BIY AD

12 Nisan 2010 Pazartesi

11 Nisan'dan Notlar

Günün Hayvan Performansları
“Acaba Cleveland, Orlando’dan geçen senenin intikamını almak için LeBron’la seyircisi önünde son bir şov yapar mı?” derken aksine pek de zevk almadığım bir maçla karşılaştım. Mike Brown korkmasaydı da  bari şu iddialı maçta kendi seyircisine güzel basketbol izlettirmek adına LeBron’u oynatsaydı. Süper yıldızın kenardaki dans şovları hem antipatik olmaya başladı hem de bize pek fayda sağlamıyor. Bunları bir kenara bırakıp, maçı Magic cephesi tarafından değerlendirirsek; Orlando için genel olarak maçın amacı “Esas oğlan James” da olmayınca, mutlak galibiyetti. Galibiyette ise başrolü Dwight Howard oynadı. Kullandığı 13 şutta 9 isabet bulup 22 sayı üretirken, 13 ribaund, 3 asist ve düşman korkutan 6 bloğuyla ilk yarının sonuna doğru Cavaliers lehine açılan 16 farkı ikinci yarıdaki çok yönlü oyunuyla durdurdu ve de maçtaki amaçsızlığın da neticesinde ikinci yarı o fark bir anda eriyiverdi. Cleveland ise başrol oyuncularının oynamadığı üst üste 3 maçı kaybetti. Gerçi pek umurlarında mı bilmiyorum sahadaki oyuncuların. Hatırlarsanız ligin ortasında LeBron’un sakatlığından ötürü oynamadığı maçları, takım halinde çok rahat kazanmışlardı. Şu anda maçları kazanmanın hiçbir anlam ifade etmediği dönemde kendini zorlamanın da bir anlamı yok zaten.

Wade, takımının New York deplasmanında 111-98 galip geldiği gecede yine durmamış, duramamış. Şut yüzdesi %50’nin altında kalsa da takımdaki tek tabanca olarak yine 32 sayı, 5 ribaund ve 5 asistle elinden ne geliyorsa yapmış. Maç da New york’a karşı olunca insanın da pek bir şey söyleyesi kalmıyor takımın içi bomboş kaldığı için. Oynadıkları son 11 maçın 10’unu kazandılar ve tabiri caizse gümbür gümbür geliyorlar; ama playofflarda tek Wade ile olmayacağı büyük bir gerçek. Wade skor anlamında suskun kalınca takım da kimse bir şey yapamıyor. Beasley saçmalayıp, maç içinde 30 şut atmaya kalkıyor. Richardson sırf üçlük deniyor. Wade gününde olmayınca komple harabe oluyor takım. Bu yaz Amar’e ile anlaşabilirlerse çok yararlı olabilir onlar için; ama takviye mutlaka şart. Yoksa Wade de tek başına çalıp oynar o takımda.

Portland, Lakers’tan kurtulmak adına çok önemli bir maç kazandı dün gece Staples Center’da. Yalnız artık Portland klasiği olan sakatlanma hastalığı dün de Roy’un peşini bırakmadı. Yıldız oyuncu sağ dizinden sakatlanarak maçın ikinci yarısına devam etmedi. Ciddi bir şeyi yok; ama playoffları tehlikeye atmak için riske edilmedi All-Star oyuncu. Bu önemli eksiğe rağmen Portland, Lamarcus Aldridge’in etkili oyunuyla Lakers’tan galibiyeti koparabildi. Yalnız maçın sonu bir hayli enteresan oldu söylemeden geçmeyeyim: Kobe maç boyunca felaket yüzdeyle attı; hatta söyleyeyim de içimde kalmasın. O zamana kadar 20’de 6 ile atıyordu yanılmıyorsam; fakat işte böyle zamanlarda Kobe’den korkacaksın. O da aynısını yaptı zaten: Bitime 51 saniye kala fark Blazers lehine 5’ti, maçın bitmesine 31 saniye kala fark Lakers lehine 1’di. 20 saniyede 6 sayı üretip takımını öne geçirdi, inanılmazdı gerçekten. Bu süre içinde 8-9 metre uzaklıktan bir üçlüğe ve de bir basket faule imza attı Bryant. Bir sonraki hücumda ise bitime 12.7 saniye kala Lamarcus Aldridge’in girmeyen topunu, Camby tipledi ve takımına tek farklı liderliği getirdi. Camby’nin 10 sayı, 7’si hücum ribaundu olmak üzere 17 ribaund ve 4 blokluk performansını da yabana atmayalım. Deneyimli oyuncu kimyayı yakaladı Blazers’ta da. Bu basketten sonraki komediden Can şurada bahsetmiş zaten. Maçın sonunda üçlük kullanan oyuncunun Gasol olması çok tartışılacak konu. Bu sezon 5 üçlük denemiş hiç isabeti yok. Dün kullandığı da 6. oldu. Bu maç Portland’a çok şey kazandırdı da Lakers’a neler kaybettirdi peki? Lakers bu gidişle Spurs’le eşleşebilir. Malumunuz birkaç maç önce de Lakers’ı darmadağın etmişlerdi takımca. Öte yandan Orlando NBA ikincisi konumuna yükseldi. Yani çok büyük ihtimalle ev sahibi avantajı olmayacak Lakers’ın finallere çıkma durumunda. Ya Cleveland ya da Orlando finale kalır diye düşünüyorum çünkü Doğu’da.


Chicago Bulls, günlerdir beklediğimiz maçta son yumruğu atarak 8. oldu ve sezonun bitimine iki maç kala playofflara kalmak için büyük avantaj sağladı. Double-double Canavarı Noah, 3 asist daha yapsa triple double’ı yakalıyordu. 17 sayı, 19 ribaund, 7 asistlik performans böylesine önemli bir maçta gelince insan hayran kalıyor genç oyuncuya. Sakatlığından artık eser kalmamış, o iyice anlaşıldı. Bir diğer yıldız Rose ise 23’te 13 ile 26 sayı, 7 asist, 4 ribaund, 1 top çalma ve 1 blokla oynadı. Maç daha ilk çeyreğin sonuna doğru kopunca Toronto hiç zorlamadı kendini. Başını önüne eğdi yenilgiyi kabullendi sadece. Şimdi Chicago’nun önünde Boston ve Charlotte maçları kaldı. Toronto ise Detroit ve New York’la oynayacak ve de Toronto’nun bu fikstür yardımıyla bir de şöyle bir avantajı var: Olası bir eşitlik durumunda Toronto playofflara kalacak; ama Chicago’nun kalması daha hayırlı olur, Cleveland karşısında çekişmeli maçlar izleriz gibime geliyor. Örneğin; Noah’ı görünce pota altında boyun eğen bir Bargnani vardı dün gece mesela. Hidayet 19 ribaundla kariyer rekoru kırdı mutlu olduk; ama olmaz böyle şey gerçekten. Her şey bitti de takımın ribaundcusu Hido mu oldu şimdi? Bargnani ne iş yapar bu takımda o zaman. Tek hücum yönüyle oynayacaksa bu takım playofflara hiç zahmet edip gitmesinler. Toronto’dan Cleveland’a boşu boşuna para yazacak şimdi! Öte yandan Mike Brown’ın verdiği sözden dönüşü vardı hatırlarsanız; işte o nedenden ötürü de Cleveland’a ceza olsun diye istiyorum Bulls’un playoff yapmasını. Çünkü gayet hırçın geliyor Bulls takım olarak, dün geceki maçta gözüme çarpan en önemli ayrıntılardan biri de oydu. Cleveland’ı da geçen sene Boston’ı zorladıkları gibi zorlayacaklar gibi duruyor eğer playofflara kalmayı başarabilirlerse.

Amar’e, Houston’a karşı çıktıkları maçta 25 şut kullanıp 14’ünde isabet bulmuş. Kullandığı şut sayısı bir uzuna göre hayli fazla ama; sonuç olarak 35 sayıya ulaşmış. Yanında da çektiği 13 ribaund ve 3 bloğu takımının Rockets karşısındaki 116-106’lık galibiyetinde büyük avantaj getirmiş; ama maç dördüncü çeyrekte ard arda gelen Frye(2), Nash ve J-Rich’in 4 üçlüğüyle kopmuş. Batı ikinciliği adına önemli bir maçtan daha galibiyetle ayrılarak, beklenmedik atağının hediyesini alacak gibi duruyorlar; ama ikincilik için bile her şey daha çok karışık. Son iki maçı da Denver ve Utah’la yapmaları ayrı bir tez konusu.

Stephen Curry, dün Oklahoma’yı yenerek sürpriz yaptıkları gecede takımında başrole oturmuş. 16’da 9’la 25 sayı, 7 ribaund, 7 asisti var çaylak oyuncunun. Oklahoma’ya son dakika golü atmak için sınırları zorlamış ya da “Sezonun Çaylağı” ödülü için zorluyordur kendini; ama bana kalırsa iş işten çoktan geçti o alanda. Tyreke Evans’ın 20-5-5’i ile kolay kolay kimse boy ölçüşemez bundan sonra. Monta Ellis’de soğuk algınlığı nedeniyle 7 maç kaçırmasının ardından, dün gece çıktığı maçta geldiğini hatırlatmış ve 21 top kullanmış ve 10’unda sonuca ulaşarak 27 sayı bulmuş, yanına da 4 ribaund,3 asist ve 2 de blok eklemiş.

Boşa Kürek Çekenler
Sezon boyunca sürekli eleştirdiğim, yerin dibine soktuğum Golden State, playoffların en kızıştığı zamanda gidip Oklahoma’yı yenmiş 120-117 ile. Durant de 29’da 13’le 40 sayı, 10 ribaund, 5 asist, 2 top çalma ve 2 blokla oynamış; ama Durant’a rağmen yenilebilmiş OKC. Aslında son topta Durant bir kahramanlık hikayesi daha yazabilirmiş; fakat orada topun elden ele dönmesi uygun olmamış bence. Sefolosha boşken atmamış, Green’i beklemiş. Green tam hazırlanırken Durant’i görmüş, dayanamamış ona vermiş topu. Durant iyi bir açı yakalamış; ama şutu girmemiş. Belki Sefolosha ya da Green atsa daha uygun olurdu gibime geldi bana o pozisyon için.

Delonte West, amaçsız oyunun amaç güden tek oyuncusu olarak gözüme çarptı dün gece. Savunma anlamında öteki maçlara göre çok iyi olmasa da hücum yönüyle takımının skor yükünü taşıdı. Yıldız oyuncu 12’de 7 ile 21 sayı, 7 asist, 5 ribaund ve 1 top çalmayla mücadele etti. Bu aralar tamamen şova döktüler takım olarak işi. Takımca gözüme gayet antipatik gelmeye başladılar. Gerek Mike Brown’ın tutarsızlıkları, gerekse LeBron’un kenar dansları. Maçta yer almıyorsan otur, ilginç, güzel basketler gelirse sevinirsin. Her basketten sonra da dans edilmez ki. Nitekim Orlando ikinci yarıda oturttu yerine Kral’ı. Cleveland bu tavırlara geçen sene de girmişti; fakat dün gece yenildiği Orlando göstermişti onlara ciddiyetsizliğin sonuçlarını. Elenmelerini falan temenni etmiyorum, sözlerim yanlış anlaşılmasın; ama şöyle çekişmeli serilerle pabucun pahalı olduğunu anlamalarını gerçekten görmek istiyorum.

Scola ve Brooks, Houston’ın maç sonundaki üçlük bombardımanıyla kaybettiği Suns maçında ellerinden gelen her şeyi yapmışlar. Scola 30 sayı, 8 ribaund, 4 asist, 1 blok ve 1 top çalma; Brooks ise 22 sayı, 7 ribaund, 6 asist ve 2 top kapmayla oynamış. Brooks’un 5 top kaybı da sırıtmıyor değil; ama bu sezon ki gelişimin hatırına top kayıplarını görmezden gelelim bu seferlik.

New York’ta herkes vizyonsuz, bir tek David Lee bu tanımın dışında. Belki o da kontrat senesi olduğundandır; ama pek sanmam. Ah bir de Oklahoma da görsek onu. Tamamen sempatik takım olur Oklahoma, Durant ve Lee başta olunca. Neyse yaz projelerimi kısa kesip, David Lee neler yapmı Miami karşısında onu söyleyeyim. All-Star oyuncu 18’de 11’le 26 sayı, 6 ribaund, 5 asist, 1 top çalma ve 1 blokla takımına rağmen Miami’ye kafa tutmuş; fakat arada vizyon(playoff diyelim) farkı olunca Wade önderliğinde Miami zorlanmadan ayrılmış Madison Square Garden’dan. Playofflara kalmak ya da kalmamak işte bütün mesele bu!

Takımını Baltalayanlar
Bu bölümü “Takımına Katkı Vermesi Gerekirken Veremeyenler” teması ile yazmayı daha uygun gördüm. Çünkü ne yalan söyleyeyim kötü niyetli bir baltacı bulamadım dün gece.
Al Jefferson en sonunda teslim bayrağını çekmiş Minnesota’da. New Orleans’a karşı 6’da 1 ile yalnızca 5 sayı bulabilmiş takımın en etkili skor silahı ve de üç top kaybı yapmış. Ribaund ve asist katkısı da ortalamalarının çok altında. Olmamış yani. Takım olarak ise son 22 maçın 21’ini kaybetmek gerçekten başarılması güç bir konu. Hani arada bir Nets’e denk gelirsin, iki de piyangodan galibiyet alırsın, eder sana üç. İmkansızı başarma yolunda adım adım ilerliyor Timberewolves. Sene başında Nets ile dalga geçerken, draftlara hazırlık olsun diye belki de maçlarda uyumaya başladılar artık. Şu an Nets’ten kat kat kötü durumdalar; ama umarım New Jersey’den iyi bitirirler. O kadar kötü dedik sezon boyunca adamlara, galibiyetlerini saydık güle güle; bari sonuncu olsunlar da 1 numaralı draft için avantaj sağlasınlar.

Bizimkiler
Bu gece tek Hidayet maç yaptı oyuncularımız arasında. O maç da playoff da son sıra için bilet yarışıydı ve bu çok önemli maçı kaybettiler. Yalnız bizim için çok çok ilginç geçti diyebiliriz. Hidayet, Bosh olmadığından ötürü ribaund çekmekle mi görevlendirildi nedir tam 19 ribaund çekti ve kariyer rekoruna imza attı. Yanında yaptığı 9 asisti de mükemmel; ama 6 sayı çok fena sırıtıyor orda. Daha ilk çeyrekte 8 ribaund ve 7 asisti vardı oyuncumuzun böyle bir performans göreceğimiz belliydi aslında. Şut anlamında ise felaketti aksine 12 şutunda 2 isabet bulabildi yalnızca. 5 üçlük denemesinin de yalnızca biri çemberden geçti. Bu kadar rolü Hidayet’in üstlenmesi, Raptors takımındaki vizyonsuzluğu ve amaçsızlığı gösteriyor zaten. Playofflara hala kalabilirler; fakat istisnasız Cleveland süpürür onları. Şu an için başka bir çözüm yolu da bulamazlar. Kısacası bu takımdan playoff takımı olmaz. Biz bunları bir kenara bırakalım. Hidayet’in yüzümüzde ilginç bir tebessüm bırakan performansını(kötü şut performansına rağmen)alkışlayalım yine de.

8 FARKLI FIKIR:

Adsız dedi ki...

Metrobüsle geliyoruz!

Noah Reis'le uğraşmak samimiyet ister!

Adsız dedi ki...

Cidden şu subjektifliğiniz yüzünden soğudum blogdan. Eskiden en çok okuduğum forumdu, artık giresim gelmiyor bu nefretiniz-sevginiz yüzünden. Bunu yapıcı eleştiri olarak alın.

sabonis dedi ki...

nedir acaba bu kadar rahatsız eden şey merak ettim.

r7bertpires dedi ki...

lebron james'e beslenen katıksız nefretten bahsediyor galiba. :) yakında adamın nefes alış verişi bile antipatik gelecek hater'lara.

dünkü orlando maçı sırasında dansıyla ilgili soruya, oyundan zevk almaya çalışıyorum. insanlar bu oyunu ölümüne ciddiye almamalı. ciddiye alınması gerektiği yerde alırım. zaten bu oyundan zevk almadığım gün bırakırım. dedi.

sabonis dedi ki...

lebron fan'ları hariç herkese antipatik geliyor o hareketler. hater'lıkla alakası yok.

biraz ciddiyet lazım takımını taşıyan oyuncularda. bana göre dansetmenin, rakibe saygısızlıktan başka hiçbir anlamı yok maalesef.

Yusuf KUŞ dedi ki...

LeBron'dan hiç nefret etmem, aksine en sevdiğim oyunculardan biridir; ama hep oyundan zevk almak diyoruz ya, işte o noktada pek zevk alamıyorum ben son birkaç maçtır. Sahada yaptıklarıyla NBA'de kimse baş ölçüşemez belki; fakat sorumluluk sahibi ve milyonların takip ettiği bir yıldızı sahada olumlu işler yaparken görmek isterim. Son iki maçtır fark ne zaman açılırsa ben onu dans ederken gördüm. Böyle zamanlarda da biraz karşı takıma saygı göstermek lazım. Hatta gerektiğinde onları da alkışlamak lazım. Yazdığım yorumlarda da yalnızca bu durumdan duyduğum rahatsızlığı dile getirdim. Hatta bunu yazarken çok düşündüm ve de yazmam gereğini hissettim. Eğer sevgimiz ya da nefretimiz yüzünden gerçekleri gözardı edip, olaya tek taraflı bakarsak işte o zaman hata eder, yanılırız. Eleştirinize cevap verebildiysem. ne mutlu bana.

KskHyTr dedi ki...

Aklıma Metin Oktay geldi çok ekstrem bir örnek olsada...Lebron şebeğini gördükten sonra herkes sporcu oluyor ama adam olamıyor malesef...

Dodo dedi ki...

Ya nbade hangi basketbolcuyu gördünüz şu güne kadar , karşı takımın basketini alkışlayıp sevgi gösterisinde bulunan.

Utanmasanız artık "lebron kendi potasına sayı atmalı , yediği her bloktan sonra bloğu vurana saygı duymalı , yaptığı her bloktan sonra özür dilemeli" diyeceksiniz.

Bi rahat bırakın şu çocuğu ya bi rahat bırakın.İstediği gibi eğlensin , zıplasın , dans etsin.Valla nefes alsa hata artık.Resmen öyle bi duruma geldi olay.