Suffisamment
2 hafta önce
27 Mayıs Perşembe 03:30 (NTV Spor) / Boston Celtics - Orlando Magic
Bundan iki sene önce Rajesh (Big Bang Theory'e selamlar) Kumar adlı bir master öğrencisi cep telefonu hattı almış. Ancak bu hat o zamanın Cavs koçu Mike Brown'un eski hattıymış. Zaten iki yıldır maçlardan sonra telefonun çalmasına alışkın olan Raj, son dönemde kafayı yemek üzereymiş. Pazar günü Mike Brown'un kovulmasının ardından, Pazartesi ve Salı telefonunu 150'nin üzerinde numara kişi aramış. Arayanlardan biri de New York belediye başkanının ofisinden aradığını belirtmiş. LeBron'un gitme ihtimali en yüksek takım olan Knicks'in şehri olan New York'un belediye başkanı Mike Brown'u arıyor. Evet başlığımın yönünde dedikodular çıkmış oluyor haliyle. LeBron'u memnun etmek için her dediğine evet diyen, her düşüncesinde kafa sallayan eski koçunu getirmek istiyor olabilir Knicks. Bu şampiyonluk için doğru seçim midir? Bence değil. Zaten bu konuyu daha yeni ele almıştım.
Bir Suns taraftarının Nash'e verdiği destek böyle yansıdı ekrana dün gece. Ben de daha dün bu konu hakkında birşeyler karalamıştım.
Maçın kısa özeti: Çileli Kobe Phoenix bench'iine karşı. Üstteki resimden kimin kazandığı çıkıyor sanırım. Oldukça komik bir sahneydi Craig Sager'ın sıra röportajı çekmesi =)
Kobe’den bahsetmiştim, biraz daha açayım. İlk çeyrekte sadece tek şutu var öncelikle. Takım iyi gitti mi kendi haline bıraktığını biliyoruz ama iki ekip de maça çok kötü başlayınca öne çıkıp kilidi açmasını beklemiştim. Sonradan düzene girer gibi oldu Lakers o yüzden yokluğu fazla hissedilmedi. Fakat o ikinci çeyrekte akın akın gelen Phoenix benchine karşı öyle ayakta durdu ki… Onu sinirlendiren şey rakibin açtığı farktan çok diğer Lakers oyuncularının pek çabalamamasıydı. Tek bacakla oynayan ve Suns potasının altında yaptığı katkıyı maça yaymayı başaran Bynum’dan başka çabalayan yoktu neredeyse. Playoffların en fazla ribaund alan oyuncusu Gasol’ün üçüncü çeyreğe kadar tek ribaundu yoktu. İlk maçlarda fark yaratan Artest ve Farmar ikilisi alan savunmasında buldukları üçlük şanslarını teker teker harcadı. Odom bir önceki maçı affettirdi belki ama o da yeterli değildi. Shannon Brown yolladığı tuğlalar dışında ortalarda yok. Kısacası böyle bir ortamda Kobe delirdi ve ipleri ellerinde aldı. Sayısı bulunmayan ilk çeyreğin ardından ilk yarıyı 15 sayıyla tamamladı. Çok daha iyilerini gördük ama Kobe olmasa maç çoktan kopmuştu bile. Kendisi üçüncü çeyrekte de coşmasına devam ederek skoru eşitliğe kadar getirdi, o kadar iyi şut attı ki sadece 2 kere serbest sayı çizgisine gidip 2 sayısını ordan buldu. Ama bir yere kadar dayanabildi o da tek başına, yoruluyor insan tabii. Son çeyreğe takım arkadaşlarını oyuna davet etmeye çalışarak başladı. En fazla katkı verdikleri kısmın da burası olduğu kesin ama Phoenix’in enerjik benchine karşı koyamayınca 106-115’lik mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Toplamda 22’de 15, üçlük çizgisinin gerisinden 9’da 6 atarak 38 sayıya ulaştı, yanına 10 asist 7 ribaund ekledi. Soyunma odasında yüzüne bakamayan birkaç takım arkadaşı olmuştur eminim.
Gelelim maçın bir diğer önemli yüzüne; Lakers savunma ve hücumu. Aslında hücumdan bahsettim yukarıda Kobe’yle birlikte ama birkaç ekleme lazım oraya. Öncelikle alan savunmasına karşı 3. maçtan daha iyi hücum ettiler bunda sorun yok. Bu sefer sorun kaçan boş üçlüklerdeydi daha çok. Kobe’ninkileri saymazsak takım olarak 19’da 3. Şaka gibi rakam, özellikle de en az yarısının boş olduğunu göz önüne alırsak. Fakat burada önemli bir nokta daha var. Bu üçlükleri kullanan oyuncular Artest, Farmar ve Brown. Üçlük yetenekleri var, bunda sorun yok ancak hiç biri düzenli şut performansına sahip isimler değil. Zaten Lakers’ın rakibi yenme şekli bu değil. Bir şekilde Phoenix'in alan savunması Lakers’ı kimliğinden uzaklaşmaya şevk ediyor; sonuç iki maçtır ortada. Ellerinde Gasol gibi bir uzun var, onun öncelikle acilen silkinmesi gerek. Bugün gördüğümüz üzere kötü oynama şansı yok kendisinin. Yoksa 5. maçta bir sürprizle karşılaşabiliriz.
26 Mayıs Çarşamba 04:00 (NTV Spor) / Los Angeles Lakers - Phoenix Suns
1) Üç sezon önce Parker ile çarpışmaları ve Nash'in deli gibi kanayan burnuna rağmen oyuna girmek istemesi, girememesi, Suns'ın yenilmesi.
2) Bu sezon Earl Watson'dan yediği dirsek ile adeta bir vampire dönüşmesi.
3) Malone (Lakers) ve Boozer'dan yediği dirsekler sonucu 2 kere dişinin kırılması ve maçlara o şekilde devam etmesi.
4) Tim Duncan'dan yediği dirsek sonucu maça resmen tek gözle devam edip, son çeyrekte 10 sayı, 5 asist üreterek takımına maçı kazandırması. Onun hakkında zaten uzun uzun yazmıştım, video da mevcut.
Diğer değerlendirmeler: John Wall, Evan Turner, DeMarcus Cousins, Wesley Johnson, Derrick Favors, Al-Farouq Aminu, Xavier Henry, Hassan Whiteside.
TD Garden’da biraz da onur mücadelesi verdi Magic dün gece. İlk üç maçın ardından geri dönüşün belki de imkansız olduğunun onlar da farkındadır, ama ezilerek süpürülmektense en azından bu maçla birlikte evindeki karşılaşmayı da kazanarak kulağa daha hoş gelen bir skor olan 4-2 ile kaybetmeyi isteyeceklerdi. Maçın başında yüzdeli şut atmalarının yanı sıra rakibin top kayıpları da hayli fazla olunca suni bir fark oluştuğunu düşünmüştüm konuk Magic lehine, ama haksızlık etmişim. İlerleyen dakikalarda fark yavaş yavaş erise de Magic oyundan kopmadı ve uzatmada maçı 96-92 alarak şimdilik elenmekten kurtuldu.
Geçelim kazanan Magic’e. Hawks serisinden kalma bir hücum performansıyla başladılar maça, Celtics frenini yemeleri biraz gecikince rakibin ilerleyen dakikalarda yorulmasını da iyi kullandılar ve şimdilik süpürülmekten kurtuldular. Öncelikle ilk üç maça göre çok daha mücadeleci ve çok daha inanmış göründüler parkede. Rakibin kendi sahasında rüzgarı arkadan alarak gelmesine rağmen pes etmediler, dirayet gösterdiler. Seri boyunca rezalet giden dış şut yüzdeleri bu maçta kendi seviyelerine çıkmasa da vasata ulaştı ve bu bile galibiyet için yetti. Galibiyet için yetti dediysem, sadece dış şutlardaki isabet oranlarının artmasının galibiyeti getirdiği anlamı çıkmasın. Celtics’in savuma dozajını ve sertliği arttırdığı dakikalarda genel olarak iyi cevap verdiler onlara. Ancak şunu da söylemeden geçmeyelim: Bu maçla birlikte belli oldu ki Celtics benchine hem mental, hem de kalite olarak kafa tutabilecek çok fazla oyuncusu yok Magic benchinin.
25 Mayıs Salı 03:30 (NTV Spor) / Orlando Magic - Boston Celtics
Sezon başında Byron Scott'ın görevine son verilince, Mike Brown'un da başarısızlıktan öte, yılın koçu ödülünün laneti nedeniyle kovulacağını yazmıştım. D'Antoni, Avery Johnson, Sam Mitchell, Byron Scott derken Brown da gitti. 5 etti üst üste. Hatta sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakan Hubie Brown'ı da katarsak 6'ya kadar yolu var. En çok üzüldüğüm kişi de Scott Brooks. Fıstık gibi, gencecik, her yanından potansiyel akan takımın başında rahatı yerindeydi adamcağızın. Şimdiden strese girmiştir, yazık oldu.
24 Mayıs Pazartesi 03:30 (NTV Spor) / Los Angeles Lakers - Phoenix Suns
Diğer değerlendirmeler: John Wall, Evan Turner, DeMarcus Cousins, Wesley Johnson, Derrick Favors, Al-Farouq Aminu, Xavier Henry.
Aynen resimdeki gibi gerçekleşti olay. Bilmeyenler için, sabaha karşı oynanan maçta gerçekleşti pozisyon. Bu hızda, bu sarsıntıyla gitti Magic playofflar'ın dışına. Daha 3-0 ama serinin 3-0'dan dönebilmesi için geçen sezonki SVG - Dwight tartışmasının bir benzerine ek olarak mucizevi şeyler olması gerekiyor: Howard'ın 2000'lerin başındaki Shaq gibi oynaması, Lewis'in de ortalama 30 sayıya çıkması gibi...
Orlando ilk maçın son çeyreğindeki çabasıyla maçı yakınlaştırınca, seri için umutlarının görüldüğünden daha fazla olduğunu yazmıştım. İkinci maçta da buna benzer şekilde açılan farkı kısa şekilde eritmiş, fakat bu sefer Celtics’in yaptığı savunmaya Nick Anderson laneti de eklenince takım halinde büyük çöküş yaşamışlardı. O çöküşün gerçekte ne olduğunu bugün gördük işte.
Tabii Orlando’ya da söylenecek çok fazla söz var. Buraya kadar sistemin tıkır tıkır işlemesiyle gelen Magic, post move özürlü pivotu teke tek savunulunca tüm dişliler ayrı telden çalmaya başlamıştı serinin başından beri. Neredeyse bütün oyuncular uğraşıyordu ancak kimlik kaybolduğu için bir türlü istedikleri gibi oynayamıyorlardı. 3. maçta yine çaba vardı ama bu sefer icraat hiç yoktu. Sırf SVG dedi diye Howard’a saçma sapan da olsa pas indirmeye çalışınca takım, bir şeyler olacak diye düşünmüştüm ama başta Jameer Nelson olmak üzere herkes kendine oynamaya başlayınca Boston savunmasına karşı elleri kolları bağlı kaldı Magic oyuncularının. Şu Celtics hücumuna bakıp hiç mi hatırlayamadılar acaba buraya nasıl geldiklerini. Geleceğin oyun kurucusu olarak lanse edilmeye başlayan Rondo bile yarı sahayı geçtikten sonra topu takım arkadaşına bırakıyordu çoğu hücumda. Nelson ilk iki turda Orlando’nun en iyi oyuncusuydu neredeyse ama yaptığı en iyi şey kendine oynarken takımın hücumunu baltalamamasıydı. Ama tabii Boston savunmasına karşı oynamak Bibby ve Felton karşısında coşmaya benzemez. Zaten bir takımın topla en fazla oynayan oyuncusu tek asistte kaldıysa o maçtan pek bir şey beklemeyeceksiniz. Seri boyunca takımı yönetme konusunda hiç iyi iş yapamadı, bu gece de maç normal gitse aynı hatalara devam edeceğine eminim. Neyse ki Magic daha ikinci çeyreğin sonunda teslim olunca fazla göze çarpmadı onun beceriksizliği.
Kaan Kural sık sık “kan ter gözyaşı” benzetmesini yakıştırmıştı bu seri için. Valla ilk ikisini bilemeyeceğim ama sonuncusu Orlando taraftarını çok iyi betimliyor bence. Twitter’ında “BUhahhhaahahha...WE ALL WITNESSES!!!!” yazan Gortat ve diğer Magic oyuncuları Lebron’a saydırıyorlar mıdır şu sırada? Onu bilemeyeceğim ama Celtics adını finallere yazdırmayı kesinlikle hak etti. Büyük çaplı bir mucize olsa bile üç çeyrekte 47 atan bir takım bundan daha yukarısına layık değil...
23 Mayıs Pazar 03:30 (NTV) / Orlando Magic - Boston Celtics