BIY AD

19 Nisan 2011 Salı

NBA'de Bugün - Play-Off 3.Gün

Sixers 73 - Heat 94
İlk maça göre çok farklı bir mücadele oldu. Serinin ilk ayağında Sixers zorlayabilmişti Miami'yi ancak bu maça bakacak olursak çok çok rahat bir şekilde alınmış Heat galibiyeti görüyoruz. İki mağlubiyete de bakarsak ortak nokta Iguodala Sixers adına. İlk maçta 2/7'de kalan Dre dün akşam 2/8 ile mücadele etti ve takımına hücum yönünde hiç katkı sağlayamadı. Savunmada kritik görevleri var Iguodala'nın ve bunu yaparken efor olarak hücuma sağlıklı bir şekilde katılamıyor. Oyunun sadece tek alanında varlık göstermesi onun gibi önemli bir oyuncu için eksik bir nokta ve Sixers için işler böyle devam ederse maç alma şansları zor gibi.

Geçtiğimiz sezon play-off'larda Celtics serisinde sönük isimlerden olan LeBron üstündeki bu kötü imajı atabilmek için gösterdiği hırsla başarılı katkılar sağlıyor. Dün akşam 29 sayı-7 ribaund-6 asist ile başarılı bir performans sergiledi. Heat adına önemli olan nokta ise Bosh'u kullanmaya başlamaları oldu. Sixers serisi de olsa ilerisi için bir antrenman gibi görmek lazım bunu. Chris Bosh'a inen topların mevesini görmeye başladı Miami yavaş yavaş. Dün akşam 21 sayı-11 ribaund üretti Chris Bosh ve galibiyetin mimarlarından oldu. Sixers cephesinde ise takımın en iyisi 15 sayı-6 ribaund ile Turner oldu. Sixers eğer cephanesinde kurşun saklıyorsa bunu kendi seyircisi önünde atmak istemiş ve kendisini yormamış olabilir ancak seri pazar akşamı sonlanırsa da hiç şaşırmam.

Pacers 90 - Bulls 96
Pacers'a iki maçtır bakıyorum da beklediğimden daha fazla zorluyorlar Chicago'yu. Gecenin ilk maçında Heat'in elde ettiği farklı skor sürpriz gelmedi hatta bu maçta Chicago'nun da bu tip bir farkı yakalayabileceğini düşünüyordum ancak yine son anda kilidi açan bir takım izledik. Burada Pacers'ın karakter olarak mücadelesinin önemi büyük ama ellerindeki malzeme bundan ibaret sadece ve bu maçlarda galibiyet çıkaramadılar. Seri başlamadan 4-0 sonlanacağını düşünüyordum ki Pacers'ın son 2 dakika için öne geçtiği maçı vermesi bu düşüncemi perçinledi ilk maçta.

Maça baktığımızda iki takım arasında istatistiklerde en büyük farkı ribaundlarda görüyoruz. Chicago galibiyete giden yolda rakibinden 23 fazla ribaund toplayarak önemli bir istatistiğe imza atmış. Chicago'yu galibiyete götüren katkıları böyle ince detaylarda aramak gerekmiyor aslında. Apaçık ortada duran bir Rose gerçeği var ve dün gece yine tek başına 36 sayı-6 asist-8 ribaund ile müthiş bir performans sergiledi. Boozer ise 17 sayı-16 ribaund ile etkili bir double-double'a imza attı. Pacers oyunun sonunda hücumlardan yararlanamayınca başa baş giden mücadelede Chicago öne fırlayarak kazandı. 19 sayı ile oynayan Granger en skorer isim olurken, Price 13 sayı kaydetti. Seri şimdi Pacers'a taşınacak ve Pacers taraftarının önünde galibiyete gitmeye çalışacak. Şu performansını gösterirse ve birazda basketbol şansı yanlarında olursa çok zor değil Pacers için bunu başarmak ancak serinin kazananı şimdiden belli.

18 Nisan Programı

19 Nisan Salı 02:00 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat
19 Nisan Salı 04:30 (NBA TV) / Indiana Pacers - Chicago Bulls


Bu gece, ikinci maçlar başlıyor. İlk maçta, turun favori takımları, biraz zor da olsa ilk maçlarını kazanmışlardı. Heat, 76'ers karşısında, ilk yarısı gerçekten bir savaş gibi geçen maçı sonradan kazanmayı bilmişti. Bulls da hatırlayacaksınız, maçı 47 dakika geride götürmüştü. Bu maçlarda Pacers ve 76'ers'ın yükselişlerinin devamını mı izleyeceğiz, yoksa galip takımlar dominasyonlarını mı kuracaklar gerçekten merak ediyorum.
Miami'de Wade bugünkü antrenmanda yoktu migren sebebiyle, fakat biraz sonraki maçta oynaması bekleniyor (maçta ışıklar gözlerini aldığı için başını ağrıtıyormuş, maça gözlüklerle çıkabilirmiş). Mike Miller ise hala şüpheli. Dampier de oynayabilecek durumda. Diğer takımlarda ise şu an için bir eksik gözükmüyor.
Bulls da bu akşam daha düşük bir skorla maçı kazanabilir diye düşünüyorum, çünkü okuduğum kadarıyla, Thibodeau savunma konusunda biraz fırçalamış takımı. Boozer'ın ve genel olarak takımın verdiği boş şutlar belli ki dert olmuş kendisine.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Dwight Howard Yılın En İyi Savunmacısı

120 spor yazarı ve televizyoncunun verdiği oylarla yapılan seçimde, Üçüncü kere üst üste aldı ödülü Dwight Howard. 114 kişi onu 1.'liğe layık görürken, 5 kişi 2.'liğe yerleştirdi. Toplam 119 medya mensubundan oy aldı yani... Oy vermeyen 1 kişi kim acaba? Onun dışında Keith Bogans'a yılın savunmacısı için 1. sırada oy veren spor yazarının, gelecek sezon oy hakkı elinden alınmalı bence.

Birazcık değerlendirme yapacak olursam bu konuda, Dwight Howard'ın önümüzdeki 5 sene içinde en azından 3 veya 4 kere daha bu ödülü kazanacağını düşünüyorum. Bu da onu açık ara öne çıkaracak bu ödülün tarihinde. Bugüne kadar en fazla yılın savunmacısı seçilen oyuncular Ben Wallace ve Mutombo 4'er kere ile. Dwight'ın bu üst üste 3. ödülü oldu. Önümüzdeki senelerde Magic veya gideceği takım çok büyük bir düşüş yaşayıp playoff dışında kalmazsa, her sezon sonudna Howard 1 numaralı favorisi olacaktır bu ödülün. Taa ki yaşlanıp, ayak hızını ve atletikliğini yavaş yavaş kaybedene kadar. Daha 26 yaşında olduğunu unutmayalım Howard'ın, yani yakın gelecekte böyle bir ihtimal yok... Şu an ligd Garnett, Chandler ve Bogut gibi isimler dışında Chandler'ın seviyesine yaklaşabilecek bir oyuncu görmüyorum. Garnett de artık 35 yaşına geldi. Kısacası büyük bir dominasyon göreceğiz gibi önümüzdeki senelerde de.

OKC Thunder’ın İkilisi

Kaan Mert arkadaşım, çok güzel özetlemiş Nuggets- Thunder maçını. Ben de biraz konuyu derinleştireyim, merkeze Durant ve Westbrook’u koyayım istedim. İkisi bu sezon toplamda maç başına ortalama 49 sayı ile oynamışlar. Dün akşam tam 72 sayıya ulaştılar. Bunların yanına da ikisi birlikte 15 ribaund ve 9 asist eklediler.  Takımın sayılarının üçte ikisini attılar aşağı yukarı.

Akşam iki genç takımın mücadelesini izledik öncelikle. Pota altında OKC’nin  bir adım önde, oyun kurucularda da, Westbrook’un birkaç adım önde olduğunu düşünüyordum, fakat dün akşam, Ibaka-Perk ikilisine karşı Nene’nin hiç geri adım atmaması, hıncını potadan çıkarması, Ty Lawson’ın  da hızını ve o ufak bünyeye sığdırdığı gücünü iyi kullanması beni biraz şaşırttı doğrusu.  Tamam, Lawson’ın sayı istatistiği çok kabarık değildi, fakat çaldığı toplar ve hücum ribaundlarını düşünürseniz maçı izleyenler eminim bana hak vereceklerdir.  Ayrıca, Melo’yu kaybeden Nuggets’ın aslında hiç de kepenk kapatacak durumda olmadığını, hatta Batı’da zirveye oynayabileceğini göstermişti. Takastan sonra Nuggets kötüleşmek bir yana, savunmada her 100 pozisyonda 107 sayı yiyen bir takımdan 99 sayı yiyen bir takım haline dönüştü.  Ayrıca, maçın dönüm noktaları olan Perkins’in tartışmalı basketi ve Felton’un kaçırdığı üçlükler farkı şekilde işlenseydi senaryoya bugün çok farklı konuşuyor olabilirdik.
 
Fakat sonuç olarak, Thunder kazandı. Artık onların da iki süperstarı var. O ikisi son çeyrekte 21 sayının 16’sını attılar. Maçı da almayı başardılar. Fakat her maçın böyle gitmeyeceğini, Koç Brooks da biliyor: “Bence Kevin ve Russell çok iyi takım arkadaşları. Onlar birer Allstara dönüştü. Fakat biz iyi bir takımız. Biz Kevin ve Russell takımı değiliz. Thunder takımıyız. Oyuncuların hepsi dahil olurlar."

Zach Randolph ile 4 Yıl Daha

ESPN'in haberine göre Grizzlies, yıldız oyuncusu Zach Randolph ile sezon sonu bitecek olan sözleşmesinin 4 sene daha uzatılması için anlaşmaya vardı. 4 sene için 71 milyon dolara el sıkışılan bu anlaşma ile Randolph garanti 66 milyon dolar alacak bunun yanında 4. ve son sene için oyuncu opsiyonu mevcut.

Bu anlaşmanın dün geceki Spurs galibiyetinin hemen arkasından gelmesini oyuncu için teşvik ve artı moral olarak değerlendirebiliriz. Söz konusu oyuncu Randolph olunca -Grizzlies'e gelmeden önceki vurdumduymaz, kendine oynayan adam- kafamda ufak da olsa bir soru işareti beliriyor. Bu kontratı geçen sene alsa Grizzlies açısından çok da olumlu bakmazdım duruma. Fakat bu sene oyununun yanına mental olgunluğunu da eklemesi, takımdaki arkadaşlık, yakalanan başarı ve özgüven havası vs. eklendiğinde bu hamlenin çok yerinde olduğunu söyleyebiliriz. Zaten istatistik olarak da en verimli senelerinden birini yaşıyor ve bu parayı bence hakediyor.

Sene başında Conley ve Gay ile uzun soluklu sözleşmeler imzalayan ve takımı Gay üzerine inşa etmeyi planlayan Grizzlies açısından bir diğer önemli nokta ise sene sonunda sözleşmesi bitecek olan Gasol'u ellerinde tutabilmek olacak ki bu hiç de kolay olacağa benzemiyor. Yakın zamanda çıkan haberlerde bir çok takımın listesindeydi Gasol.

NBA'de Bugün - Play-Off 2.Gün

Grizzlies 101 - Spurs 98
Şüphesiz play-off ilk maçları içinde en heyecanlı ve en gel gitli maça şahit olduk dün akşam. San Antonio ile eşleşebilmek adına normal sezonun son iki maçında aktif dinlenme geçiren ve kaybeden Grizzlies'in bu tercihi play-off öncesi tartışıldı ancak gördük ki sonuca gidebilecekleri bir tercih onlar için. İki gün önce Pacers'ın yapmak üzere olduğu sürprizi bir gece sonra Grizzlies gerçekleştirdi. Manu'nun ilk maça yetişmemesi Spurs için handikaptı ama bu maçta Grizzlies'in aldığı bu galibiyet serinin seyir zevki açısından da güzel oldu. Yenilgiyi tamamen Manu'nun yokluğuna bağlamak olmaz elbette. Ginobili olmasa da kazanacak pozisyonlarda bulundu Spurs ancak Battier'in kritik üçlüğüne engel olamadılar. Üstelik dikkat edilmesi gereken bir pota altı sorunu var. Duncan maç sonunda da Zach Randolph ve Gasol'un kendilerine karşı çok iyi bir performans sergilediklerini itiraf etti.

Bireysel performanslara bakalım ki pota altından bahsetmişken 25 sayı-14 ribaund ile oynayan Zach Randolph'un müthiş performansını es geçmemek gerek. Dün geceki oyunu ile beraber Conley'i de beğendim ben. Maçın belli bölümlerini izledim ve hiç fena gözükmedi Parker karşısında. 15 sayı-10 asist ile başarılı bir performansa imza attı. Battier'i atlamadan olmaz. Onun getireceği katkıyı blog üzerinden daha önce yazmıştık zaten ki önemli bir bench desteği olacaktı play-off arenasında. Henüz ilk maçtan bu performanslarına şahit olduk. Sadece 10 sayı üretmesine rağmen en kritik topu kullanma cesareti göstererek Memphis şehrine tarihinin ilk play-off galibiyetini kazandırdı. Spurs cephesinde Manu'nun yokluğunda sorumluluk alma çabalarında olan Parker 20 sayılık performansıyla takımının en skoreri oldu ancak bu 20 sayıya 16 saha içi denemesi ve 16 serbest atış denemesi ile ulaştı. Duncan 16 sayı-13 ribaund ile takımın dağınık pota altını toparlamaya çalışsa da bunda yeteri kadar başarılı olamadı ve Spurs ilk uyarıyı kendi evinde almış oldu.

Hornets 109 - Lakers 100
Memphis maçının ardından gecenin ikinci sürprizi Los Angeles semalarından geldi. Açıkçası seri başlamadan önce boyalı alanda West gibi önemli bir parçanın eksikliğinden dolayı Hornets'in kolay kolay maç kazanamayacağını düşünüyordum. Ancak dün akşam resmen göstere göstere maç kazandı Hornets. Chris Paul gerek maçın genelinde gerekse son anlarında yaptığı delici katkılarla Lakers'ın direncini alt noktalara çekmeyi başardı. Maçın sonlarında Kobe'nin kötü performansını da eklemek lazım tabi. Paul üst üste kritik hücumlardan basket çıkartırken, Kobe'nin son hücumları kötü kullanması dikkatlerden kaçmadı. Lakers maç genelinde doğru kullanılması halinde en büyük avantajını elde edebileceği boyalı alana top indirmekte çok zorlandı. Zaman zaman bunu denediklerinde sonuca ulaştılar ancak bunu maçın geneline yansıtamayınca yenilgi kaçınılmaz oldu.

33 sayı-14 asist-7 ribaund. Söylenecek bir söz yok Paul için. Bir play-off maçı için muazzam istatistikler. Bu istatistikleri yaparken Fisher'ın eksik yönlerini çok iyi kullanması ve guard rotasyonunda ipleri tamamen eline alması da Hornets'e maçı getiren ekstra faktörlerden biriydi. West'in yokluğunda yaptığı katkılarla bir nebze olsun onun yerini dolduran Landry yine başarılı bir gece geçirerek 17 sayıya imza attı ve kritik bir katkı sağladı. Lakers cephesinde Kobe'nin 34 sayısı galibiyet için yeterli olmadı. Pota altında Gasol maça hiç konsantre çıkamamıştı. Onun performansının iyi olması takıma da yansıyor ancak dün gece zaman zaman parlasa da sönmek üzere olan bir köz gibiydi. 8 sayı-6 ribaund-6 asist üretti ancak bütün okların da ona yöneltilmesi yanlış olacaktır. Takım halinde kötü bir performans sergiledi Lakers ve eksik noktalarından bolca Hornets'e geçit verdi.

Knicks 85 - Celtics 87
Doğu'nun en zevkli geçmeye aday serilerinden birine dün gece start verdik. Knicks ilk devre üstün bir oyun oynamasına rağmen üçüncü çeyrekle beraber Celtics'in vidaları sıkması onları galibiyete götürdü. Play-off'ların adamı olan Ray Allen bir kez daha takımı ipten alan isim olarak galibiyeti getirdi. Son dönemde çalak duvarına çarpan Fields aslında ilk çeyrek boyunca Allen'ı iyi tuttu. İlk 12 dakika sonunda tek bir şut kullanmamıştı Allen ancak ikinci çeyrekle beraber ısındı ve 24 sayı üreterek takımını galibiyete götürdü. Pierce ise 18 sayı ile galibiyete katkı yaptı. Knicks cephesinde sahneye çıkan isim 28 sayı-11 ribaund ile Amare olurken, Melo'nun 15 sayıda kalması üstelik bunu 18 şut denemesinde gerçekleştirmesi düşündürücü gözüküyor.

Knicks ilk devrede Celtics'e üstünlük kurarken yan parçalarından önemli katkı aldı. Maçın sadece ilk devresini izleyebildim gece zaten ve kötü bir Celtics izliyordum. Turiaf olsun Douglas olsun bunların mücadeleleri ile ilk devreyi 12 sayılık farkla önde kapatmıştı Knicks. Ancak ikinci çeyrekle beraber tecrübe farkını ortaya koymaya başladı Celtics. Ray Allen'ın boş geçen ilk çeyreğin ardından kendini bulması da bunda etkili oldu. Shaq'ın yokluğunda Jermaine O'Neal'da 6'da 6 ile oynayarak 12 sayı ile çok çok ekstra bir katkı vererek galibiyeti getiren isimlerden oldu. Kısa rotasyonu ise bu seride her zaman sıkıntı yaratacak özellikle Knicks cephesinde. Billups dün adeta yokları oynadı. Takımın ritim bulduğu anlarda yaptığı top kayıpları ve kötü paslar, hızlı hücumları etrafına bakmadan üç sayılık denemelerle noktalamalar derken Billups'u tanıyamadığım bir maç oldu. Billups'un kenarda olduğu anlarda oyunda olan Douglas'ın beklentilerin ötesinde sergilediği iyi performans ile koçun işi zorlaşacak gibi. Takımı oyun içinde tutan bir guard mı yoksa her an verebileceği katkılarla tecrübeli bir guard mı? Bu sorunun cevabını doğru verebilirse D'Antoni, Knicks'in seride ayakta kalmasını sağlayacaktır.

Nuggets 103 - Thunder 107
Çekişme ve heyecanın en bol olacağını beklediğim seri tahminlerim doğrultusunda başladı. Ligin sonundaki performanslara bakacak olursak bu iki takımın henüz ilk turda birbiri ile eşleşmesi bir talihsizlik olsa gerek çünkü kim elenirse elensin yazık olacak kaybeden takıma. Serinin ilk ayağında masmavi giyinen taraftarının önünde kazanan Thunder oldu ve seride ilk adımı attı. Play-off arenasında takım oyununun önemi büyük ancak bir de kritik anlar için eline güvenebileceğiniz birileri olmalı takımda. Denver için işler iyi hoş takım oyununu çok iyi oynuyorlar ve Melo takasından beri ivme olarak bir yükseliş mevcut ancak kritik anlarda topu kimin eline alacağı konusunda halen sıkıntılar mevcut ve doğru setleri halen ortaya çıkartamamışlar. Bunları söylüyorum çünkü zaten takım olarak iyi oynayan Thunder iki yıldızının da ekstra katkısıyla galibiyete ulaşmayı başardı. Durant&Westbrook ikilisinin 72 sayısı takıma galibiyeti getiren en önemli faktörlerden biriydi.

Durant 41 sayı-9 ribaund ile oynayarak play-off arenasına formda başladığını gösterdi. Westbrook ise 31 sayı-6 ribaund-7 asist ile her alanda katkı sağlayarak önemli bir performansa imza attı. Felton ve Lawson'un play-off'un ilk maçında sönük kalması da onun performansında etkili olan bir etmendi. Denver maç boyunca Nene'ye iyi paslar indirdi ve iyi paslarla Oklahoma boyalı alanını açmayı başardı. 22 sayı ile oynayan ve yanında da 8 ribaund alan Nene takımını sırtlayan isimdi ancak galibiyet için bu performans yeterli olmadı. Afflalo'nun eksikliğini yaşadı Denver nitekim Chandler ilk beş başladığı maçta kötü bir performans sergiledi. Ancak ne olursa olsun son ana kadar Thunder'a kök söktüren bir takım vardı ve bu maç aslında seride daha çok şey olacağının da habercisi gibi.

Thunder - Nuggets Değerlendirmesi

Thunder 4 - Nuggets 2

Aslında 4-3 gidebileceğini düşünüyordum bu serinin ancak sezonun sonuna doğru Thunder'ın iki maç art arda Denver'ı yenmesi beni etkiledi. O yüzden kılpayı da olsa 4-2'ye döndüm. Takas sonrası müthiş formda bir Nuggets izledik orası kesinlikle doğru. Üstelik inanılmaz derin bir kadroya sahipler, bir saymaya başlıyorsunuz sonu gelmiyor: Lawson, Felton, Afflalo, JR Smith, Wilson Chandler, Gallinari, Nene, Chris Andersen, K-Mart ve Al Harrington. Tam 10 tane ciddi anlamda kaliteli oyuncu. Yani bu saydığım isimlerin yarısını herhangi bir şampiyonluk takımına 3 veya 4. en iyi oyuncu olarak rahatlıkla ekleyebilirsiniz ve şampiyonluk getirecek hamle olur bu... O derece derin ve kaliteli bir kadro. Zaten bu listedekilerin 8'i, 10 sayının üzerinde ortalamaya sahipler. Ama playofflar'da bir hatta mümkünse iki tane yıldızınız olması lazım ki, topu onlara teslim edin.

Bence tek bir oyuncu ön plana çıkıyor burada Nuggets adına o da Nene: Denver'ın iki ilk 5 uzununa karşı da ayak çabukluğu avantajına sahip ve hücumda her şekilde sayı üretebilecek yetenekte. Elbette JR Smith'i de sayabilirdim ama bu arkadaş deli biraz, ne yapacağı belli olmuyor maalesef. Peki Nene'ye maçın son 5 dakikasında topu verip "Haydi kurtar bizi" diyebilir misiniz? Ben uzun süredir Nene'de bu potansiyelin olduğuna inanıyorum ama o rol oyuncusu kalıbından çıkmıyor inatla. Bir başka büyük potansiyel ise Lawson. Bu sene beni çok etkiledi. Geçen sezon Billups'ın kaçırdığı maçlarda muhteşem istatistikler yakalamıştı ama sadece 8 veya 9 maçtaydı yanlış hatırlamıyorsam bu rakamlar. O yüzden takas sonrası Lawson'ın ne yapacağını kestiremiyordum. Adam kaldığı yerden devam ediyor ve muhteşem oynuyor. Özellikle de tempoyu arttırdığı zaman kendisiyle beraber takımı da bir seviye yukarı çekiyor. Transition hücumunda Denver deli gibi sayı buluyor bu sayede. O yüzden Thunder'ın yapması gereken ilk şey geri koşmak. Nuggets uzunlarının da Thunder'ınkilere göre daha çabuk olduklarını ve koşmayı sevdiklerini düşünürsek, bunun şart olduğunu daha da iyi anlayabiliriz. Ama Lawson'ın set hücumuna geçildiğinde aynı şekilde oyunu domine edip edemeyeceğini bilmiyorum. Westbrook'un gücü ve hızı, ayrıca Thunder'ın boyalı alanı harika kapayan uzunları Lawson'ı durdurabilir. Bu noktada Felton akıllara geliyor, sözde Knicks ile süper bir dönem geçirdi ama ben onun hala eski Felton'dan bir farkı olduğuna inanmıyorum. Mümkünse benim sempati beslediğim takımlarda oynamasın... Gallinari, Chandler ve Afflalo ise çok rahat kendilerine pozisyon yaratabilen isimler değiller. Daha çok topun dolaşması sonucu ceza atışı ile skor bulduklarını söyleyebiliriz.

Peki biraz da Thunder hücumuna bakalım. İki oyuncu üzerine kurulu bir düzen. Westbrook ve Durant. İlk 5'teki Perkins ve Sefolosha tamamen savunma yapmak için oradalar. İbaka da orta mesafeden ceza kesmese, iyice kazmalar takımı olacaklardı. Neyse ki bu sezon çok geliştirdi şutunu İbaka. En azından kenardan Harden geliyor da biraz skor katkısı veriyor. Ana silahlara geri dönecek olursak, Lawson'ın Westbrook'u durdurmayı geçtim yavaşlatması bile pek mümkün değil. Üstelik bileğini burktuğu için ne kadar sağlıklı olduğu da belli değil. Durant'ın karşısına ise Chandler'ı koyabiliyorlar neyse ki. Oldukça iyi bir savunmacı. Ama o da Durant işte. Ligin en iyi skoreri. Karşısına bir Artest gelmedikçe kolay kolay aksamıyor. Burada tek sorun olarak görünen şey, Durant veya Westbrook'un gününde olmaması halinde Thunder'da kimin sahneye çıkacağı. Harden'a özellikle playofflar'da ne kadar güvenebileceğiniz tartışılır çünkü. Geri kalan oyuncular mücadele ederek, savunma yaparak takıma katkı verseler de hücumda çok kısıtlılar. Belki Sefolosha'nın kilitlemesi gereken bir süper yıldız olmadığı için Cook'a daha çok süre verebilir Brooks. Bu hamlenin takımı rahatlatacağına inanıyorum ben hücumda. Ama göreceğiz uygulayacak mı acaba koç. Ama mesela diğer kısıtlı hücumculardan Perkins'in savunmadaki liderliği gerçekten çok önemli bu takım için.

Bana kalırsa denk güçlerin mücadelesi olacak bu seri. Çok yakın, gidip gelen maçlar izleyebiliriz. kritik yerlerde, maç sıkışınca Nuggets'ın yapacağı tercihler ve kullanacağı isimler serinin kaderini belirleyecek. Bu durumlarda Ty Lawson'ın göstereceği çıkış extradan bir maç verebilir Nuggets'a mesela. Ama onun dışında Nuggets'ın Thunder'ı durduracak özelliklere sahip olduğunu düşünmüyorum. Bunların üstüne George Karl'ın durduk yere Brooks'a "Kendini beğenmiş ve bir tarafları kalkmış" demesi, Thunder oyuncularına bir gaz vermiştir diye düşünüyorum. Westbrook veya Durant çok kötü bir seri geçirmezlerse, 4-2'yle turu geçerler bence...

17 Nisan 2011 Pazar

Lakers’ın Zayıf Karnı

Hayır, benç değil. Bynum’un dizi de değil. Lakers’ın toparlanacağına, PJax’in (Phil Jackson) Odom’dan, Brown’dan, Barnes ve Blake’ten  gereken katkıyı dönem dönem alacaktır diye düşünüyorum. Lakers’ın D-Fish, Kobe, Artest, Odom ve Gasol’lü beşi zaten bu sene diğer herhangi bir beşten daha çok sahada kaldı 953 dakika ile.
  
Benim dikkat çekmek istediğim konu ise ev sahibi olma avantajı. Allstar arasından sonra 18 maçın 17’sini kazanmışlardı, Spurs’e de birkaç maç yaklaşmışlardı, fakat olmadı ve durum tekrar tersine döndü. İşte o son zamanlarda kaybedilen maçlar, Hornets serisinde değil fakat ileriki seriler veya olası NBA finallerinde son maçı evlerinde oynama avantajını şimdiden kaybetmiş durumda.

7. maçı evinde oynamanın ne demek olduğunu sadece ben bilmiyorum. Bakınız Jackson ne demiş: “Olasılıklar şu ki, 7. Maçta top elinizdeyken eğer oynadığınız salon ev ise, istediğiniz düdükleri alırsınız.” Buna kanıt olarak:
1) 2010 Finalleri’nde 7. Maç Staples Center’da Lakers'ın evinde idi, hatırlayın Lakers’ın şampiyon oluşunu.
2) 2009’da Lakers şampiyon olduğu sene Rockets karşısında bayağı zorlanmıştı, maç 7. Seriye gitmişti ve Lakers Los Angeles’ta seriyi kazanmıştı.

2011 Draft’ı Üzerine

Hazır NCAA Finali üzerinden çok geçmemişken, birkaç oyuncu üzerinden draft öngörülerimi aktarmak istiyorum sizlere.  Enes ile ilgili bir şeyler de söyleyeceğim elbette.
Draft New Jersey’de 23 Haziran’da yapılacak diye planlanıyor. Planlanıyor diyorum, çünkü olası bir sezn iptalinin neleri engelleyeceği hala öngörülemez durumda. Tabii ki bu oyunun merkezinde oyuncular var, oyuncusuz hiçbir şey olmaz, fakat bir ertelenme söz konusu olabilir.

Direkt olarak Enes’ten başlayayım. Enes drafta gireceğini zaten açıklamıştı bildiğimiz gibi. Kenctucky Üniversitesinden drafta katılacak oyuncumuz geçen sene Fenerbahçe’den 33.000 doların altında maddi katkı aldığını kanıtlayamamış olduğu için bu sene Kentucky’nin elenmesini bençten izlemekle yetindi. Okuduklarıma göre Enes ile Utah ciddi ciddi ilgileniyor. Hatta o kadar ki, bahsedeyim. İlk turda Jazz’in ilk 15 içerisinde olan iki seçme hakkından ilkinin ilk beş içinde olması bekleniyor. Jazz da büyük ihtimalle bu hakkını Enes’ten yana kullanacak. Cavs veya Raptors da bu konuda ikinci birer aday olabilirler.

O’nun dışında benim Avrupa’daki favori oyuncularım Mirotic ve Vesely de drafta girdikleri takdirde ilk turdan seçileceklerdir büyük ihtimalle.  İkisi de birer sene daha kalıp bir Euroleague Final Four’undan sonra giderseler onlar için daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Amerika’da da ilk 10’da seçilmeye yakın oyuncular:  Brandon Knight, Kyrie Irving, Kemba Walker, Nolan Smith, Derrick Williams ve Alec Burks. Bu oyuncuların guard özellikli olmaları bir tesadüf değil,  zaten iyi oyuncuların çoğu guard pozisyonunda yoğunlaşmış. Sonuç olarak da diyelim ki bu draft o kadar da çok yıldız çıkaramayacak gibi.

17 Nisan Programı

17 Nisan Pazar 20:00 / Memphis Grizzlies - San Antonio Spurs
17 Nisan Pazar 22:30 (NTV) / New Orleans Hornets - Los Angeles Lakers
18 Nisan Pazartesi 02:00 / New York Knicks - Boston Celtics
18 Nisan Pazartesi 04:30 (NBA TV) / Denver Nuggets - Oklahoma City Thunder

Gecenin en güzel maçı NBA TV'de, en kötüsü ise NTV'de. Şimdi bunu dedim diye Hornets kazanırmış mesela.. Üç tane 4-2 bitmesini beklediğim seri var. Daha hala Nuggets-Thunder değerlendirmesi yazacak vakiti bulamadım. Artık eve dönünce gece bir şeyler çiziktiririm.

Gecenin Hareketleri - 16 Nisan


Link http://www.youtube.com/watch?v=Ii1krMtmdm0

Fernandez ile G-Wall ikilisinin alley-oop'u pek güzel. Playofflar'da yeterince göremiyoruz bunları ama Portland dün gece bol bol uyguladı, Aldridge 4-5 tane yaptı yanılmıyorsam... Dwight Howard tamamladığı smaçta resmen havada poz verdi. Çok etkileyici değil ama böyle resmen NBA Live gibi hissettim izlerken gece. Rose'un 6 numarası kesinlikle 2'de olmalıydı. Maçın son çeyreğini izledim, adam resmen geri döndürdü Bulls'u. Burada da 2 dakika kala fark 5'ken, inanılmaz zor bir pozisyonda basket faulü buldu. Neredeyse tek başına maçı kazandı... Bir numara ise Dwight Howard'ın bloğu açık ara. Hayattan soğuttu Etan Thomas'ı. Bir başka harika hareket de, dün gece şov yapan Young'dan geldi. Bu arada şimdi farkettim, Bulls ve Pacers'ı toplam 15-20 dakika izlemiş olsam da, Bulls'un bloğu hariç bütün hareketleri canlı izlemiş olmam da ilginç bir tesadüf.

Pacers Lig Sonuncusu

Normal sezon istatistikleri yavaş yavaş açıklanıyor. Pacers bu sezon ortalama 13.538 seyirci ile ligin en az seyirci çeken takımı oldu. Bu rakam yaklaşık olarak Conseco Fieldhouse'un kapasitesinin %75'ine denk geliyor. Bu kategoride onları, taşınma dedikodularıyla dolu bir sezon geçiren ve maç başına 13.890 kişinin karşısında oynayan Kings izliyor. Ligde bu iki takım dışında ortalama olarak 14.000'in altına inen takım yok. Bu arada 1999-2000 yılı, Pacers'ın Fieldhouse'a taşındığı ve NBA finali oynadığı sene, ortalama 18.345 kişi ile Indiana'nın en çok seyirciye oynadığı sezonmuş.

Bu alanda normal sezonun lideri ise evinde maç başına ortalama 21.791 kişi karşısında oynayan Bulls. Onları takip eden takım ise 20.510 ortalama ile Trail Blazers. Bu bakımdan Pacers-Bulls eşleşmesi ligin tepedeki ve dibindeki ekipleri karşı karşıya getirmesi açısından ilginç olacak.

Pacers'ın Granger dışında yıldız kategorisine giren oyuncusu yok. Fakat yıldız olma adayı oyunculara sahipler diyebiliriz. Hansbrough, Collison, Hibbert gibi heyecan verici isimlere sahipler. Bunun yanında her ne kadar doğudaki takımların çok kötü olmasının katkısıyla da olsa sonuçta playofflara kapak atmış bir takımın ligin en az seyirciye oynaması ilginç.

Kidd İlk Maçı Aldı: 89-81

Pek vaktim yok yazacak ama Blazers-Mavs, gece gerçek anlamıyla izlediğim ikinci maçtı. Bulls-Pacers'a 10 dakika, Heat-Philly'e ise 5 dakika ancak bakabildim. Bu maça dönecek olursak, aslında neredeyse her şey beklediğim gibi gelişti. Batum ve Aldridge ikilisi Nowitzki'yi ilk üç çeyrek boyunca muhteşem durdurdular. Çok kötü şut seçimlerine ve top kayıplarına zorladılar. Ancak son çeyrekte (birazcık da hakemlerin yardımıyla) bol bol serbest atış çizgisine giden Dirk 15 sayı birden üreterek maçı çekti aldı Blazers'ın elinden.

Aldridge elinden geleni yaptı ve Dirk'e adeta kafa tutarak 27 sayı gönderdi Mavs potasına. Tyson Chandler'ın harika savunmasına rağmen yaptı bütün bunları. Benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Peki buna rağmen nasıl kaybetti Blazers? Dış şutlarla. Kendileri 16'da sadece 2 üçlük isabeti bulurken, Mavs 19'da 10 ile maçın kaderini değiştirdi... Özellikle Kidd, tarihi bir gece yaşadı. 10 sezondur playoff oynayan yaşlı kurt, tam 6 üçlük isabeti buldu. Playoff kariyerinde bu bir rekordu. Ayrıca son 6 senedir ilk defa 24 sayıyı geçti. O kadar sıcaktı ki, perde kullanarak kendi şutunu yarattı birkaç kere ve başarılı da oldu. En son Kidd'in perde kullanarak şutunu kullandığını herhalde 2005'te falan görmüştüm. Ağzım açık izledim Kidd'i.

Maçta her şey beklenilen gibi giderken, dış şutlardaki bu dengesizlik maçı Mavs'e getirdi. Yoksa boyalı alanda çok büyük bir Blazers üstünlüğü vardı. Hatta komedi derecesindeydi Camby-Aldridge ikilisinin dominantlığı. Bunun üzerine G-Wall'u da ekleyince boyalı alanda dalga bile geçti diyebilirim Blazes için. Dış şutlara dua etsin Mavs. Aslında ben bugün Mavs'in kazanacağını düşünüyordum zaten ama bakalım sonraki maçta Batum 7'de 1 yerine 3-4 isabet bulduğunda ibre Blazers lehine dönecek mi...

İlk Sürpriz Atlanta'dan: 103-93

Dün gece ana olarak izlediğim 2 maçtan biriydi Hawks-Magic mücadelesi. Şaşırtıcı bir şekilde deplasmanda ilk maçı kazanmayı başardı Hawks. Hem de Howard 23'te 16 isabetle 46 sayı üretmesine rağmen. Peki nasıl oldu da yenildi Magic bu durumda? Üç ana nedeni var.

Öncelikle Magic'in savunması beklenilen seviyenin altındaydı. Daha doğrusu Hawks hücumda biraz ballı günündeydi. Boyalı alandan pek sayı üretmeseler de, orta mesafeden son derece yüksek bir yüzdeyle şut attılar. Hatta bunların bir çoğu zor pozisyonda, yarı el üzerinden bulunan şutlardı. Yarı el neyin nesi peki? Yani bir Kobe gibi ağzınızın içinde savunmanın eli varken atılan şut var, bir de savunmacı 1 adım ama sadece 1 adım uzaktayken kaldırıp atılan şut var. İkisi de teknik olarak el üzerinden ama ikincisi haliyle biraz daha kolay. Ama yine de bu tarz seçimlerle %55'e yakın bir şut yüzdesi yakalanamaz koca bir seri boyunca. Daha doğrusu normalde yakalanmamalı. O yüzden Hawks'un "Biz bir daha 100 sayıyı geçeriz" diye düşünmek yerine, Magic'i 90 ve altında tutmaya çaba göstermesi lazım yeniden. 90 ve altı demişken diğer nedene geldik.

Magic niye 93 sayıda kaldı? Hem de Howard coşmuşken. Nedeni belli. Howard 46, geri kalan 8 kişi 47 sayı üretti. Hele üçüncü çeyrekte 18 civarı sayı üreten, maçın geri kalanında uyuyan Nelson'ın 27 sayısını da çıkarırsak, 7 oyuncudan 20 sayı geldiğini görüyoruz Magic'te. Bu şekilde playoff değil normal sezon maçı kazanılırsa bile, maçtan sonra parkede göbek atar oyuncular. Howard'ı birebir tutup, hiç yardım getirmeyerek, kalan şutörlerin başına yapıştırdı savunmacılarını Larry Drew. Howard savunmacılarını dağıtsa, yerle bir etse de yardım sadece birkaç kez geldi maç boyunca. Yukarıdaki fotoğrafı komik olduğu için koydum, yoksa maç içinde nadiren gördük bu çullanmayı. Sonuçta Drew'ın taktiği oldukça iyi tuttu, Magic'in adeta kilitlendiğini gördük. Popovich'in Suns'a, Rivers'ın Magic'e karşı uyguladığı bir taktikti bu. Çok güzel uygulamaya koydu Hawks. Bu noktada Hidayet'in devreye girip takım arkadaşlarına pozisyon hazırlaması gerekiyordu. Howard ile pick and roll veya Anderson ile pick and pop oynaması halinde çok daha rahat şut imkanı bulabilirdi Magic. Ama Hedo çok silik bir maç geçirdi... Hatta eline gelen bomboş şut imkanlarını da geri çevirdi, adeta sayı atmak istemiyordu. Belki de maçın başında zaten sakat olan dirseğinin üstüne düşmesi, şutuna olan güvenini sarsmıştır bilemeyeceğim. Ama tek bildiğim şey, Magic'in şutörlerine boş üçlük imkanı tanıması gerekiyor. Gece hiç mi boş şut kullanmadılar peki? Eh mal değiller canım, elbette buldular birkaç boş şut imkanı ama onlar da girmedi. Kısacası Magic hiç gününde değildi Howard ve Nelson hariç. Nelson da yukarıda belirttiğim gibi üçüncü çeyrekte kıpırdandı sadece. Yani Hidayet'in yaratıcılığıyla ve takım halinde topun daha hızlı kanat değiştirmesini sağlayarak pozisyon bulmaları lazım.

Son olarak da Magic'in top kayıplarını kısması lazım. Howard bol keseden dağıttı mesela bugün eline gelen topları, tam 8 kere rakibe teslim etti. Takım halinde toplam 18 kere top kaybettiler ki bugün maç yapan 8 takım içinde en yüksek rakam bu. Karşıda deli gibi topa baskı yapan bir takım olsa hadi neyse ama Arenas topu elinden kaçırır, Nelson ve Hedo topu Howard'a indirirken dağa taşa atar, Howard, Duncan gibi fundamental uzmanı olduğunu zannederken gelen yardımlar sonrası topu elnden kaçırır... Böyle hücum edilmez yani.

Kısacası Stan Van Gundy, savunmayı biraz uyarırken, hücumda Hedo ve J-Rich'i nasıl daha fazla oyuna sokabileceğini düşünmeli, bunun yollarını bulmalı.

16 Nisan 2011 Cumartesi

16 Nisan Programı

16 Nisan Cumartesi 20:00 (NBA TV) / Indiana Pacers - Chicago Bulls
16 Nisan Cumartesi 22:30 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat
17 Nisan Pazar 02:00 (NTV) / Atlanta Hawks - Orlando Magic
17 Nisan Pazar 04:30 / Portland Trail Blazers - Dallas Mavericks


NBA TV'de yayınlanan maçta Bulls, Pacers'ı çok zor da olsa yenmeyi başardı. Bütün maçı geride götürdüler son dakikada Rose, Korver işbirliği ile öne geçtiler. Pacers'ın inanılmaz orta mesafe şut attığını, Bulls'un maç boyunca üçlük isabeti bulmakta zorlandığını ve maçın gidişatını bunların belirlediğini söylemeliyim. O yüzden Korver'a daha çok şans vermesi gerekebilir koç T'nin. Şimdi ikinci maçta da Philly önde gidiyor Heat'e karşı. Henüz League Pass almadım çünkü yarı finalden itibaren neredeyse her maçı TV'den seyredebileceğiz, sırf ilk tur maçları için 90 dolar veresim yok. Ama Heat-Philly maçı da aynı kıvamda devam ederse galiba almak zorunda kalacağım League Pass. Şimdilik bir şekilde idare edeceğiz bakalım...

Pacers-Bulls ilk maç değerlendirmesi

Pacers son 7 şutunu kaçırdığı maçı, 99-104 kaybetti. Onlar kaybetti diyorum, çünkü son periyoda kadar çok iyi direndiler. Maçın ilk basketinden beri maçta önce olan Pacers, 99-97 önde iken Bulls salondaki Madhouse halini alan taraftar desteğiyle 7-0lık bir seri ile maçı kazandı. 99-99 iken de son dakika içerisinde Korver bir üçlük attı Rose'un asistiyle. Korver bu sene normal sezonda son çeyrekte 57 üçlük ile NBA birincisi idi zaten. Fakat hepsi dışında Bulls'un akşam üstü bahsettiğim baskıyı kaldıramaması gibi bir durum daha ilk maçtan kendini gösterdi. İlk tehlikeyi atlattılar, ikinci maçın daha rahat geçeceğini düşünüyorum yine de, fakat bu maçta da, ilk dakikadan kontrolü eline alıp 10-12 civarında farkı tutarak kazanmalarını beklerdim açıkçası. Rose yine 39 sayı 6 sayı 6 ribaund ile NBA galaksisinin en parlak süper yıldızlarından biri olduğunu göstermiş oldu.
Bulls'ta beğenmediğim şey ise, bildiğim savunma kimliklerinden uzaklaşmış olmaları. Gibson ve Ömer'i tecrübe eksiklikleri yüzünden tercih etmemiş olabilirler, fakat bu tercih bence skor tabelasında kendini gösterdi. 85-90 arası sayı yiyen takım 99 sayı yemiş oldu. 

Mavericks - Blazers Değerlendirmesi

Mavericks 2 - Blazers 4

Batı'daki ve hatta playoff ilk turundaki en çekişmeli iki seriden biri... Diğeri de ise bundan sonra yazacağım Thunder-Nuggets. Biz geri dönelim serimize. Çok çılgın bir karşılaşma. Bir tarafta Oden'ın sezonu kapattığı ve Roy'un yarı ömrünü tamamladığı Blazers, diğer tarafta son birkaç senenin 'sözde' şampiyonluk adayı Mavs.

Mavs'den amiyane tabirle bir cacık olmayacağını yazmıştım sezon içinde. Takımda büyük yapısal sorunlar var. Çembere giden kısa olmadığı gibi, içeriden sayı üretecek uzunları da yok. Sadece Nowitzki ile Terry'nin şutlarına ve biraz da Kidd'in yaratıcılığına bakıyorlar. Ama kolay sayıya gitmek diye bir olayları yok. Neymiş sözde daha çok koşup, hızlı hücumlarla sayı bulmayı planlıyorlarmış bu sefer. Tamam, McMillan'ın selamı var sana Carlisle. NBA'in en ağır tempoda oynayan, savunmaya en önem veren takımlarından birine karşı koşarak sayı bulmak pek kolay değil. Yani bu taktiğe güvenmemeli Mavs.

Peki neye güvenmeliler? Sadece Nowitzki'yle bu iş olur mu? Belki ilk turu geçebilirler ama sonrası hiç de mümkün görünmüyor. Bakalım Blazers ile nasıl eşleşiyorlar. Kıyaslamaya başlayalım. İlk 5'lerde Andre Miller, savunması gitgide düşen Kidd'e karşı çok problem çıkarmayacaktır. Ama onun asist yapacağı isimler, özellikle de Aldridge alley-oop'ları Mavs'in canını yakabilir. Kidd ise bildiğimiz gibi Chandler'a alley-oop pasları atmak dışında bir de ceza atışı tehdidi olacak o kadar. İki oyun kurucu da post-up yapmayı seviyorlar ama Kidd'in artık oralarda pek etkili olamadığını düşünüyorum, Miller ise arkasında Kidd varken ufak guard'lara karşı bulduğu sayıları bulamaz.

Guard ve kısa forvetlere baktığımızda, Mavs'de Marion ve Terry haricinde güvenilebilir bir oyuncu bulamıyoruz, halbuki bu pozisyonlarda Blazers çok güçlü. Matthews, G-Wall, Batum, Fernandez ve 3'te 1 kapasitede bile olsa Roy'a sahipler. Kendisi o halde bile arkadaşlarına pozisyon hazırlayabiliyor. Gördüğünüz gibi say say bitmiyor. Biri gününde değilse, diğeri ön plana çıkıyor. Üstelik Batum, Matthews ve G-Wall muhteşem savunmacılar. Matthews hariç diğer ikisi, Nowitzki'nin karşısına bile konabilir. Zaten sezon içinde Batum'u görmüştük 2 maçta yanılmıyorsam Dirk'ü savunurken. Daha Nowitzki'yi durdurma ihtimali olan Camby de var. Ayrıca bu 2-3 numaraların neredeyse hepsi harika dış şut atıyorlar ve Mavs'in kısalarına karşı büyük bir fizik avantajları var. Diğer tarafta ise Marion 3 numarada oynadığı zaman, yarı saha hücumunda Mavs iyice kısıtlanıyor çünkü, Suns'daki gibi aşırı boş kalmadıkça Marion'ın şut tehdidi yok. Zaten kaç sezondur doğru düzgün üçlük atmadığı için iyice kaybetti bu özelliğini, artık boş kalsa da atamıyor. Yani Matthews'ı Terry'e verip, Nowitzki'yi de G-Wall, Batum, Aldridge ve Camby ile biraz yavaşlatırlarsa Mavs'in çok da fazla bir opsiyonu kalmıyor geriye. Mavs için "Beaubois serinin kaderini etkileyecek" diyenler var ama ben onlara pek katılmıyorum. Bu sezon 9 civarı maçını izledim kendisinin. Belki 1 maçı, çıkıp 25 sayı atarak kazandırabilir ama normal sezonda bile o kadar komik hatalar yapıyor ki, henüz playoff basketbolunu geçtim NBA'e bile tam anlamıyla hazır olduğunu düşünmüyorum. Bir de bunun üzerine son maçta bileğini burktuğu için, bu gece oynayamayacak. İkinci maça yetişir mi, yetişse de ne kadar hazır olur o da belli değil.

Blazers, eğer Aldridge bu sezon onlarca maçta gösterdiği liderliği yine sergilerse ve Chandler'a üstünlük sağlarsa (Nowitzki'nin zaten savunabileceğini düşünmüyorum), bir adım öne geçecektir. Ev sahibi avantajı Mavs'de olmasına rağmen diyorum bunu evet... Çünkü unutmayalım ki Blazers ligdeki en zorlu deplasmanlardan biri, takım ve seyircinin bütünleşmesi ile çok büyük bir sinerji yakalıyorlar. Ayrıca bu takımın Mart başından beri G-Wall uyum sürecini atlattıktan sonra Magic, Heat, Mavs, Lakers, Thunder ve Spurs gibi takımları yendiğini ve 21 maçta 15 galibiyet aldığını hatırlatayım. Ciddi bir tehlike yani Mavs'e karşı.

Deplasmanda aynı oranda güvenmiyorum onlara ama Mavs'in kısıtlı bir hücuma sahip olmasından dolayı bir maç deplasmanda çalıp 4-2 ile kendi evlerinde bitireceklerini düşünüyorum. Ama eğer seri 7. maça kalır ise, Mavs'in tecrübesi ve Nowitzki faktörüyle beraber turu geçebilir.


Bulls-Pacers Serisine Bakışım ve İstatistikler


Serinin ve Playoffların başlamasına dakikalar kala, ben de düşüncelerimi aktarayım dedim. Bulls sezon içi performansı ile bakıldığında, önceden kötü başlasa da, şampiyon gibi, ya da en azından şampiyonluk beklentileri ile salona ayak basacak. Sezon içindeki maçlarda 3-1’lik Bulls üstünlüğü var. Salonda Rodman da maçı izlemeye gelmiş. Serinin geneline bakacak olursak, ben Pacers’ın ilk iki maçı kaybettikten sonra bir maçı çalabileceğini düşünüyorum, yoksa zaten 4-0 olacaktır. Ama benim tahminim 4-1 biteceği yönünde. Çünkü Bulls’tan herkes bayağı bir emin gözüküyor fakat, uzun zamandır NBA Finallerini görememekteler. Bu yüzden tecrübe eksikleri sorun olabilir. Ayrıca, bu sezon içinde Rose’u MVP yapacak olan Bulls’un birincilik hikayesi, normal sezon ile birlikte bitti. O senaryo çok etkiliydi, o kadar ki şöyle ifade edeyim: Bir takımla ilk sezonunda en çok maç kazanan koç rekoru Suns ile Westphal’a ait 62 maç ile. Tom Thibodeau ve ekibi bunu egale etti, fakat o başka bir hikayeydi. Şimdi ise asıl oyuncuların sahne alma vakti geldi. Tabii ki Pacers sorun yaratmayacaktır, fakat ilerisi için konuşuyorum. 

Diğer yandan ise, Pacers çok dengesiz bir takım, Granger bir maç 5/7 üçlük isabeti ile 28 sayı bulabilir de, 5 top kaybı 2/12 saha içi isabetiyle kenarda da oturabilir. Benzer bir durum da Hibbert ve faul problemi için geçerli. Bir de McRoberts var tabii ki. O da neredeyse her gece highlight reel’ların bir parçası, bazen inanılmaz smaçlar basıyor bazen de kendisini paspas olurken izledik. O kadar bir dengesizlik çökmüş bu takıma. Ayrıca onlar da 5 sezondur playoff görememiş bir takım durumundalar.

Dediklerimi bir de rakamlarla anlatayım. Bulls’un maçıları ve serileri ikinci çeyrekte ve son çeyreğin başında kazanacaklarını düşünüyorum. Çünkü yedek ağırlıklı beş, diğer takımın yedek beşlerine veya as şutörlerine potayı iğne deliğine çeviriyor. Rose, Brewer, Deng, Gibson ve (gururumuz) Ömer beşi, savunmada 48 dakikaya vurulduğunda rakibe sadece 83 sayı şansı tanıyıp 113 sayı atıyorlar. 30 sayılık inanılmaz bir fark var.  Noah’lı Boozer’lı beş ise 120 ofans sayısı ile en iyi hücum beşi.

Indiana’da ise, savunmanın adeta belini kıran bir isim var. Rush. Rush sahada iken, Pacers’ta kim parkeye çıkarsa çıksın takım ortalama 110 sayı yiyor. Ofansif olarak da, konsantre bir Dunleavy, Granger ve Collison’a ihtiyaçları var.

Spurs - Grizzlies Değerlendirmesi

Spurs 4 - Grizzlies 3

Grizzlies Lakers'tan kaçmaya çalıştığında kimbilir ne kadar hüzünlenmiştir Spurs taraftarları önlenemez son karşısında. E, kolay değil, bir tarafta West'i kaybettikten sonra playoff potasında kalmaya çalışan Hornets dururken, kısmetinize sezon boyunca güçlü ekiplere kök söktüren, potansiyeli Hornets'la kıyas dahi kabul edilemeyecek Grizzlies'ın düşmesini kabullenmek. Bu açıdan son yılların en bahtsız konferans birincilerinden biri oldu Spurs. Yazıya bu kadar karamsar bir giriş yapmazdım aslında ama ah o Spurs'ün sezon sonu performansı yok mu!.. Nasılsa lig liderliğini garantiledik diye vites düşürdükten sonra zor fikstürün de etkisiyle geri toparlanamadılar. İlk başlarda çok da sorun gibi görünmüyordu bu durum belki ama daha sonra kazanmak isteyerek çıktıkları ve hüsranla ayrıldıkları maçlar da olunca anlaşıldı esas durum, Spurs en azından bu süreçte sezon başındaki fırtına gibi esen Spurs değildi... Öte taraftan Gay'in sakatlığıyla birlikte çoğu kesim tarafından playoff şansı oldukça az görülmeye başlanan Grizzlies harika bir direniş ve ekip ruhu göstererek rahat bir şekilde yer buldu kendine bu çerçevede.

Temelinin çok sağlam olduğuna dair kendimi bile ikna edemediğim bir fikrim mevcut bu seriyle alakalı. Aslında fikirden çok önyargı belki de... Açıklayayım: "Konferans finalleri, şampiyonluklar görmüş ve dahası geçtiğimiz sene süprülmüş bir Spurs, henüz playofflarda bir tur geçme başarısı gösterememiş Grizzlies'e elenmez." İster Manu olmasın, ister Parker, isterse Duncan, bu fikrim değişmezdi. Çünkü ortada önemli bir tecrübe avantajı söz konusu. Gelgelelim Spurs elenmesine elenmez ama geçebileceği en zor şekilde geçer bana kalırsa bu turu. Grizzlies öyle bir yıpratır ki Spurs'ü sonraki turlara mecal kalmaz yorgun dizlerinde.

Spurs'e sene başında hızlı tempoya yöneldiler, artık daha göze hoş gelen basket oynuyorlar, Popovich ne büyük üstadsın sen gibisinden övgüler yağdırıyorduk ama maçlarını biraz daha dikkatli analiz etme fırsatımız olduğunda gördük ki hızlı tempoyla sınırlı değilmiş işin sırrı. Popovich oyuncularını sistemine öyle bir uydurmuş ki, hepsinden kapasitesinin sonuna kadar yararlanıyormuş meğer. İşin hücum yönünde; eldeki delici bir guard ile ne kadar etkili olunur bunu öğretti bize koç. Nasıl bu kadar etkili oluyor peki Spurs, tek kelime ile açıklamak gerekirse: "Spacing". Sahaya harika yayılan, ne zaman nerede durması gerektiğini ezberlemiş dört oyuncu, bir de Parker. Tesadüf eseri değil yani Neal'in, Jefferson'ın, Bonner'ın böyle yüzdeli şut atması.

Dizleri artık bitik olmasına rağmen hala Duncan üzerine kurulmuş bir savunma mevcut Spurs'te. Manu'nun ayaklar da savunmada epey yavaşladı, bunun yanı sıra Parker'ın senelerdir yaşadığı size sorunu devam ediyor haliyle. Yani işin savunma kısmı hücum kadar olumlu değil. Ama nedir, senelerdir birbirine alışmış oyuncular topluluğu mevcut, basketbol ahlakı ve çalışma seviyesi üst düzey oldukları için de birbirinin açığını kapatabiliyorlar. Blair mesela bu doğrultuda çok önemli bir silah Spurs adına. İnanılmaz bir rotasyon anlayışıyla tüm gedikleri kapatabiliyor. Kaldı ki rakibin Spurs savunmasını zorlayacak hücum gücü var mı acaba?..

Grizzlies ligin son döneminde en saygı ve sempati duyduğum ekiplerinden biri. Verdikleri playoff savaşını takdir etmemek mümkün değil. Takım oyununu mükemmele yakın oynuyorlar, sistemlerinin dışına pek çıkmadan ve oyun disiplinine sadık kalarak. Ancak Spurs'ü, nispeten zayıf karnı diyebileceğimiz savunma tarafından vurabilecek hücum silahları var mı Grizzlies cephesinde? Bence var, ama bu silahları ne kadar kullanabildikleri, serinin gidişatını etkileyecek gibi. İlk beş başlayan Allen ve Young hücum yetenekleri çok sınırlı ve tek düze iki isim. Conley penetre eder şut atar ama playofflarda ne derece ön plana çıkabilir emin olamıyorum. Gasol deseniz maç başına 7-8 şut belki dener, belki denemez. İşte bu noktada şahsi kanaatim, Randolph'un hücumda yalnız kalmaması adına, Mayo'nun kesinlikle normal sezondakinden daha fazla süre bulması lazım. Bir Young ve Allen değil belki ama savunma kısmında da öyle önemli aksaklıklara sebebiyet verebilecek biri değildir. Bununla birlikte uzunlara gelen ikili sıkıştırmalarda ceza şutlarını kesebilecek Battier'in de ne kadar kullanılacağı önemli bir belirleyici olacaktır Spurs'e kafa tutabilmeleri için.

Savunmasını zaten beğenirim Grizzlies'in. Rakipte kendi pozisyonunu yaratabilen ender oyunculardan olan Manu'nun hücum verimini asgariye çekebilecek oyuncuları mevcut. Ama serinin kaderini çizeceğini düşündüğüm Parker'ın penetrelerine muhakkak bir çözüm üretmeleri gerekiyor. Çünkü Spurs hücumları tamamen o penetrelerden geçiyor. Bu sorunu bertaraf edebilirse Grizzlies, ben serinin Spurs lehine en iyi ihtimalle 6 maçta biteceğini düşünüyorum. İlle bir tahmin yapmam gerekiyorsa da, 4-3 Spurs diyorum.


Celtics - Knicks Değerlendirmesi

Celtics 4 - Knicks 3

Playoffların belki de en merakla beklenen eşleşmesinde Celtics ile Knicks karşı karşıya gelecek. Ligin savunmayı en iyi yapan takımlarından biri ile hücumuyla ön plana çıkan takımlarından birinin eşleşmesi, ayrıca son dönemde başarıya giden yolun ilk adımı olarak görülen "Üç yıldız üzerine takım kurma" işini ilk hayata geçiren ile son hayata geçiren ekibin çekişmesine sahne olacak. Serinin analizine iki takımın artılarını ve eksilerini değerlendirerek başlayalım.

Celtics sezon ortasında yaptığı takas hamleleriyle adeta işleyen çarka kendi elleriyle çomak soktu. Nate Robinson, Daniels -bu ikisini geçelim- Perkins'in yollanması, ardından Krstic, Murphy, Arroyo, Green transferleriyle kağıt üzerinde güçlenmiş gibi gözüken takımın kimyası bozuldu. Tabii tecrübeleriyle büyük ihtimalle playofflarda vites arttıracaklardır. Knicks ise yeni yapılanmalarının ilk senesinde uzun bir aradan sonra playoff yapmayı başardı. Melo'yu alabilmek adına eldeki oyuncuların yarısını gönderdikleri için, sezon başındaki kadro ile sonundaki kadro arasında inanılmaz bir fark oluştu. Melo'nun yanısıra Billups gibi önemli bir tecrübeyi de takıma katarak üçlüyü tamamladılar. Yani bu eşleşme sezon başından bu yana neredeyse kabuk değiştiren iki takımı karşı karşıya getirecek.

İki takımın ofansif yönlerini ele alalım... Celtics tamamen düzen içerisinde sabırla en doğru oyunu oynamaya, en iyi şutu bulmaya çalışan bir ekip. Başta Allen ve Pierce olmak üzere takımda skor yükünü çekecek birçok isim mevcut ama ben bu seride fark yaratacak oyuncunun Garnett olacağını düşünüyorum. Knicks ise düzensizliği düzen haline getirmiş, tabiri caizse kaos basketbolu oynayan, bir an önce skora gitmeye yönelik bir hücum anlayışına sahip ve dolayısıyla bu sistemde oyuncuların şut performansları ve gününde olmaları büyük önem taşıyor. Melo ve Amar'e gibi bire bir savunmada durdurulması çok güç olan hücum silahlarına sahipler.

Savunma kısmına gelince Knicks açısından iyimser olmak mümkün değil çünkü özellikle pota altında büyük zaafları var. Pivot pozisyonunda oynayan Turiaf'ın yedeği Jeffries. Bu bakımdan savunmada Amar'e'nin 5 numaraya kayıp Krstic ile eşleşeceğini ve Turiaf'ın Garnett'i savunacağını düşünüyorum zaten aksi Knicks için intihar olur. Savunmadan bihaber Amar'e'nin Garnett'i savunması, hem erken yorulup hücum performansının düşmesine hem de Garnett'in hücumda daha etkili olmasına neden olacaktır. Shaq'ın ilk maça yetişeceği söyleniyordu fakat durumu halen belirsiz fakat eğer dönerse sadece Turiaf'ı faul problemine sokması dahi takımına büyük katkı verecek ve pota altında Celtics'in büyük üstünlük kurmasını sağlayacaktır -ki bunu Shaq olmadan da yapabilecek güce sahipler-. Amar'e, Turiaf ve Jeffries'den oluşan pota altı rotasyonu Celtics'e karşı direnemez.

Celtics savunması için ise fazla birşey söylemeye gerek yok. Normal sezonun en az sayı yiyen takımı ve savunma konsantrasyonunu arttırdıklarında rakibi inanılmaz bir baskı altına alıyorlar. Knicks'in de dağınık bir takım olması dolayısıyla maçların bazı dönemlerinde Celtics'in uzun seriler yakalamasına tanıklık etmemiz olası. Bu bakımdan Celtics savunması yerleşmeden yapılacak Knicks hücumları önemli.

Benchlere de kısaca değineyim. D'antoni için klasikleşen dar rotasyonu ile Celtics'in inanılmaz geniş rotasyonu karşı karşıya gelecek. Normalde Boston benchi çok ağır basar fakat yeni oyuncuların rollerinin henüz tam oturtulamaması ve Murphy'nin beklenen performanstan hayli uzak olması iki takımın bench oyuncuları arasındaki farkın biraz olsun kapanmasını sağlıyor. Dar bir rotasyonda uzun süreler alacak Knicks oyuncularında serinin uzaması halinde yorgunluk nedeniyle form düşüşü görebiliriz.

Playofflara kalan takımlar arasında normal sezonda evinde en az maç kazanan takım olan Knicks için işlerin playoffta değişeceğini düşünüyorum. Uzun süredir buraları oynayamayan, başarıya aç bir takımdan ve havaya girmiş bir taraftar topluluundan bahsediyoruz. Bunun yanında yıldızlar ilk turdan elenmemek için ekstra performans göstereceklerdir. Ben normal sezon maçlarında Celtics'in Knicks'i süpürmesine rağmen biraz da Celtics'in son dönemdeki formsuzluğuna güvenerek, Can'ın "En fazla 4-2" ısrarına rağmen, bu serinin son maça taşınacağını ve Celtics'in turu 4-3 ile geçeceğini düşünüyorum.