BIY AD

27 Mart 2010 Cumartesi

Günün En İyileri - 21, 22, 23 ve 24 Mart (Yılın En İyi Smacı)

Ve sonunda, yarın yakalıyorum güncel Top 10'u.

21 Mart:

Link

İşte bana göre yılın smacı... Shaun Livingston'ın havada topu Gasol'den kaçırıp, inanılmaz kısa bir mesafe ve zaman içerisinde yeniden kaldırarak vurduğu smaç. O kadar kılpayı yapabiliyor ki, çok kötü düşüyor. Çok uzun süre parkelerden uzak kalan Livingston yine sakatlanabilirmiş. Beni JR Smith'in 360'ından bile çok etkiledi. Ama biraz fazla underrated kaldı bana göre, pek konuşulduğunu görmedim bu smaç hakkında. 5 kere falan izledim herhalde... Tim Duncan'ın beni deli gibi şaşırttığını söylemeliyim Marvin Williams'ın basketinde. 3.2 saniye kala yanındaki Hairston'a vermek yerine resmen hediye ediyor Hawks'a iki sayıyı. Maç da uzatmaya gitmişti hatırlarsanız. Önemi sonradan ortaya çıkmıştı yani. Amare'nin smacının etkileyiciliği şuradan geliyor: Adam smacı bastığı sırada kafası neredeyse panyaya değecek ve potanın arkasına doğru ivmesi var. Josh Smith'in tek elle yaptığı alley-oop'u ve JoJo'nun pası elbette çok güzel. Günün 1 numarası ise görüntü olarak değil ama Duncan'ın ismi göz önüne alındığında etkileyici olmuş bence. Duncan'ın son 2-3 senedir yaşlandığını gözlemliyorduk, bu da gözümüze sokulan bir kanıt oldu adeta.


22 Mart:

Link

Iggy'nin Barnes'ı crossover ile bakkala gönderip bulduğu basket faul gayet güzel. Bogut'un bel arkasından verdiği bounce paslara alıştık bu sezon. Boozer'ın blok yaptığını bile nadir görüyoruz ama dışarı çıkıp Ray Allen'ı bloklaması ve topu rakip sahaya taşıyıp smaç basması pek şaşırtıcı. Ibaka'nın Duncan'a yaptığı blok pek fena. Horford'ın smacından sonra bu da yapılmazdı. Ibaka'nın bloğu çok acımasızca ancak Thunder sonra maçı kazanamamıştı. Amare'nin Toliver'ı yerle bir etmesi olağanüstü. Harika bir smaç gerçekten. Amare ameliyat olduktan sonra, zaman zaman 4 sezon önceki Amare'den sinyaller veriyor. Bu sezon ise All-Star sonrası bu sinyaller devamlı yanıyor resmen. Richard Jefferson'ı potaya soktuğu pozisyondan sonra sıra Tolliver'a gelmiş. Koleksiyon yapıyor Amare, sezonun en iyi 10 smacına kesin girecek ve muhtemelen de yılın smacı seçilecek, internet ortamındaki smaca verilen tepkiler bunu gösteriyor. Terrence Williams'ın kendi sahasından devre biterken attığı basket için de helal olsun diyeyim.

23 Mart:

Link

Diaw'ın arkasına dirsek ve bilek karışımı verdiği pas hoş. Baron Davis'in Dirk'ün arkasına uzanarak verdiği pas da fena değil. McGee'nin basket faulü inanılmaz ama steps olduğu da aşikar. NBA'de hakemler bu pozisyonlarda kesinlikle dikkat etmiyorlar ayaklara. Beaubois'nın smacı güzel ama Kidd'in attığı pas tek kelimeyle harika.

24 Mart:

Link

Keşke Dalembert kaçmasaymış da poster olsaymış, o zaman Top 10'da daha yukarılara bile tırmanabilirdi Ersan. Gerald Wallace'ın, oyuna küsmeyip çaldırdığı topu takip etmesi takdir edilesi. Konsantrasyon dediğimiz şey bu işte. Love'a yazık oldu. Josh Smith'in, Magic'i karıştıran smacını zaten yazmıştım daha önce. Harika bir takip smacı.

Monta Ellis: LeBron'dan Daha İyiyim

Monta Ellis dün gece son yılların hatta belki de tarihin en büyük bombalarından birine imza atmış. Geçenlerde bir spor yazarı tarafından "Durant Kobe'den iyi" şeklinde ortaya atılan iddia üstüne o da konuşmuş. Kendisine göre NBA'deki en iyi 3 oyuncuyu paylaşmış basınla. LeBron'un pas, defans, sayı, blok vs. yani herşeyi yaptığını söyleyip, ondan saymaya başlamış. Sonra şöyle devam etmiş: "İkinci olarak kendimi söylemeliyim. Ben herşeyi yapabiliyorum: Defans, sayı, pas, ne yapmam gerekiyorsa onu yapıyorum." diye. Bir numaraya da Kobe'yi koymuş "Onu kimse 1'e 1 durduramaz. Repertuarı çok geniş, defans da yapabiliyor. Tabii 4 tane de şampiyonluğu var." diyerek. Bu son kısmı önemli değil tabii ki. Önemli olan LeBron'un önüne kendisini koyması. Ligin en iyi 2. oyuncusu olmasını geçtim, Ellis en iyi 22'ye hatta 32'ye bile giremez...

Aslında yorumlanacak, üstüne birşeyler yazılacak bir kısmı yok bu açıklamaların. Sadece şunu soruyorum: Sizce bunları söylerken Monta Ellis'in kafası mı güzeldi? Dalga mı geçti? Yoksa Monta şizofren mi?

26 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Bu gece tek maç izledim ancak eminim ki Manu’nun bu maçta yaptıklarının yeri diğer hepsinden ayrı. 5 Cavs oyuncusuna karşı bitirdiği hücumlardan tutun attığı kritik üçlüklere, savunmadaki çabasından tutun takım arkadaşlarına hazırladığı pozisyonlara kadar ne varsa yaptı adam. 30 sayı 6 asist 6 ribaundu bile sahada sergilediklerini kesinlikle yansıtmıyor. Boston’un Cleveland’la yaptığı maç gibi çırpınan taraf Spurs, maçın büyük bölümünü oynayan ise Cavaliers olsa da aradaki Ginobili farkı ile Spurs maçı vermedi. Spurs için kazanmanın formülü bu olmamalı ama sonuç olarak ligin en iyi takımını yendikleri için fazla itiraz edeceklerini sanmıyorum. Duncan da maçın çoğunda dinlense ve fazla göz alıcı rakamlara ulaşmasa da pota altında çok önemli işler yaptı. Spurs cephesinin maçı baltalayan ismi genel olarak George Hill’di. Yaptığı yararlı işler de vardı tabii ki o yüzden hakkını yemek istemiyorum ama felaket ötesi pasları ilk yarıya damgasını vurdu.
Çok baskın bir oyun oynamayan LeBron buna rağmen 27 sayı 10 asiste ulaşmayı başardı ve maçın başa baş gitmesinde çok önemli rol oynadı ancak sonlara doğru kötü oynanan ve maçın koparmış gibi görünmesine neden olan bir iki hücumda parmağı olduğunu eklemeliyim. Potaya gitse çok daha verimli olabilirdi onun açısından. Ancak koparmış gibi dememin sebebi Spurs oyuncularının son anlarda yaptıkları. Bir Spurs taraftarı olarak maçı izlerken büyük acı çektim resmen. 40 saniye kala farkı 8 sayıya çıkarıp iyi savunmayla Cleveland’ı durdur, ardından saçma sapan iki top kaybıyla maçı resmen hediye etmeye çabala. Cavaliers oyuncularının çabalarının hakkını yememek lazım, San Antonio oyuncularını çok zorladılar. İçeriden çok güzel sayılar buldular ancak belirttiğim gibi topu oyuna sokarken yapılan hatalar felaketti. LeBron’un serbest atışlarıyla fark üç sayıya kadar inse de Cleveland için süre yeterli olmadı ve San Antonio bu sınavdan 97-102 galip ayrıldı.

Eveet, sonunda sezon başından beri merak edilen oldu ve Nets, Pistons karşısında 9. galibiyetini alarak en kötü galibiyet yüzdesinin sahibi olmaktan kurtuldu. Tüm Nets’lilerden özür dileyerek söylüyorum, ne yalan söyleyeyim 10’muş 8’miş pek farkı olmasa da tarihe tanıklık etmek isterdim. Başka zamana kısmetmiş artık. Maça gelmek gerekirse, Brook Lopez Wallace’ın olmadığı maçta iyi iş çıkarmış, 17’de 14 ile 37 sayı atarak kariyer rekoru kırmış. Bir diğer rekor da 16’da 12’yle 31 sayı atan Yi’den gelmiş ve New Jersey aradığı galibiyeti Pistons’a karşı bulmuş.

Form tutmak için yılın en kötü zamanını seçen Danny Granger, son günlerdeki çıkışını bu maçta zirveye taşımış, 23’te 13’le 44 sayı bulmuş geçtiğimiz yılın en fazla gelişme kaydeden oyuncusu. Yani ben şahsen anlamıyorum, kaç maçtır kazanıyorlar güzel bir şey ama draft'ta üst sıraları alma şanslarını zora sokuyorlar. Çoğu zayıf rakiplere karşı olsa da son 6 maçtır galip geliyor Pacers. Gözlerini 2010 yazındaki serbest oyunculara diktiler demek ki.

Carmelo sayı ortalamasının altında kalsa da Toronto karşısında 25 sayı atarak en maçın en skoreri olmuş. Raptors’ın üstünlüğüyle biten üçüncü çeyreğin ardından Denver son çeyrekte 25 sayıyla geri dönerek maçı kazanmasını bilmiş. Tabii 25 sayıdan 5’inin yeri ayrı. Bitime 35 saniye kala Billups dipten gönderdiği üçlükle skoru 95’te eşitlemiş. Ardından Bosh faul atışlarından birinde isabet bulunca Denver son hücuma tek sayı geride girmiş. Melo’nun kaçırdığı şutu JR Smith dışarı tipleyip pozisyonu takip eden Nene topu tutunca Nuggets’a üç saniyelik bir şans daha doğmuş. Bu üç saniyede top ilk önce Billups’ı, ardından Carmelo’yu ve çemberi buluca maçı kazanan ekip de 97-96’lık skorla üç maçlık mağlubiyet serisini bitiren Denver olmuş.

Iguodala, Boston ile üçüncülük (ve düşük bir ihtimal ikincilik) mücadelesindeki Hawks’a triple double’ı bir asistle kaçırarak boyun eğdirmiş. 25 sayı 9 asist 10 ribaundu var. 12’de 9’la oynamış, kaçırdığı serbest atış sayısı şut sayısından 2 fazla. Jrue Holiday de 12 asistle kariyer rekorunu kırmış. Zaten takımın 25 asistinin 21’i bu ikiliden. Hawk’u 98-105’lik skorla devirmiş Sixers.

Dwyane Wade 30 sayı 7 asist 7 ribaundla takımına liderlik ederek Bucks engelini atlatmalarını sağlamış. 5 top kaybı performansını çok hafif gölgeliyor ama tüm hücumların onun üzerinden döndüğünü göze alırsak normal bu rakam. Bucks cephesinde direniş gösteren tek isim takımın kaderini değiştiren Salmons da bir yere kadar engel olabilince maç 87-74 Miami üstünlüğüyle sona ermiş.

Durant ve Westbrook Thunder’ın 91 sayısının 49’unu atarak felaket oynayan Lakers’ı devirdiler. Aralarında daha etkileyici olanı Westbrook’un 13’te 10’la 23 sayı 6 asist 4 top çalmayı yapmış olmasıydı. Genç oyuncunun deliciliği, Fisher'ın artık kötü bile diyemeyeceğimiz savunması, Bynum’un yokluğu ve Gasol’ün savunma yapmamaya karar vermesi birleşince Westbrook’un işi hayli kolaylaştı. Tabii orta mesafeli şutlarında da normalden daha yüksek isabet bulduğunu belirtmeliyim. Durant'ın ise de 7’de 1’lik üç sayı performansına rağmen (takım olarak da 18’de 2’ler) 26 sayısı var. Ancak dün takımın lideri kesinlikle Westbrook'tu. Durant sayılarının neredeyse yarısını maç koptuktan sonra bulurken, Westbrook Thunder'ın Lakers'ı dağıtmasının 1 numaralı sebebiydi. Delik deşik etti resmen savunmayı.

Dwight Howard sadece 7 şut kullanıp 6’sında isabet bularak 24 sayıyla kapadı maçı. 19 ribaundu 4 bloğu ve 3 top çalması var. Ama en önemlisi 16’da 12’yle attığı serbest atışlar. İki gün önceki Atlanta maçında da sayılarının yarısından fazlasını çizginden bulmuştu hatırlarsanız. Hal böyle olunca durdurulamaz oluyor doğal olarak. Yine de Magic’in bu maçlardan birini kaybettiğini hatırlamak lazım. Bu maçta Timberwolves’u 97-106 mağlup etmeyi başarmışlar.

Boşa kürek çekenler:
Kings’de Tyreke Evans olmayınca kendilerinden birkaç gömlek üstün Celtics’e karşı ayakta kalan isimler Carl Landry ve Beno Udrih olmuş. Landry’nin 16’da 10’la 30 sayı 8 ribaundu, Udrih’in ise 16 sayısı ve 12 asisti var. Diğer tarafta Celtics ilk beşinde Rasheed hariç bütün oyuncular bir şekilde katkı sağlamış; Rondo 18 asistle kariyer rekoru kırmış örneğin. Garnett’in de 13 ribaundu yanılmıyorsam bu sezon çıkabildiği en yüksek rakam. Yine Garnett’in sadece 26 dakika sahada kalarak dinlenme şansını yakaladığını da belirtmekte fayda var, Rasheed’in 6 faulle oyun dışında kalmasına rağmen.

Günün X-faktörü:
O’neal’ın sağ dizinden sakatlanıp sadece 7 dakika sahada kalabildiği maçta onun açığını kapatan isim Udonis Haslem olmuş. 35 dakika sahada görev alan Haslem, yaptığı 10 sayılık katkının dışında 18 ribaund toplayarak kariyer rekorunu egale etmiş.

Magic'in geride olduğunu görünce, izlemeye başladığım maçta, Ryan Anderson oyuna girdiğinde harika işlere imza attı. İlk çeyreğin sonlarında oyuna girdi ve yanılmıyorsam 10 sayı üretti. Bunda tabii Magic'in harika top dolaştırıp onu bomboş pozisyonlarda topla buluşturmasının da payı vardı. Maçın ikinci yarısını izlemedim çünkü bana göre Magic toparlanmıştı ve maçı kazanacağı belli olmuştu neredeyse. Anderson maçı 19 sayı, 9 ribaund (4 hücum) ile bitirmiş. Ama dediğim gibi asıl katkıyı, Minnesota öndeyken takımını öne geçirerek verdi.


Takımı baltalayanlar:
Kobe bir gece önce alınan önemli San Antonio galibiyetinden sonra inanılmaz batırdı. Önce istatistiklerini vereyim: 9 top kaybının yanında 11’de 4’le sadece 11 sayısı var; top kaybı ve faul toplamı attığı sayıdan daha fazla. Ve size şöyle anlatayım, bu istatistikler Kobe'nin dün gece ne kadar kötü olduğunu anlatmaya yetmiyor. İstatistiklere bakmasam 14'te 3 şut attığını ve 14 top kaybı yapmış olduğunu söylerdim herhalde. Maça Thunder hızlı başlayıp 14-4 gibi bir skorla öne geçince, o ana kadar hiçbir şey yapmadan Kobe sorumluluk almaya karar verdi. Ancak Kobe 'Yağlı parmak Barthez' gibiydi, dripling bile yapamadı, driplingi geçtim, olduğu yerde top bile sektiremedi Kobe. Üst üste top kayıpları yaparak Thunder'ın farkı daha da açmasına neden oldu."Bari şut atarak takımımı oyunda tutayım" dedi, onda da son derece başarısızdı ve gelip hücum oturmadan attığı 1-2 şut ile Thunder'ın ekmeğine daha da fazla yağ sürdü. Yani anlatılmaz yaşanırdı Kobe'nin bu performansı. Bir daha kaç tane böyle maçını görürüz acaba? Söyleyecek fazla şey yok, önceki OKC maçlarında etkili olamamasına şaşırdığımız Gasol de yine maçta yokları oynadı. 10’da 3’le 9 sayısı var sahada kaldığı 27 dakikalık sürede, onun dışında takımın pivotu olarak 5 ribaund aldı. Pek topla buluşmadığını da söylemem lazım. Lakers'lı oyuncular dün gece sağlam kafayı çekmişlerdir bu maçı unutmak için herhalde.

Bizimkiler:
Mehmet formunu 18’de 7’le sürdürmüş Indiana karşısında ve 27 sayı 12 ribaundla takımının iki alanda da lideri olmuş. Onun dışında Boozer’ın 22 sayı 11 ribaund ve Williams’ın 21 sayı 12 asist gibi hoş rakamları var ancak bir sorun olduğu ortada. Granger durdurulamaz bir performans göstermiş belli ki ama Pacers’tan 122 sayı yemek hiç iyi gösterge değil, sonuçta Playoff’ta karşılarında Granger’ın üst modellerinden çıkma ihtimali var. Bu arada Kirilenko’nun da en ihtiyaç duyulan zamanda su kaynatmaya başladığını belirtmek lazım. 4 sayı 2 asist 3 ribaund 1 top çalma 2 blok sadece istatistikleri, savunmadaki performansı da Granger’ın rakamlarıyla ortada zaten.

Son olarak Ersan ve Hidayet rahatsızlıkları nedeniyle forma giyememiş.

Arenas 1.5 Yıl Hapisten Yırttı

Uzun süreler gündemi meşgul eden Arenas'ın silah olayında sona gelindi. Yargıç, Arenas'a şeker gibi bir ceza verdi. Şeker gibi derken, Arenas hapis yatmayacak yani onu kastediyorum. Cezası şöyle: 30 gün halfway house'ta geçirecek. Halfway house nedir peki? Şudur: Hapishaneden çıkanların veya uyuşturucu/alkol bağımlıların, geçmişlerini arkada bıraktıktan sonra belli bir süre yeniden sosyalleşmeleri ve topluma alışmaları için kurulmuş bir klinik. Bunun yanında 400 saat kamu hizmeti ve "Şiddet suçu mağdurları" fonuna gidecek 5000 dolarlık bir para cezası aldı. Kısacası özetle: Gilbert Arenas iki yıl gözetim altında tutulmak kaydıyla serbest bırakıldı. Bu süre içerisinde her hafta veya her ay bir yetkiliye rapor verecek Arenas. Amerikan hukuk sistemine %100 hakim değilim ancak Arenas bu iki sene içerisinde aynı suçu işlemesi halinde 1.5 yıl boyunca hapis yatacak benim bildiğim kadarıyla.

Herhalde hapis cezası almadığını öğrendiği an, NBA'de attığı bütün maç kazandıran basketlerin toplamından bile daha çok sevinmiştir. Yalnız ufak bir muhtemel problem var Arenas açısından: Halfway house cezası bile Wizards'ın, onun kontratını feshetme çalışmalarını başlatması için yeterli bir sebep olabilirmiş. Ama hem bu yol çok engebeli olacak gibi gözüküyor, zira oyuncular sendikası böyle bir çaba karşısında sonuna kadar Arenas'ın arkasında duracaklarını ve savaşacaklarınına dair sinyaller vermişti. Buna ek olarak Wizards genel menajeri Grunfeld Arenas'a ikinci bir şans vereceklerini açıklamıştı bundan yaklaşık 1 ay kadar önce. Ben bu iki nedenden dolayı Wizards'ın Arenas'ı atmaya çalışacağını sanmıyorum.

Kısacası tatlı sonla bitti diyebiliriz bu korku dolu yolculuk Arenas için. Zaten Crittenton'ın 'sözde' gözetim altında serbest bırakıldığı göz önüne alınınca, Arenas'ın hapis yatması bir hayli saçma olurdu bence. Haydi bakalım Agent 6, gelecek sezon herkese kendini yeniden kanıtlaman gerekiyor. Çalış, çalış, çalış...

26 Mart Programı

27 Mart Cumartesi 01:00 / Minnesota Timberwolves - Orlando Magic
27 Mart Cumartesi 01:00 / Utah Jazz - Indiana Pacers
27 Mart Cumartesi 01:00 / Washington Wizards - Charlotte Bobcats
27 Mart Cumartesi 01:00 / Denver Nuggets - Toronto Raptors
27 Mart Cumartesi 01:00 / Atlanta Hawks - Philadelphia 76'ers
27 Mart Cumartesi 01:30 / Sacramento Kings - Boston Celtics
27 Mart Cumartesi 02:00 (NBA TV) / Los Angeles Lakers - Oklahoma City Thunder
27 Mart Cumartesi 02:00 / Detroit Pistons - New Jersey Nets
27 Mart Cumartesi 02:30 / Miami Heat - Milwaukee Bucks
27 Mart Cumartesi 02:30 (NTV) / Cleveland Cavaliers - San Antonio Spurs
27 Mart Cumartesi 03:35 (NTV Spor) / Northern Iowa - Michigan State
27 Mart Cumartesi 04:00 / New York Knicks - Phoenix Suns

İki tane fıstık gibi maç var NTV ve NBA TV'de. Pek fazla yorum yazamıcam ama Durant bu sezon Artest'e karşı çok zorlanmıştı ve son 2 maçtır izlediğim Lakers'da Artest'in abes bir seviyede savunma yaptığına şahit oldum. Durant'in lakabı Durantula ama Artest'in her yerden eli kolu çıkıyordu iki maçtır. Staples Center'da olsa çiğ çiğ yer Durant'ı derdim ama deplasmanda o kadar emin konuşmak, hiçbir oyuncu/takım (zaten Lakers hakkında birşey demedim ama olsun) için doğru değil.

NTV'deki maçta ise Spurs'e hiç güvenmiyorum. Her büyük takıma karşı itinayla yeniliyorlar. Sıradaki de Cleveland gibi duruyor. Lakers ve Celtics'e mesajı veren Cavs'in aslında Spurs'e mesaj vermesine bile gerek yok şu anki haliyle. 15 gün kadar önce Shaq ve LeBron'dan yoksun kadroyla yenmişlerdi onları. Üstelik Jamison da maçı yarım bırakmıştı. Şaka gibiydi kısacası Spurs açısından. Spurs için tek avantaj AT&T Center'da olması maçın ama Lakers'a karşı sökmemişti bu. Ondan önce de deplasmanda Magic'e ve Hawks'a yenilmişlerdi. Artık yeter deyip bugün bir direniş göstereceklerdir. En azından öyle umuyorum.

Northern Iowa hakkında bilgim yok ancak Michigan State'in ne kadar acaip top kayıpları yaptığını ve baskı altında ezildiğini yazmıştım. O nedenle NTV Spor'daki maça da ara ara bakmayı planlıyorum meraktan.

26 Mart 2010 Cuma

Marbury Çin'de Neler Yapıyor? - 2


Link

All-Star maçında 30 sayı, 10 asist istatistikler yaparak MVP olduğunu okumuştum ancak bunu paylaşmaya değer görmemiştim. Meğerse maçta, yukarıda gördüğünüz olaylar gerçekleşmiş. İlk bakışta "Vay anasını" dedirtiyor ama sonra NBA çizgisinin yerini kafada canlandırınca daha bir normal geliyor. Tabii NBA çizgisiyle kıyaslandığında bile, daha geriden attığının altını çizmekte yarar var. Özellikle ikincisi son derece abuk. Arenas'ın 2006'da Cavs'e attığı mesafeden bile uzak.

Sağolsun Sinan yollamış ben görmemiştim.

Günün En İyileri - 17, 18, 19, 20 Mart

17 Mart:

Link

Dwight Howard her maç bir tane sokuyo zaten bu oturarak yaptığı atıştan. Utah'ın takım halinde paslaşması mükemmel ve günün en iyisi bence. Jonny Flynn kime karşı smaca kalktığını zannetmiş veya kendisini ne zannetmiş acaba? Aaron Brooks'un 7'de 7 üçlüğü etkileyici elbette. LeBron'un alley-oop'u da yine harika. Maç içinde bu tarz smaçlar bastıkça insanlar o smaç yarışmasına girmediği için daha da üzülüyor.

18 Mart:

Link

Wade'in Magic defansını yararak bulduğu turnike ile Wright'ın çabası ile başlayan ve alley-oop smacı ile biten pozisyon fena değil ama sıradan bir gün diyebiliriz. Zaten bir Perşembe'den genelde daha fazlası çıkmıyor.

19 Mart:

Link

Ibaka'nın takip smacı ile Tolliver'ın George Hill'e yaptığı blok oldukça güzeller. Tolliver'ın bir de topu tutması ekstra bir etkileyicilik katıyor. İnsan insana yapmaz yani onu. Kobe'nin bakmadan, arkasına verdiği pasın basket faulle bitmesi hoş olmuş. LeBron'un artık her maç 7 tane koyduğu bloğu Kirk Hinrich göz göre göre yedi. Yanındakine verse sayıyla dönecekler. Budinger'ın smacını canlı izlemiştim. Baya baya kaşlarımı kaldırıp televizyona hayret içerisinde bakmıştım. O nasıl bir zıplamaktır öyle? Josh Smith'in harika smacında, Theo Ratliff "ne de olsa poster olduk, bari tam olalım" demiş. İnsan bir bloğa çıkar veya hiç gitmez oraya, ki Josh Smith her ne kadar insan üstü bir atletizme sahip olsa da Ratliff'in oldukça iyi bir blokçu olduğunu biliyoruz bu yaşında bile. Joe Johnson, Bobcats'in müthiş savunmasına rağmen, iki el üzerinden çok zor bir şutu sokuyor, takdir edilesi. Ama bu son saniye atışları ekstra zor olmadıkça veya playoff'larda gerçekleşmedikçe bana nedense yavan geliyor. Onun yerine müthiş bir asist veya inanılmaz bir smaç veya harika bir takım oyunu görmek daha memnun ediyor beni.

20 Mart:

Link

Carmelo'nun atışı belki güzel gözükmüyor ama bunu da canlı izlemiştim "Yok artık!!" diye tepki vermiştim. Bu atışın zorluk seviyesi gerçekten çok yüksek. Hakim Warrick'in bu ligdeki en atletik oyunculardan biri olduğuna artık herkes inanmıştır herhalde. Deron Williams'ın pas fake'i çok güzel gözüküyor ama efektifliği ne kadar yüksek tartışılır. Devin Harris'in turnikesini yeni gördüm şimdi. İnanılmaz zor bir turnike. Herkes pas vereceğini zannederken, havada asılı kalıyor ve Bosh'un arkasına elini uzatıp turnikeyi bırakıyor. Tabii pas vermemesi doğru karar mı tartışılır. Wade'in mükemmel bir zamanlamayla topu arkasından geçirerek savunmayı delmesi ve bıraktığı turnike güzel, çok nadir gördüğümüz bir hareket ama Wade'in bunu yapması nedense beni çok da şaşırtmadı. Chandler'a koyduğu blok bana göre çok daha özel bir hareket, hem de arkadan yetişerek...

Stan Van Gundy Özüne Döndü

Hatırlıyorsunuzdur, Orlando Magic iki gün önce Hawks'a, Josh Smith'in son saniye basketiyle yenilmişti. Hatta ben de şurada kısaca Rashard Lewis'in dalgınlığını eleştirmiştim. Meğersem bunu tek paylaşan ben değilmişim. Bildiğimiz, sevdiğimiz Stan Van Gundy de maç sonrasında Lewis'i eleştirmiş. Haber dün akşam çıkmış. SVG yapmış yine yapacağını: "Maalesef zayıf tarafı box-out etmeyi unuttuk ve Josh Smith harika bir iş çıkardı. Biz seyirci kaldık ve onu potadan uzak tutmadık."

Söylenilenlere göre Rashard Lewis de Van Gundy'nin hücum sistemi hakkında yakınmış takım arkadaşlarına. Matt Barnes da son çeyreğin büyük bölümünde bench'te tutulmasıyla ilgili "Şu açık ki koç bana maçın kritik anlarında güvenmiyor" demiş.

Daha dün gibi aklımda Magic'in bu sezonki 30 sayılık Thunder mağlubiyeti. O maç sonunda da Van Gundy, çıkıp kendi takımını medya önünde deli gibi eleştirmişti. Ben de dayanamayıp bu konu hakkında Van Gundy'nin dansözlük yaptığını yazmıştım. Van Gundy'nin abuk subuk açıklamalarından oyuncular da rahatsızlıklarını dile getirmişlerdi Dwight Howard aracılığı ile. Van Gundy bunun üzerine hatasını kabul etmiş ve neyi yanlış yaptığını anladığını söylemişti.

Yani kısacası aradan onca zaman geçti ama yine bir yenilgi sonrası ortalık karışıyor Magic'te. Bunun sorumlusu da %90 oranında Stan Van Gundy diyebiliriz herhalde. İngilizce'de bir deyim vardır 'drama queen' diye, Stan Van Gundy'i mükemmel bir şekilde anlatıyor. SVG herşeyi büyütmeyi ve dram yaratmayı acaip seviyor. Pek çok mağlubiyet sonrası, oyuncularını medyanın önünde eleştiriyor sert bir şekilde. Şu eleştirileri maçtan dönüşte takım otobüsünde veya herkes sakinleşmişken ertesi gün, kapalı kapılar ardında yapsa çok daha doğru olacak sanki.

25 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Öyle bir gece oldu ki dün gece; tam anlamıyla bir hayvan performans gelmedi herhangi süper yıldızdan. Wade memleketinde yine hiç zorlamadı kendini. Ortalamasının altında kaldı bu sefer de Chicago’da. Roy, batıdaki iddialı rakipleri Mavs’e “ Biz sizi bensiz de yeneriz” mesajı verdi, maç boyunca 7 top kullandı. Nowitzki de Rose Garden’da hiç etkili olamadı. Bu yüzden ben de Hayvan Performans’a soldan limit alarak başlıyorum bugünlük.

Bu sezon her Dallas-Portland maçında bir Mavs’in başına bir belalı çıkıyor Blazers takımından. Bu sefer de Lamarcus Aldridge maçta ön plana çıktı. 18 top kullandı maç boyunca. Bunlarından 9’ unda amacına ulaşabildi, 20 sayı buldu; 10 ribaund topladı, 5 de asist yaptı.Bu istatistiklerinin yanında 1 top çalma ve 1 bloğu da var. Şu ana kadar ilginç bir şekilde Dallas kafa tutamadı Blazers’a sezon boyunca. Seri 3-0 oldu Portland lehine. Bundan bir önceki karşılaşmalarında Miller 52 atmıştı, ilk karşılaşma da Roy 23 sayıyla öne çıkmıştı. Bu maçta da anlaşılan Aldridge kestirmiş gözüne Dallas’ı. Yalnız işin ironik kısmı, şu anda Mavs batı ikincisi, Portland ise batı yedincisi. Son on maçta çok şey değişebilir; ama ola ki değişmezse serinin devamı gelecek gibi gözüküyor şimdilik. Ayrıca Portland’da geldiği günden beri en olumlu oyununu ortaya koyan Camby’i de unutmamak lazım. Deneyimli oyuncu 17 sayı, 11 ribaund, 2 blok ve 1 top çalmayla oynadı ve çok istekli gözüktü benim gözüme. Umarım böyle devam eder.

Jermaine O’neal, Wade’in memleket sevdasının tuttuğu maçta kendi aldı sazı eline. 14’te 9 isabetle (6/7 serbest atış) 24 sayı buldu. Öteki alanlarda 4 ribaunb, 3 asist ve 2 asist gibi dikkat çekmeyen istatistikleri olsa da bu maç için önemli olan takımın skor yükünü üstlenecek birinin ön plana çıkmasıydı ve bu da O’neal oldu. Playoff yarışında kendilerine yer bulmak istiyordu her iki takımda. Şu an itibariyle Miami doğuda 6. sırada, Chicago ise 9. Daha önümüzde 10 maç var; ama eminim Bulls taraftarı olan herkesin aklında takımın playoff yapmasından çok Wade’i takıma katma planları vardır. Seyircilerin zaten Wade’i çok centilmence karşılaması, seneye bize bekleriz hareketleri falan Chicago’nun bu sezonluk en büyük amacını gösteriyor sanki. Gelgelim sonuca gerçekten Bulls oyuncuları bu sezon playoff yapmak isteselerdi; bu maç böyle baştan kopmazdı zaten. Daha hava topundan itibaren maçı Miami’nin alacağı belliydi, üstelik Wade de skor yükünü çekmezken.

Drew Gooden da takımının Houston’ı mağlup ettiği gecede topladığı 7 hucüm ribaunduyla Clippers’ın galibiyetinde kilit rol oynamış. İzlediğim 15 dakikalık bölümde de aldığı ribaundların hepsini sayıya çevirdi. Toplamda da 14 ribaund almış zaten. Skor anlamında da takımına yardım etmiş.14’te 7 ile 17 sayı bulmuş.

Günün X Faktörü
Craig Smith, kenardan gelerek attığı 25 sayı ile galibiyetin baş mimarı olmuş. 13’te 10 gibi yüksek yüzdeyle bulduğu 25 sayının yanında çektiği 10 ribaundla beklenmedik kurtarıcısı ünvanını kapmış Clippers’ın. Bununla da kalmamış 2 top çalmış, 2 blok koymuş; ama en önemlisi tüm bunları yaparken hiç top kaybetmemiş. Houston rotasyondaki toplam 8 kişiyle karşı koyamamış hesaba katılmayan bu performansa.

Boşa Kürek Çekenler
Gecenin ilgi çeken bir diğer maçında Dallas’ın baş kovboyu Nowitzki gününde olmayınca, takımının liderliğine soyundu Butler. Baya da hırs yaptı üstelik maç boyunca. Belki bu sıralar kör topal ilerleyen takımına isyanındandır bu hırsı. 11/19 isabet oranı ile 25 sayı, 9 ribaund, 2 asist, 2 top çalma ile oynadı. Her ne yaptıysa da yine takımını kurtaramadı. Üstte de belirttiğim gibi şu anda sezonda hiç maç kazanamadıkları Portland’a karşı bulabilirler kendilerini olası bir playoff eşleşmesinde. Eğer olursa ilginç bir seri izleyeceğimizi düşünüyorum; ama kalan 10 maçta o köprünün altından çok sular geçer.

Jazz - Raptors Maçından Bir Kare

İki gün önce oynanan, Hidayet'in ikinci yarıda rahatsızlığı nedeniyle oynamadığı ve Jazz'ın deplasmanda rahat kazandığı maç. Air Canada Centre'da maçı izleyen Ömer göndermiş fotoğrafı. Memo serbest atış kullanırken, arkada büyükçe bir Türk bayrağı dalgalanıyor. Güzel yakalamış o anı. Daha büyük hali için fotoğrafın üstüne tıklayınız.

Teşekkürler Ömer.

25 Mart Programı

26 Mart Cuma 02:00 / Miami Heat - Chicago Bulls
26 Mart Cuma 02:30 (NBA TV) / Los Angeles Clippers - Houston Rockets
26 Mart Cuma 03:55 (NTV Spor) / Kentucky - Cornell
26 Mart Cuma 04:30 / Dallas Mavericks - Portland Trail Blazers

Bulls'un son 12 maçın en azından 9'unu kazanması gerekecek playoff'a kalmak istiyorlarsa. Bugün de playoff yarışındaki rakiplerinden Heat'i konuk ediyorlar. Gerçi rakip sayılır mı Heat bilmiyorum. Kalan bütün maçlarını zayıf takımlara karşı oynuyorlar, tek dezavantajları bol bol deplasmana gidecek olmaları ama rakipleri gerçekten kolay. Yine de onlar için de kritik bir maç. Bulls'da Noah'ın daha çok dakika alması bekleniyor, Deng ise hala yok. Rose, son maçta Brooks'u mükemmele tutmuştu Wade'i de herhalde Hinrich yerine o tutacaktır. İçeride de Noah'ın yerini almasıyla Wadespor'u durdurabilirler. Evlerinde olmaları sayesinde ibre hafif Bulls'u gösteriyor.

Enes'in gelecek sezonki takımı ve bu senenin favorilerinden Kentucky ile buraya kadar gelmesi herhalde kimse tarafından beklenmeyen Cornell karşılaşıyorlar. Kentucky elbette favori. Kentucky'i normal sezonda sadece bir kere izledim o da John Wall'a bakmak için, Cornell'in ise sadece March Madness'taki 2 maçının özetini izledim. Bir de maç kopmuşken son 5 dakikasını izlemiştim Wisconsin'e karşı. Ama daha önce dediğim gibi NCAA hakkında pek bilgim yok, ondan şu olur bu olur diyemem. Sadece Cornell'in buralara kadar çok iyi şut atarak geldiğini biliyorum. Yine çok yüzdeli atarlarsa bir sürpriz daha gerçekleştirebilirler ama Kentucky ile eledikleri takımlar arasında birkaç gömlek fark var. Ekstra birşeyler olması lazım maçta.

25 Mart 2010 Perşembe

Rose'dan Kritik Karar

Son birkaç güne kadar üçlük özürlü olarak bildiğimiz Derrick Rose'un, iki maçtır 13 tane deneyip bunların 6'sını soktuğunu biliyor muydunuz? Bunun nedeni de, Vinny Del Negro'nun açıklamalarına göre uzun süredir üçlük çalışmasıymış. Rose'un kritik kararı da bu işte. Zaten orta mesafe şutlarında NBA'in güvenilir guard'larından biriydi ancak onun deliciliğine sahip bir oyuncunun üçlük de atabilmesi oldukça nadir bulunan bir özellik.

Ben, üçlük atamayan oyun kuruculara bir türlü ısınamamışımdır. Düşünsenize Tony Parker'ın en azından istikrarlı bir şekilde 3'te 1 isabet bulduğunu veya Rondo'nun veya Andre Miller'ın veya Westbrook'un... Zaten üst düzeyde oyun kurucularken, bir anda seviye atlatırlar takımlarına. Spurs'ü tuttuğum için yıllar boyunca üçlük atamayan oyun kurucunun hücumdaki eksikliğini açık bir şekilde etüd etme fırsatım oldu. Örneğin Duncan'ın ikili sıkıştırmaya maruz kalması sonucu dışarı çıkardığı top, hızla dolaşıp Parker'ı bulduğunda ya dipten isabetsiz bir üçlük bulmasına ya da topu tutup sektirmeye başlayarak hücumu yeniden kurmasına kaç kere şahit oldum bilmiyorum. Sayısız kere herhalde. Tabii ki bu saydığım oyuncular çok değerliler ve parkede yaptıkları birçok ekstra iş var ligdeki diğer oyun kurucularla kıyasladığımızda. Ama bunun üzerine çalışarak üçlük de eklenebilir diye düşünüyorum. İstediğim şey çok büyük birşey de değil, yani birebir oynayıp Kobe gibi kaldırıp üçlüğü göndermelerini kimse beklemiyor zaten. Sadece takım halinde bomboş pozisyon yaratıldığında üçlük çizgisinin gerisinden bunu cezalandırabilsinler. Blog'un ilk günlerinde şampiyon takım yazımda da bu konuya değinmiştim.

Her neyse, artık Rose'un da böyle bir silahı olabilir. Yeter ki bildiğimiz Rose'dan ödün vermesin. Sadece dışarıda bomboş topla buluştuğunda, içeri dalmayı düşünmesin, kalksın şutunu atsın. Bu bile onun bir üst seviyeye çıkması için yeterli olacaktır. Yoksa her zaman deliciliği açık ara en büyük silahı olacak kalmalı. Eminim bunun o da farkındadır.

Merakla takip edeceğim Rose'un üçlüklerini sezonun geri kalanında. Normalde oyuncuların yazları şut çalıştığına şahit olurduk, bu nedenle Rose'un sezon ortasında bir anda böyle üçlük atmaya başlaması oldukça ilginç. Bu gece de var, onun için bu yazıyı şimdi yazdım zaten. Darısı Westbrook'un başına diyelim 2010-11 sezonu için.

Trip At, 39 Dakika Oyunda Kal

Dün Andray Blatche'in, Saunders ile yaşadığı sürtüşmeye değinmiştim ve yazının sonunda da "Ben olsam 5 maç yanımda oturturum" demiştim. Saunders ise "Helal olsun evlat, hep böyle ol" diyerekten 39 dakika süre verdi genç oyuncuya dün gece. Yahoo'nun ünlü yazarı Wojnarowski bunun üzerine bir yazı kaleme almış. Saunders ve Wizards'a vermiş veriştirmiş. Hatta eleştirinin dozu biraz fazla kaçmış bile olabilir. Ben de dün haberi yazdıktan sonra, Blatche'in oynaması halinde buna benzer bir yazı yazmayı planlamıştım. Wizards'ın Arenas konusunda değil ama daha çok Saunders'a değinecektim. Hatta Woj'un yazısında verdiği Rasheed olayına bile yer verecektim. Yazıyı okuduktan sonra farkettim ki, benim yazacaklarım Woj'un düşünceleriyle fazlasıyla örtüşecek. Bu yüzden, yukarıda link'ini verdim. Okuyun, oldukça güzel bir yazı.

Geçmişte Rasheed'in Saunders'ı aşağılamasını bir kenara bırakıp, ben de şu örneği vereyim. Sezon başında ilk 5'ini komple oyundan alıp, oyuncularına ders veren Saunders nerede, 23 yaşında 10 maç iyi oynayınca bir tarafları kalkan oyuncusuna ceza veremeyen Saunders nerede?

24 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları:
Maçın ilk yarısı yakın geçse de üçüncü çeyreğin başında LeBron ve ekibi farkı açarak deplasmanda Hornets’i 105-92 geçmiş, LeBron 22’de 15’le 38 sayı bırakmış rakip potaya. 9 asist ve 6 asisti var üstelik. Sakatlığın ardından ikinci maçını oynayan Chris Paul fazla katkı sağlayamayınca Cleveland bir maçı daha kazanarak NBA birinciliğindeki yerini daha da sağlama aldı.

24’te 15 saha içi isabetle 37 sayı bulmuş kaptan Jackson, 5 ribaund ve 3 asisti de yanına ekleyerek takımının ve maçın en skoreri olmayı başarmış. Gerald Wallace da 23 sayı 4 ribaund 4 asist 4 top çalma 3 blokla hem savunmada hem hücumda güzel rakamlara ulaşarak galibiyetin öncülerinden olmuş. Minnesota ilk yarının ufak bir bölümünü önde geçirse de hızlı hücum sayılarında 20’ye 0’la ezilmeleri özellikle ikinci çeyrekte bocalayarak üstünlüğü kaybetmelerine neden olmuş. Maçı da Charlotte 95-108 kazanmış.

Josh Smith’in 15 sayı 7 ribaund 3 asist 4 blok 1 top çalma istatistikleri ona göre gayet normal. Zaten Atlanta’da öne çıkan biri yok. Ancak maçı Atlanta’nın 84-86 skorla kazanmasını sağlayan kişi Josh Smith. Aynı hücumda daha sonra Howard’ın iki başarılı serbest atışıyla bitse de 45 saniye kala Redick’e yaptığı blok ve en önemlisi skor eşitken Joe Johnson’ın kaçan şutunu 0.1 saniye kala smaçla tamamlamasıyla burayı hak ediyor. Bu sene böyle kazandırdığı ikinci maç Josh Smith’in.

Kobe geceyi 16 şutundan sadece 5’ini kaçırarak 24 sayıyla kapamış ve Alex English’i de geçerek NBA tarihinin en çok sayı atan oyuncuları listesinde 12.liğe yerleşmiş, tebrikler kendisine. Maçta Gasol’ün 10 sayı 12 ribaund, Odom’ın da 19 sayı 13 ribaund double-double’ları bulunuyor. Ayrıca Artest de skora 16 sayıyla katkı yapan bir diğer isim olunca Los Angeles ekibi San Antonio deplasmanından bir galibiyet çıkarmayı başarmış.

Granger eli sıcakmış, 20’de 12’yle (5’te 4 üçlük) 31 sayı atarak umutsuz Indiana’nın bir galibiyet daha almasını sağlamış. Tabii karşılarında işlerin felaket gittiği Wizards olunca bunun zor olduğu söylenemez. Onun yanında 19 ribaund 12 sayıyla Troy Murphy öne çıkıyor. Wizards cephesinde dün oynamayacağı konuşulan Blatche maça çıkıp 21 sayıyla mücadele etmiş ama onun dışındaki oyuncular hiç katkı verememiş. Pek çok felaket şut atan oyuncu var hangisini saysam bilemedim.

Paul Pierce, Nuggets’a karşı da takımının skor yükünü çekerek galibiyete yardımcı olmuş. 16’da 10 şutla 27 sayısı ve 7 ribaundu var. Ona destek 20 sayı 10 ribaund 5 asistle KG’den gelmiş. Tabii Rondo’nun 11 sayı 11 ribaund 15 asist 4 top çalmalık müthiş oyunundan bahsetmemek olmaz. Her şey Celtics lehineymiş maçta anlayacağınız, karşılaşmayı da baştan sona önde geçirerek 99-113 kazanmışlar zaten. Hiç olmazsa umursamaya başladılar.

Deron Williams benim de izlediğim müthiş ilk yarı performansını maçın devamında da sürdürerek 18 sayı 16 asist 8 ribaunda ulaşmış. Jazz her şeyiyle üstün olduğu rakibini deplasmanda parçalamış adeta. Calderon’un defansı ne kadar baltaladığı hep söyleniyor ama bu kadar net gözlerimle görmemiştim. Williams’ın istediği her pozisyonda “gel geç” dedi resmen, gerçekten felaketti.
Erken kopan maçta 7 Utah oyuncusu çift hanelere ulaşmış ek olarak.

Boşa kürek çekenler:
Howard Atlanta’ya karşı maçı 19 sayı 24 ribaundla kapatmış. 4 bloğu iki de top çalması var. 5 top kaybı ve 11’de 4 şut yüzdesi istatistiklerini 16’da 11’le serbest atış kullanarak telafi etmeye çalışmış. İki takım da savunmalarını konuşturmuş maçta; Orlando %37.5, Atlanta %40’la şut atmış. Magic oyuncuları sadece üç hücum ribaundu vermiş ama bildiğiniz gibi bunlardan biri maçı kaybetmelerine neden olduğu için pek bir anlamı kalmıyor sanırım.

Carmelo (düşük yüzdelerle olsa da) skora geçtiğimiz birkaç günden daha fazla katkı yapıyor ama Denver üç maçtır kazanamıyor. Bu maçta da 23’te 9 isabetle 32 sayıyı bulmuş (16’da 13 serbest atış kullanmasının da katkısı var tabii), yanına 5 ribaund 5 asist eklemiş ama diğer parçalardan JR Smith hariç pek katkı gelemeyince galibiyet hayal olmuş Celtics karşısında.

Lakers-Spurs maçının ilk yarısına 20 sayıyla George Hill damga vurmuş. Hatta daha ilk çeyrekten 14 sayısı varmış ama ikinci yarıda aynı oyununu devam ettiremeyerek 21 sayıda kalmış genç oyuncu. Hill ile birlikte oyunu taşıyan diğer isim olan Ginobili’nin de 18’de 8’le 24 sayısı var fakat başta 11’de 2’yle 6 sayıda kalan Duncan olmak üzere başka hiçbir oyuncudan skora düzgün katkı gelmeyince Lakers’ı geçememişler. Pop’un sezonun başında Bruce Bowen görevinde oynattığı Bogans’ın, şut Shannon Brown’ın elinden çıktıktan sonra kolunu uzattığı pozisyona da gülmeden edemedim. Spurs sözde galibiyet serisinden sonra bir önemli maç daha kaybederek playoff’larda neler yapacağının sinyallerini hafiften veriyor.

Günün X-faktörü:
Geçtiğimiz birkaç maçını sakatlık yüzünden kaçıran James Harden, geri dönüşünü kenardan dahil olduğu ilk 5 dakikada 13 sayı atarak yapmış. Toplamda da 10’da 6’yla 23 sayı atarak Durant’in 25’inden sonra takımının en skorer ismi olmuş. Rockets’da Scola ve Ariza’nın tüm çabalarına rağmen maç OKC’nin farklı galibiyetiyle sonuçlanmış.

Pivot olarak başladığı maça 11’de 9’la 20 sayı atarak damgasını vurmuş Hickson. Doğru zamanda doğru yerlerde olarak LeBron’dan aldığı güzel paslarla skora ulaşabildiğini pek çok kez gördük zaten sezon içinde. Playoff’larda da Cleveland’ın pek çok silahlarından biri olacaktır elbet.

Ha gayret:
Nets uzun bir aradan sonra 8. galibiyetini belki de alma olasılığı en fazla olan rakibine karşı elde etmiş. Brook Lopez ve Devin Harris’in katkılarıyla Sacramento Kings’i tüm maçı önde götürerek 79-93 malup etmişler. Lopez’in 26 sayı 13 ribaund 4 asisti, Harris’in de 24 sayı 9 asisti bulunuyor. Tüm Kings taraftarlarına geçmiş olsun diyorum. Nets bu süreden sonra “rekor”u ele geçirmemek için canla başla mücadele edecektir ancak diğer takımların da yenilmemeyi gurur meselesi yapacakları bir gerçek. Bakalım ileriki günlerde neler yaşanacak.

Bizimkiler:
Mehmet maçı geçtiğimiz günlere göre hücumda biraz daha durgun geçirdi, 16 sayı 8 ribaund ve 3 bloğu vardı. Savunmada ise benim izlediğim bölümlerde Bosh ve Bargnani’nin hızlı ayaklarına karşı zaman zaman zorlandı ancak içeride gayet iyiydi diyebilirim.
Aynı maçta Hidayet de iki serbest atış ve Bosh’tan aldığı güzel pasla 4 sayıya ulaşmıştı ilk çeyrekte ama ilk yarının diğer bölümlerinde pek katkı sağlayamadı. Aslında ilk çeyrekte top eline bol bol geldi ve takım arkadaşlarına güzel şut imkanları sağladı ama Toronto’lu oyuncular çoğunda isabet bulamadı. İkinci yarıyı ise rahatsızlandığı için oynayamamış milli basketbolcumuz.

Ersan, takımının yorgunluğa yenik düşüp kaybettiği maçta Philadelphia’ya karşı 32 dakika süre alarak 8’de 3’le 6 sayı ve 11 ribaundluk bir performansa imza atmış. Ribaund sayısı iyi ancak yarısının maç koptuktan sonra geldiğini belirtmek lazım.

Laubali Dwight


Link

Dün gece internetim olmadığı için maalesef izleyemedim maçları. Sonuçlara baktığımda, özellikle Hawks-Magic'i kaçırdığıma üzüldüm, çünkü son ana kadar büyük çekişmeye sahne olmuş ve Josh Smith'in son salisedeki (evet 0.1 saniye kala) yaptığı smaçla Hawks kazanmış. Özetleri izlerken ise 58. saniyede Dwight Howard'ın yaptığı laubalilik karşısında donakaldım. Biz arkadaşlarla toplanıp geyiğine oynadığımızda bile bu tarz top kayıpları olmuyor. Dwight'a sormak istiyorum, öyle tek elle pas atınca daha mı havalı oluyor acaba, hele önünde savunmacı varken?

Zaten kabul edilebilecek bir laubalilik değilken, bir de maçın sadece 2 sayı farkla kaybedildiği göz önüne alınırsa, gerçek bedeli ortaya çıkıyor bu hatanın: Bir adet mağlubiyet. Tabii bu yenilgiyi sadece Dwight'ın o hareketine bağlamak biraz Hawks'a da haksızlık gibi gözüküyor. Burada Josh Smith'in takip smacının da hakkını verelim ve Hawks'ı da tebrik edelim playoff'a kalmayı garantilediler. Ama Rashard Lewis'in Josh Smith gibi uçan kaçan bir adamı box-out etmeyerek yaptığı hatayı da söylemem lazım.

24 Mart 2010 Çarşamba

24 Mart Programı

25 Mart Perşembe 01:00 / Denver Nuggets - Boston Celtics
25 Mart Perşembe 01:00 / Minnesota Timberwolves - Charlotte Bobcats
25 Mart Perşembe 01:00 (NBA TV) / Orlando Magic - Atlanta Hawks
25 Mart Perşembe 01:00 / Washington Wizards - Indiana Pacers
25 Mart Perşembe 01:00 (NTV) / Utah Jazz - Toronto Raptors
25 Mart Perşembe 01:30 / Sacramento Kings - New Jersey Nets
25 Mart Perşembe 02:00 / Cleveland Cavaliers - New Orleans Hornets
25 Mart Perşembe 02:00 / Philadelphia 76'ers - Milwaukee Bucks
25 Mart Perşembe 02:00 / Houston Rockets - Oklahoma City Thunder
25 Mart Perşembe 03:30 / Los Angeles Lakers - San Antonio Spurs
25 Mart Perşembe 04:30 / Memphis Grizzlies - Golden State Warriors

İnternetsiz bir yerde olacağım gecede şöyle maçların oynanmasından dolayı moralim bozuldu vallahi. Nuggets-Celtics, Magic-Hawks, Lakers-Spurs. Playoff ayarında maçlar bizi bekliyor. Spurs için gerçek testlerden biri daha. Magic ve Hawks'a karşı sınıfta kalmışlardı. Daha hafif bir test olan Thunder'a karşı bile çok zorlanmışlardı. Belki evlerinde oynadıkları için ve Lakers da beklenen seviyede olmadığı için kazanabilirler ama önemli olan savunmayı ne seviyeye çıkarabilecekleri. Hawks'un, Magic'i konuk ettiği maçta ise Hawks seyirci avantajına sahip olsa da ben Magic'in kazanmasını bekliyorum.

Nuggets'ın Karl'sız olarak Knicks'e karşı sürprizle karşılaşabileceğini yazmıştım ama yenilmeleri ne olursa olsun ilginç bir sonuçtu. Bugün, son 2 seneki seviyesinden oldukça uzak olan Boston'a karşı deplasmanda bile olsa sağlam bir maç çıkarmalarını bekliyorum.

Enes Kanter Artık Bir Wildcat (Kentucky Üniversitesi'nde)

Enes'in Nike Summit Hoop'ta yaptığı şov için tık

Şu sıralarda Amerika'da hala üniversite hazırlık okuyan ve birkaç ay önce Washington Üniversitesi'ne gitmeye söz veren Enes, bu kararından dönmüş. NCAA tarihinin önemli takımlarından ve bu senenin favorilerinden Kentucky Üniversitesi'nn basketbol takımı sorumluları ile koçu Calipari, uzun süren çabalar sonucu genç yıldızımızı ikna etmiş.

Bu sezon NCAA şampiyonluğu için favorilerden biri olan Kentucky'nin iki uzunu Cousins ve Patterson, 2010 draft'ının ilk 10 seçiminde NBA'e adım atacaklar gibi gözüküyor, en azından beklentiler bu yönde. Yani Enes, muhtemelen cezasını (üst paragraftaki link'e tıklayınız) doldurduktan sonra, takımda çok önemli bir rol alabilir, hatta belki de ilk 5'e bile yerleşebilir. Tabii Kentucky'nin başka hangi genç, yetenekli uzunlarla anlaştığını bilmiyorum gelecek sezon için. Ama yine de bu takımın gerek geçmişiyle, gerek gelecek seneki kadro yapısıyla, Enes adına iyi bir seçim olduğu aşikar. Çoğu kişiye göre 2010 draft'ının ilk sırasından seçilecek John Wall'un eksikliğini de yetenekli bir guard ile doldurmaları halinde yine üst düzey bir takım olabilirler. Enes'in de böyle üst düzey bir takımın önemli bir parçası olması elbette bize gurur verir.

Kısacası Enes, Kentucky gibi bir basketbol geçmişine, programına sahip okulda hem kendisini geliştirme fırsatı yakalayacak hem de takımını yukarı taşımaya çalışacak. Zaten şimdiden 2011 veya 2012 draft'ında ilk 14'ten gitmesine garanti gözüyle bakılıyor.

Dırdır Etmeyin Bana

Dünkü Bobcats-Wizards maçında, Wizards cephesinde ilginç bir olay yaşanmış. Wizards takımı Jamison ve Butler'ı gönderdiğinden beri 22 sayı, 9 ribaund ortalamaları tutturan ve potansiyelini gözler önüne seren Andray Blatche'ten profesyonelliğe yakışmayan bir hareket gelmiş. 1-2 pozisyonda Blatche'in savunmaya çabuk dönmediğini ve hücumda zorda kalan arkadaşlarına yardım etmediğini farkeden Saunders onu kenara alıp, bu sorunları anlatmak istemiş. Ancak Blatche oyundan alındığına sinirlenmiş olacak ki, onu dinlememiş bile. Saunders "Eğer gelip konuşmazsan ve koçunun söylediklerini dinlemeyeceksen, oynamayacaksın" demiş ancak Blatche oralı olmamış. Ardından yardımcı koçların birkaç defa Blatche'in yanına giderek onunla konuşma çabaları olmuş ancak Blatche oynamak istemediğini belirtmiş.

Blatche için Türkçe'mizde güzel bir tabir var: "Bir tarafı kalkmış." Son bir ayda zannedersem 2 Wizards maçı izledim. Blatche gerçekten durdurulmaz performanslar sergiliyordu. Rakip uzunlardan çok daha çabuk ayaklara sahip olduğu için, dışarıda top alıp, driplingle çok rahat geçiyordu adamlarını. Uzaktan savunulduğunda ise ilginç bir şekilde bu sezon çok geliştirdiği şutu ile isabetler buluyordu. Ancak bu ona, koçuna tavır yapma hakkı kesinlikle vermiyor. Hele koçunun tek amacı Blatche'in gelişmesini sağlamakken. Daha önce de yazmıştım Blatche'i uzun süredir beğendiğimi ancak sorun onun hep kafasında olmuştu. Büyük bir istikrarsızlığın yanında, sahadaki duruşuyla vurdumduymaz bir havası vardı her zaman. Çok gaza gelmedikçe, savunmada, hücumdaki çabasının yarısını bile harcadığını göremedik. Kısacası dün de yine 'kafası' oyununun önüne geçmiş. Saunders da "Yarın (yani bugün) oynayıp oynamayacağından emin değilim" demiş. Bu açıklamada acaba kendisinin bir karar vermediğini mi yoksa Blatche'in mi karar vermediğini kastediyor? Ben olsam "Oynamak istemiyor musun? Tamam 5 maç yanımda otur o zaman" derim.

Sen kimsin de koçunun ve Wizards takımının önüne koyuyorsun kendini?

23 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
19 dakikada 18 sayı atan Nowitzki iki tane üst üste (bana göre ucuz, yine de itiraz etmesi yanlış) teknik faul alarak oyundan atılınca Dallas üçüncü çeyrekte sadece 14 sayıda kalıp maçı büyük tehlikeye sokmuş. Fakat 37. doğum gününü kutlayan Kidd, gecenin bozulmasına izin vermeyerek son çeyrekte 13 sayı 4 asistle karşılaşmayı takımına kazandırmış. Maçı da 21’de 10’luk şut isabetiyle (ve tam 11 üçlük denemiş) 26 sayı 12 asist ile bitirmiş doğum günü “çocuğu”.
4 maçın oynandığı gecede uzatmaya giden Bobcats-Wizards maçının yıldızı Gerald Wallace olmuş. 17 sayısını 17 şutta bulan Wallace, bunu 19 ribaund alarak telafi etmiş. 3-4 aydır bu kadar fazla ribaund topladığını hatırlamıyorum. 3 tane de top çalması var Wallace’ın. Blatche maçta sadece 7 buçuk dakika süre alabilmiş. Flip Saunders’ın dediğine göre naz yapıp oyuna girmek istememiş kendisi. Şut yüzdesi bakımından pek iç açıcı olmayan maçta iki takım da %39 isabetle oynamış. Wizards uzatmada sadece 4 sayıda kalınca karşılaşmayı galip kapatan ekip 95-86’lık skorla Bobcats olmuş.

Maçtan önce Carmelo’yla eşleşmek istediğini belirten Gallinari aradığını bulmuş, bunu da 19’da 7’yle 28 sayı atarak ödüllendirmiş. İtalyan oyuncunun en önemli sayıları New York’un bariz üstünlük kurduğu 3. çeyrekte gelmiş, 28 sayısının 17’sini atmayı başarmış bu bölümde. Al Harrington da kenardan 23 sayı 9 ribaundla büyük katkı sağlamış takımına.

Boşa kürek çekenler:
Clippers’ta Drew Gooden 26 sayı 20 ribaundla eski takımına karşı canavar bir gece geçirmiş tam anlamıyla. O ve 22 sayı 9 ribaundu bulunan Kaman, Kidd’in doğum gününü az kalsın mahvediyormuş ancak son çeyrekte 30 sayı yiyip 19 sayı atarak 96-106 skorla kaybetmişler maçı.

New York deplasmanında Carmelo’nun 36 sayısı maçı kazanmaya yeterli olmamış. 42 dakika sahada kalıp 26’da 14’le şut atmış Melo. 5 ribaund 2 asisti var ama onlar ekstra tabii. Billups ona 25 sayı 6 asistle yardım etmeye çalışmış ama onun da şut yüzdesi iyi değil (13/5). Kariyerinde pek çok kez yaptığı gibi bol bol çizgiye gitmiş, 15’te 14 isabet bulmuş serbest atışlarında ama 104-109’luk malubiyete engel olamamış o da.

Günün X-faktörü:
Pacers’ta Brandon Rush Detroit potalarına 9’da 7’yle 20 sayı göndererek bu sezonki en iyi performanslarından birini göstermiş. Sayılarının 15’i 6’da 5’le isabet bulduğu üçlüklerinden gelmiş. Pacers’ın diğer öne çıkan isimleri 32 sayı atan Granger ve 13 asisti bulunan Earl Watson’mış. Indiana bu maçı 98-83 kazanarak Detroit’i tarihinde ilk defa süpürmüş oldu. Kötü giden sezonun tesellisi olmuştur bu. Gerçi artık biraz kaybetsinler derim çünkü draft için güzel bir sıra kapmaları şart gibi.

Takımı baltalayanlar:
Hamilton’ın 5 asisti var ama sahanın iki tarafında da felaket olan Pacers’a karşı 12’de 3 şut isabetinde kalmış. O kadar kötüymüş ki 22 dakika oynamış sadece. Son maçlarda şut yüzdesinde büyük bir düşüş var Rip’in. Tabii Detroit’te baltalayanlar bitmiyor, baktığımızda Jerebko’nun 9’da 2’sini ve Villianueva’nın 12’de 4’ünü görüyoruz. Takım olarak da %37’yle atabilmişler.

23 Mart Programı

24 Mart Çarşamba 01:00 (NBA TV) / Charlotte Bobcats - Washington Wizards
24 Mart Çarşamba 01:30 / Denver Nuggets - New York Knicks
24 Mart Çarşamba 01:30 / Indiana Pacers - Detroit Pistons
24 Mart Çarşamba 02:30 / Los Angeles Clippers - Dallas Mavericks

Kağıt üstünde pek uyanık kalmaya değecek maç yokmuş gibi duruyor. Nuggets ile Knicks arasındaki maçta, kemoterapi nedeniyle Karl takımının başında olmayacak. Son maçta Bucks'a karşı da yoktu. Oyuncular Karl'ın olmadığı maçlarda zorlandıklarını, asistan koçların çok iyi bir iş çıkardığını ama yine de Karl'ın yokluğunu hissettiklerini söylemişlerdi. Şimdi deplasmanda ne yapacağı hiç belli olmayan bir Knicks ile karşılaşıyorlar. İki taraf için de her türlü sonuca açık bir maç olduğunu düşünüyorum. Carmelo'nun da bileğinden ufak bir sorun yaşadığını okudum.

23 Mart 2010 Salı

Arenas'a 3 Ay Hapis Gelebilir

Savcı Arenas'ın, silah olayının ortaya çıkmaması için Crittenton'a baskı yaptığını iddia etmiş. Ayrıca Arenas'ın bir başka takım arkadaşına attığı ve Crittenton'a göndermesini istediği bir mesajdan alıntılarla bunu desteklemiş. Arenas için 3 ay hapis cezası isterken, Arenas ise kamu hizmeti cezası karşılığında gözetim altında serbest kalmak için savaşıyor. Kamu hizmeti ne diye merak edenler: Filmlerde klasikleşen yol kenarlarını ve parkları temizlemek veya özürlü çocukların eğitimine katkıda bulunmak iki örnek olarak verilebilir.

Arenas'ın cezasına daha önce de yazdığım gibi, 26 Mart'ta yani bu Cuma günü karar verilecek. Ama şurası kesin artık, 3 ay hapis yatsa bile önümüzdeki sezon Arenas'ı parkelerde göreceğiz. Baştan beri 6 ay veya üzerinde bir süre hapis cezası alması çok ufak bir ihtimaldi zaten.

Tabii ki Crittenton'a baskı yaptığı iddiası, Arenas adına iyiye doğru bir gelişme değil ama ben halen hapis cezası alacağına inanmıyorum. Alsa bile, Wizards genel menajeri geçtiğimiz ay Arenas'a Washington'da bir şans daha vereceklerini söylemişti. Wizards için, Agent 6'in kontratını feshetme yolunun oldukça engebeli gibi gözüktüğünü de belirtmeliyim. Arenas'ın ne kadar hırslı ve çalışkan bir oyuncu olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Ceza alsa da, almasa da gelecek sezona en iyi şekilde hazırlanıp hakkında konuşanların çenelerini kapamasını sağlamak için elinden geleni yapacaktır. Ama yazılan çizilen, hatta kendisi hakkında düşünülen şeylerin değişmesi hiç de kolay olmayacak.

Cavs'e Yardım Geldi

Ilgauskas bir aylık bekleyişin ardından, eski takımı Cavs ile yeniden sözleşme imzaladı. Sezonun kalan maçları için yaklaşık 150.000 dolar alacakmış Big Z. Gerçi başlıkta yardım diye yazdım ama 7 maçtır kazanan takıma ne yardımı ki bu? Yine de tabii Varejao'dan başka uzunu olmayan Cavs için gereken bir hamleydi daha önce belirttiğim gibi.

Ilgauskas gibi, bir oyuncunun takasla takımdan gönderildikten sonra eski takımına dönebilmesi konusunda şurada birşeyler yazmıştım. Hala aynı kanıdayım. Bu hamleyi toptan yasaklamaktansa, hem oyuncuyu hem takımını maddi yönden bir yükümlülüğün altına sokmak gerektiğini düşünüyorum. Daha detayını linkini verdiğim yazıda bulabilirsiniz.

Günün En İyileri - 13, 14, 15 ve 16 Mart (Robin Lopez Saygı Duyuyor)

Bugünü yakalamaya çalışıyorum inatla. Bugün 4 taneyi birden aradan çıkarıyorum. Böyle yapıyorum ama yakaladığım zaman yine aksatırsam komik olacak.

13 Mart:

Link

Maurice Evans'ın Jerebko'ya koyduğu blok bir harika. Pistons günlerinden beri beğendiğim Amir Johnson'ın Maggette'ye koyduğu blok da daha da güzel, hem koşarak önüne geçiyor rakibinin hem de büyük hışımla vurulacak smacı engellemeyi başarıyor müthiş sıçrayarak. Bonner'ın potanın arkasından yaptığı atış harika ve bir hayli de şaşırtıcı. Günün bir numarası ise bizimkilerden sayılan Zaza. Harika bir bel arkası pas vermişti.

14 Mart:

Link

Nash'in havada topu kaçırarak yaptığı asist, LeBron'un basket faul ile biten turnikesi ve biraz da Aldridge'in alley-oop'u hariç sıradan bir gün. LeBron'un 1 numarasını unuttuğum sanılmasın. Uzun süredir gördüğüm en abes şutlardan biri herhalde. Öyle bir güç var ki o kadar dengesiz bir şekilde şuta kalksa bile havada dengesini sağlayabiliyor.

15 Mart:

Link

Çok zayıf bir gündü ayın 15'i bana göre. Eric Gordon'un verdiği karpuzlama alley-oop pası pek estetik gözükmese de milimetrik olduğu için güzel. Bir de Kobe'nin fadeaway atacakmış gibi yapıp Monta Ellis'ten sıyrılması harika bence.

16 Mart:

Link

Boone'un fake'e zıpladıktan sonra yine de Josh Smith' boklaması güzel. Tyreke Evans'ın spin ile Artest'ten kurtulması mükemmel. Gee'nin yarı sahadan attığı basket çok güzel. Bu tarz atışlarda panyalı olmayınca daha bir saygı duyuyorum. Warrick'in smacı her zamanki gibi atletik yeteneklerini ortaya koyuyor. Biraz akıllansa ve biraz kas yapsa şu adam, pek çok takım sıraya girer herhalde onu almak için. Ve ayın 16'sında notlarda da yer verdiğim Brewer'ın Robin Lopez'i poster ettiği smaç... Fazla diyecek söz yok. Pozisyondan sonra Robin Lopez'in kralın önünde diz çöker gibi bir duruma gelmesi de pozisyona apayrı bir hava katıyor.

22 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Vizelerimin başladığı ve zamanın çok kısıtlı olduğu için çoğu maç hakkında değerlendirmelerimi dile getiremeyeceğim. Affınıza sığınarak sadece gözüme batan ayrıntıları ve dün gecenin istatistiklerini yazabiliyorum bugün için.  

11 maçlık gecede Amar’e, son günlerde iyice tavan yapan form grafiğiyle bir kez daha karşımıza çıkmış; ama en baştan söyleyeyim bu güzel performans Golden State’e karşı yapılmış. Toplam 15 şutta 12 isabetle 37 sayısı ve 8 ribaundu var All-Star oyuncunun. Takım arkadaşı Jason Richardson’dan da bir hayvan performans gelmiş. O ise 20’de 12 ile 34 sayı yollamış Golden State potalarına. Bunun yanı sıra 6 ribaund, 4 asist ve 2 top çalma katmış istatistiklerine. Maçın sonu ise bir hayli ilginç geçmiş. Üst üste kaçan taktik faullerden (G.Hill özellikle) sonra Warriors skoru eşitlemek için çok çabalamış; ama yine olmamış. Phoenix, iki yıldızının etkili oyunuyla oyunu 133–131 kazanmış. Skora dikkat çekmek istiyorum. En az 120 yemeden bırakmıyor maçı Warriors takımı bu aralar.

Miami, bu sezon “Acıların Takımı”nı oynayan New Jersey’i Wade’in ekstra oyunuyla mağlup edebilmiş. Süper yıldız 9/13 isabet oranı ile 27 sayı bulurken, yanına da 12 asist, 7 ribaund (3'ü hücum), 2 top çalma ve 1 blok eklemiş. Brook Lopez her ne kadar skor yönüyle takımını kurtarmaya çalışsa da, bu maçta savunmayı ikinci plana koyunca Wade dağıtmış Nets pota altını. Yine de birazcık zorlanmışlar takım olarak. New Jersey’e 20 fark atamayan takımlar, karamsarlığa düşüyor bu sezon.

Dwight Howard ve Rashard Lewis’in skor yükünü çektiği gecede Orlando Magic, Philadelphia 76’ers’ı 109–93 ile rahat geçmiş. Dwight Howard 23 sayı(9/11 isabet oranı ile), 15 ribaund ve 2 blokla yıldızlaşırken, Lewis ise attığı 24 sayı (8/12 isabet oranı) ile skor yönünde takımına çok büyük katkı sağlamış.

Chris Paul’ un sakatlıktan döndüğü Dallas – New Orleans maçında David West üst düzey oyunuyla Dallas’a son 4 maçındaki 3. yenilgisini aldırdı. All-Star forvet, 17’de 10 isabetle 25 sayı buldu, 10 asist yaptı, 6 ribaund çekerken yanında 2 top çaldı. Aynı bir guard gibi takımını oynattı West. Chris Paul ise tekrar takıma dönmüş olsa da çok formsuz gözüktü doğal olarak. Birkaç maç daha oynayıp temposunu bulması gerek diye düşünüyorum; ama onu tekrar parkede görmek çok sevindirici. Darren Collison ise Paul'ün döndüğü maçta kenardan gelerek 34 dakika almış ve 16 sayı 8 asist yapmış. Bower, bu ikilinin yanyana oynayabileceğini söylüyordu, yavaş yavaş bunu uygulamaya sokuyor anlaşılan.

John Salmons, 19 Şubat’ta takasla Chicago’dan geldiğinden beri Milwaukee bir başka takım görüntüsü çiziyor sanki. Zaten bu süreç içinde yaptıkları 17 maçın 15’ ini kazandılar, dişli takımlara karşı sürpriz galibiyetler aldılar. Dün ise yine Salmons önderliğinde, doğunun en iddialı takımlarından Atlanta’yı mağlup ettiler. İki maçtır Ersan’ı izleyemeyip kafamı duvarlara vurduğumdan, bu maçı izleyeyim bari diye düşündüm. Bu sefer Ersan değil, Salmons başroldeydi. 19’da 12 ile 32 sayı buldu yıldız oyuncu. Yalnız bu 32 sayının 25’i maçın son 17 dakikasında, yani maçın en kritik anında gelince performansının ne kadar kritik ve önemli olduğu anlaşılıyor. Delfino’nun da hakkını yemeyelim. O da 23 sayı, 9 ribaund ve 5 asistle gecenin kahramanlarından biri oldu ve özellikle bu ikilinin katkılarıyla Atlanta’yı 98-95 mağlup ettiler.

Derrick Rose, daha sakatlıktan yeni dönmesine rağmen sakatlık geçirdiğini inkar edercesine maçlar çıkarıyor. Dünde Houston Rockets’ı konuk ettikleri maçta 22’de 12 gibi bir guard için iyi sayılacak bir oranla 27 sayı bulmuş, 8 asist yapmış ve 7 ribaund toplamış. Houston’ı 98-88 mağlup etmişler ve playoff'lar için bir adım daha atmışlar. İşler iyice kızışmaya başladı doğuda.

Zach Randolph, takımının Sacramento’yu deplasmanda mağlup ettiği maçta 17’de 9’la 25 sayı ve 12 ribaundla takımının rahat kazandığı gecede en önemli farkı yaratmış. Memphis takımı 102-85 ile kazandığı maçta, % 50 ile (6/12) üçlük atmış. Sacramento ise %18’de kalmış bu alanda. Takım halinde, Thabeet’i de iyi kullanarak çok iyi oynamışlar ve tempolu götürdükleri oyunu rahat kazanmışlar.


Boşa Kürek Çekenler
Kevin Durant, takımının San Antonio’ya kaybettiği maçta 24’te 15 gibi çok başarılı bir isabet oranı ile 45 sayı bulmuş. Yanında da 8 ribaund ve 3 bloğu varmış. Elinden gelenin en iyisini yapmış; ama George Hill’den gelen ekstra katkıyla maçı Spurs kazanmış. Fakat takım olarak 13’de 2 üçlük isabetleri gerçekten onlara hiç yakışmamış. Maçın da 3 sayıyla kaybedildiğini düşünürsek hayati nokta olmuş üç sayıdaki felaket yüzde onlar için.

Iguodala ve Brand azıcık silkinip kendilerine gelmişler; ama bu silkinme Philly’e yetmemiş. Orlando karşısında Iggy 14’te 8 ile 23 sayı bulmuş yanına 6 ribaund ve 6 asist eklemiş. Brand’den de 23 sayılık (9/15 isabet oranı ile) bir performans gelmiş, yanına da 6 ribaund, 3 asist ve 3 top çalma eklemiş; fakat son zamanların en formda takımlarından biri olan Orlando’nun dediği olmuş. Philly de sesini çıkarmadan razı olmuş mağlubiyete.

Jason Terry, takımının son 4 maçındaki 3. mağlubiyetini aldığı gece de takımına galibiyeti armağan etmek için çok çalıştı. Özellikle ilk periyotta çok önemli katkı sağladı; ama o da bir yere kadar taşıyabildi takımını. 16 şutunda 9 isabet bularak ürettiği 24 sayılık performansı, David West ve arkadaşlarının inatçı oyununa kafa tutamadı ve 115-99’la kaybettiler Hornets’e karşı. Şu sıralar biraz teklemeye başladılar ve acilen toparlanmaları gerekiyor; Lakers aldı başını gidiyor Batı’da birincilik için, birinci olamasalar da ikinciliği sağlama almaları lazım.


Günün X Faktörü
Marcus Thornton’dan bir ekstra katkı daha geldi Dallas karşısında. David West’le beraber takımını galibiyete taşıdı. Kullandığı 22 toptan 12’sini 28’ini sayıya çevirerek maçın en skoreri oldu ve beraberinde 4 ribaund ve 2 asist yazdırdı kendi hanesine.

San Antonio’nun ikinci senesini geçiren oyun kurucusu George Hill, takımının Oklahoma City ile karşılaştığı maçta takımının en skoreri olurken, üç sayı farkla biten kritik karşılaşmada, takımına yaptığı 27 sayı ve 5 ribaundluk katkı ile maçın galibiyetleriyle sonuçlanmasını sağlamış genç guard.

Luke Ridnour, gecenin sürpriz sonuçlarından biri olarak değerlendirdiğimiz Milwaukee-atlanta maçında 9’da 7 isabetle bulduğu 18 sayılık katkının yanında 8 asist ve 4 ribaundluk performansı ile maçta beklenmedik fark yaratan oyuncu oldu. Takım olarak gayet iyi durumdalar ve Salmons’la da skor açığını çok iyi kapattılar. Playoff heyecanı yavaş yavaş sarmaya başladı ve muhtemelen iyi bir yerde girecekler onlarda sıraya. Umarım bu kimya bozulmaz da onları da önemli işler yaparken görebiliriz.


Bizimkiler
Bugün yüzümüzü Memo güldürdü. Boston karşısında takımı 110–97 galip gelirken, Mehmet tamamını ikinci yarıda bulduğu 14 sayıyla kritik zamanda sazı eline almış ve 15 ribaunduyla sezondaki en iyi istatistiğini yapmış ribaund alanında. Maçta çok erken bir zamanda faul problemine girmesine rağmen ikinci yarı etkili ve dikkatli oyunuyla takımının Boston’ın 4 maçlık galibiyet serisine son vermesine öncülük etmiş deneyimli yıldızımız. Ayrıca ribaund ve sayısına ek olarak, 3 blok, 3 top çalma ve 2 asistiyle maçın kahramanlarından biri olmuş Memo.

Hido, takımının Minnessota’yı 106-100 mağlup ettiği karşılaşmada 10 sayı(3/7 şut oranı ile) , 6 asist ve 4 ribaundla oynamış. Hala kör topal ilerliyor tecrübeli oyuncumuz. Sezon bitti hala kendisinin tam kapasitesine çıktığını göremedik. Umarım birkaç sene içinde takımın kontratından ötürü kurtulmak istediği oyuncu olmaz; çünkü Toronto’nun yapısına hiç ısınamadı. Daha kötüsü bir ışık da vermiyor şu an.

Ersan ise başarılı iki oyundan sonra duruldu. Sahneyi Salmons’a bıraktı bu sefer. 13 dakika sahada kalabildi genç oyuncumuz. Bu süre içerisinde de 3 sayı ve 4 ribaundla oynadı. Pek parlak bir gün değildi onun adına.

Kötü Çaylakları Oynatmıyorum

T-Mac'in biten kontratı için elden çıkarılan ve Houston'a giden Jordan Hill, dün eski takımı Knicks ile karşılaşmak için New York'taydı ve maçtan önce bir Houston gazetesine "Koç D'Antoni çaylakları oynatmayı sevmiyor. Çaylakların ilk sezonlarında oturup öğrenmelerni istiyor. Beni bench'in dibine attı" şeklinde bir açıklama yapmıştı. D'Antoni ise buna "Çaylakları oynatmayı sevmiyor muyum? Hayır, kötü çaylakları oynatmayı sevmiyorum." şeklinde cevap vermiş.

Öncelikle şunu söylemek lazım. Jordan Hill, Madison Square Garden'da Knicks'e karşı maçın adeta x-faktörü oldu. Çok iyi bir maç çıkardı ve maçın Rockets lehine döndüğü dakikalarda Hill hep oyundaydı. Ama tabii karşısındaki takım da Knicks idi... Sonuçta Hill iyi mi değil mi orası tartışılır. Ben de Hill'in kendisi pozisyon üretecek, takımı taşıyacak bir yıldız olacağını düşünmüyorum ama görünen o ki, Rockets'ın kaybettiği Landry'nin yaptıklarının büyük çoğunluğunu (şut hariç) takıma verebilecek potansiyeli var.

Ama benim anlamadığım nokta, D'Antoni, hiç dakika alamadığı için morali bozuk olan bir çaylağın yaptığı açıklamalara ligin önemli koçlarından biri olarak niye böyle sert çıkışıyor? Hill tabii ki dar Knicks rotasyonunda süre almayı beklerken, bench'ten kalkamayınca mutsuz olmuştur ve bu açıklamayı yapması çok da garip birşey değil. D'Antoni, hakkında çıkan bazı haberlere ve raporlara göre çoğu şeyi kendisinin en iyi bildiğini düşünen ve burnunun dikine giden bir koç. Bu tarz hareketlerini sadece okumak değil, maçlarda da bazen farkedebiliyorsunuz. Örneğin sık sık maçların sonlarında mola almak yerine takımının maçı kazanacağına inanır ve onların kendileri hücum etmelerini ister. Bu bana oldukça ilginç gelir. Her neyse, Jordan Hill konusunda da D'Antoni'nin bu yönü biraz ön plana çıkmış zannedersem.

Son olarak da ek not vereyim: D'Antoni'nin Suns'da en çok oynattığı çaylak olan Barbosa, Stephon Marbury ve Penny takasla Knicks'e gönderilene kadar, parkeyi gördüğü zaman zil takıp oynuyordu. Marbury ile Penny'nin gidişiyle beraber boşalan guard pozisyonunda Barbosa oynamaya başladı. Yani biraz zorunluluktan olduğunu söyleyebiliriz. Bu sadece tek bir örnek. Onun dışında Cabarpaka'ya ve Gallinari'ye maç başına yaklaşık 10'ar dakika verdiğini gördük D'Antoni'nin. Elinde zaten pek fazla çaylakla takım yönetme şansı olmadı ama bu şanslarda da, Barbosa'daki zorunluluk harici pek fazla şans verdiğini söyleyemeyeceğiz çaylaklara. Kimi koç çaylaklara güvenir ve oynatır, kimisi "Kenarda otursun da öğrensin önce" (Sloan en önemli örneği), kimisi ise bu ikisinin arasında bir yol bulur. Bu üç yöntemden birini kullanan koç hesap vermek zorunda değildir. D'Antoni'nin de böyle bir tepki vermesini doğru bulmadığımı söylemeliyim bir kez daha.

22 Mart 2010 Pazartesi

22 Mart Programı

23 Mart Salı 01:00 / Orlando Magic - Philadelphia 76'ers
23 Mart Salı 01:30 / Miami Heat - New Jersey Nets
23 Mart Salı 02:00 / San Antonio Spurs - Oklahoma City Thunder
23 Mart Salı 02:00 / Atlanta Hawks - Milwaukee Bucks
23 Mart Salı 02:00 / Dallas Mavericks - New Orleans Hornets
23 Mart Salı 02:00 / Houston Rockets - Chicago Bulls
23 Mart Salı 02:00 / Toronto Raptors - Minnesota Timberwolves
23 Mart Salı 03:00 (NBA TV) / Boston Celtics - Utah Jazz
23 Mart Salı 04:00 / Memphis Grizzlies - Sacramento Kings
23 Mart Salı 04:30 / Phoenix Suns - Golden State Warriors

Yine playoff takımları arasında mücadelelere tanık olacağımız bir gün. NBA TV'deki maçta Mehmet bugün oynayacakmış ancak Kirilenko yok. Deplasmanda 2, toplamda 4 maçtır kazanan ve çıkışa geçmiş gibi gözüken Celtics'in kazanması için oldukça elverişli şartlar var. Şanslar eşit gibi duruyor. Bu sezon hayata dönme belirtileri gösteren Kirilenko yokken Utah, sağlam takımlara karşı oldukça zorlanıyor. Yaşlı Celtics'in dezavantajı ise 4 günde 3. deplasman maçına çıkıyor olması.

Dün deplasmanda Hawks'a yenilen yaşlı ve formsuz Spurs, bu sefer de Thunder'a konuk oluyor. Onlar da Pacers'a yenilerek pekçoklarını şaşırttılar. Ancak yazılanlara göre, önceki gece bir partiya katılmış Thunder oyuncuları, mağlubiyet buna bağlı olabilirmiş. Ne kadar doğru bilmiyorum tabii ki. Burada da bir favori yok bana göre ama artık Spurs'den ümidi kesmiş durumdayım. Hala istikrarlı bir şekilde savunma yapamıyorlar ve playoff'lar geldi sayılır. Artık bundan sonra bir mucize gerekiyor onlar için.

Son maçta Denver'a karşı muhteşem şut atan ve savunmada da rakibini yeterince durdurmayı başaran Bucks, sürpriz bir galibiyet almıştı. Hawks ise zorlandığı karşılaşmada Spurs'ü evinde uzatmalarda mağlup etmeyi başarmıştı. Celtics gibi, deplasman takımı olan Hawks'un dezavantajı yorgunluk gibi gözüküyor. Ligin en iyi savunma yapan takımlarından biri olan Bucks, en iyi hücum eden takımlarından biri olan Hawks'a karşı galibiyet alabilir. Bogut'un faul problemine girmemesi halinde Horford'a üstünlük kurmalı ve bu sayede sadece dış şuta bağımlı kalmazlar. İçeriden de skor üreteceklerdir Denver maçının aksine.

Biraz da NCAA


Link

Dün gece Purdue ile beraber son saniye basketiyle kazanan iki takımdan biri oldu Michigan State. Ancak videodan görebileceğiniz gibi Delvon Roe ani bir refleksle kafasını çekmese, Maryland maçı kazanacaktı. O pasın atıldığını gördüğüm anda "Aha ellerindeki maçı verdiler" dedim Roe'nun pasın yolundan çekilmesine şaşırdım. Adeta Ninja Kaplumbağa vari bir hareketti. Ardından Lucious çok sakin bir şekilde NBA'deki pek çok oyuncunun bile yapamadığı işi yaptı. Saatin farkında olarak, son ana kadar doğru pozisyonu bulmayı bekledi ve şutu öyle elinden çıkardı. Bu sayede maçı kazandılar. NCAA ile pek ilgili değimdir ancak şimdi turnuvanın favorilerinden Kansas'ı eleyen North Iowa karşısında ne yapacaklarını çok merak diyorum gerçekten. Bu merakımın nedeni Michigan State'in son iki dakikaya 10 sayı civarı önde girmesine rağmen, Maryland'in baskısı ve 2'li 3'lü sıkıştırmaları sonrasında birbirinden aptalca top kayıpları yapması. İşte videoda izlediğiniz gibi bu top kayıpları nedeniyle son saniyelere yenik girdiler. Resmen baskı altında ezildiler. Özellikle Raymar Morgan yaptığı top kayıplarıyla, Maryland'in geri dönmesini sağladı diyebilirim.

Bu arada baskı demişken, bir başka maça değineyim. Pittsburgh oyuncusu Gilbert Brown son iki dakikada attığı 3 üçlükle takımını Xavier karşısında son anlara kadar maçın içinde tuttu. Ancak bir pozisyonda taktik faulü o yapmak zorunda kaldı ve 5. faulünü alıp oyundan çıktı. Onun, rakip takımın en iyi serbest atıcılarından birini tutması bana göre hataydı. Nitekim bir sonraki taktik faulde Xavier 2'de 0 atınca, bir üçlükle maçı beraberliğe taşıma şansını elde etti Pittsburgh ancak Brown olmayınca, o ellerin titrediği anda üsüste iki müsait pozisyonda üçlük isabeti bulamadılar.

Sweet 16'e girdik. "Şu benim favorim" diyemem çünkü bir fikrim yok. Yabancı kaynaklarda okuduklarıma dayanarak birşeyler söylemem doğru olmaz. İzleyelim eğlenelim. Tabii 35 saniye şut saati ve yapılan akıl almaz hatalarla bu eğlenceye biraz gölge düştüğünü söylemem gerek.

21 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Gecenin merak edilen maçında Atlanta Hawks, Spurs’ü uzatmada geçerek San Antonio’nun ikinci önemli sınavında da başarısız olmasına neden oldu. Joe Johnson maçın ortalarında şut ritmini kaybetse de takımına iyi liderlik ederek 20 sayısının yanında 13 asist yaptı. Ancak Jamal Crawford’ın benchten verdiği alıştığımız katkısı ve Marvin Williams’ın ekstra oyunu dışında maçı asıl kazandıran adam Duncan karşısında hiç geri adım atmayan Al Horford’dı. 22 sayı 9 hücum ribaunduyla (ki toplamda da 18 ribaundu var) Spurs pota altını tam anlamıyla dağıttı. Aldığı ribaundlardan çoğunda da ya kendi bitirdi ya da topu iyi takip ederek pozisyonu takımına kazandırdı. Ayrıca Duncan’ın üzerinden vurduğu güzel de bir smacı var. Duncan kariyeri boyunca nadir de olsa böyle sahnelerde rol aldı ama burada en çok çektiği şey yavaşlayan bacakları olsa gerek.

Lakers bana hala çok güven vermese de üst üste 6. galibiyetlerini aldı. Skorun 92-99 olması kimseyi aldatmasın çünkü bir ara maç 25 sayılara çıkmış. Phil Jackson, fark yavaş yavaş kapansa da Kobe’yi oyuna sokmamış, karşılaşma son çeyrek hariç tek taraflı geçmiş. Gasol’ün 28 sayı 12 ribaundu bulunuyor. Ayrıca Kobe de ikinci çeyrekte 20 sayı atıp maçı 24 sayıyla bitirmiş. Washington'a karşı maçı ikinci çeyrekten bitirmeyenler kendilerini kötü hissediyor.

Sürpriz şekilde baştan sona çekişmeli geçen Knicks maçında, Aaron Brook bitime iki dakika kala, üst üste zor pozisyonlarda 7 sayı bularak maçın kahramanı olmuş. Maçı 16 sayıyla bitirdiği düşünülünce 10’da 3 isabetle bitirip kötü bir performans sergilemiş diye anılacağına 13’te 6 ile maçı kazandırmış. Kevin Martin 16’da 9’la 28 sayı atıp maçın skorer ismi olurken 7 top kaybıyla da aynı unvanı elde etmiş. 13 dakika süre alan Jeffries de maçın sonlarına doğru bir hücum faul çaldırıp iki de blok yaparak savunmada öne çıkmış.

Sacramento'ya geldiğinden beri çift haneli sayılarla oynuyordu Landry hep, bu maçta da 14’te 11 isabetle 24 ile Kings formasıyla attığı en yüksek sayıya ulaşmış, utanmasa kaçırmayacakmış hiç. Tabii bu paragrafı yazmamın asıl sebebi, Landry’nin performansında da büyük katkısı bulunan Beno Udrih. Kendisi Kevin Martin yokken doğal olarak çok daha iyi oynasa da son zamanlarda inişli çıkışlı performanslar sergiliyordu. Bu sefer karşısında oynamak istemeyen Baron Davis’i bulup üzerine Landry’nin formda oluşu da eklenince rüya gibi bir maç geçirmiş. 17’de 8’le 20 sayısı ve kariyer rekoru olan 17 asisti varmış Udrih’in, skor yakın gözükse de karşılaşmayı güle oynaya kazanmışlar. Bu arada Evans nerede diye soran varsa bir önceki maçta ribaund alan Ersan’dan yüzüne yediği, oyunu terk etmesine neden olan bir darbe yüzünden bu maçta da forma giyemediğini hatırlatalım.

Granger genelde yaptığı gibi bolca şut çekmiş ve 21’de 11’inde isabet bularak 32 dakikada 32 sayıya ulaşmış. İşin ilginci 8 üçlük denemesinden sadece 2’sinde isabet bulabilmiş. Ancak etkileyici olan bunları diğer tarafta Durant’i savunurken yapmış olması. Murphy yüksek bir yüzdeyle 22 sayı 13 ribaund, Hibbert da 20 sayı 8 ribaund eklemiş ve %50’yle şut atan Indiana Thunder’ı mağlup etmeyi başarmış.

Boşa kürek çekenler:
Manu maçta kısa süreli dönemlerde bocalasa da tam 38 sayıyla tamamladı karşılaşmayı. Atlanta savunmasını delerek potaya gitti bol bol ve 10 serbest atış kullandı. Ayrıca maçın ilk yarısında 4 üçlük isabeti vardı ama ardından uzatmanın sonunda attığı umutsuzluk üçlüğü haricinde çizginin gerisinden daha fazla isabet bulamayınca 11’de 5’te kaldı. Bazı bölümlerde topu fazla elinde tuttuğunu da söylemeliyim. Bencilliğinden değil ama bu maçta Duncan hariç diğer oyuncular fazla katkı sağlayamadığı için takım onun eline bakmak zorunda kaldı. Zaten Spurs’ün eskisi gibi olmayışının sebeplerinden biri de diğer oyunculara “parça” diyemememiz. Eskiden işler hücumda ve savunmada gayet güzel işlerlerken ve sıkıştıkları dönemlerde Duncan-Manu-Parker gibi isimlere daha fazla bakarlarken şimdilerde neredeyse çoğu maçın büyük bölümünü sıkıştıkları dönemler olarak geçirince böyle büyük maçları kazanmak daha da zorlaşıyor.
Duncan demişken, hücumda 29 sayılık çok etkileyici bir performansı ve de 13 ribaundu var ama o da savunmada ayakta kalan tek uzun olunca bir yere kadar kapayabildi orayı. Zira Atlanta’nın 21 hücum ribaundu ve 54 boyalı alan sayısı var. Zaten maçı kazanmalarının en büyük nedeni de boyalı alandaki bariz üstünlükleriydi.

David Lee 4 günlük arayı iyi değerlendirip dinlenmenin meyvesini 27 sayı 20 ribaund 6 asistle vermiş. Son günlerin öne çıkan ismi çaylak Toney Douglas’ın da 19’da 10 şut isabetiyle 26 sayısı var.

Takımı baltalayanlar:
Kötü şut attığı maçta 7’de 7 serbest atışla skora katkı vermesinin hakkını yememeli ama 16’da 4 ile şut atarak maçı açık ara kaybetmelerinin en büyük sebebi olmuş Durantula. 3 asistine karşı 5 top kaybı var. Onun iyi oynayamadığı maçlarda Thunder’ın ne kadar zorlandığını görüyoruz. Bu artık geçen sene takımın onsuz da aynı olduğunu iddia edenlerin bile kabullendiği bir şey. Hal bu olunca, Durant durdurulması ne kadar zor bir oyuncu olsa da takımın gençliği de eklenince playofflarda durumun onlar için çok daha zorlaşacağını tahmin etmek zor değil. Tabii ligi buralarda bitirmeleri bile çok büyük bir alkışı hak ediyor orası ayrı konu.
Ayrıca Durant’ten bahsetmişken maçta sayısı olmayan Westbrook’un da sadece 4 şut atıp 16 dakika sahada kaldığını da belirteyim. İki sezondur ilk sayı atamadığı maç bu patlayıcı guard'ın. O kadar kötülermiş yani.

Günün X-faktörü:
8’de 4’le sadece 10 sayısı var Dudley’nin ancak bunların hepsi son çeyrekte geldi ve belki de hepsi maçı kazandıran sayılardı. Phoenix’in maçı kazanmak için yapması gereken en temel şey, evlerinde tempoyu yüksek tutup Portland’ın onlara ayak uyduramamasını sağlamaktı. Tabii teoride basit gözükse de maç içinde tam tersi oldu. Başlarda Suns oyuncuları erken gelip maçı hızlı oynasa da özellikle ikinci çeyrekten şutları girmemeye başlayınca maç birden Portland lehine işlemeye başladı. Hatta pek çok hücumu 8 saniye sürmeyen Phoenix’in iki kere 8 cezasına yakalanmasına neden oldular.
Phoenix’i sadece yavaşlatmakla kalmadılar, savunmada da çok çok iyi işler yaptılar. Rakam olarak Camby’nin 5 bloğu dışında öne çıkan savunma istatistiği yok gibi ama ben bir tane bile Nash-Amare pick&roll’ü gördüğümü hatırlamıyorum. Üçüncü çeyrekte bir ara Andre Miller’ın 9 asistine karşın Suns’ın 10 asisti vardı ki Nba’in en çok asist yapan takımlarından birinden bahsediyoruz. Nash’in de Amare’nin de en iyi günleri değildi belki ama maçta %39’la şut attıysalar bunun en büyük sebebi Portland defansıydı. Tabii Trail Blazers savunmada başardıklarının onda birini hücumda yapamadı, Roy başta olmak üzere kimse iyi skor üretemedi. Andre Miller son çeyreğe kadar ayakta kalan tek isimdi ama o da 22 sayı 9 asistle bitirdiği 3. çeyrekten sonra hiç katkı sağlayamadı. Son çeyrekte ise Suns alan savunmasına geçti ve Portland oyuncuları şutlarının çoğunda isabet bulamayınca maç bir anda Suns lehine döndü. Kapıyı Dudley attığı 10 sayıyla açtı, Amare de ilk çeyrekteki etkili oyununa dönünce Phoenix maçı 87-93 kazandı.