BIY AD

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Küfreden Küfürbaz J-Will


Link

Küfretmeyen küfürbaz Lost oyuncularından hemen sonra rastlamam güzel oldu. Jason Williams 3. maçta Celtics tarafından yerle bir edilmenin siniriyle muhabirlere patlıyor. Ufak çaplı tehditler bile savuruyor "Sinirlenmemi istemiyorsanız çekilin" şeklinde. Barnes da şaşkın bir yüz ifadesiyle olayın bitmesini bekliyor ama J-Will baya uzun süre saydırıyor.

Şu siniri ve hırsı parkede gösterse Magic oyuncuları belki daha çekişmeli bir seri izlerdik. Stan Van Gundy maç konuşması yerine bu videoyu oynatıp "Bu sinir ve hırsla oynamayanı Warriors'a takas edeceğiz" dese acaba bir fark görür müyüz?

Lakers - Suns Serisi 3. Maç (109-118)

Her anlamda tatmin edici bir seri izliyoruz şu anda. En azından her maç toplam 210’dan fazla sayı görüyoruz. Belki savunma anlamında Boston gibi bir dirençle karşılaşamadık şu ana kadar; ama iki takım da ofansif özelliklerini tamamen sahaya döktü 3 maç sonunda. Nereden bakarsanız bakın, Doğu finalinden daha çekişmeli, sonucu belli olmayan bir seri izlediğimizi inkar edemez hiç kimse. Malum Orlando’nun 8 maçlık galibiyet serisinin ardından, ilk defa adamakıllı savunma yapan bir takımı görünce sudan çıkmış balığa dönüşü Doğu finallerini pek takip edilesi kılmıyor. Aslında tek maçtan sonra bu kadar iddialı konuşmak çok da doğru değil; ama bunun sorumlusu ben değilim, asıl suçlu Stoudemire. İlk iki maçta Lakers pick’n roll’larında ne kadar isteksiz ve tembel olduğunu görmüştük. Savunmanın “s” i yoktu All-Star oyuncuda. Savunmaya pek kafasının basmadığını düşünebiliriz; fakat aynı durum ribaundlar için de söz konusuydu. Bu alandaki sinikliği yetmezmiş gibi anlamsız açıklamalarla Odom’ı da gaza getirmiş ve onun iki maçta da Amar’e’yi ezdiğini görmüştük ya da daha şanslı(!) maçlar çıkardığını görmüştük.

Alvin Gentry’nin takımın başına geçmesinden itibaren takımda önemli bir ivme yakalandığı aşikar; fakat playofflardan önce herkesin dediği gibi “Bu takımın oynadığı basketbol zevkli, iyi,hoş da playofflarda bu basketbol sökmez” diyordum. Üstelik bu sezon oyunun çok geliştirmiş Robin Lopez’de yoktu ilk iki seride. Yine de Hill, J-Rich, Nash ve Stoudemire’ın etkili oyunları ve özellikle kenardan aldıkları ekstra katkıyla buraya kadar hiç zorlanmadan geldiler; fakat finalde 4 senelik bir intikamı bekleyen Lakers vardı. İlk iki maçı anlatmaya gerek yok zaten. En önemli detayı yazının başında vermiştim. Amar’e her alanda, belki de playoff kariyerinde hiç olmadığı kadar etkisiz görünüyordu. İki fizikli uzunun arasında silinip gitmişti, üstüne buna “normal sezonda NBA tarihindeki en iyi ikinci üç sayı atan takımın” kenardaki şutörü Frye’ın da formsuzluğu eklenince, “koş-koş” basketbolu oynayan Suns, yedikleri sayılar sonucu topu sürekli kendi potalarından başlatıp, tüm oyun felsefesini bir anda çıkmaza sokmuşlardı. Bu serinin tek kilit anahtarı vardı: “Daha iyi savunamıyorsan, daha çok ve yüzdeli at!” Kendi evinde takımın bu manada bir yükselişe geçeceğini tahmin ediyordum da Stoudemire’ın bu kadar etkili oynayacağını sanmıyordum açıkçası.

İlk iki maçta toplam 41 sayı katkı verebilen süper yıldız, dün gece onun hakkındaki “savunması zayıf, ribaundlarda kafası başka yerde ve daha da önemlisi isteksiz” söylemlerimi boşa çıkartarak 42 sayı attı. Savunma anlamında ekstra bir şey yapmadı belki; ama Suns pick’n roll’larında nerede ne yapatığını bilir bir görüntü çizdi. Gerek kendisi attı, gerekse de Robin Lopez’e boş alan yaratarak ona attırdı. Lakers’ın koca tarihinde, Lakers’a karşı “40 sayı- 10 ribaund” luk barajı geçerek takımına galibiyeti getiren dört oyuncu vardı: Hakem, Alex English, Havlicek, Bob Pettitt. Amar’e de bu gruba beşinci oldu dünkü mükemmel performansıyla. Özellikle maçın kazanılmasındaki en büyük etken olan serbest atış çizgisinden 42’de 37 ile attıkları maçta, 37’nin 14’ü ondan geldi. İlginçtir Suns 15. serbest atışını kullanırken, Lakers henüz hiç çizgiye gitmemişti.


Phoenix’in ilk çeyrekte 32-29 geride kalmasının ardından Koç Gentry, 2-3 alan savunmasına döndü. Maçın dönüm noktalarından biri de bu oldu zaten. O zamana kadar gerek Gasol gerekse Kobe üzerinden rahat sayılara giden Lakers, alan savunmasıyla birlikte bir nebze durdu. İkinci çeyrekte alan savunmasına geçilmesinin ardından Lakers ilk yarı sonuna kadar 6’da 1 isabette kalırken 4 top kaybı yaptı ve Suns’ın 7 sayılık farkıyla kapatıldı ilk iki çeyrek. Maç boyunca da Lakers hücumları hakkında bir istatistik tutulmuş. Onu da sizlerle paylaşayım: Lakers 63 kez adam adama savunmaya karşı oyun kurmuş. İsabet yüzdesi yine çok iyi(%56.6) ve 8 top kaybı var. Alan savunmasına karşı ise 42 hücumda %31 isabetle hücum etmişler. Top kaybı da daha az hücum etmesine rağmen 9’a çıkmış. Lakers’ta Staples’taki deli üçlük ritmini yakalamayınca haliyle bu tablo önümüze geldi. Lakers’ı durdurmanın, en azından bir parça yavaşlatmanın bir yolunu buldular şimdilik.

Lakers, Oklahoma serisinin 5. maçından beri yakaladığı 8 maçlık yenilmezlik serisini de böylece sonlandırmış oldu olmasına da şöyle ironik bir durumda var ortada: Lakers üçüncü maçlarla serinin kaderini belirliyor. Şöyle geçen sezon ve bu sezonu ele alırsak, 3. maçı kaybettiği serilerde çoğunlukla 4. maçı da kaptırdı. Bu da serinin gidişatını epey değiştiriyor. En azından 5 maçta bitecek seriler 6-7 maçta bitiyor. En yakın örnek olan Oklahoma eşleşmesini ele alalım: İlk iki maçı kazandıktan sonra, Oklahoma’ya üçüncü maçı vermişti. Devamında Gasol’un 6. maçtaki tiplemesi olmasa belki de seri 7. maça uzayacak ve yenileceklerdi. Bilmiyorum belki ben bu konuda çok hassasım; fakat Lakers’ın üçüncü maçları daha bir umursaması lazım. Bunu karşımızda 36-9-11’le oynayan bir Kobe ve 23 sayıyla oynayan Gasol’e rağmen neye dayanarak söylüyorum peki? Endişem şu: Fisher’ın ayakalrı yavaşlar, Artest sezon başındaki gibi “Ben sadece savunma yapsam da olur.” moduna girer, Odom 14’te 4 atmaya devam eder, Shannon Brown ve Jordan Farmar “Kenardan katkıyı sadece Odom yapsa yeter” diye yatarlarsa bu seri 7 maça kesin uzar. Lakers adına en önemli farkı yaratan ve geçen seneden bile daha formda gözükmelerini sağlayan etkenler Kobe ve Gasol’den çok bu oyuncuların verdikleri ekstra katkı değil miydi? Kobe özellikle 6. maçtan beri (dizinden sıvı aldırmıştı) mükemmel oynuyor; ama maçların bu kadar kopuk geçmesindeki ana unsurlar bu oyuncuların bir başka oynamasıydı. Tekrar Wade’in sözünü hatırlatayım sizlere: “ Bir oyuncu size en fazla bir maç kazandırabilir, başarı istiyorsanız takım arkadaşlarınıza muhtaçsınız.” Finalde Boston’ı sadece Kobe’nin çıldırmış oyunuyla devirmek imkansız olur diye düşünüyorum, eğer öyle bir şey mümkün olsaydı 2008 şampiyonu da Lakers olurdu.

NOT: Amar’e 42 sayılık performansı ile playoff kariyer rekorunu tekrar yakaladı. Önceki 42 sayılık maçını San Antonio’ya karşı 1 Haziran 2005’te yapmıştı.

Öte yandan Phil Jackson, Bynum'ı öteki maç dinlendirebileceğini açıkladı. Zaten pek oynayacak hali de varmış gibi gözükmüyor.

Küfretmeyen Küfürbazlar - Lost


Link

Madem sabaha karşı Lost'un son bölümü yayınlanacak, şuna rastlamışken paylaşmamak olmazdı, öyle böyle gülmedim. Jimmy Kimmel Live'da uzun süredir hazırlanan bir bölüm bu. Küfür olmayan yerleri sansürleyerek sunuyorlar ve ortaya absürd ama bir o kadar da komik sahneler çıkıyor. Hepsi birbirinden güzel ama özellikle Richard ve John Locke'a dikkat diyorum...

23 Mayıs 2010 Pazar

23 Mayıs Playoff Programı

24 Mayıs Pazartesi 03:30 (NTV Spor) / Los Angeles Lakers - Phoenix Suns

Suns için ölüm kalım maçı tabii ki. Kazanmaları için ya ekstra iyi dış şut sokacaklar, ya şu ana kadar harika işleyen Lakers hücumu özellikle dış şutlarda biraz tekleyecek, ya da toptan Gasol'u beslemeyi unutacaklar içerde. Tabii Amare'nin, Odom'un şanslı bir maç çıkarmasını engellemesi de önemli. Kısacası ilk iki maçta Suns defansı Lakers'a çare üretememişti yoksa maçı kazanmak için yeterli skor üretimini yapabiliyorlar. Özellikle Lopez'in Gasol'u önden savunması ve top inmesini engellemesi iyi bir önlem gibi duruyor, Lopez hiç dönmemiş olsa herhalde Gasol 40 sayı atacaktı maç başına. Ama işte Kobe ve dış oyuncuların azmalarına şans tanımamalı Suns. Senelerdir Suns'ın uzak olduğu bir olgu yani 'defans', takımın kaderini belirleyecek gibi duruyor. Ayrıca son olarak da: Evinde, deplasmana göre daha kendine güvenerek şut atan Frye'ın kendine gelmesi lazım. Playofflar'a çok kötü başlamıştı ancak daha sonra Spurs'e karşı %55 ile üçlük atarak x-faktörü olmuştu serinin. Şimdi yine eski haline döndü, ne hücumda ne savunmadı ona güvenip dakika veremeceyk duruma geldi Gentry...

2010 Draft Değerlendirmeleri: Hassan Whiteside (Marshall, C, 7-0)

Diğer değerlendirmeler: John Wall, Evan Turner, DeMarcus Cousins, Wesley Johnson, Derrick Favors, Al-Farouq Aminu, Xavier Henry.

Lise yıllarında adını pek de duymadığımız Whiteside, Wes Johnson gibi The Patterson School mezunu. Sezonun başlamasıyla birlikte bir anda müthiş bir patlama yaptı ve bir ara mock draftta 2.sıraya kadar yükseldi. Marshall gibi pek basketbol kültürü olmayan bir okulda forma giydiğinden maçlarını izleyebilmek oldukça zor oldu benim için. Birkaç gece onun maçını izleyeceğim diye boşu boşuna beklediğimi bilirim. Neyse esas konumuza dönelim geri. Whiteside, Marshall Thundering’de takımın süper yıldızı konumundaydı.

Öncelikle fiziğine göre çok ters bir oyun stili var. Bileği düzgün ve orta mesafe şutları oldukça iyi, zaten hücumu da ilginçtir ki daha çok şuta dayalı. 2.13 boyu, yanılmıyorsam 2.30 civarında wingspani, ayrıca vasatın üzerinde bir blok sezgisi var. Yani anlayacağınız üzere harika bir blokçu. Geçtiğimiz sene maç başına ortalama 5.4 blok ile oynadı ve kolej liginin bu alandaki lideri oldu. Kendisine ait ilginç bir istatistik de bu sene blok yapmadan tamamladığı maç olmaması. Aynı zamanda konsantre olduğunda müthiş bir ribaundcu.

Ancak maalesef maçtan çok fazla kopuyor ve çoğu zaman maçı pek sallamıyor görüntüsü çiziyor. Bu da onun NBA için henüz ham olabileceği yönündeki şüphelerimi arttırıyor. Ayrıca atletizmi iyi olmasına karşın ilk adımı hızlı değil ve sırtı dönük oyunu, itiş kakışı pek sevmiyor. Bu sene ortalama 26 dakika oyunda kalarak 13 sayı- 9 ribaund ile oynadı. Fiziği, blok ve ribaundlardaki etkinliği ve atletizmi nedeniyle Camby’ye benzetiliyor.

Celtics Magic'i Playoff'un Dışına Böyle İtti

Aynen resimdeki gibi gerçekleşti olay. Bilmeyenler için, sabaha karşı oynanan maçta gerçekleşti pozisyon. Bu hızda, bu sarsıntıyla gitti Magic playofflar'ın dışına. Daha 3-0 ama serinin 3-0'dan dönebilmesi için geçen sezonki SVG - Dwight tartışmasının bir benzerine ek olarak mucizevi şeyler olması gerekiyor: Howard'ın 2000'lerin başındaki Shaq gibi oynaması, Lewis'in de ortalama 30 sayıya çıkması gibi...

Dwight Howard, post-up'ını ve hook atışlarını geliştirmedikçe kalıplı ve savaşçı uzunlara sahip takımlar ona ikili sıkıştırma getirmek zorunda değiller. Bir kez daha gördük bunu. Sezon başlamadan önce Howard'ın orta mesafe şut çalıştığı bir video koyup, bunlardan önce post-up'ını geliştirmesi gerektiğine değinmiştimm. Bu sezon geliştiğine dair sinyaller verse de, Howard'ın hala %90 oranında atletik yapısına bağımlı olduğunu gördük. Bunu, onun elinden en iyi alan takımlardan biri de Celtics. Howard'ı sadece Rasheed ve Perkins (arada sırada da Garnett) ile savundular. Üstelik Howard da savaşıp daha iyi yerde top almak yerine çemberden 4 metre uzakta topu alınca, ekmeğine yağ sürdü Celtics'in. Burada Howard iyi pozisyon aldığında ona top indiremeyen ve top kaybı yapan Nelson, Carter, Lewis gibi isimlerin de suçu var tabii. Burada Hidayet'in Magic için ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Celtics savunması Howard'a yardıma gitmek zorunda kalmadı. Defansta boşluklar oluşmayınca da Magic hücumu başlayamıyor bir türlü. Hücumun bir yerden tetiklenmesi gerekiyor ancak pick & roll'larda da Celtics'in harika savunmasına takılan Magic hiçbir şekilde topu dolaştırmayı başaramadı seri boyunca.

Lewis demişken, evet Garnett iyi savunuyor kendisini, evet takım iyi top dolaştıramadığı için ve kendisinin şut pozisyonu yaratma kabiliyeti sınırlı olduğu için zorlanıyor. Genel olarak bu sebepler geçerli ama birşeyi göz ardı ediyoruz. Lewis sezon içinde de Garnett onu savunurken, 18 sayı ortalaması yakalamayı başarmıştı. Garnett bir zamanlar hızlıydı ancak artık değil. Lewis'in ayakları yavaş uzunlara karşı penetre ettiğini görüyorduk. Geçtiğimiz sene de Cavs ve Lakers'a karşı bunu uygulamıştı. Ancak pek iyi bir pasör olmadığı için, penetre ettiğinde gelen çabuk ve yerinde yardım karşısında eli ayağına dolanabiliyor Lewis'in. Ama işte buradaki farkı yaratan Celtics'in yaptığı çıkıştır.

Lewis başta olmak üzere neredeyse her opsiyonu kilitlemeyi başardılar. LeBron James'in 4 ve 5. maçlardaki boş vermişliği Celtics'i biraz küçük görmemize sebep oldu. Biz küçük görürken onlar da büyümeye devam etti ve karşımıza bir canavar çıktı. Cavs'e karşı savunmanın hala 2008 seviyesine gelmediğini yazmıştım. Ama şu anda 2008'deki Celtics'i görüyoruz resmen. Tek fark James Posey'e sahip olmamaları. Hücumda ise bildiğimiz Celtics var ama yeni bir eklentiyle: Rondo. Başka bir oyuncuya dönüştü kendisi, Celtics'i sürükleyen isim oldu. Pierce'ın açıklaması zaten herşeyi anlatıyor: "Eskiden o bizim üstümüzden oynuyordu, şimdi biz ona ayak uyduruyoruz". Ancak Rondo'nun kendine olan güveni kat kat artmış olsa da, şutuna hala güvendiğine inanmıyorum ben. Hala iyi şut atmıyor. Muhtemel finalde Phil Jackson'ın ona karşı alacağı önlemleri merakla bekliyorum.

Kısacası Magic'in Bobcats ve Hawks'u sürklase ettiği seriler gözümüzü boyarken, Celtics'in elediği LeBron ve Cavs'in durumu, Celtics'i çoğunluğun küçük görmesine neden oldu. 2 gerçek uzuna sahip takım yine dış şuta dayalı oynayan takıma üstünlük sağladı. Celtics'in savunması Magic'i yedi bitirdi. Zaten maçların bir tanesini bile izlememiş olsanız da, istatistikler yeterli. Magic'in sırayla attığı sayılar: 88, 92, 71. Sezon içinde ortalama 103, playofflar'da ilk 8 maçta ortalama 101 sayı atan takım, Celtics'e karşı 84'te kaldı. 20 sayılık bir fark, süpürülmenize neden olur, nitekim oluyor da. Zaten bu sabaha karşı oynanan maçtaki 71 sayı, Magic'in Rashard Lewis - Stan Van Gundy döneminde yaptığı 319 maçtaki en düşük rakam oldu. Herşeyi özetliyor herhalde. Üst kısımlarda anlattığım gibi, Magic'in hücumu işlemedi hiçbir şekilde...

Yazıyı sanki seri bitmiş gibi yazdım ama hatırlatayım, durum 3-0. Gerçek anlamda mucize gerekli Magic için. Bunun da olmasını bekleyen kişi sayısı herhalde bütün dünyada bir elin parmaklarını bile geçmiyordur.

Celtics - Magic Serisi 3. Maç (94-71)

Orlando ilk maçın son çeyreğindeki çabasıyla maçı yakınlaştırınca, seri için umutlarının görüldüğünden daha fazla olduğunu yazmıştım. İkinci maçta da buna benzer şekilde açılan farkı kısa şekilde eritmiş, fakat bu sefer Celtics’in yaptığı savunmaya Nick Anderson laneti de eklenince takım halinde büyük çöküş yaşamışlardı. O çöküşün gerçekte ne olduğunu bugün gördük işte.

Her şeyin kafada bittiğini söylemek kesinlikle hata olur. Celtics rakipten daha iyi üçlük attı, topu daha iyi paylaştılar, daha çok ribaund aldılar. Savunmadan bahsetmiyorum bile. Hadi bazı hakem hataları yüzünden Rashard Lewis’in erken faul problemine girdiğini de unutmayalım. Ama hepsini bir kenara bırakın, bu maçı en iyi anlatabilecek şey sadece iki pozisyon. Biri zaten herkesin tahmin ettiği gibi Rondo’nun yere dalıp topu Jason Williams’ın bacaklarının arasından çekmesi; diğeri Ray Allen’ın süre biterken salladığı şuttan sonra yine Rondo’nun ribaundu tiplemesi ve Glen Davis’in dışarı çıkan topu kendisinden 50 kilo zayıf Jameer Nelson’ın önünden yakalayıp Garnett’e vermesi. İsterseniz en iyi gününüzde olun, bu kadar fazla isteyen bir Celtics karşısında bir süre sonra sinmemeniz elde değil. Boston bu maçı istedi ve aldı, gecenin en iyi özeti budur.

Tabii Orlando’ya da söylenecek çok fazla söz var. Buraya kadar sistemin tıkır tıkır işlemesiyle gelen Magic, post move özürlü pivotu teke tek savunulunca tüm dişliler ayrı telden çalmaya başlamıştı serinin başından beri. Neredeyse bütün oyuncular uğraşıyordu ancak kimlik kaybolduğu için bir türlü istedikleri gibi oynayamıyorlardı. 3. maçta yine çaba vardı ama bu sefer icraat hiç yoktu. Sırf SVG dedi diye Howard’a saçma sapan da olsa pas indirmeye çalışınca takım, bir şeyler olacak diye düşünmüştüm ama başta Jameer Nelson olmak üzere herkes kendine oynamaya başlayınca Boston savunmasına karşı elleri kolları bağlı kaldı Magic oyuncularının. Şu Celtics hücumuna bakıp hiç mi hatırlayamadılar acaba buraya nasıl geldiklerini. Geleceğin oyun kurucusu olarak lanse edilmeye başlayan Rondo bile yarı sahayı geçtikten sonra topu takım arkadaşına bırakıyordu çoğu hücumda. Nelson ilk iki turda Orlando’nun en iyi oyuncusuydu neredeyse ama yaptığı en iyi şey kendine oynarken takımın hücumunu baltalamamasıydı. Ama tabii Boston savunmasına karşı oynamak Bibby ve Felton karşısında coşmaya benzemez. Zaten bir takımın topla en fazla oynayan oyuncusu tek asistte kaldıysa o maçtan pek bir şey beklemeyeceksiniz. Seri boyunca takımı yönetme konusunda hiç iyi iş yapamadı, bu gece de maç normal gitse aynı hatalara devam edeceğine eminim. Neyse ki Magic daha ikinci çeyreğin sonunda teslim olunca fazla göze çarpmadı onun beceriksizliği.

Şimdi uzun bir Hidayet konuşması da çekerdim ama şu iki maçla birlikte bolca yapıldı bu. Hidayet olsa sonuçlar değişir miydi bilmiyorum ancak Magic’in oynadığı basketbol değişirdi. Bu takımın topu dağıtan bir saha içi liderine ihtiyacı var ve bu kesinlikle Carter veya Nelson değil. Aksine bu ikisi zaman zaman ligin en dominant pivotunu ve ligin en fazla para kazananlar sıralamasındaki 11. oyuncuyu etkisiz hale getiriyor. Paragrafı “SVG’nin çözüm üretmesi gerek” diye noktalamasını da bilirdim ama o iş geçti tabii.

Kaan Kural sık sık “kan ter gözyaşı” benzetmesini yakıştırmıştı bu seri için. Valla ilk ikisini bilemeyeceğim ama sonuncusu Orlando taraftarını çok iyi betimliyor bence. Twitter’ında “BUhahhhaahahha...WE ALL WITNESSES!!!!” yazan Gortat ve diğer Magic oyuncuları Lebron’a saydırıyorlar mıdır şu sırada? Onu bilemeyeceğim ama Celtics adını finallere yazdırmayı kesinlikle hak etti. Büyük çaplı bir mucize olsa bile üç çeyrekte 47 atan bir takım bundan daha yukarısına layık değil...

Glen Davis 5/9 17 sayı 6 ribaund
Pierce 15 sayı 9 ribaund
Rondo 11 sayı 12 asist.

22 Mayıs Playoff Programı

23 Mayıs Pazar 03:30 (NTV) / Orlando Magic - Boston Celtics

Rashard Lewis'i devreye sokmaya çalışacağını söylemişti Stan Van Gundy, bunu ne kadar başarabildiğini göreceğiz. Yine Garnett onu sahadan silerse, Gortat'yı geçen maçta oynadığı kadar hatta belki daha çok görebiliriz... Garnett üçlüğün tepesine kadar çıkıp boyalı alanı boşaltırken, Carter ile Nelson'ın gerek bire bir gerek perde ile boyalı alana daha da çok girmeleri gerekiyor. Bu sayede daha rahat boş üçlükler bulacaklardır. Savunmada da Pierce'ı artık Barnes ile savunmaya başlayacaklar büyük ihtimalle, Barnes öyle açıklamıştı 2 gün önce. Pierce'ın biraz yavaşlaması muhtemel. The Garden'da Celtics geçtiğimiz 2 senede olduğu gibi dominant değil, o yüzden Magic'in şansı devam ediyor. Ama bugün de kaybederlerse zaten geri dönüş yapmaları imkansız.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Doug Collins Philly'de

Geçmişte Jordan'ın antrenörü olan, ardından Wizards'da Jordan'ın yine takımının başına getirdiği Doug Collins, Philly'nin yeni koçu oldu. Kendisi zamanında Philly tarafından draft edilmişti ve kariyerini bu takımda geçirmişti. Geride bıraktığımız sezonu rezalet bir şekilde geçiren 76'ers, sezonun bitişiyle beraber Eddie Jordan'ın görevine son vermişti. Şimdi eski öğrencilerine döndüler. 4 senelik bir anlaşma yapılmış.

Tabii ki Bulls'un başında olduğu dönemleri (1986-89) bilmem mümkün değil ama kendisinin defansa önem verdiğini ve takımını yüksek tempoda oynatmadığını biliyorum. Bu açıdan, elindeki atlet oyuncularla (Iggy, Young, Speights) hızlı tempo oynamaması dezavantajına olacaktır. Eddie Jordan nasıl ısrarla Princeton hücumunu oynatmaya çalıştıysa, Doug Collins de düşük tempoda oynatacak gibi gözüküyor 76'ers'ı. Elton Brand mucizevi bir şekilde 3 sezon öncesine dönmezse bu konuda Philly sıkıntı çekebilir.

Collins'in ayrıca disiplinli bir koç olduğunu söyleyebilirim. Genç, tecrübesiz oyunculara karşı sert tavırları var. Genellikle gençlere güvenmeyi terci hetmiyor. Zamanında Jordan'la pek çok kerelere kapışan Collins'in aslında bu sert tavırlarının, ezilmeyen (yıldız potansiyeli olan) gençlerin geliştirdiğini söyleyebiliriz. Jordan'ı oyun kurucu oynatmışlığı varmış zamanında ve Jordan bundan rahatsızlık duyduğu için tartışmışlar Collins ile. Ancak daha sonra Jordan'ın yaptığı "Herşey benim üstümde, özellikle maçın sonlarında herşeyi ben yapıyorum, diğer oyuncuların da ön plana çıkması lazım" açıklamasına baktığmızda Collins'in bu sorunu önceden gördüğünü anlıyoruz. Araştıracak vaktim yok ancak o dönemde Jordan'ın 10 civarı asist tutturduğunu ve Bulls'un da iyiye gittiğini okumuştum yanlış hatırlamıyorsam. Daha sonra Collins'in kovulmasının altında Jordan'ın parmağı olduğuna dair söylentileri, Majesteleri ve genel menajer Jerry Krause reddetmişti. Doğruluğu tartışılır ama Jordan'ın Collins'e saygı duyduğunu 2001'de gördük: Wizards'ın ve kendisinin başına Doug Collins'i getirdi. Kısacası yine 76'ers'a ne kadar uyacağı tartışılabilecek bir isim Collins. Louis Williams, Young, Holiday, Speights ve (büyük ihtimalle) Turner, Collins'in baskısı altında ne kadar ezilecekler? Bu da Collins'in başarısını belirleyen unsurlardan biri olacak.

Yani kısacası Collins'in başarısını biraz da kendi karakterinden ne kadar ödün vereceği belirleyecek gibi duruyor. Muhtemelen karakter olarak biraz benzediği Skiles'ın takımlarda yaptığı etkiyi 76'ers da göreceğiz. Gelecek sezon bir çıkışa geçeceklerdir. Gerçi 27 galibiyetten yukarı çıkmak pek zor olmasa gerek, önemli olan playofflar'a kalabilmek.

Collins'in koçluğundan çok yorumculuğunu gözlemlemiş biri olarak o konuya da değinemem şart. TNT'de kendisini dinlemek gerçekten büyük bir zevk. Belki Jeff Van Gundy - Mark Jackson kadar eğlenceli değil ama basketbol ve maç hakkında onlardan daha çok bilgi aktardığını ve maçın gidişatını daha iyi değerlendirdiğini düşünüyorum. Sık sık "X takım şunu yapacak ve öne geçecek, ardından Y takım ona karşılık olarak bunu yaparsa yine dengeyi sağlayabilir" şeklinde yaptığı yorumların doğru çıktığını gözlemleyebilirsiniz maçlarda...

2010 Draft Değerlendirmeleri: Xavier Henry (Kansas, SG, 6-6)

Diğer değerlendirmeler: John Wall, Evan Turner, DeMarcus Cousins, Wesley Johnson, Derrick Favors, Al-Farouq Aminu.

1991 doğumlu ve bu yıl çaylak sezonunu geçiren Xavier Henry, takımının konferans şampiyonluğunda Collins ve Aldrich ile birlikte başrol oynadı. Turnuvada N.Iowa karşısında bu senenin belki de en sürpriz yenilgisini alırlarken çok fazla sorumluluk almamasıyla eleştirildi, ama Collins gibi bir guardın takımında o kadar şut deneyebilmesi bile şanstı bence kendisi için. Draftin en önemli şutörü olarak görülen Henry, müthiş bir şut stili ve şut mekaniğine sahip, kendi pozisyonunu yaratabiliyor ve şuta çok hızlı kalkıyor. Solak olması da ayrıca avantajı, fakat sağ eli de hiç yok değil. %41 gibi harika bir yüzdeyle üçlük attı bu sene, ayrıca sezonu 13sayı- 4ribaund ortalamayla tamamladı. Collins-Aldrich-Taylor ve hatta Morris kardeşler gibi potansiyelli oyuncuların bulunduğu takımda bu ortalamalar fena değil.

Çok fazla dış şuta yönelmesi eksi özelliği olarak değerlendirilebilir. Kullandığı şutların yarısı üç sayı çizgisinin gerisinden, bu da oyununun gelişmesini engelliyor. Ayrıca saha görüşü çok sınırlı ve pasör özelliği hiç yok. Yani bildiğiniz saf skorer bir iki numara.

Otoriteler bu genci Jim Jackson’a benzetiyor, haklılar da oyun stili olarak çok benziyor. Fakat gerek şut stili, gerek solak olması sebebiyle bana M.Redd’i anımsatıyor.

21 Mayıs 2010 Cuma

Sessiz ve Derinden

Geçtiğimiz günlerde böbreklerinin iflas etmesi ve nadir rastlanan bir deri hastalığı nedeniyle hastaneye kaldırılan, Muresan ile beraber NBA tarihinin en uzun boylu oyuncusu (2.31) olan Manute Bol serinlerken... Geçmiş olsun dileyelim bu vesileyle kendisine, atlatır umarım en yakın zamanda hastalıklarını.

Modern Family - Kobe


Link

Daha yeni muhteşem Nike reklamını vermiştim, üstüne bir video daha koymuş oldum biliyorum. Fakat dediğim gibi yazmaya değer pek malzeme yok konferans finalleri döneminde.

Kobe'nin, bu seneki en iyi sitcom'larından biri olan Modern Family'de konuk oyuncu olacağı 2-3 ay önceden açıklanmıştı. Merakla bekliyordum dizinin sıkı bir takipçisi olarak. Buyrun Kobe'nin sahnesi ve basketbolcu olmaktan memnun olup olmadığı sorusuna cevabı! Eğer sitcom seviyorsanız kesinlikle bir şans vermelisiniz, muhteşem oyunculuklar ve güzel esprilerle dolu. İkinci videoda ise küçük oyuncular Kobe ile tanışmalarının heyecanını paylaşıyorlar. Özellikle en sağda oturan harika bir oyuncu...


Link

Write the Future - Nike Bu İşi Biliyor


Link

Nike'ın reklamcıları gerçekten muhteşem. Bir firmanın her bir reklamı bu kadar mı güzel olur ya? Yaratıcılık had safhada, özellikle Rooney'nin hikayesi harika. Futbol hakkında belki ama paylaşmasam olmazdı, zaten playofflar'da çok fazla malzeme de olmuyor yazacak. Hem ayrıca içinde Kobe de var =)

20 Mayıs 2010 Perşembe

Bala Bak Sen!

İlk maçtan sonra Odom'un 19-19'u için "şanslıydı" demişti Amare. Ancak bu sabaha karşı Odom yine şanslıydı. 17 sayı 11 ribaund ile maçın x-faktörü oldu. Bynum'ın yokluğunda, çabuk Suns oyuncularına karşı beklediğim gibi ilaç oldu resmen. Bir de süper yıldız Amare'ye bakıyoruz, balı geçtim en ufak bir çaba bile göremiyorum. İnsan bir savunma yapar, ribaund mücadelesinde box-out eder rakibini, savaşır. Dudley'in Kobe'yi durdurmak için kendini yediğini, Frye‘ ın o fiziğiyle Gasol karşısındaki çabasını, 38'lik Grant Hill’in yardım savunmasını gördükten sonra nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyor anlamak mümkün değil. Şu iki maç boyunca tuttuğu adamların penetrelerine eskortluk ettiği pozisyonların sayısını ben saymaktan bıktım. Eşleştiği Odom'la kıyaslıyorum. Boyun mu kısa, ayakların mı yavaş, gücün mü yetmiyor. El insaf be adam bir tane de olumlu hareketin olsun savunmada.

Bakmayın Lakers serisinde 20.5 sayı ortalamasıyla oynadığına maçtan o kadar kopuk ki, oyunda olduğunu bile unutuyor insan bazen. Ara sıra mental açıdan oyuna dönüp, sadece hücumda toparlanması da yetmiyor haliyle takımına. Playofflar'da 6'ya kadar düşen ribaund ortalaması Lakers serisinde 4'e geriledi. Gerçekten komik rakamlar bunlar Amare için. Bilmiyorum ilerleyen maçlarda yükselecek mi performansı ama şu an için takımına nerdeyse hiçbir katkısı yok kendisinin, hatta zarar veriyor desem yeridir.

Bir de yaptığı açıklamalara bakıyorum. İnsan biraz utanır, biraz çekinir konuşurken. Ben takımımın yararına ne yaptım diye sorar millete atıp tutmadan önce...

Hatta olayın anlam ve önemini belirten bir sözle bitiriyorum yazıyı, bir Amerikalı NBA yorumcusu yazmış: "Adam Morrison dakika almak için kulis çalışmalarına başlamış. Amare ile 1'e 1 kalmakmış amacı. 30 sayı bile üretebilir..."

Not: Yazının ana fikri ve önemli bir bölümü Can'a aittir, ben tamamladım.

NTV Spor’dan İki Yeni Program

NTV Spor’dan basketbol severler için 2 yeni proje geliyor. İlk programın ismi pek de orjinal değil sanki: “Basketsever”. Programı Murat Kosova sunacak. Kaan Kural, İhsan Bayülken ve İbrahim Kutluay ise yorumcu olarak görev alacak. Program bünyesinde eski oyuncu var, eski koç var, basketbolun iki otoritesi var. Yani kadro oldukça iyi ve zengin. Her Perşembe 22:15'te canlı olarak yayınlanacak programın ilk bölümü bu akşam. Şimdilik Beko Basketbol Ligi, sonrasında ise Dünya Basketbol Şampiyonası konu alınacak. Programın en merakla beklediğim bölümü ise, “Dünya Yıldızı” isimli bölümü. Bu bölümde, her hafta bir basketbol yıldızı incelenip, onun bilinmeyen yönleri tanıtılacak.

İkinci programın ismi “Sahaya Çık”. Tanıtımında İbrahim Kutluay’ın deneyimlerini gençlerle ve çocuklarla paylaşacağı söyleniyor. Özellikle Seattle tecrübesini gençlere aktarmasını merakla bekleyeceğim. Şaka bir yana tabi ki basketbol tarihimizin en önemli oyuncularından, eminim önemli katkıları olacaktır gençlere. Öyle zannediyorum daha çok genç basketbol severlerin fiziksel ve zihinsel gelişimleri konu alınacak programda. O da her Cumartesi NTV Spor ekranlarında olacak.

Not: Fotoğrafı Anıl’dan aldım, helal etsin =)

2010 Draft Değerlendirmeleri: Al-Farouq Aminu (Wake Forest, SF/PF, 6-9)

Diğer değerlendirmeler: John Wall, Evan Turner, DeMarcus Cousins, Wesley Johnson, Derrick Favors.

İşte draftin en sempatik oyuncusu. Aminu yaşça ağabeyleri sayılabilecek Jodie Meeks ve Gani Lawal gibi Norcross High School mezunu. Geçtiğimiz yıl oldukça iyi bir rookie sezonu geçirdi, bu sezon ise çok büyük bir patlama yapamamakla birlikte oyununu az da olsa geliştirdiği söylenebilir. Her iki forvet pozisyonunda da oynayabiliyor ancak kolejde daha çok pf oynamasının da etkisiyle 15sayı- 10ribaund gibi oldukça iyi istatistikler yakaladı. Geçtiğimiz sene onu ilk izlediğimde oyun tarzını değil de maç içinde yaptıklarını Lebron’a benzetmiştim. Oyunu hem savunma hem hücum tarafında domine ediyordu ve takımın her şeyiydi. Boyuna göre fundamentali ve saha görüşü fena değil. Oyun zekası da vasatın üstünde sayılır. Çok enerjik biri ve bu enerjisini maçın geneline yansıtabiliyor. Özellikle açık alan basketbolunu çok seviyor. Ayrıca ayakları boyuna göre çok hızlı ve sırtı dönük oyundan ziyade yüzü dönük oyunu daha iyi oynuyor. Savunma yönünde pota altında genel olarak gayretiyle, dış savunması da ise hızlı ayakları sayesinde oldukça başarılı.

Eksilerine geçersek; Şutlarındaki istikrarsızlık hücumuna da sirayet etmiş durumda. Bir maçta 20+ atıp sonraki maç tek haneli skorlarda kalabiliyor, sayı atamadan tamamladığı maç dahi oldu sezon içinde. Hücum yelpazesi geniş olsa da bazen o kadar etkili olmayan dış şutuna fazlasıyla yöneliyor. Ayrıca bu sene %44 ile şut sokabildi. Bu ortalama lottery pick olması beklenen bir oyuncu için, hele ki bu oyuncu genelde uzun forvet pozisyonunda oynuyorsa oldukça düşük. Oyun stili Thaddeus Young’a benzetiliyor, bence de güzel bir benzetme ama bu eleman muhtemelen Young’dan çok daha iyi bir seviyeye gelecek.

J-Rich Yanlış Topun Peşinde

Lakers - Suns Serisi 2. Maç (124 - 112)

İlk maçın kopyası gibi geçti bu maç da. Suns adına her şey yolunda giderken Lakers'ın bir anda yakaladığı seriyle birkaç dakika içinde fark açıldı. Ancak Gentry'nin ikinci yarıda 4 kısaya dönmesi ve Dudley-Richardson- Hill üçlüsünün devreye girmesiyle bu kez maça biraz daha tutunabildi Suns. Fakat kritik anlarda daha iyi oynayan, daha az hata yapan ev sahibi Lakers maçı 124-112 kazanarak seride durumu 2-0'a getirdi.

Karşılaşma öncesi herkes gibi benim de aklımdaki soru şuydu: Lakers, ilk maçı %60 civarında şut atarak aldı, peki bu performansı serinin devamına da yansıtabilirler mi? En azından ikinci maçta da başardılar bunu.

İki maçtır 120'lerde dolaşıyor Lakers. Bunun iki temel sebebi var. İlki Lakers'in hücum potansiyeli ve organize hücumları, ikincisi de Suns'ın iyi savunma yapamaması. Evet, Suns iyi savunma yapamıyor, Suns'ın benchi de iyi savunma yapamıyor, gayretli savunma yapıyorlar, o da rakibi durdurmaya yetmiyor. Bu gerçeği tokat gibi çarpıyor Lakers iki maçtır suratlarına. Tamam, Lakers'a karşı pota altında ikili sıkıştırma yapılır ki zaten size dezavantajı nedeniyle yapılmalıdır da, ama dışarıda top elinde olan her Lakerslıya sanki maçın son dakikasıymış gibi ikili sıkıştırma mı getirilir. Bu savunma sonunda topun iyi dolaşması ve bulunan her boş şut Suns potasına sayı olarak döndü üçer üçer. İhtiyaç duyduğu her an zorlanmadan sayı buldu Lakers bu maçta da. Üzülerek söylüyorum ki Amare-Nash ikilisi takımın savunma yönünde en çok sırıtan oyuncuları. Ne savunma yapmayı biliyorlar, ne de bu konuda takım arkadaşları kadar gayretliler.

İki takımın hücumlarına dikkat ettiyseniz bariz bir fark göreceksiniz. Suns'ın hemen her hücumu zor pozisyonlarda el üstü şutlarla sonuçlanırken, Lakers genellikle çok daha kolay, çok daha boş şutlar buluyor. Bunun temel sebebi Lakers'ın pas kanallarını müthiş kapaması, buna karşılık her ne kadar gayretli olsa da Suns savunmasının bu konudaki yetersizliği.

Suns adına mağlubiyetin nedenlerinden biri de top kayıplarıydı. Yanlış hatırlamıyorsam ilk ve son çeyrekte 7'şer top kaybı yaptılar ve bu çeyreklerde rakiplerinden yediği toplam fark 24. Ayrıca eli çok sıcakken ve maç da kafa kafaya gelmişken Hill'i kenara alan Gentry'ye bu hamleyi hiç yakıştıramadım. Oyun içindeki hamlelerini genelde çok olumlu bulurum. Belki de Hill yorulduğundan dolayı böyle bir karar almıştır, ama bu değişikliğin ardından Suns'ın maçtan koptuğu da bir gerçek.

Boyalı alan sayılarında Lakers 52-44 üstün. İlk maça oranla bu istatistikteki farkı biraz kapatmış görünüyor Suns. Bu farkın kapanmasındaki etkenleri şöyle sıralayabiliriz: Nash ile oynanan ikili oyunların artması, Amare'nin bu ikili oyunlar sonunda ilk maçın aksine daha çok potaya gitmesi ve Suns'ın fastbreakten bulduğu sayılar. Yukarıda saydığım sebepler, Suns'ın ilk maça oranla daha doğru hücum yaptığının göstergesi. Fastbreak demişken hızlı hücum sayılarında rakibine 16-8 üstünlüğü var Phoenix'in, ama tabi ki galibiyet gelmedikten sonra bir işe yaramıyor bu istatistikler.

Bench katkısı da Lakers'ın maçı kazanmasındaki faktörlerden biriydi. Odom zaten ilk maçta da çok etkiliydi, ancak Shannon Brown ve özellikle kritik anlarda bulduğu dış şutlarla Farmar hücumda müthiş katkı yaptı. 36 sayı geldi bu üçlüden. Phil Jackson'ın rotasyonu bu maçta 8 kişiye düşürdüğü göz önüne alındığında bu performanslar oldukça önemliydi maçın kazanılması için.

Suns'da ise; Dudley haricinde hiçbir oyuncu devreye giremedi. Dudley, 5/5 üçlük isabetiyle 15 sayı buldu ama galibiyet için yeterli olmadı onun bu performansı. Geri kalan bench oyuncuları 17'de 3 ile oynadı hücumda. Özellikle Frye kafa olarak hiç hazır değil. Savunma yönündeki gayreti fena sayılmaz ama hücumda tek silahı olan dış şutları sokamıyor ve gerçekten de özgüvenini kaybetmiş gibi.

Bireysel performanslara bakacak olursak; Kobe ilk maçın aksine daha çok takım arkadaşlarını oynatmaya çalıştı bu maçta. 21 sayı-13 asistle oynayıp, kariyer playoff asist rekorunu kırdı. Gasol, Amare savunmasında çok da zorlanmadan 29 sayı buldu, 9 da ribaunt aldı. Artest'in de hücum katkısına değinmemek olmaz. İnanılmaz kötü bir şut yüzdesiyle geçiriyordu playoffları, ama bu maçta 6/9 saha içi ve 3 üçlük isabetiyle 18 sayı üretti.

Suns'da ise; Nash yine çok az şut denedi ve 4/8 saha içi isabetiyle maçı 11 sayı-15 asistle tamamladı. Hill-Richardson ikilisi özellikle ikinci yarıda, Suns'ın maça yeniden ortak olduğu bölümlerde oldukça iyi işler çıkardı. Hill'in 23, Richardson'ın 27 sayısı var. Amare 18 sayı attı ama kafa olarak maça hazır olmadığı belliydi. Biraz iyimser yaklaşmak istiyorum ben, sanırım annesi alkollü araç kullanırken yakalanıp tutuklanmış. Bu yüzden olumsuz etkilenmiştir belki performansı.

Hem hücumda hem de savunmada rakibinden daha potansiyelli olan Lakers ilk iki maçta bu farkı parkeye yansıttı ve çok rahat galibiyetler aldı. Deplasmandaki maçlarda Lakers'ın şut yüzdesi elbet biraz düşecektir, ama Suns için işin kötü tarafı, rakibin belli zaman dilimleri hariç henüz savunma performansını %100'e çıkarmaması. İzleyip göreceğiz serinin gidişatı neler getirecek.

19 Mayıs Playoff Programı

20 Mayıs Perşembe 04:00 (NTV Spor) / Phoenix Suns - Los Angeles Lakers

Amare ilk maçta Odom'un 19 sayısı hakkında "Çok şanslıydı" şeklinde bir açıklamada bulunmuştu, Gentry ise bu açıklamanın saçma sapan olduğunu söylemişti. Bugün de "Umarım bir sürü oyuncumuz 'şanslı' olur" demiş. Lakers aynı oyununu sergilerse, ihtiyaçları olacak şansa, orası kesin.

İlk maçta Lakers harikaydı tek kelimeyle. Boyalı alanda Gasol'ü sık sık topla buluşturmuş, dış şutlarda müthiş isabet bulmuş ve üstelik Kobe'den %100'e yakın bir performans almışlardı. Yetmiyormuş gibi Odom beklenilenden de üst düzey bir katkı yapmıştı. Herşey istedikleri gibiydi yani. Bugün Suns kazanacaksa Odom, Kobe, Gasol'den en azından birini etkisiz hale getirmeliler. Buna ek olarak Bynum da dizinin daha iyiye gittiğini söylemiş. Olur da sezon başındaki Bynum da geri dönerse o zaman Suns'a şimdiden geçmiş olsun diyebiliriz. Nitekim tek başına Gasol bile yeterince top indiği zaman Suns'ı dağıtabiliyor, iki uzuna karşı Suns çaresiz kalır. Ama tabii menisküs yırtığı olan bir oyuncunun dominant bir oyun ortaya koyması oldukça uzak bir ihtimal gibi gözüküyor bana.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Mental Çöküş - Açıklamalı


Link

Öğlen konu hakkında ufak birşeyler yazmıştım. Hastayım bu videoları hazırlayan elemanlara. Maçtan pozisyonları kesip biçip, resmen kafamdaki şeyleri pozisyonlar eşliğinde söylemiş. Keşke vaktim olsa da her maç için şuna benzer birşeyler hazırlayabilsem.