Günün hayvan performansları: Geçtiğimiz Dallas maçında evlerinde 51 sayı fark yemişti Knicks, bu gece karşılarında Minnesota’yı bulunca taraftarlarına affettirmek istemişler kendilerini. 16-40 gibi bir ilk çeyrek skorundan sonra maç bitmiş. Zaten savunma yapamayan Wolves bu bölümde dökülmüş adeta. Sakatlığı bulunan Wilson Chandler’ın 20 sayısının 14’ü ilk çeyrekte gelmiş. David Lee 17’de 12’yle 28 sayı 10 ribaundla oynamış. Karşısındaki Al Jefferson’ın 2/8’de kalmış olması maçı özetliyor. Ayrıca kenardan Al Harrington’ın da 26 sayı 10 ribaundu var ama maç koptuktan sonra gelmiş hepsi. Maç New York’un farklı galibiyetiyle bitmiş tabii ki.
Washington’da maça iyi başlayan ekip Wizards olmuş fakat Lakers, bench oyuncularıyla birlikte maçı kendi lehine çevirmiş. Wizards oyuncuları savunma yapmamaya karar verince hücumdaki çabaları anca farkı 10 civarı tutmaya yetmiş. Kobe’nin 15’te 8’le 26 sayısı 8 asisti, Gasol’ün de 10/15 ile 26 sayısının yanında 10 ribaundu var. Zaten normal üstü bir performansa ihtiyaç duymadan kazanmış maçı Lakers.
Stephen Jackson, Phoenix deplasmanında 30 sayı 9 ribaund 5 asistle oynamış. Bobcats’in deplasmanda ne kadar kötü olduğunu biliyoruz fakat evlerinde oynadıkları maçta Phoenix’i tarihi ilk yarı skorundan sonra çok rahat yenmişlerdi. Bu maçta da Suns, Stephen Jackson’ın bitime 20 saniye kala attığı üçlüğe karşılık, Dudley bomboş olan J-Rich pas vermeyip zorlama bir şut deneyince maç uzatmaya gitmiş. Gerald Wallace’ın son çeyrekte 6. faulünü alıp oyundan çıkmasına rağmen, Bobcats oyuncuları uzatmada 16’ya 11 üstünlük kurunca kulüp tarihinin Phoenix’teki ilk galibiyetini almayı başarmışlar. Ayrıca sezona müthiş bir giriş yapan Arizona ekibi, son 10 maçın 7’sini kaybetti.
Nowitzki’nin 25’te 11’le 28 sayısı, 5 asisti ve 8 ribaundu var fakat son hücumda Mbah a Moute’nin müthiş savunması karşısında topu kaptırarak Bucks’a maçı kazanma şansı vermiş. Mbah a Moute bu sezon pek çok yıldızın canını yaktı savunmasıyla. Ancak Carlos Delfino son hücumu değerlendiremeyince maç 107-108 Dallas galibiyetiyle sonuçlanmış
Boşa kürek çekenler: Antawn Jamison sakatlığına rağmen 45 dakika sahada kaldığı maçta 22’de 11’le 27 sayı atmış 9 ribaund almış ama yukarıda yazdığım gibi takım olarak savunma yapamadıkları için yenilgi kaçınılmaz olmuş Wizards için.
Uzatmada kaybeden Suns’da Nash’in 23 sayısı 9 asisti var fakat yanında 6 top kaybı da yapmış ve şut yüzdesi 22’de 7. Maçta Phoenix’e en büyük katkıyı yapan isimler kenardan 12’de 7’yle attığı 20 sayısıyla Frye ve 13’te 7’yle 18 sayı atıp 10 ribaund alan Jared Dudley.
Dallas uzunları savunmada görevlerini iyi yapamamış, 14 şutundan sadece 1’ini kaçırmış Andrew Bogut, 32 sayısı 9 ribaundu var. Carlos Delfino da 12 şutunun 8’ini sayıya çevirerek 22 sayı atmış, yanında 6 ribaund 5 asisti var.
Çaylak Steph Curry, Kings’e yenildikleri maçta 22’de 10’la 27 sayı, 9 ribaund 6 asist 3 top çalmayla oynamış. Maçtan önce Tyreke Evans’ın aldığı ayın çaylağı ödülünü hazzedememiş olsa gerek. Aynı maçta D-League’den gelen Cartier Martin de 20 sayıyla kariyer rekorunu kırmış, yanında 7 ribaund almış.
Takımı baltalayanlar: Müthiş geçen birkaç haftayı geride bıraktıktan sonra berbat bir maç çıkarmış ve sadece 22’de 3’le şut atmış Maggette. 13/16 serbest atışla en azından skor üretmeyi başarmış 12 de ribaundu var ama iyi bir maç çıkardığı anlamına gelmiyor bunlar. Sadece 1 asistine karşın 4 top kaybı var. Sanırım Monta'nın yokluğunda ipleri eline almaya çalışmış fakat başarılı olduğu söylenemez.
Sakatlıktan döndükten beri beklentileri hiç karşılayamayan Kevin Martin de 9’da 1’le kalmış. Zaten maçta Sacramento %38, Golden State %32’yle şut atmış toplam.
Günün X-Faktörleri: Lamar Odom'un bench'ten 10’da 7’yle 15 sayısı 8 ribaundu var. Ayrıca Lakers benchinin toplam attığı sayı 38, özellikle Odom ve Shannon Brown’ın yaptığı savunmanın Wizards’ın önde götürdüğü ilk çeyrekte farkın kapanıp maçın dönmesine katkısı büyük olmuş.
Boris Diaw, eski takımının sevdiği temposuna karşı 24 sayı 11 ribaund 5 asistle oynamış. Aynı maçta Flip Murray’nin de kenardan 13’te 6’yla 14 sayılık katkısı var. Beno Udrih kenardan 15’de 8’le 24 sayı 5 asist 4 ribaundluk katkı yaparak maçın kazanılmasında büyük pay sahibi olmuş, özellikle takımların bu kadar kötü şut attığı bir maçta.
Oden'ın çırılçıplak fotoğrafları internete düştü efendim. Bildiğimiz kendi fotoğrafını aynadan çeken gençler gibi ama işte çırılçıplak. Yani çıplak derken bildiğimiz anadan doğma. Hani özellikle üstüne basa basa söyleyeyim de sonra bir yanlış olmasın. Oden bu fotoğrafları 1.5 yıl kadar önce, o zamanki kız arkadaşına gönderdiğini söylemiş. Taraftarlar ve kulübünden özür dilemiş. Durumun utanç verici olduğunu da belirtmiş. E be Greg Oden, E be Greg Oden! ("E be köylü kızı" edasıyla). Sen sonuçta NBA'de yer alan ünlü bir basketbolcusun, hiç mi düşünmedin ileride o kızdan ayrıldığında bu tip fotoğrafların internete düşeceğini? Utanmayı sonuna kadar haketmişsin bence.
Fotoğrafları tabii ki paylaşmıyorum açık açık ama aşağıda link'leri mevcut. Çok isteyen, meraklı bünyeler, ısrarla fotoğrafları görmek istiyorlarsa tıklayabilirler. Ama kesinlikle +18'dir ve bazı kişileri rahatsız edebilir. Sonuçta anadan doğma, çıplak bir adam. Ayrıca pek çok erkeğin moralini bozacak hatta depresyona sokacak tarzdadır. Benden uyarması. Birinci fotoğraf İkinci fotoğraf
Bir arkadaşımdan alıntı yaparak, espriyle sonlandırayım: Ben Portland Trail Blazers yöneticisi olsam "Utanç değil gurur duyuyoruz." şeklinde bir açıklama yapardım.
Öncelikle en çok konuşulan konuyla başlayayım: Hedo-Carter Takası. Tamam belki resmi bir takas değildi ama öyle değerlendirmek lazım. Bu konu hakkında Carter takıma geldiği gün yazdığım detaylı analizi okumanızı öneriyorum.
Bence Hedo + Lee'ye karşılık Carter almak gibi bir şansınız varsa, tetiği çekmeniz kadar doğal birşey olamaz. Her ne kadar Carter'lı takımın top paylaşımı ve dolaşımında Hedo'luya oranla problem yaşayacağını öngördüysem de, ben hala Magic'in yanlış yaptığını düşünmüyorum. Rakiplern hepsi yıldız sayılarını arttırırken, bu hamle kaçınılmazdı onların adına. Sonuçta Hedo ile Carter arasında, Hedo'nun tek avantajının kimya olduğunu kabul etmemiz gerek. Kimya da zamanla yakalanabilecek bir olgudur. Yani Carter sezon ilerledikçe, takıma uyabilir - Hedo kadar olamayacağı kesin bence, o ayrı - ancak Hedo'dan da asla yetenek olarak Carter'ın yakınına gelmesini bekleyemezsiniz.
Bu konuyu aradan çıkardıktan sonra detaya inmeye başlayalım. Vince Carter'ın derdi ne? Vinsanity kesinlikle beklenilen seviyeden uzak bir basketbol oynuyor. Ama ben bunda 2 aydır yakasını bırakmayan sakatlıkların payı olduğunu düşünüyorum. Tamam Kidd-Jefferson'lı Nets'teki Carter'ı bekleyen yok (Raptors'dakini zaten yok) ama şu anda izlediğimiz de kesinlikle gerçek Carter değil bence. Zaten Nelson'ın eksiği olan oyun kurma ve top dağıtma konusunda Hedo'nun avantajlı olduğuna, bu yazının başında verdiğim linkte, tam 7 ay önce değinmiştim. Bunlar benim açımdan beklenen şeylerdi. Benim değinmek istediğim şeyler bu sezon oynanan basketboldaki eksikler.
Carter hakkında da fikrimi belirttikten sonra gelelim Magic'in bana göre gerçek problemlerine. Bir kere takımın en önemli oyuncusunun Dwight Howard olduğunu yazarak başlayayım. Hidayet'in takım kimyasındaki artısını burada görüyoruz. Howard top alma ve beslenme açısından geçtiğimiz seneye oranla sıkıntı çekiyor. Geçen sezon 12.5 top kullanırken maç başına, bu sene 9.5'ta kalıyor Howard. Yani saha içi denemeleri, serbest atışlarından (10.2) daha az. Bazı maçlarda 6-7 dakika boyunca hücumda eline top değmediği oluyor. Bir hücuma bir defansa boş boş koşup duruyor. Dwight Howard'ın nasıl bir güç olduğunu Aldridge'den dinleyelim. Maçtan önce kendisine Dwight ile eşleşeceği hatırlatılıyor ve onu nasıl tutmayı düşündüğü soruluyor, cevabı: "Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum." Yani sonuç olarak böyle bir pivotun 6-7 dakika top almaması kabul edilebilir birşey değil. Zaten hücumda rol alamayan ve boş boş koşturan Dwight Howard'ın da savunmadaki konsantrasyonu da bir süre sonra kayboluyor. Hele bu dönemde Magic'in şutları girmezse, rakip takımlar bir anda 10-0 gibi seriler yakalıyorlar. Yani Howard'ın beslenememesi hücumun yanında savunmalarını da etkiliyor... Bunun yanında Lewis'i fiziksel olarak zorlayan uzun forvetlere karşı Bass'in kullanılmayışı ve Lewis'in 3 numaraya çekilmeyişi de defansif yönden problem bence. Fakat bu yazıda özellikle Magic'in 7-8 kere üst üste üçlük denerken yediği seriler dikkatimi çektiği için hücuma değiniyorum.
İşte Magic'in gerçek sorunlarından biri bu. Hedo'yu aramalarının 1 numaralı sebebi. Peki Howard'ın kısırlığa itilmesinin sorumlusu Carter mı? Bence değil. Van Gundy'nin bu konuda birşeyler yapması gerektiğine inananlardanım. Burada 2 ihtimal var. Ya SVG takımın ısrarla her 2 hücumda 1 topu Howard'la buluşturması gerektiğini söylemiyor, ya da daha kötüsü bunu söylemesine rağmen oyuncular onu dinlemiyorlar. İki yoldan da problemin kaynağına yani Van Gundy'e çıkıyoruz bence.
Gelelim Magic'in ikinci ve bana göre Dwight Howard ile aynı önem oranına sahip sorununa: Üçlükler. Magic 3 sezondur şut odaklı bir takım, zaten bunu bilmeyen NBA sever yok. Ancak bu sene işler iyice zıvanadan çıkmış durumda. Orlando Magic, takım olarak şutlarının yaklaşık olarak %37'sini üçlük olarak deniyor. Bu ne demek biliyor musunuz?
Geçtiğimiz sene bu rakam 32 civarlarındaydı. Peki size NBA'in en üçlükçü takımını sorsam %90'ınız ne cevap vereceksiniz? Knicks değil mi? Size hemen onların son 2 sezonda ne kadar üçlük denediğini söyleyeyim: %32 ve %31. Yani, NBA'in açık ara en çok şuta dayalı oynayan takımı Magic. Hani bu şutları guard'lar içeri daldıktan sonra, gelen yardımlardan dolayı zorunlu olarak dışarı çıkarsalar ona da razıyım - ki o şekilde bile %37 üçlük oranı inanılmaz yüksek. Ama yok, çoğunlukla dışarıda top dolaştırarak denenilen üçlükler görüyoruz Magic'ten. Üçlük iyi, güzel, hoş ama bazen - özellikle üçlükler girmemeye başladığında - dış şut atmayı kabullenmemek, fake atıp çembere gitmek çok daha doğru bir seçim haline gelir. Çembere gidemiyorsanız bile, fake'ten sonra 3-4 adım içeri girip bir orta mesafe isabeti bulmak yine takımın/oyuncunun güvenini yerine getirir. Ondan önceki 6 üçlüğü kaçırdığınız aklınızdayken ve üzerinize defans koşarken üçlük denemekten daha iyi bir seçim olduğuna kalıbımı basarım.
Magic'in başka ufak problemleri de var tabii ki ama onlara çok kısa kısa değineceğim. Jameer Nelson elbette geçtiğimiz sezonki formunda değil ama herhalde kimse onun %50 ile şut atmasını beklemiyordu. Zaten geçtiğimiz aylarda yaşadığı diz sakatlığı da hala tamamen geçmiş değili, o yüzden savunmada da zorlanıyor. Jason Williams oynadığında ise takım hücumda işliyor gibi gözükse de, savunmada korkuluk görevi yaptığından Magic çok kolay sayılar yiyor. Ayakları Fisher'dan bile yavaş diyeyim savunmada, siz anlayın... Yani kısacası Magic'in savunması eleştirilecekse, bu asıl olarak oyun kuruculardan kaynaklanıyor. Ama benim izlediğim 15'e yakın Magic maçında asıl problemler yukarıda yazdıklarım diye düşünüyorum.
Örneğin Terry Porter gelip 4 senedir hızlı tempoda oynayan ve oyun kurucusu Nash olan Suns'a ağır tempoda oynama prensibini getirebildiyse, Stan Van Gundy oyuncularına "Topu Dwight Howard'a indirin" veya "Her yarı-boşta olduğunuz pozisyonda üçlük sallamayın" diyemiyor mu? Bence Magic'in asıl problemi burada yatıyor. Biraz daha çembere gitmeleri ve Howard'ı beslemeleri gerekiyor, ligin boyalı alandan en az sayı bulan takımlarından biri Magic. Evet Howard'a rağmen böyle ve geçen sezon için de aynı şey geçerliydi, sadece bu sezonki kadar çok üçlük zorlamıyorlardı.
Son olarak da şunu belirteyim, böyle oynamaya devam etseler bile Vince Carter %100 duruma geldiğinde yine doğunun zirvesine oynayacaklardır ama playoff'larda yapacakları sınırlı kalacaktır.
27 Ocak Çarşamba 02:00 / Los Angeles Lakers - Washington Wizards 27 Ocak Çarşamba 02:30 / Minnesota Timberwolves - New York Knicks 27 Ocak Çarşamba 03:30 / Milwaukee Bucks - Dallas Mavericks 27 Ocak Çarşamba 04:00 / Charlotte Bobcats - Phoenix Suns 27 Ocak Çarşamba 05:00 / Golden State Warriors - Sacramento Kings
Herhalde Bobcats - Suns'ı tercih ederdim ama Ersan'ın Nowitzki ile eşleşmesini izlemek de hiç fena bir seçenek değil. Ersan çıkışa geçtiği dönemde Alman forveti müthiş tutmuştu ancak Nowitzki uzatmaya giden maçta son saniyede Mbah a Moute'nin üzerinden biraz da şansıyla basketi bulup, maçı Mavericks'e kazandırmıştı. Ersan ve Milwaukee'nin formda olduğu bir dönemdi, şimdi ise tam tersi, üstelik maç Dallas'ta. Knicks'e tarihi bir fark atan Mavericks moralli. Bugün de çok büyük ihtimalle Mavs galibiyeti ile bitecek maç.
Yaklaşık 1 hafta kadar önce Bobcats'ten deplasmanda 40 civarı bir fark yiyen Suns bu sefer rakibini konuk ediyor. Tepetaklak gidiyor Suns. Son 8 maçın 6'sını kaybettiler ancak bunların 5'i deplasmandaydı. Robin Lopez'i pivotta başlatarak, ribaund ve yumuşaklık sorununa çare getirmeye çalışıyorlar. Barbosa yok, son maçta sakatlanan Hill hakkında henüz bir haber yok. Ama en büyük avantajları Dragic'in müthiş formu, evlerinde iyi oynamaları ve Bobcats'in artık abartılı boyutlara ulaşan deplasman fobisi (3-17).
NBA işte böyle birşey. 82 maçlık maraton içinde büyük iniş çıkışlar elbette kaçınılmaz. Ta 18 Aralık'ta internetten maç izlerken aldığım bir kare. Görüyorsunuz Cavs nerelerde. Şimdi sorsanız en kötü ihtimalle ilk 2'ye koyarlar. Celtics'in ise en azından 1 sıra düşeceği kesin gibi. Tabii asıl önemli olan playoff'lara hangi takımın formda ve sağlıklı gireceği. Yan tarafa da bir anket koydum konuyla ilgili.
Deron Williams sakatlığında NBDL'den 10 günlük kontrat imzalanarak getirilen bir isimdi Gaines, ona haber verilen anın videosunu yukarıda bulabilirsiniz. Ardından Cavs'e karşı attığı maçı kazandıran üçlükle (aşağıda görebilrsiniz) sükse yaratan Gaines'e 2. bir 10 günlük kontrat verilmişti. Şimdi onun da süresi doldu ve Jazz onu bırakmak yerine sezon sonuna kadar sözleşme imzalamayı tercih etti.
Aslında bana göre pek önemli bir haber değil. Muhtemelen ellerinde sadece 2 tane oyun kurucu (Price-Deron) olmasından dolayı 3.'yü takıma katmak istediler diye düşünüyorum. Ama Cavs maçından sonra - özellkle Utah taraftarlarınca - büyük sempatiyle bakılan oyuncunun bu iyi haberini paylaşayım dedim. Çalışma, sabır, şansın sonunda NBA'e adımını attı 1 sezonluk da olsa ama tabii önemli olan devamını getirip getiremeyeceği.
Günün hayvan performansları: Lebron-Wade çok çekişmeli bir ikinci yarı yaşatmış izleyenlerine. İstatistik olarak Wade daha iyi gözüküyor fakat LeBron son saniyede Wade’den topu çalarak galibiyeti getirmiş takımına. Maçın 2. çeyreği adeta düello havasında geçmiş, Wade 17 Lebron 20 sayı atmış bu bölümde. LeBron maçı kazandıran iki serbest atışıyla birlikte 32 (9/23) sayısı, 9 ribaundu 4 asisti var.
Zach Randolph izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor. Tam 9’u hücumda tam 19 ribaundu var, Lewis tahmin ettiğim gibi onu durduramamış. Ama SVG diğer uzun forvetlere bakmamış bile neredeyse. Randolph'un 21’de 9’la da 23 sayısı var. Tabii maçı Memphis’e asıl kazandıran son çeyrekteki takım oyunlarıyla bütün oyuncuların skora katkı yapması. Gasol’ün 8’de 5’le 19 sayısı 8 ribaundu, O.J. Mayo’nun 15’te 7’yle 20 sayı 7 ribaundu var. Sezon başında biri “Memphis” ve “takım oyunu” kelimelerini aynı cümle içinde kullansa sadece gülerdim. Iverson'ın ayrılması bu konuda büyük ilerleme kaydetmelerini sağladı. Ayrıca Memphis evinde 11 maçtır kazanıyor. Bobcats'le beraber bir başka seyirci çekemeyen takım evinde coşuyor ilginç.
Josh Smith, arada çıkardığı müthiş performanslardan birini Houston’da sergilemiş. 22 sayısı, 10 ribaundu 4 top çalması ve 4 bloğu var Rockets karşısında. Daha ne yapsın. Kimse karşısında duramamış, maçı da 102-95 kazanmış Atlanta. Bu Hawks’un Houston’da 1999’dan beri kazandıkları ilk maç.
Rose 23’te 13’le 27 sayı atmış, 6 da asisti var. Beklenen başlangıcı yapamayışını affettirmeye devam ediyor son zamandaki iyi performanslarıyla. Spurs, yine son çeyrekte kaybetmiş maçı. Sezon sonuna kadar değişecek mi bu kolay maç vermeler acaba.
Billups Carmelo’nun yokluğunda Denver’ı yine galibiyete taşımış. 27 sayısı 11 asisti 6 ribaundu var. Genç oyun kurucular bu adamın 13. yılında hala neler yaptığına bakıp bir şeyler öğrensin. Deplasmandaki yenilgilerine alıştığımız Bobcats bu maçtan da 93-104 mağlup ayrılmış
Carlos Boozer %70’le 21 sayı atmış, yanına tam 20 ribaund ekleyerek kariyerindeki 5. 20-20’sini yapmış. Phoenix yine üstün geçirdiği maçı (2. çeyrekte 45 sayıları var) ikinci yarıda vermiş.
Chris Paul, Roy’suz Portland’a karşı sırtlayarak 4 saniye kala attığı basketle maçı takımına 98-97 kazandırmış. 17’de 9’la 24 sayısı 13 asisti ve 7 ribaundu var maçta. Blazers adına Batum’un bu sezon çıktığı ilk maçtı bu ayrıca.
Boşa kürek çekenler: 21’de 10’la 32 sayı, 10 ribaund 3 top çalma 1 blokla oynamış Wade. Maçın ilk çeyreğinde 10 sayı fark atmış Miami ancak kalan sürede Heat oyuncularının kötü şut performanslarının da yardımıyla Cavs farkı eritmiş. Son Heat hücumunda, fark 1 sayıyla Miami lehineyken Wade, onu Lebron’un savunduğuna aldırış etmeden çok gereksiz bir bel arkasından pas deneyerek topu kaptırmış. Lebron da bu iyiliği geri çevirmemiş ve iki serbest atışta da isabet bularak maçı kazandırmış takımına.
Dwight Howard, 9/ 14 ile 27 sayı atmış ve 15 ribaund almış. Ama en etkileyicileri 6 bloğu ve 11’de 9 serbest atış yüzdesi. İlk üç çeyrek Memphis oyuncularına pota altını karartsa da malubiyeti önleyememiş.
Nash’in 15 sayı 15 asisti var, ayrıca 8000. asistini de bu maçta yapmış ve tarihte bunu başaran 8. oyuncu olmuş, Payton'ı da geçecektir. Kariyerinin sonuna kadar 2 sıra daha atlayıp 6.'lığa oturacaktır. Fakat maçta Phoenix adına asıl ilginç olan Dragic’in attığı 32 sayı. 32. İki gün önce kariyer rekorunu 20’yle kırmıştı bu adam. Kendisine ne oldu cidden bilmiyorum; 6/7, 4/6 ikilik. Frye de son zamanlarda yedek başlamasına rağmen bu maç 15’te 8’le (5/10 üçlük) 21 sayı atmış.
Günün X-faktörleri: Shaq, oynadığı dakikalarda ince Heat uzunlarına zor anlar yaşatmış. 13’te 9’la 19 sayısı 5 ribaundu var. Gibson da Mo Williams’ın yerine oynadığı maçta 6’da 4 üçlük atarak takımına katkıda bulunmuş. Kenardan 10 ribaund 13 sayıyla double double yapan Varejao da Cavs’in galibiyetinde yardımcı olan isimlerden.
Arron Afflalo, Charlotte karşısında kendinden geçmiş. Geçen Hornets maçında attığı üçlüklerle maçı kazandırmıştı, bu maçta da durmamış kendisi. 11’de 9’la (6 üçlük) şut atmaya eyvallah ama 7 asist? Emin olduğum gibi kariyer rekoruymuş. 24 sayısıyla da bir diğer rekoru egale etmiş. Kısacası Charlotte’u asıl deviren adam olmuş kendisi.
Kirilenko geçende Spurs’e yaptığı patlamayı bu maç Phoenix’e karşı yapmış; 12’de 8’le 25 sayı 6 ribaund 3 blok. Phoenix defans yapmıyor ama yine de şaşırttı Kirilenko. Utah'ta gerçekten kalmak istediğini kanıtlamaya çalışıyor zannedersem. Aynı maçta çaylak Wesley Matthews de 13’te 7’yle kariyer rekorunu kırmış Phoenix’e karşı. 10 sayısı son çeyrekte gelmiş. Zaten yukarılarda da görüldüğü gibi enteresan istatistikler olmuş bu maçta.
Hawks koçu Mike Woodson kaşlarını traş etmiş ve seksi/yakışıklı göründüğünü düşünüyormuş Horford'ın dediğine göre. Gerçi zaten öyle çok gür kaşları yoktu ama yine de ilginç olmuş bir hayli. Maçtan önce de Josh Smith cırt cırttan kaşlar yapıştırmış Woodson'ın kafasına ve bir hayli eğlenmişler ortaya çıkan imajla:
Şimdi Yahoo'da gördüm. Sezon sonuna kadar garanti olmayan bir kontrat imzalamışlar. Hayırlı olsun. Obama yanlış zamanda başkan oldu. Şundan 20 sene önce başkan olacaktı. İşte o zaman zevkten 4 köşe olurdu, devamlı Jordan-Phil Jackson ve Bulls ziyaretine gelirlerdi. Bunu söylemememin nedeni Obama'nın Bulls taraftarı olması tabii ki.
26 Ocak Salı 02:00 / Indiana Pacers - Philadelphia 76'ers 26 Ocak Salı 02:30 / Cleveland Cavaliers - Miami Heat 26 Ocak Salı 02:30 / Los Angeles Clippers - Boston Celtics 26 Ocak Salı 03:00 / Orlando Magic - Memphis Grizzlies 26 Ocak Salı 03:30 / Atlanta Hawks - Houston Rockets 26 Ocak Salı 03:30 / Chicago Bulls - San Antonio Spurs 26 Ocak Salı 04:00 (NBA TV) / Phoenix Suns - Utah Jazz 26 Ocak Salı 04:00 / Charlotte Bobcats - Denver Nuggets 26 Ocak Salı 05:00 / New Orleans Hornets - Portland Trail Blazers
Pek çok izlenesi maç var. NBA TV'deki de güzel maçlardan biri.
Ligin en büyük 3 yıldızından 2'si karşı karşıya diyelim (incitmeyelim madem LeBron severleri)... Wade'in yardımcılarının kalitesi pek yüksek değil - Beasley hariç, ki o da ne kadar yüksek tartışılır. Ama Cavs'in de hala eksikleri bulunuyor. Mo-Will zaten 1 ay yok ve West'in parmağı kırık ancak Moon'un dönme ihtimali varmış. Shaq oldukça ince olan Jermaine-Haslem ikilisine karşı Thunder maçındaki gibi oynarsa Cavs avantajlı olur.
Magic - Grizzlies maçında, Dwight Howard'ın savunmada ne kadar konsantre olduğuna göre maçın gidişatı belirlenecek. Ayrıca bu maçta Randolph, Lewis'i paçavra edebilir. Bu gerçekleşirse Magic'in gerçek bir 4 numaraya (Bass) dönmesi mantıklı olabilir dönem dönem.
Ayrıca ligin en iyi 4 oyun kurucusundan 2'sinin karşılaşması NBA TV'de, son dönemde Suns'ın form durumu ve Barbosa'nın ameliyat olması tabii ki Jazz'ı favori yapıyor ancak bugün açık favorili bir maç yerine çekişmeli bir mücadele bekliyorum. Robin Lopez - Boozer eşleşmesi pek çok şeyin cevabını verecek maçta.
Cavs-Clippers maçını izlerken almıştım zannedersem bu kareyi. Mobley son oynadığı takım olan Clippers'ın şehri Los Angeles'ta yaşıyormuş ve arada sırada maçlara geliyor kendisi. Daha önce de bir maçta görmüştüm. Severdim bu adamı. Steve Francis ile 'aşk' yaşamaları ve Francis'in o Magic'ten takas edildikten sonra yaptığı açıklamalara hala gülerim. "Ben onsuz ne yapacağım, geceleri uyuyamıyorum." tarzında şeyler söylemişti Francis, Mobley'nin rüyalarına girdiğini bile dilegetirmişti yanılmıyorsam....
Al bak şimdi Steve, karşında duruyor Cuttino. O da basketbolu bıraktı sen de, doya doya 'aşırıya kaçan' arkadaşlığınızı sürdürün şimdi. Bu arada bilmeyenler için söylemeyi unutmuşum, Mobley geçtiğimiz sene Knicks'e takas olmuştu Zach Randolph karşılığında. Ancak yapılan kontrollerde ciddi bir kalp rahatsızlığına rastlandı ve basketbolu hemen bırakmak zorunda kaldı. Mobley'e sağlıklı bir yaşam diliyorum buradan...
Dün Hedo'yla başlamıştık, bugün de devam edelim. Mail yoluyla videoyu paylaşan Berk ve Semih'e teşekkürler. Magic forması giyerken playoff'larda maç öncesi yediği pizzayı hatırlattı bana bu reklam/kampanya, aşağıda o fotoğrafı görebilirsiniz. Yanlış hatırlamıyorsam o maçta müthiş oynamıştı Hedo. Bir denemeli bence yine maçlardan önce pizza yemeyi, bakarsınız formunu bulur yeniden. Gerçi zaten yiyormuş Magic'te her maçtan önce ama acaba aynı ritüeli Toronto'ya da götürdü mü?
Günün Hayvan Performansları: New York gibi bir takım %33’lerle şut atıp karşısındaki %58’lere çıkarsa ne olur? Dün gece Madison Square Garden’da 50 sayı fark olmuş (128-78), Mavs lehine elbette. Böyle normalin ötesinde bir maçta hayvana hayvan denir mi bilmiyorum ama maçta göze çarpan isim 15 sayı 18 ribaund 2 blokla Drew Gooden olmuş. Dallas bu galibiyeti Kidd ve Dampier’dan yoksun almış üstelik. Hani Dampier, Knicks'e karşı pek de önemli değil ama Kidd'siz 50 sayı fark atmaları gerçekten çok ilginç. Kulüp tarihinin en farklı galibiyetini aldılar. Knicks'in de en farklı 2. mağlubiyeti olmuş bugüne kadarki. Kısacası pek normal bir maç değildi evet.
Camby yine görevini fazlasıyla yapmış Washington’da. Tam 19 ribaundu, iki tanesi aynı pozisyonda olan 5 bloğu ve 12 sayısı var. Geçenlerde25 ribaund aldığında yazmayı unutmuştum, gönlünü almış olayım böylece. Baron Davis’in de kötü şut attığı gecede 11 asist 5 top çalmayla oynamış.
Boşa Kürek Çekenler: Haywood’un 18 sayı, 12 ribaund 3 blokla oynamış bu gece. Bu sene daha önce de gördüğümüz gibi güzel beslenerek sadece 8 şutunun sadece birini kaçırmış. 12 ribaundunun 7’sini hücumda almış. Onun yanında Antawn Jamison’ın da 16’da 8’le 20 sayısı 10 ribaundu var ancak Clippers’ta her parça olması gerektiği gibi işleyince 92-78 malubiyet kaçınılmaz olmuş Wizards cephesi için. Clippers 8 maçtır süren deplasman mağlubiyeti serisini sona erdirmiş.
Lakers Toronto’ya karşı hücumda iyi bir maç çıkarmış doğal olarak ama savunmada aynı oyunu sergileyememişler. Kobe triple double'ı 1 asistle kaçırmış: 11/24 şut isabetiyle ile 27 sayısı var, 9 da asisti. Aldığı 16 ribaund kariyer rekoru. Son pozisyonda kenardan gelen kötü pas yere düşünce çok zor atışını sayıya çevirememiş ve 105-106 yenilmişler. Bu da dahil 6’da 1 üçlük atmış Kobe sadece. Ona Lakers uzunları Gasol ve Bynum yardım etmiş. Gasol’ün 23’te 10’la 22 sayısı var, ben Raptors’a karşı daha yüksek bir yüzde beklerdim. Bynum da 21 sayısını 15’te 9’la atmış, 9’ar ribaundları var. Onların yanında Farmar, Odom’un bench'ten gereken katkıyı yapamadığı maçta 7/11 ile 17 sayı üretip skora önemli katkı yapmış.
Bizimkiler: Hidayet hala çok kötü şut atıyor. 6’da 1’le 9 sayı atmış bu gece Artest’e karşı. 5 asisti var güzel ama şu şutlarını ne zaman düzenli olarak sokmaya başlayacak merak içindeyim. Yine de son pozisyonda Toronto onun eline bakmış, Lakers pick&roll da adam değiştirdiğ için içeri girmeye karar vermiş ve yalan bir faul sonucu bulduğu iki serbest atışla takımına maçı kazandırmış. Toronto'ya biraz olsun affetmiştir kendisini fakat Lakers taraftarının karardan memnun olmadıklarını tahmin edebiliyorum. Şurada maçın özeti var, bakın kararınızı verin:
Bu Top 10'u asıl 2 numaradaki Deron için veriyorum.
6 numarada NBA'in 2 numaralı şutör guard'ı, Kings'in pivotu Hawes'u blokluyor. Haliyle, her maç gördüğümüz birşey değil şutör guard'ın pivotu bloklaması. 4 numarada Young'ın basket faulü oldukça zor pozisyonda gelmiş. 2 numarada Deron Williams havada bel arkasından pas fake'i yapıp, önden aktarıyor topu Boozer'a. Gerçi pası vermeden sanki yere değmiş ama görmeye alışık olmadığımız biz pas olduğu için özellikle değinmek istedim. 1 numarada ise günün notlarında da verdiğim LeBron'un bloğu var. Çok güzel. Ama yine belirtmeden geçemeyeceğim. Sol dipte, üçlükte bomboş bekleyen Sefolosha'ya topu vermeyen Durant'in kabahati çok büyük, belki de maçı kazanacaklardı.
Artest'e göre LeBron'suz Cavs takımı bir hiçmiş, playoff'a kalamazlarmış. Şöyle devam etmiş: "Hiç derken, tabii ki takımda hala 'insanlar' bulunuyor, onlar 'hiç' değiller ama LeBron'u çıkarınca hayır playoff'a kalamazlar. Lakers da beni bu yüzden aldı herhalde, onu sahada nötrlemem için. Perşembe günü bunu yapamadım, bizi 2 maçta da yendiler."
Artest'in deli saçması açıklamalarına bütün NBA severler alışık. Ama bu sefer bozuk saat misali, doğruyu göstermiş diyebiliriz. Mo Williams - West/Parker - Moon - Varejao - Shaq 5'ini ve kadronun geri kalanını düşündüğümüz zaman, ne kadar güç kaybettiğini anlayabiliyoruz Cavs'in. Gerçi yani böyle düşünmeye gerek var mı ki? LeBron çıkıyor işte takımdan. Daha ne olsun? Zaten maç içinde herşey LeBron'un üstünden dönüyor. Asist yapmadığı pozisyonlarda bile, asistten 1 veya 2 önceki pası vermiş oluyor. Tamamen sallıyorum ama Cavs'in bulduğu saha içi isabetlerinin %70'inde falan vardır herhalde LeBron. Peki playoff'a kalamamaları konusunda ne kadar haklı Artest? Aslında normalde haklı sayılır ama, doğudaki takımların ne halde oldukları ortada. Bulls-Knicks-Bucks üçlüsünden biri playoff'a kalacak gibi gözüküyor diyeyim, siz anlayın. Ekstra olarak Cavs'in yaptığı savunmayı dikkate alınca, herhalde playoff yaparlar diye düşünüyorum.
Tabii Artest'in asıl kastettiği şey LeBron'un takımın herşeyi olduğu ve onsuz şampiyonluğa kesinlikle oynayamayacakları. Aynı şeyi örneğin Lakers için uygulayıp Kobe'yi çıkartırsak, ellerinde daha Bynum-Gasol-Odom ve Artest gibi oyuncular kalacağı için Cavs kadar çok etkilenmeyeceklerdir.
24 Ocak Pazar 20:00 (NBA TV) / Los Angeles Clippers - Washington Wizards 24 Ocak Pazar 20:00 / Dallas Mavericks - New York Knicks 25 Ocak Pazartesi 01:00 / Los Angeles Lakers - Toronto Raptors
Wizards'ın durumu ortada, evlerinde en azından biraz daha iyi olsalar da, son 8 maçın 6'sını kaybettiler. Clippers ise Griffin'den gelen kötü habere rağmen playoff yarışında varolmak istiyor. Ama kadronun derinliğinden yana sıkıntıları var, tabii Baron Davis'e ne kadar bağımlı oldukları da ortada. Ortada bir maç bizleri bekliyor. Clippers uzunları beklediğim gibi bir üstünlük kurabilirlerse Wizards pota altına karşı, maçı kazanma yolunda biraz avantajlı duruma geçebilirler.
Diğer iki maçta deplasman takımları elbette favori. Ama Dallas'ın deplasmanda daha yeni Philly ve Toronto'ya yenildiğini hatırlatayım. Ayrıca Hidayet'e Artest karşısında kolay gelsin, hem hücumda hem savunmada. Merakla bekliyorum ne zaman beklenilene yakın bir form grafiği yakalayacak Hedo acaba?
Orlando Magic-Charlotte Bobcats Dwight Howard, maçın başlarında Bobcats’in Nazr Mohammed’den sayı üretme çabalarını önleyemedi fakat savunmada azmanlaşarak tam 20 ribaund aldı, 4’ü ilk yarıda 2’si uzatmada olmak üzere 7 de blokla tamamladı maçı. Şut sokmakta zorlanan Charlotte oyuncularının içeri girerek sayı üretme çabalarını yaptığı iyi yardım savunmalarıyla önledi. İki de top çalması var ancak hücumda beklenen dominantlığı gösteremedi, 11’de 4’le 10 sayısı var ve 6 da top kaybı yaptı. Hatta ilk çeyrekte olsa gerek, bir pozisyonda bomboş smacı kaçırdı... Sadece iki pozisyonda çizgiye gidebildi Howard.
Maçta Bobcats hücumu adına tek verimli isim, bu güne kadar beklentileri karşılayamayan D.J. Augustin’di. 14’te 8 toplam, 9’da 5 üçlük isabetle 22 sayısı var benchten, üstelik bunların 18’i ikinci yarıda geldi. Bobcats'in maçtan koptu dediğim anlarda sahneye çıkarak skorda yakın kalmalarını sağladı.
İlk yarısı başa baş geçen maçta ilk üç şutunu kaçıran Vince Carter, son zamanlarda alıştığımızın aksine iyi bir devre geçirdi; yanılmıyorsam 14 sayısını bu bölümde attı. Hem birkaç pozisyonda çembere gitti hem de uzak mesafeli şutları çok isabetliydi. Ayrıca zaten iyi oynamayan Gerald Wallace’ı, Rashard Lewis’le birlikte hücumda da savunmada da iyice yordu. Son çeyreğe kadar sayısı yoktu Wallace’ın, maçı da 11’de 2 isabetle 9 sayıda kalarak tamamladı.
Fakat maçın üçüncü çeyreği çok başkaydı. Orlando takım halinde çok iyi savunma yaptığı gibi, iyi şut bulmakta zorlanan Bobcats de bir o kadar kötü hücum yaptı. Yaptıkları 12 top kaybının 7’si üçüncü çeyrekte geldi ki ilk yarının tamamında sadece 2 top kayıpları vardı. Orlando’nun bu çeyrekteki 20 sayısından 12’si boş oyuncunun bulunmasıyla gelen üçlüklerdendi. Üçüncü çeyreğin sonlarına kadar topu çembere yetiştirmekte bile zorlanan Lewis iki tane üçlük atarak farkın 16'ya kadar çıkmasını sağladı. Ancak çeyreğin bitimine bir dakika kala D.J. Augustin’den gelen - biri şansa - üst üste iki üçlük olmasa Charlotte sadece 8 sayıda kalacaktı. Takımlar son çeyreğe 69-59 Magic üstünlüğüyle girdi. Bu üçlükler sayesinde Bobcats maçı uzatmaya götürebildi son çeyrekte. Yoksa 16 sayıdan maçın dönmesi çok zordu.
Charlotte son çeyrekte, evlerinde 9 maçtır yenilmemelerini sağlayan oyunu oynayarak üçüncü çeyrekte açılan farkı eritmeye başladı. Magic’in üst üste şutları kaçırmasıyla hücumda toparlanan Bobcats oyuncuları 14-4’lük bir seriye imza attı ve bitime 4 dakika kala farkın 1 sayıya inmesini sağladı. Bu bölümde yine D.J. Augustin’den önemli basketler geldi ancak Orlando liderliği rakibine kaptırmadı. Yine de maçın bitimine 6 saniye kala fark 1 sayılık Orlando üstünlüğü varken, Vince Carter serbest atışların birini kaçırarak skorun 92-90’da kalmasına neden oldu. Bunun sonucunda topu alan Felton içeri girerek, potanın altında boş duran Stephen Jackson’ı bulunca maçın normal süresi berabere sonuçlandı. Farkın erimesindeki en önemli etken Magic'in yine üçlük sevdasıydı, Howard'ı unuttular. Şanslarına Bobcats bir çok boş pozisyonu değerlendiremedi, yoksa ibre bu çeyrekte Bobcats'ten yanaydı...
Uzatmada Orlando ve Dwight Howard müthiş savunma yaparak Charlotte’a adeta pota yüzü göstermedi. Bobcats’in tek basketi bitime 1 buçuk dakika kala Jackson’dan geldi ama zaten farkı açan Magic, cevabı Rashard Lewis’in üçlüğüyle verince maça son nokta konmuş oldu.
Günün hayvan performansları: Dwight Howard yukarıda yazdığım gibiydi. Hücumda maçı erken bitirecek dominantlığı sağlayamasa da 20 ribaundu var ve yaptığı 7 blok, Bobcats’in takım olarak yaptığı (5) blok sayısından daha fazla. Yine de uzunları Nazr Mohammed ve Boris Diaw olan takıma karşı -Bobcats boyalı alanı takım olarak ne kadar iyi savunsa da- daha iyi oynamasını beklerdim.
6 top kaybı olsa da 37 sayı (6/10 üçlük 9/19 toplam), 12 asist ve 9 ribaundla oynayan Lebron’u buraya koymazsam büyük ayıp etmiş olurum. 10 tane üçlük denemesinde kendisini çok sıcak hissetmesinin payı büyüktür herhalde. Ancak bu içeriye girmekten kaçındığı anlamına gelmiyor. Faul çizgisinden kullandığı 19 serbest atışın 13’ünü sayıya çevirmiş Lebron.
Carlos Delfino 24 sayı 8 ribaund 8 asistle triple double’a yaklaşmış. Maç boyunca 11 şutundan sadece 2 üçlük kaçırmış, verdiği 8 asist ise kariyer rekoru. Maçtaki bir diğer kariyer rekoru da çaylak Jennings’in 13 asisti. Maçı çok rahat kazanmışlar Wolves karşısında.
Boşa kürek çekenler: Kevin Durant içeri girdiği pozisyonların çoğunda Cavs savunmasına takıldı, bu yüzden 10/25 gibi iyi olmayan bir şut yüzdesi var. Yine de kullandığı 13 serbest atışın 12’sini sayıya çevirerek takımının skor yükünü çekmeyi başardı. 34 sayı 10 ribaund 3 asist 2 top çalmayla tamamladı maçı. Ancak Lebron’dan yediği, maçı bitiren öyle bir blok var ki anlatılmaz, izlenir. Ayrıca hep belirtiyorum bu adamın takım arkadaşlarını daha çok maça sokması lazım diye. Sol dipte bekleyen takım arkadaşına pas vermesi gerekirken zorlama bir atış denedi ve sonuç hüsran. Gelecek sene de maç sonlarını daha iyi oynamayı öğrenecek Durant. Yavaş yavaş gelişecek. Bu arada pozisyonda faul olduğunu düşündüğünü söylemiş bir arkadaş yorumunda, ancak gece izlerken öyle düşünmemiştim, bir daha izlediğimde de fikrim değişmedi.
Houston’da Brooks(20 sayı)-Scola(20 sayı, 7 ribaund)-Landry(22 sayı)-Budinger (15 sayı) dörtlüsü, takımının 97 sayısının 77’sini üretmiş Chicago karşısında. Özellikle Ariza’dan istedikleri yardımı alamayınca mücadeleci Bulls’a maçı vermişler.
Chris Paul, maça çok iyi başlamasa da ikinci yarıda takımını adeta tek başına taşıdı. 18’de 10’la 26 sayısı, 10 asisti var. Billups’ın lakabına yakışır şekilde attığı iki üçlüğe tek başına cevap verip maçı uzatmaya götürmeyi başardı ama uzatmada takım olarak Denver’a daha fazla karşı koyamayınca 110-116 kaybettiler.
Rip Hamilton, Roy'suz Portland'a karşı takımını maçta tutmak adına 25 sayı, 5 ribaund ve 9 asist ile oynamış, hatta takımını öne de geçirmiş ancak Andre Miller'ı durduramamışlar son 1 dakikada.
Takımı baltalayanlar: Ty Lawson’ın kenardan 6 asisti var, güzel fakat maç içinde çok bariz hatalar yaparak belki de Kaan Kural’ın dediği gibi, Denver’ın maçı erken bitirmesini önledi. Fark 8 sayıyken, hızlı hücumda 3’e 0 giderken smaca kalktı ve kaçırdı. Burada sorun yok, diğer Denver’lılar topa sahip olacaktı zaten ama potada asılı kaldığı için topu kaybettiler. Hemen ardından Chris Paul’un şut fakeine düşüp faul yaparak Hornets’e bedavadan 3 sayı kazandırdı. 7’de 2’yle 8 sayısı var Lawson’ın.
Trevor Ariza’nın 14 şutundan sadece 3 tanesi girmiş. Rol oyunculuğundan skorerliğe bürünmüş biri için böyle istatistikler gayet normal, sezon içinde de gördük zaten. Ama böyle günlerde 7 tane üçlük denemek yerine biraz takım arkadaşlarını da oyuna dahil etmeye çalışsa çok daha iyi olur.
Günün X-faktörleri: Philly'deki değişiklikler biraz işe yaramış gibi gözüküyor. Elton Brand’in ilk beşe dönmesi ve Young'ın kenardan onun yerine rakibin yedeklerine karşı uzun forvet oynaması ile kendisini bulduğunu söyleyebiliriz. 22 sayısı 10 ribaundu var Indiana’ya karşı 26 dakikalık sürede. Geçtiğimiz sene Brand'in yerine devamlı uzun forvette oynayan Young ve Philly için güzel haber. Ayrıca Pacers deplasmanında kazanmışlar.
Son iki senedir ilk beşte başlama fırsatı bulamıyordu Daniel Gibson. Bu şansı, 9 saniye kala attığı çok önemli üçlükle maçı Cleveland’ın kazanmasında büyük rol oynayarak değerlendirdi dün gece. Toplamda da 13 sayısı 4 ribaundu var. Hatta benim izlemediğim anlara denk gelen 2 de blok yapmış küçük boyuyla. Aynı maçta Shaq’in Thunder uzunlarına karşı iyi oynaması zaten beklenmeyen bir şey değildi. Yine de 22 sayısı bu sene attığı en yüksek değer. 10’da 8’le oynadı, 15 de serbest atış oynadı ama alışılageldik şekilde 6‘sını sayıya çevirebildi. 6 ribaundu 3 de asisti var. Dün gece LeBron ve Shaq'a karşı oynayan Thunder uzunlarının yerinde olmak istemezdim.
Martell Webster müthiş bir ilk yarı geçirmiş Detroit’te. İlk yarıda 5 üçlüğüyle beraber tam 21 sayı atmış Pistons potasına. Maçın 48 dakikasını da oyunda geçirmiş ancak kalan sürede aynı performansı sürdüremese de 28 sayıyla kariyer rekorunu kırmayı başarmış. Yanında 7 de ribaundu var. Takım arkadaşı Rudy Fernandez de 19 sayısının 10’unu faul çizgisinden bularak kenardan katkıda bulunmuş. Maçta diğer bir dikkat çekici ayrıntı, Steve Blake ve Andre Miller’ın sayı asist double double’ı yapmaş olması (Blake 11sayı, 10 asist - Miller 11 sayı, 13 asist).
Joakim Noah, maç öncesi antremanda ağrı hissettiği için maça çıkmamış ve yerini Brad Miller’a vermiş. O da taraftarını kıramamış ve sezonun en iyi maçını oynamış. Sahada kaldığı her dakika başına sayı atmış Miller; 14’te 9’la 25 sayısı, 5 ribaundu var. Ayrıca maçın özetinden izlediğim kadarıyla attığı kritik bir üçlük ve aldığı maçı garantileyen bir hücum ribaundu var. Noah’ın yokluğuyla oluşan ribaund açığını ise Taj Gibson kapamış. 14 ribaundu ve 16 sayısı var, hem de 6/8 isabetle. Kenardan gelen Tyrus Thomas’ın da getirdiği enerjinin yanında 6 bloğu var.
Bir diğer etkileyici Phoenix’li oyuncu Robin Lopez ise 6’da 4 saha içi, 8/8 serbest atış ile 16 sayı atmış. 9 da ribaundu var. Robin Lopez’in ilk beş çıktığı son 4 maçtaki ortalamaları %76.6 ile 16 sayı, 6.5 ribaund. Nash'in yanında oynamak apayrı bir avantaj tabii. Dün de buna şahit olduk kaç kere. Tabii 8/8 serbest atış için takdir etmek lazım ayrı.
Goran Dragic kariyer rekoru olan 20 sayının 18’ini son çeyrekte attı Golden State potasına. Geçtiğimiz sene Tragic olarak anılan biri için gerçekten etkileyici, geçtiğimiz aylarda da buna benzer birkaç performans ortaya koymuştu. 4 top çalmayla da kariyer rekorunu egale etmiş. Ayrıca son çeyrekte attığı sayılar maç koptuktan sonra değil, aksine maçın kopmasına yardımcı olan sayılardı, çok kritik üçlükler attı. Hatta o iyi oynuyor diye, Nash'i maçın bitimine 5 dakika kala oyuna aldı Gentry.
Kenyon Martin, West’ten yoksun Hornets maçında karşısında Songaila’yı bulunca hücumda coştu. Özellikle maçın başlarında birebirde rahat bitirdiği veya pota altında boş kaldığı pozisyonlarla epey sayı üretti. 16’da 10’la toplam 20 sayısı var Denver adına. Ayrıca maçta Kaan Kural’ın da bolca belirttiği gibi, David West’ten yoksun New Orleans ribaundlar konusunda çok zorlandı. Hornets’in 7’sine karşılık Nuggets’ın 20 hücum ribaundları var. Toplamda da 61 ribaund aldı Denver’lı oyuncular, 61 dile kolay.
Minnesota karşısında Hakim Warrick, maç erken kopsa da 8 şutunun 7’sini sayıya çevirmiş, toplam 18 sayısı var, 16 dakikada hem de.
Bizimkiler: Ersan 8 ribaund almasına rağmen 9’da 3 ile 8 sayıda kalmış kenardan başladığı maçta. Sadece 3 tane üçlük kullanmış olması sevindirici ama izlemeden yorum yapmak pek doğru değil. Ayrıca sürelerinde hala pek değişme yok ortalamasına göre ama Warrick şu sıralar dakika aldığında, Ersan'dan daha iyi oynuyor.
Memo da bu sene özlettiği performanslarından birini Nets’e karşı yapmış. 21 dakikada 12’de 8’le 20 sayı, 5’i hücum 11 ribaund. Diğer tarafta Nets’in kazanacak hali kalmamış. En kötü takım olma rekorunu kırmaya çok yakınlar.
Önce takım arkadaşlarına soruyorlar ama sadece boş bakışlar geliyor onlardan. Sonra Hedo geliyor, kendisi bile anlamıyor kendi açıklamalarını. Bunu daha önce görmemiştim, mail yoluyla paylaşan Berk'e teşekkürler.
Hedo'nun dediklerini anlayan da yazıversin bir zahmet. Gerçi anlayanın burada işi ne, şifre çözücü olarak MIT'e başvursun.
Bobcats evinde oynadığı son 10 maçın 9'unu kazandı. Kaybettikleri tek maç dünkü Magic karşılaşmasıydı. Onu ayrı tutarak yazıyorum bu yazıyı. Efendim Bobcats'in evdeki istatistiği 18-4. Yani Nuggets, Lakers ve Cavs'den sonra evinde en başarılı takım Bobcats. Peki ya deplasmanda ne yapıyor takım? 3 galibiyet alıp, tam 16 kere yenildiler rakiplerine. Nets bile yendi New Jersey'de Bobcats'i. NBA'deki deplasman karnelerine baktığımızda Nets, Timberwolves, Kings ve Warriors ile kapışıyorlar ancak. Ligin geri kalanı daha iyi istatistikler yakalamış durumda. Deplasman ile ev arasındaki fark gece ile gündüz arasındaki fark kadar belirgin. Zaten bir takım deplasmanda Nets'ten bile daha az sayı atabiliyorsa, oturup bir düşünmesi gerekli bence koçunun. Peki bu durumun altındaki neden nedir?
İlk neden olarak seyirci desteği geliyor insanın aklına. Dün geceki Magic maçında seyirci salonun çoğunluğunu doldurup iyi tezahürat yaptı ama Bobcats NBA'deki en az seyirci takımlardan birisi. Salonun sadece %77.7'sini doldurabiliyorlar ve bu onları ancak 24. sıraya koyuyor. %50 galibiyet yüzdesinin üzerindeki takımlardan sadece Memphis onların gerisinde salon doldurma konusunda. Evlerinde müthiş bir destek görmediklerini aşikar. İşte bu durumda olayı rakip taraftarların baskısına ve evde oynamanın rahatlığını deplasmanda bulamamaya bağlıyorum.
Yani bir başka deyişle tecrübesizliğe. Tabii Jackson'ı ayrı tutuyorum diğer oyunculardan. Zor anlarda sorumluluk alan, takımı toparlamaya çalışan Jackson deplasmanlarda genellikle dağılmıyor ama takımın geri kalanı tel tel dökülüyor. Takımın en önemli oyuncusu Gerald Wallace'ın bu konuda başı çektiğini söylememiz lazım. Resmen deplasmana oynamaya gelmiyor Wallace: Charlotte'ta maç başına 21 sayı bulurken, deplasmanlarda 16'ya düşüyor ortalaması. Üstelik bugüne kadar farketmediğim birşey gördüm istatistiklerden, Wallace kariyeri boyunca misafir olduğu maçlarda sorumluluk almaktan çekinmiş. Aynı şeyi savunma istatistikleri için de söyleyebiliyoruz. Keza aynı şekilde Phoenix gibi zirveye oynayan bir takımda playoff tecrübesi yaşamış ve zor anlarda sahada yer almış Diaw da rakibin salonuna girdi mi, yok oluyor adeta. Bunun nedenlerinden biri, Bobcats'in savunmasıyla ön plana çıkan bir takım olması ve deplasmanlarda iyice oyunu ağırlaştırması bence.
Bu ikili Bobcats'in - bilhassa transition - hücumlarında çok önemli rol oynuyorlar. Ama deplasmanda hem topa pek dokunmadıkları için hem de kötü tercihler yaptkları için Bobcats bir türlü istediği ritmi yakalayamıyor. Larry Brown'un bu iki isimle özel olarak ilgilenmesi gerekiyor eğer Bobcats playoff'lardaki rakibine karşı en azından bir sürpriz şansı yakalamak istiyorsa. Belki deplasmanda motive olamıyorlar. Bunların yanında Jackson'ın gelmesine rağmen hücumda hala bazı sıkıntıları olan takım, deplasmanlarda da evindeki kadar hızlı hücuma çıkıp Gerald Wallace'ı oynamaya teşvik etmek zorunda. Yani deplasmanda iyice düşürdükleri tempoyu biraz arttırmaları lazım bence.