamız iyi olur bilemiyorum. Çünkü yazı içinde belirttiğim gibi, hazırlık maçlarındaki set hücumlarımız için vasadın altı demek bile çok iyimser bir yaklaşım olur...