BIY AD

Magic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Magic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2011 Cuma

Üçlükle Yaşayan Üçlükle Ölür

Bu sabaha karşı Hawks, Magic'i zor da olsa yenerek seriyi 4-2'ye getirdi ve doğu yarı finaline çıktı. Benim için ilk turun en büyük sürprizlerinden biri oldu. Yani ilk 4 maç sonunda belliydi zaten, bugünkü sonuca şaşırmadım. Seri öncesi beklentim Magic'in rahat bir şekilde 4-2 veya 4-1 gibi bir skorla Hawks'u eleyeceği yönündeydi. Ama tabii Magic'in bu derece formsuz olacağını tahmin etmemiştim.

İlk yarısında müthiş bir seri yakaladığı ve üçlükler bularak rahat kazandığı 5. maçı saymazsak, Magic geri kalan beş karşılaşmada %22 ile üçlük attı sadece. Sezon boyunca yanılmıyorsam %38 civarında idiler. Böyle bir düşüşü kimse beklemiyordu. Atlanta'nın kazanmasını bekleyen azınlık da sezon içindeki 4 maça güveniyordu genel olarak. Belki Magic'in üst seviyede olmaması da etkendi ama %22 apayrı bir boyut. Hele Magic'in ilk maç hariç geri kalan hepsini sadece 3 farkla kaybettiğini göz önüne alırsak, 1 üçlüğün bile ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Atlanta hiç mi doğru bir şey yapmadı peki Magic'i bu kadar kötü şut atmaya zorlamak için? Yapmaz olur mu canım. Daha önce de yazdığım gibi Howard'a yardım getirmeyerek şutörlerin başına dikti savunmacılarını Larry Drew. Tabii Howard öyle 48 dakika boyunca bire bir tutulabilecek bir oyuncu değil, illa ki yardım geldi ama Magic bu boş üçlükleri bir türlü değerlendiremedi yukarıda verdiğim istatistikten anlayabileceğiniz üzere. Ayrıca Jamal Crawford'a değinmem lazım. Kendisi her ne kadar kendini yere atarak 4 sayılık oyun rekorunu kırdıysa ve bunu Magic serisinde devam ettirdiyse de, harika oynadığının altını çizmeliyim. Neredeyse %50 isabetle üçlük attı seri boyunca ve Magic bench'inin toplam verdiği katının 2 katını tek başına Hawks'a verdi.

Bu arada boş üçlüklerden bahsediyordum ya yukarıda. Bu sabaha karşı yine Magic'i yakan bu atışlar oldu. 3 sayı farkla Hawks öndeyken, Redick 5 saniye kala birkaç metre etrafında Hawks oyuncusu yokken üçlüğü kaçırdı. Gerçi zaten kendisi NBA'deki saf şutörlerin başında gelmesine rağmen, seriyi %6 üçlük isabet oranıyla tamamladı. Bunda playoff öncesi sakatlıktan henüz yeni çıkmasının önemi büyüktü. Neyse efendim, Redick'in kaçırdığı şuta rağmen Horford ribaundu alırken çizgiye basınca top yine Magic'e geçti. Bu sefer de rezalet bir playoff geçiren Hidayet sahneye çıktı. Bildiğim kadarıyla takımının molası olmasına rağmen, topu oyuna sokmakta inat etti ve çok zor pozisyondaki J-Rich'e verdi pası. O da üçlüğü sallarken bloğu yedi. Maça çok kötü başlamıştı, zannedersem 7'de 0 isabetle, ardından 6'da 5 ile devam etti ve savunmada da Josh Smith ile müthiş savaştı ama işte şu sondaki pas olmadı be Hedo... Bir laf da Van Gundy'e etmek lazım. Yahu be adam, 1.5 saniye kala sana üçlük lazım. Kenardan topu Hidayet ile oyuna sokuyorsun iyi güzel. Peki Dwight Howard'ın ne işi var parkede? Yanlış hatırlamıyorsam doğru düzgün perde de kullanmadılar bu son pozisyonda. Valla anlam veremedim.

Sonuç olarak Hawks geçen sezon kendilerini rezil eden Magic'i erkenden tatile çıkmaya zorladı... Artık bundan sonra Dwight Howard Magic'te kalacak mı kalmayacak mı tartışmaları başlayacak. Takımın bu halini gördükten sonra, kendisini biraz yalnız hissetmiştir eminim ki. Takasını zorlayacak bir koz var elinde, çünkü gelecek sezon serbest kalacak ve Magic onu bir hiç karşılığında elinden kaçırabilir. İnternet aleminde Lakers'ın Dwight için Odom ve Bynum'ı verebileceği şimdiden yazılmaya başlandı. Dwight, Gasol, Kobe üçlüsü yani, bir titredim şimdiden...

Hawks'un Bulls ile olan eşleşmesini yarın gece veya Pazar gündüz daha uzunca yazarım ama Hinrich bugün sakatlanarak oyundan çıktı ve muhtemelen 1 hafta kaçıracaktır. Onun yokluğunda Rose'u savunacak kimse yok Hawks'da, aslında Hinrich olsa da Rose durmaz. Hawks'un bir avantajı var, Magic'e karşı zaman zaman içeri gömüldüler ve Magic bunu şaşırtıcı bir şekilde değerlendiremedi. Eğer içeri gömülürlerse Pacers gibi, onlar Bulls'u daha çok zorlayabilirler. Çünkü Bulls'da Korver hariç üçlük atabilecek kimse yok güvenilir...

24 Nisan 2011 Pazar

J-Rich ve Zaza Cezalı (Seriye Kısa Bir Bakış)


Link

Hawks 4. maçı biraz bala da olsa kazanmayı başardı. Bal ne diye soracak olursanız önce videoyu izleyin derim. İzlemeye üşenenlere de yazayım, fark 1, maçın bitimine 6, şut saatinin dolmasına 1 saniye kala Jamal Crawford, zorlama bir üçlük kullanıyor çok uzaklardan. Ve şansı yaver gidiyor, top panyalı bir şekilde basket oluyor. Fark 4'e çıkıyor maç da haliyle sona eriyor. Bu arada maçı izlemeyenler bilemez ama Hidayet çok kötü şut performansının yanı sıra Crawford'ın şutundan önce verdiği kötü bir kararla maçın Hawks'a gitmesine katkıda bulundu. Hawks basketinden sonra skor eşitlenince Van Gundy mola almıştı ve muhtemelen oyuncularına "30. saniyeden önce topu kullanalım, onlar sayı atsa da ikinci bir hücum şansımız olsun" demişti. Ancak hücumda Hidayet topu elinde fazla tutunca, saatte 30 saniye kaldığını görüp acele bir şekilde Horford'ın üzerinden üçlük denedi. Haliyle çok kötü bir şuttu bu ve top Hawks'a geçti. Sonrasında ise yukarı anlattığım gibi Crawford balı aktı.

Bir de şu kavgaya değineyim J-Rich ile Zaza arasındaki. En başta Zaza'nın niye sinirlendiğini anlamamıştım sonra tekrarda Dwight Howard'ın dirseğini gördüm. Zaten teknik faul aldı bu dirsek yüzünden. Ancak ardından Howard'ı korumak isteyen J-Rich ile Zaza'nın tartışması tatsızdı. Zaza'nın belki de NBA'de tutunmasını sağlayan inatçı, hafiften pislik yönünü gördük yine, bu sayede J-Rich'i oyundan attırmayı başardı kendisiyle beraber ve 4. maçta ikisi de cezalı şimdi.

Bu gece 4. maç oynanacak. Peki Magic nasıl kazanır bu maçı ve seriyi dengeye getirir? Şut atmaları lazım şut. Evet belki Larry Drew'ın Howard'ı bire bir savunup geri kalan oyunculara savunmacılarını yapıştırması şut imkanlarını sınırlıyor ama istatistiklerin gösterdiği şeyler apayrı boyutlarda. Dwight Howard'ı çıkarınca Magic'in şut yüzdesi %33'e düşüyor bu seride. Ayıptır yahu şu adamın üstüne bindirdiğiniz yük. İçeriden o kadar savaşıyor, 4 ayrı uzuna 20 faul aldırıyor, ortalama 35 sayı atıyor maç başına, sonra diğer Magic oyuncuları çıkıp %33 ile şut atıyorlar. Üçlükte de %25'te mi ne kalmış durumdalar. Denemelerin bazılarında savunmacılar yakında olduğu için kaçırıyor olabilirler ama 3 maçın çok büyük çoğunluğunu izledim, boş atışları da gayet istikrarlı bir şekilde kaçırıyor Magic. Formsuzluğun dibine vurmuş durumdalar. Buna Hidayet de dahil...

Şimdi J-Rich'siz deplasmanda kazanabilecekler mi bilmiyorum. Gerçekten çok zor işleri. Aslında J-Rich %30 ile sadece 9 sayı atıyordu maç başına. Sistem yeterince iyi işlemeyince, kendi şutunu rahatlıkla yaratamadığı için J-Rich de çok ağır bir travma geçiriyor... Ama şimdi Q-Rich'i koyacaklar onun yerine savunmada Joe Johnson'ı rahatsız edecektir biraz daha. O açıdan aslında yeni bir soluk getirebilir Magic savunmasına Q. Tabii kenardan gelecek Redick'ten ve SVG'nin güvenip güvenmeyeceği muallakta olan Arenas'tan ekstra katkı gerekecek hücumda bu gece. Atlanta'da ise Jason Collins, Thomas ve Powell'a biraz daha fazla iş düşecek ama Zaza mı, J-Rich mi daha önemli takımı için diye sorarsak, cevabını tartışmaya bile gerek yok herhalde. Her ne kadar J-Rich anlattığım gibi rezalet bir seri geçiriyor olsa da...

23 Nisan 2011 Cumartesi

Bu Paralar Nereye Gidiyor!

Sana sana sana hepinize be... Hababam sınıfının unutlmaz repliğiyle yazıya başlamak istedim fakat bu sorunun muhattabı sadece Magic yönetimi... Efendim geçtiğimiz günlerde açıklanan verilere göre Orlando Magic, yıllık ortalama 6,367,114 $ ile tüm dünya takımları arasında -ki bu takımların içerisinde futbol, basketbol, beyzbol vs tüm spor dallarından ekipler mevcut- oyuncularına en fazla maaş ödeyen beşinci ekip. Magic'in önünde olan 4 takım ise İspanyol futbol takımları Real Madrid ve Barcelona, MLB'den New York Yankees ve NBA'den Los Angeles Lakers.

Bu noktada Magic bu takımların arasında başarısızlığıyla öyle bir sırıtıyor ki... Uzun uzun futbol yorumuna girmek istemiyorum zaten futbolla biraz ilgili olanlar şu anda dünyadaki en iyi 2 kulübün Barcelona ve Real Madrid olduğunu bilirler -zaten takımlarından en çok para kazanan oyuncular da Messi ile Ronaldo ve bu 2 oyuncu da aldıkları maaşı sonuna kadar hakediyorlar-. Bu takımlar aynı zamanda önümüzdeki hafta Şampiyonlar Ligi yarı finalinde karşılaşacaklar ve içlerinden birinin bu sezon en büyük kupayı kaldırma olasılığı hayli fazla diyebilirim. Beyzbolla çok yakından ilgilenen biri değilim fakat New York Yankees'in ne kadar başarılı bir takım olduğunu anlatmaya gerek yok. Yanlış hatırlamıyorsam 2 sene önce şampiyon olmuşlardı ve yine yanlış hatırlamıyorsam dünya üzerinde en çok tanınan takım da kendileriydi. Lakers ise son 3 sezonun finalisti ve son 2 sezonun NBA şampiyonu. Bu takımların arasında Magic isminin olmasınının tek nedeni tamamen felaket yönetilmeleri.

Magic'in 2 sene evvel yaptıkları NBA finalini küçümsemiyorum fakat diğer takımlarla kıyaslamak da ayıp olur. Şimdi bakıyorum salerylerine, öyle yakın zamanda toparlanabilecek gibi de durmuyorlar. Hidayet'in 1 yılı opsiyonlu 3 yıllık -senelik 11 milyon dolar civarı- Arenas'ın yine aynı şekilde 3 yıllık -senelik 20 milyon dolar civarı- Jameer'in 2 yıllık -senelik 7 milyon civarı- müthiş! kontratlarına sahipler ve bu kontratlardan da kolay kurtulamazlar. Bu oyuncuların hemen hemen tamamı ligde üzerlerine takım kurulmak bir kenara doğru takımda etkili olabilecek oyuncular bile değil bana kalırsa. Zaten öyle olsalar, bu oyuncular için en doğru ekiplerden biri olan Magic şu anda Hawks karşısında playofflarda geride olmazdı.

17 Nisan 2011 Pazar

İlk Sürpriz Atlanta'dan: 103-93

Dün gece ana olarak izlediğim 2 maçtan biriydi Hawks-Magic mücadelesi. Şaşırtıcı bir şekilde deplasmanda ilk maçı kazanmayı başardı Hawks. Hem de Howard 23'te 16 isabetle 46 sayı üretmesine rağmen. Peki nasıl oldu da yenildi Magic bu durumda? Üç ana nedeni var.

Öncelikle Magic'in savunması beklenilen seviyenin altındaydı. Daha doğrusu Hawks hücumda biraz ballı günündeydi. Boyalı alandan pek sayı üretmeseler de, orta mesafeden son derece yüksek bir yüzdeyle şut attılar. Hatta bunların bir çoğu zor pozisyonda, yarı el üzerinden bulunan şutlardı. Yarı el neyin nesi peki? Yani bir Kobe gibi ağzınızın içinde savunmanın eli varken atılan şut var, bir de savunmacı 1 adım ama sadece 1 adım uzaktayken kaldırıp atılan şut var. İkisi de teknik olarak el üzerinden ama ikincisi haliyle biraz daha kolay. Ama yine de bu tarz seçimlerle %55'e yakın bir şut yüzdesi yakalanamaz koca bir seri boyunca. Daha doğrusu normalde yakalanmamalı. O yüzden Hawks'un "Biz bir daha 100 sayıyı geçeriz" diye düşünmek yerine, Magic'i 90 ve altında tutmaya çaba göstermesi lazım yeniden. 90 ve altı demişken diğer nedene geldik.

Magic niye 93 sayıda kaldı? Hem de Howard coşmuşken. Nedeni belli. Howard 46, geri kalan 8 kişi 47 sayı üretti. Hele üçüncü çeyrekte 18 civarı sayı üreten, maçın geri kalanında uyuyan Nelson'ın 27 sayısını da çıkarırsak, 7 oyuncudan 20 sayı geldiğini görüyoruz Magic'te. Bu şekilde playoff değil normal sezon maçı kazanılırsa bile, maçtan sonra parkede göbek atar oyuncular. Howard'ı birebir tutup, hiç yardım getirmeyerek, kalan şutörlerin başına yapıştırdı savunmacılarını Larry Drew. Howard savunmacılarını dağıtsa, yerle bir etse de yardım sadece birkaç kez geldi maç boyunca. Yukarıdaki fotoğrafı komik olduğu için koydum, yoksa maç içinde nadiren gördük bu çullanmayı. Sonuçta Drew'ın taktiği oldukça iyi tuttu, Magic'in adeta kilitlendiğini gördük. Popovich'in Suns'a, Rivers'ın Magic'e karşı uyguladığı bir taktikti bu. Çok güzel uygulamaya koydu Hawks. Bu noktada Hidayet'in devreye girip takım arkadaşlarına pozisyon hazırlaması gerekiyordu. Howard ile pick and roll veya Anderson ile pick and pop oynaması halinde çok daha rahat şut imkanı bulabilirdi Magic. Ama Hedo çok silik bir maç geçirdi... Hatta eline gelen bomboş şut imkanlarını da geri çevirdi, adeta sayı atmak istemiyordu. Belki de maçın başında zaten sakat olan dirseğinin üstüne düşmesi, şutuna olan güvenini sarsmıştır bilemeyeceğim. Ama tek bildiğim şey, Magic'in şutörlerine boş üçlük imkanı tanıması gerekiyor. Gece hiç mi boş şut kullanmadılar peki? Eh mal değiller canım, elbette buldular birkaç boş şut imkanı ama onlar da girmedi. Kısacası Magic hiç gününde değildi Howard ve Nelson hariç. Nelson da yukarıda belirttiğim gibi üçüncü çeyrekte kıpırdandı sadece. Yani Hidayet'in yaratıcılığıyla ve takım halinde topun daha hızlı kanat değiştirmesini sağlayarak pozisyon bulmaları lazım.

Son olarak da Magic'in top kayıplarını kısması lazım. Howard bol keseden dağıttı mesela bugün eline gelen topları, tam 8 kere rakibe teslim etti. Takım halinde toplam 18 kere top kaybettiler ki bugün maç yapan 8 takım içinde en yüksek rakam bu. Karşıda deli gibi topa baskı yapan bir takım olsa hadi neyse ama Arenas topu elinden kaçırır, Nelson ve Hedo topu Howard'a indirirken dağa taşa atar, Howard, Duncan gibi fundamental uzmanı olduğunu zannederken gelen yardımlar sonrası topu elnden kaçırır... Böyle hücum edilmez yani.

Kısacası Stan Van Gundy, savunmayı biraz uyarırken, hücumda Hedo ve J-Rich'i nasıl daha fazla oyuna sokabileceğini düşünmeli, bunun yollarını bulmalı.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Magic - Hawks Değerlendirmesi

Magic 4 - Hawks 1

Doğu'nun bana göre bir başka kolay eşleşmesi. Dwight Howard ve arkadaşlarına karşı, vurdumduymazlar takımı. Atlanta Hawks kadar dengesiz, maça çıkarken oynamak isteyip istemediklerini tahmin edemeyeceğiniz bir takım daha bulamazsınız NBA'de herhalde. Takılıyorlar ya kendi çaplarında. Woodson gitti, Drew geldi ne farketti? Aynı tas aynı hamam. Öteki tarafta geçen sezon playofflar'da 4 maçta toplam 101 sayı fark atarak onları eleyen Magic...

Hawks'ta tek Bibby-Hinrich değişikliği oldu. Tabii ki savunmada sınıf atladılar böylece oyun kurucu pozisyonunda ama asıl problem Nelson değil ki, Dwight ve diğerleri. Özellikle de Dwight. Magic'i durdurmak için öncelikle Howard'ı bire bir savunmalısınız çünkü her hücum ondan başlıyor. Horford'dan bunu beklemek haksızlık olur. Geriye Collins kalıyor, tamam onun olayı savunma ama Collins'e bir maçta 15 dakikadan fazla vermek de ihtihar gibi bir şey oluyor hücumda sıfırın altında çünkü kendisi. Yani hani Perkins'e yakın bir savunma yapsa katlanılır da, Collins ile bu işin olacağını pek inanmıyorum. Kendini çok yere atıyor çünkü, başka türlü savunamıyor. Playoff'ta öyle ucuz hücum fauller çalınacağını sanmıyorum Dwight Howard'a karşı.

Magic Arenas, Hedo ve J-Rich takasları sonrası kıpırdanır gibi olsa da, daha sonra inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Vince Carter ile şampiyonluğun yalan olduğu belli olmuştu, ben takaslardan sonra onlar adına ümitlenmiştim ama bu halde de şampiyonluk için bir iddiaları yok. Özellikle Arenas'ın sezon ilerledikçe kendini bulacağını düşünmüştüm ama şu anda basketbol hayatı bitmiş gibi oynuyor kendisi... O yüzden Magic'in yarı finali geçebileceğini düşünmüyorum henüz, Hawks karşısında da Howard ve şutörler sayesinde rahat bir seri çıkaracaklardır. Hawks'un geçen seneden farklı olarak 1 maç kazanacağını düşünüyorum. Çünkü dediğim gibi hem Magic beklediğim seviyede değil. Belki çok kötü şut atarlarsa 2 maç verebilirler ama zannetmiyorum.


7 Nisan 2011 Perşembe

Howard Playofflar'da Ne Yapacak?

Dwight Howard hatırlarsanız bu sezonun başlarında 10 saniye boyunca serbest atış kullanmadığı için bu hakkını kaybetmişti. Dün yine aynı harekete imza attı ve serbest atış kullanmayarak topu rakibe verdi. Üstüne de 18. teknik faulünü aldı. Bu da 1 maçlık ceza demek. Tabii ki Bulls ve Thibodeau'nun işine yaradı bu olay. Çünkü Magic sonraki maçını Bulls ile yapıyor ve Bulls da hala Spurs'den NBA 1.'liğini almayı planlıyor. Lakers'ın önünde bitirecek olmaları asıl önemli konu olsa da, Spurs'ün de finale çıkma ihtimali yok değil. Şansları varken zorlayacaklardır o yüzden onların da önüne geçmeyi.

Ama Howard'a dönelim. Arkadaşım bu nedir ya? 18 tane teknik faul. Rasheed Wallace bıraktı, sen coştun iyice. Peki iş ciddiye bindiği zaman Howard kendisini tutmayı başarabilecek mi? Playofflar'da yanlış hatırlamıyorsam 7 teknik faulden sonra bir maç ceza alıyordun. Hadi diyelim Hawks'u elediniz yarı finalde Bulls'a karşı bir maç ceza aldın. Ne olacak o zaman? Ama bence Magic'in çok da fazla korkacak bir şeyi yok bu konuda.

Çünkü olay esasında Howard'dan çok hakemlere bağlı. Playofflar'da bu kadar kolay teknik faul çalabileceklerini zannetmiyorum. Zaten maçlar ilerledikçe bu 'oyuna saygı' kurallarını mümkün olduğunca esnettiler. Ama tabii playofflar normal sezona benzemiyor, fauller de çok daha sert oluyor. Dwight Howard her zaman yaptığı gibi ufaktan dirseklerini gösterirse rakiplerine, NBA cezasını kesecektir. İki sezon önce Dalembert'e attığı dirsek yüzünden bir maç ceza almıştı zira kendisi. Yani teknik faullerden yana çok sıkıntısı olacağını düşünmüyorum ama her zaman sinirlenip maç cezası alması gibi bir ihtimal var. Eh takımın %50'sini oluşturan Howard'ın ceza alması da korkunç bir durum Magic için. O yüzden kendisini tutmayı bilmeli Howard, her ne kadar hakemler teknik faulleri daha az çalacak olsalar da.

Şu 10 saniye olayı ise playofflar'da hiç konu bile edilmeyecektir bence. 15 saniyeye falan uzatmadıkça bir oyuncu, kolay kolay çalınacağını zannetmiyorum. Bir sayı farkla biten maçta şu düdüğün sonuca etki ettiğini düşünsenize... Çok saçma. Bu zaten özellikle 20-30 saniyelere çıkan ve oyunu soğutmak, rakibi baymak amacında olan oyunculara karşı konulmuş bir kural. İnternetteki maç özetlerinde gözükmüyor ama ben maçta gördükten sonra geri sarıp saydım, 9 saniyede çalıyor hakem düdüğü. Artık saçmalığın daniskası...

24 Mart 2011 Perşembe

Playoff Sonuna Kadar Sakallar Fora

Magic oyuncuları birlik ve beraberlik içinde olduklarını göstermek amacıyla, ortak bir paydada birleşmek için playoff sonuna dek sakallarını uzatma kararı almış. Onların bu kararı alma yolundaki alternatif fikirleri reddetmeleri kısmı ise oldukça eğlenceli olmuş.

Howard'ın açıklamaları şu şekilde: "Tüm takım olarak bütünleşmek için bir şeyler yapmayı düşünüyor ve olasılıklar üzerinde konuşuyorduk. İlk olarak saçlarımızı tamamen kazıtmayı düşündük. Fakat bu bazılarımız için -benim için- çok da güzel bi tercih olmazdı. Daha sonra takım halinde saçlarımızı uzatmayı düşündük. Fakat birçok oyuncunun kafası kelken bunu nasıl yapabilirdik ki... Gerçekçi olup bu fikirden vazgeçtik. Kafasının birçok yeri kel fakat bazı yerlerinde uzun saçlar olan adamlar gerçekten komik görünürdü. Sakal ise ortak olarak gidebileceğimiz tek yoldu ve playoff sonuna kadar sakallarımızı uzatmaya karar verdik." Quentin Richardson'da bu durumun çok eğlenceli olduğundan bahsetmiş ve takım içinde birliktelik olacağını belirtmiş.

Bana göre bir takımın tüm oyuncularını ortak paydada birleştirme düşüncesi kulağa hoş geliyor. Sonuçta milyon dolarlık adamlar ve birçok yıldız egosu yüzünden bu tür işlere girmek istemeyebilir. Fakat biz Howard'ın nasıl eğlenceli biri olduğunu ve görünüşünü çok da kafaya takmayacağını biliyoruz. Sakal uzatma konusunda ise onlara tecrübeleriyle yardımcı olabilecek Arenas gibi bir liderlere sahipler. Sezon sonuna kadar oyuncuların suratlarındaki değişimi izlemek oldukça keyifli olacak.

12 Mart 2011 Cumartesi

Yağmur Gibi Yağdı

Basketbolda yağmur gibi ne yağar? Üçlükler. Sabahın erken saatlerinde biten Magic-Warriors maçında öyle bir tempo ve üçlük yağmuru vardı ki, seyirciler mest oldu. Zaten Oaklandlılar NBA'in en ateşli seyircileri arasında, eh hele bir de 20 sayı geriden gelip uzatma sonunda Magic'i yenince daha bir coştular. Ama dedim ya asıl konumuz üçlüklerdi. Yok böyle bir maç yani. İki takım toplamda tam 36 tane üçlük isabeti bularak NBA rekoruna imza attılar. Orlando'da J-Rich, Golden State'te Monta ve Wright herhalde gözlerini kapayıp, hook-shot ile üçlük atmaya başlsalar o şekilde bile atacaklardı. İnanılmazdı. Warriors takımı 35'te 21 isabet ile ısındıkları zaman neler yapabileceklerini gösterdi. Biraz Magic'in rahat savunması da bu rakama ulaşmalarını sağladı. Yahu adamlar atıyor işte görüyorsun, hala niye içeri gömülüyorsunuz? Lafım başta Q-Rich ve J-Rich olmak üzere bütün Magic oyuncularına. Gerekli, gereksiz devamlı yardıma giden, dışarıda adamlarını bomboş bırakan bir savunma yaptı Magic. Hakettikleri bir yenilgi aldılar diyebilirim bu yüzden. Hele bir de uzatmanın sonunda J-Rich'in kaçırdığı serbest atışları ve Nelson'ın göz göre göre hücum yaptığı hücum faulü düşününce... Evet baya baya hakettiler yenilmeyi. Hidayet'in mükemmele yakın performansına da yazık oldu diyebilirim. Maçı çok akıllıca bir fake sonrası uzatmaya götürdü ama yetmedi işte...

Bu arada uzatmaya gittiği için çok da etkileyici durmuyor belki 36 üçlük (özellikle uzatmada yanlış hatırlamıyorsam 8 ekstra isabet bulduklarını düşünürsek) ama bundan önceki rekor da 32'ydi ve o Sonics-Suns maçı 2 uzatmaya gitmişti. Hani şu Ray Allen'ın, eşitlik varken son saniyede 8-9 metreden attığı üçlükle Sonics'e kazandırdığı maç. Dün gibi hatırlıyorum. Hey gidi hey, o zamanlar nasıl da fazla perdeye ihtiyaç duymadan kalkıp savunmacısının üzerinde çatır çatır atıyordu üçlükleri. Aman yine abuk subuk farklı konulara girmeden kapayayım yazıyı. Kısacası muhteşem bir maçtı Magic-Warriors mücadelesi. Böyle şut performansı kolay kolay bulamazsınız yani. League Pass'iniz varsa açın izleyin derim şöyle cips-kola eşliğinde...

5 Mart 2011 Cumartesi

Dwight Howard Cezalı


Link

01:10'a bakarsanız direk pozisyonu izleyebilirsiniz. Sonunda başardı Dwight Howard 16. teknik faulünü almayı ve Pazartesi günü oynayamayacak bu nedenle. Howard iyi uğraştı ceza alabilmek için. Yanılmıyorsam NBA yönetimi 3 kere ona çalınan teknik faulleri geri aldı ama buna rağmen daha sezonun bitimine 1.5 ay varken ulaştı Howard 16 rakamına.

Tamam genellikle süper salakça teknik fauller alıyor, gerek itirazdan dolayı gerek boş yere sinirlenmesinden dolayı. Bu nedenle de çok eleştiriliyor ki bütün bu eleştirilere sonuna kadar katılıyorum. Ama bazen de hak vermeden edemiyorum Howard'a. Şu teknik faul aldığı pozisyonda 3 tane faul yapılyor. Noah zaten direk kafasına son derece sert bir darbe indiriyor, sonrasında ise hem Noah hem Korver, Howard'ın sıçramasını engelliyor koluna vurup, çekerek. Sinirlenmeyecek de ne yapacak Howard yani? Tamam takımın yıldızı, onun oyunda olması çok önemli falan filan ama insan be kardeşim bu adam da. Shaq zamanında çok iyi açıklamıştı "Büyük olabilirim ama ben de insanım, canım yanıyor faullerde" diye. Howard da cüsse olayından dolayı müzdarip... Adam ayıcık diye dan dun vursalar bile sesini çıkarmıyor hakemler. Mesela bu pozisyonda da Noah'nın hareketine sportmenlik dışı faul çıkmadı. Halbuki çok net kafasına vuruyor Howard'ın hem de son derece sert bir şekilde. Diyorum ya, kim olsa sinirlenmez ki... Belki Tim Duncan? O bile tepki verecektir şu faullere yani. Güçlü diye vurun çocuğa vurun, o etten kemikten değil çünkü...

28 Şubat 2011 Pazartesi

Troy Murphy Serbest, Heat-Celtics Peşinde (Analiz)

Warriors ile anlaşmaya varan Troy Murphy, kontratında sezonun son bir ayında kendisine ödenmesi gereken ücretin belli bir kısmını alarak, Warriors ile sözleşmesini feshetti. Murphy'nin vazgeçtiği miktar yanılmıyorsam 400bin dolar civarında. Yani hiçbir şey değil... Zaten şimdi gideceği takımlardan alacağı kontratla bu açığı kapayacak. Yani Murphy açısından bir sorun yok. Peki kimler ilgileniyor Murphy ile? En başta isimleri geçen takımlar Heat ve Celtics imiş. Magic nasıl olur da bu yarışa girmez anlamıyorum. Gerçi illa ki girmişlerdir de kulüp ile arası iyi olan Murphy niye onları baştan silmiş kafasından merka ediyorum. Ufak ufak değerlendirelim şimdi.

Heat, Celtics ve Magic arasında hangisinin Murphy'e daha çok ihtiyacı olduğuna göre sıralarsak, Heat-Magic-Celtics diye gitmemiz lazım. Tabii Magic ile Heat'in çok yakın olduklarını söylemem lazım. Heat'e bakıyoruz, Haslem'i playofflar için sağlam saysak bile Haslem, BigZ, Bosh, Anthony ve Dampier'ı görüyoruz. Kalabalık gibi ama biraz kuru kalabalık... Bana göre BigZ ile Anthony önemli uzunları olan takımlara karşı ayakta durabilecek isimler değil. Birinin boyu var, biraz şut atıyor ama bir adım atana kadar rakip 3 adım atıyor. Diğerinin ise hiçbir şeyi yok sadece blok sezgisi güçlü. Dampier'ın da yaş 36'ya dayanınca, geçtiğimiz seneki performansını arattığının farkındayız parkede. Ben yazın bas bas Dampier'ı alın diye bağırırken bu düşüşü öngörmemiştim. Ama tabii uzun süre basketboldan uzak kalmış olması da onu etkiledi bu sezon, belki son zamanlarda bulduğu dakikalar onu kendine getirir. Yani kısacası Dampier destekli bir Haslem, Bosh, Murphy rotasyonu Miami'nin ilacı olacak gibi. Hem ellerinde üçlük atabilen uzunları da yok, Haslem ile Bosh ikisi de aynı noktalardan şut atabiliyorlar. Murphy bu açıdan Wade-LeBron ikilisine çok yardımcı olabilir boyalı alanı açarak. Savunması ortalamanın altında olsa da, Ilgauskas seviyesine de inmedi henüz.

Magic'te ise aşırı dar bir uzun rotasyonu var: Dwight Howard, Bass, Anderson ve Clark. Her okuduğunuz isimle beraber seviye nasıl düştü farkında mısınız? Magic de durumun farkında ve herhalde delicesine uğraşıyorlardır Murphy'i ikna etmek için. Ama Murphy'nin onları istediğine dair haber okumadım. Murphy aslında tam bir çözüm değil tabii Magic için onu unutmayalım. Delicesine bir uzuna ihtiyaçları olduğunu düşünsem de, uzun ve sert bir oyuncu gerekiyor onlara. Bass cüce, Anderson yumuşak, Clark ise fazlasıyla çaylak kalıyor (1-2 maçta iyi oynaması bir şey değiştirmez) rakipler karşısında. Murphy'i gerçek bir çözüm olarak görmememin nedeni, Anderson ile tıpatıp aynı tarzda bir oyuncu olması. Ancak Anderson'ın 2 gömlek üstünde kalite olarak. Belki ayakları biraz daha ağır ama pozisyon almasını daha iyi biliyor ayrıca ribaundlarda da Anderson ile kıyas bile kabul etmez kendisi. Anderson'u pivota koyduğunuzda fazlasıyla sırıtıyor, Murphy en azından birazcık daha uzun olduğu için daha iyi idare edecektir... Piyasada daha iyi bir opsiyon yokken Magic ve Otis Smith takas döneminde Murphy'i almamanın cezasını çekecek gibi duruyor...

Celtics ise ne yapıyor gerçekten anlamıyorum. Hadi tamam Perkins'i gönderip Green ile Krstic'i aldınız. O takası şurada değerlendirmiştim. Ee şimdi elinizde Krstic, Garnett, Big Baby, Green ve O'Neal kardeşler varken bir de Murphy'i alıyorsunuz. Yahu zaten üçlük atan uzun forvet olarak Green'i eklediniz. Yumuşak uzun elinizde Krstic var. Şimdi de bu ikisinin kombinasyonu olan Murphy'e mi sulanıyorsunuz? O zaman Perkins'i göndermeseydiniz, Murphy çok daha güzel işlere imza atardı Perk-KG'nin yanında. Boyalı alandaki sertliğinizi yitirmişiniz, hala yumuşak, ince işlere imza atan Murphy'nin peşindesiniz. Yani elbette Murphy'nin takıma zarar vereceğini falan söylemiyorum. Tam tersi yarar da sağlayacaktır bir miktar ama madem onu alabileceğinize inanıyordunuz, oynamasaydınız takımla. İçeride rakip uzunları sindirecek Perk-KG ikilisini bozmasaydınız... Zaten nasıl bir dakika dağılımı yapacak Rivers eğer Murphy de gelirse? Adam başı 10 dakika mı verecek? Yani bence Perk gitmeseydi, üstüne Murphy'i de alamasaydı Celtics, hala şampiyonluğun 1 numaralı adayıydı. Şu anda ne yapacakları bir muamma...

23 Şubat 2011 Çarşamba

Magic Bir Takas Daha Kovalıyor

Söylentiler bitmek bilmiyor. Geçtğimiz günlerde Troy Murphy'nin adı çok kere anılmıştı Magic'le. Bu kez çıkan haberler, Zach Randloph'a talip oldukları yönünde. Takasın gerçekleşmesi uğruna Jason Richarson ve Brandon Bass'i gözden çıkardıkları belirtiliyor.

Birincil hedefi şampiyonluk olarak gösterilen bir takım ilk beşinden iki oyuncuyu birden Zach Randolph için feda etmeyi göze alıyorsa, o hedefin çok da radikal olduğunu söylemek mümkün değil. Benzer şekilde kadro yapılanmasının da iyi olmadığı sonucu ortaya çıkıyor bu takas isteğiyle. Öncelikle takasın gerçekleşmesi halinde lige büyük bir heyecan getireceğini söylemek gerekir. Çünkü bir önceki takas hamlesiyle geldikleri nokta Magic'in hala şampiyonluk yarışında muhtemel rakiplerinin hayli gerisinde olduğunu gösteriyor. Yani yaklaşık 2 ay önce değişen ve şimdilerde oturmaya başlayan yeni düzen de şampiyonluk için umut vermeye yetmedi. Takım biraz daha hızlı tempoyu benimseyen, ofansif bir kimliğe büründü ama bunun yanında defansif zaafları ortaya çıktı ve gidişat yapılan hamle öncesine nazaran kötü. Gelin görün ki o takas gerçekleştiğinde düşündüklerim bugün de geçerli. Madem mevcut rotasyon ve sistem şampiyonluk için umut vermiyor o halde neden bir hamle daha yapılmasın ki...

Her şeyden önce Randolph'un takıma katılması sistemin iyiden iyiye değişmesi demek. Lewis'in yerine Bass'in monte edilmesiyle takım hücumu biraz daha boyalı alana doğru kaymıştı. Randolph'un da gelmesiyle senelerdir süren sistemden nihayet vazgeçmiş olacaklar ki şahsi fikrim mevcut sistemle bir takımın asla şampiyon olamayacağı yönündeydi zaten. Aynı zamanda kağıt üzerinde daha ürkütücü bir takım olacakları aşikar. Howard-Randolph ikilisi daha önceden görmediğimiz bir ribaund dominasyonuna gebe. Bass mücadele ediyor ve kendisine biçilen rolü en iyi şekilde uygulamaya çalışıyordu ama fiziki açıdan dezavantajları vardı. Bu dezavantajlar da takdir edersiniz ki düzelticek türden değil. Zach Randolph ise bu konuda ligin önde gelen isimlerinden. Güç ve yeteneği bünyesinde barındıran birkaç uzundan biri. Zaten onun bu konularda kariyeri boyunca bir noksanı olmadı, kendisi daha çok zihinsel açıdan eleştirildi. Ama son yıllarda herkesi şaşırtacak derecede bir olgunluk hasıl oldu oyununda ve bu da kendisini aranan oyuncu haline getirdi. Howard'ın yanında işe yarayacağı tartışılır ama Bass'e oranla pota altında çok daha iyi bir bitirici. Aynı zamanda ofansif ribaundlarda etkili ve kendi pozisyonunu yaratabilen bir uzun. Yani hücumda verimli olabilmesi için başka birine ihtiyaç duymuyor. Bu da Magic 4 numaralarında görmeye alışkın olduğumuz türden bir özellik değil.

Verilecek isimlerden Richardson takımı şampiyonluğa taşıma potansiyeli olan bir oyuncu değil. Keza Bass de anca iyi bir bench oyuncusu olarak katkı verebilir hedefi şampiyonluk olan bir takımda. Bass'in yokluğu Anderson-Randolph ikilisiyle aranmaz zaten. Redick de son zamanlarda inişli çıkışlı bir performans sergilse de Richardson'ın boşluğunu pekala doldurabilir. Yine son zamanlarda komik videoları süsleyen savunma özelliği Richardson'ın biraz gerisinde kalsa da takımın yumuşak karnı olacak seviyede de değil. Ama bana sorarsanız takımın esas sorunu hala oyun kurucu pozisyonunda o ayrı konu.

Muhtemel bu takası Magic açısından değerlendirdik ama işin bir de diğer boyutu var. Grizzlies batıda playoff kovalarken ve Jazz'in yarım galibiyet kadar arkasına gelmişken, takımın en büyük silahı Randolph'u niye yollasınlar. Alacakları parçalardan Richardson'ı geçelim bir kere. Takımda benzer pozisyonundaki oyuncuları sıralamaya kalksak buradan Memphis'e yol olur. Bass de savunmada belki daha yararlı olabilir ama hücumda asla Randolph'un boşluğunu doldurabilecek bir isim değil. Bu sebeple Grizzlies için kalan kısa dönemde riske edilmesi fazla lüks bir hamle olur görüşündeyim.

18 Şubat 2011 Cuma

Pişmiş Tavuk Redick


Link

On gün içinde ikinci kere olunca vereyim dedim. Redick'in şutlarına lafım yok, hatta hücumunu da bir hayli geliştirdi sadece set şutörü değil artık. Son 2 aydaki formsuzluğu tamamen ayrı hikaye, ben genel olarak konuşuyorum. Hatta savunmada bile arada sırada rakiplerinin önünde kalmayı başararak şaşırtıyor bizleri. Ama son günlerde bileklerine, itibarına kastedip duruyor rakipler. Önce Foye ardından da Hinrich bileğini kırdı müthiş şutörün. Foye'unkini aşağıda görebilirsiniz. O pozisyon sayıyla bitince otomatikman Top 10'da yer almıştı. Bu sefer Redick yere 2.80 yapışırken farkediyor ki yine rezil olacak cümle aleme, "Bari günün hareketlerine girmeyelim" düşüncesiyle faulü yapıyor Hinrich'e. Ama NBA.com'da hareketleri hazırlayanlar yine de es geçmedi ve dün Hinrich yerini aldı Top 10'da yine. En kötüsü de takım arkadaşlarının onunla böyle dalga geçmesi olsa gerek. Özellikle Nelson'ın taklidi çok matrak... Ama en azından gayet olgunlukla kendisi de gülerek karşılıyor bu olayı.


Link

4 Şubat 2011 Cuma

Ben Tek Siz Hepiniz

Değişen ve gelişen oyun anlayışı sebebiyle pek sık rastlayamaz olduk bu tarz performanslara. Rastladıklarımız ise genelde zayıf takımlara karşı oluyordu. LeBron dün gece tek başına maçı aldı, hem de Magic gibi doğuda birinciliğe oynayan bir takım karşısında ve deplasmanda. Altına imza attığı performans bu sebeple gözümde çok değerli. Maça 11'de 11 isabetle başlayıp, sonuna kadar oyuna hükmetti. 51 sayı-11 ribaund-8 asistle karşılaşmayı tamamladı ama bu istatistikler görkemli oyununu anlatmaya yetmeyebilir. Maçı izlerken kendisine hayran kalmamak mümkün değildi. Karaketeri veya saha dışında yaptıkları tartışılabilir ama saha içinde yapabildikleriyle günümüzde eşsiz gibi görünüyor. Özellikle de maçın başında Dwight Howard kendisiyle dalga geçtiği ve Otis Smith kendisine yazın "Rekabetten kaçtı" dediği için pişman olmuşlardır herhalde. Rekabet dediğin bu olsa gerek: 51-11-8

1 Şubat 2011 Salı

Maç Sonu Oynamak ve Magic


Link

Dün geceki maçlar pek ilgimi çekmedi kağıt üstünde, hiçbirini izlemedim. Özetlerle yetinmek durumundayım. Şu Magic maçına bakınca ama ağzım açık kaldı adeta. Ryan Anderson'ın topa 2 metre uzaktayken perde beklentisi muhteşem bir öngörü. Gasol bomboş smacı vuruyor. Grizzlies 1 sayı önde. Anderson kendini affetirebilecek hücum ribaundunu alsa da, sonra topu bel seviyesine indirerek Conley'e topu altın tepside sunuyor. Oldu mu size top kaybı? Conley serbest atış çizgisindeyken Dwight'ın aldığı teknik faulün basketbol dilinde tek bir açıklaması var: Salaklık. Tamam belki Gasol bir önceki pozisyonda seni biraz çekti ama sen hem toptan çok uzaktın hem üstünden 1 dakika geçmiş, Conley serbest atış kullanacak, artık sakinleşmiş olman lazım. Ama yok... Conley'e 2 yerine 3 serbest atış verelim ki maçı bitirsin. Ancak Conley, Magic'in maç sonundaki hatalarını daha da gözümüze sokmak için birini kaçırıyor atışların. Fark üç. Son hücumda Jason Richardson'ın daha bitime 4 saniye farken orta sahadan şuta kalkmasına ne demeli? Grizzlies istediği faulü yapsa bile daha iyi olurdu herhalde. Elinde Dwight, Bass gibi atletik oyuncular varken ikinci serbest atışta hücum ribaundu alman daha yüksek ihtimal J-Rich'in abuk şutunun girmesinden... Vallahi sonuna kadar haketmişler şu mağlubiyeti. Son 12 maçta 6-6 yapmış oldular. Gidişat pek iyi değil.

Ayrıca dünkü maç ile Howard 14 teknik faule ulaştı bu sezon. 16'ya vardığı zaman otomatik bir maç ceza alacak.

22 Ocak 2011 Cumartesi

Otis Smith'ten Celtics'e Taş

Orlando'nun genel menejeri Otis Smith, sene başında Miami'ye attığı taştan sonra bu seferde Celtics'e taş attı. Otis Smith Celtics'in saha içinde gösterildiği kadar sert olmadığını, sadece sert gibi göründüklerini, rol yaptıklarını söyledi. Kaybettikleri Boston deplasmanından sonra bunları söylediğini hatırlatmak gerekiyor. Ray Allen da bu açıklamaların ardından hiç polemiğe girmeden verebileceği en iyi cevabı verip "Biz kim olduğumuzu biliyoruz" diyerek konuyu kapattı. Peki gelelim Otis Smith'in haklı olup olmadığına.

Öncelikle, bana göre ligin en iyi savunma takımı Celtics, bunu başta belirteyim. Rondo ile başlayan ve müthiş sert pota altıyla son bulan savunma özellikle playofflarda inanılmaz bir boyuta ulaşıyor. Ancak... Biraz olsun rol yaptıklarını ben de düşünüyorum, özellikle Garnett'in. Maç başlar başlamaz rakibi psikolojik baskı altına almaya çalışıyor. Biraz da Perkins'i bu kategoriye sokabiliriz maç dışı sertlik yapma konusunda. Ancak Celtics'in sertlik konusunda abartıldığını söylemek pek doğru olmamış. Otis Smith takımının takas sonrası yaptığı çıkışın uzun sürmemesine bozulmuş falan olabilir. Nitekim Magic çok da iyi gitmiyordu son maçlarında. Dördüncü maçlarında üçüncü mağlubiyetlerini almışlardı Celtics'e karşı. Ama Otis Smith'in daha sessiz sakin takılması gerektiği aşikar. NBA'in en sık bu tarz açıklamalar yapan genel menajerlerinden biri olduğunu görüyoruz kendisinin...

15 Ocak 2011 Cumartesi

Uzunla İşim Olmaz

Haber birkaç gün önceye ait ama hem üst üste gelen finaller, hem de dün 24 saate yakın internetsiz kalmamdan dolayı ancak şimdi yazabiliyorum. Başlıktaki cümle Magic genel menajeri Otis Smith'e ait. Diyor ki kendisi: "Ben farklı bir açıdan bakıyorum olaya. Dwight varken biz rakip uzunlardan korkmuyoruz, onlar bizden korkuyor, bu durumda niye uzuna ihtiyacımız olsun ki?". Hatta daha da abartıyor ve Dwight'ın faul problemine girmesi durumunda, yedek pivotları olsa da çok zor bir duruma düştüklerini belirtiyor. "Dwight faul problemine girerse zaten Gortat burdayken de dışardan oynamaya başlıyorduk bir farkı yok yani şu anda" diyor gevrek gevrek. Yok artık daha neler...

Hayır Bass biraz pivota kayabilse anlayacağım, hoş gerçi Dallas'ta oynamıştı biraz pivot ama tabii yalandan. Fakat Bass 4 numara için bile kısa sayılır. Bu durumda Dwight kenardayken Magic'in pivotu Ryan Anderson oluyor. Artık boyalı alanda rakipler neler yapıyor siz düşünün. Ha bir de sakat olan Malik Allen var ki, biraz savaşsa da kalitesi, boyu posu belli yani. Şampiyonluğa oynayan bir takımın parçası olmamalı bana göre. Sonuç olarak bir Dampier, Kwame Brown kıvamında uzun bulması lazım Otis Smith'in. Hani "Ben lazım olduğunu düşünsem zaten alırım. Sadece uzun lazım diye gidip herhangi birini de almam" diyor güzel ama işte uzun gerektiğini düşünmüyor. Halbuki tam tersi, Dwight oyundan çıktığında kalıplı, birazcık blok tehdidi yaratabilen bir uzunun girmesi gerekiyor. Yoksa Magic savunması komik bir hal alıyor.

Tabii bir de rakiplerle kıyaslayalım. Celtics'in, Lakers'ın ve hatta Bulls'un uzun rotasyonuna bakınca Anderson, Bass, Malik Allen üçlüsü bir garip geliyor kulağa gerçekten. Anderson ile Bass'e direk işe yaramaz dediğim zannedilmesin ama şu diğer takımlar ya derinlik ya kalite açısından Magic'in üzerinde yer alıyorlar. Sergen Yalçın'la 'Sıkıntı Var' gibi birşey. Bana kalırsa sene sonuna kadar bu inadından vazgeçecektir Otis Smith.

9 Ocak 2011 Pazar

Hedo'dan Kariyer Rekoru

Az önce sona eren maçta Hidayet 17 asist yaparak takımını galibiyete taşıdı. Bu sadece Hedo'nun kariyer rekoru olarak dikkat çekmiyor, çünkü 17 çok ciddi bir rakam. Milli oyuncumuz, "Pasör kısa foret" dendiğinde akla gelen ilk üç isimden Scottie Pippen ve LeBron'un 15 olan asist rekorunlarını kırarken, Larry Bird'ün rekorunu egale etti.

Maçın 3 çeyreğini hep geride götüren ve ilk yarıda rezalet oynayan Orlando'yu maçın içinde tutan oyuncu da Hedo'ydu. Ancak son çeyrekte iyice ön plana çıktı milli oyuncumuz. Hani Toronto ve Phoenix maceralarından önce Magic'te aldığı "Bay 4. çeyrek" lakabı vardı ya, onu sonuna kadar hakettiğini gösterdi.

Magic son çeyreğin başında 3 sayı gerideyken, 5 dakika içinde 13 sayı öne fırladı. Bu bölümde takımının ürettiği 18 sayıda da parmağı vardı Hedo'nun: 5 sayı atıp, 5 de asist yaptı. Bununla da yetinmedi Hidayet, yine aynı bu sürede iki top çaldı ve bir de hücum faul yaptırdı. Kısacası maçı Mavs'den alıp Magic'e getirdi. Şoka giren Mavs'de Carlisle, Redick bomboş bir şut bulmasın diye Dwight'a çakalca taktik faul yaptırmak istedi ancak geç kaldılar bunu yaparken. Şut girmemesine rağmen, faulün çalınmamasına bir anda dellenen Carlisle, hakemlere haksız yere patlayarak oyundan atıldı. Hidayet de kalan sürede 5 sayı daha üreterek 13 sayıya ulaştı ve double-double yaptı. Maç Dallas yerel yayınından veriliyordu ve Hidayet'i özellikle son çeyrekte öve öve bitiremedi spiker ile yorumcu.

Gurur duymamak elde değil tabii ki. Magic'e dönüşüyle Hidayet'in kendini bulacağını düşünüyordum zaten. Bunu blog'da da dile getirdim ama Hidayet Magic'in sistemini ezbere bilse de, uyum sürecinin sadece 2 maç süreceğini kim düşünürdü ki? Hidayet son 9 maçında %52 ile şut atıyor ve ortalamaları da 13 sayı, 6 ribaund, 7 asist. Sanki hiç ayrılmamış gibi. Magic takastan sonra 2 maç kaybetmişti ancak şimdi Hidayet'in önderliğinde tam 9 maçtır üst üste kazanıyorlar. NBA'in en formda takımı şu anda Magic. Hidayet'e de, takıma da nazar değmesin...

30 Aralık 2010 Perşembe

Dedikodu Kazanı

Bu aralar NBA'de takas dedikoduları inanılmaz artmış durumda. Houston Rockets, Charlotte Bobcats, New Jersey Nets, Minnesota Timberwolwes gibi bekleneni veremeyen takımlar hakkında çok sayıda takas dedikodusu çıkıyor ve bu dedikodulara her gün bir yenisi ekleniyor. Bende bu yazıda gündemde olan takas haberlerini paylaşım, o haberleri değerlendiricem.

- Öncelikle geçtiğimiz iki günde de bahsettiğim Yao olayında başlayayım. Yao konusunda yeni bir takım ortaya atılmadı ancak Rockets'ın Yao için istedikleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Beklenildiği gibi Rockets, Yao'nun 17 milyon dolarlık biten konratının karşılığında genç yetenekler, draft hakları ve nakit paradan oluşan bir paket talep ediyor. "Sakat Yao için değer mi bu kadarına" diyenlere tekrar hatırlatmakta fayda var; Yao'nun 17 milyon dolarlık kontratı bu sezon sonunda bitiyor ve Yao'yu alacak takım Yao emekliliğini açıklasa bile salary cap'in de çok büyük bir boşluk açacak.

- Hazır Yao'dan bahsetmişken Houston'dan devam edelim. Houston şu an ligin takas konusunda en hareketli takımlarından biri ve her an bir takas yapacaklarmış gibi duruyor. Bir yıldız alabilmek için Yao, Kevin Martin, Luis Scola, Battier 4'lüsünün bile kullanılabileceği konuşuluyor. Takımın beklentilerin çok altında olduğu bir gerçek ancak Martin ve Scola'yı kullanacak kadar büyük bir hareketlenme olduğunu kimse tahmin etmiyordu herhalde. O zaman hemen bir Denver-Houston takası yaparak Carmelo'yu Texas'a getirelim: Kevin Martin+ Kyle Lowry+ Courtney Lee. Brooks-T. Williams-Carmelo-Scola-Hayes (Brad) beşlisiyle sağlam bir takım kurmuş olur Houston. O da olmadı Kevin Martin+Aaron Brooks ikilisiyle Chris Paul'e de Houston formasını giydirebiliriz. Ancak tabii ki uydurma senaryolar bunlar, tamamen benim hayal gücümden çıktılar.

- Bir diğer hareketli takım ise Minnesota. Timberwolwes için David Lee'nin karşılığında New York'a giden ve her sezona "çok yetenekli, mip'in en büyük adayı" beklentileriyle başlayan Anthony Randolph ve Memphis'te benchten geldiği için mutsuz olduğunu açıkça belli eden ve takımdan ayrılmak isteyen OJ Mayo isimleri geçiyor. Şimdi bir baktım da OJ Mayo'yu alması için elinde hiç ama hiç yeterli parça yok Timberwolwes'un. En fazla Brewer+Telfair=Oj Mayo+capfiller tarzı bişey olabilir ancak bunu da Memphis'in kabul edeceğini sanmıyorum. Ancak Randolph'u kadrolarına katmaları daha kolay olabilir. Kimseyi vermeyip, sadece 2. tur draft hakkı ve nakit para karşılığında bile alabilirler.

- Cleveland'da dedikodu kazanına yeni girmiş takımlardan biri. LeBron'un gidişiyle bu sezonki enkazı gördükten sonra takımı tamamen dağıtmayı düşünüyorlar. Olası bir Carmelo takasında, ellerindeki takas istisnası ile üçüncü takım olarak takastaki kontratların uyuşmasını sağlayabilirler. Bunun karşılığında da ya genç oyuncu ya da ilk tur draft hakkı istiyorlar. Varejao başta olmak üzere bütün oyuncuları takasta kullanabilirler. Diğer önemli isimler JJ Hickson ve Mo Williams olarak sayılabilir.

- Uzun takviyesi yapmak isteyen Orlando'nun da ligin sağlam uzunlarından Camby'i istediği haberi çıktı ancak bu dedikoduyu Camby'nin takas söylentileriyle ilgilenmediği ve takımda kalmak istediği haberi takip etti. Ama yine Orlando ne verebilir diye düşünürsek en uygun parça JJ Reddick olarak gözüküyor, hem kontrat hem kalite açısından ancak Portland'ın 2 numara rotasyonunda Rudy Fernandez'in bile istediği süreleri alamadığını düşünürsek o bölgeyi gereksiz şişirmekten başka bir işe yaramaz bu takas. Nelson+Duhon gibi bişey olabilir ancak 2 sene Camby'i oynatmak için Orlando Nelson'ı gözden çıkartır mı bu da bir başka soru işareti.

28 Aralık 2010 Salı

Takas Piyasası #4

Takas piyasasında adı geçen isimleri değerlendirdiğimiz yazı dizisinin 4. bölümünde son günlerde birçok dedikoduya karışan Bobcats'li Boris Diaw 'ın takımdaki geleceğini masaya yatıracağız.

#4 Boris Diaw

Ligde 7. yılını geçiren Fransız oyuncunun en büyük özelliği çok yönlü bir oyuncu olması tartışmasız. Pota altından tüm o itişmelerin arasından sayı bulabiliyor, pek güvenilir olmasa da ortalama bir şutu var zaman zaman üçlükleri ardı ardına sıralayabiliyor. Ayrıca oyunun savunma yönünde takımlara çok büyük bir artısı var zira Diaw hem forvetleri hem de pivotları savunabilecek bir yapıya sahip. Zaten şu an forvet pozisyonunda kullanılan oyuncu, hatırlarsanız Suns yıllarında pivot olarak sahadaydı. Tüm bunlar dışında lig için ortalamanın üstünde sayılabilecek bir pas yeteneği var.

Tüm bu olumlu özelliklerinin altında 05-06 sezonunda D'Antoni yönetimindeki o efsane Suns takımında geçirdiği yıl ve Steve Nash'in imzası var diyebiliriz. O zamanlar Nash takıma gelen tüm oyuncuların neredeyse tüm kategorilerde kariyerlerinin en yüksek ortalamalarına sahip olmasını sağlamıştı. Diaw da bunlardan biriydi ve pivot olarak oynadığı sezonda 13.3 sayı 6.9 ribaund 6.2 assist gibi mükemmel rakamlarla oynamıştı. Suns'dan ayrıldıktan sonra hantallaştığı göze çarpsa da hep o performansını sahaya yansıtacağı umuduyla Bobcats ona güvendi. Yine Suns yıllarında bıraktığı o izlenim sayesinde de hala devam eden yıllık 9 milyon dolarlık kontratını da kaptı Fransız oyuncu.

Diaw'ın geçmişinden günümüze gelelim. Bu yazıyı yazmamın asıl sebebi son günlerde çıkan Richardson-Diaw takası dedikodusu. Magic'in Gortat'ın gidişiyle beraber Howard'ın arkasına pivot aradığı hikayesini fazla uzatmadan Diaw'ın onların istediği adam olup olmadığına bir bakalım. Bu noktada Can Abi'nin görüşlerine yer vereceğim zira o Diaw'ın Orlando'nun istediği blok yapabilen uzun pivot tanımına hiç uymadığı görüşünde. Ben de buna paralel düşünüyorum aslında. Yani Orlando'nun takıma monte etmesi gereken parça Diaw gibi istenildiğinde pivot oynayabilen bir isim değil, saf bir pivot olmalı. Turiaf, Tony Battie güzel seçenekler. Ama Diaw değil kesinlikle.

Olaya Charlotte açısından bakarsak da eski oyuncularını takıma geri kazandırmak istiyorlar. Fakat Richardson'ın kontratına baktığımızda bu takasın Bobcats adına uzun vadeli bir plan olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. Bunun sebebi bu yaz Richardson'ın serbest kalacak olması. Yani Jordan'ın takastaki tek düşüncesi cap'te yaşanacak rahatlamayı bir yıl öne çekmek o kadar. Bu amaç uğruna da Diaw'ı feda etmeye hazır görünüyorlar. Bu sene de görüntülerinin pek iç açıcı olmadığını düşündüğümüzde şimdiden gelecek planları yapmak çok da mantıksız gelmiyor açıkçası. Bu planlar 2011 yazında başarılı olur mu bilinmez ama bu takas gerçekleştiği takdirde her türlü Charlotte karlı çıkacaktır.

İmkansız Şut


Link

Karşınızda dün gecenin en ilginç olayı. Arenas'tan başkası imza atsa şaşardım zaten. Çemberin ön tarafından sektikten sonra şut saatine çarpan top, geri dönüp basket oluyor. Elbette şut saatine çarptığı zaman top oyun alanı dışına düşmüş gibi kabul edildiğinden basket iptal ediliyor. Magic oyuncuları hafif yalandan "Ama çocuk o kadar uzaktan soktu işte kabul ediverin" şeklinde itiraz ederlerken, Arenas'ın ciddi ve ısrarla yaptığı itirazlar dikkat çekiyor. Artık gözleri kaç numara bozuksa, şut saatine çarpmadığını iddia etti topun uzun süre.

Bu arada seyircinin tepkisine de dikkat etmenizi öneririm. Yarım saniye arayla "Aaaaah" ve "Oooooohhh". Premier Lig'de maç izliyormuşum gibi geldi bir an.