Atlanta Hawks koçu Mike Woodson, bu geceki Suns karşılaşması öncesinde "Nash pick & roll ile herkesi yerle bir ediyor. Onu kimse nasıl savunacağını bilmiyor. Biz de tutmakta çok zorlanıyoruz çünkü o işi mükemmel yapıyor." demiş.
Ancak dediğine göre Woodson son zamanlarda bir Nash kuralı geliştirmiş. Pick & roll ağırlıklı hücum eden oyunculara karşı bunu kullanıyorlarmış takım olarak. Woodson bu taktik hakkında detay vermekten kaçınmış.
Fakat, ben zannedersem bu taktiği biliyorum. Bu sezon izlediğim Hawks maçlarında dikkatimi çeken şey - özellikle Boston'a maçlarından aklımda kalmış - Hawks takımının pick & roll'larda ne olursa olsun adam değiştirmesi. İçeride Jamal Crawford Rasheed ile kalacak bile olsa devamlı switch uyguluyorlardı.
Yine de bence şöyle bir sorun var: Nash NBA'deki en iyi şutörlerden biri ve karşısında uzun kaldığında üzerine giderek, dripling üstünden şuta kalkıp çok rahat sayılar buluyor. Aslında bunlar zor şutlar ancak dediğim gibi Nash çok isabetli atıyor. Zaten son 3 sezonda Nash 19 sayı, 10.6 asist ortalaması tutturmuş Hawks'a karşı. Ne yapıyorlarsa pek işe yaramadığını gösteriyor ama bakalım bu gece neler olacak.
Kısacası bu gece maçı izleyecek olursanız Nash ve Suns'ın pick and roll'larında Hawks'un nasıl savunduğuna dikkat edin. Çok çok büyük ihtimalle, her perdede adam değiştireceklerini düşünüyorum.
Az önce gördüm haberini. Son yıllarda Türkiye'ye gelen WNBA yıldızlarına şimdi de Indiana Fever'ın yıldızı Tamika Catchings eklendi. Dougleas, Pondexter ve Augustus'un sınıfında bir oyuncu. Hatta WNBA'in en büyük yıldızlarından biri. WNBA izlemeyeli yaklaşık 2 sene oluyor. Ancak daha önceki maçlarda izlediğim Catchings geliyorsa Galatasaray'a çok şeyler katacaktır. Öncelikle Catchings mükemmel bir savunmacı, güçlü fiziği ve rakibinin hamlelerini tahmin edebilmesiyle, hep potayla hücumcu arasında kalmayı başarıyor. Bunun yanında müthiş bir ribaundcu. Hücumda ise komple bir oyuncu. Sadece sayı atmayı düşünmüyor, arkadaşlarını da pozisyona sokuyor. Ayrıca kendisi yalnızca iyi bir şutör değil aynı zamanda bu şutları dripling üzerinden de yaratabiliyor. Bunların yanında güçlü fiziği sayesinde çembere gittiğinde gücüyle basketbol iq'sunu birleştirip zor pozisyonlarda sayı üretebiliyor. Zaten bu özelliklerin hepsine sahip olmasa Fever'ı son yıllarda WNBA'in başa güreşen takımlardan biri yapamazdı. Tabii son iki yılda Katie Douglas'ın geldiğini ve geçen sezon da final oynadıklarını unutmayalım.
Aslında daha detaylı birşeyler yazmak isterdim ama en son izlediğimden beri üstünden baya zaman geçti. Hem tam hatırlamıyorum, hem de Catchings düşüş yaşamış olabilir bu sürede. Ama emin olduğum şey şu ki, Türkiye'ye bu oyuncuları çekebiliyoruz. Her ne kadar takip etmesem de gurur duyuyorum bayan basketbolundaki bu atak ile.
LeBron'un her maç en az 2 kere, koşarken topu alıp 4 adım attıktan sonra sektirmeye başlamasına alışmıştık, yengeç driplingiyle yani 3 adım atarak turnikeye girmesi de artık normal birşey sayılıyor. Ama dün gece maçın çok kritik bir anında Jazz'e karşı öyle bir steps yaptı ki, Wizards playoff serisinde çalınmayan ünlü hatalı yürümesi bile bu kadar bariz değildi belki de (tamam abarttım biraz).
Maçın tamamının özetini koyuyorum nitekim sadece pozisyon ayrı olarak yok. Videoda 1.18 civarında attığı üçlüğe dikkat edin. Durduğu yerden, topu sektirmeden 2 devasal adımla üçlüğe geri çıkıyor. Hakemler izliyor, işin ilginci seyirciler dahil kimse de itiraz etmiyor...
Bulls-Celtics: Chicago Bulls, Garnett ve Rasheed'den (maç öncesi yazımda unutmuşum Rasheed'i) yoksun Boston'a karşı çok daha istekli olan takımdı. İlk çeyrekte boyalı alanı hiç savunamadı Celtics, 29 sayının 18'ini buradan yedi. Hücumdaki şutlar da girmeyince sert Chicago savunmasına karşı içeriden sayılar üreterek oyuna tutunmaya çalıştılar ancak savunmadaki aksamayı durduramadılar. Rose'un erken faul problemine girip oyundan çıkmasına rağmen Kirk Hinrich savunması ve asistleriyle, Luol Deng kaçırmadan attığı şutlarla takımlarının yükünü taşıdı.
İkinci çeyrekte Boston, Tony Allen'ın defanstaki çabaları, Chicago'ya ilk çeyrekte oynadıkları hücumun çok daha farklısını oynamaya zorladı. Önceleri tek perde sonrası rahatça potaya gidebilen Chicago oyuncuları, bu çeyrekte sadece 18'de 5 ile şut attı. Fakat sahanın diğer tarafında Chicago savunması her topa el uzatırken, Boston'lı oyuncular yorgunluktan bitmiş görünüyordu. Chicago bu çeyrekte farkın erimesine izin vermediyse en önemli sebebi sahada aktif olmalarıdır. Yaptıkları top kayıplarına rağmen koşan uzunlarıyla defansa hızlı dönüp Boston'a kolay sayı üretme şansı vermediler. Paul Pierce'in bu çeyrekte 6'da 1'le oynadığını da atlamayalım. Scalabrine'nin çeyreğin sonuna doğru kaçırdığı iki boş üçlükle devreye girerken aradaki fark 8 sayıyla Bulls lehineydi.
İkinci yarıda da maçın hikayesi Boston'ın yorgun argın kovalaması, Chicago'nun farkı bir şekilde kendi lehinde tutması şeklindeydi. Rondo, Derrick Rose karşısında penetre ederek attığı garip şutlarıyla çeyreğe ağırlığını koydu. Boston bu çeyrek biraz daha anlaşılır hücum etmeye başladı ve çeyreğin sonlarına doğru kötü Chicago hücumları ardarda gelince 9-2'lik seri sonrası fark bir ara 5'e kadar indi. Geri kalan sürede tek basketi kaçan bir şutu tamamlayan Tyrus Thomas buldu.
4. çeyrekte de Celtics'ten olumllu bir hamle gelmeyince Bulls maçı 96-83 kazandı. Perkins 14 sayı 10 ribaund 5 blokla, Deng 25 sayı 4 asist 2 blok ve 2 top çalmayla oynadı.
Cavaliers-Jazz: İki takım da maça asistlerle hızlı başladı. Lebron ve Mo Williams'ın içeriye direkt veya penetre ederek verdiği paslarla boş pozisyonları bulan Cavs'in aksine Utah topu dolaştırarak sayıya ulaştı. İlk çeyrekte Williams iki kere içeriden Shaq'e boş smaç şansı yarattı, başka da basketi olmadı Shaq'in. Lebron Kirilenko'nun uzun kollarına karşı potaya gitmeyip şut atınca 4'te 1'le kapadı çeyreği. İkinci çeyrekte öne geçemese de iyi oynayan takım Utah'dı. Yaklaşık bir dakika gibi bir sürede üst üste 6 sayı atarak farkı 2'ye indirmelerine rağmen Lebron ve Anthony Parker'ın sayılarına cevap veremeyince devreye 47-40 yenik girdiler.
Üçüncü devreyi betimleyecek bir kelime varsa o da "çirkin"dir sanırım. İki takımın da anca 4'er basketi var aklımda kalan. Özet olarak; Cleveland kötü hücum etti, Jazz boş şut kaçırdı. İkisi Shaq'in hücum faullerinden oluşan öyle bir bölüm vardı ki, Cleveland'ın 4-5 dakika sayısı olmadı. Bu süre zarfında Utah farkı 12'den 4'e indirdi ama Kirilenko dizini zorladığı için oyundan çıkmak zorunda kaldı. Karşılıklı birkaç hücum daha harcadıktan sonra Cleveland 13, Utah 15 sayıda kaldı 3. çeyrek.
4. çeyreğin başında Deron Williams beşinci faulünü aldığı pozisyonda, 1 hafta kadar önce 2 maç kaçırmasına sebep olan sakat sağ bileğini yeniden inciterek soyunma odasının yolunu tuttu. Fakat Utah taraftarı ne kadar üzülmüştür bilmiyorum çünkü hemen ardından 21-2'lik müthiş bir seri yakalayarak Utah, Cleveland karşısında 12 sayı öne geçti. Tabii önünde Lebron gibi bir adam olunca öyle devasa seriler de bir anda tersine dönebiliyor.
Lebron James, 36 sayısının 20'sini 4. çeyrekte atarak gerekirse ne kadar azabileceğini tekrar gösterdi. Ufak çaplı steps'lerini unutmuşum tabii ama bu LeBron'u hor gördüğüm anlamına gelmesin, kaç kere belirttim insan olmadığını. Utah'ın yakaladığı farkı tuzla buz ederek takımını 6 sayı öne geçirdi. Yapılan taktik faullere Ronnie Price 4, Millsap 2 sayıyla karşılık verdikten sonra Anthony Parker faullerden birini kaçırdı. Ardından Kyle Korver bu sene Lebron ve Kobe'den gördüğümüz panyanın arkasından basketin bir benzerini maçın bitimine 5 saniye kala yaparak farkı 1'e indirdi. Ilgauskas da faullerden birini kaçırınca Utah son hücumda maçı kazanma şansını ele geçirdi.
Top bütün elleri dolaşıp, Deron Williams bileğiden ilk sakatlandığında 10 günlük kontratla D-League'den getirilen Sundiata Gaines'in elinde patladı ve Gaines, doğru savunma yapan Parker'ın elleri üzerinde attığı üçlükle maçı kazandırdı.
Lebron 36 sayı 9 ribaund 6 asist 5 top çalma; Boozer 18'de 6 isabetle 19 sayı 13 ribaund 6 asist.
Ek olarak kariyeri boyunca savunma yap(a)mamasıyla bilinen Korver'ın maç içinde LeBron'a, onun tarzında koyduğu blok pek güzeldi:
Twitter'ında paylaşmış fotoğrafı ve şöyle yazmış: Şu anda aklımdaki tek şey Haiti ama bugün biraz gülmeyi de ihmal etmeyin. Eğer çirkin ve dudağı şişmiş bir adam görmek istiyorsanız buyrun! Seksi... (Bu arada dudağı dün Pacers maçında aldığı bir darbeden dolayı o hale geldi.)
Bu adamın kendisiyle dalga geçebilmesine hastayım. Daha önceki örnek için tık Önce insan olmasına hastayım. Sportmenliğine hastayım. Paslarına ve saha görüşüne hastayım. NBA tarihinin en iyi şutörlerinden biri olmasına hastayım. Futbola hasta olmasına hastayım.
15 Ocak Cuma 03:00 / Chicago Bulls - Boston Celtics 15 Ocak Cuma 05:30 / Cleveland Cavaliers - Utah Jazz
TV yayını yok.
Bulls önce deplasmanda, sonra evinde fena hallere düşmüştü Celtics karşısında. Garnett'in olmaması durumu biraz hafifletse de, Bulls'un kazanması şaşkınlık yaratacaktır.
Sezonun başında deplasmanda Jazz, Cavs'i Deron'ın yokluğunda sürpriz bir şekilde zorlamıştı. Ama o gün kahramanlaşan Maynor bugün yok, yerine asıl adam Deron var. Cavs son zamanlarda inişli çıkışlı gidiyor ve birazcık direnci olan takımlara karşı zorlanıyor, Jazz ise form tutmuş gözüküyor. Son maçlarında iyice insanlık dışına çıkan LeBron'u birazcık yavaşlatırsa bugün şansları olur diye düşünüyorum. LeBron'un son 3 maçtaki ortalamaları: 37.5 sayı, 8.5 asist, 8 ribaund, %52 şut yüzdesi...
Powerade reklamında özel efektlerle şutları sokmak kolay LeBron, gel de bunu at. Şaka gibi bir şut. Şut bile değil, garip birşey. Ayrıca Monta Ellis'in 20. saniyede elemanın tekiyle yaptığı tokalaşma da ayrı bir muhabbet konusu olur. Doğuştan gelen birşey olsa gerek, nitekim çalışarak yapılabileceğine inanamadım bir an için - evet tokalaşmadan bahsediyorum hala.
Günün Hayvan Performansları: Uzun süredir suskun Blair coşmuş dün gece. Duncan’ın dinlendiği maçta 31 dakikada Oklahoma’ya karşı 28 sayı ve 10’u hücumda olmak üzere 21 ribaund alarak kariyer rekorlarını kırmış 6. faulünü alıp oyundan çıkmadan önce. 2 top çalma ve bloğu da kreması.
Wade yılın savunma takımı Golden State’e karşı 15 kere çizgiye gidip 15’te 10 da saha içi atarak 35 sayı bırakmış, yanına 7 ribaundla 9 asist eklemiş.
Chris Paul 11 şutundan sadece 4’ünü kaçırarak sezon başındaki süper efektif maçlarının bir küçüğünü sergilemiş bizlere. 15 sayı, 15 asist 4 top çalma.
Maçı kaybetmelerine rağmen Dalembert burada. Haiti'deki depremden sonra sahaya çıkmak bile başlı başına bir olayken, 8'de 6 isabetle 12 sayı, 7'si hücum olan 21 ribaund, 1 top çalma ve 1 blok. Büyüksün Dalembert ve çok geçmiş olsun...
Carmelo-Billups 51 sayı gelmiş Magic potasına. Yanına 5’er asistle 2’şer top çalma yapmış yılın formda ikilisi. Howard’ın yine yokları oynadığı maçta pek zorlanmamışlar zaten.
Aaron Brooks. Bu sene kaçıncı kariyer rekorunu kırıyor sayamadım ama 3 uzatmaya giden başta canını dişine takarak 59 buçuk dakikada 43 sayı atmış küçük adam. 9'da 6 üçlüğü ve 5 asisti de dikkat çekiyor ayrıca.
Danny Granger da %50 isabetle 33 sayı atarak döndüğünün sinyallerini vermeye devam etmiş, yanında 8 ribaund almış.
İyi mi kötü mü: Manu (10’da 0, 2 sayı) dün gece hem baltaları indirip hem 7 asistiyle takımının pek çok sayı bulmasını sağladı anlayacağınız. Ayrıca son pozisyonda kanındaki fantastik ve savaşçı ruhu ortaya çıkartıp, kendisi kaybettiği topu uçarak kurtarmış ve maçı kazandırmış Spurs’e.
Evet sakatlığı vardı tabii ki ama 11 sayı ile oynayan Kobe ne olursa olsun iyi bir Kobe değildir. En azından pozitif olarak 5/11 isabetle bu sayılarını ürettiğini söyleyelim. Burada olmasının nedeni de son hücumda sırtındaki feci ağrılara rağmen şutu sokarak maçı kazandırması takımına Dallas karşısında. Lakers'ın bugüne kadar ki 3000. galibiyetiymiş ve bunu başaran ilk takım olmuşlar.
Boşa Kürek Çekenler: Nowitzki elbette burada. 22'de 11 saha içi, 7'de 7 serbest atış, 30 sayı, 16 ribaund ve top kaybı yok. Ama Mavericks yukarıda yazdığım durumdaki Lakers'a yenildi. Dün kariyerinin 20000. sayısına ulaştı.
Oklahoma City’de Durant-Westbrook ikilisi 108 sayının 60’ını yapmış dün. Westbrook’tan 13 de asist gelmiş maç uzatmaların son topuna kalmış ancak sezon boyunca bol bol gördüğümüz gibi Thunder son saniyelerde kaybetmiş.
Al Jefferson 50 dakikada 26 sayı atmış ve 26 ribaund alarak hem kariyer rekorunu kırmış hem de Wolves'un takım rekorunu. Tam 63 dakika boyunca Houston'la deplasmanda kapışmalarını sağlamış. Ancak kendisine - 4. çeyrekte ortasahadan attığı üçlükle maçı uzatmaya götüren Corey Brewer hariç - yardımcı çıkmayınca Timberwolwes'un nefesi yetmemiş ve 3. uzatmada maçı vermiş.
Matt Barnes’ın 28 sayı 9 ribaundu takım arkadaşlarının batırdığını temizleyememiş. O kadar silahı olan takımda az buçuk yardım aldığı oyuncular Pietrus ve Redick ayrıca.
Takımı Baltalayanlar: Dwight Howard Denver uzunları karşısında ezilip 7’de 1’le 8 sayı üretebilmiş. Burada kendisini takımı varken ne kadar suçlayabiliriz tartışılır ama 5 top kaybı yaptığı gerçeğini de örtemez elbette.
Philly takım halinde rezaletmiş, en göze batanları Lou Williams 1-7’le 5 sayı atabilmiş anca.
Dallas'ı da takım olarak yazalım buraya. Jason Terry 2/12 atarak buraya ismini yazdırmayı haketti ama takım olarak öyle çok dikkat çeken kötü istatistiklere imza atmasalar da inanılmaz zor bir durumda olan Lakers'a karşı (Gasol yok, Kobe'nin sırt ağrıları dayanılmaz seviyede, Artest'in parmağından sakatlığı vardı oynamayacaktı belki de) kaybetmeyi başarmışlar.
Günün X-faktörü: Indiana bench'inden Mike Dunleavy Phoenix potasına 30 sayı göndererek bu sezonki en iyi performansını sergilemiş. Granger’la birlikte takımı farklı yenilgiden geri getirip maçın kazanılmasını sağlamışlar.
Chuck Hayes’den 50 dakikada 6’da 5 isabetle 10 sayı, 17 ribaund, 6 asist, 4 top çalma ve 2 blok. Karşısında çok daha hayvanı olmuş bu maç ama boyuna bakıp etkilenmemek elde değil.
Ersan: Dakikalarını son maçlarda Hakim Warrick’e kaptırdı diye korkutmuştu, dün 5 ribaundda kalmasına rağmen 24 sayıyla takımının en skoreri olmuş. Tabii maçın çok erken koptuğunu da belirteyim. Maalesef maçı izleyemediğim için fazla yorum yapamıyorum bu konuda, umarım bu performansını devam ettirir.
Ekstra: Çaylak Jodie Meeks, Bucks guardlarının döküldüğü maçta 31 dakika süre alıp kenardan 21 sayıyla kariyer rekoru kırmış.
Hedo, Toronto'daki rolünden memnun olmadığını belirtmiş. Yeterince topla oynayamıyormuş ve set şutörü haline gelmiş. Bundan rahatsızmış.
Öncelikle blog'un henüz çiçeği burnunda iken, transfer döneminde yazdığım Portland-Hedo yazısında, gerçekleşmeyen birliktelik konusundaki düşüncelerimi okuyabilirsiniz. O zaman bu transferi yaptığı için çok sevinmiştim Hedo adına. Çünkü Blake gibi sadece kağıt üzerinde oyun kurucu olan ve topu getirmekten başka bir görevi olmayan isimle birlikte oynayacaktı. Takımda 1'e 1 veya pick & roll üzerinden pozisyon hazırlayacak yalnızca Roy ile Hedo olacaktı. Ancak Raptors ile sözlü olarak anlaşmasından dönüp, Toronto'ya gitmeye karar verdi. Portland'da ne kadar sevindiysem, Toronto'da da o kadar üzüldüm. Çünkü orası Portland'ın aksine Hedo'ya ters gelmesi muhtemel bir kimyaya sahipti.
Bakın sistem demiyorum. Çünkü bakarsanız aslında Toronto ile Hedo'nun yıldızlaştığı Orlando'nun sistemleri oldukça birbirine benziyor. Tam olarak aynı tarzda olmasalar da, birer adet pota altı gücü, birer adet üçlük atan uzunu olan ve hızlı tempoya kayan iki takım. Ama takımların beyinleri farklı. Magic'te Nelson şut odaklı skor üretmeyi seven ve topla çok oynamayan bir oyun kurucu iken, Toronto'da herşey Calderon üzerinden dönüyordu. O topla çok oynayan, perdeleri kullanarak içeri giren ve bu şekilde asistlerini üreten bir guard. Belki de biraz zorlasak, onun topla oynama süresisini Nash ve Chris Paul'le bile karşılaştıralabilir, o derece.
Bu Hedo'nun elinde topu tuttuğu süreleri düşürüyor. Bu yetmiyormuş gibi takımın yedek oyun kurucusu Jack de bol dribbling yaparak çembere gitmeyi seven bir isim. Ayrıca sayılarının çoğunu asist sonucu üretse de belirli bir sayıda şuta ihtiyaç duyan Bargnani de var. Ayrıca takımın içerideki skor opsiyonu Bosh pek fazla asiste ihtiyaç duymayan, kendi pozisyonunu kendisi yaratan bir isim.
Öte yandan Portland'a baktığımızda beslenmeye ihtiyaç duyan bir Oden var (Evet sakat, teoride, kağıt üstünde konuşuyorum). Bunun yanında takımın en skorer oyuncusu aynı zamanda en çok asist yapan oyuncusu. Yani takım arkadaşlarını da besliyor. Ayrıca ek olarak Blake'in pasif bir oyun kurucu olduğunu zaten yukarıda da söylemiştim.
Bütün bunlar ışığında Toronto'da tempo Portland'dan yüksek olsa da, Hedo'nun yeterince topla oynayamaması kadar doğal birşey olamaz. Peki bu nasıl artar? Ya Triano oyun kuruculuk görevinin bir kısmını Calderon'dan alıp Hidayet'e verecek - ki Calderon bundan hiç memnun olmaz. Zaten istatistikleri çok düştü bu sezon onun da, biraz Hedo'nun gelişine bağlı olarak. Veya Calderon bir şekilde takas edilecek/gidecek. Bir başka alternatif ise Hidayet'i bench'ten getirmek ve mümkün olduğunca Calderon ile birlikte oynatmamak diye düşünüyorum. Ama o kontratı aldıktan sonra Hedo bu duruma ne der meçhul. Son olarak da tabii Calderon Hedo ikilisinin egolarını bir kenara bırakıp, alışkanlıklarını değiştirmeleri ve tamamen takımın iyiliği adına birlikte oynamayı öğrenmeleri gibi bir opsiyon var. Ama özellikle Calderon'da bunun pek mümkün olmayacağını tahmin ediyorum.
Rockets-Bobcats ve Pistons-Wizards maçlarını zap'layarak seyrettim. Ama sonra Lakers-Spurs'e geçtim. 1 gün gecikmeli ama madem izledim, takımlar hakkındaki izlenimlerimi de yazayım.
Lakers-Spurs: Aslında maç Spurs adına kötü başlamıştı. Önce içeride Bynum'a top aktararak öne geçtiler ardından Kobe durdurulmaz şutlar atmaya başladı ardı ardına. Bogans ve sonra Ginobili karşısında yokmuş gibi davranıyordu. Herhalde 40'a gidecek bu maçta" diye düşünmeye başlamıştım. Ama Spurs'ün bench'i ön plana çıktı. Kenardan gelen Manu, Hill ve Mason sayesinde Spurs öne geçti. Manu asistleriyle ve arkadaşlarına yarattığı pozisyonlarla ön plana çıkarken, Mason 5 dakika içinde 9 sayı üreterek önemli bir etken oldu. Bütün bunlara ek olarak Kobe, ikinci çeyreğin ilk molasından sonra bir anda ortadan kaybolunca Lakers iyice geriye düştü. Aslında bir hayli şaşırmıştım top kullanmamasına. Duncan da sessiz sakin Lakers'ı içeriden bitiriyordu. Devrede 17 sayısı olduğunu görünce çok şaşırmıştım. Ama Duncan bunu hep yapıyor, çaktırmadan, sade sayılar attığı için maçta çok ağırlığı yokmuş gibi hissettiriyor.
Devrede 12 sayıyla Spurs öndeydi, ardından üçüncü çeyrekte Parker faktörü devreye girdi. 9 veya 10 hücum üstüste topu alıp kendisi birşeyler yarattı. Perdeden sonra Odom ve Bynum ile 1'e 1 kalan Parker şut üstüne şut sokarak veya orta mesafede boş kalan uzunlara asistler yaparak oyunu domine etti. 10 sayı civarında üretip 4 de asist yaptı yanılmıyorsam ve fark 20'lere çıktı. Öteki tarafta ise Kobe sahada olmasına rağmen, sadece geziniyordu. Hiç sorumluluk almıyordu, tamamen pasif, rol oyuncusu modunda takılıyordu. Belki de rol oyuncuları bile daha aktif kalırdı yanında... Lakers Kobe'yi kullanamayacağını anlayınca Spurs'ün ezelden beri yumuşak karnı olan 3 numaradan saldırmaya başladı. Güçlü üç numaralara karşı çaresiz kalan Spurs'ü Artest dağıtmaya başladı. Boyalı alanda cirit atıyordu adeta. Jefferson ve Ginobili'nin yapabilecek hiçbir şeyleri yoktu. Artest'e Bynum'ın yardımcı olmasıyla fark yine 10 civarlarına indi. Hatta Son çeyreğin başlarında fark 6'ya kadar inmişti ancak Spurs savunmasını sıkı tutarak ve 2 top üstüste çalarak hızlı hücumlarla 10 civarlarına çıkardı farkı yeniden. O noktadan sonra da Lakers bir daha yaklaşamadı. Tabii Kobe'nin sırtındaki ağrılar nedeniyle son çeyrekte oynamadığını, ilk çeyrek hariç sahadaki olduğu dönemlerde son derece etkisizdi. Sırt ağrıları dayanılmaz bir seviyeye çıkmıştı. Tabii son 4 maçta %33 ile şut attığı için çok eleştirilen Kobe, hazır 10'da 7 atmışken bunu bozmak istemediği için numara yapmış da olabilir tabii! Spurs bench'i ile Lakers'ınkinin arasındaki fark çok bariz belli oldu. Hele Odom, Gasol'ün yokluğunda başlayınca bench sıfıra iniyor resmen Lakers'da. Zaten bu kadar zorlanmalarının sebebi de bu bence; kadrolarının derin olmaması.
Parker 22 sayı ve 6 asist, Duncan 25 sayı 13 ribaund 4 asist ve 4 blok ile oynadı.
Pistons-Wizards: Pistons, 12 maçlık yenilgi serisini Bulls'a karşı sona erdirememişti ama Bulls'dan da beter durumda olan Wizards'ı affetmediler. Maçın ilk çeyreğinde özellikle Antawn Jamison ve Foye ile oyuna tutunmaya çalıştılar. Özellikle Foye, izlediğim en iyi maçlarından birini çıkarıyordu. Miller'ın sakatlığı ve Arenas'ın cezası ile aradığı fırsatı buldu. Yine de Miller dönünce birz daha durulur. Her neyse, diğer tarafta ise Stuckey'nin önderliğinde, Pistons takım olarak iyi oynuyordu ve önde gidiyorlardı. İkinci çeyrekte Stuckey bu sefer dışarıda tetikte bekleyen CV ve Atkins ikilisini beslemeye başladı, buldukları üçlüklerle farkı açtılar. Tabii aynı zamanda 7 dakika 24 saniye içerisinde Wizards'ın sadece 4 sayı bulmasına izin verdiler. Burada Ben Wallace faktörü ve Pistons'ın iyi savunma yapmasının yanında biraz Wizards'ın da kazmalığı etkiliydi. Özellikle Boykins yaptığı seçimlerle takımını baltaladı. Herhalde bir 4-5 bomboş atışı da kaçırdılar bu bölümde. Devreye girilirken 10 sayı farkla Pistons üstündü. İkinci yarıda toplam 3-4 dakika izleyebildim çünkü Lakers-Spurs'e geçtim. Ama okuduğum kadarıyla Stuckey (son çeyrekte 6 asist yapmış) ve Charlie Villanueva sayesinde kazanmışlar.
Jamison'ın 31 sayı 10 ribaundu vardı ancak CV'nin 6'da 5 üçlüğüyle 23 sayısı ve 9 ribaundu ve Stuckey'nin 19 sayı 11 asisti Pistons'a maçı kazandırdı. Ayrıca CV'nin daha önce kırılan burnuna darbe almasına rağmen maskeyle döndüğünü hatırlatayım.
Rockets-Bobcats: Bu maçı ise daha kısa geçeceğim: Stephen Jackson. 43 sayı ile kariyer rekorunu kırdı. 22'de 15 saha içi, 11'de 10 serbest atış ile oynadı. Ayrıca Bobcats takımının bugüne kadar bir maçta en çok sayı atan oyuncusu oldu. Tabii takımına da maçı kazandırdı. Ne isterseniz vardı Jackson'da. Boş şut değerlendirmek, şut fake'inden sonra çembere kadar gitmek, fast break bitirmek, 1'e 1 yakın savunulurken dış şut sokmak, 1'e 1 adamını geçip sayı bulmak. Yeteneklerini ve kafasını basketbola verdiğinde neler yapabileceğini gösterdi. Tabii Boris Diaw'ın, Rockets uzunlarına karşı kurduğu üstünlüğü de es geçmeyelim. Eski Diaw'ın sinyallerini aldık bu maçta, bir uzun olarak nasıl oyun kurulacağını gösterdi bize tekrardan. Diaw 19 sayı, 7 ribaund, 6 asist ve 3 blok ile oynadı.
Clippers-Grizzlies: Hiç izlemedim ancak formda olan Clippers üçüncü çeyrekte 10 civarı farkla öndeyken, salonda yangın alarmı çalmış. Maça uzun süre ara verilmiş ve yeniden başladığında Memphis geri dönüş yaparak maçı kazanmış. Tabii Kaman'ın sakat olduğunu ve Camby'nin de hasta olduğu için sadece 12 dakika oynayabildiğini de söyleyelim. Zaten sadece bu nedenle son 30 saniyelerde kritik hücum ribaundları verip maçı kaybetmişler.
Baron Davis acaip formdaymış. 27 sayı, 12 ribaund, 12 asist, 5 top çalma ile oynamış. DeAndre Jordan da onun asistlerinden yararlanarak 23 sayı atmış. Grizzlies'de ise 24 sayı 15 ribaund ve 2 blokla oynayan Gasol dışında çok dikkat çekici istatistikler yok. Yine takım olarak kazanmışlar.
Magic-Kings: Üçüncü çeyreğin sonuna kadar yakın giden maçta, son çeyrekte Kings oyuna tutunamamış. Sadece 10 sayı üretebilmişler ve 33 sayı yemişler. Howard'ın 30 sayı, 16 ribaund, 5 asist, 3 top çalma ve 3 bloğu dikkat çekiyor. Kings pota altı zayıf kalmış Howard'a karşı. Ama Carter'ın yokluğunda içeri çok top inmesi de dikkat çekici bence.
Geç olsun, güç olmasın 2 gün öncenin güzel hareketlerini verelim. Hatta maçlar hakkında da birşeyler yazacağım çünkü o gece 3 maç izleme fırsatım oldu. Neyse geçelim pozisyonlara:
Ginobili'nin reverse'ü ve pası oldukça şık.
Tyreke Evans'ın Dwight Howard'ı crossover ile geçmesi harika. En etkili hareketi zaten bu soldan sağa crossover. Tabii normal olan zaten Howard'ın geçilmesi.
Gerald Wallace aslında senede bu bloktan en az 5-10 tane falan koyuyor. Ama bu etkileyiciliğini kaybettiği anlamına gelmiyor. Atletiklik deyince aklıma gelen ilk adamlardan biri NBA'de.
Pistons'da Rip-Big Ben ikilisi 4-5 sene önceden alışık olduğumuz, çizilmiş bir hücumu oynadılar. Nostalji oldu.
Ve insan insana yapmaz pozisyonuna geldik... Dwight Howard'dan bu sezon ikinci kere insan olanın yapmayacağı, hele başka bir insana hiç yapmayacağı bir blok. İlk seferinde eski takım arkadaşı Courtney Lee'yi üzmüştü. Şimdi de Nocioni kala kalıyor. İtiraz bile edemiyor doğru düzgün.
14 Ocak Perşembe 02:00 / Washington Wizards - Atlanta Hawks 14 Ocak Perşembe 02:00 / Phoenix Suns - Indiana Pacers 14 Ocak Perşembe 02:00 / New York Knicks - Philadelphia 76'ers 14 Ocak Perşembe 02:30 / Boston Celtics - New Jersey Nets 14 Ocak Perşembe 03:00 / Los Angeles Clippers - New Orleans Hornets 14 Ocak Perşembe 03:00 / San Antonio Spurs - Oklahoma City Thunder 14 Ocak Perşembe 03:30 / Los Angeles Lakers - Dallas Mavericks 14 Ocak Perşembe 03:30 / Minnesota Timberwolves - Houston Rockets 14 Ocak Perşembe 04:00 / Orlando Magic - Denver Nuggets 14 Ocak Perşembe 05:00 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Portland Trail Blazers 14 Ocak Perşembe 05:30 / Miami Heat - Golden State Warriors
Sürüsüne maç var ama yine vakit dar.
Spurs-Thunder, Magic-Nuggets ve tabii ki Mavs-Lakers en ilgi çekici maçlar bence.
Howard'ın içeride ne kadar besleneceği ve dolayısıyla defansta ne kadar motive olacağı maçı belirleyen faktör olacak. Denver uzunlarından hep övgüyle söz ediyoruz bugün son derece zorlanacaklar. Magic, Carter'sız topu daha çok içeri indiriyor gibi. Hem bu maçta hem de Carter dönünce bir kez daha karşılaştırmasını yaparız.
Gasol hala yok ama en son 5 dakika oynayıp çıktığı maçta, Lakers Mavs'i fena yapmıştı. 40'a yakın bir farkla bitmişti. Şimdi Dallas'ta oynanacak. Kobe %99 oynuyor ama sırtı gerçekten iyi durumda değil, Artest ise muhtemelen oynamayacak gibi duruyor. Şu durumdaki Lakers'ı yenemeyecekse Dallas zaten yazın yaptıkları Marion hamlesi de tamamen boşaymış deriz... Üstelik Dampier ve Howard bu gece oynayacaklar.
Sezon başında sol diz kapağında stres kırığı oluşan Griffin için önce 6 hafta kadar kaçıracak denmişti. Ardından bu sürenin daha uzun olduğu anlaşıldı. Fakat sonra bir sıkıntı yaşanmadı, iyileşme süreci iyi gidiyordu. Griffin daha ağır çalışmalara başlamıştı. Hatta bundan yaklaşık 1 hafta kadar evvel 20 Ocak'ta döneceği açıklanmıştı. Ama Griffin diziyle ilgili sıkıntı çekince, kontrole girmiş ve aslında diz kapağının yeterince iyileşmediği ortaya çıkmış. Yakın bir zamanda ameliyata girecekmiş. Rehabilitasyon dönemi de 4-6 ay arası olacakmış. Kısacası sezonu kapadı.
2007 seçimi Greg Oden'dan sonra, şimdi de Griffin. Oden'dan çok daha fazla gelecek vaat eden ve yetenekleri kesinlikle daha üst seviyede olan Griffin adına büyük bir mental darbe. Clippers laneti sanırım gerçek... Halbuki ben de onun dönüşüyle Clippers'ın playoff'lara kalacağına inanıyordum. Moralim bozuldu vallahi.
Greg Oden'ın yaptığı gibi yılmadan çalışıp, kendisini geliştirerek 2010-11 sezonuna girer inşallah. Tabii sonu yine Oden gibi olmasın. Aman derim...
2 gün önceki 40 sayı attığı Blazers maçından bir pozisyon. Yeni gördüm. Bu nasıl bir zıplamaktır ya? Sen git tank gibi bir vücuda sahip ol, bir koluna Duncan'ı, diğerine Garnett'i takıp yine smaç basabilecek kadar kuvvetli ol. Yetmesin üzerine bu videoda gördüğümüz kadar atletik ol. Hani mesela Artest'in LeBron ile kapışabilecek bir vücudu ve gücü olduğunu hep söyleriz, Artest şunun yarısı kadar zıpladığı zaman mutlu oluyordur.
Şunun adı ayıptır, hiledir. Tek açıklaması da Tanrı tarafından basketbol oynamak için yaratılmış olmaktır.
2 gün önec Heat-Clippers maçını seyrediyordum internetten ama yukarıdaki videoyu kesip biçmem gecikti biraz. Şu pozisyon olduğunda önce kocaman bir yuh çektim Bavetta'ya. Yaş gelmiş 107'ye, gözler olmuş 32 numara hala hakemlik yapıyor. Şu pozisyonda Q-Rich'e faul çalmak çok büyük beceri ve basketbol bilgisi ister yani. Adam pozisyonunu almış, yarım dairenin bir hayli önünde bekliyor. Eric Gordon aslında kontaktan kaçarak turnikeyi bırakmak istiyor ama yine de açık bir şekilde hücum faul yapıyor. Bu durumda tabii ki Bavetta defansa faul çalıyor. Yetmiyor tam o sırada Joe Forte hücum faul kararı verdiği için (7. saniyeye bakın) tartışmaya başlıyorlar.
İşte burada olay yanlış karardan, acizliğe dönüşüyor. İki hakem birbirlerini ikna edemedikleri için karşılıklı faul çalıp, hava atışına karar veriyorlar!! Bazı pozisyonlarda ribaund mücadelesinde gerçekten topun kimden çıktığına dair hiç fikirleri olmadığı zaman hava atışı yaptıklarına şahit olmuştum ve hatta yanlış olsa bile anlayışla karşılamıştım. Ama bu nedir ya? Pozisyon gözünüzün önünde oluyor apaçık bir şekilde ve siz gidip hava atışı yaptırıyorsunuz?
Tabii olay burada da kalmıyor. Camby ve Jermaine O'Neal çakallık yapıp top tepe noktasına ulaşmadan müdahele ediyorlar. Atışın tekrarına karar veriliyor. Seyirciler homurdanmaya başlıyorlar. Camby ile Jermaine yine zıplıyorlar ve bu sefer ilk pozisyondan bile daha bariz bir şekilde topa çok erken müdahele ediyorlar. Camby'nin çeldiği top Clippers'da kalıyor ama düdük falan çıkmıyor.
173 NBA oyuncusuna: "Size göre en çok trash-talk yapan kim?" diye sorulmuş. Anket sonuçlarında %62 oy ile açık ara farklı Garnett birinci çıkmış. Tabii trash-talk'un Türkçe'si çöpçü değil ama tam anlamıyla Türkçe'si de yok. Rakibe meydan okuyan, onları aşağılayan, küçük gören konuşma olarak tanımlayabiliriz. Ben sonuca hiç şaşırmadım, eminim çoğunluk da şaşırmamıştır. Garnett'in bu konuda ne kadark kötü bir şöhrete sahip olduğunu biliyoruz. Daha geçen sezon Bulls'a karşı mola sırasında oyun alanına kadar gelerek bench'ine doğru giden Gordon'a bağırarak birşeyler demişti. Yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Ayrıca bir yerlerde Garnett'in kendisini maçlara konsantre etmek için soyunma odasında "Karşı takım benim aileme tecavüz etti, onların hepsi birer ..." falan şeklinde kendi kendine konuştuğunu, gaza geldiğini okumuştum. Çok büyük spekülasyon gibi duruyor ve doğru olmama ihtimali de yüksektir ama ateş olmayan yerden de duman çıkmaz. Okuduğum zaman "Yok canım Garnett yapmaz bunu" diyememiştim, ne yalan söleyeyim...
Kısacası Garnett açık ara 1 numara evet. Geri kalanlar da şöyle sıralanmış: %7 Kobe %5 Rasheed %3 Paul Pierce %3 Nate Robinson
Celtics'ten 3 kişinin %70 oy topladığının altını çiziyorum. Pek sempatik(!) bir takım olduklarını bu şekilde kanıtlanmış oldu adeta. Benim herhangi bir alıp veremediğim yoktur Celtics ile, onu da ek not olarak düşeyim...
Son olarak da NBA'in trash-talk'un efsaneleri Michael Jordan, Gary Payton, Charles Barkley üçlüsünü analım.
Dün gece izlerken "Eyvah yine mi?" dedim bir pozisyonda. Çünkü daha henüz 1-1.5 ay kadar önce abuk bir pozisyonda burnu kırılan Villanueva'ya Haywood istemeden de olsa bir dirsek çaktı. Pistons'ın uzun forveti yerde kaldı. Ancak sonrada maskeyle geri döndü oyuna ve 11 sayı üreterek maçı kazandırdı. Seviyorum bu adamı ben. Daha önce burnun kırılmış, sert bir darbe alıyorsun ve maskeyi takıp, dönüp takımına maçı kazandırıyorsun.
Başlığa dönecek olursak, birkaç maç evvel Blatche perdeleme yaparken Vince Carter'ın omuzundan sakatlanmasına neden olmuştu. Şimdi de Haywood rakibini sakatladı. Wizards'ın karşısına çıkacak takımlar dikkatli olsalar iyi ederler. Bu arada Villanueva'nın burnu yeniden kırılmadı herhalde, çünkü demin maç raporuna baktım hiç bahsedilmemiş bile. Maskeli resmi de aşağıda:
13 Ocak Çarşamba 02:00 / Detroit Pistons - Washington Wizards 13 Ocak Çarşamba 02:00 / Houston Rockets - Charlotte Bobcats 13 Ocak Çarşamba 03:00 / Los Angeles Clippers - Memphis Grizzlies 13 Ocak Çarşamba 03:30 / Los Angeles Lakers - San Antonio Spurs 13 Ocak Çarşamba 05:00 (NBA TV) / Orlando Magic - Sacramento Kings
Bu post'u pek kaale almanıza gerek yok. Dün gece yazacak vaktim yoktu, arşivde eksik kalmasın diye dünkü programı bugün koyuyorum.
Kal İspanya'da, seni yılda sınırlı sayıda izlediğim Barça maçlarında gördüğüm bile fazla gelir. Daha üzerine Avrupa ve Dünya Şampiyonları, Olimpiyatlar var. Of of... Bu ne be?