BIY AD

12 Nisan 2010 Pazartesi

Tuhaf Bir Son


Link

Dün gece eve geldiğimde ikinci yarısı yeni başlamıştı Blazers-Lakers maçının, Roy da sakatlanıp çıkmıştı. "Lakers Bynum olmamasına rağmen bu durumda kazanır artık" diye düşündüm. En azından normali oydu. Ama tabii Kobe'nin Aralık ayının sonundan beri (4-5 maç hariç) kariyerinin en kötü dönemlerinden birini geçirdiğini göz ardı etmiştim. Blazers maçı kazanacak gibi duruyordu. Tabii Kobe maçın sonlarında aldığı +%30 saha içi isabeti bonus sağolsun, yine yapacağını yaptı: Önce uzaklardan bir üçlük, ardından da bir basket faul bularak (daha çok hücum faul gibi geldi bana) takımını öne taşıdı. Sonraki Blazers hücumunda Aldridge, Gasol'den harika sıyrılmasına rağmen beklenmedik derecede kötü bir atış yaptı ve top çembere değmedi ama Camby'nin tamamlamasıyla Blazers yeniden öne geçti. İlginçlikler işte burada başladı.

Lakers hücumunda, Webster üst düzey basketbol zekasını kullanarak takımı önde olmasına rağmen taktik faul yaptı ?!? Yetmedi, kariyerinin özellikle son yıllarında harika serbest atış kullanan Kobe 2'de 0 attı. İkincisinde top uzağa sekince top Gasol'e geldi ve o da Fisher'a çıkardı. Fisher üçlük fake'ini verince, Andre Miller bu teklifi geri çevirmedi ve buldozer gibi üzerine çıktı. Aynı Kobe gibi yüksek yüzdeyle serbest atış kullanan Fisher 2'de 1 atınca, maçta eşitlik oldu. Bitti mi? Bitmedi. Kenardan topu oyuna sokan Blazers, Webster'ı tercih etti. Üçlüğün gerisinden zıplayıp atışa kalkan Webster'a Fisher yandan alakasız bir şekilde elini uzatarak faul yaptı. Halbuki Kobe müthiş savunuyordu o pozisyonda Martell'i, muhtemelen de blok koyacaktı. İlginçlikler bununla da kalmadı, serbest atışlarla 3 sayı geriye düşen Lakers son hücumda Fisher'a topu veremeyince (Webster'ın switch'i sağolsun) Gasol son şutu kullandı. Kobe topu almayı bile denemedi, onu geçtim üçlüğün dışına bile çıkmadı. Tabii Gasol'ün üçlüğünün girmediğini söylememe gerek yok.

Bütün bunları aslında yukarıdaki videoyu izleyince de görüyorsunuz ancak hepsinin maçın son 12 saniyesine sığma ihtimalini düşünmeniz için yazdım. Ben size şöyle söyleyeyim: Kobe'nin iki serbest atışı kaçırma ihtimali %3, Fisher'ın 1 tane kaçırma ihtimali %29, Gasol'ün hücum ribaundunu alma ihtimali %10, Kobe'nin son topta boşa çıkmayı bile denememesi %1. Çok garip bir maç sonuydu kısacası. Hatta Lakers'ın kendisine ters gelen Blazers'ı istemediği için onları 8.'likten kurtarmak adına maçı kaybettiği bile speküle edilebilir, o derece. Tabii bu işin dalgası.

Del Negro'nun 1 Dakikalık Bile Tavizi Yok (Maliyeti Ne Olacak?)

Efendim, iki gün önce Raptors'ın Hawks'a yenileceği %90 oranında belliydi. Keza aynı gece Bulls da Nets'i yenmeli ve avantaj sağlamalıydı. Ancak iki uzatma sonunda Nets'e yenilmişlerdi. Fakat maçın uzatmalarında ilginç birşey gerçekleşti. Joakim Noah iki uzatmada yani toplam 10 dakikalık periyodda, sadece 12 saniye oyunda kaldı. O da yanılmıyorsam ilk uzatmanın sonunda savunma yapmaları gereken bir durumdu. Bulls ikinci uzatmada rakibinden 15 sayı yemiş ve karşılığında 4 sayı bulabilince yenilmişti. Playoff yolunda inanılmaz kritik bir mağlubiyetti bu. Maçtan sonra uzatmalarda Noah'ı niye oynatmadığı sorulduğunda, Del Negro "Topuk dikeni olduğu için ona 35 dakikanın üzerinde vermeyeceğimizi belirlemiştik ve 35 dakika 50 saniye civarında oynadı. Daha fazla süre versem 35'i aşacaktı" demiş. Aferin Del Negro diyorum. Zaten genel menajer Forman da "Lindsay Hunter gelip bana Noah'ın daha oynayıp oynayamacağını sordu, ben de Paxson'ı (basketboldan sorumlu başkan) aradım oynayabileceğini teyit ettirdim, bu da Del Negro'ya iletildi" demiş. Yani kısacası Del Negro'nun inadı ve takıntısı yüzünden Bulls playoff'a kalamayabilir. Bugün Raptors'ı yenememeleri halinde bu senaryo gerçekleşecek, işte o zaman sezon başında taraftarlardan delicesine tepki çeken Del Negro yine eleştiri oklarının hedefi olacak gibi duruyor.

Bu olay aslında ortaya çıkalı oluyor ama hem hasta olduğum için, hem sabaha kadar Enes ve NBA maçları izlediğim için ardından da Anıl'ın (Salsabasket) düğününe gittiğim için ancak şimdi yazabiliyorum, Bulls-Raptors maçından 15 dakika önce. Bir kez daha tebrik ediyorum eşi Aslıhan ve Anıl'ı buradan, bir yastıkta kocasınlar inşallah.

11 Nisan 2010 Pazar

11 Nisan Programı

11 Nisan Pazar 20:00 / Orlando Magic - Cleveland Cavaliers
11 Nisan Pazar 22:30 (NTV) / Portland Trail Blazers - Los Angeles Lakers
12 Nisan Pazartesi 01:00 / Miami Heat - New York Knicks
12 Nisan Pazartesi 01:00 (NBA TV) / Chicago Bulls - Toronto Raptors
12 Nisan Pazartesi 02:00 / Minnesota Timberwolves - New Orleans Hornets
12 Nisan Pazartesi 04:00 (NBA TV) / Oklahoma City Thunder - Golden State Warriors
12 Nisan Pazartesi 04:00 / Houston Rockets - Phoenix Suns

Pek çok zevkli maç var ama elbette en önemlisi Raptors ile Bulls arasında. Kadrolar (Bosh'suz Raptors) ve form durumları arasındaki fark nedeniyle Bulls favori olsa da, Air Canada Centre'da Raptors'ın kazanmasını bekliyorum ben. Seyircileri davet ediyorlar, müthiş bir atmosfer olacağını ve bunun takımı iteceğini düşünüyorum. Zaten kazanırlarsa sonraki maçları Knicks ve Pistons ile olduğu için playoff'a kalmaları kesinleşecek neredeyse. Gerçi Bulls bugün kazansa da Raptors'ın şansı devam edecek çünkü eşitlik durumunda Bulls'un önündeler ve Bulls'un fikstürü oldukça zorken (Celtics ve Bobcats), yukarıda yazdığım gibi Raptors'ın rakipleri zayıf. Kısacası Raptors veya Bulls adına playoff'un ilk maçı bile diyebiliriz. İzleyin izlettirin diyoruz, NBA TV'ye teşekkür ediyoruz. Bu arada Antoine Wright'ın yokluğunu unutmuşum. Hedo ekstra dakikalar ve dolayısıyla sorumluluk almalı bu şekilde.

Cavs - Magic maçında pek heyecanlanmaya gerek yok Magic açısından sadece Lakers'ı geçmek adına önemli olacak. Cavs'de zaten LeBron oynamıyor. Tabii ki zevkli bir maç olabilir ama 'derbi' havası göremeyeceğiz.

Blazers ile Lakers arasında da playoff ilk turunun bir provası olacak gibi duruyor. Gerçi Portland'ın bu maçı kazanması durumunda 8.'likten kaçması büyük ihtimal gibi duruyor. Kobe oynayacakmış. Bu maç da izlenesi bir maç Raptors-Bulls kadar olmasa da. Lakers içeride kazanıp "Bizi burada yenemezsiniz" mesajı vermek isteyecektir.

Thunder ve Phoenix'in maçları da önemli elbette sıralama için ama gün içerisinde sıralama yaparsak arkalarda kalıyorlar. Eğer Suns kaybederse, Thunder'ın 5 numaraya çıkma ihtimali doğacak. Thunder'ın bugün kazanacağını varsayıyoruz tabii (Warriors ile oynuyorlar sonuçta)

Enes Kanter Nike Summit Hoops'da Coştu (Video ve Analiz)


Link

Öncelikle dün, bu maçın oynanacağını yazmadığım için özür dilerim. Pek vaktim ve halim yoktu. Nike'ın düzenlediği bu maç bir All-Star mücadelesi diyebiliriz. Amerika'nın ve dünyanın 19 yaş altı sınıfının en önemli oyuncularını karşı karşıya getiren bir maç. McDonald's All-American Game'in bir benzeri diyebiliriz. Size önemini şöyle anlatayım: Basketbol dünyasının en önemli isimlerinin Portland'a giderek yerinde izledikleri bir karşılaşma. Ne de olsa bu oyuncuların neredeyse hepsinin 2011 veya 2012 draft'ına girmeleri bekleniyor. Maçta ekrana gelen tanıdığım simalar şunlardı:

Kevin Pritchard (Blazers GM)
Steve Kerr (Suns GM)
Kevin O'Connor (Jazz GM)
Terry Porter (eski oyuncu ve koç)
Geoff Petrie (Kings GM)
Ayrıca maçı yorumlayan da Popovich'in eski yardımcısı ve Thunder'ın eski koçu PJ Carlisemo'ydu. Sunan ise NCAA'de PAC-10 maçlarını anlatan Steve Physoic'miş.

Mozilla'daki teknik sorunlar nedeniye maçın başlarını izleyemedim. Zaten maçı izlememdeki 1 numaralı sebep olan Enes de ilk 5'te başlamadığı için çok şey kaçırdığım söylenemez. Ama oyuna girdikten sonra Enes hücumda resmen domine etti Amerikalı gençleri. İşin savunma tarafında ise bütün gençlerde eksikliğini gördüğüm birşey vardı: Box-out. Buna Enes de dahil. İki takım da delicesine hücum ribaundu aldı ve bu ribaundların pek çoğu çemberin dibine düşen toplar sonucu oldu. Savunmada çok da fazla çaba sarfedilmediğinin bir kanıtıydı belki de. Ama dedim ya, Enes hücumda herşeyi yaptı. Orta mesafe şut mu dersiniz, fake sonrası topu yere vurup çembere gitmek mi dersiniz, bu sırada yaptığı reverse mü dersiniz, hücum ribaundlarındaki dominantlığı mı dersiniz, post-up ... Herşey vardı Enes'te, sadece üçlük atamadı. Sahayı bütün uzunlardan daha çabuk katettiğini de gösterdi bütün izleyenlere fast-break'lerde. Hatta maçı anlatan Physoic'i de en çok etkileyen pozisyonlardan biriydi bu. Kısacası ufak çaplı bir resital sundu ve Amerika'da basketbol camiasında artık Enes'in ismini bilmeyen kimsenin kalmadığını söyleyebiliriz böylece. Daha da abartayım, Kentucky'de abuk subuk bir şekilde düşüş yaşamazsa, draft'a girdiği sene ilk 14'te yani lottery'de gitmesi benim gözümde kesinleşti Enes'in. Ama ben böyle bir düşüş yaşamasını kesinlikle beklemiyorum. Arada sırada mail geliyordu sizlerden "Enes şunu bunu yapmış paylaş istersen" diye ama ben bugüne kadar lisede yaptığı 70 sayı, 53 ribaund (abartı katılmıştır) gibi performansları çok da önemli bulmadığımı söylüyordum. Çünkü Enes bugüne kadar hep kendisinden bir kafa kısa oyunculara karşı oynadı. Hatta deyim yerindeyse karşısındakiler çoluk çocuk gibi kalıyordu. Dün ise NCAA'de karşısında bulacağı seviyde oyunculara karşı neler yapabileceğini gösterdi... Harika bir tecrübeydi hem onun için hem de bizim için. Tek hayalkırıklığına uğradığım şey savunma ribaundlarında kendi alanına düşen toplarda atletik Amerikalı oyunculara karşı zorlanmasıydı, o ribaundları almasını bekliyordum. Farkındaysanız hiç istatistiklerini vermedim, çünkü benim için istatistikleri önemli değil, Enes'in sergilediği oyunu çok beğendim ben bu bana yeter. Ama tabii düne kadar 33 sayıyla Hoop Summit rekorunu elinde bulunduran Nowitzki'yi 34 sayıyla geçtiğini de söylemesem olmazdı... Ayrıca 13 ribaund aldığını, bunların 8'inin hücumda olduğunu ekleyeyim. Dediğim gibi savunma ribaundlarında biraz daha aktif olsaydı 20'yi bile bulabilirdi. Yine de Kentucky taraftarları ve Calipari dün Enes'in sergilediği oyundan fazlasıyla memnunlardır eminim ki, bizden çok olmasa da...

Bu arada maçta diğer beğendiğim oyuncular arasında Tritan Thompson başı çekti. Mirotic'in de potaya yüzünü dönük oyununu beğendim ama Thompson ondan ayrı bir seviyedeydi bence. Amerikalılar'da ise, bu seneki McDonald's'da MVP ödülünü paylaşan Sullinger ile Barnes dikkat çekti. Sullinger özellikle ribaundlarda Dünya karması takımına çok büyük problem yarattı. 2000'den 2008 arasında yapılan maçları kazanan Amerika, geçen seneki sürprizin ardından yeni bir seri başlatmanın peşindeydi. Bu yolda, Barnes ile Sullinger, Amerikan takmının maçı kazanmasındaki 1 numaralı faktördü bence. Barnes ile ilgili çok güzel notlar bindirdiler ekrana yayında. Tam anlamıyla örnek bir insan. Hemen bu paragrafın üstündeki resimde görebiliyorsunuz.

Maçtan bir başka ilginç not ise Çinli oyuncu Sui Ran'in İngilizce'sini nolmaması ve koçunun, arkadaşlarının dediklerini anlayabilmek için bir tercümana ihtiyaç duymasıydı. Maç içinde kenardan tercümanın dediklerine kulak kabartırken, kenara geldiğinde de direk bu tercümanın yanına oturuyordu. Buyrun bu da Enes'in maç sonrası oyunu ve Kentucky hakkında soruları cevapladığı basın toplantısı:


Link

10 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansları:
Nowitzki dün gece takımının 83 sayısının 40’ını atarak playofflara en formda giren süper yıldız olduğunu göstermişti. Dün gece de bu görüşü için 12/20 şut, 13/13 serbest atış isabetiyle 22’sini 3. çeyrekte attığı 39 sayıyla desteklemiş. Tabii Kings karşısında coşan tek Dallas’lı o değilmiş; Kidd 11 sayı 13 asist 10 ribaundla kariyerinin 105. triple-double’ına imza atarken Terry de kenardan 14’te 8’le şut atarak 25 sayı 6 asistlik katkı yapmış. Batı ikinciliği için büyük bir adım olsa da oradaki çekişmeli mücadelenin sonu hala belli değil.

Jamal Crawford yine kenardan gelip beklenenden zorlu geçen Wizards maçını kazandıran adam olmuş. 13’te 9’la 28 sayı atmış ve bunun 11’i üçüncü çeyrekte gelmiş. Bana kalırsa sezon başından beri 6. adam tanımını yeterince karşıladı, şimdiden ödülü hak ederek kazandığını söyleyebilirim. Crawford’ın dışında JoJo’nun 14’te 8’le 20 sayısı ve Josh Smith’in 8 asisti var. Maçı son çeyrekte iyice yorulup tıkanan Washington’a karşı 10 sayı farkla kazanmışlar.

Doc Rivers’ın Garnett’i bir önceki gece yorgun gözüktüğü için oynatmadığı maçta Pierce ve Allen takımının skor yükünü çekerken Rondo da double-double yapmış. Açmak gerekirse, Pierce’ın 10/17 ile 24 sayı 6 ribaundu, iyi bir maç çıkaracağını başta izlediğim bir bir iki şutundan anladığım Ray Allen 5/7 şut ve 11/11 serbest atış yüzdeleriyle 21 sayı, son olarak Rondo 14’te 5’le 15 sayı 10 asistle oynamış. Maçın ilk çeyreğinde Bucks oyuncularının üst üste bulduğu üçlük isabetleri, Celtics’in maça 15-6 yenik başlamasına neden oldu. İlk çeyreğin sonlarına doğru savunmada ve hücumda biraz daha gayret göstererek skoru yaklaştırdılar. Geri kalan bölümüne bakma şansım olmadı ama son çeyreğe kadar maç yine çekişmeli geçtiği için yıldızlar dinlenme şansı bulamamış. Tabii maçı geç de olsa koparıp 105-90’lık galibiyeti bulmasını bilmişler. Milwaukee’de Salmons 10’da 5’le 21 sayı (10/11 serbest atış), Jennings de 6’da 4 üçlük isabetiyle oynadığı maçta 19 sayı atmış. Böylece Celtics beklenenden geç de olsa 50. galibiyetini almış oldu.

Boşa kürek çekenler:
Chauncey Billups, 14,000 sayı barajını geçtiği gecede 27 sayıyla takımını neredeyse tek başına ayakta tutmaya çalıştı ancak Spurs savunması Denver’a çok fazla geldi. Karşılaşmanın ilk iki çeyreği de aslında San Antonio üstünlüğüyle geçse maç iki takım lehine de henüz kopmamıştı. İki taraf da iyi savunma yapmasına rağmen San Antonio topu dolaştırarak, Denver da çoğunlukla kişisel yeteneklere dayanarak skor üretimine devam etti. Ancak üçüncü çeyrekte Spurs savunmada gerçekten çok iyiydi. Birkaç gece önce de aynısını dedikten sonra Memphis’e sürpriz bir şekilde yenilmişlerdi, ancak Denver karşısında yaptıklarıyla o savunmanın tesadüf olmadığını gösterdiler. Rotasyonlarda bu maçta da sorun yaşamamalarının yanında boyalı alanı gerçekten müthiş savundular. Spurs’ün iki bloğunun Mason ve Bonner’dan gelmiş olması kimseyi yanıltmasın, son çeyrekte maç koptuysa birinci nedeni ikinci yarının başlarında Nuggets oyuncularını kilitleyerek bunalmalarını sağlamalarıydı. McDyess’ı bile Spurs formasıyla (özellikle ribaundlarda) bu kadar hırslı görmemiştim. Elbette Nuggets’ın 3. çeyrekte sadece 2 asistte kalmasının sebeplerinden biri de pek yaratıcı oynamamalarıdır ancak bu istatistik San Antonio’nun savunmasını biraz olsun özetliyor. İşte bu belirttiğim moral bozukluğuyla birlikte maç koptu gitti. Billups hariç, Carmelo dahil hiçbir Denver oyuncusu maç boyunca etkili olamadı. Sakatlıktan dönen Kenyon Martin ve Nene zaten hayattan soğudular. Carmelo da zaten kötü giden maç ve önceden yanlış olduğunu düşündüğü bir iki karar yüzünden Matt Bonner’a yaptığı net faulden sonra inatla hakeme itiraz edip oyundan atıldı. Teknik fauller tartışılabilir ama maç kopup gitmişti zaten. Spurs’te Manu bir perdeyle neler yapabileceğini zaman zaman gösterse de kazandıkları diğer büyük maçların aksine tüm hücum onun üzerinden oynanmadı. Popovich’in en sevindiği şey de bu olsa gerek. Onun dışında Duncan 18 sayı 10 ribaundla iki alanda da takımının lideri oldu. Tony Parker’ın eski deliciliğinden eser olmasa da bulduğu orta mesafeli şutlarla skora 12 sayılık katkı yaptı. Maç 104-85 Spurs üstünlüğüyle sonuçlandı.

Evans 42 dakika sahada kaldığı maçta 21’de 10’la attığı 27 sayının yanına 6 asist ve 8 ribaund da ekleyerek kişisel performans bakımından son derece etkileyici bir maç daha geride bırakmış. 20-5-5 yapıp tarihe geçmeyi garantilemek için sadece 24 sayı atması gerek. Sacramento’da da olsa nasıl bir başarı olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Evans dışında, savunmada her ne kadar pek başarılı gözükmese de 16’da 10’la 30 sayı atarak takımının en skoreri olup mücadeleciliğini bir kez daha gözler önüne seren Landry’i de unutmamak gerek.

Blatche 24 şutla olsa da 24 sayıya ulaşmayı başarmış, yanına 9 ribaund 7 asist eklemiş. Asist rakamı yine dikkat çekici. Onun yanında Nick Young’ın da 19’da 10’la 23 sayısı var. Maçı boxscore’dan takip ederken çok iyi başladığını görmüştüm ama performansını tüm maça yansıtamamış anlaşılan.

Günün X-faktörü:
Larry Hughes, ilk çeyrekte şutlarında başarısız olan Stephen Jackson yerine girip attığı sayılarla skor üretmekte zorlanan takımını belli bir seviyeye kadar taşımayı başardı. Savunmada da göze çarpmadı diyebilirim. Üstelik kısa bir süre oyun kuruculuk da yaptı. 10’da 6’yla 18 sayı, 5 asist 4 ribaundla oynadı maçta. Maçın büyük bölümünü izledim, playofflara girerken Bobcats’in bu maçta gördüğüm eksikleri, Boris Diaw’ın sahada gezinmesi, Wallace’ın ve Jackson’ın yorgun ve formsuz gözükmesi (belki de kendilerini playofflara saklıyorlardır, çünkü 7. oldukları artık neredeyse kesin) ve Augustin’in her ne kadar 9 asist yapmış olsa da oyun kuramaması. Bu yüzden sezon ortalarından farklı olarak şu anda Magic’i zorlamalarına pek bir ihtimal vermiyorum.

İki takımın da amacının kalmadığı Philly-Memphis maçında kazanan ekip ezici üstünlükle 76ers olmuş. Maçın Philadelphia adına en göze çarpan oyuncusu, takım arkadaşları Brand ve Dalembert’in sürelerini alıp onlardan iyi oynayan Marreese Speights. 21 dakikada 17’de 10’la 20 sayı atarak takımının en skoreri olmuş Speights. Hatırlarsanız sezon başında çok iyi maçlar çıkarmasına rağmen inişli çıkışlı bir form grafiğiyle devam etmişti. Philly’de neredeyse tüm isimler skora katkı yapmış; 7 isim çift haneli sayılara ulaşmış ve bunların 4’ü kenardan. Ayrıca kendilerinden hiç beklenmeyecek şekilde %54’le de üçlük atmışlar.

Bizimkiler:
Ersan’ın maç boyunca girer girmez attığı zor üçlük, bir normal üçlük ve bir de ilk çeyrek biterken hücum ribaundunu alıp tamamlamaya çalıştığı pozisyonu izleyebildim. Üçünde de isabet bulamamıştı, maçı da 12’de 4’le 11 sayı ve 4’ü hücumda 8 ribaundla tamamlamış. Şut performansını görünce 28 dakika almasına şaşırdım, Mbah a Moute’nin faul problemine girmesi onun süre bulmasına yardım etmiş anlaşılan. Savunmasıyla da koçunun taktirini kazanmış olabilir tabii bilmeden konuşmamak lazım. Gerçi bir pozisyonda Rondo fena bakkala yollamış ama olur öyle şeyler tabii. =)

10 Nisan 2010 Cumartesi

10 Nisan Programı

11 Nisan Pazar 02:00 (NBA TV) / Detroit Pistons - Charlotte Bobcats
11 Nisan Pazar 02:00 / Atlanta Hawks - Washington Wizards
11 Nisan Pazar 02:00 / New Jersey Nets - Indiana Pacers
11 Nisan Pazar 03:00 / Philadelphia 76'ers - Memphis Grizzlies
11 Nisan Pazar 03:30 / Boston Celtics - Milwaukee Bucks
11 Nisan Pazar 04:00 / San Antonio Spurs - Denver Nuggets
11 Nisan Pazar 05:00 (NBA TV) / Dallas Mavericks - Sacramento Kings
11 Nisan Pazar 05:30 / Golden State Warriors - Los Angeles Clippers

Spurs ile Nuggets arasındaki maç gecenin tek kritik maçı. Belki Celtics - Bucks'ı da sayabiliriz ama Bogut'un yokluğu ve Celtics'in umursamaz, hantal oyunu o maçı izleme isteğimi törpülüyor. Diğer maçtan daha çekişmeli geçmesi beklenebilir ama oynanılan oyun göze alındığında çok da çekici gelmiyor. Yine de 4-5 numaralı seribaşları olarak ilk turda bu iki takım karşılaşabilirler, o yüzden biraz meydan okuma anlamında daha ciddi bir maç olabilir. En azından Celtics bu sezonki sayılı ciddi maçlarından birini oynayabilir diye düşünüyorum.

Spurs, Lakers'dan kaçmak istiyor. Denver ise Batı ikinciliği peşinde. Bundan 1 hafta önce düşüşte gibi görünen Denver, Karl'dan da iyi haberler gelince bir çıkışa geçti. 4 maçtır kazanıyorlar. Spurs'de ise tam tersi bir durum söz konusu. Magic ve Lakers'ı yendiklerinde "Acaba?" dedirtmişlerdi ancak ardından gelen iki maçta yenildiler. Halbuki Magic ve Lakers'a karşı çok iyi savunma yapmışlardı. Ancak kaybettikleri son 2 maçı izleyemedim. İki takımın form durumuna baktığımızda Nuggets'ın bir adım önde olduğu görülüyor. Buna Spurs'ün bu sezon baş gösteren deplasman fobisi eklenince Nuggets'ın favori çıkacağını söyleyebiliriz. Ayrıca Kenyon Martin de dönüyormuş, Chris Andersen de önceki maç oynamıştı. Uzun rotasyonu normale dönmüş olacak. Hele bir de Bonner yine 30 dakika civarı alırsa, Nuggets ribaundlarca ezici bir üstünlük kurabilir.

The Big Nowitzki


Link

Bilmeyenler için, Coen biraderlerin en önemli filmlerinden biri ve sinema tarihine geçmiş bir baş yapıttır The Big Lebowski. Jeff Bridges'ın bedeninde Dirk'ün suratını görünce kontrol dışı gülmeye başladım.

NBA'de 1 Nisan - Kenyon Martin Çıldırdı

Kaç gündür paylaşacağım ama unutuyorum. Bir hafta kadar önce Kenyon Martin ve 1 Nisan ile ilgili bir haber çıkmıştı. Nuggets'ın top toplayıcı çocuklarından biri Kenyon Martin'in Range Rover marka cipine tereyağlı popcorn doldurunca Kenyon Martin delirmiş. Arabasına gittikten sonra soyunma odasına dönmüş ve küfürler, tehditler yağdırmış, bunu yapanın ortaya çıkmaması halinde playofflarda oynamayacağını söylemiş vs. Hatta bunları taksit taksit söylemiş. Birkaç defa soyunma odasına girip çıkmış sinirle... Kısacası abartmış biraz durumu. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim, bu tür 1 Nisan şakalarını anlamıyorum. Hayır nesi komik yani? 1 Nisan yapılanın da gülmesi gerekiyor bunun bir şaka olması için. Birinin arabasının koltuklarını haşat etmenin, maddi zarar ve rahatsızlık vermenin (K-Mart'ın her ne kadar milyonlarca doları olsa da) şakayla ne ilgisi var gerçekten anlamıyorum. Bu arada yukarıda dediğim 1 hafta önceki haberin üzerine dün veya ondan önceki gün olayın mp3'ü internete düştü. Şuradan Kenyon Martin'in söylediklerini mp3 olarak indirebilirsiniz. Yalnız tabii küfürler ve "Şakayı yapanı bulduğumda fena yapacağım" demesi falan ancak Kenyon Martin deliliğinde birinden beklenebilecek sözler. Bu arada Kenyon Martin, sonunda top toplayıcı / malzemeci çocuğun bunu yaptığını öğrenmişti. Bunun üzerine, bir özür ve hasarın karşılığının ödenmesi sonucunda olay kapanmış.

Düzgün şaka demişken, T-Mac'e eşi ve asistanı tarafından yapılan bir şaka da burada. Olay çığırından çıkana kadar, T-Mac 2012 Paralimpik Oyunları ile ilgili bir röportaj yaptığını zannediyor.

Not: Resim temsilidir, Donte Greene'e geçen sene yani çaylak yılında yapılan şakadır. Sonra o da Bobby Jackson'ın arabasının deyim yerindeyse içine etmişti ve ikili arasında gerginlik oluşmuştu bu nedenle.

9 Nisan Programı

10 Nisan Cumartesi 02:00 / New York Knicks - Orlando Magic
10 Nisan Cumartesi 02:00 / Milwaukee Bucks - Philadelphia 76'ers
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Indiana Pacers - Cleveland Cavaliers
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Detroit Pistons - Miami Heat
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Washington Wizards - Boston Celtics
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Toronto Raptors - Atlanta Hawks
10 Nisan Cumartesi 03:00 (NTV Spor) / Utah Jazz - New Orleas Hornets
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Los Angeles Lakers - Minnesota Timberwolves
10 Nisan Cumartesi 03:00 (NBA TV) / Phoenix Suns - Oklahoma City Thunder
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Chicago Bulls - New Jersey Nets
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Memphis Grizzlies - San Antonio Spurs
10 Nisan Cumartesi 03:30 / Charlotte bobcats - Houston Rockets
10 Nisan Cumartesi 05:30 / Dallas Mavericks - Portland Trail Blazers

Bugün normal şartlarda, Raptors Hawks'a yenilir ve Bulls da deplasmanda da olsa Nets'e karşı kazanır. Tabii sporda sürpriz sonuçlara her zaman yer var ama bu yazdıklarım gerçekleşirse Raptors Pazar günü Air Canada Centre'a maksimum stresle çıkar. Bugün ekstra çabalamalarını bekliyorum. Joe Johnson'ın sağ baş parmağı onu rahatsız ederken, bunu kullanmalı Raptors. Ama bu çabalar ve JoJo'nun sakatlığı bile Raptors'ı kurtarabilecekmiş gibi durmuyor.

Gecenin en güzel maçı NBA TV'de. İzlerken dört köşe olunabilecek bir maç. Umarım erkenden kopmaz bir tarafın lehine. İki takım da Lakers'dan kaçmaya çalışıyor. Suns 4-5'ten yukarı tırmanma, Thunder ise 8'den kurtulma çabası içerisinde. Tabii Suns'ın kurtulma çabası 2. tur için geçerli...

Bu arada LeBron ve Kobe oynamayacaklar gibi gözüküyor...

9 Nisan 2010 Cuma

NBA - Where Caring Happens


Link

İki gece önceki maçta Carmelo Anthony kafasını Durant'ın karnına çarptıktan sonra yerde baygınlık geçirmiş. Ama kimse oralı bile olmamış. Blog'a bir okur yorum yapmıştı ancak sadece bayılma anını izlemiştim, bu uzun videoyu o sırada bulamamıştım. Sonra da hafta içinin yoğunluğu nedeniyle bakamamıştım.

Önce Thunder tarafından başlayalım. Yerde öyle hareketsiz yatan bir oyuncu varken "Aman aman ne güzel, hemen 5'e 4 iken sayı bulalım" diyerekten topu oyuna sokup, koştur koştur hücum alanına geçen Nick Collison'a buradan selamlarımı yolluyorum. Ardından Nuggets hücuma geldiğinde topu alıp potaya gitme çabasında JR Smith'e selamı çakalım. Ulan... Kendi takım arkadaşın 30 saniyedir olduğu yerde hareketsiz bir şekilde yatıyor, görüyorsun ve umursamaz bir şekilde turnike atmak peşindesin. Hatta yetmiyor steps yaptıktan sonra "Bak işte ya Carmelo yüzünden oldu, adam gelmiş burada yatıyor" diye Carmelo'yu gösteriyorsun. Sana ne dense az be Smith. Eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım herhalde...

Son olarak da tabii ki en büyük suçlu: Hakem üçlüsü... Oyunun başlamasına izin vererek ve durdurmayarak büyük bir skandala imza atıyorlar. Allah korusun ya başına ciddi birşey gelmiş olsaydı Carmelo'nun? Çocuklarla, yardıma muhtaçlarla NBA'in ne kadar yakından ilgili olduğunu ve onların gelişiminde ne kadar büyük katkı payı olduğunu biliyoruz. Ama şurada NBA'in kendi oyuncusunu korumaması / önemsememesi de büyük bir ironi oluşturmuş gerçekten. Büyük rezalet bence.

Bu arada biraz da gülelim: Maçtan sonra Carmelo "Takım doktoru bilincimin tam olarak yerinde olup olmadığını anlamak için ayları tersten saymamı istedi ama ben bunu normalde de yapamıyorum" demiş =)

Günün En İyileri - 6, 7 ve 8 Nisan

Yine üç gün olmuş. Göz açıp kapayıncaya kadar, ip elden kaçıyor valla şu en iyi hareketlerde.

6 Nisan:

Link

Deron'ın pası çok hoş duruyor da oyuna hiç ama hiç bir katkısı yok. Hatta direk verse çok daha rahat ve doğru bir oyun olurmuş. LeBron'un güzel bloğuyla başlayıp, alley-oop pasıyla biten pozisyon fena değil. Defansın hücuma dönüşmesi... Çaylak Douglas'a şapka gelmiş Ray Allen'dan, zaten senede 10 blok falan yapan Allen "Böyle yumuşak çıkma" demiş. Lou Williams daha fake atmadan Daye'in ayağı kayıyor sanki. Reggie Williams, pas vermeyen Cartier Martin'e ders vermiş, yetmemiş üstüne Davis'e de bloğu koymuş. Şöyle bir hücumda 4 blok koyulan zamanları özlemişim, onu anladım. Mo ve LeBron'un pasları muhteşem 4 numarada. 3 numarada ise Jawad Wiliams ve Varejao'nun pasları müthiş. Cleveland bu hızlı ve spektaküler paslaşmayı bu sezon ayrı bir seviyede yapıyor geçtiğimiz senelere göre sanki. Manumania klasik... Faule rağmen harikulade bir ters turnike. Gerçi faul çalınmamış ama olsun. Boozer ise Ibaka'yı yerle bir etmiş. Diyecek birşey yok. Çok uzaktan zıplamasına rağmen inanılmaz bir smaç basıyor.

7 Nisan:

Link

JR Smith'in ters turnikeyi, ters eliyle bıraktığına dikkat çekeyim. Normalden çok daha zor yani. İki kişinin arasından geçiyor. Lowry dirseği yedikten sonra Budinger'ın alley-oop'uyla biten pozisyon tam Amerikalılar'ın seveceği tarzda. Marcus Thornton'ın pasını belki Kidd, Deron, Chris Paul, Nash 4'lüsü bile veremezdi. Tamam abarttım da gerçekten inanılmaz zor bir pas. Craig Smith bir uzundan görmeye alışık olmadığımız bir bel arkası asist yapıyor Jordan'a. Will Bynum aynı smacı bu sezon birinin üzerinden basmıştı, Kaman olabilir ama sallamayayım. Bomboş smaçlar çok özel değilse beni etkilemiyor. Marcus Thornton Gerald Wallace'a "Çekil önümden" demiş, fena sert vurmuş. Açık ara en iyi iki hareketi yapmış kısacası Thornton.

8 Nisan:

Link

Afflalo'nun kötü bir şuttan sonra canını dişine takıp geri koşmasına bayıldım. Pek sık görmüyoruz bu tarz bir savunma hırsını. Evans'ın, Jordan'ın arkasına dolanarak, uzanarak verdiği pas çok güzel ve geriye doğru vermesi daha da estetik yapıyor hareketi. Noah'ın smacı güzel de son 2 haftadır poster yaptıklarıyla kıyaslayınca sönük baya. Tyreke Evans, Artest'e yaptığı şeyi Gooden'a daha da rahat yapmış tabii ki. Hastasıyız Evans'ın sezon başından beri. Aynen devam. 20-5-5'i de başaracak gibi duruyor.

NBA: Durant Haklı, Hakemler Hatalıydı

Üç gün önce Thunder-Jazz maçının son saniyesinde CJ Miles'ın Durant'a yaptığı açık faul hakemler tarafından verilmemişti. Bu da Thunder'ın muhtemel galibiyetini engellemişti. Ben de hakemlerle ilgili birşeyler çiziktirmiştim. NBA de Çarşamba gecesi bu konu hakkında şu açıklamayı yaptı: "6 Nisan gecesi oynanan Oklahoma City - Utah maçında hakemler son pozisyonda CJ Miles'ın, Durant'ın üçlük denemesi sırasında yaptığı faulü göremediler."

Böyle açık yanlışlarda NBA'in bu şekilde çıkıp hatayı kabul etmesi hoş bir detay. En azından bazı şeylerin farkında olduklarını gösteriyorlar. Hata olmaması zaten mümkün değil. Bir süredir bunu yapıyorlar. Benim hemen aklıma gelen iki örnek var: 2008 Playoff'larında Fisher'ın, Barry'nin üzerine çullandığı ve faul çalınmayan pozisyon ile 2009 Playoff'larında Antoine Wright'ın Carmelo'ya yaptığı taktik faulün çalınmaması ve ardından gelen Melo üçlüğüyle Nuggets'ın durumu 3-0 yapması... Bu sezon başka bir pozisyon daha vardı sanki ama hafızamı zorlamama rağmen aklıma gelmedi. Belki de yanlış hatırlıyorum.

Carmelo Anthony - Antoine Wright:

Link

Fisher - Barry:

Link

8 Nisan'dan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Üç maçlık gecenin güzel geçmesini beklediğimiz iki maçı, son topa kadar çekişmeye sahne oldu. Bir basketbolsever için Perşembe gecesi sanırım bundan daha güzel olamazdı. Yalnızca Bosh ve Bogut’un sakatlıklarından etkilenen Mike Brown ve Phil Jackson’ın izledikleri strateji nedeniyle LeBron ve Kobe’yi göremedik gecenin en güzel maçlarında.

Gecenin en iddialı maçıydı bana kalırsa Lakers-Nuggets maçı. George Karl’ın operasyonun ilk safhasının olumlu geçmesinin ardından, koçun öğrencileri takım olarak mutluluklarını Batı'daki en önemli rakiplerinden Lakers’ı yenerek gösterdiler. Kobe’siz Lakers karşısında Carmelo ve JR Smith maçta ön plana çıktılar. Özellikle Melo 20’de 10’la 31 sayı, 4 ribaunb, 4 asist, 3 blok ve 1 top çalmalık performansının yanında, maçın son topunda Fisher’ı bloklamak uğruna bileğini burkarak maçı ne kadar önemsediğini gözümüze soktu. Blokladığı top sonucunda takım arkadaşlarının sevinirken, o sekiyordu en son gördüğümde; fakat önemli bir sorun olduğunu sanmıyorum. Maçın bir diğer yıldızı JR Smith ise 19’da 10’la 26 sayı ve 6 ribaundluk performansıyla Melo’nun imdadına yetişti. 11’de 5 isabet bulduğu üç sayılık atışlarıyla Denver tarihinde bir sezonda en çok 3 sayı isabeti bulan oyuncu olarak tarihe geçti. Bu alanda rekor Michael Adams’a aitti. Nuggets böylece peş peşe 4. galibiyetini alarak ikincilik koltuğundaki iddiasını sürdürmeye devam etti. Lakers ise bir ara 15’e kadar çıkan farktan geri geldi; ama maçın sonunu getiremediler. Bana kalırsa özellikle maçın sonunda Kobe’yi çok aradılar. Özellikle son topa kalmış bir maçta Kobe’nin olması -bu sezon sıkça gördüğümüz gibi- maçın galibini değiştirebilirdi.

Tyreke Evans “Yılın Çaylağı” ödülüne doğru kocaman bir adım daha atmış dün geceki 28 sayılık (12/19 şut oranı) galibiyeti getiren performansıyla. Ayrıca 7 asist, 6 ribaund ve 2 top çalması var çaylak yıldızın. Şu anda 20.0 sayı, 5.8 asist ve 5.3 ribaund istatistiklerine sahip. Eğer kalan üç maçta 51 sayı bulabilirse sayı ortalamasını 20’nin altına düşürmeyecek ve NBA tarihinde çaylak sezonunda 20,5,5 istatistiklerini yakalayan 4. oyuncu olacak. Daha önce Can'ın yazdığı gibi, öteki üç yıldız Michael Jordan, Oscar Robertson ve LeBron James’ti. Eğer orta mesafe şutunu da geliştirebilirse savunulması çok zor bir oyuncu olacak gibi gözüküyor Evans. Ödülü de tamamen hak ediyor doğrusu.

Mike Brown, Chicago’ya kıyak geçmeyecek diye bekliyorduk; ama son aldığı kararla LeBron James’i yedek soyundurdu Cleveland koçu. LeBron’un da sayı krallığı için iddiasından ötürü oynayacağını düşünüyordum ben. Bu gidişle sayı kralı Durant, 8. takım da Chicago olacak. Gerçi bütün düğüm Chicago-Toronto maçında çözülecek yine; fakat Bosh’suz şansı çok az Toronto’nun. Maç hakkında söylenecek çok da fazla bir şey yok aslında. İlk beş baya etkiliydi Bulls adına. Yine Rose başı çekti. Yıldız oyuncu 17’de 10’la 24 sayı, 10 asist, 3 ribaund ve 1 top çalmayla oynadı. Noah 17 sayı, 15 ribaun ve 4 blokluk; Hinrich 23 sayılık ve Deng ise 22 sayı ve 10 ribaundluk performanslarıyla Rose’a yardımcı oldular. Her biri umut veren çabalar; fakat bunun dışında düşünülmesi gereken birkaç konu var: Maç bitiminde Hinrich’in suratını gördüm ben. Takım arkadaşları sevinirken, o düşünceli bir şekilde gidiyordu soyunma odasına. “LeBron’suz, Shaq’sız Cleveland’ı, United Center’da binbir cefayla yeniyorsak, playofflarda kesin süpürürler bunlar bizi.” diye düşünüyordu herhalde. Öyle ki şu maçta bile, kullanılan son iki top Varejao’da patlamasa, herhangi bir oyuncu ( Ilgauskas dahil) kullansa o iki şutu birini mutlaka sokar maçı da paşa paşa Cavaliers kazanırdı. Bulls yatsın kalksın Varejao’ya dua etsin.


Boşa Kürek Çekenler
Mo Williams, LeBron’un olmadığı maçta takım arkadaşlarını kattı peşine. Playofflara yaklaştıkça düzelmesi umut verici. Bir aydır performansı üst düzeyde yıldız oyuncunun. Dün gece de 24’te 12 ile 35 sayı, 10 asist ve 3 ribaundluk katkı verdi takımına; fakat playofflara kalabilme savaşı veren Chicago’ya kafa tutamadı. Özellikle maçın bitimine kısa süre kala Jamison’ın bileğini burkarak kenara gelmesiyle tek başına kaldı. Maç da son topta 109-108 kaybedildi zaten; ama ben kaybedilmiş bir şey olduğunu düşünmüyorum. Aksine LeBron olmadan da takımın bu kadar dirençli olduğunu görmek Cavaliers adına gayet sevindirici bir haber.

Gasol de dün gece Kobe'siz Lakers'ı 26 sayı, 13 ribaund, 5 asist ve 3 bloğuyla ayakta tutmaya çalıştı ; ama yine de galibiyeti Denver'a kaptırdılar. Maçın sonunda öne geçip, 7 sayılık fark da yakaladılar; fakat bana kalırsa Kobe'nin yokluğunu (başta da söylediğim gibi) işte o zaman hissettiler. Belki oyunu durağan bir tempoda tutsalar maçı kazanabilirlerdi; ama Anthony'nin etkili oyununa kafa tutamadılar ve maçı son topta 98-96 kaybettiler.


Günün X-Faktörü
Jason Thompson, Clippers’ı devirdikleri maçta Tyreke Evans’a yardımcılık görevini fazlasıyla yerine getirmiş. 20’de 10’la 22 sayı, 8’i hücum ribaundu olmak üzere 15 ribaund ve 3 asistle kendi sahalarında hiç zorlanmadan 116-94 ile geçmişler Clippers’ı.


Takımını Baltalayanlar
Tam olarak baltacı diyemem; ama felaket şut oranlarıyla ile Lakers’ın rotasyondaki 20 dakika ve üzeri süre alan 3 guard'ı da burada yer almayı hak etti dün geceki performanslarıyla. Kobe’nin yokluğunda Vujacic ilk beş başladı ve 12’de 3 attı. Fisher ve Brown, Kobe yok diye sazı eline almaya çalıştılar. Fisher 11’de 2, Shannon Brown ise 12’de 3 isabet bulabildi yalnızca. Ayrıca Fisher da son topta dillere destan(!) bir crossover denemesinin ardından, Melo’dan bloğu yiyince maç kaybedildi zaten.(Üstteki resim: Melo'nun blokladığı şut) Toplamda 3 guard’dan 35’de 8’lik felaket yüzde Lakers’ın guard sorununu bir kez daha gözler önüne serdi kısacası.

Bunun Adı Ayıptır

İki gündür fair-play'den bahseden ve Bulls'a karşı bütün oyuncularını oynatacağını ısrarla söyleyen Mike Brown hakkında güzel bir yazı yazmıştım. Aynen geri alıyorum. Neden? Çünkü dün Cavs ve Mike Brown, LeBron'u dinlendirmeye karar verdiler. Nedeni de sakatlık falan değil, sadece dinlendirmek. Git, Indiana, Orlando ve Atlanta maçlarında dinlendir ama böyle tartışma yaratacak olaylara girme yani. Ayrıca madem oynatmamak gibi bir ihtimalin var neden iki gündür "Kimsenin hakkını yemeyiz, Bulls'a karşı da oynatacağım herkesi" diyorsun? Hayır bir de kenarda oturan LeBron'a bakıyorsunuz, her basketten sonra danslar, ayağa kalkmalar, zıplamalar falan. O kadar kazanmak istiyorsan, heyecanlıysan oyna bari. Veya 2 gün önce Raptors'a karşı da oynama. Son olarak; maçı kazandıracak son hücumda iki kere maçı kazandıracak şutu Varejao'nun atması ayrı bir tez konusu olur.

Raptors yerine Bulls playoff'a kalırsa umarım Cavs'i eler diyeceğim ama bunun gerçekleşme ihtimali %1 falan herhalde. Mavs-Warriors eşleşmesinde en azından ufak da olsa bir umut vardı...

Not: Blog'u takip edenler benim Raptors taraftarı olmadığımı veya Hedo nedeniyle Raptors'a sempati beslemediğimi biliyordur. Ben sadece yapılan haksızlığa gıcığım.

8 Nisan Programı

9 Nisan Cuma 03:00 / Cleveland Cavaliers - Chicago Bulls
9 Nisan Cuma 05:00 (NBA TV) / Los Angeles Clippers - Sacramento Kings
9 Nisan Cuma 05:30 / Los Angeles Lakers - Denver Nuggets

Gece iki tane anlamı olan, önemli maç var ama NBA TV diğerini veriyor. Tabii bugün Perşembe olduğu için normal.

Amaçsız, dinlenmek isteyen bir Cavs ile inanılmaz önemli bir maça çıkacak olan Bulls United Center'da karşılaşıyorlar. Eğer Cavs'in, Bosh'tan yoksun bir Raptors'ı playoff'a sokmak gibi bir amacı varsa Bulls'u kolaylıkla yenerler ama böyle birşey olduğunu çok zannetmiyorum. Ben daha rahat bir havada olacaklarını düşünüyorum, bu nedenle Bulls'un şansı var. Yani aslında olay Cavs'in maça konsantre olup olmadığıyla bağlantılı.

Nuggets'da yüzler gülüyor, hem Karl'ın kemoterapisi bitti, hem Karl'ı takım halinde ziyaret ettikten sonra deplasmanda Thunder'ı yendiler. Şimdi de evlerinde Batı'nın en güçlü takımına karşı oynayacaklar. Playoff'lar için mesaj maçı niteliğinde diyesi geliyor insanın ama Bynum yok, K-Mart yok, playoff'larda çok daha farklı maçlar izleriz eğer iki takım eşleşirse. Lakers, evinde Spurs'den tokat yedikten sonra 4 gündür dinleniyordu Nuggets'ın ise 2. gün üst üste maçı. Buna rağmen Nuggets'ın ev sahibi olması ve 2. sıra için galibiyeti ihtiyacı olması onları bir adım öne çıkarıyor. Chris Andersen'in dönmesi halinde favori haline bile bürünebilirler.

8 Nisan 2010 Perşembe

Düşünceli Mike Brown ile Bencil Avery Johnson

Cavaliers iki gün önce Raptors'a karşı maça çıkarken, sezonu Lakers'ın önünde bitirmesi zaten garantiydi. Buna rağmen Mike Brown, sağlıklı olan as oyuncularını (başta da LeBron'u) oynatmıştı ve Cavs maçı kazanarak Raptors'a playoff yolunda bir darbe vurmuştu. Hem de maçtan önce LeBron "Birinciliği garantiledik, dinlenmek istiyorum" demişti. Şimdi koç Mike Brown, oyuncularını dinlendirmeye karar vermiş ama bir istisnayla: Bu geceki Chicago Bulls maçı hariç. Çünkü onlar, iki gün önce Cavs'in yendiği Raptors ile bir playoff yarışındalar ve Brown onlara karşı yedek oyuncularla çıkmanın Raptors'a haksızlık olacağını düşünüyor. Elbette doğrusunu yapıyor Mike Brown, bu ince düşüncesi için tebrik ve takdir ediyorum.

Belki de Brown, bundan 3 sezon önce Mavs'in başına gelen olaydan korkmuştur. Hatırlatma yapayım konuyla ilgili. 2007 sezonunun sonlarına doğru Mavs tarihinin en iyi sezonunu geçirip NBA birinciliğini (yanlış hatırlamıyorsam) garantilemişti ve playoff'ların 8. sırası için mücadele Clippers ile oynayacaktı. Avery Johnson maçta bütün aslarına görev vermişti ve Mavs Clippers'ı mağlup etmişti. Mavs birkaç maç sonra ise Clippers'ın Batı'daki son playoff kontenjanı için yarıştığı Warriors ile maça çıkacaktı. Avery Johnson'dan ilginç bir karar geldi, aslarını oynatmayacaktı. Mavs o maçta sahaya yedeklerini sürdü ve Warriors'a yenildi. Warriors bu sayede Clippers'ın önünde playoff'lara girdi. Esasında birinciliği garanti olan Mavs, 8. sıra için Clippers yerine, çok da ciddiye almadığı Warriors'ı seçti bile diyebiliriz. Zaten Clippers da fair-play'e uymadıkları için bol bol eleştirmişti Mavs'i diye hatırlıyorum.

Ama Clippers'ın ahı çok fena tuttu. Playoff'ların ilk turunda NBA tarihine geçen bir sürpriz sonuç ortaya çıktı. Warriors sezon içinde 3 kere (biri yalandan) yenerek süpürdüğü, eşleşmede açık ara favori olan Mavericks'i 4-2'lik skorla mağlup ederek ikinci tura kalmıştı. Sonraki turda yanılmıyorsam Utah Jazz, Warriors'ı 4-1 ile mağlup etmişti ve konferans finalinde San Antonio'nun rakibi olmuştu. Yani Warriors'ın gücü nedense, sadece NBA'in en iyi istatistiğine sahip takımına yetmişti. Bunda Warriors sisteminin Mavs'e ters gelmesinin yanı sıra Clippers'ın ahının etkisine inananlardanım ben. Gerçekten çok sevinmiştim Warriors turu geçtiğinde.

Etik davranmayanın sonu böyle olmalıydı ve oldu da. Cavs ve Mike Brown ise doğrusunu yapıyor. Bir kez daha tebrik ediyorum...

1333

Dün gece Minnesota Timberwolves'u yenerek koçluk kariyerindeki 1333. galibiyete imza atan Don Nelson, maçın sonunda bu başarıyı - biraz genişçe olan - ailesiyle beraber kutlamış.

Ben "çok galibiyet" yerine, galibiyet yüzdesine önem verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim ama Nelson'a da saygı duymamak ayıp olur. Son birkaç senedir Warriors'la beraber yaptıklarını bir kenara koyun... Bir adam düşünün Türkiye'de NBA Takip edenlerin %90'ı henüz doğmamışken (76'dan beri) koçluk yapıyor ve halen devam ediyor. Geçirdiği sezonların yarısından fazlasında takımını playoff'lara taşıdığını hatırlatmak lazım. 1333 ile de tarihe adını yazdırdı, daha koçluk yapmaya devam ederse kolay kolay da geçilmez gibi. Bu arada şimdi yazımı okuyunca aklıma geldi, bilmeyenlere de aktaralım, Hack a Shaq taktiğini bulan koçtur kendisi. Rodman, Shaq ve Bowen gibi isimlere sıkça uygulamıştır. Ancak ilginç bir şekilde benim izlediğim maçlarda bu kötü faul atan oyuncular, Nelson'a inat mıdır nedir o maçlarda normalden iyi faul atarak Nelson'ın taktiğini çökertiyorlardı. Belki bana hep öyle denk geldi veya aklıma öyle yazdım bilmiyorum.

Son olarak yeniden tebrikler Nellie...



7 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansları:
Don Nelson, Tolliver ve Curry’nin yardımıyla en fazla maç kazanan koçlar sıralamasında birinciliğe yerleşti, öncelikle tebrik ettim kendisini. Maça gelecek olursak, Curry 22’de 12’yle 27 sayı 14 asist 8 ribaund ve kariyer rekoru 7 top çalmayla müthiş bir performans göstermiş. Top çalma sayısında Minnesota’yı tek başına geçmiş zaten çaylak. Asistlerinin çoğunu alan isim de 34 sayılık kariyer rekoru kıran Tolliver olmuş. Onun da Golden State gibi sistemsizlik üstüne sistem kuran bir takımda etkili olabileceğini gördük tekrar, ligdeki herbir oyuncu Warriors'da şansını denemeli. Kariyerleri kalkınır.

Stephen Jackson 29 sayı 4 ribaund 5 asistle takımını yine taşımış Hornets’e karşı. İlk yarıyı takım olarak çok iyi geçirmişler ama takım olarak felaket oynadıkları üçüncü çeyrek farkın kapanmasına neden olmuş. Geçen gün Atlanta’nın da böyle bir geri dönüş yapmasına izin vermişlerdi. Acaba yorgunluğun habercisi mi bunlar? Son çeyrekte DJ Augustin’in kritik üçlükleriyle galibiyet gelmiş ancak. Maçı da 104-103 kazanarak New Orleans’taki ilk galibiyetlerini almış oldular sonunda.

Kevin Martin ve Aaron Brooks, yorgun Utah’a karşı 28’er sayı atarak takımlarını galibiyete taşımış. Onlara Scola’nın 24 sayısı ve Chuck Hayes’in kariyer rekoru olan 18 ribaundu eklenince maç 96-113 Houston lehine sonuçlanmış.

Utah’a karşı oynadıkları zorlu maçın ardından Denver’la karşılaşan Thunder, evinde bir süre direnmiş ama Billups ve Carmelo’nun başını çektiği Nugget’a karşı mağlubiyeti önleyememişler. 31 sayı 8 ribaundla takımının en skoreri olan Billups’a yardım %33’le atsa da 24 sayı 11 ribaundla oynayan Melo’dan gelmiş. Thunder’da Durant ve Westbrook’un çabaları galibiyete yetmemiş. Ayrıca Durant’in son 6 şutunu kaçırdığını da belirtmek lazım.

Boşa kürek çekenler:
Hornets’i yine çaylakları taşımış. Marcus Thornton 26’da 14’le 36 sayı atarak takımın skor yükünü çekmiş, Darren Collison da 24 sayı 9 asistle çok kez yaptığı gibi CP3’nin yerini doldurmaya çalışmış. Üçüncü çeyrekte Bobcats’e 40 sayı atarak müthiş bir geri dönüşe imza atsalar da yenilmekten kurtulamamışlar. 40, bu sene Bobcats’in bir çeyrekte potasında gördüğü en fazla sayı diye biliyorum, yanılıyor da olabilirim. Chris Paul da elindeki sakatlık nedeniyle sezonu kapatmış, isabet olmuş.

Kevin Love, Al Jefferson’ın yokluğunda nihayet ilk 5’te çıktığı maçta 17 sayı 18 ribaundla tek başına ayakta durmuş Warriors’a karşı. Yazın beceriksiz uzunlar için ders verebilecek kadar iyi ribaund bilgisi var cidden.

Günün X-faktörü:
Ben Gordon 22 sayıyla Hawks’un onlar için önemli bu maçı kazanmamasını sağlamış. 7 asisti 3 de top çalması var bir de. 17’de 7’yle atmış olması belki tek eksi ama sezon içindeki gidişatına bakarsak bu rakamlar bile onun için iyi sayılır. Az sayı atan takımının skor yükünü çekmiş ve son dakikalarda da savunmada göz doldurmuş bir iki pozisyonda. Tabii sezon başında X-faktörü olsun diye alınmadığını da hepimiz biliyoruz. Onun dışında Bynum da Stuckey’nin erken sakatlandığı maçta 15’te 7’yle 17 sayı 4 top çalmayla oynamış. Stuckey de epey sakatlanıyor son günlerde. Atlanta’nın da JoJo’suz hiçbir şey olduğunu gördük.

Yıldız oyuncuların hafiften dinlendiği dönemlere geldiğimiz için burada daha fazla oyuncu görüyoruz. Miami’de Wade’in fazla ağırlığını koyamadığı maçta Dorell Wright sahneye çıkmış, 26 dakikada 12’de 7’yle şut atarak 19 sayı üretmiş. Tabii maçı hiç de rahat kazanamamışlar, bir saniyelik farkla kaybedebilirlermiş bile.

Tyson Chandler bu gece eski takımına karşı 9’da 7’yle 16 sayı 10 ribaund 5 blokla oynayıp ilk yarıya damgasını koyan isimlerden olmuş. Yoksa yavaş yavaş kendine geliyor mu sonunda?

İyi mi kötü mü?
Dalembert aslında 9 şutundan sadece birini kaçırmış ve 19 sayı 16 ribaund 4 blokla kağıt üzerinde takımının en iyisi de olmuş. Ancak maçın sonunda yaptığı hata karşılaşmayı kaybetmelerine neden olmuş. Daha önce Iggy’nin şutuna havada müdahale ettiği pozisyon kadar mantıksız olmasa da 5 saniye kala 2 sayı gerideler iken, Lou Williams’ın turnikesini potanın üzerindeyken tamamladığı için basket geçerli olmamış. Tamam, kötü bir niyet yok, turnike de zaten kaçmış ama bir saniyelik zamanlama hatası yapmasa, galibiyeti getirebilirmiş. Hatanın sebebi basketbol IQ’su ve heyecan fakat onun performansı olmadan da maçın o konuma gelemeyeceğini atlamamak gerek.

Takımını baltalayanlar:
Beasley şu Wade’in yanında ikinci adamı oynaması gerekirken git gide düşüyor. Bu maçta da 9’da 2’de kalmış sadece, 4 sayı 2 top çalma 2 ribaundu var. O kadar kötüymüş ki 15 dakika oyunda kalabilmiş sadece. Eğer playofflarda etkili olabilmek istiyorlarsa önce Beasley’nin iyi şutla kötü şut arasındaki farkı çözebilmesi lazım.
Ayrıca maçta Beasley’ye ayak uyduran başka isim de karşı takımın yıldız oyuncusu Elton Brand olmuş. Bu sefer Eddie Jordan’dan istediği dakikaları bulsa da Dalembert gibi kendini kanıtlama çabasına girmeyip hücumda gezinmiş sadece. 9’da 2’yle 6 sayısı var sadece aldığı 35 dakikalık sürede.

Bizimkiler:
Ersan artık Bogut'un da sakatlanmasıyla, kolay kolay 25 dakikanın altına düşmez. Hatta yani faul problemine girmedikçe kesinlikle düşmez diyebiliriz. Dün de yine 30 dakika aldığı maçta, Nets'e karşı 15 sayı, 9 ribaund, 2 asist ve 1 blokla oynamış. Ayrıca şut isabeti de hiç fena değil: 7/12. Playoff'larda 1 maç kazandırsa Ersan da, iyice sesini duyursa NBA'de...

Memo 9’da 4 ile 9 sayı atabilmiş anca, 5 de ribaund almış. Bir önceki gece OKC’ye karşı yüksek tempolu bir maç oynadıktan sonra sahasında rakibi en fazla yıpratan takımlardan biriyle karşılaştıkları için bütün oyuncularda düşüş yaşanması normal. Nitekim öyle de olup yenilmişler zaten.

Hidayet ne yazık ki Tony Allen’dan yüzüne aldığı darbeyle sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kalmış. O ana kadar 7 dakikalık sürede 2 sayı 3 top çalması varmış. Geri döndüğünde pek sevmediği maskeyi takmak zorunda kalacak gibi.

Bosh Sezonu ve Raptors Kariyerini Kapadı Gibi (Hedo da Sakat)

Dün gece Raptors sağlık ekibinden doktor Sean Marks'ın konuşmalarını dinledim. "Her kırığın iyileşme süreci farklı olur ama tamamen iyileşmesi birkaç hafta sürer. Maske takması için de şişliğin inmesi ve kırılan kemiğin yerinden oynamıyor olması lazım. Kırılan burun kemiği ve ameliyat konusunda ilk olarak burnundaki destekler 3 gün sonra çıkacak ve kontrolden geçecek. Ancak asıl kontroller 7-10 gün sonra yapılacak. Sezonu kapadı diye kesin birşey söyleyemeyiz ama sezonun bitimine kaç gün kaldığına bakıp buradan kendiniz bir çıkarım yapabilirsiniz" diyor. Eh bunun üzerine dün gece oynanan Celtics maçında Hedo da yüzüne darbe alarak sakatlandı. Yaklaşık 2 ay önce göz çukurunda meydana gelen kırıkla alakası var mıdır bilmiyorum. Milli oyuncumuzun da ne kadar kaçıracağı belli değil. 5-6 maçlık aradan sonra Bosh'un sakatlığıyla ilk 5'e yerleşmişti Hedo, kötü oldu.

Bosh'un büyük ihtimalle sezonu kapamış olması da elbette Raptors'ı kovalayan Bulls'un işine yarıyor. İki takımın kalan maçları aşağıda.

Chicago (37-40): Cleveland, ,@New Jersey, @Toronto, Boston, @Charlotte
Toronto (38-40): @Atlanta, Chicago, @Detroit, New York

Chicago maç eksiğiyle gerisinde Toronto'nun. Nets hariç her maçları zor. Düğüm de Toronto'da oynanacak Bulls-Raptors maçında çözülecek gibi duruyor. Bosh sakatlanmış olsa da, Raptors yeni bir avantaj elde etti: Bucks sayesinde, Bulls'a karşı eşitlik durumunda önde bitirmeyi garantilediler (tabii yanılmıyorsam). Yani Raptors sadece iki galibiyet alsa (örneğin son iki zayıf rakibini yense), Bulls'un 5 maçtan 4'ünü kazanması gerekecek. Kısacası Raptors herşeye rağmen bu yarışta burun farkıyla önde olan ekip.

Bu arada Cavs'in bu iki takımı da 'süpürgeyle' dağıtacağını, oradan oraya savuracağını söylememe gerek yok herhalde. Sadece son maçlara kadar süren bir playoff yarışı gördüğümüz için ısrarla değiniyorum bu konuya. Tabii bir de Hedo olduğu için...

Ek olarak da şunu söyleyeyim: Bosh sezonu kapadıysa, muhtemelen Air Canada Centre'a Raptors formasıyla son kez çıktı. Parkede çok mücadele etse de, her topun arkasından atlasa da, maç kaybettiklerinde ağlayacak kadar üzülse de, Bosh'un yaptığı açıklamalara ve Raptors gittiği çizgiye bakıldığında, Bosh'un Toronto'yu bu yaz bırakacağını söyleyebiliriz. Bu da Raptors'ın draft'tan yeni bir Bosh bulana kadar, seviye olarak en fazla playoff'ları zorlayacak bir takıma dönüşmesine neden olacaktır.

7 Nisan Programı

8 Nisan Perşembe 02:00 / Boston Celtics - Toronto Raptors
8 Nisan Perşembe 02:00 / New York Knicks - Indiana Pacers
8 Nisan Perşembe 02:00 / Washington Wizards - Orlando Magic
8 Nisan Perşembe 02:00 / Atlanta Hawks - Detroit Pistons
8 Nisan Perşembe 02:30 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat
8 Nisan Perşembe 03:00 / Golden State Warriors - Minnesota Timberwolves
8 Nisan Perşembe 03:00 / Utah Jazz - Houston Rockets
8 Nisan Perşembe 03:00 (NBA TV) / Denver Nuggets - Oklahoma City Thunder
8 Nisan Perşembe 03:00 / Charlotte Bobcats - New Orleans Hornets
8 Nisan Perşembe 03:00 / New Jersey Nets - Milwaukee Bucks
8 Nisan Perşembe 03:30 / Memphis Grizzlies - Dallas Mavericks
8 Nisan Perşembe 05:30 / San Antonio Spurs - Phoenix Suns
8 Nisan Perşembe 05:30 (NBA TV) / Portland Trail Blazers - Los Angeles Clippers

Yahu ayıptır. Koskoca 13 maçlık gecede sadece 2 maç var amacı olan takımları karşı karşıya getiren. Gerisi ya amaçsız iki takımın, ya da bir güçlü amacı olan ile bir ligin dibindeki takımın maçları. Neyse ki ayakta duracaklara müjde var, güzel olan iki maçtan birini veriyor NBA TV.

Thunder daha dün çok moral bozucu bir şekilde kaybettiler Jazz'a ve yorgunlar. Nuggets ise 3 gündür dinleniyor ve bugün kanser tedavisi gören koçları Karl'ı ziyaret edip moral depoladılar. Maç Oklahoma City'de oynansa da bana göre favori Nuggets burada.

Diğer maçta ise, hücumda Manuspor moduna bürünen Spurs son bir haftadır harika savunma yapıyor. Suns'a da hep ters gelirler. Suns'ın avantajı ise yaşlı Spurs'ün üstüste 2. gece maç yapacak olması ve karşılaşmanın Arizona'da oynanacak olması. Bu da ibreyi Spurs'den alıp ortaya getiriyor bence.

Aslında tabii bir karşılaşma daha var hedefi olan takımların mücadele edeceği: Celtics-Raptors. Ama Bosh oynamayacağı için çok da önemseyemedim... Bosh'suz Raptors ne yapacak acaba? Celtics hala normal sezonu 'tın'lamadan oynuyor. Doc Rivers da artık dayanamadı "Endişeleniyorum oyunumuzdan dolayı" dedi. Haklı da sonuna kadar. Hornets'da ortaya çıkan Paul'süzlük efekti, Toronto'da da canlanacak mı acaba? Ben sanmıyorum.