BIY AD

15 Mart 2010 Pazartesi

Bobcats Eksiğini Kapadı

Takasın son günü Bobcats'in yaptığı Murray-Tyrus Thomas hamlesinden sonra takımın guard rotasyonunun daraldığına ve bir guard almaları gerektiğini, o guard'ın da Hughes olmayacağını açıklamalarına çok şaşırdığımı yazmıştım. Aradan geçen birkaç günde Bobcats takımı fikir değiştirdi ve Hughes'u kadrosuna kattı.

Larry Brown, Murray'in yokluğunda, sezon boyunca pek süre vermediği Henderson'a daha çok dakika vermeye başlamıştı. Hatta dünkü Magic maçında, son çeyrekte fark 1 iken iki tane hücum faul yaptırarak Bobcats'in galibiyete gitmesinde etken oldu. Ancak sonuçta bir çaylak olduğunu hatırlamalıyız, her maç ona güvenerek 15 dakika vermek kolay değil. İşte bu yüzden Larry Hughes'u aldılar.

Esasında Bobcats'in aradığı 'dış skor opsiyonu' olarak Larry Hughes bir hayli zayıf diyebilirim. Nitekim ben bile daha iyi şut atıyor olabilirim Hughes'dan. Kariyeri boyunca kötü bir şutör oldu. Hücumun başka yönlerinde ise hala yeterince delici olduğunu Knicks günlerinde bize göstermişti. Ayrıca iyi bir savunmacı olduğunu, çabuk ayaklara ve ellere sahip olduğunu söylemem gerek. Bobcats sisteminde, defansta sırıtmayacak, çabuk guard'ların önünde kalabilecek bir isim Hughes. Ayrıca fotoğraftan görebileceğiniz gibi, geçmişte Larry Brown ile çalışmışlığı da var. Yani kısacası Cavs'in LeBron'un yanına şampiyonluğa taşıyacak isim olarak Hughes'u alması ne kadar yanlışsa, Bobcats'in şu durumda Hughes'u kadrosuna katması o kadar doğru bir karardı. Tepedeki takımlara playoff'un ilk turunda sıkıntı yaşatacağa benziyor Bobcats.

Basketbol vs Sharapova

Vujacic'in hangisini tercih ettiğini gerek fotoğraflardan gerek bu sezon gösterdiği performanstan anlayabiliyoruz. Resimler Passing Shot'tan.



14 Mart 2010 Pazar

14 Mart Programı

14 Mart Pazar 20:00 / Indiana Pacers 94 - Milwaukee Bucks 98
14 Mart Pazar 21:30 (NTV Spor Canlı 21:45) / Boston Celtics - Cleveland Cavaliers
15 Mart Pazartesi 00:00 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat
15 Mart Pazartesi 00:00 / Charlotte Bobcats - Orlando Magic
15 Mart Pazartesi 01:00 (NBA TV) / Utah Jazz - Oklahoma City Thunder
15 Mart Pazartesi 03:00 / Toronto Raptors - Portland Trail Blazers
15 Mart Pazartesi 03:00 / New Orleans Hornets - Phoenix Suns
15 Mart Pazartesi 03:00 / Minnesota Timberwolves - Sacramento Kings

Dışarıda olduğum için geç yazabildim programı. Elbette NTV Spor'da şu anda yayınlanan maç gecenin en iyisi ama onun dışında başka güzel maçlar da var.

Bobcats - Magic maçının da izlenilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

NBA TV'deki Jazz - Thunder maçında Mehmet (sırt ağrıları) ve Kirilenko ve Price'ın oynamayacağını söyleyeyim. Bana göre Deron Williams'ın Westbrook'a kuracağı üstünlük çok önemli fakat o da omuz sakatlığına rağmen oynayacak. Jazz biraz Boozer'ın içeride üreteceği sayılara bakacak diyebiliriz yani. İşin defans tarafında ise CJ Miles'ın işi çok zor olacak AK47'nin yokluğunda ancak şunu da hatırlatmak lazım, Durant Utah'a karşı o varken de harika maçlar çıkarmıştı.

Hedo açısından ilginç bir maç: Sözlü olarak anlaşıp el sıkıştığı Portland ile ardından resmi sözleşmeye imza atıp gittiği Raptors karşılaşıyor. Umarım doğru karara imza attığını gösterir diyeceğim de, bunun hem bana göre gerçek olmadığını belirtmeliyim hem de Raptors'ın işi çok zor gibi gözüküyor.

13 Mart'tan Notlar

Günün intikam maçı:
New York’unki acı oldu ve Dallas’ın 13 maçlık serisinin 14 olmasına izin vermediler. Hatırlarsanız iki takımın Madison Square Garden’da karşı karşıya geldiği maçta Dallas, New York tarihinin en farklı malubiyetini tattırmıştı Knicks seyircisine. Dün gece bazılarına “nereden çıktı bu adamlar?” dedirten Toney Douglas 10’da 8’le 21 sayı 8 asist, Bill Walker 12’de 9’la 23 sayıyla oynadı. Bu istatistiklere New York’ta ulaşmak her takımdan daha kolay işte ama galibiyet alınca daha bir anlamlı oluyor. 15-14-7 yapan Lee, 23 sayı atan Harrington ve 22 sayısı bulanan Chandler’ı da unutmamalı.

Maçın en kritik noktası, Rick Carlisle'ın kısa bir 5'le oynayan Knicks'e karşı Haywood'u tercih etmemesiydi. Don Nelson'sal bir düşünce yapısıyla Nowitzki'yi pivota çeken Carlisle hıza karşı hız ile cevap vermek istedi ancak bunu yaptığı zaman boyalı alanın yol geçen hanına döndüğünü göremedi. Hatta bununla da yetinmedi, resmen takımı baltalamak için alan savunmasına döndü... Knicks'e karşı evet... Ağzım açık kaldı izlerken. İkinci yarının ortalarına kadar izledikten sonra farkın kapanmayacağını anlayıp diğer maçlara geçtim. Kısacası Knicks'in 16/30 üçlük isabetine ulaşmasını Mavs sağladı diyebiliriz. Mavs'in boyalı alandan skor üretecek bir opsiyonunun olmaması zaten bir dezavantajken, bu tarz small-ball oynayan takımlara karşı bunun ektisi katlanarak artıyor ve maçta ibre hızla rakip takım lehine dönüyor...

Günün hayvan performansları:
Kaç gündür takımı için müthiş işler yapan Scola, hazır formunun zirvesindeyken Nets’i görüp bir kariyer rekoru kırayım demiş ve bunu 44 sayıyla gerçekleştirmiş. Arjantinli oyuncu 25’te 20’le oynamış, onu rahatsız eden kimse çıkmamış herhalde Nets cephesinde.

Çaylak Curry bir kez daha coşmuş, defansın pek lafının geçmediği maçta 21’de 13’le 35 sayı atmış, 10 asist vermiş 6 da ribaund toplamış. Ayrıca Monta Ellis’in de 31 sayılık yardımı var ona. İkisi de 40 dakikanın üstünde almış çoğu maçta olduğu gibi. Toronto’ya hızlı hücumlardan 25 sayı atmışlar, ayrıca bu kısa takımın -Toronto daha iyi şut atmış olsa bile- toplam ribaundlarda 39’a 42 üstünlükleri var. Hücum ribandlarında da 18’e 7 gibi çok büyük bir üstünlük kurduklarını belirtelim. Hal böyle olunca Raptors’a karşı maçı 112-124 üstünlükle kapamışlar.

Herhangi bir guard olsa yazmazdım ama Josh Smith 18 sayı 11 asist 5 top çalmayla oynayınca daha bir etkileyici oluyor. Bu sene arada bol asistli maçlarına tanık olduk, bu sefer kariyer rekoru kırmış Smith. Ayrıca Hawks takımı Pistons’a öyle sıcakmış ki, maçta %63’le şut atmışlar. Jamal Crawford’ın 8’de 7’yle 17 sayısı var mesela, Al Horford da aynı yüzdeyle 15 sayı atmış. Maçın en skoreri ise 15’te 10’la 26 sayı atan Joe Johnson.

Kimilerine göre karşısında 3 maç üst üste oynamış Blatche ve McGee olduğu için az bile yapmış olabilir ama Howard’ın 13’le 11’le 28 sayı atması etkileyiciydi. Pota altında güle oynaya bu sayıları üretti. Hatta 3 veya 4 pozisyonda baya ciddi anlamda post hareketleriyle sayıya gitti ve beni şaşırttı. Bunları sezon boyunca çalıştığını görebiliyoruz yani. Çok iyiye işaret hem Magic'in hem Dwight'ın geleceği açısından. Tabii dediğim gibi önünde pek duran olmayınca çok daha kolay oldu bu sayıları üretmesi. Onun yanında 15 ribaundu 5 asisti ve 2 bloğu vardı.

Boşa kürek çekenler:
Son 10 yıldır ilk defa 3 maç üst üste yapan takım olsalar da Blatche 32 sayı atmayı başardı Magic'e karşı. Yanılmıyorsam zaten ilk yarıda 20 sayısı vardı. Bir uzunun sayı üretebileceği her şekilde sayı üretti Blatche. Boş şut mu dersiniz, penetre mi dersiniz, post-up mı dersiniz, üçlük mü dersiniz. Lewis'i faul problemine soktu, Bass de ona karşı kısa kalınca ortalığı dağıttı. 23’te 14’lük bir yüzdesi var, o kadar sıcaktı ki 3 tane de üçlük denedi ve az önce belirttiğim gibi 1'inde isabet sağladı. Ancak maçlarını mücadeleyle kazanan bir takım için karşıda bu kadar yetenek varken yorgun halde galibiyet elde etmek çok zor. Bu yüzden Magic’in maçı 109-95 kazanması zor olmadı. Maçın başında Wizards, Blatche'in katkılarıyla harika bir başlangıç yapsa da, maç her geçen dakikada Magic'in lehine döndü. Özellikle JJ Redick'in ilk yarıdaki 10 sayısı bu geri dönüşte çok önemliydi. Ayrıca maçta Livingston’ın 11’de 8’le 18 sayısı ve 8 asisti var ki bunlar geçirdiği feci sakatlığın ardından çıkabildiği yüksek sayı ve asist rakamları, sevindirici.

İlk beşteki yerini kaybedince doğal olarak rakamları da düşen Calderon bu maçta en azından hücum yönünde takımına en büyük katkıyı sağlayan isimmiş. Kullandığı 8 üçlüğün 7’sinde isabet bulmuş Calderon, toplamda da 12’de 8 isabetle 24 sayı atmış. Yanındaki 12 asistiyle beraber bu sezon ulaştığı en yüksek istatistikler. Ayrıca Chris Bosh’un da skora yaptığı 24 sayılık katkının yanında 11 ribaundu var ama bunlar galibiyeti getirmeye yetmemiş.

Günün X-faktörü:
Felaket ötesi oynadığı Hornets maçından sonra bu gece coştu, işte böyle bir adam JR Smith. 10’da 7 üçlük ve toplamda da 16’da 11’le şut atarak 30 sayıya ulaştı. Maçın skoru sizi aldatmasın, Nuggets 3 çeyrek boyunca geride götürdü maçı. Memphis rahat bir şekilde üstünlüğünü koruyordu ama üçüncü çeyreğin sonu ve dördüncü çeyrekte maçın gidişatı tamamen değişti. Chris Andersen'in defansta her zaman gösterdiği çaba ile başlayan hızlı hücumlar Nuggets'da çarkların işlemesini sağladı. JR Smith’in 4. çeyrekte ürettiği skorun buna katkısı çok büyük. Ona son çeyreğin başlarında 7 sayı üreten Nene de eklenince, çok kısa bir süre içerisinde Nuggets farkı 15'lere kadar çıkardı ve bu noktadan sonra Grizzlies toparlanamadı. Ayrıca özellikle son çeyrekte, her pozisyonda takımdaki sıcak eli bulan Anthony Carter'ın da Nuggets'ın yakaladığı serideki payı yadsınamaz. Maçta Carmelo’nun 24, Billups’ın ise 22 sayısı vardı, ikisi de ikinci yarıda pek ön plana çıkmadılar.

Matt Bonner’ın eli bir ısınmış pir ısınmış, koca maçta tek şut kaçırmış ve 21 sayı göndermiş Clippers potalarına. Kullandığı 6 üçlüğün 5’inde isabet bulmuş. Panyanın arkasından attığı bir basket bile var hatta. Maçın izlediğim bölümde savunmada da çabalarını gördüm ama tüm maça yayıldığını hiç sanmıyorum. Zaten Spurs, Clippers’a karşı savunmaya pek ihtiyaç duymamış anladığım kadarıyla. Onun dışında özetlerde San Antonio’nun güzel birkaç hücumunu var, izlemeye değer. Popovich Duncan ve Manu’ya çok az süre verse de ikisinden de takıma katkı gelmiş bu kısa zaman diliminde. Spurs, Clippers’a karşı zorlanmadan 88-118’lik galibiyet almış.

Takımı Baltalayanlar:
Bu seneki oyunuyla pek çok kişinin övgüsünü kazanıp Allstar seçilen Chris Kaman, son günlerdeki düşünü bu maça da yansıtmış ve karşılaşmayı 6 sayı 3 ribaundla bitirmiş. Pota altında 9’da 3’le oynayabilmiş sadece. Clippers pota altının felaket oynayan diğer ismi Drew Gooden da 8’de 3’le 9 sayıda kalabilmiş, takımı Clippers Spurs’ün 44 ribaunduna sadece 32 ribaundla karşılık verebilmiş. Maçı izleyemediğim için savunmada ne yaptılar bilemiyorum ama pek iyi şeyler olduğunu sanmıyorum.

Bizimkiler:
Hidayet’in 8 asisti ondan görmek isteyeceğimiz şeylerden ama Golden State’e karşı olduğunu atlamamak lazım. Son zamanlarda pas konusunda sıkıntı çeken Calderon’un da 12 asisti var çünkü. Şut performansında da 6’da 2 kalmış Hidayet ligin belki de en kötü savunmasına karşı. Aldığı kısa süreyle de birlikte tüm bunları sakatlığına da bağlayabiliriz belki, umarım da öyledir.

Deniz Kılıçlı ve WVU Big East Şampiyonu

West Virginia Üniversitesi, Big East grubunun şampiyonu oldu. 3 gün önce biraz da şansıyla Cincinnati'ye karşı bulduğu 3'lükle maçı kazandıran Butler, dün de 4 saniye kala bulduğu turnikeyle takımına NCAA turnuvasında 1 numaralı seribaşı olma şansını verdi. Bu gece açıklanacak seribaşı takımlar. Araştırdığım ve okuduğum kadarıyla West Virginia'nın oynadığı ve yendiği takımların zorlukları göz önüne alındığında 1. olması zor.

Deniz son maçta 7 dakika alıp kullandığı 1 şutta isabet bulamamış. Ondan önceki iki karşılaşmada ise görev almamış. Önümüzdeki maçlarda daha çok şans bulur umarım. İki maçta takımına galibiyeti getiren Butler ise ortalama 20 sayı ile skor yükünü çekmiş.

Olmak ya da Olmamak

Son zamanlarda konsantrasyonunu, enerjisini ve sertliğini yitirip abuk subuk mağlubiyetler alan Celtics için "İşte bütün mesele bu".

Ev Sahibi Avantajı !!


Link

Taslaklara bakarken farkettim, bu videoyu da kaydetmişim üzerine yorum yazıp yayınlarım diye sonra kalmış. Birkaç gün önce oynanan Raptors-Lakers maçında bitime 2 dakika kala Calderon'un çevirmek için peşinden atladığı topu yumruklayan Fiat'ın varisi Lapo Elkann, büyük tepki çekmişti Raptors cephesinden.

Maçın oynandığı gün bir okuyucu sormuştu bu pozisyondaki kuralı. Seyirci oyun alanının dışında olduğu için 'oyuna müdahele' gibi birşey söz konusu olmuyor. Yani top oyun alanı sınırlarının dışındaki bir seyirciye değdiği an dışarı düşmüş olarak kabul ediliyor. Bu da olayı tamamen seyircinin fair-play anlayışına bırakmış oluyor. Amerika'da bu tarz olayları kolay kolay görmeyiz. Ama bu konuda Chicago Cubs'ın benzer bir olayı var, birkaç sene önce beyzbol seven bir arkadaşımdan öğrendiğim:

Tarihindeki birkaç olay nedeniyle 'lanetli' diye anılan ve yaklaşık 100 yıldır şampiyonluk göremeyen Chicago Cubs konferans finalinde 3-2 öndeyken ve 4. maçı da 3-0 önde götürürken, Florida Marlins hücumunda Steve Bartman adlı (buraya dikkat) Cubs taraftarı oyun alanının dışına doğru vurulan bir topa müdahale etmişti. Halbuki Cubs oyuncusu oraya zıplayıp topu tutabilir ve Marlins'in hücuma devam etmesine engel olabilirdi. Bartman topa oyun alanının dışında dokunduğu için 'oyuna müdahale' kararı verilmedi. Bu olaydan sonra Marlins sayılar kazanıp öne geçti ve maçı da kazandı. Ardından 4. ve son maçı da kazanıp finale çıktılar. Cubs da bir kez daha hayalkırıklığıyla kapadı sezonu. Steve Bartman'ın çektiği tepkileri herhalde tahmin edebiliyorsunuzdur. Buyrun videosu:


Link

13 Mart 2010 Cumartesi

13 Mart Programı

14 Mart Pazar 02:00 (NBA TV) / Detroit Pistons - Atlanta Hawks
14 Mart Pazar 02:00 / Orlando Magic - Washington Wizards
14 Mart Pazar 03:00 / Denver Nuggets - Memphis Grizzlies
14 Mart Pazar 03:30 / Los Angeles Clippers - San Antonio Spurs
14 Mart Pazar 03:30 / New York Knicks - Dallas Mavericks
14 Mart Pazar 03:30 / New Jersey Nets - Houston Rockets
14 Mart Pazar 05:30 (NBA TV) / Toronto Raptors - Golden State Warriors

NBA'de aşırı nadir gördüğümüz (ben hatırlamıyorum hiç mesela) bir olaya şahit oluyoruz. Wizards 3. gün üst üste maç oynuyorlar. Üstelik de NBA'in en iyi takımlarından Magic'e karşı. Özellikle savunmada bacakların hiç gitmemesi lazım Washington'da. 2 gün üst üste maç yapınca bile bu etki görülebiliyor. 3 günü düşünemiyorum bile ne olacak. Wizards 6 maçtır kaybediyor, Magic ise 7 maçtır kazanıyor ve seriyi 8 yapmak istiyorlar. Olur da kaybederlerse herhalde NBA'de bu sezonki en büyük sürpriz olur. Nets-Celtics'ten bile daha şaşırtıcı kabul edilecektir.

Onun dışında Mavericks 14. maçını kazanmaya çalışacak Knicks karşısında.

Nuggets - Grizzlies de izlenesi maçlardan biri olarak dikkat çekiyor bence. Randolph çok canını yakmıştı Nuggets'ın, bu sefer Kenyon Martin de yok ama tabii Randolph 2 ay önceki formunda değil. Zor maç Nuggets açısından.

Şov mu Gerçek mi?

Ball Don't Lie'da görmüştüm ama klasik vakit yetersizliğinden yazamamıştım. 4 gün kadar gecikmeli de olsa, Jason Terry parkelere dönmeden değineyim. Dallas Mavericks'in Butler ve Haywood'un yanında eşantiyon olarak aldığı DeShawn Stevenson yine yapacağını yaptı. 10 gün kadar önce yüzüne darbe alarak sakatlanan Jason Terry'nin 31 numaralı bilekliklerini şu sıralar Stevenson maçlarda bacağına takıyor. Hatırlarsanız Arenas ceza aldığında da aynısını yapmıştı ve yine eleştirmiştim kendisini. Yani soru sorduğuma bakmayın başlıkta, gerçek falan değil Stevenson'ınki, tamamen şov.
Zaten Terry'nin kaçırdığı ilk maçın (Kings olsa gerek) özetlerinde Stevenson'ın Terry gibi (yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz) uçtuğunu görünce "Allah senin cezanı vermesin" demiştim. Üzerine bu bileklik olayı çıkınca artık kendimi tutamıyorum: Stevenson'ı yardakçı, yeni takımındaki oyunculara yamanmaya, parkede yaptıklarıyla değil böyle abuk subuk şeylerle kendisini taraftara kabul ettirmeye çalışan bir oyuncu olarak addediyorum. Nasıl bir mantıktır bu ya? Daha sen takıma katılalı 2 hafta olmuş olmamış, sen gidip sanki ikiz kardeşinmiş gibi tepki gösteriyorsun. İkiz kardeşin bile olsa bir durup düşünürsün "Alt tarafı 10 gün kaçıracak ne anlamı var ki bunu yapmanın?" diye. Ayrıca Terry ile Stevenson arasında geçmişten gelen bir arkadaşlık falan da yok araştırdığım ve soruşturduğum kadarıyla. Ama işte 3-5 sertlik getirdiği için şu anda kendisine NBA'de yer bulabilen ve oynadığı basketbol eleştirilen Stevenson, kendisini bu şekilde kabul ettiriyor aklınca: 'Müthiş bir takım arkadaşıyım' edasıyla. Yemeyiz bunu DeShawn. 10 gün boyunca parkelerden uzak kalan, hepi topu 2 haftadır tanıdığın bir adam için bu tür ucuz şovlara girmeye gerek yok.

12 Mart'tan Notlar

Los Angeles Lakers-Phoenix Suns
Maça hızlı başlayan ekip Lakers olsa da, Phoenix alan savunmasına geçince ilk çeyrekte işler değişti. Phoenix'in takım olarak herhangi bir savunmayı kusursuz yapması neredeyse imkansız olsa da, Lakers bu çeyrekteki alan savunmasına karşı çok zorlandı. Fakat daha da önemlisi, savunmada Amare'ye hiç bir çare bulamadılar. Topsuz şekilde istediği zaman içeriye girebiliyordu ki genelde bu gerçekleştiği zaman Steve Nash'in pası sonrası olan şey bellidir. Burada da işte ya sayıya çevirdi ya da kendi ribaundunu alıp tamamladı. Bu da Phil Jackson'ın çıldırıp bir 20 saniyelik bir de tam mola almasına neden oldu. Tabii Amare'nin ilk çeyrekte yakaladığı 17 sayı 7 ribaundluk istatistiğini engellemeye yetmedi bu molalar.


Link

İkinci çeyrekte Lakers'ı çok daha toparlanmış gördük. Gerçi emin olmak zordu çünkü Phoenix'in sahadaki uzunları Amundson ve Lopez idi. Yani ne kadar mücadele etseler de Gasol ve Bynum karşısında ne yapabilir ki bu ikili? Amundson tek pozisyonda ilk önce Gasol'e sonra Bynum'a çok temiz bloklar yaptı ve hücumda güzel bir takip smacı vardı bu bölümde ama dediğim gibi Lakers'ın iki uzununa karşı çok zorlandılar. Dragic de her ne kadar güzel paslar verip Nash'in öğretilerini olabildiğince sergilemeye çalışsa da hücumda Phoenix organize oynayamadı ve Gasol'ün de ilk çeyrekteki "sıkılmış" oyununu üstünden atınca fark göstere göstere eridi. Gasol demişken, kendisi kişisel olarak son dönemin epey üzerinde bir performans sergilese de Lakers oyuncularının ara sıra uygun pozisyonlarda ona top indirmemesi de gözden kaçmadı.
İlk yarının sonlarına doğru oyuna giren Nash ve Amare de hücumda eski havayı yakalayamayınca, ilk yarı 53-46 Lakers üstünlüğüyle kapandı.

İkinci yarının hemen başlarında, Bynum içeride fizik avantajını kullanarak ona inen güzel topları üst üste sayıyla tamamladı. Maç içinde Murat Kosova ve Kaan Kural'ın da bol bol söz ettiği gibi Howard'ın aksine topu yukarıda tutuyor ve bu NBA'deki tüm pivotlara karşı büyük avantaj kazanıyor böylece. Kendisini bu çeyrekte daha fazla poziysonda izleyemedik ama son üç dakika hariç Lakers'ın onun desteğine de ihtiyacı olmadı zaten. Ancak o bahsettiğim son üç dakikada Lakers sadece iki sayı atınca 10 sayılık fark 4'e indi. Bunda oyuna giren Amundson'un katkı payı inanılmaz yüksekti. Üçüncü çeyrekten diğer bir not, Vujacic'in darbesinden sonra bir süre oyun dışı kalan Grant Hill, dudağına atılan üç dikişin dördüncü çeyrekte tekrar döndü.

Son çeyrekte de Amundson etkisi aynen devam etti, yanılmıyorsam 6 sayı buldu 2-3 dakikalık bölüm içerisinde. Buna Lakers'ın aptalca yaptığı top kayıpları eklenince, Suns 1 sayı öne geçmiş oldu 15 sayı geriden gelip. Kobe'nin biraz devreye girmesiyle Lakers yeniden liderliği eline aldı. Bu noktadan sonra Suns yakaladığı 2-3 tane boş şutu değerlendiremeyince ve Lakers'da da tam tersi uzak mesafeli atışlarda - özellikle Artest ile - isabetler bulunca fark bir anda 10 civarına çıktı. Bu sıralarda Gasol'ün bir faulünde eli Amundson'un suratına geldi ve Gentry çok şiddetli itirazlarda bulunca iki teknik faul alarak oyundan atıldı. Nash'in bir çok zor baseline şutu ve Amare'ye harika asistiyle fark 4'e kadar indi ancak bir transition hücumunda Grant Hill, Nash'in kötü sayılacak pasını kontrol edemeyince Lakers maçı kazanmış oldu: 102-96.

Günün hayvan performansları:
Kevin Durant de Nets karşısında Carmelo’nun rakamlarına ulaşmış, 21’de 10 şut isabeti var ve 10’da 10 serbest atış isabeti bulmuş. Böylece Durant bu sezon 30 sayıya 36. kere ulaşarak Spencer Haywood’un Seattle formasıyla gerçekleştirdiği bu franchise rekorunu eline geçirmeyi başardı. Bu da böyle bir istatistikti işte, tebrikler Durant. Thunder, daha 11 dakika geçmişken 15 sayılık üstünlüğü bulmuş ancak bir anlık rahatlamayla Nets maçı ortaya getirmeyi başarmış. Aynı senaryo 3 çeyrekte de gerçekleşmiş, bu sefer 16 sayılık üstünlük erimiş ve Jeff Green’in de yardımlarıyla OKC, maçı güç bela da olsa 102-104 kazanmayı başarmış.

Carmelo %50’yi yakalayamasa da 27 şutundan 13’ünü sokup 6’da 6 faul atınca 32 sayı atmayı başarmış, üstüne 12 de ribaund almış. %41’de tuttukları Hornets’e, ribaundlarda da 49’a 36’lık büyük bir avantaj sağlamış deplasman ekibi.

Brandon Roy, dün geceki 41 sayısı kadar etkileyici olmasa da sadece 3 şut kaçırıp 28 sayı atarak efektif nedir, lider nasıl olunur göstermiş. 2’de 2 üçlük, 11’de 8 ikilik ve 6’da 6 faul isabetleri bulunuyor kendisinin. Kendisinin 4 asisti var ama takım olarak sadece 15’te kaldıklarını belirtmeden olmaz. Bir zamanların asist lideri Andre Miller da bu kategoride 1’de kalmış. Tabii Sacramento’yu da 20 top kaybına sürükleyip sadece 19 asist yapmalarına izin verdiklerini unutmayalım.

Boşa kürek çekenler:
Son beş maçtır falan istenilen seviyede oynamayan Iggy, bu sefer 30 sayı 7 ribaund 5 asistle daha düzgün bir performans sergilemesine rağmen Lebron’lu Cavs’e karşı galibiyet elde edememiş. Philadelphia aslında son hücuma kadar dayanmayı başarmış ama saçma bir pas hatasıyla son pozisyondan sayı bulamayınca maç Cleveland’ın olmuş. Elton Brand’in de 24 sayı 9 ribaundla daha elle tutulur bir performans gösterdiği maçta, Cleveland benchi 100 sayının 44’ünü atarak galibiyette büyük pay sahibi olmuş.

David West, çaylaklarla birlikte oldukça eksik takımını taşımak için elinden geleni yapıyordu, bu maçta da 20’de 12’yle attığı 30 sayısı var ama kendilerinden bir hayli üstün Denver’a karşı ne kadar yakın bir maç çıkarsalar da evlerinde yenilgiyi engelleyememişler.

Takımın kendisi gibi son derece zayıf olan New Jersey Nets benchi, 102 sayının 53’ünü atarak ilk beş oyuncularını geçmiş. Zavallı Nets’in ilk beşinden Lopez’in 14, Harris’in 19 sayısı dışında toplam 16 sayı gelmiş. Benchte de öne çıkan isimler 15 sayı 7 asistle Keyon Dooling, 14 sayıyla Terrence Williams ve 16 sayısı olan Jarvis Hayes.

Günün X-faktörü:
Will Bynum Wizards karşısında 20 asist yaparak kariyer rekoru kırmış. Eh, Pistons’ın takım olarak asist ortalamasının 19 olduğunu düşünürsek gayet etkileyici. Yıldız oyuncularının şutörden oluştuğu bir takımda top dolaşımının ne kadar önemli olduğunu herkes bilir zaten, Bynum hep böyle oynarsa belki Piston birkaç maç kazanabilir. Tabii hem Bynum asistleriyle ünlü bir oyuncu değil hem de birinin fazla asist yapması iyi top dolaştığı anlamına gelmez. Ama tüm bu olasılıkları düşünmeyi bile gereksiz kılan zaten bu Pistons kadrosundan adam olamayacağı gerçeği.

Jeff Green 16’da 11’le 27 sayı atarak son günlerde çok iyi olmayan performanslarının ardından kendine kariyer rekoru kırarak gelmiş. O da Nets’e karşı rekor kıranlar kervanına katılmış oldu. Ayrıca kendisinin 6 ribaund 2 asist ve 3 top çalması var.

Takımı baltalayanlar:
JR Smith sıcak oldu mu kaçırmıyor ama soğuk olduğu zamanlar da feci batırıyor. 6 üçlüğünün hiç birinde isabet bulamadığı gibi toplamda sadece 12’de 1’de kalmış, o tek basket de hızlı hücum sırasındaki smacı. Yani bir top kaybı var ama şut yüzdesi tek başına buraya girmek için yeterli. Onun bu performansında Nuggets benchinden de toplam 16 sayı gelmiş ki bu Hornets’te kenardan gelen Thornton’ın toplam attığı sayıdan 7 eksik.

Keskin şutör Gallinari, bu sefer üçlük çizgisinin gerisinden 8’de 1, toplamda da 12’de 3 oynayarak şut konusunda baltayı şöyle bir geçirmiş. Tek asistine karşı iki de top kaybı var. Knicks yine de Toney Douglas ve Celtics’ten gelen Bill Walker gibi isimlerini çok duymadığımız oyuncularla maça tutunmuş, New York oyuncuları son çeyrekte 39 sayı bile atmışlar ama Memphis’ten galibiyetle ayrılmayı başaramamışlar.

Bizimkiler:
Mehmet ve Ersan’ın karşı karşıya geldiği maçta iki milli oyuncumuz da sezon performanslarının üzerine çıkmayı başarmış. Ersan’ın 24 dakikada 8’de 4 saha içi, 6’da 6 serbest atışla 14 sayıya ulaşmış, bu sürede bir de 8 ribaund almış milli oyuncumuz. Ayrıca bitime 27 saniye kala aldığı hücum ribaundu sonucunda basketi yapmasıyla takımının maçı kazanmasında çok büyük rol oynamış.
Onun karşısında Mehmet ilk yarıda tam anlamıyla yanıyormuş. İlk yarıda 7 şutunun hiç birini kaçırmamış, kimse durduramamış onu. Tabii ikinci yarıda sadece 9’da 3’le şut atsa da maçı 20 sayı 11 ribaund 3 blokla tamamlamayı başarmış. Ayrıca Mehmet’in aldığı 41 dakika, bu sezon oynadığı en uzun süre. İki Türk’ü karşı karşıya izlemek isteyenler için çok güzel bir maç çıkmış ortaya sonuç olarak.
Maçtan ek not, Kirilenko sakatlanarak sadece 19 dakika sahada kalabilmiş. Deron Williams da 9 asisti olsa da sadece 12’de 3’le oynayarak yeterince skor üretememiş.

Bir Zamanlar Nash

Kim bu basketbolcu diye sormuştum, maşallah 44 cevap gelmiş herkes de Nash demiş. Hokey olunca kolay tahmin edilir diye düşünmüştüm de 44'te 44 de iyiymiş, tebrikler herkese =)

Zavallı Nash'in basketbolda bile ağzını burnunu kırıp duruyorlar, devamlı bir yerleri kanıyor şişiyor vs. Hokeye devam etseymiş acaba ne olurmuş? Basketbolu seçerek hem bizler için hem kendisi için doğru kararı vermiş Nash.

Kim Bu Basketbolcu?

12 Mart 2010 Cuma

12 Mart Programı

13 Mart Cumartesi 02:00 / Cleveland Cavaliers - Philadelphia 76'ers
13 Mart Cumartesi 02:00 / Los Angeles Clippers - Charlotte Bobcats
13 Mart Cumartesi 02:30 (NBA TV) / Chicago Bulls - Miami Heat
13 Mart Cumartesi 02:30 / Indiana Pacers - Boston Celtics
13 Mart Cumartesi 03:00 / San Antonio Spurs - Minnesota Timberwolves
13 Mart Cumartesi 03:00 / New Jersey Nets - Oklahoma City Thunder
13 Mart Cumartesi 03:00 / Washington Wizards - Detroit Pistons
13 Mart Cumartesi 03:00 / Denver Nuggets - New Orleans Hornets
13 Mart Cumartesi 03:00 / New York Knicks - Memphis Grizzlies
13 Mart Cumartesi 03:30 / Utah Jazz - Milwaukee Bucks
13 Mart Cumartesi 04:00 (NTV) / Los Angeles Lakers - Phoenix Suns
13 Mart Cumartesi 05:00 (NBA TV) / Portland Trail Blazers - Sacramento Kings

Bulls'da Rose yok, Deng ile ilgili bir haber çıkmadı ama o da büyük ihtimalle oynamayacak. Noah zaten neredeyse sezon sonuna kadar oynamayacak. Beasley'nin durumu belli değil ama o da %90 kadroda olmayacak diyebiliriz. Kısacası bir Wade var o kadar... Yine 6 puanlık bir maç. Bulls 1 maç yaklaşacağına, kendisini 1 maç daha uzakta bulacak gibi duruyor.

İlginç bir şekilde bizimkilerin maçı verilmiyor NTV grubu tarafından. İki oyuncumuzun da vasat performansı yüzünden olabilir mi? Gerçi Mehmet kıpırdanmaya başladı biraz. Bucks son 11 maçın 10'unu kazandı, evlerindeler ve favori gibi gözüküyorlar ama ben Jazz'ın kazanacağını düşünüyorum.

Gecenin benim açımdan en izlenesi maçını veriyor NTV. Bir tarafta ufak çaplı çalkalanan Lakers, diğer tarafta formda ve izlemesi her zaman zevk veren Phoenix Suns. Gerçi formda diyorum ama en son Cumartesi günü maç yaptı Suns. Bu 5 günlük ara bütün ritmlerini kaybetmelerine neden olabilir. Ayrıca Pacers maçındaki Granger'a olan darbesi nedeniyle ceza alan Frye kadroda olmayacak. Lakers'ın sorunları nedeniyle ortada gibi duruyor maç ama yine de normal olan onların kazanması. Önemli nokta Lopez'in faul problemi olacak. Zaman zaman çok çabuk fauller alıp kenara gelmek zorunda kalabiliyor ve bugün dediğim gibi Frye yok. Bunların yanında top alamamaktan şikayetçi olan Gasol'ün ne kadar topla buluşacağına da dikkat etmek lazım.

10.000 İstatistikçi = LeBron ?

Wall Street Journal'dan David Biderman'ın yaptığı bir araştırmaya göre NBA'deki 30 takımdan 15'inin istatistikçisi varmış ve bu adamlar takımla beraber dolaşıyormuş, maçlara gidip istatistikleri tutuyorlarmış. Hemen istatistikçilerin gerekliliği ve önemi hakkında rakamlar çıkartılmış: NBA'deki 6 grubun liderinin de istatistikçisi varmış. Uzman sahibi takımlar %59 galibiyet yüzdesi yakalarken, istatistikçi kullanmayanlar %41'de kalmış. Uzmanlara inanmayan takımlardan sadece Suns, Jazz ve Hawks playoff'lara kalan takımlar arasına girmişler. Ama en güzel sözü David Kahn söylemiş:

"LeBron'u Cavs kadrosundan çıkarın ve takıma 10.000 tane istatistikçi, matematik uzmanı verin, ne olacak ki?" demiş. Her ne kadar istatistikleri sevsem de ve ilgili olduğum bir konu olsa da, Amerikalılar'ın bu tarz istatistik delisi olmaları bazen beni deli ediyor. New York'a veya Detroit'e istediğiniz kadar uzman verin, zaten playoff yapacakları yok. Neyi kanıtlamaya uğraşıyorsunuz ki? Eminim rakamların, formüllerin takımlara faydası var hatta belki de birçoğumuzun düşündüğünden fazla bir katkı alınıyor istatistiklerden ama bu şekilde öneminin vurgulanmaya çalışılması neden?

Bu arada benim "Hadi ya? Vay anasını" şeklinde tepkiler vermemi sağlayan istastiklere genelde maçlarda rastlıyoruz (rakamlar uydurmadır):

Durant'in 18 sayı ve altında attığı maçlarda Thunder 7-12
Durant'in 18 sayı ve üstünde attığı maçlarda Thunder 30-19


Takımın 1 numaralı skoreri, skora katkı yapmayınca, Thunder maçı kaybediyor demek? Ben bunu niye düşünememiştim ki?

Magic'in Uğuru Uçan Çikolata


Link

2 ay kadar önce bu videoya denk gelmiştim ancak tek seferlik birşey olduğunu zannetmiştim. 01:35'te Dwight Howard, Lewis'in üzerinden smaç bastıktan hemen sonra Jason Williams geliyor ve Lewis'in yardımıyla güzel bir smaç basıyor. Meğersem bunu her maç yapıyormuş Magic oyuncuları. Gerçi bu yönde bir rapor, bilgi vs. yok ama yeni bir video daha çıkmış. Lakers'ın maç sırasındaki ritüelini biliyorduk, Magic'inki de maç öncesi Beyaz Çikolata'yı uçurmakmış:


Link

Ayrıca bunların yanında 2 videoda da Vince Carter'ın kendisini hiç sıkmadan, zorlamadan bastığı 180-360 arası smaçlar dikkat çekici. "Artık Carter bitti" diyenlerin aksine, hala smaç yarışmasına katılıp rahat rahat kazanırmış gibi bir havası var bence. Bir de tabii videonun başında dikkat çekildiği gibi 1.15'teki Gortat'nın vurduğu smaç var...

Son olarak da şunu belirteyim: Takım olarak çok eğlendiklerini görüyoruz. Gerçi maç öncesi bu kadar gevşek olmaları ne kadar iyiye işaret tartışılır ama en azından bir 'takım' olduklarını görüyoruz birlikte yaptıkları birçok smaçtan ve eğlenmelerinden.

Agent Six

Gelecek sezon forma numarasını değiştirecek tek oyuncu LeBron değil. Gilbert Arenas da ona katılmış. Ta kolej yıllarında ona "Sıfır dakika alırsın" dediklerinden dolayı, 0 numuaralı formayı giyen Arenas bu sezon yaşadığı olaylardan sonra forma numarasını 6 olarak değiştirmeye karar vermiş. Bunun nedeni de 6 Ocak'ın hem doğum günü hem de ceza aldığı gün olması.

Yaklaşık 10 yıldır giydiği formayı bırakıyor, şaşırtıcı diyebiliriz bu açıdan ama bütün bu olaylardan sonra bir değişikliğe gitmek istemesini doğal karşılıyorum. Belki de "Zamanında 6 yıllık sözleşme imzalayıp ne kazık attım var ya offf" şeklinde düşünerek seçmiştir 6'yı... Çok merak ediyorum gelecek sezon kaç tane Agent 6 forması göreceğiz Verizon Center'da. 5-10 mu acaba?

Bu arada dikkatli ve meraklı arkadaşlara bilgi: Mike Miller'a sormuş Arenas "Seneye Wizards'da kalırsan 6'yı alabilir miyim?" diye ve Miller izin vermiş. O da Wizards'dan ayrılan Haywood'un 33 numaralı formasına talipmiş Wizards'da kalması halinde.

11 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Üç maçlık gecede biraz basketbol zevkinden mahrum kaldık desem sanırım yanlış olmaz. En azından Portland - Warriors maçı dışında çekişmeli bir maç izleyemedik açıkçası. Birazcık da Atlanta doyurmuş basketbol açısından. Ben o maçı Washington'a olan sevgim(!) nedeniyle izlemedim.

Gecenin en çekişmeli maçına Brandon Roy damgasını vurdu, 41 sayı gönderdi Warriors potalarına. Yanına da 8 ribaund, 3 asist ve 2 top çalma ekleyince ev sahibi Golden State’in büyüsü bozuldu. Kasım 2004’ten beri galip gelemiyordu Portland, Oakland’da. Böylece Oracle Arena’daki 9 maçlık yenilgi serisinin de sonu gelmiş oldu. 5’te 0’lık deplasman turnesinden sonra Warriors’ın kendi evinde çıktıkları ilk maça asılacağını tahmin ediyordum ama bu kadar dişli çıkacaklarını pek sanmıyordum. Maçın sonunu biraz daha ciddi oynasalar belki, Portland’a yine galibiyet yüzü göstermeyebilirlerdi. Örneğin skor 102-96 Golden State lehine iken, Rudy Fernandez iki boş üçlük attı, ikisi de aynı yerden olmak üzere. Monta Ellis’in savunmayla pek arası yok biliyoruz; ama iki pozisyonda da Fernandez’i boş bırakırsan cezayı yersin. O zaman da kaç sayı attığının hiçbir önemi kalmıyor işte. Bu sorun da sanıyorum Warriors’ın genelini kapsıyor.

Vince Carter'ın çok fazla yıldızlaşmasa da - ki zaten hiç gerek yoktu - 8/13 isabetle bulduğu 23 sayıyla takımına önemli katkı da bulundu; ama hani "Carter 0 atsa sonuç çok mu farklı olurdu? " derseniz, cevabım kesinlikle hayır. Hem de hiç farklı olmazdı. Bulls gerçekten çok fena durumdaymış, onu gördük dün gece bilhassa. Hatta öyle fenaymış ki, ikinci çeyreğin ortasında fark 30’a gidiyor buna da hiçbir Bulls oyuncusunun itirazı varmış gibi durmuyordu. Bahaneleri de hazır belki öyle de düşünebiliriz. Deng yok, Noah yok. Rose’u ise sadece 12 dakika kullanabildiler. Gerçi o dakikaya kadar o da maç içinde değildi hiç; ama gidişata her zaman etki edebilecek biri olduğu için kaybı Bulls için çok oldu. Daha bir ay önce yine Howard karşısında kontrolsüz düşüşünden ötürü yine sol el bileğini sakatlamıştı, dün gece de yine içeri penetre ettiği pozisyonda karşısında onu görünce dengesiz bir sıçrayışla üzerine gitti; fakat üzerine gittiğiniz adam nam-ı diğer Süperman olunca sakatlanmak da muhtemel sonuçlar arasında. Yalnız yere sağlam ineyim derken gerçekten çok kötü düştü, yere destek yaptığı sol el bileğinin üzerine düşünce oyunu terk etmek zorunda yıldız oyuncu. Miami maçında oynayıp oynayamayacağı ise henüz belli değilmiş genç guardın. Umarız ciddi bir sorunu yoktur. Bu noktada Chicago takımına da hak vermek lazım gerçekten eksikleri takımın en önemli üç ayağı belki; ama ben oyuncularda hiçbir canlılık belirtisi göremediğim için bu kadar hayal kırıklığına uğradım. Böyle birkaç maç daha devam ederlerse, playoff umudu bile yalan olur takımın. Şu an muhtemel playoff adayları arasındaki en formsuz takımlar , inşallah böyle devam etmezler. Öyle ki bu maçta Howard 3. çeyrekte ardı ardına 3 faul alıp kenara gelmese ya da 19 dakika sahada kaldığı maçta 30 dakika kadar kalabilseydi, Bulls’un malum pota altı zaafından yaralanarak farkı 40-50 bile yaparlardı.

Jamal Crawford en iyi altıncı adam ödülünü alır mı bilinmez; ama hak ediyor bir alkışı. %50 isabet yüzdesiyle 29 sayı bulmuş ve 3 asiste imza atmış deneyimli oyuncu. Takımın zaten onu kenardan gelebilecek sayı potansiyeli amaçlı kullandığını düşünürsek, görevini tamamıyla yerine getirmiş. Hawks ise iki üst üste yenilgiden sonra bir üçüncüyü eklememek için çıktığı maçta çok iyi anlaşmış. En önemlisi Mike Bibby tekrar sahalara dönmüş. 7/11 ile 16 sayı, 5 asist,4 ribaund, 3 top çalma. Bu performansı bile mumla arar olmuştuk. Takım oynamak isteyip, her oyuncu da üzerine düşeni yapınca kazanmak kolay olmuş. Skor her ne kadar yakın olsa da, maç sürekli Atlanta’nın kontrolünde geçmiş. Hani “Sabaha kadar oynansa yine maçı Atlanta alır” tarzı bir maç olmuş. New York maçından çok önemli dersler alınmış anlaşılan.

Boşa Kürek Çekenler
Andray Blatche 12/19’la 30 sayı bulurken yanında da 10 ribaund çekmiş yani Josh Smith'in savunması vız gelmiş. Ama 7 top kaybı olduğunu da söyleyeyim. Takım arkadaşı Javale McGee de 10/13 isabet oranıyla 20 sayı ve 9 ribaund yazdırmış istatistik kağıdına; ama takımda bir işe yarayan başka kimse kalmadığından yalnız kovboyları oynadılar dün gece ikisi de. Bu takım kaç seneye yukarılara oynar hale gelir hiç bilmiyorum, kadro tam takır kuru bakır. Bu yaz en büyük görev şüphesiz genel menajerleri Ernie Grunfeld’e düşüyor. Bu yaz da bir şeyler olmazsa Wizards maçlarını izlemekten men edebilirim kendimi.

Takımını Baltalayanlar
Dwight Howard, Brad Miller’in aklını başından aldı resmen. Zaten zayıf olan Bulls pota altı, Miller’in faul problemine girmesiyle yolgeçen hanına döndü. Böyle maçlar da takımın pota altındaki en önemli(!) kozuysan, kendini biraz kontrol etmen gerekir. Gerçi maçta kalsa da Miller’in, Howard’ın önünde durabilmesine imkan vermiyordum; ama o benim tahminimden de erken bıraktı maçı. Hücum anlamında da hiç bir şey katamadı takımına. 20 dakika 1/5 isabetle 2 sayı buldu ve sadece 1 ribaundu var. Pivotun 1 ribaund çekerse, sen toplam 29 ribaund alırken, rakibin 46'ya ulaşırsa maçın sonucu da böyle 30 sayı fark olur. Konunun özeti de budur sanırsam. Karşısında Dwight Howard olsa bile 1/5 isabet ve sadece 1 ribaund alması onu buraya soktu.

Washington yedekleri. Toplam 21’de 6 isabetle oynamışlar ve bu 6 isabetin 5’i Nick Young’a ait. Hadi onu affedelim, geri kalan 5 oyuncudan 4 sayı. Çok yorulmuşlardır heralde adam başı 0.8 sayı atarken. Adamların da kapasitesi belli ama bari adam başı bir sayı görseydik. O da olmamış işte. Gelen 4 sayıyı da adam başı bölüştürdük ama haklarını yemeyelim Livingston ve Gee’ den gelmiş ikişer sayı. Aradan bir Nick Young 17 sayı bulup, kenardan destek olduğunu hissettirmiş ama o da sürekliliği olan bir oyuncu değil. Bazı maçlarda öyle saçmalıyor ki, güvenmek imkansız.Bu takıma sil baştan bir kadro lazım.

11 Mart 2010 Perşembe

11 Mart Programı

12 Mart Cuma 02:00 (NBA TV) / Atlanta Hawks - Washington Wizards
12 Mart Cuma 03:00 / Chicago Bulls - Orlando Magic
12 Mart Cuma 05:30 / Portland Trail Blazers - Golden State Warriors

Bulls'da Noah yok, Taj Gibson da oynamayacak yanılmıyorsam. İçeride Brad Miller ve Hakim Warrick ile Dwight Howard eşleşecek yani. Başka söze gerek var mı? Mavs'den sonra NBA'in en formda takımı Magic, baş aşağı giden Bulls'u evinde haşat eder, etmeli. Aksi bir sonuç için mucizevi diyebiliriz ve büyük bir konsantrasyon eksikliğinin sonucu olur.

NBA TV'deki maçta da avantajlı gözüken taraf elbette deplasmanda olynamasına rağmen Atlanta. Wizards'ın en büyük kozu olan Blatche'i ligde en iyi savunacak oyunculardan birine, Josh Smith'e sahipler. Ayrıca en son Knicks'e yenildikleri için artık kazanmaları şart.

Bana 2 Milyon Dolar Lazım Kürk Alacağım

Stephon Marbury aylık 25.000$ aldığı Shanxi Zhongyu takımını 23 sayı, 9.5 asist, 6 ribaund gibi istatistikler yakalamasına rağmen playoff'lara taşıyamamış. Bu yetmezmiş gibi bir de gitmiş "Takımda kalmamı istiyorsanız, 2 milyon dolarlık bir kontrat istiyorum. Burada havalar çok soğuk, hiç sevmiyorum." demiş. Kimse dememiş mi Marbury'e "Yahu o istatistikleri Paul, Nash, Deron Williams falan NBA'de yapıyorlar, Çin'de 40-15-10 yapman lazım" diye? Bu arada abartmıyorum, Çin'de dediğim bu rakamları yakalamak bir NBA oyuncusu için sorun olmamalı. Ligdeki birçok oyuncu topu bomba zannedecek seviyede, konuyla ilgili daha önce video paylaşmıştım.

Maskotumuzun Adı Ne Olsun?

Salsabasket'te gördüm, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası maskotunun adı belirleniyormuş resmi sitede. Üç isim seçeneğimiz var: Bascat, Onecat, Micho. "AMANIN!!" demek istiyorum. Bascat, 'basket' olarak okunuyor, Onecat ise hem birlik olmayı hem de Van cat'i çağırıştırıyor. Micho da, Van kedilerinin yüzmeyi sevmelerinden dolayı anketteki yerini almış. Şuraya tıklayıp oy verebilirsiniz.

Yani isimlerde illa ki bir gönderme, kelime oyunu olacak diye kasılmış resmen. Niye ki? Sizin kötünün iyisi olarak seçiminiz hangisi?

Bu arada uzun süre geçtikten sonra bir daha baktığımda ilk anki kadar kötü bulmadığımı söylemeliyim maskotun kendisini. Ama tabii bu başarılı olduğu anlamına da gelmiyor.