BIY AD

10 Nisan 2010 Cumartesi

10 Nisan Programı

11 Nisan Pazar 02:00 (NBA TV) / Detroit Pistons - Charlotte Bobcats
11 Nisan Pazar 02:00 / Atlanta Hawks - Washington Wizards
11 Nisan Pazar 02:00 / New Jersey Nets - Indiana Pacers
11 Nisan Pazar 03:00 / Philadelphia 76'ers - Memphis Grizzlies
11 Nisan Pazar 03:30 / Boston Celtics - Milwaukee Bucks
11 Nisan Pazar 04:00 / San Antonio Spurs - Denver Nuggets
11 Nisan Pazar 05:00 (NBA TV) / Dallas Mavericks - Sacramento Kings
11 Nisan Pazar 05:30 / Golden State Warriors - Los Angeles Clippers

Spurs ile Nuggets arasındaki maç gecenin tek kritik maçı. Belki Celtics - Bucks'ı da sayabiliriz ama Bogut'un yokluğu ve Celtics'in umursamaz, hantal oyunu o maçı izleme isteğimi törpülüyor. Diğer maçtan daha çekişmeli geçmesi beklenebilir ama oynanılan oyun göze alındığında çok da çekici gelmiyor. Yine de 4-5 numaralı seribaşları olarak ilk turda bu iki takım karşılaşabilirler, o yüzden biraz meydan okuma anlamında daha ciddi bir maç olabilir. En azından Celtics bu sezonki sayılı ciddi maçlarından birini oynayabilir diye düşünüyorum.

Spurs, Lakers'dan kaçmak istiyor. Denver ise Batı ikinciliği peşinde. Bundan 1 hafta önce düşüşte gibi görünen Denver, Karl'dan da iyi haberler gelince bir çıkışa geçti. 4 maçtır kazanıyorlar. Spurs'de ise tam tersi bir durum söz konusu. Magic ve Lakers'ı yendiklerinde "Acaba?" dedirtmişlerdi ancak ardından gelen iki maçta yenildiler. Halbuki Magic ve Lakers'a karşı çok iyi savunma yapmışlardı. Ancak kaybettikleri son 2 maçı izleyemedim. İki takımın form durumuna baktığımızda Nuggets'ın bir adım önde olduğu görülüyor. Buna Spurs'ün bu sezon baş gösteren deplasman fobisi eklenince Nuggets'ın favori çıkacağını söyleyebiliriz. Ayrıca Kenyon Martin de dönüyormuş, Chris Andersen de önceki maç oynamıştı. Uzun rotasyonu normale dönmüş olacak. Hele bir de Bonner yine 30 dakika civarı alırsa, Nuggets ribaundlarca ezici bir üstünlük kurabilir.

The Big Nowitzki


Link

Bilmeyenler için, Coen biraderlerin en önemli filmlerinden biri ve sinema tarihine geçmiş bir baş yapıttır The Big Lebowski. Jeff Bridges'ın bedeninde Dirk'ün suratını görünce kontrol dışı gülmeye başladım.

NBA'de 1 Nisan - Kenyon Martin Çıldırdı

Kaç gündür paylaşacağım ama unutuyorum. Bir hafta kadar önce Kenyon Martin ve 1 Nisan ile ilgili bir haber çıkmıştı. Nuggets'ın top toplayıcı çocuklarından biri Kenyon Martin'in Range Rover marka cipine tereyağlı popcorn doldurunca Kenyon Martin delirmiş. Arabasına gittikten sonra soyunma odasına dönmüş ve küfürler, tehditler yağdırmış, bunu yapanın ortaya çıkmaması halinde playofflarda oynamayacağını söylemiş vs. Hatta bunları taksit taksit söylemiş. Birkaç defa soyunma odasına girip çıkmış sinirle... Kısacası abartmış biraz durumu. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim, bu tür 1 Nisan şakalarını anlamıyorum. Hayır nesi komik yani? 1 Nisan yapılanın da gülmesi gerekiyor bunun bir şaka olması için. Birinin arabasının koltuklarını haşat etmenin, maddi zarar ve rahatsızlık vermenin (K-Mart'ın her ne kadar milyonlarca doları olsa da) şakayla ne ilgisi var gerçekten anlamıyorum. Bu arada yukarıda dediğim 1 hafta önceki haberin üzerine dün veya ondan önceki gün olayın mp3'ü internete düştü. Şuradan Kenyon Martin'in söylediklerini mp3 olarak indirebilirsiniz. Yalnız tabii küfürler ve "Şakayı yapanı bulduğumda fena yapacağım" demesi falan ancak Kenyon Martin deliliğinde birinden beklenebilecek sözler. Bu arada Kenyon Martin, sonunda top toplayıcı / malzemeci çocuğun bunu yaptığını öğrenmişti. Bunun üzerine, bir özür ve hasarın karşılığının ödenmesi sonucunda olay kapanmış.

Düzgün şaka demişken, T-Mac'e eşi ve asistanı tarafından yapılan bir şaka da burada. Olay çığırından çıkana kadar, T-Mac 2012 Paralimpik Oyunları ile ilgili bir röportaj yaptığını zannediyor.

Not: Resim temsilidir, Donte Greene'e geçen sene yani çaylak yılında yapılan şakadır. Sonra o da Bobby Jackson'ın arabasının deyim yerindeyse içine etmişti ve ikili arasında gerginlik oluşmuştu bu nedenle.

9 Nisan Programı

10 Nisan Cumartesi 02:00 / New York Knicks - Orlando Magic
10 Nisan Cumartesi 02:00 / Milwaukee Bucks - Philadelphia 76'ers
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Indiana Pacers - Cleveland Cavaliers
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Detroit Pistons - Miami Heat
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Washington Wizards - Boston Celtics
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Toronto Raptors - Atlanta Hawks
10 Nisan Cumartesi 03:00 (NTV Spor) / Utah Jazz - New Orleas Hornets
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Los Angeles Lakers - Minnesota Timberwolves
10 Nisan Cumartesi 03:00 (NBA TV) / Phoenix Suns - Oklahoma City Thunder
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Chicago Bulls - New Jersey Nets
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Memphis Grizzlies - San Antonio Spurs
10 Nisan Cumartesi 03:30 / Charlotte bobcats - Houston Rockets
10 Nisan Cumartesi 05:30 / Dallas Mavericks - Portland Trail Blazers

Bugün normal şartlarda, Raptors Hawks'a yenilir ve Bulls da deplasmanda da olsa Nets'e karşı kazanır. Tabii sporda sürpriz sonuçlara her zaman yer var ama bu yazdıklarım gerçekleşirse Raptors Pazar günü Air Canada Centre'a maksimum stresle çıkar. Bugün ekstra çabalamalarını bekliyorum. Joe Johnson'ın sağ baş parmağı onu rahatsız ederken, bunu kullanmalı Raptors. Ama bu çabalar ve JoJo'nun sakatlığı bile Raptors'ı kurtarabilecekmiş gibi durmuyor.

Gecenin en güzel maçı NBA TV'de. İzlerken dört köşe olunabilecek bir maç. Umarım erkenden kopmaz bir tarafın lehine. İki takım da Lakers'dan kaçmaya çalışıyor. Suns 4-5'ten yukarı tırmanma, Thunder ise 8'den kurtulma çabası içerisinde. Tabii Suns'ın kurtulma çabası 2. tur için geçerli...

Bu arada LeBron ve Kobe oynamayacaklar gibi gözüküyor...

9 Nisan 2010 Cuma

NBA - Where Caring Happens


Link

İki gece önceki maçta Carmelo Anthony kafasını Durant'ın karnına çarptıktan sonra yerde baygınlık geçirmiş. Ama kimse oralı bile olmamış. Blog'a bir okur yorum yapmıştı ancak sadece bayılma anını izlemiştim, bu uzun videoyu o sırada bulamamıştım. Sonra da hafta içinin yoğunluğu nedeniyle bakamamıştım.

Önce Thunder tarafından başlayalım. Yerde öyle hareketsiz yatan bir oyuncu varken "Aman aman ne güzel, hemen 5'e 4 iken sayı bulalım" diyerekten topu oyuna sokup, koştur koştur hücum alanına geçen Nick Collison'a buradan selamlarımı yolluyorum. Ardından Nuggets hücuma geldiğinde topu alıp potaya gitme çabasında JR Smith'e selamı çakalım. Ulan... Kendi takım arkadaşın 30 saniyedir olduğu yerde hareketsiz bir şekilde yatıyor, görüyorsun ve umursamaz bir şekilde turnike atmak peşindesin. Hatta yetmiyor steps yaptıktan sonra "Bak işte ya Carmelo yüzünden oldu, adam gelmiş burada yatıyor" diye Carmelo'yu gösteriyorsun. Sana ne dense az be Smith. Eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım herhalde...

Son olarak da tabii ki en büyük suçlu: Hakem üçlüsü... Oyunun başlamasına izin vererek ve durdurmayarak büyük bir skandala imza atıyorlar. Allah korusun ya başına ciddi birşey gelmiş olsaydı Carmelo'nun? Çocuklarla, yardıma muhtaçlarla NBA'in ne kadar yakından ilgili olduğunu ve onların gelişiminde ne kadar büyük katkı payı olduğunu biliyoruz. Ama şurada NBA'in kendi oyuncusunu korumaması / önemsememesi de büyük bir ironi oluşturmuş gerçekten. Büyük rezalet bence.

Bu arada biraz da gülelim: Maçtan sonra Carmelo "Takım doktoru bilincimin tam olarak yerinde olup olmadığını anlamak için ayları tersten saymamı istedi ama ben bunu normalde de yapamıyorum" demiş =)

Günün En İyileri - 6, 7 ve 8 Nisan

Yine üç gün olmuş. Göz açıp kapayıncaya kadar, ip elden kaçıyor valla şu en iyi hareketlerde.

6 Nisan:

Link

Deron'ın pası çok hoş duruyor da oyuna hiç ama hiç bir katkısı yok. Hatta direk verse çok daha rahat ve doğru bir oyun olurmuş. LeBron'un güzel bloğuyla başlayıp, alley-oop pasıyla biten pozisyon fena değil. Defansın hücuma dönüşmesi... Çaylak Douglas'a şapka gelmiş Ray Allen'dan, zaten senede 10 blok falan yapan Allen "Böyle yumuşak çıkma" demiş. Lou Williams daha fake atmadan Daye'in ayağı kayıyor sanki. Reggie Williams, pas vermeyen Cartier Martin'e ders vermiş, yetmemiş üstüne Davis'e de bloğu koymuş. Şöyle bir hücumda 4 blok koyulan zamanları özlemişim, onu anladım. Mo ve LeBron'un pasları muhteşem 4 numarada. 3 numarada ise Jawad Wiliams ve Varejao'nun pasları müthiş. Cleveland bu hızlı ve spektaküler paslaşmayı bu sezon ayrı bir seviyede yapıyor geçtiğimiz senelere göre sanki. Manumania klasik... Faule rağmen harikulade bir ters turnike. Gerçi faul çalınmamış ama olsun. Boozer ise Ibaka'yı yerle bir etmiş. Diyecek birşey yok. Çok uzaktan zıplamasına rağmen inanılmaz bir smaç basıyor.

7 Nisan:

Link

JR Smith'in ters turnikeyi, ters eliyle bıraktığına dikkat çekeyim. Normalden çok daha zor yani. İki kişinin arasından geçiyor. Lowry dirseği yedikten sonra Budinger'ın alley-oop'uyla biten pozisyon tam Amerikalılar'ın seveceği tarzda. Marcus Thornton'ın pasını belki Kidd, Deron, Chris Paul, Nash 4'lüsü bile veremezdi. Tamam abarttım da gerçekten inanılmaz zor bir pas. Craig Smith bir uzundan görmeye alışık olmadığımız bir bel arkası asist yapıyor Jordan'a. Will Bynum aynı smacı bu sezon birinin üzerinden basmıştı, Kaman olabilir ama sallamayayım. Bomboş smaçlar çok özel değilse beni etkilemiyor. Marcus Thornton Gerald Wallace'a "Çekil önümden" demiş, fena sert vurmuş. Açık ara en iyi iki hareketi yapmış kısacası Thornton.

8 Nisan:

Link

Afflalo'nun kötü bir şuttan sonra canını dişine takıp geri koşmasına bayıldım. Pek sık görmüyoruz bu tarz bir savunma hırsını. Evans'ın, Jordan'ın arkasına dolanarak, uzanarak verdiği pas çok güzel ve geriye doğru vermesi daha da estetik yapıyor hareketi. Noah'ın smacı güzel de son 2 haftadır poster yaptıklarıyla kıyaslayınca sönük baya. Tyreke Evans, Artest'e yaptığı şeyi Gooden'a daha da rahat yapmış tabii ki. Hastasıyız Evans'ın sezon başından beri. Aynen devam. 20-5-5'i de başaracak gibi duruyor.

NBA: Durant Haklı, Hakemler Hatalıydı

Üç gün önce Thunder-Jazz maçının son saniyesinde CJ Miles'ın Durant'a yaptığı açık faul hakemler tarafından verilmemişti. Bu da Thunder'ın muhtemel galibiyetini engellemişti. Ben de hakemlerle ilgili birşeyler çiziktirmiştim. NBA de Çarşamba gecesi bu konu hakkında şu açıklamayı yaptı: "6 Nisan gecesi oynanan Oklahoma City - Utah maçında hakemler son pozisyonda CJ Miles'ın, Durant'ın üçlük denemesi sırasında yaptığı faulü göremediler."

Böyle açık yanlışlarda NBA'in bu şekilde çıkıp hatayı kabul etmesi hoş bir detay. En azından bazı şeylerin farkında olduklarını gösteriyorlar. Hata olmaması zaten mümkün değil. Bir süredir bunu yapıyorlar. Benim hemen aklıma gelen iki örnek var: 2008 Playoff'larında Fisher'ın, Barry'nin üzerine çullandığı ve faul çalınmayan pozisyon ile 2009 Playoff'larında Antoine Wright'ın Carmelo'ya yaptığı taktik faulün çalınmaması ve ardından gelen Melo üçlüğüyle Nuggets'ın durumu 3-0 yapması... Bu sezon başka bir pozisyon daha vardı sanki ama hafızamı zorlamama rağmen aklıma gelmedi. Belki de yanlış hatırlıyorum.

Carmelo Anthony - Antoine Wright:

Link

Fisher - Barry:

Link

8 Nisan'dan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Üç maçlık gecenin güzel geçmesini beklediğimiz iki maçı, son topa kadar çekişmeye sahne oldu. Bir basketbolsever için Perşembe gecesi sanırım bundan daha güzel olamazdı. Yalnızca Bosh ve Bogut’un sakatlıklarından etkilenen Mike Brown ve Phil Jackson’ın izledikleri strateji nedeniyle LeBron ve Kobe’yi göremedik gecenin en güzel maçlarında.

Gecenin en iddialı maçıydı bana kalırsa Lakers-Nuggets maçı. George Karl’ın operasyonun ilk safhasının olumlu geçmesinin ardından, koçun öğrencileri takım olarak mutluluklarını Batı'daki en önemli rakiplerinden Lakers’ı yenerek gösterdiler. Kobe’siz Lakers karşısında Carmelo ve JR Smith maçta ön plana çıktılar. Özellikle Melo 20’de 10’la 31 sayı, 4 ribaunb, 4 asist, 3 blok ve 1 top çalmalık performansının yanında, maçın son topunda Fisher’ı bloklamak uğruna bileğini burkarak maçı ne kadar önemsediğini gözümüze soktu. Blokladığı top sonucunda takım arkadaşlarının sevinirken, o sekiyordu en son gördüğümde; fakat önemli bir sorun olduğunu sanmıyorum. Maçın bir diğer yıldızı JR Smith ise 19’da 10’la 26 sayı ve 6 ribaundluk performansıyla Melo’nun imdadına yetişti. 11’de 5 isabet bulduğu üç sayılık atışlarıyla Denver tarihinde bir sezonda en çok 3 sayı isabeti bulan oyuncu olarak tarihe geçti. Bu alanda rekor Michael Adams’a aitti. Nuggets böylece peş peşe 4. galibiyetini alarak ikincilik koltuğundaki iddiasını sürdürmeye devam etti. Lakers ise bir ara 15’e kadar çıkan farktan geri geldi; ama maçın sonunu getiremediler. Bana kalırsa özellikle maçın sonunda Kobe’yi çok aradılar. Özellikle son topa kalmış bir maçta Kobe’nin olması -bu sezon sıkça gördüğümüz gibi- maçın galibini değiştirebilirdi.

Tyreke Evans “Yılın Çaylağı” ödülüne doğru kocaman bir adım daha atmış dün geceki 28 sayılık (12/19 şut oranı) galibiyeti getiren performansıyla. Ayrıca 7 asist, 6 ribaund ve 2 top çalması var çaylak yıldızın. Şu anda 20.0 sayı, 5.8 asist ve 5.3 ribaund istatistiklerine sahip. Eğer kalan üç maçta 51 sayı bulabilirse sayı ortalamasını 20’nin altına düşürmeyecek ve NBA tarihinde çaylak sezonunda 20,5,5 istatistiklerini yakalayan 4. oyuncu olacak. Daha önce Can'ın yazdığı gibi, öteki üç yıldız Michael Jordan, Oscar Robertson ve LeBron James’ti. Eğer orta mesafe şutunu da geliştirebilirse savunulması çok zor bir oyuncu olacak gibi gözüküyor Evans. Ödülü de tamamen hak ediyor doğrusu.

Mike Brown, Chicago’ya kıyak geçmeyecek diye bekliyorduk; ama son aldığı kararla LeBron James’i yedek soyundurdu Cleveland koçu. LeBron’un da sayı krallığı için iddiasından ötürü oynayacağını düşünüyordum ben. Bu gidişle sayı kralı Durant, 8. takım da Chicago olacak. Gerçi bütün düğüm Chicago-Toronto maçında çözülecek yine; fakat Bosh’suz şansı çok az Toronto’nun. Maç hakkında söylenecek çok da fazla bir şey yok aslında. İlk beş baya etkiliydi Bulls adına. Yine Rose başı çekti. Yıldız oyuncu 17’de 10’la 24 sayı, 10 asist, 3 ribaund ve 1 top çalmayla oynadı. Noah 17 sayı, 15 ribaun ve 4 blokluk; Hinrich 23 sayılık ve Deng ise 22 sayı ve 10 ribaundluk performanslarıyla Rose’a yardımcı oldular. Her biri umut veren çabalar; fakat bunun dışında düşünülmesi gereken birkaç konu var: Maç bitiminde Hinrich’in suratını gördüm ben. Takım arkadaşları sevinirken, o düşünceli bir şekilde gidiyordu soyunma odasına. “LeBron’suz, Shaq’sız Cleveland’ı, United Center’da binbir cefayla yeniyorsak, playofflarda kesin süpürürler bunlar bizi.” diye düşünüyordu herhalde. Öyle ki şu maçta bile, kullanılan son iki top Varejao’da patlamasa, herhangi bir oyuncu ( Ilgauskas dahil) kullansa o iki şutu birini mutlaka sokar maçı da paşa paşa Cavaliers kazanırdı. Bulls yatsın kalksın Varejao’ya dua etsin.


Boşa Kürek Çekenler
Mo Williams, LeBron’un olmadığı maçta takım arkadaşlarını kattı peşine. Playofflara yaklaştıkça düzelmesi umut verici. Bir aydır performansı üst düzeyde yıldız oyuncunun. Dün gece de 24’te 12 ile 35 sayı, 10 asist ve 3 ribaundluk katkı verdi takımına; fakat playofflara kalabilme savaşı veren Chicago’ya kafa tutamadı. Özellikle maçın bitimine kısa süre kala Jamison’ın bileğini burkarak kenara gelmesiyle tek başına kaldı. Maç da son topta 109-108 kaybedildi zaten; ama ben kaybedilmiş bir şey olduğunu düşünmüyorum. Aksine LeBron olmadan da takımın bu kadar dirençli olduğunu görmek Cavaliers adına gayet sevindirici bir haber.

Gasol de dün gece Kobe'siz Lakers'ı 26 sayı, 13 ribaund, 5 asist ve 3 bloğuyla ayakta tutmaya çalıştı ; ama yine de galibiyeti Denver'a kaptırdılar. Maçın sonunda öne geçip, 7 sayılık fark da yakaladılar; fakat bana kalırsa Kobe'nin yokluğunu (başta da söylediğim gibi) işte o zaman hissettiler. Belki oyunu durağan bir tempoda tutsalar maçı kazanabilirlerdi; ama Anthony'nin etkili oyununa kafa tutamadılar ve maçı son topta 98-96 kaybettiler.


Günün X-Faktörü
Jason Thompson, Clippers’ı devirdikleri maçta Tyreke Evans’a yardımcılık görevini fazlasıyla yerine getirmiş. 20’de 10’la 22 sayı, 8’i hücum ribaundu olmak üzere 15 ribaund ve 3 asistle kendi sahalarında hiç zorlanmadan 116-94 ile geçmişler Clippers’ı.


Takımını Baltalayanlar
Tam olarak baltacı diyemem; ama felaket şut oranlarıyla ile Lakers’ın rotasyondaki 20 dakika ve üzeri süre alan 3 guard'ı da burada yer almayı hak etti dün geceki performanslarıyla. Kobe’nin yokluğunda Vujacic ilk beş başladı ve 12’de 3 attı. Fisher ve Brown, Kobe yok diye sazı eline almaya çalıştılar. Fisher 11’de 2, Shannon Brown ise 12’de 3 isabet bulabildi yalnızca. Ayrıca Fisher da son topta dillere destan(!) bir crossover denemesinin ardından, Melo’dan bloğu yiyince maç kaybedildi zaten.(Üstteki resim: Melo'nun blokladığı şut) Toplamda 3 guard’dan 35’de 8’lik felaket yüzde Lakers’ın guard sorununu bir kez daha gözler önüne serdi kısacası.

Bunun Adı Ayıptır

İki gündür fair-play'den bahseden ve Bulls'a karşı bütün oyuncularını oynatacağını ısrarla söyleyen Mike Brown hakkında güzel bir yazı yazmıştım. Aynen geri alıyorum. Neden? Çünkü dün Cavs ve Mike Brown, LeBron'u dinlendirmeye karar verdiler. Nedeni de sakatlık falan değil, sadece dinlendirmek. Git, Indiana, Orlando ve Atlanta maçlarında dinlendir ama böyle tartışma yaratacak olaylara girme yani. Ayrıca madem oynatmamak gibi bir ihtimalin var neden iki gündür "Kimsenin hakkını yemeyiz, Bulls'a karşı da oynatacağım herkesi" diyorsun? Hayır bir de kenarda oturan LeBron'a bakıyorsunuz, her basketten sonra danslar, ayağa kalkmalar, zıplamalar falan. O kadar kazanmak istiyorsan, heyecanlıysan oyna bari. Veya 2 gün önce Raptors'a karşı da oynama. Son olarak; maçı kazandıracak son hücumda iki kere maçı kazandıracak şutu Varejao'nun atması ayrı bir tez konusu olur.

Raptors yerine Bulls playoff'a kalırsa umarım Cavs'i eler diyeceğim ama bunun gerçekleşme ihtimali %1 falan herhalde. Mavs-Warriors eşleşmesinde en azından ufak da olsa bir umut vardı...

Not: Blog'u takip edenler benim Raptors taraftarı olmadığımı veya Hedo nedeniyle Raptors'a sempati beslemediğimi biliyordur. Ben sadece yapılan haksızlığa gıcığım.

8 Nisan Programı

9 Nisan Cuma 03:00 / Cleveland Cavaliers - Chicago Bulls
9 Nisan Cuma 05:00 (NBA TV) / Los Angeles Clippers - Sacramento Kings
9 Nisan Cuma 05:30 / Los Angeles Lakers - Denver Nuggets

Gece iki tane anlamı olan, önemli maç var ama NBA TV diğerini veriyor. Tabii bugün Perşembe olduğu için normal.

Amaçsız, dinlenmek isteyen bir Cavs ile inanılmaz önemli bir maça çıkacak olan Bulls United Center'da karşılaşıyorlar. Eğer Cavs'in, Bosh'tan yoksun bir Raptors'ı playoff'a sokmak gibi bir amacı varsa Bulls'u kolaylıkla yenerler ama böyle birşey olduğunu çok zannetmiyorum. Ben daha rahat bir havada olacaklarını düşünüyorum, bu nedenle Bulls'un şansı var. Yani aslında olay Cavs'in maça konsantre olup olmadığıyla bağlantılı.

Nuggets'da yüzler gülüyor, hem Karl'ın kemoterapisi bitti, hem Karl'ı takım halinde ziyaret ettikten sonra deplasmanda Thunder'ı yendiler. Şimdi de evlerinde Batı'nın en güçlü takımına karşı oynayacaklar. Playoff'lar için mesaj maçı niteliğinde diyesi geliyor insanın ama Bynum yok, K-Mart yok, playoff'larda çok daha farklı maçlar izleriz eğer iki takım eşleşirse. Lakers, evinde Spurs'den tokat yedikten sonra 4 gündür dinleniyordu Nuggets'ın ise 2. gün üst üste maçı. Buna rağmen Nuggets'ın ev sahibi olması ve 2. sıra için galibiyeti ihtiyacı olması onları bir adım öne çıkarıyor. Chris Andersen'in dönmesi halinde favori haline bile bürünebilirler.

8 Nisan 2010 Perşembe

Düşünceli Mike Brown ile Bencil Avery Johnson

Cavaliers iki gün önce Raptors'a karşı maça çıkarken, sezonu Lakers'ın önünde bitirmesi zaten garantiydi. Buna rağmen Mike Brown, sağlıklı olan as oyuncularını (başta da LeBron'u) oynatmıştı ve Cavs maçı kazanarak Raptors'a playoff yolunda bir darbe vurmuştu. Hem de maçtan önce LeBron "Birinciliği garantiledik, dinlenmek istiyorum" demişti. Şimdi koç Mike Brown, oyuncularını dinlendirmeye karar vermiş ama bir istisnayla: Bu geceki Chicago Bulls maçı hariç. Çünkü onlar, iki gün önce Cavs'in yendiği Raptors ile bir playoff yarışındalar ve Brown onlara karşı yedek oyuncularla çıkmanın Raptors'a haksızlık olacağını düşünüyor. Elbette doğrusunu yapıyor Mike Brown, bu ince düşüncesi için tebrik ve takdir ediyorum.

Belki de Brown, bundan 3 sezon önce Mavs'in başına gelen olaydan korkmuştur. Hatırlatma yapayım konuyla ilgili. 2007 sezonunun sonlarına doğru Mavs tarihinin en iyi sezonunu geçirip NBA birinciliğini (yanlış hatırlamıyorsam) garantilemişti ve playoff'ların 8. sırası için mücadele Clippers ile oynayacaktı. Avery Johnson maçta bütün aslarına görev vermişti ve Mavs Clippers'ı mağlup etmişti. Mavs birkaç maç sonra ise Clippers'ın Batı'daki son playoff kontenjanı için yarıştığı Warriors ile maça çıkacaktı. Avery Johnson'dan ilginç bir karar geldi, aslarını oynatmayacaktı. Mavs o maçta sahaya yedeklerini sürdü ve Warriors'a yenildi. Warriors bu sayede Clippers'ın önünde playoff'lara girdi. Esasında birinciliği garanti olan Mavs, 8. sıra için Clippers yerine, çok da ciddiye almadığı Warriors'ı seçti bile diyebiliriz. Zaten Clippers da fair-play'e uymadıkları için bol bol eleştirmişti Mavs'i diye hatırlıyorum.

Ama Clippers'ın ahı çok fena tuttu. Playoff'ların ilk turunda NBA tarihine geçen bir sürpriz sonuç ortaya çıktı. Warriors sezon içinde 3 kere (biri yalandan) yenerek süpürdüğü, eşleşmede açık ara favori olan Mavericks'i 4-2'lik skorla mağlup ederek ikinci tura kalmıştı. Sonraki turda yanılmıyorsam Utah Jazz, Warriors'ı 4-1 ile mağlup etmişti ve konferans finalinde San Antonio'nun rakibi olmuştu. Yani Warriors'ın gücü nedense, sadece NBA'in en iyi istatistiğine sahip takımına yetmişti. Bunda Warriors sisteminin Mavs'e ters gelmesinin yanı sıra Clippers'ın ahının etkisine inananlardanım ben. Gerçekten çok sevinmiştim Warriors turu geçtiğinde.

Etik davranmayanın sonu böyle olmalıydı ve oldu da. Cavs ve Mike Brown ise doğrusunu yapıyor. Bir kez daha tebrik ediyorum...

1333

Dün gece Minnesota Timberwolves'u yenerek koçluk kariyerindeki 1333. galibiyete imza atan Don Nelson, maçın sonunda bu başarıyı - biraz genişçe olan - ailesiyle beraber kutlamış.

Ben "çok galibiyet" yerine, galibiyet yüzdesine önem verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim ama Nelson'a da saygı duymamak ayıp olur. Son birkaç senedir Warriors'la beraber yaptıklarını bir kenara koyun... Bir adam düşünün Türkiye'de NBA Takip edenlerin %90'ı henüz doğmamışken (76'dan beri) koçluk yapıyor ve halen devam ediyor. Geçirdiği sezonların yarısından fazlasında takımını playoff'lara taşıdığını hatırlatmak lazım. 1333 ile de tarihe adını yazdırdı, daha koçluk yapmaya devam ederse kolay kolay da geçilmez gibi. Bu arada şimdi yazımı okuyunca aklıma geldi, bilmeyenlere de aktaralım, Hack a Shaq taktiğini bulan koçtur kendisi. Rodman, Shaq ve Bowen gibi isimlere sıkça uygulamıştır. Ancak ilginç bir şekilde benim izlediğim maçlarda bu kötü faul atan oyuncular, Nelson'a inat mıdır nedir o maçlarda normalden iyi faul atarak Nelson'ın taktiğini çökertiyorlardı. Belki bana hep öyle denk geldi veya aklıma öyle yazdım bilmiyorum.

Son olarak yeniden tebrikler Nellie...



7 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansları:
Don Nelson, Tolliver ve Curry’nin yardımıyla en fazla maç kazanan koçlar sıralamasında birinciliğe yerleşti, öncelikle tebrik ettim kendisini. Maça gelecek olursak, Curry 22’de 12’yle 27 sayı 14 asist 8 ribaund ve kariyer rekoru 7 top çalmayla müthiş bir performans göstermiş. Top çalma sayısında Minnesota’yı tek başına geçmiş zaten çaylak. Asistlerinin çoğunu alan isim de 34 sayılık kariyer rekoru kıran Tolliver olmuş. Onun da Golden State gibi sistemsizlik üstüne sistem kuran bir takımda etkili olabileceğini gördük tekrar, ligdeki herbir oyuncu Warriors'da şansını denemeli. Kariyerleri kalkınır.

Stephen Jackson 29 sayı 4 ribaund 5 asistle takımını yine taşımış Hornets’e karşı. İlk yarıyı takım olarak çok iyi geçirmişler ama takım olarak felaket oynadıkları üçüncü çeyrek farkın kapanmasına neden olmuş. Geçen gün Atlanta’nın da böyle bir geri dönüş yapmasına izin vermişlerdi. Acaba yorgunluğun habercisi mi bunlar? Son çeyrekte DJ Augustin’in kritik üçlükleriyle galibiyet gelmiş ancak. Maçı da 104-103 kazanarak New Orleans’taki ilk galibiyetlerini almış oldular sonunda.

Kevin Martin ve Aaron Brooks, yorgun Utah’a karşı 28’er sayı atarak takımlarını galibiyete taşımış. Onlara Scola’nın 24 sayısı ve Chuck Hayes’in kariyer rekoru olan 18 ribaundu eklenince maç 96-113 Houston lehine sonuçlanmış.

Utah’a karşı oynadıkları zorlu maçın ardından Denver’la karşılaşan Thunder, evinde bir süre direnmiş ama Billups ve Carmelo’nun başını çektiği Nugget’a karşı mağlubiyeti önleyememişler. 31 sayı 8 ribaundla takımının en skoreri olan Billups’a yardım %33’le atsa da 24 sayı 11 ribaundla oynayan Melo’dan gelmiş. Thunder’da Durant ve Westbrook’un çabaları galibiyete yetmemiş. Ayrıca Durant’in son 6 şutunu kaçırdığını da belirtmek lazım.

Boşa kürek çekenler:
Hornets’i yine çaylakları taşımış. Marcus Thornton 26’da 14’le 36 sayı atarak takımın skor yükünü çekmiş, Darren Collison da 24 sayı 9 asistle çok kez yaptığı gibi CP3’nin yerini doldurmaya çalışmış. Üçüncü çeyrekte Bobcats’e 40 sayı atarak müthiş bir geri dönüşe imza atsalar da yenilmekten kurtulamamışlar. 40, bu sene Bobcats’in bir çeyrekte potasında gördüğü en fazla sayı diye biliyorum, yanılıyor da olabilirim. Chris Paul da elindeki sakatlık nedeniyle sezonu kapatmış, isabet olmuş.

Kevin Love, Al Jefferson’ın yokluğunda nihayet ilk 5’te çıktığı maçta 17 sayı 18 ribaundla tek başına ayakta durmuş Warriors’a karşı. Yazın beceriksiz uzunlar için ders verebilecek kadar iyi ribaund bilgisi var cidden.

Günün X-faktörü:
Ben Gordon 22 sayıyla Hawks’un onlar için önemli bu maçı kazanmamasını sağlamış. 7 asisti 3 de top çalması var bir de. 17’de 7’yle atmış olması belki tek eksi ama sezon içindeki gidişatına bakarsak bu rakamlar bile onun için iyi sayılır. Az sayı atan takımının skor yükünü çekmiş ve son dakikalarda da savunmada göz doldurmuş bir iki pozisyonda. Tabii sezon başında X-faktörü olsun diye alınmadığını da hepimiz biliyoruz. Onun dışında Bynum da Stuckey’nin erken sakatlandığı maçta 15’te 7’yle 17 sayı 4 top çalmayla oynamış. Stuckey de epey sakatlanıyor son günlerde. Atlanta’nın da JoJo’suz hiçbir şey olduğunu gördük.

Yıldız oyuncuların hafiften dinlendiği dönemlere geldiğimiz için burada daha fazla oyuncu görüyoruz. Miami’de Wade’in fazla ağırlığını koyamadığı maçta Dorell Wright sahneye çıkmış, 26 dakikada 12’de 7’yle şut atarak 19 sayı üretmiş. Tabii maçı hiç de rahat kazanamamışlar, bir saniyelik farkla kaybedebilirlermiş bile.

Tyson Chandler bu gece eski takımına karşı 9’da 7’yle 16 sayı 10 ribaund 5 blokla oynayıp ilk yarıya damgasını koyan isimlerden olmuş. Yoksa yavaş yavaş kendine geliyor mu sonunda?

İyi mi kötü mü?
Dalembert aslında 9 şutundan sadece birini kaçırmış ve 19 sayı 16 ribaund 4 blokla kağıt üzerinde takımının en iyisi de olmuş. Ancak maçın sonunda yaptığı hata karşılaşmayı kaybetmelerine neden olmuş. Daha önce Iggy’nin şutuna havada müdahale ettiği pozisyon kadar mantıksız olmasa da 5 saniye kala 2 sayı gerideler iken, Lou Williams’ın turnikesini potanın üzerindeyken tamamladığı için basket geçerli olmamış. Tamam, kötü bir niyet yok, turnike de zaten kaçmış ama bir saniyelik zamanlama hatası yapmasa, galibiyeti getirebilirmiş. Hatanın sebebi basketbol IQ’su ve heyecan fakat onun performansı olmadan da maçın o konuma gelemeyeceğini atlamamak gerek.

Takımını baltalayanlar:
Beasley şu Wade’in yanında ikinci adamı oynaması gerekirken git gide düşüyor. Bu maçta da 9’da 2’de kalmış sadece, 4 sayı 2 top çalma 2 ribaundu var. O kadar kötüymüş ki 15 dakika oyunda kalabilmiş sadece. Eğer playofflarda etkili olabilmek istiyorlarsa önce Beasley’nin iyi şutla kötü şut arasındaki farkı çözebilmesi lazım.
Ayrıca maçta Beasley’ye ayak uyduran başka isim de karşı takımın yıldız oyuncusu Elton Brand olmuş. Bu sefer Eddie Jordan’dan istediği dakikaları bulsa da Dalembert gibi kendini kanıtlama çabasına girmeyip hücumda gezinmiş sadece. 9’da 2’yle 6 sayısı var sadece aldığı 35 dakikalık sürede.

Bizimkiler:
Ersan artık Bogut'un da sakatlanmasıyla, kolay kolay 25 dakikanın altına düşmez. Hatta yani faul problemine girmedikçe kesinlikle düşmez diyebiliriz. Dün de yine 30 dakika aldığı maçta, Nets'e karşı 15 sayı, 9 ribaund, 2 asist ve 1 blokla oynamış. Ayrıca şut isabeti de hiç fena değil: 7/12. Playoff'larda 1 maç kazandırsa Ersan da, iyice sesini duyursa NBA'de...

Memo 9’da 4 ile 9 sayı atabilmiş anca, 5 de ribaund almış. Bir önceki gece OKC’ye karşı yüksek tempolu bir maç oynadıktan sonra sahasında rakibi en fazla yıpratan takımlardan biriyle karşılaştıkları için bütün oyuncularda düşüş yaşanması normal. Nitekim öyle de olup yenilmişler zaten.

Hidayet ne yazık ki Tony Allen’dan yüzüne aldığı darbeyle sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kalmış. O ana kadar 7 dakikalık sürede 2 sayı 3 top çalması varmış. Geri döndüğünde pek sevmediği maskeyi takmak zorunda kalacak gibi.

Bosh Sezonu ve Raptors Kariyerini Kapadı Gibi (Hedo da Sakat)

Dün gece Raptors sağlık ekibinden doktor Sean Marks'ın konuşmalarını dinledim. "Her kırığın iyileşme süreci farklı olur ama tamamen iyileşmesi birkaç hafta sürer. Maske takması için de şişliğin inmesi ve kırılan kemiğin yerinden oynamıyor olması lazım. Kırılan burun kemiği ve ameliyat konusunda ilk olarak burnundaki destekler 3 gün sonra çıkacak ve kontrolden geçecek. Ancak asıl kontroller 7-10 gün sonra yapılacak. Sezonu kapadı diye kesin birşey söyleyemeyiz ama sezonun bitimine kaç gün kaldığına bakıp buradan kendiniz bir çıkarım yapabilirsiniz" diyor. Eh bunun üzerine dün gece oynanan Celtics maçında Hedo da yüzüne darbe alarak sakatlandı. Yaklaşık 2 ay önce göz çukurunda meydana gelen kırıkla alakası var mıdır bilmiyorum. Milli oyuncumuzun da ne kadar kaçıracağı belli değil. 5-6 maçlık aradan sonra Bosh'un sakatlığıyla ilk 5'e yerleşmişti Hedo, kötü oldu.

Bosh'un büyük ihtimalle sezonu kapamış olması da elbette Raptors'ı kovalayan Bulls'un işine yarıyor. İki takımın kalan maçları aşağıda.

Chicago (37-40): Cleveland, ,@New Jersey, @Toronto, Boston, @Charlotte
Toronto (38-40): @Atlanta, Chicago, @Detroit, New York

Chicago maç eksiğiyle gerisinde Toronto'nun. Nets hariç her maçları zor. Düğüm de Toronto'da oynanacak Bulls-Raptors maçında çözülecek gibi duruyor. Bosh sakatlanmış olsa da, Raptors yeni bir avantaj elde etti: Bucks sayesinde, Bulls'a karşı eşitlik durumunda önde bitirmeyi garantilediler (tabii yanılmıyorsam). Yani Raptors sadece iki galibiyet alsa (örneğin son iki zayıf rakibini yense), Bulls'un 5 maçtan 4'ünü kazanması gerekecek. Kısacası Raptors herşeye rağmen bu yarışta burun farkıyla önde olan ekip.

Bu arada Cavs'in bu iki takımı da 'süpürgeyle' dağıtacağını, oradan oraya savuracağını söylememe gerek yok herhalde. Sadece son maçlara kadar süren bir playoff yarışı gördüğümüz için ısrarla değiniyorum bu konuya. Tabii bir de Hedo olduğu için...

Ek olarak da şunu söyleyeyim: Bosh sezonu kapadıysa, muhtemelen Air Canada Centre'a Raptors formasıyla son kez çıktı. Parkede çok mücadele etse de, her topun arkasından atlasa da, maç kaybettiklerinde ağlayacak kadar üzülse de, Bosh'un yaptığı açıklamalara ve Raptors gittiği çizgiye bakıldığında, Bosh'un Toronto'yu bu yaz bırakacağını söyleyebiliriz. Bu da Raptors'ın draft'tan yeni bir Bosh bulana kadar, seviye olarak en fazla playoff'ları zorlayacak bir takıma dönüşmesine neden olacaktır.

7 Nisan Programı

8 Nisan Perşembe 02:00 / Boston Celtics - Toronto Raptors
8 Nisan Perşembe 02:00 / New York Knicks - Indiana Pacers
8 Nisan Perşembe 02:00 / Washington Wizards - Orlando Magic
8 Nisan Perşembe 02:00 / Atlanta Hawks - Detroit Pistons
8 Nisan Perşembe 02:30 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat
8 Nisan Perşembe 03:00 / Golden State Warriors - Minnesota Timberwolves
8 Nisan Perşembe 03:00 / Utah Jazz - Houston Rockets
8 Nisan Perşembe 03:00 (NBA TV) / Denver Nuggets - Oklahoma City Thunder
8 Nisan Perşembe 03:00 / Charlotte Bobcats - New Orleans Hornets
8 Nisan Perşembe 03:00 / New Jersey Nets - Milwaukee Bucks
8 Nisan Perşembe 03:30 / Memphis Grizzlies - Dallas Mavericks
8 Nisan Perşembe 05:30 / San Antonio Spurs - Phoenix Suns
8 Nisan Perşembe 05:30 (NBA TV) / Portland Trail Blazers - Los Angeles Clippers

Yahu ayıptır. Koskoca 13 maçlık gecede sadece 2 maç var amacı olan takımları karşı karşıya getiren. Gerisi ya amaçsız iki takımın, ya da bir güçlü amacı olan ile bir ligin dibindeki takımın maçları. Neyse ki ayakta duracaklara müjde var, güzel olan iki maçtan birini veriyor NBA TV.

Thunder daha dün çok moral bozucu bir şekilde kaybettiler Jazz'a ve yorgunlar. Nuggets ise 3 gündür dinleniyor ve bugün kanser tedavisi gören koçları Karl'ı ziyaret edip moral depoladılar. Maç Oklahoma City'de oynansa da bana göre favori Nuggets burada.

Diğer maçta ise, hücumda Manuspor moduna bürünen Spurs son bir haftadır harika savunma yapıyor. Suns'a da hep ters gelirler. Suns'ın avantajı ise yaşlı Spurs'ün üstüste 2. gece maç yapacak olması ve karşılaşmanın Arizona'da oynanacak olması. Bu da ibreyi Spurs'den alıp ortaya getiriyor bence.

Aslında tabii bir karşılaşma daha var hedefi olan takımların mücadele edeceği: Celtics-Raptors. Ama Bosh oynamayacağı için çok da önemseyemedim... Bosh'suz Raptors ne yapacak acaba? Celtics hala normal sezonu 'tın'lamadan oynuyor. Doc Rivers da artık dayanamadı "Endişeleniyorum oyunumuzdan dolayı" dedi. Haklı da sonuna kadar. Hornets'da ortaya çıkan Paul'süzlük efekti, Toronto'da da canlanacak mı acaba? Ben sanmıyorum.

7 Nisan 2010 Çarşamba

David Lee ve Maksimum Kontrat

D'Antoni'ye "Sizce David Lee maksimum kontrat önerilecek 2 oyuncudan biri olmayı hakediyor mu?" diye sormuşlar. O da "Bakalım göreceğiz. Lee'yi çok seviyorum ve beğeniyorum ama piyasada pek çok isim dolaşıyor olacak. Onlara da bakacağız, birşey konuşmak için çok erken" demiş. Bu soruya cevap vermeyerek aslında konu hakkındaki fikrini ortaya koymuş diyebiliriz D'Antoni. Ben de bu konuda katılıyorum ona, Wade-LeBron-Bosh-Amare 4'lüsünden ikisini bir araya getirme ihtimali varken bunlardan birinden vazgeçip yerine Lee'yi koymak pek mantıklı değil.

En başta kabul etmek lazım ki, Lee bu sezon ligin önemli uzunlarından biri haline geldi. Ve ben bunu istatistiklerine bakarak değil, tamamen oyununa dayanarak söylüyorum. Öncelikle orta mesafe şutunu çok ama çok geliştirdi. Hatta şöyle söyleyeyim, ligde bu yönüyle bilinen Aldridge kadar şutu var şu anda David Lee'nin. Ha tabii ki Aldrige'e göre daha boş kalması gerekiyor bu şutlar için, çünkü Aldridge'in boyu ve bloklanması mümkün olmayan şut stili onda yok. Ama yine de orta mesafede boş kaldığında "Lee cezalandırır" diyebiliyorum gönül rahatlığıyla. Bunun yanında çok ilginç bir şekilde oyun alanı görüşünü bir üst seviyeye taşıdı bu sezon Lee, özellikle de potaya penetre ederken... Geçmişte de ondan beklenmedik ve hatta spektaküler bazı asist yaptığını görüyordum ama bu sezonki gibi istikrarlı bir şekilde boştaki arkadaşını görmesine alışık değildim. Bu söylediğim iki yönü, Lee'nin maksimum kontrat beklentisine girmesine neden olabilir. Ama Lee'nin eleştirilecek yönleri de var.

En başta, cüsse ve boy problemi var. Şampiyonluğa oynayan bir takımın pivotu kesinlikle Lee olamaz. Ne boyalı alanı kapatmak, ne blok tehdidi yaratmak, ne de birebir iyi bir savunmacı olmak gibi özellikleri var Lee'nin. Sadece ayaklarını çabuk çekebilen ve sertlikten kolay kolay yılmayan bir uzun olduğu için avantajı var ama saydığım dezavantajların yanında çok bir geçerliliği yok. Ayrıca hücumdaki üretkenliğinin de Knicks'in oyun sistemi sayesinde bu kadar yüksek olduğunu söylemeliyiz. Lee'nin bir Blazers, Cavs veya Spurs'ün temposunda bu verimlilikte oynamasını beklemek bana göre çılgınlık olur. Sahayı rakip uzunlardan çok daha çabuk katettiği için, pek çok sayıyı kolay bir şekilde buluyor ama playoff'larda düşen bir tempoda bu özelliğini elinden alıyor rakip takımlar. Yani demek istediğim o ki, 30 galibiyet alan Knicks temposunda oynayan bir takımda Lee'nin yaptığı istatistiklerin abartılı olduğu aşikar. Tamamen yarı sahaya mahkum olduğu bir tempoda, kendisi topu alıp takım arkadaşlarına pozisyon hazırlayabiliceğine dair ciddi şüphelerim var. Çünkü genellikle yaptığı işleri, kendi başına başarmıyor, ona atılan güzel pasların da büyük payı var. Ben mesela kendi kendime soruyorum "Takımımın ikinci büyük yıldızı Lee olsa ne düşünürüm". Herhalde şampiyonluğa yeterli bir takımım olduğuna inanmam kesinlikle. Marka isimlerin de etkisi vardır bu düşüncem de ama işler karıştığında takım arkadaşlarından asist alarak değil, kendisi yaratarak sayı bulan veya bulduran oyuncular ön plana çıkıyor. Lee'nin bunlardan biri olduğuna inanmıyorum. Özellikle de (bu yazıda üzerine çok değinmesem de) boyalı alan savunması konusundaki eksikleri sebebiyle...

Kısacası Knicks eğer şampiyonluk istiyorsa Lee'den vazgeçip iki süperstara yönelmek zorunda. Bunun nedenini bilmeyenlere şöyle açıklayayım. Knicks eğer Lee'nin serbest kalmasına göz yummak istemiyorsa sadece bir tane maksimum kontratlı oyuncuya imza attırabilecek. İkinci isim Lee olacak. Yok eğer iki süperstar'ı kadrosuna katarsa bu sefer de Lee'yi takımda tutması için bir şansı olmayacak. Bu durumda da yapmaları gereken seçim bence çok açık.

Ödeşme (mi?)


Link

Olağanüstü bir maç oynanmış dün gece iki takım arasında. Durant ile Deron Williams maçı takımlarına kazandırmak için çekişmişler, bir o atmış bir diğeri... Deron 42 sayı ile kariyer rekoru kırarken 10 da asist yapmış. Durant ise 45 sayı, 7 ribaund ve 4 asistlik bir performans sunmuş. Sonunda uzatmalarda 1 saniye kala uzak mesafeli ikiliği sayıya çeviren Deron, galip gelen taraf olmasını sağlamış Jazz'ın. Tabii burada CJ Miles'ın son pozisyonda, o ana kadar 12'de 7 üçlük isabetiyle oynayan Durant'ın bileğine çok net vurduğunu ve faul yaptığını da söylemem gerek. İnternette biraz bakınayım dedim, bazı kişiler "Ama önce topa dokunuyor, öyle çok bariz bir faul yok, son saniyede çalınmaz böyle faul" şeklinde yorum okudum. Öncelikle bence Miles topa dokunmuyor. Durant'ın top elinden çıkmak üzereyken avuç içine veya bileğine vurarak şutun kısa düşmesine neden oluyor. Bloklanan topun eğrisi değişir, bunda ise sadece hızından dolayı potaya yetişmiyor. Jazz da Thunder'a karşı bu sezon 4-0 süpürülmekten kurtulmuş oluyor.

Bunu söyledikten sonra başlığa döneyim. Niye ödeşme? Bunun için 31 Aralık'taki Jazz-Thunder maçını hatırlatıyorum sizlere. Millsap'e çalınan saçma ötesi faulü hatırlayanlar olacaktır... Şimdi ise Utah'ta bariz bir faulü çalmadıkları için Thunder kaybetmiş oldu. Bir nevi ödeşti takımlar, eğrisi doğrusuna gelmiş oldu belki de. Ama tabii bir yanlış karar, diğer yanlış kararı düzeltmez, hele arasında 3 ay gibi uzun bir süre olan 2 ayrı maçtaysa bu kararlar... Şimdi bu son maç yüzünden Thunder belki de 8. olup Lakers ile eşleşecek ve ilk turdan playoff'lara veda etme ihtimali artacak. Belki de Utah, bu galibiyet sayesinde aşağıdaki 3 takım arasında tercih edeceği Blazers ile eşleşecek. Kısacası Batı'daki playoff sıralamasını etkileyecek bir yanlış karar. Kim bilir belki de bu maç sayesinde Thunder ile Jazz eşleşir ilk turda ve çok ilginç bir seri izleriz...

Pozisyonun baş kahramanı Durant ilk anda inanamamış herhalde düdük çıkmamasına. Ancak kısa bir süre sonda olayı idrak edince, onun gibi sakin ötesi, beyefendi, sessiz bir yıldız bile hafiften hakemlerin üzerine yürümüş. Haksız da sayılmaz. Aşırıya kaçmadıkça bu tarz bariz hatalarda hakemlere yanlış yaptıklarını göstermek, tepki koymak gerekli diye düşünüyorum.

6 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansları:
Gecenin batıdaki sıralama açısından en önemli maçında Durant 45 sayısına rağmen son noktayı koyan Deron Williams olmuş. 23’te 14’le 42 sayısı bir yana 10 da asisti ve en önemlisi bitime 1 saniye kala maçı kazanmalarını sağlayan basketi var. Eğer Utah playofflarda bir yere gelecekse ihtiyaçları olan bir numaralı şey onun liderliği. Williams’ın dışında Utah uzunlar Memo ve Boozer da Thunder’ın canını yakan isimlerden. Boozer 28 sayı 15 ribaund 5 asistle oynamış. Eğer playofflarda böyle bir eşleşme olursa ne kadar zevk alacağımın bir habercisi olabilir bu maç, ancak Utah’ın bizimle aynı düşüncede olduğunu sanmıyorum.

Dalino Gallinari 31 sayıyla kariyer gecesinde Celtics’e galibiyet yüzü göstermemiş. Gallinari’nin performansında ilginç olan şey sadece tek üçlük isabetinin olması. Üçlük çizgisi dışında 11’de 9’la oynamış. Hatta oldukça agresif olduğu sadece birini kaçırdığı 11 serbest atış kullanmasından da anlaşılıyor. Maçı izlediğim bölümde kendisini pek sahnede görmedim ve başa baş bir maç vardı. Ancak şunu söyleyebilirim ki, sezonun bir bölümünden beri haklı olarak söylenen ve bir bakıma klişeleşen “Celtics umursamıyor” lafını bu maçın izlediğim bölümü için söyleyemeyeceğim. İyi mi kötü mü olduğuna artık siz karar verin. Ayrıca maçın son hücumunu Knicks oyuncularının da baskısıyla felaket oynamışlar. Sonuç 101-104, New York kazanmış tabii ki.

Bobcats’in hızlı maçladığı maçta Gerald Wallace hücumda takımını taşıyarak 100-109’luk galibiyetin bir numaralı sebebi oldu. 18’de 10’la 28 sayısı var. Savunmada yer yer halsiz geldi gözüme niyeyse ama hücuma gittiğinde aynı yorgunluğundan eser kalmıyordu. Sayılarının çoğunu ya kendi potaya giderek ya da Diaw’ın içeriye attığı güzel paslarla elde etti. Diaw demişken, kendisi bu maçta 17 sayı 9 asist 9 ribaundla oynadı. Savunmada bana kalırsa hızlı olmayan oyunculara karşı bire birde iyi iş çıkarıyor ama ara sıra tıkanan Bobcats hücumunun da onun bu yaratıcılığına ihtiyacı var. Bu maçta da takıma kattıkları açıkça gözüktü zaten. Bobcats ilk yarıyı rahat şekilde 23 sayılık farkla kapatınca ben de Celtics maçını izlemeye başladım ama döndüğümde fark 10’a kadar inmişti. Anladığım kadarıyla Atlanta’da öne çıkan isim olmasa da Bobcats fazla hücum ağırlıklı oynadığı için sahanın diğer tarafında tıkansa da savunmada rakip takımı durduramamış. Tabii maçın geri kalan bölümünü yine rahat bitirdiklerini söyleyebilirim.

John Salmons’ın 26 sayısı 19’da 8’le geldiği için hayvan sayılmayabilir ama önemli olan ilk 5’deki diğer dört oyuncudan toplam sadece 16 sayı gelmesine rağmen takımını galibiyete taşımış olması. Ancak hücumda zaten delicesine kısıtlı olan Bucks’ın Chicago gibi iyi savunma yapan bir takıma karşı da olsa Bogut’un yokluğunda ne kadar zorlandıklarını görüyoruz. Saha içinden %36’yla isabet bulabilmişler ve 79-74’luk gayet yakın bir skorla kazanmışlar maçı.

Kevin Martin, Memphis’e karşı 16’da 7’yle 29 sayı atarak takımını galibiyete taşımış. İki takımın da playoff dışında kaldıkları garantilendiği için maçın pek önemi kalmış olmasa da Houston’ın bu galibiyetiyle galibiyet yüzdeleri eşitlenmiş oldu.

Boşa kürek çekenler:
Kevin Durant şu isabetinde %50’nin altında kalsa da Utah’a karşı 45 sayılık müthiş bir maç daha çıkarmış. Jeff Green’in de büyük çabalarıyla maç uzatmaya gitmiş ancak takımının maçı kaybetmesine engel olamamış son attığı şutta isabet bulamayarak ve 139-140 yenilmişler bu bol skorlu maçta.

Bu sene Golden State’in başına gelen en iyi şey olan Step Curry, bu maçta da Wizards’a 27 sayıyla direnmiş ancak Maggette dışında pek yardım alamayınca koçuna bir galibiyet daha armağan edememiş. Yalnız karşısındaki Livingston’ın da iyi bir maç çıkardığını söylemek gerek.

Takımı baltalayanlar:
Bosh’la birlikte hücumdaki en büyük silahlarını da kaybettiler şimdilik ancak Toronto’nun eleştirdiğimiz yanı sezon başından beri aynı. Bu sefer de kendilerinden bariz üstün olsa da bu sezon karşılaştıkları diğer maçlarda zorlanan Cleveland’ın %56’yla şut atıp takım olarak 38 asist yapmalarına izin vermişler. Lebron ve Mo Williams da 12’şer asist yaparak (Lebron 13 aslında) Cavaliers adına bir ilki gerçekleştirmişler. Bu paragraf da playoff zamanı yaşanacaklar adına fikir sahibi olmamızı sağlayabilir. Gerçi bu gece yenilse de arkadan gelen Chicago’yu göz ardı etmemek lazım.

Günün X-faktörü:
Golden State’e karşı ama JaVale McGee 25 sayı ve 9’u hücumdan 15 ribaundla iki alanda da kariyer rekoru kırarak Don Nelson’ın en çok kazanan koç olmasına engel olmuş. Eli epey sıcak olan Nick Young da 18’de 10 isabetle 29 sayı atarak galibiyete katkı yapan bir diğer isim olmuş ve Wizards, Golden State karşısında sahadan 94-112’lik galibiyetle ayrılmış.

Sezonun bu vaktinde en amaçsız maçlardan birinde ne X faktörü diyeceksiniz ama Ben Wallace’ın 18 sayısı da az değil hani. Hem de zor bir şut ve tüm sahayı geçip yaptığı bir basket de var. Az daha uğraşsa kariyer rekoru kıracakmış zaten. Bundan 3 sene önce olsa Pistons’lılar çok eğlenirlerdi ama şimdi öyle bir hal kalmamıştır onlarda. Philly’de ise Brand ve Dalembert 15 dakika civarı süre alabildiler. Özellikle Brand memnun değildi bu durumdan, Speights de iyi bir oyun çıkarmış. Bakalım neler olacak.

Boston’la yaptıkları maça Gallinari’den başka damgasını vuran isim Earl Barron olmuş. 13’te 8’le 17 sayı atmış ve daha önce 9 olan ribaund kariyer rekorunu ikiye katlamış. 8 hücum 10 savunma ribaundu var. Daha önce forma giydiği Miami’den başka bir yerlerden de tanıdık gelmişti ismi, "TBL'de değil miydi?" diye düşünürken, ufak bir araştırmayla 2003’te Tuborg’da forma giydiğini onaylamış oldum.

Houston ve Sacramento’dan sonra son durağı Spurs olan draft edilmemiş çaylak Garrett Temple, NBA’de ilk 5 başladığı ilk maçında Kings’i pişman edecek bir performans göstermiş. 8’de 5’le 15 sayı atmış, yanında da 4 asist vermiş. Hill’in de dönüşüyle tekrar süre almamaya başlayacaktır ama izlediğim bir iki maçından ligde bir şekilde görev alacağını tahmin etmiştim.

Bizimkiler:
Ersan Bogut’un yokluğunda çıktığı ilk maçta 32 dakika süre bulup, aldığı dakikaları 17 sayı 7 ribaundla ödüllendirmiş ve takımının skor üretmekte zorlandığı maçın yıldızlarından biri olmuş. İstatistik kağıdında eleştirilecek tek şey 5 üçlük kullanılması gibi duruyor. Onun dışında maçı izleyemediğim için savunmada nasıl iş çıkardı bilmiyorum ama şu sıralar hücumda formda gibi gözüküyor.

Memo da ufak bir düşüş yaşadığı Lakers maçının ardından kendini bulmuş, 12’de 6’yla 20 sayı attığı maçta ek olarak 7 ribaund ve 4 asistle oynamış. 4 top kaybını biraz es geçebiliriz. Ayrıca maçtan bir not da, Utah’ın 2 bloğuna karşılık OKC’nin 11 blok yapması. İçeride çok daha güçsüz kalıyorlar halbuki.

Hidayet Cleveland karşısında tekrar kenardan gelmiş ve bu sefer anladığım kadarıyla topla imkanını da bulmuş ancak 5 asistine rağmen 10 şutundan sadece 3’ünde isabet bulabilmiş. Bosh’un da sakatlanmasıyla şöyle bir toparlanmasının vakti geldi de geçiyor ama zor tabii.

Bosh Gitti, Raptors Bitti?


Link

Gece Cavs'e karşı Bosh, Jamison'ın istem dışı dirseği ile yerde kaldı. Bir süre yerden kalkamayan oyuncu önce soyunma odasına, oradan da hastaneye bazı testler için götürüldü. Yapılan kontroller sonucunda sağ üst çenesinde ve burnunda kırık tespit edildi. Maske takıp oynayabileceği yazılmış çizilmiş. Burun kırıklarında oyuncuların 1-2 gün içerisinde döndüğüne çok kez şahit olduk ancak çenesinde kırık olunca iş başka bir hale bürünebiliyor. Raptors adına bu felaket haberinin bile pozitif bir tarafı var. O da Raptors'ın fikstüründen kaynaklanıyor. Bosh eğer 4-5 güne dönecekse Raptors'ın kaybettiği çok birşey yok. Çünkü o sağlıklı olsaydı bile önümüzdeki iki maçta Celtics ve Hawks'a karşı galibiyet almaları çok zordu. Önemli olan Bosh'un, Pazar günü oynanacak Bulls ve sonraki Pistons-Knicks maçlarına yetişip yetişmeyeceği. Bu arada Raptors'a bir güzel haber de Chicago'dan geldi. Dün gece Bogut'suz Bucks'a yenilerek çok büyük bir fırsatı teptiler. Dün kazansalardı, Nets'i de %90 yeneceklerini düşünürsek, Raptors'ın önüne geçebilirlerdi.

Kısacası 8. playoff kontenjanı için çekişme tam gaz devam...



6 Nisan Programı

7 Nisan Çarşamba 02:00 / Toronto Raptors - Clevelad Cavaliers
7 Nisan Çarşamba 02:00 / Golden State Warriors - Washington Wizards
7 Nisan Çarşamba 02:00 / Detroit Pistons - Philadelphia 76'ers
7 Nisan Çarşamba 02:00 / Atlanta Hawks - Charlotte Bobcats
7 Nisan Çarşamba 02:30 / Boston Celtics - New York Knicks
7 Nisan Çarşamba 03:00 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Chicago Bulls
7 Nisan Çarşamba 03:00 / Houston Rockets - Memphis Grizzlies
7 Nisan Çarşamba 04:00 / Oklahoma City Thunder - Utah Jazz
7 Nisan Çarşamba 05:00 / San Antonio Spurs - Sacramento Kings

Raptors normal şartlar altında zaten bu maça "kaybettik" gözüyle bakıyordur. Kazanırlarsa büyük ve güzel bir sürpriz olur ama maalesef kazanmaları şart. Bulls geliyor adım adım.

Gecenin en önemli maçı NBA TV'de. İsim olarak Thunder-Jazz çok daha güzel dursa da, sonucunun önemi açısından bu maç daha kritik. Bulls, Bogut'un sakatlığını evinde çok iyi değerlendirmeli. Bugün Cavs'in de normal şartlar altında Raptors'ı yeneceği göz önüne alınırsa, Bulls galibiyeti Raptors'ı büyük stres altına sokar. İbreyi Bulls lehine bile çevirir. Bogut'suz bir Bucks'ı yenmeleri lazım içeride Noah'ın da yavaş yavaş formunu yükseltmesiyle. Her ne kadar Suns'a karşı Avustralyalı yokken kazanmış olsa da Bucks, bugün Bulls Suns gibi büyük bir boşvermişlikle oynamayacak, orası kesin. Ayrıca bu sezon kısa sürelerle de olsa pivot pozisyonunda izlediğimiz (hatta Dwight Howard'a karşı bile oynamıştı) Ersan'a Bogut'un sakatlığı biraz daha süre yaratacak. Skiles kısa 5 tercih ettiği zamanlar milli oyuncumuza pivotta süre vereceğini açıklamış.

Spurs'de Parker dönüyor, iyi haber. Gerçi son zamanlarda o yokken savunma birkaç kademe atlamıştı. Onun dönüşüyle umarım yine bir düşüş yaşanmaz rotasyonlarda.

6 Nisan 2010 Salı

Roko Ukic Röportajı

Gerçi röportaj demeye bin şahit ister. Starbucks'da oturuyordum, eşi ve kızıyla beraber gelip önümdeki masaya yerleştiler. Ben de kahvelerini içmelerini bekledikten sonra yanına gittim. Boş vaktini ailesiyle geçirmek istediğini bildiğimi özellikle belirterek bir NBA blog'u tuttuğumu ve mümkünse birkaç sorumu cevaplayıp cevaplayamayacağını sordum. Sağolsun kırmadı beni, masama oturdu. Sorular o anda direk ilk aklıma gelen şeyler oldu. Kusura bakmayın artık. Bilmeyenler için, elinde alçı vardı parmağındaki kırık nedeniyle, 3-4 hafta oynayamayacak.

Can - Öncelikle kontratın bu sezon sonuna kadar değil mi?
Ukic - Evet öyle gelecek sene için birşey belli değil.

C - Peki NBA'e dönmeyi düşünüyor musun?
U - Aslında evet ama bu pek çok şeye bağlı. Gidip 5 dakika almak istemiyorum, ben basketbol oynamak, parkede olmak istiyorum. 20 dakika civarında süre alabileceğim bir takım eğer beni isterse tabii ki seve seve NBA'e giderim. Burada yapacaklarım, elde edeceğim başarılar çok önemli.

C - Geçen senenin büyük bölümünde koçun Jay Triano'ydu onun sistemine uyuyor muydun? Mesela önceki 2008 sezonunda oldukça geniş bir rotasyon kullanan Mitchell kalsa daha çok dakika alır mıydın?
U - Sorun Jay'de değildi. Ben ilk senemden memnundum, 15 dakikaya yakın süreler alıyordum. Sorun asıl bu seneydi. Hiç dakika alamadım.

C - Bu biraz da Scott Skiles'ın aşırı disiplinli ve defanstaki yüksek beklentileri sebebiyle miydi sana göre?
U - Hayır Scott Skiles da gayet iyi bir koç. Ama NBA'de üçüncü oyun kurucuysan üçüncü oyun kurucusundur. Rotasyonda önündeki biri sakatlanmadıkça bunun değişmesi çok çok zordur. Dediğim gibi ben oynamak istiyordum. Gelecek sezonun sonuna kadar garanti kontratım vardı ama ben bu 1.5 seneyi öyle kenarda oturup sadece 5 dakika oyuna girerek geçirmek istemedim. Basketbol oynamak için o kontrattan vazgeçtim.

C - En fazla uyum sağlayacağını düşündüğün takım hangisi?
U - NBA'deki takımlar her sene o kadar çabuk değişiyorlar ki, bu konuda bir cevap vermem zor.
C - Peki şu anda hangisi diye sorsam?
U - Pek bu konu hakkında düşünmedim, benim süre alabileceğim bir takım olsun yeter, gerisi benim için önemli değil.

C - NBA'de, karşısında en fazla zorlandığın oyuncu hangisiydi?
U - Genellikle fiziklerini kullanan, güçlü oyunculara karşı oldukça zorlandım. Örnek olarak Felton, Billups ve Stuckey'i verebilirim. Onlara karşı oynamak zor çünkü sürekli üstüne gelip kontağı sağlıyorlar, seni yoruyorlar.

C - Peki karşında görünce memnun olduğun oyuncular?
U - Rose ve Parker gibi oyunculara karşı çok daha rahat ediyordum. Çünkü bunlar güçlerini kullanmak yerine hızlarıyla seni geçmeye çalışıyorlar.

C - Bir de en beğendiğin oyuncuyu sorayım.
U - Steve Nash. O da bir oyun kurucu benim gibi. NBA'de çok atletik oyuncular var ve genelde atletiklik çok ön planda. Ama o oyunu başka türlü oynuyor. Oyun görüşü, basketbol zekası üst seviyede. Pasları ve şutları harika. Oyunu incelikleriyle oynuyor.

C - Şut demişken, ben onun NBA'deki en iyi şuta sahip olduğunu düşünüyorum şu anda. Sen?
U - Belki en iyi değil ama kesinlikle en iyilerden biri. Çünkü çok fazla iyi şuta sahip oyuncu var, örnek vermek için bile oldukça fazla var.

U - (Eşi yavaştan hareketlenmeye başlıyor) Kusura bakma gitmemiz lazım.
C - Önemli değil, vakit ayırdığın için teşekkürler.
U - Birşey değil.


Ersan hakkındaki görüşünü ve bu sezonki NBA şampiyonu tahminini alamadım ama olsun ne yapalım. Burayı okuyacağı veya göreceği yok ama yine teşekkür edeyim kendisine buradan da.

Edit: Acelem olduğu için notlarımın içinden ufak parçaları atlamışım onları ekledim.

Arenas Hapisten Yırtamadı

Arenas'ın silah olaylarından sonra hapis cezası almadığını ve 30 gün klinikte geçireceğini yazmıştım. Ancak Arenas iki geceyi hapishanede geçirecekmiş. Bunun nedeni kliniğe sevkedilmeden önce sağlık kontrollerinin ve sınıflandırmasının yapılmasıymış. Bir diğer önemli nokta da "Normalde buraya girmen gerekiyordu ama kurtuldun, bir bak bakalım neye benziyor" mesajıymış.

Siciline "hapis cezası" diye işlenmedikçe Arenas hapiste kalacağı süre 2 gün yerine 15 gün bile olsa göbek atarak giderdi herhalde.

Günün En İyileri - 3 ve 4 Nisan

3 Nisan:

Link

Earl Clark atletik yeteneklerini gösteriyor. Josh Smith, Tyrus Thomas familyasından. Eric Gordon smaç yarışmasına girene kadar, smaç basmıyordu neredeyse. Şimdi ise 2-3 günde bir Top 10'a giriyor maşallah. Devin Harris kaybetmekten bıktığını gösteriyor, son iki ay içerisinde 3 veya 4. kere böyle takip bloğu koyuyor. Noah da aynı şekilde sakatlıktan döndüğünden beri üç ayrı kişiyi poster etti. Maxiell, Lopez, şimdi de Tyrus Thomas. Blok yemiyor resmen. Yi ise çok güzel yiyor be kardeşim. Okafor topu ağzına sokuyor resmen yüz yüze pozisyonda... Rose'un up and under turnikesi harikulade, topu o kadar geri çektikten sonra sayıyı bulabilmesi gerçekten büyük iş. 1 numarada ise Terrence Williams orta sahadan gelen pası tipliyor, inanılmaz zor bir pozisyon. Carter'ı hatırlattı bana, o daha da zordu.

4 Nisan:

Link

Of of ilk açıdan fazla anlaşılmıyor ama Duhon'un fake'iyle Butler hayalet topun peşinden gidiyor. Arkadan izleyiniz. Pas yerine kendisi atsa daha bile etkileyci olurmuş herhalde. Josh McRoberts neler yapıyor öyle? Bildiğimiz uzun forvet bu oyuncu yani, 2.08 boyunda. Omuz üzerinden bakmadan pas mı dersiniz, takip smacı mı dersiniz, dripling yaparken bel arkası bounce pas mı dersiniz? Yok artık Josh McRoberts... Ibaka'nın smacı güzel ama sonrasında Terry gibi jet uçuşu yapması paha biçilemez. LeBron'un topu Pierce'tan kaçırması ve Rondo'dan bir anda koparak vurduğu smaç elbette güzel. Livingston'ın turnikeye bayıldım, inanılmaz çabuk bir reverse yapıyor ve boynuna aldığı darbeye rağmen topu çevirerek bitiriyor. Carter'ın da parkta yürür gibi bir rahatlıkta 270 dereceye yakın bir smaç bastığını görüyoruz. Smaç yarışmasına girse hala rahatça kazanabilir gibi duruyor Carter.

2010 NCAA Champions - Duke


Link

Çok heyecanlı ve güzel bir maç oynanmış gece. Hayward iki kere şampiyonluğu getirecek şansı elde etmiş ancak şutlar girmeyince kazanan Duke olmuş. Özellikle son şut girse, Butler'ın zafer öyküsü herhalde tarihe kazınır, kimse tarafından da unutulmazdı.










5 Nisan Programı

6 Nisan Salı 04:15 (NTV Spor) / Duke - Butler

NCAA Finali... Duke elbette favori olarak çıkıyor. İki takımın arasında büyük farklar var. Tek bir örnek vereyim. Bir yerlerde Duke koçu Krzyzewski'nin 4 milyon dolar aldığını okumuştum bir aralar. Bugün öğrendim ki Butler'ın bu sezonki bütçesi 1.7 milyon dolarmış. Duke'unki ise 14 milyonmuş. Kısacası aralarında birazcık fark var. Butler kısıtlı imkanlar ve 33 yaşındaki koçu Stevens ile buralara geldi ve defanslarıyla bir sürpriz daha kovalayacaklar. Bu arada 33 yaşındaki koç demişken, Stevens'a önce NCAA'in önemli koçlarından Izzo, ardından da NCAA efsanesi Krzyzewski ile karşılaşmanın nasıl bir duygu olduğu sorulmuş ve şu yanıtı vermiş genç koç: "Onlar kitap yazıyorlar, ben de o kitapları okuyorum." Ama asıl güzel yanıt Koç K'dan gelmiş: "Ben Stevens'ınki için şimdiden ön siparişi verdim."

Butler kazanırsa Amerikan basınında çok büyük kahramanlık, başarı hikayeleri yazılacak. Hatta eminim birçok kişi içten içe Butler'ı destekliyor bu nedenle. Butler'ı 1, Duke'u üç buçuk kere izlemiş biri olarak bana yorum yapmak düşmez. Zaten maçı da izleyemeyeceğim. İyi seyirler diliyorum herkese.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Celtics Konsantre Olamıyor

Öncelikle kullandığım fotoğrafa bakmayın, elbette abartılı bir resim. Ama bu sezon zaman zaman bu durumlara düştüğünü gördük Celtics'in. Neyse yazıya başlayalım...

Bu sezon beklentileri karşılayamayan Celtics takımının pek çok problemi vardı. Sayacak olursak, öncelikle Garnett'in sakatlığı, sonra genel olarak takımın yaşlanmasını örnek gösterebiliriz. Ama en önemlisi hakkında kısa birşeyler yazmıştım. Dünkü Cavs maçını izlerken ekrana bir istatistik yansıdı ve bu konsantrasyon eksikliğini gözler önüne serdi, şuydu: Bu sezon 10 sayı veya daha fazla farkla öne geçtikten maç kaybetme... Şöyle sıralanıyor takımlar:

Memphis Grizzlies - 15
Boston Celtics - 13
Golden State Warriors - 13
Houston Rockets - 13


Televizyon kanalının bu istatistiği gösterme sebebi Celtics'in dün 20 civarı farkla öne geçmesine rağmen maçın bitimina birkaç dakika kala geri düşmesiydi (gerçi Cavs öne geçmeden önce gelmişti sanırım ama mantığı anladınız). Cavs de LeBron'un son hücumdaki yanlış seçimi olmasa, belki maçı kazanacaktı ama olmadı.

Öncelikle 13 rakamının Celtics için aşırı yüksek olduğunu düşünmeyen yoktur zannedersem. Ama bunu başka bir yolla gözler önüne sereyim: Celtics'in bu sezon kaybettiği toplam maç sayısı 28. Yani bunların yaklaşık yarısında rakibe karşı açık bir üstünlük kurduktan sonra maçı kaybetmişler.

Şimdi listede yer alan takımlara bakalım biraz. Bir kere hepsinin bir 'bahanesi' olduğunu görüyoruz. Nedir bu bahaneler? Mesela Grizzlies'in bench'inin ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. NBA'deki en zayıf yedeklere sahipler. İlk 5 oyuncuları farkı açsa da yedek oyuncular aynı tempoyu, verimliliği sürdüremiyor. Ayrıca dış oyunculardan başlayan ve Randolph'la süren bir savunma eksikliği var. Bu nedenle açılan fark kolay bir şekilde eriyebiliyor.

Warriors'ı açıklamama gerek bile olduğunu zannetmiyorum. Don Nelson ve Warriors diyorum sadece...

Rockets aslında net bir nedeni yok diyebiliriz. Evet eski Rockets yok sahada defansif olarak ve boyalı alanı hiç savunamıyorlar cüsseleri yetmiyor. Onun dışında hücumda da kısıtlı bir takımlardı en azından Kevin Martin gelene kadar - ki hala öyleler. Brooks'dan başka patlayıcı bir oyuncuları yoktu. Yani çektikleri sıkıntılar ve rakibin boyalı alandan bulduğu sayılar, yedikleri serileri anlatıyor sanki.

Peki ya Celtics? Nedir Celtics'in derdi? Onların üstte yazdığım takımlar gibi büyük eksikleri yok kesinlikle. Ligin birbirini en iyi tammalayan kadrolarından birine sahipler. O zaman problem nerede? Konsantrasyon evet. Tamam belki son iki senedir bütün ligin gözünü korkutan, dizlerinin bağını çözen Celtics yok bu sezon ama 10 ve daha fazla farkla öne geçtikleri 13 maçı kaybetmelerini ben konsantrasyondan başka birşeyle açıklayamıyorum. İki sezon önce olsa bu seneye oranla çok da az geri düşmüşlerdir eminim ki. Ama ligin en kötü takımlarına karşı bile büyük bir gazla maçlara çıktıkları ve ölüm kalım maçı gibi oynadıkları da bir gerçek. Bu sezon ise Rasheed'in gelişiyle (koçuyla da kavga etti sağolsun) ve yaşlılıkla beraber rakiplerin geriden gelmelerine fırsat çıkarıyorlar adeta. Tabii iki sezon önceki formlarında olmadıkları için de bu geri dönüşü durduramayıp maçları kaybedebiliyorlar. Playoff'larda bu havadan ne kadar sıyrılabilecekleri atlayacakları turları ve haliyle başarılarını belirleyecek.

Bir Ribaund Nelere Kadir


Link

Blatche neler neler yapmış 9 ribaundu varken ve triple double'a yaklaşmışken. Tabii burada bir kez daha 13 asistini övelim. Diyorum ya bu adamın yeteneği sorgulanmaz ama kafa yapısı sorgulanır. Kafa demişken dönelim dün gece neler yaptıklarına. Komedya şöyle başlıyor: Blatche, defansta tuttuğu Yi'yi hiç sallamadan ribaund kovalıyor ancak faul yapıyor. Bir çocuk gibi zıplamaya başlıyor "Ya ama bu haksızlık" modunda, sonra hakeme "Ne yaptım ki?" diyor. Ardından CDR'ın üçlüğünde Blatche ribaundun peşine düşmekte gecikince top Cartier Martin'in kucağına düşüyor o da refleks olarak tutuyor. Sonrası daha da komik, sanki büyük bir felaket olmuş gibi başını ellerinin arasına alıp "Allah'ım nasıl olur bu?" triplerine giriyor. Bu da yetmiyor McGee'nin serbest atışları sırasında Yi'ye açık açık "İkinci atış kaçarsa ribaundu bıraksana" diyor ama reddediliyor. Zaten normalde oldukça kötü yüzdeyle serbest atış atan McGee ikisini de sokuyor. "Ulan git önce takım arkadaşına kaçırmasını söyle" diyesim geldi burada =) Her neyse son saniyelerde de Devin Harris'in arkasından "Acaba turnikeyi kaçırır mı?" diyerekten son sürat koşuyor. Yetmiyor 4 saniyede rakip sahaya geçip şut kaçırıp ribaund almaya çabalıyor. Ama hepsi BOŞA... Oh olsun diyorum buradan. Neden?

Buradan Blatche'e iki soru yöneltiyorum soruyorum.

1) Maç 97-95 olsa, Devin Harris öyle turnikeye gidiyor olsa senin gibi vurdumduymaz bir adam, defansta da iki takım arkadaşını görünce o şekilde koşar mı?
2) 16 maç üst üste yenildiğinizde hangi maçın ardından, Martin'in ribaundu aldığı sırada üzüldüğün kadar üzüldün?

Başka sorum yok hakim bey... Bir daha söylüyorum "Oh olsun!"

Ama şunu da söyleyeyim, en azından gülerek, sempatik bir şekilde yapıyor bunları Blatche ve videoyu izleyenleri eğlendirmeyi, güldürmeyi başarıyor. Öyle Ricky Davis gibi kendi potasında turnike kaçırıp ribaundunu almıyor. Yine de Blatche'in son 4 saniyede rakip potaya öyle haldır huldur gitmesi de herşeyin üstüne sos oluyor.

Videoyu paylaşan kskhytr'a teşekkürler.

Cleveland Cavaliers - Boston Celtics (LeBron Salladı Ama Yıkamadı)

Maçı izleyip uzunca yazdığım için günün notlarından ayırmak istedim. Aradığınız oysa eğer tık.

Gecenin doğudaki mesaj maçına iki takım da beklenenden iyi hücum performanslarıyla başladı. Celtics, ilk çeyrekte Ray Allen’ın önderliğinde 33 sayı atarken Cleveland’ın da 8’ini Mo Williams’ın attığı 24 sayısı vardı. İki takım da skorlu başlıyorum tabii ama bunlardan savunmada ve hücumda sorun yaşamayanı Boston’dı. Lebron asiste yönelik oynasa da şutlarında hiç isabet bulmadı ve inatla şuta yönelik oynadı. İkinci çeyrekte de ne James ne Jamison istedikleri performansı veremeyince Cavs hücumu tıkanıp kaldı. Hücumda ekstra katkı veren tek isim Ilgauskas’tı, ayrıca kendisi ilk yarıda Boston’lıların rahatça skor ürettikleri pota altını da kapattı ancak Boston’ın yine ilk yarıdaki kadar iyi skor üretmesi farkın iyice açılmasına neden oldu. Hickson’ın top kaybından sonra oyun süresini topu almayarak bekleten Rondo’nun üstüne gidilmeyince o da üçlükle kapadı ilk yarıyı ve skoru 64-49’a getirdi. İlk yarıda tam skorun belirttiği şekilde bir Celtics üstünlüğü vardı diyebilirim. Savunmada hiç kendi kimliklerini yansıtamadılar ve hücumda da Celtics’e karşı çok zorlandılar. Jamison şutlarında ve serbest atışlarında iyi bir isabet oranı sağlayamadı. Genelde hareketliliğiyle rakibinin canını yakan Hickson da aynı olanağı bu maçta hiç bulamayınca şuttan başka şey deneyemedi. Doğal olarak izlerken bu üstünlüğe hiç şaşırmadım. Bir tek Ray Allen’ın şut performansı her maçta aynı olmayabilir ancak o da Cleveland savunmasının uyumadığı anlamına gelmiyor.

Üçüncü çeyreğe tüm o farka rağmen iyi hücum ederek başlayan ekip yine Celtics oldu. Maç bir süre daha ilk yarıdaki gibi seyretti, ta ki Mike Brown sinirlenip iki teknik faul alana kadar. Daha sonra gördük ki Mo Williams faul olduğu şeklinde itirazda bulunup teknik faul alınca bu kadar sinirlenmiş ama ben orada “maçın devamını görmek istemedi herhalde” diye düşünmüştüm.
Birkaç dakika sonra Rasheed de zıvanadan çıkıp hakeme adeta teknik faul için yalvarırcasına itiraz etti. Tek teknik faulle yetindiğine mutlu olmasa gerek, itirazlarını daha da arttırdı. Kenardan Doc Rivers onu oyunda tutmak istediği için sakinleştirmeye uğraşsa da Wallace ona da bağırdı, Rivers da kenara aldı doğal olarak. Ve tahmin edersiniz ki Wallace kenara yürürken de susmadı. Böyle kuru kuru anlatılmaz tabii, aşağıdaki videodan maçı kaçıranlar yaşananları tekrar görebilir:


Link

Ancak maçın son çeyreğinin hikayesini LeBron yazdı. Zaten sezon boyunca önemli maçların son çeyreklerinde nasıl oynadığını biliyoruz ama bu apayrıydı. Ilgauskas’ın faul yaptığı pozisyona (bana göre) gereksiz şekilde itiraz ederek teknik faul aldıktan sonra eline aldığı her topta bir tank edasıyla potaya giderek hıncını oradan çıkardı. İşin kötüsü tüm Boston oyuncuları onun ne yapacağını biliyordu ancak hiçbir şekilde durduramadılar. Karşısına kim çıkarsa LeBron önünde sürükleyip potaya kadar götürdü. Ben bu şekilde gitse de Celtics artık maçı vermez buradan diyordum ama Cleveland savunması da rayına oturunca ne olduğunu anlamadan Cleveland üstünlüğü yakaladı.

Farkın azaldığı bölümde şut bile kullanamayan Ray Allen’ın üçlüğüyle Celtics taraftarı rahatlasa da hakemler Anthony Parker’ın kaçan üçlüğünde ribaundu alan Tony Allen’ı, topa potanın üstünde müdahale etmiş olarak görünce Cleveland üç sayı daha kazandı. Tekrarını görünce anladık ki karar yanlışmış ama o pozisyonda Parker’a da ufak bir faul yapılıyor. Hakemler doğru kararı çalmayıp yanlış karara düdük çıkarmış yani. Eğrisi doğrusunu bulmuş oldu. Bir sonraki pozisyonda Tony Allen, Rondo’nun güzel pasını sayıya çevirince fark tekrar 3’e yükseldi ve sahanın diğer tarafında Celtics, LeBron’a taktik faul yapmayı seçti. LeBron’un tekini kaçırdığı serbest atışlara Paul Pierce da 2’de 1’le karşılık verince fark değişmedi. Boston’lı oyuncular LeBron’a bir faul daha yaptılar, LeBron bunların yine birinde isabet bulabildi ancak kaçan serbest atışta ribaund mücadelesine giren Perkins’e faul yapılınca ikisini de kaçırdı genç pivot ve topu alan LeBron, pozisyonda 2’ye 2 hızlı hücuma çıkarken ve çembere rahatlıkla gidebilecekken çok çok yanlış bir kararla üçlük atmayı seçince ve isabet bulamayınca maçı kazanan ekip Celtics oldu. Deplasman takımları zaman zaman maçı kazanmak ister bu tip son saniye toplarında, uzatmaya giderse "Ev sahibi takım avantajlı olabilir" diye. Ama LeBron’un bu son üçlüğü denemeden önce maçta çizginin gerisinden 8 denemesinde hiç isabet bulamadığını ve normalde de yüksek yüzdeyle atan bir isim olmadığını belirtmek lazım.