BIY AD

17 Mart 2010 Çarşamba

Günün En İyileri - 8 ve 9 Mart (Wilson Chandler)


Link

İşte Günün En İyileri'ni yazmadığım için 1 haftadır içimde ukte olan pozisyon. Wilson Chandler'ın, NBA'in en atletik oyuncularından biri olan Josh Smith'i blokladığı ve son saniyede maçı kazandırdığı pozisyon. Muhteşem tek kelimeyle. Nets'de Harris ve CDR'ın sırayla Marcus Williams ve Gasol'e yaptıkları bloklar da güzel. Hornets'dan ise Thornton'ın basket faulü fena değil, ayrıca Warriors'a karşı da olsa Collison'ın crossover ile Curry'i bakkala gönderip maçı kazandırması çok güzel.


Link

Kobe'nin 2 kişi üzerinden attığı maçı kazandıran basket elbette benim de 1 numaram. Bu adam son 30 saniyeye girildiği zaman çıldırıyor. Bogut'un Davis'i ve Warrick'in Price'ı poster ettiği pozisyonlar güzel, özellikle de Warrick'inki çok güzel duruyor. Ne haddineyse Price'ın, Warrick gibi atletik bir uzunu bloklamak. Dwight Howard'ın fark 20'yken bütün sahayı geçip yaptığı asist eğlenceli. DeAndre Jordan'ın, Baron Davis'in kötü alley-oop pasını smaca dönüştürmesi etkileyici ve son olarak da Livingston'ı bu tarz asistler yaparken görmek çok sevindiriciydi. Umarım Wizards'dan sezon sonuna kadar bir kontrat kapar.

Tom Penn Kovuldu

Geçtiğimiz sene Timberwolves'un başına geçeceğine dair dedikodular çıkan ancak Blazers'da başkan yardımcılığına Kendisi Portland Trail Blazers genel menajeri Kevin Pritchard'ın sağ kolu olarak biliniyordu. Pritchard'ın ve dolayısıyla Portland'ın özellikle salary cap ile ilgili yaptığı hamlelerde Penn'in çok büyük katkısı olduğu söyleniliyor. Elbette bu kararları tam olarak kimin verdiğini bilemeyiz ama Penn Grizzlies'de çalışırken de, Pritchard'ın yanındayken de hep salary cap uzamanı olarak tanımlanıyordu. Yanılmıyosam kendisi avukat olduğundan ve ligdeki kurallara çok hakim olduğundan dolayı bu konularda epey başarılıydı. Neden kovulduğuna dair bir açıklama yapılmamış ancak kulübün sahibi Paul Allen'ın Penn'i istemediği yazılmış. Bir başka kaynağa göre de kulüp içinde çalıştığı kişilerle iyi anlaşamaması nedeniyle kovulmuş. Son çıkan kaynağa göre ise Timberwolves Penn'e hiçbir zaman genel menajerlik teklif etmemiş ve Penn sanki böyle bir teklif varmış gibi göstererek Blazers'dan terfi almayı başarmış. Bunun farkına varan Paul Allen da ilk fırsatta Penn'i kovmuş.

Eh Clippers da Dunleavy'i kovmuşken, Penn ile genel menajerlik konusunda görüşmeler başlamış bile. Gerçi Dunleavy gitmeden önce harika takaslar ile bir maksimum kontratlık boşluk açmayı başarmıştı salary cap'te. Şimdi Clippers'ın ihtiyacı olan Wade, Bosh veya hatta mümkünse LeBron'u ikna edip, tuttuğunu koparıp alacak bir GM. Benim Penn hakkında çok bir fikrim yok, sonuçta bir genel menajerin yardımcılığını yapan adamdan bahsediyoruz, biz hep kararları veren GM'leri görüyoruz ana sahnede. Ama onun hakkında her yerde methiyeler düzülüyordu bugüne kadar; geçtiğimiz sezon Timberwolves'a gideceği konuşulurken Blazers cephesi onun kalması için elinden geleni yapmıştı. Clippers'ı Dunleavy'nin bıraktığı yerden alıp bir üst seviyeye çıkarması sürpriz olmaz herhalde. Ama tabii şu son çıkan 'yalancı teklif' olayı doğruysa öyle bir adama nasıl genel menajerlik teslim edilir bilmiyorum. Neyse hele bir gitsin de tabii önce Clippers'a...

All-Star Forması Anket Sonucu

All-Star maçlarında giyilen formalarla ilgili fikrimi belirtip, bir anket açmıştım. Yaklaşık 1 ay oldu ve yukarıda görebileceğiniz üzere %51'e %49 gibi aşırı derecede yakın oranlar çıktı anketten. Ben All-Star'a özel formaların ezici üstünlük sağlayacağını düşünürken, takım formaları kılpayı geçmiş.

16 Mart'tan Notlar

Sıcak eller:
Phoenix Suns 56.1/48.4/93.1 şeklindeki yüzdelerle Timberwolves’a 152 sayı atmış ki bu sene çıkılan en yüksek değer bu. İlk beş oyuncularından hepsinin 30 dakikanın altında süre aldığı maçta benchten de iyi katkı gelince kendi çapında üçgen hücum oynamaya çalışıp skor üretme sıkıntısı çeken Minnesota’ya karşı çok rahat bir galibiyet almışlar. İlk beş oyuncularından en az sayı atan isim 8’de 3’le 12’de kalan Robin Lopez. Ayrıca kendisi Brewer’ın smacını durdurmaya çalışırken fena bir şekilde poseter olmuş. J-Rich 27 sayıyla maçın en skoreri olmuş. Onun dışında Stoudemire’ın 25, Amunson’un 20 sayısı var (13’te 10’la).


Link

Günün hayvan performansı:
LeBron 29-12-12 gibi bu ligde sadece o yaptığı zaman hayret edilmeyecek sayılarla bu sezondaki 4. triple-double’ını yaptı. Maçın son bölümünü izleyebildim, Detroit var gücüyle çabalasa da fark Cavaliers lehine 3 sayıyken, LeBron’un (alışık olduğumuz gibi) aslında basket sayılması gereken bloğu ve ardından iki hücumda 5 sayı atmasıyla fark açıldı 8’e yükseldi ve maç o noktadan sonra Cleveland’ın oldu. Ayrıca Mo Williams son çeyrekte üst üste önemli üçlükleriyle takımının galibiyetindeki en önemli isimdi. O da 11’de 6’yla 20 sayı attı Pistons potalarına.

Sacramento’ya karşı Kobe Gasol ve Bynum üçlüsü toplam 77 sayı atmış. En etkileyici olan Gasol’ün 14’te 12’yle 28 sayısı var ve 12 de ribaund çekmiş. Kobe ise ancak 26’da 10 şut atarak 30 sayıya ulaşabilmiş. Yanına 9 ribaund 7 asist eklemiş. Son olarak da Bynum’ın 14’te 9’la 21 sayısı ve 12 ribaundu var, üç oyuncudan da müthiş katkı almış Los Angeles ekibi. Sonuç olarak maç daha önce olduğu gibi çekişmeli geçse de Lakers 106-99 kazanmasını bilmiş.

Boşa kürek çekenler:
Aslında Detroit için buraya Ben Gordon hariç tüm isimler yazılabilir. Özellikle Hamilton son çeyrekte bir üçlüğü dışında çok sahneye çıkmasa da maçın Pistons adına oraya kadar gelmesinde büyük rol oynamış. 15’te 7 şut yüzdesiyle 24 sayısı 6 asisti var. Tayshaun Prince de savunmada doğal olarak LeBron’u pek durduramasa da maçın her alanına katkıda bulundu. Bir önceki maçta sırtından sakatlanan Prince, Cleveland karşısında 44 dakikada 15 sayı 7 ribaund 8 asist istatistikleriyle oynadı.

Dwyane Wade, San Antonio karşısında bir şeyler yapabilen tek oyuncu olmuş. 28 sayıya 26 şutla ulaşması ve 5 top kaybı olması pek güzel değil tabii ki ama Miami’de ondan sonra en fazla katkı sağlamış gibi gözüken oyuncu 10 sayı 12 ribaundla Udonis Haslem. Miami takım olarak özellikle 2. çeyreğin başında şut sokma konusunda epey zorlanmış. Popovich’e göre bu sezon gördüğü en iyi savunmayı yapmış Spurs. Gerçekleri ne kadar yansıtır bilmiyorum ama Spurs’ün boyalı alandan 42 sayı yediğini belirtmeliyim. Yani Miami’de her ne kadar Wade gibi delici bir oyuncu bulunsa da 76 sayının 42’sini yemeleri pota altında geçen senelere göre çok daha zayıf olduğunu bir daha gösteriyor bence. Maçın sonucu da 88-76 Spurs lehine bitmiş unutmadan.

Tyreke Evans Lakers’a karşı 25 sayı 11 ribaund 9 asistle mücadele ederek yine triple-double’ı kıl payı kaçırmış. Bu ay bir triple-double yapıp iki kere de hemen yanından geçti yıldız çaylak. 14 kere serbest atış kullanıp 10’unda başarılı olmuş. Eleştirilecek bir tarafı varsa o da 5’te 1 üçlüğü. Son günlerde biraz fazla üçlük deniyor gibi geldi, iyi bir üçlükçü olmamasına rağmen.

New Jersey’de Josh Boone 20 ribaundla kariyer rekoru kırmış Atlanta karşısında. 13 de sayısı var, Nets yenilmiş kendi sahasında tabii ki. Crawford’un coşup 25 attığı maçta bir diğer kariyer rekoru da Al Horford’ın 7 asistiymiş. All-Star pivot buna 15 sayı 11 ribaund ekleyerek triple-double’a en yakın maçını çıkarmış.

Chicago’nun Pargo-Acie Law-Flip Murray-Gibson-Miller ilk beşiyle çıktığı maçta farkın 15-20 falan olmasını beklerdiniz değil mi? Bir ara o civarlardaymış ama Bulls son çeyrekte geriden gelerek skoru 90-94’e kadar getirmeyi başarmış. Tabii bir yere kadar yetmiş arkalarına aldıkları rüzgar ve 97-104 kaybetmişler ama kayda değer bir çaba. Murray’nin 19’da 9’la attığı 25 sayısı var. Hakim Warrick de eski takımına karşı 22 sayı atmış ayrıca.

Günün X-faktörü:
Ayrıca kendisi maçta bambaşka iki farklı dönem geçirerek günün dengesizi ödülünün de sahibi. Zira son çeyreğe kadar sadece 4 sayıda kalıp iki kere potaya gittiği pozisyon haricindeki şutlarının hepsini kaçırmışken, son çeyrekte 13 sayı atıp takımını galibiyete taşıdı. Soktuğu zor bir şuttan sonra açılarak üçlüklerde 6’da 1 olmasına rağmen şut yüzdesini düzeltip 15’te 7’yle tamamladı maçı. Son kaçırdığı üçlüğü saymıyorum çünkü 8 saniye kala hücum süresi biterken 100 sayıya ulaşmak için orta sahaya yakın bir yerden salladı.
Maçtan biraz daha bahsetmek gerekirse, ilk yarının ufak bölümünü izlediğim maçta, Wizards daha agresif oynayarak liderliği elinde tutan taraftı. Denver da böyle maçlarda bazen yaptığı gibi çok önemsememiş olabilir. Ama Wizards’ın 9 şut üst üste kaçırdığı bir bölümde Denver bir kere öne geçtikten sonra üstünlüğü bir daha rakibe kaptırmayıp yavaş yavaş farkı açtı. Son çeyrekte kopan maç 87-97 Nuggets lehine sonuçlandı.

Takımı baltalayanlar:
Her ne kadar onun oyunu sonucu pek değiştirmeyecek olsa da Kevin Love 7’de 0’la oynayarak çok kötü bir maç geçirmiş. Geleceğinin çok parlak olduğunu düşünüyorum ama son birkaç gündür Minnesota ondan istediği katkıyı alamıyor. 10 maçlık yenilgi serisi de bu durumda tesadüf olmasa gerek.

Günün En İyileri - 6 ve 7 Mart (Gortat'nın Gururu)

Yine farkettim ki uzun zamandır (10 gün) yer vermiyorum. 2'şer 3'er şekilde vererek günümüzü yakalamayı düşünüyorum.


Link

Rose'un yaptığı çok özel bence. Önce defansı mini crossover ile yarıyor. Ardından Marion karşısına geliyor ve faule rağmen basketi buluyor. Devin Harris'in turnikesi ve Beasley'nin Wade'in geç gelen alley-oop pasını tamamlaması da güzel.


Link

McGee'nin bloğu ile Gortat'nın smacı arasında tercih yapmakta zorlandım. Pierce'ın buna benzer bir pozisyonda Bosh'u yerlere serdiğini hatırlıyoruz bu sezon. Ama McGee blok konusundaki yeteneğini göstermiş. Uzmanlığını demiyorum çünkü uzman olması için çok ekmek yemesi, her pozisyonda bloğa çıkmamayı öğrenmesi lazım. Gortat'nın ise Odom'un üzerinden, aşırı yükseğe çıkarak vurduğu smaç çok güzel. Zaten maçta canlı izlemiştim, bir anda maçtan aldığım zevk artmıştı pozisyonda. Gün içerisinde Gortat'nın itibarını biraz sarsmıştım, şimdi de biraz gururunu okşamış oldum.

Onun dışında Andre Miller'dan yılda 1 görebileceğimiz bir smaç vardı. Scola'nın da bir Uzun Post Hareketleri 101 dersi çok güzeldi.

16 Mart 2010 Salı

16 Mart Programı

17 Mart Çarşamba 01:00 / Charlotte Bobcats - Indiana Pacers
17 Mart Çarşamba 01:30 / San Antonio Spurs - Miami Heat
17 Mart Çarşamba 01:30 / Atlanta Hawks - New Jersey Nets
17 Mart Çarşamba 01:30 / Cleveland Cavaliers - Detroit Pistons
17 Mart Çarşamba 02:00 (NBA TV) / Chicago Bulls - Memphis Grizzlies
17 Mart Çarşamba 03:00 / Washington Wizards - Denver Nuggets
17 Mart Çarşamba 04:00 / Los Angeles Lakers - Sacramento Kings
17 Mart Çarşamba 04:00 / Minnesota Timberwolves - Phoenix Suns

Atlanta'da Joe Johnson yok, hücumun herşeyi o ama bir zahmet yensinler Nets'i deplasmanda da olsa JoJo'suz. Herşeye rağmen bu sezon bir takım PAF kadrosuyla bile çıksa, Nets'e yenilmenin ayıp olduğunu biliyor.

NBA TV'deki maçta Hinrich yok, Deng yok, Rose yok, Noah zaten yok, Bulls da yok. Memphis tek pota maç yapacakmış öyle duydum. Şaka bir yana Bulls için artık her maç çok kritik ama şu kadroyla Grizzlies'i yenmeleri büyük sürpriz olur. Grizzlies'in artık pek amacının olmaması ve Bulls için maçın çok kritik olması tek kritik nokta ama şu kadro farkıyla yeteceğini sanmıyorum...

Lakers 3 maçtır kazanıyor ama hala güven vermiyor, beklenilen seviyeye çıkamadılar. Karşılarındaki Kings'in de çok formda olduğunu söyleyemeyiz. Ama 2 ay kadar önce Evans yokken Lakers'ı inanılmaz zorlayan ve Kobe'nin son saniye üçlüğüyle yenilen Kings bir sürpriz yapabilir.

Uçan Dev Gortat


Link

Almanya'da oynadığı sıralarda smaç yarışmasına katılan hatta yanlış hatırlamıyorsam kazanan (bilen varsa düzeltsin) Gortat'dan akıllara kazınacak bir smaç denemesi. Hatta şöyle demek istiyorum: "Evet yarışmacımız Gortat yürüyor, Gortat hazırlanıyor ... Müükkemmel bir atlayış." Ne alaka diye soracak kişilere şu eski klasiği vereyim:


Link

15 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Gecenin sonucu en merak edilen maçının yıldızını son top belli etti. Carmelo son topu sokabilse, şu an onun 48 (45 artı kaçırdığı 3'lük) sayılık performansı yazacaktım burada; ama kazanan Rockets oldu, maçın kahramanını da haliyle Aaron Brooks. 11/17 isabet oranıyla 31 sayı, 9 asisti var Rocketsli oyun kurucunun. Maçın bitimine 2.9 saniye kala attığı basketle galibiyeti getirdi takımına. Karşılaşmanın zaten gecenin en çekişmeli maçı olacağı belliydi; ama ben yine de Rockets bir yolunu bulur ve “Önümüzdeki maçlara bakacağız artık” moduna girer ve maçı bırakır diye düşünüyordum. Buna sebebiyet vermeden, takımını sürekli oyunda tuttu Brooks. Mesela mormalde 31 sayı atan bir oyun kurucu, en az 20-25 şut kullanır, yüzdesi de düşük olur genelde; fakat genç yıldız şutunu doğru zamanlarda seçti maç boyunca, sadece skora yoğunlaşmadı takım arkadaşlarını da oynattı. Sanki Chauncey Billups, Rockets’da oynuyormuş gibi hissettim Brooks’u izlerken. Yanına da Kevin Martin’i alınca kendi hanelerine bir galibiyet daha yazdırdılar. Martin’in de hakkını yememek lazım. O da 9/16 ile 29 sayı, 3’ü hücum ribaundu olmak üzere toplam 7 ribaund ve 3 asist yazdırdı hanesine. Playoff yarışında yer alabilmek için ne yapıp, ne edip bu maçı almaları gerekiyordu ve kazandılar. Biraz da geç kaldılar bunun için; ama bakalım geri kalan maçlarda ne olur hiç belli olmaz.

David West, Chris Paul’un yokluğunda kaybolur gider diyordum; ama ben Collison’ı tahmin edememiştim. Collison yine yapacağını yaptı, 8/13 isabet oranıyla 18 sayı, 14 asist, 3 ribaund. West’le de süper anlaşıyor çaylak guard. Zaten All-Star oyuncunun da performansından belli oluyor bu her haliyle. O da dün gece 17’de 11’le 24 sayı, 5 ribaund ve 7 asistle oynadı.

Gasol takımını sırtlamış Warriors deplasmanında.10/13’le 26 sayı, 9 ribaund, 4 asist yazdırmış hanesine. Kobe' de skor anlamında 29 sayıyla takımına büyük destek olmuş; ama yaptığı 9 top kaybı ve asist, ribaund ortalamasının altında kalması onu "İyi mi, Kötü mü?" bölümüne yolladı ne yazık ki. Kobe'nin durumuna paralel olarak, maçın sonucunun Warriors’ın kullandığı son top sonucunda belli olması Lakers için fazlasıyla düşünülmesi gereken bir durum. Çünkü günlerdir söylüyorum Warriors’ın fazla maç kazanmakta gözü yok, onlar kafalarına göre takılıyorlar diye. Mesela dün de Monta Ellis, Stephen Curry’nin kaçan üçlüğünün ardından ribaund’u alıyor almasına da, Morrow üçlük dışında sol bölgede, Curry sağ bölgede bomboş beklerken, o, kendi atacağı bir galibiyet basketinin ardından gelecek kahramanlık hikayelerini hayal etmekle o kadar meşgul ki heralde, abuk subuk bir üçlük kullanmış. Kimse kusura bakmasın; ama o topu o şekilde kullanmak sadece ego tatminidir. Başka hiçbir açıklama kabul etmem ben maçın sonu olsa bile. İşte Lakers’ın düşünmesi gereken tablo bu. Çünkü bu takıma karşı çok zorlanarak bir maç kazamışlar.

Boşa Kürek Çekenler
Carmelo çıldırdı maç içinde, resmen kendinden geçti. 35 top kullandı ve18 isabet bulup, %51’lik yüzde yakaladı. Bu da yetmezmiş gibi 5’i hücum olmak üzere 10 ribaund çekti, 3 de asist yaptı. Yalnızca bir top kaybetmiş, topla hep haşır neşir olmasına rağmen. Bu istatistiklere rağmen kaçan galibiyete oturup içmiştir herhalde Melo. Belki Billups azıcık daha maça girebilseydi maçın sonucu çok daha farklı olabilirdi. Etkiliydi o da hakkını yemeyeyim; ama kendi vasat çizgisini birazcık aşsa galibiyeti direk koyabilirlerdi cebe.

Stephen Curry, 11/19 isabetle bulduğu 29 sayı, 9 asist, 5 ribaundluk performans son topu kaçırmasıyla güme gitmiş. Çok da etkili oynadığı bir maçta galibiyet ona büyük bir armağan olurdu; ama basketbol tek kişilik bir spor değil ne yazık ki. Hele bir de Warriors oyuncusu isen tek kişilik bir oyun için bile sana sıra gelmiyor haliyle Monta Ellis varken takımda. Kullanacak top kalmıyor durum o derece namüsait. Yazık olmuş yani o performansa. Ha bir de unutmadan Chris Hunter’ da yine güzel bir performans sunmuş. 22 sayı 7 ribaundla. O da belirttiğim nedenlerle yalan olmuş ne yazık ki.

Günün X-Faktörü
Tam x-faktörü sayılmaz ama Boston yedekleri bizi bugünlerde bol bol hayal kırıklığına uğratırlarken, dün 61 sayı üretmişler. İlk 5’in 58 attığı maçta. %62’lik yüzde de çok etkileyici haliyle bir gün önce %40’larla atmış bir takım için. Zaten fark ilk çeyreğin ortasından itibaren açılmaya başladığı için yedekler bol bol süre almış ve bunu iyi kullanmışlar. Bu nedenle tam olarak x-faktörü sayılmaz dedim paragrafın başında. Kısacası ezmişler Pistons’ı 119-83’ le.

Takımını Baltalayanlar
Monta Ellis, maçın sonucunda bence çok çok bencil bir şut tercihi ve 5/23’lük şut yüzdesi ile takım içindeki sorunu göz önüne serdi. Takımın tek skoreri olmaya çalışıyor Ellis; ama buna gerek yok zaten. Sorun bu adamın egosunda başlıyor yani. Her işi sen yapacaksan, takımda Morrow veya Curry ne iş yapar ki. Unutmadan 11 asisti de var; ama çok çok sönük kalıyor bu yüzdenin ardından. Zaten maç da 3 sayıyla gidince, sokacağı tek şutun öneminin ne kadar büyük olduğu anlaşılıyor. Biraz daha ciddiyet Ellis!

İyi mi, Kötü mü ?
Iguodala’ ya son maçlarda bir haller oldu, bir türlü temposunu yakalayamıyor. Dün gece de kötü bir maç çıkarmış. 22’de 5 isabetle 14 sayı (0/7 üçlük) bulabilmiş sadece; ama hepsine rağmen 17 ribaund toplayarak kariyer rekorunu kırmış. Ben de bu ribaund performası hatırına onu takımını baltalayanlara yazmak istemedim; fakat yine de eski Iggy’yi mumla arıyoruz son maçlarda.

Kobe 9/18 isabetle 29 sayı bulmuş. Buraya kadar iyi güzel de öncelikle maçtaki 4 asist ve 3 ribaund kendi ortalamasının altında; ama en feci istatistik top kayıplarında Kobe'nin. Bir maçta 9 top kaybı hiç ama hiç yakışmamış süper yıldıza. Arasıra kendisini gerçekten çok zorluyor ve bu artık skorerlikten çıkıp bencilliğe dönüşebiliyor. Böyle adamların egoları da büyük oluyor, oraya itirazım yok; ama bu da takım oyunu. Takım halinde kazanıp, takım halinde kaybediyorsun.Bu koşulda senin ismin takımın önüne çıkıyorsa, o zaman bu işte bir terslik var. Lakers şu an takım olmuşken, Kobe'nin bu kadar öne çıkmasına gerek yok. O zaten gereken herşeyi yapabilecek kapasite ve oyun bilgisine sahip ve çoğunlukla da gerekeni yapıyor. Sonuçta dünyanın en iyi basketbolcularından biri. Yalnızca egosunu ve maçı kazandırma hırsını biraz daha kontrol altına alması lazım bence. Ayrıca Kobe'nin yanında Bynum'ın da (19 sayı 14 ribaund 3 blok) 8 top kaybı yaptığını yazayım. 17 ediyor ikisinin toplamı, bir NBA takımının ortalama yaptığı top kaybı sayısının 13-14 olduğunu düşünürsek bu rakamın ne kadar abes olduğu ortaya çıkıyor...

Bizimkiler
Sadece Memo’nun sahne aldığı bir gece oldu dün gece. Utah Jazz, Energy Solutions Arena’da Wizards’la karşılaşırken 24 dakika süre alan Memo kullandığı 7 şutunda 6 isabet bularak 14 sayı üretti. Yanına da 6 ribaund, 3 blok ve 2 asist ekledi. İsabet yüzdesi gerçekten çok etkileyici. Maçın erken koptuğunu da göz önüne alırsak, Wizards karşısında iyi bir performans bile diyebiliriz.

Hedo Jerkoğlu ve Takım Seçimi

Pazartesileri son derece yoğun olduğum için kaçırmışım bu olayı. Celtics-Cavs ve Bobcats-Magic izledim ancak ertesi gün iş olduğu için haliyle geç saatteki Raptors-Blazers'ı seyredememiştim. Pazar gecesi Blazers ile Raptors arasında Portland'da oynanan maçta Hedo doğal olarak çok tepki çekmiş, sık sık yuhalalanmış. Nedeni de çoğunuzun hatırlayacağı gibi, Hedo'nun Blazers'a imza atmaya söz verdikten sonra bu kararından vazgeçip Toronto yolunu tutması. İnternette de yukarıdaki fotoğrafı paylaşmış bir kısım taraftar. Blazers tarafı gösterdiği tepkide haklı sayılır, çünkü NBA'de söz, senet olarak kabul ediliyor. Tarihte sözlü olarak anlaşıp 1-2 güne resmi sözleşme imzalayacağı açıklanan ve ardından başka takıma giden oyuncu sayısı bir hayli azdır. Örneğin Boozer'ın 2004 yazında yaptığı hareketten dolayı, Cavs taraftarı onu hala affetmiş değil. Bu nedenle Blazers taraftarının tepkisini de normal karşılıyorum. Ama işin ironik tarafı, Hidayet geçtiğimiz seneki performansından o kadar uzak ki (Calderon ve Raptors sisteminin yanısıra kendi form düşüklüğü nedeniyle) Blazers taraftarları belki de ona teşekkür etmeliler. Zaten bir taraftar bu yönde bir pankart hazırlamış: "Bayan Turkoglu, Andre için teşekkürler" şeklinde. Hatırlayacak olursak: Hedo'nun ufak çaplı satışından sonra Blazers Millsap'i almaya çalışmıştı ancak Utah onu takımda tutmuştu. Son olarak da Andre Miller'a yönelmişlerdi, Hedo'nun Toronto'yu tercih etme nedeni olarak da eşinin Toronto'yu sevdiği yazılıp çizilmişti.

Ama işin bilinmeyen detaylarını Oregonlive adlı site ortaya koymuş. Hedo maçtan sonra "Tanıtım sırasında yuhalanmayı bekliyordum ama bütün maç sürmesi..." demiş hafif bir gülümsemeyle. "Evet insanlar benim burada olmamı istiyordu, birilerinin kalbini kırdıysam özür dilerim. Eşimin Portland'ı sevmediği Toronto'yu tercih ettiği hakkında çıkan haberler ise doğru değil, hiç Toronto'ya gitmedi bile, pasaportuna/evraklarına bakabilirsiniz. Ben doğu kıyısında olmayı tercih ettim daha iyi uyum sağlayacağımı düşündüm ama şu ana kadar düşündüklerim gerçekleşmedi" şeklinde konuşmuş. Hatta yazılan haberde Hedo'nun eşinin hala Orlando'da yaşadığına değinilmiş ancak bu Hedo'nun ağzından yazılmamış. Doğruluğu tartışılır yani.

Eşinin ısrarı ve isteğiyle Toronto'yu tercih etmiş olsa daha bir anlayışla karşılardım ancak sadece para için Portland'dan vazgeçmesine çok da hoş bakmıyorum. Hayır, ben işin etik tarafını da geçtim, tamamen Hedo'nun kariyerindeki başarılar açısından bakarak söylüyorum bunu. Yanılmıyorsam Blazers ile Raptors arasında 4 veya 5 milyon dolarlık bir fark vardı. Bugüne kadar kazandığı ve kazanacağı 85 milyon dolarla yapamayıp, 90 ile yapabileceği ne var merak ediyorum gerçekten. Aradaki 4-5 milyonluk fark elbette inanılmaz büyük bir miktar ama kazandığı parayla kıyaslamak gerek bence. Daha iyi ve daha genç bir takımda oynayıp şampiyon olma ihtimali için bu paradan vazgeçebilir miydi? Daha önce de yazdığım gibi, ben onun Portland'ı seçmesini isterdim. Hatta şunu söyleyebilirim; onun yerinde ben olsam Portland'ı tercih ederdim herhalde.

Not: Başlıktaki 'Jerkoğlu' benim düşüncem değil, sadece resmi internette paylaşan Blazers taraftarının tepkisidir.

Geceyle Gündüz

Bildiğiniz gibi Michael Finley 10 gün kadar önce Boston Celtics'e gitmişti. Kendisine "Yeni takımınla Spurs arasında ne gibi farklar var?" diye sorulmuş. Finley'nin cevabı çok net olmuş: "Trash talking".

Spurs'deki bilgi aktarma, öğretmeye dayalı sisteme göre daha çok 'Çıkın oynayın' tarzını benimsemiş durumdaymış Celtics. Finley'e göre bu Celtics'in kadro yapısına uyan bir yöntemmiş.

Her takımın farklı bir sistemi olduğu doğru, elbette Spurs'deki tamamen profesyonelliğe ve doğru oyun sistemine dayalı yapı ile Celtics'in amiyane tabirle 'gaz' oyunu farklı olacaktır. Zaten Finley'nin açıklamaları da Celtics ile Spurs'ün ne kadar gece-gündüz gibi farklı olduklarını ortaya koyuyor. Hele trash talking konusunda Spurs ligin en centilmen takımlarından biriyken, açık ara en çok konuşan takımına gidince aradaki bu fark Finley'nin de direk dikkatini çekmiş.

15 Mart 2010 Pazartesi

15 Mart Programı

16 Mart Salı 01:00 / New York Knicks - Philadelphia 76'ers
16 Mart Salı 02:00 / Detroit Pistons - Boston Celtics
16 Mart Salı 02:30 / Denver Nuggets - Houston Rockets
16 Mart Salı 03:00 / Washington Wizards - Utah Jazz
16 Mart Salı 04:30 (NBA TV) / Los Angeles Lakers - Golden State Warriors
16 Mart Salı 04:30 / New Orleans Hornets - Los Angeles Clippers

Gecenin kağıt üzerinde en çekişmeli geçmeye aday maçları Nuggets-Rockets ve Hornets-Clippers. İkincisi de zaten playoff yarışı için herhangi bir önem teşkil etmiyor. Tabii Knicks-Philly maçı da var ama o ligin dibini ilgilendiriyor ancak. Knicks'i böyle bir maçta izlemenin tek sebebi Bill Walker ve Toney Douglas gibi genç yetenekleri görmek olabilir.

Rockets da evinde Nuggets'a zor anlar yaşatacak gibi duruyor ama sonunda Nuggets'ın kazanmasını bekliyorum. Kenyon Martin'in yokluğuna rağmen daha sert ve ciddi bir takımlar Rockets'a göre, tek sorun Nuggets'ın deplasman turnesinin son maçı olması, bu tip maçlar kimi zaman boşverilir. Scola "Artık son şansımız, kanımızın son damlasına kadar savaşıp playoff'lara girmeye çalışmalıyız" demiş ama o tren bana göre kaçtı bile. Bence Rockets'ın dış şutlarda yüzdeli isabet bulması lazım kazanacaksa.

Yerinde Durarak Sportmenlik Dışı Faul


Link

Cuma günü NBA TV'den canlı yayınlanan maçta bu hareketi yapan Brad Miller şöyle bir açıklama yapmış: "Hayatımda ilk defa yerimde dururken bana sportmenlik dışı faul çalındı." Ayıptır gerçekten ya. Bu nasıl bir yerinde durmaksa. İleri doğru kaydığı yetmiyormuş gibi Wade'in suratına da geçiriyor çok net olarak dirsek-kol karışımı darbeyi.

Ardından da Hinrich üst üste iki teknik faul alınarak atılıyor ve sinirlenip hakemin üzerine yürüyor ve ufaktan bir ittiriyor. Bu hareket Hinrich'in 1 maçlık ceza almasına sebep oldu. Yarın Grizzlies'e karşı oynamayacak Kirk. Ama ilginçtir Hinrich'i ben NBA kariyeri boyunca hiç böyle görmedim, elbette izlemediğim sürüyle maçı var ve bazılarında sinirlendiği olmuştur ama böyle delirip oyundan atılması ve hakemin üzerine yürümesi gerçekten şaşırtıcı.

Faul konusuna gelince, internette şöyle bir bakındım çoğunluk "Bunun nesi sportmenlik dışı faul" diye görüş belirtmiş. Ancak Miller ileri doğru hareket etmekle kalmıyor bir de kolunu öne uzatarak Wade'in suratına dirseği vuruyor ve bunun cezası bence kesinlikle kasti faul olmalı. Hatta burada Miller'ın hareketi bilerek Wade'i yaralamak için yaptığı bile iddia edilebilir. Miller'ın geçmişine baktığımızda bu tarz şeyler yapabilecek kapasitede olduğunu biliyoruz. Atılsa bile şaşırmazdım ben açıkçası (tamam biraz abartı kattım).

14 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
NTV Spor’un yayına geç girdiği maçta, LeBron James 30 sayı 8 ribaund 7 asist 2 top çalma 3 blokla oynadı. Maçın başlarında kendisini hiç zorlamadı, topla çok oynayıp aşırı zor bir şutu soktuğu pozisyon dışında takımı oynatmaya baktı. Anladığım kadarıyla “sizi LeBron’suz da yeneriz” mesajı vermeye çalışıyorlardı ama LeBron pek devreye girmese de oyunu çok iyi yönetti. Pierce’in felaket ilk yarısı ve Varejao’nun ekstra skor katkısıyla Cavs çok rahat bir maç oynasa da fark fazla kapanmadı. Tabii Cleveland oyuncuları bundan çok rahatsız değillerdi çünkü ikinci yarıda neler yapabildiklerini gördük. Celtics oyuncuları da sakin bir oyun geçirseler de farkı kapatmak için yırtındılar. Bir ara farkı eşitlemeyi başarsalar da Cleveland iki dakikalık baskın oyunla maçı eski konumuna getirdi. Celtics’e sempati duysam da taraftar veya oyuncu olsam son derece moralim bozulurdu, tüm şu son günlerde olanlar yetmiyormuş gibi. Neyse, LeBron ilk yarısında sadece 4 şut kullandığı maçın ikinci yarısında bol bol potaya gitti. Celtics’te onu durduran hiç kimse çıkmadı. Ayrıca kendisi maçta 16 kez serbest atış kullandı (fazla emin değilim ama hepsi ikinci yarıda gelmiş bile olabilir) ve ne olduğunu anlayamadan 30 sayıya ulaştı. Bu arada Cleveland’ın 48 serbest atışı bulunuyor. Maçı da rahatlıkla 93-104 kazandılar.

Wade’in takımının galibiyetinde şovun başrolü Wade’miş doğal olarak, toplamda 25’te 14 şut isabeti bularak 38 sayıya ulaşmış. 11 kere serbest atış kullandığı çizgiden 9 sayı bulmuş. 5 ribaund 5 top çalma yapsa da alışık olmadığımız şekilde sadece 2 asisti var. Ancak top kaybı sayısının da yalnızca bir olması oldukça ilginç ve etkileyici. Sixers’ın en skorer oyuncusu bu sene fazla süre almayan Kapono olmuş ve Miami maçı 91-104 kazanmış.

Gerald Wallace’ın sakatlığı yüzünden oynayamadığı maçta sahneye Stephen Jackson çıktı şutlarının yarısını sokup takımını 28 sayıyla adeta sırtında taşıdı. Maçın son çeyreğine Orlando bir sayılık farkla üstün girse de ilk 4 dakikalık süreçte 4 tane hücum faulü yaptılar ve maçın Bobcats lehine dönmesindeki en büyük sebeplerden biriydi bu. Gerçi bunlardan iki tanesi maçın Amway Arena’da olduğu düşünülürse biraz ucuzdu ama çaylak Henderson’ın da savunmadaki katkısını gözden gelmeyelim. Bu hücum faullerinden ikisini o yaptırdı çünkü. Sonuç olarak gecenin galibi 96-89’luk skorla Bobcats oldu ve Magic’e süpürülmekten kurtuldular.

Çaylak Evans, Minnesota Timberwolves’a karşı tüm oyunu domine ederek triple double’ın kıyısından dönmüş. 29 sayısı 11 asisti 9 ribaundu var, kariyerinin ilk triple double’ını birkaç gün önce gerçekleştirmişti yıldız adayı oyuncu, bu sefer tek ribaundla kaçırmış. Wolves’da Al Jefferson’ın mücadelesi yeterli olmayınca karşılaşmanın galibi 100-114 skorla Kings olmuş.

Kevin Durant yine yapacağını yapmış, bu önemli maçta 17 şutundan 10’unda isabet bularak 35 sayıya imza atmış. Westbrook’un da 11 asist 30 sayılık ciddi bir katkısı bulunuyor, Utah durdurması gerektiği iki oyuncuya da çözüm üretememiş yani. Bu galibiyetle OKC, Utah’ın sadece bir maç gerisinde.

Takas dedikodularına son nokta koyulduğundan beri oldukça formda olan Stoudemire, iyi oyununu bu gece Hornets karşısında 36 sayı 11 ribaundla oynayarak devam ettirmiş. Faulle durdurulduğu pozisyonlarda da 14’te 14 atarak rakibi pişman etmiş, Nash’in 1000. kariyer maçında Phoenix evinde 106-120 kazanmış.

Boşa kürek çekenler:
Dwight Howard, besledikleri oranla müthiş skor üreterek maça Magic adına damgasını koydu. 14’te 12’yle attı ve 27 sayıya ulaştı. Yanında 16 ribaundu ve 2 bloğu var. Bobcats pota altı zayıf gözükse de rakip uzunları iyi savunuyorlar o yüzden bu performansa başarılı diyebiliriz. Tabii eksikleri de var; mesela 4 top kaybının 3 tanesi hücum faulleriyle geldi, bir tane de teknik faul aldı. Serbest atışlardan da sadece 10’da 3 isabet buldu bu arada.
Vince Carter da harika bir ilk çeyrek geçirdikten sonra fazla sahalarda gözükmedi. Bazı kritik yerlerde coşarken bazılarında ortadan kayboluyor Carter. Orlando’da skora katkı yapan bir diğer isim olan Pietrus’un da 13’te 7’yle 20 sayısı var.

Utah’ta Deron Williams ve beklenmedik şekilde Wesley Matthews takımları için olabildiğince çabalamışlar ama karşılarındaki ikili daha iyi çıkınca galibiyet yüzü görememişler Oklahoma City’de. Williams’ın 27 sayı 14 asisti, Matthews’in 11’de 9’la kariyer rekoru olan 29 sayısı var.

Günün X-faktörü:
Son zamanların Dallas’la birlikte en formda takımlarından Bucks’ın Pacers galibiyetinde en büyük pay sahibi, kimi NBA oyuncularının neredeyse babası yaşındaki Jerry Stackhouse olmuş. Kendisinin 5 top kaybını göz ardı edersek, 13’te 7’yle 20 sayısı bulunuyor ve takımının en skoreri.

Takımı baltalayanlar:
Celtics yedeklerinin hiç birinden kayda değer bir katkı gelmedi ama Rasheed’in yeri hep ayrı. Artık Celtics’e sahada öyle dolanıp arada üçlük kullanmaması gerektiğini o hala anlayamadıysa biri başka yöntemlerle anlatsın. Bu maçta öyle fazla üçlük atmadı ama savunmada hiç umurunda değildi yine. Özellikle ilk yarıdaki bir pozisyonda Lebron topu kendi yarı sahasından Varejao’ya fırlattığında Rasheed oralı bile değildi. Tamam, Celtics playoffları farklı oynar deniliyor ama orada da pek fazla şey beklenmesin bence.

Tyrus Thomas, Bobcats’in aradığı uzun atletizmini çok iyi karşılasa da arada hücumda aptalca işler yapıyor. Bu maçta da biraz öyleydi, bir ara sadece dış şutlar kullandı bu alanda yeterince iyi olmasa da. Saçma sapan paslarla yaptığı 1-2 top kaybı da bulunuyor.
Tabii balta dedik mi okkalısı rakip takım Magic’te indi asıl. Nelson iyi bir maç çıkarması gerekirken ortalarda gözükmedi. Özellikle 2. ve 3. çeyreklerde hiç ama hiç yoktu; son çeyrekte kritik bir bomboş bir de zorlama şut attı ama ikisinde de isabet bulamadı. Maçı 10’da 2 şut isabetiyle kapadı. Ayrıca Lewis de Magic’te yokları oynayan diğer isimdi, kendisine çok top gelmese de 7’de 1’le oynadı sadece. Dipten soktuğu bir üçlük dışında yaptığı yararlı iş yoktu onun da.

Bizimkiler:
Hidayet genele göre daha iyi maç çıkarsa da benim izlediğim bölümlerde savunmada ve hücumda çok zorlandığını söylemeliyim. Ayrıca topu eline alışında tribünlerden büyük tepki geldi, bunun Hidayet’i sarsacağını sanmıyordum ki benim izlediğim bölümlerde etkilenmişe benzemedi. Maça üç üçlük denemesiyle başladı, ilk ikisinde isabet buldu. Ayrıca top almakta ve topla oynamakta zorlanıyordu çünkü çoğunlukla Batum’un sıkı savunması altındaydı. Savunmada ara ara Roy’la eşleşince doğal olarak durdurmakta zorlandı. Bir iki kere adamını kaçırarak da Fernandez ve Batum’a boş şut şansı yarattığını gördüm izlediğim bölümde. İstatistiklerini hemen yazalım; 7’de 5’le (4/5 üçlük) 14 sayı 5 ribaund 2 asist 5 faul 4 top kaybı.
Portland’ın da savunmada pek iyi olduğunu söyleyemem, özellikle maçın başlarında şut bozma konusunda çok az çabaladılar. Benim izlediğim bölümlerde maçı 10 sayı civarı farkla Portland önde götürüyordu ama Toronto son çeyrekte yakaladığı seriyle farkı ikiye kadar indirmeyi başarsa da Portland yine üstün olduğu rakibine yenilmemiş, maçı 98-109 kazanan ekip olmuş. Batum’un 9’da 7’yle 22 sayısı, Aldridge’in 22 sayı 12 ribaundu ve Roy’un 20 sayısı bulunuyor.

Ersan 10’da 3’le 7 sayıda kalarak iyi bir şut performansı verememiş, 25 dakikada sadece 2 ribaundu var. Ayrıca maçın kritik bir anında kendisine hücum faulü düdüğü çıkmış. Granger son saniyelerdeki şutunda başarılı olamayınca maç 94-98 Bucks üstünlüğüyle sona ermiş.

Bobcats Eksiğini Kapadı

Takasın son günü Bobcats'in yaptığı Murray-Tyrus Thomas hamlesinden sonra takımın guard rotasyonunun daraldığına ve bir guard almaları gerektiğini, o guard'ın da Hughes olmayacağını açıklamalarına çok şaşırdığımı yazmıştım. Aradan geçen birkaç günde Bobcats takımı fikir değiştirdi ve Hughes'u kadrosuna kattı.

Larry Brown, Murray'in yokluğunda, sezon boyunca pek süre vermediği Henderson'a daha çok dakika vermeye başlamıştı. Hatta dünkü Magic maçında, son çeyrekte fark 1 iken iki tane hücum faul yaptırarak Bobcats'in galibiyete gitmesinde etken oldu. Ancak sonuçta bir çaylak olduğunu hatırlamalıyız, her maç ona güvenerek 15 dakika vermek kolay değil. İşte bu yüzden Larry Hughes'u aldılar.

Esasında Bobcats'in aradığı 'dış skor opsiyonu' olarak Larry Hughes bir hayli zayıf diyebilirim. Nitekim ben bile daha iyi şut atıyor olabilirim Hughes'dan. Kariyeri boyunca kötü bir şutör oldu. Hücumun başka yönlerinde ise hala yeterince delici olduğunu Knicks günlerinde bize göstermişti. Ayrıca iyi bir savunmacı olduğunu, çabuk ayaklara ve ellere sahip olduğunu söylemem gerek. Bobcats sisteminde, defansta sırıtmayacak, çabuk guard'ların önünde kalabilecek bir isim Hughes. Ayrıca fotoğraftan görebileceğiniz gibi, geçmişte Larry Brown ile çalışmışlığı da var. Yani kısacası Cavs'in LeBron'un yanına şampiyonluğa taşıyacak isim olarak Hughes'u alması ne kadar yanlışsa, Bobcats'in şu durumda Hughes'u kadrosuna katması o kadar doğru bir karardı. Tepedeki takımlara playoff'un ilk turunda sıkıntı yaşatacağa benziyor Bobcats.

Basketbol vs Sharapova

Vujacic'in hangisini tercih ettiğini gerek fotoğraflardan gerek bu sezon gösterdiği performanstan anlayabiliyoruz. Resimler Passing Shot'tan.



14 Mart 2010 Pazar

14 Mart Programı

14 Mart Pazar 20:00 / Indiana Pacers 94 - Milwaukee Bucks 98
14 Mart Pazar 21:30 (NTV Spor Canlı 21:45) / Boston Celtics - Cleveland Cavaliers
15 Mart Pazartesi 00:00 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat
15 Mart Pazartesi 00:00 / Charlotte Bobcats - Orlando Magic
15 Mart Pazartesi 01:00 (NBA TV) / Utah Jazz - Oklahoma City Thunder
15 Mart Pazartesi 03:00 / Toronto Raptors - Portland Trail Blazers
15 Mart Pazartesi 03:00 / New Orleans Hornets - Phoenix Suns
15 Mart Pazartesi 03:00 / Minnesota Timberwolves - Sacramento Kings

Dışarıda olduğum için geç yazabildim programı. Elbette NTV Spor'da şu anda yayınlanan maç gecenin en iyisi ama onun dışında başka güzel maçlar da var.

Bobcats - Magic maçının da izlenilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

NBA TV'deki Jazz - Thunder maçında Mehmet (sırt ağrıları) ve Kirilenko ve Price'ın oynamayacağını söyleyeyim. Bana göre Deron Williams'ın Westbrook'a kuracağı üstünlük çok önemli fakat o da omuz sakatlığına rağmen oynayacak. Jazz biraz Boozer'ın içeride üreteceği sayılara bakacak diyebiliriz yani. İşin defans tarafında ise CJ Miles'ın işi çok zor olacak AK47'nin yokluğunda ancak şunu da hatırlatmak lazım, Durant Utah'a karşı o varken de harika maçlar çıkarmıştı.

Hedo açısından ilginç bir maç: Sözlü olarak anlaşıp el sıkıştığı Portland ile ardından resmi sözleşmeye imza atıp gittiği Raptors karşılaşıyor. Umarım doğru karara imza attığını gösterir diyeceğim de, bunun hem bana göre gerçek olmadığını belirtmeliyim hem de Raptors'ın işi çok zor gibi gözüküyor.

13 Mart'tan Notlar

Günün intikam maçı:
New York’unki acı oldu ve Dallas’ın 13 maçlık serisinin 14 olmasına izin vermediler. Hatırlarsanız iki takımın Madison Square Garden’da karşı karşıya geldiği maçta Dallas, New York tarihinin en farklı malubiyetini tattırmıştı Knicks seyircisine. Dün gece bazılarına “nereden çıktı bu adamlar?” dedirten Toney Douglas 10’da 8’le 21 sayı 8 asist, Bill Walker 12’de 9’la 23 sayıyla oynadı. Bu istatistiklere New York’ta ulaşmak her takımdan daha kolay işte ama galibiyet alınca daha bir anlamlı oluyor. 15-14-7 yapan Lee, 23 sayı atan Harrington ve 22 sayısı bulanan Chandler’ı da unutmamalı.

Maçın en kritik noktası, Rick Carlisle'ın kısa bir 5'le oynayan Knicks'e karşı Haywood'u tercih etmemesiydi. Don Nelson'sal bir düşünce yapısıyla Nowitzki'yi pivota çeken Carlisle hıza karşı hız ile cevap vermek istedi ancak bunu yaptığı zaman boyalı alanın yol geçen hanına döndüğünü göremedi. Hatta bununla da yetinmedi, resmen takımı baltalamak için alan savunmasına döndü... Knicks'e karşı evet... Ağzım açık kaldı izlerken. İkinci yarının ortalarına kadar izledikten sonra farkın kapanmayacağını anlayıp diğer maçlara geçtim. Kısacası Knicks'in 16/30 üçlük isabetine ulaşmasını Mavs sağladı diyebiliriz. Mavs'in boyalı alandan skor üretecek bir opsiyonunun olmaması zaten bir dezavantajken, bu tarz small-ball oynayan takımlara karşı bunun ektisi katlanarak artıyor ve maçta ibre hızla rakip takım lehine dönüyor...

Günün hayvan performansları:
Kaç gündür takımı için müthiş işler yapan Scola, hazır formunun zirvesindeyken Nets’i görüp bir kariyer rekoru kırayım demiş ve bunu 44 sayıyla gerçekleştirmiş. Arjantinli oyuncu 25’te 20’le oynamış, onu rahatsız eden kimse çıkmamış herhalde Nets cephesinde.

Çaylak Curry bir kez daha coşmuş, defansın pek lafının geçmediği maçta 21’de 13’le 35 sayı atmış, 10 asist vermiş 6 da ribaund toplamış. Ayrıca Monta Ellis’in de 31 sayılık yardımı var ona. İkisi de 40 dakikanın üstünde almış çoğu maçta olduğu gibi. Toronto’ya hızlı hücumlardan 25 sayı atmışlar, ayrıca bu kısa takımın -Toronto daha iyi şut atmış olsa bile- toplam ribaundlarda 39’a 42 üstünlükleri var. Hücum ribandlarında da 18’e 7 gibi çok büyük bir üstünlük kurduklarını belirtelim. Hal böyle olunca Raptors’a karşı maçı 112-124 üstünlükle kapamışlar.

Herhangi bir guard olsa yazmazdım ama Josh Smith 18 sayı 11 asist 5 top çalmayla oynayınca daha bir etkileyici oluyor. Bu sene arada bol asistli maçlarına tanık olduk, bu sefer kariyer rekoru kırmış Smith. Ayrıca Hawks takımı Pistons’a öyle sıcakmış ki, maçta %63’le şut atmışlar. Jamal Crawford’ın 8’de 7’yle 17 sayısı var mesela, Al Horford da aynı yüzdeyle 15 sayı atmış. Maçın en skoreri ise 15’te 10’la 26 sayı atan Joe Johnson.

Kimilerine göre karşısında 3 maç üst üste oynamış Blatche ve McGee olduğu için az bile yapmış olabilir ama Howard’ın 13’le 11’le 28 sayı atması etkileyiciydi. Pota altında güle oynaya bu sayıları üretti. Hatta 3 veya 4 pozisyonda baya ciddi anlamda post hareketleriyle sayıya gitti ve beni şaşırttı. Bunları sezon boyunca çalıştığını görebiliyoruz yani. Çok iyiye işaret hem Magic'in hem Dwight'ın geleceği açısından. Tabii dediğim gibi önünde pek duran olmayınca çok daha kolay oldu bu sayıları üretmesi. Onun yanında 15 ribaundu 5 asisti ve 2 bloğu vardı.

Boşa kürek çekenler:
Son 10 yıldır ilk defa 3 maç üst üste yapan takım olsalar da Blatche 32 sayı atmayı başardı Magic'e karşı. Yanılmıyorsam zaten ilk yarıda 20 sayısı vardı. Bir uzunun sayı üretebileceği her şekilde sayı üretti Blatche. Boş şut mu dersiniz, penetre mi dersiniz, post-up mı dersiniz, üçlük mü dersiniz. Lewis'i faul problemine soktu, Bass de ona karşı kısa kalınca ortalığı dağıttı. 23’te 14’lük bir yüzdesi var, o kadar sıcaktı ki 3 tane de üçlük denedi ve az önce belirttiğim gibi 1'inde isabet sağladı. Ancak maçlarını mücadeleyle kazanan bir takım için karşıda bu kadar yetenek varken yorgun halde galibiyet elde etmek çok zor. Bu yüzden Magic’in maçı 109-95 kazanması zor olmadı. Maçın başında Wizards, Blatche'in katkılarıyla harika bir başlangıç yapsa da, maç her geçen dakikada Magic'in lehine döndü. Özellikle JJ Redick'in ilk yarıdaki 10 sayısı bu geri dönüşte çok önemliydi. Ayrıca maçta Livingston’ın 11’de 8’le 18 sayısı ve 8 asisti var ki bunlar geçirdiği feci sakatlığın ardından çıkabildiği yüksek sayı ve asist rakamları, sevindirici.

İlk beşteki yerini kaybedince doğal olarak rakamları da düşen Calderon bu maçta en azından hücum yönünde takımına en büyük katkıyı sağlayan isimmiş. Kullandığı 8 üçlüğün 7’sinde isabet bulmuş Calderon, toplamda da 12’de 8 isabetle 24 sayı atmış. Yanındaki 12 asistiyle beraber bu sezon ulaştığı en yüksek istatistikler. Ayrıca Chris Bosh’un da skora yaptığı 24 sayılık katkının yanında 11 ribaundu var ama bunlar galibiyeti getirmeye yetmemiş.

Günün X-faktörü:
Felaket ötesi oynadığı Hornets maçından sonra bu gece coştu, işte böyle bir adam JR Smith. 10’da 7 üçlük ve toplamda da 16’da 11’le şut atarak 30 sayıya ulaştı. Maçın skoru sizi aldatmasın, Nuggets 3 çeyrek boyunca geride götürdü maçı. Memphis rahat bir şekilde üstünlüğünü koruyordu ama üçüncü çeyreğin sonu ve dördüncü çeyrekte maçın gidişatı tamamen değişti. Chris Andersen'in defansta her zaman gösterdiği çaba ile başlayan hızlı hücumlar Nuggets'da çarkların işlemesini sağladı. JR Smith’in 4. çeyrekte ürettiği skorun buna katkısı çok büyük. Ona son çeyreğin başlarında 7 sayı üreten Nene de eklenince, çok kısa bir süre içerisinde Nuggets farkı 15'lere kadar çıkardı ve bu noktadan sonra Grizzlies toparlanamadı. Ayrıca özellikle son çeyrekte, her pozisyonda takımdaki sıcak eli bulan Anthony Carter'ın da Nuggets'ın yakaladığı serideki payı yadsınamaz. Maçta Carmelo’nun 24, Billups’ın ise 22 sayısı vardı, ikisi de ikinci yarıda pek ön plana çıkmadılar.

Matt Bonner’ın eli bir ısınmış pir ısınmış, koca maçta tek şut kaçırmış ve 21 sayı göndermiş Clippers potalarına. Kullandığı 6 üçlüğün 5’inde isabet bulmuş. Panyanın arkasından attığı bir basket bile var hatta. Maçın izlediğim bölümde savunmada da çabalarını gördüm ama tüm maça yayıldığını hiç sanmıyorum. Zaten Spurs, Clippers’a karşı savunmaya pek ihtiyaç duymamış anladığım kadarıyla. Onun dışında özetlerde San Antonio’nun güzel birkaç hücumunu var, izlemeye değer. Popovich Duncan ve Manu’ya çok az süre verse de ikisinden de takıma katkı gelmiş bu kısa zaman diliminde. Spurs, Clippers’a karşı zorlanmadan 88-118’lik galibiyet almış.

Takımı Baltalayanlar:
Bu seneki oyunuyla pek çok kişinin övgüsünü kazanıp Allstar seçilen Chris Kaman, son günlerdeki düşünü bu maça da yansıtmış ve karşılaşmayı 6 sayı 3 ribaundla bitirmiş. Pota altında 9’da 3’le oynayabilmiş sadece. Clippers pota altının felaket oynayan diğer ismi Drew Gooden da 8’de 3’le 9 sayıda kalabilmiş, takımı Clippers Spurs’ün 44 ribaunduna sadece 32 ribaundla karşılık verebilmiş. Maçı izleyemediğim için savunmada ne yaptılar bilemiyorum ama pek iyi şeyler olduğunu sanmıyorum.

Bizimkiler:
Hidayet’in 8 asisti ondan görmek isteyeceğimiz şeylerden ama Golden State’e karşı olduğunu atlamamak lazım. Son zamanlarda pas konusunda sıkıntı çeken Calderon’un da 12 asisti var çünkü. Şut performansında da 6’da 2 kalmış Hidayet ligin belki de en kötü savunmasına karşı. Aldığı kısa süreyle de birlikte tüm bunları sakatlığına da bağlayabiliriz belki, umarım da öyledir.

Deniz Kılıçlı ve WVU Big East Şampiyonu

West Virginia Üniversitesi, Big East grubunun şampiyonu oldu. 3 gün önce biraz da şansıyla Cincinnati'ye karşı bulduğu 3'lükle maçı kazandıran Butler, dün de 4 saniye kala bulduğu turnikeyle takımına NCAA turnuvasında 1 numaralı seribaşı olma şansını verdi. Bu gece açıklanacak seribaşı takımlar. Araştırdığım ve okuduğum kadarıyla West Virginia'nın oynadığı ve yendiği takımların zorlukları göz önüne alındığında 1. olması zor.

Deniz son maçta 7 dakika alıp kullandığı 1 şutta isabet bulamamış. Ondan önceki iki karşılaşmada ise görev almamış. Önümüzdeki maçlarda daha çok şans bulur umarım. İki maçta takımına galibiyeti getiren Butler ise ortalama 20 sayı ile skor yükünü çekmiş.

Olmak ya da Olmamak

Son zamanlarda konsantrasyonunu, enerjisini ve sertliğini yitirip abuk subuk mağlubiyetler alan Celtics için "İşte bütün mesele bu".

Ev Sahibi Avantajı !!


Link

Taslaklara bakarken farkettim, bu videoyu da kaydetmişim üzerine yorum yazıp yayınlarım diye sonra kalmış. Birkaç gün önce oynanan Raptors-Lakers maçında bitime 2 dakika kala Calderon'un çevirmek için peşinden atladığı topu yumruklayan Fiat'ın varisi Lapo Elkann, büyük tepki çekmişti Raptors cephesinden.

Maçın oynandığı gün bir okuyucu sormuştu bu pozisyondaki kuralı. Seyirci oyun alanının dışında olduğu için 'oyuna müdahele' gibi birşey söz konusu olmuyor. Yani top oyun alanı sınırlarının dışındaki bir seyirciye değdiği an dışarı düşmüş olarak kabul ediliyor. Bu da olayı tamamen seyircinin fair-play anlayışına bırakmış oluyor. Amerika'da bu tarz olayları kolay kolay görmeyiz. Ama bu konuda Chicago Cubs'ın benzer bir olayı var, birkaç sene önce beyzbol seven bir arkadaşımdan öğrendiğim:

Tarihindeki birkaç olay nedeniyle 'lanetli' diye anılan ve yaklaşık 100 yıldır şampiyonluk göremeyen Chicago Cubs konferans finalinde 3-2 öndeyken ve 4. maçı da 3-0 önde götürürken, Florida Marlins hücumunda Steve Bartman adlı (buraya dikkat) Cubs taraftarı oyun alanının dışına doğru vurulan bir topa müdahale etmişti. Halbuki Cubs oyuncusu oraya zıplayıp topu tutabilir ve Marlins'in hücuma devam etmesine engel olabilirdi. Bartman topa oyun alanının dışında dokunduğu için 'oyuna müdahale' kararı verilmedi. Bu olaydan sonra Marlins sayılar kazanıp öne geçti ve maçı da kazandı. Ardından 4. ve son maçı da kazanıp finale çıktılar. Cubs da bir kez daha hayalkırıklığıyla kapadı sezonu. Steve Bartman'ın çektiği tepkileri herhalde tahmin edebiliyorsunuzdur. Buyrun videosu:


Link