BIY AD

1 Haziran 2010 Salı

Kıvırcık Saçlarını Deli Gönlüme...

Bu sezon Orlando’daki bir çok değişiklik vardı; ama açıkçası Pietrus’un saçlarına bakıp da “Aaa! Ne büyük değişiklik.” diye hiç aklımdan geçirmemiştim. Kimin aklına gelirdi o uzun, kıvır kıvır saçların bedelinin 17.000 dolar olduğu.

Hemen panik yapmaya gerek yok. O 17.000 dolar Pietrus’un berberine saçını yapması için verdiği para değil. Ben bile o saçı bedavaya yaparım zaten. Aksine, saçlarına bir makas darbesi bile değmemiş bütün sezon boyunca. Nedeni üstte belirttiğim tutar işte. Howard, Nelson ve Lewis’le bir sezon boyunca saçlarını hiç kestirmeyeceğine dair iddiaya girmiş. Orlando için sezon da noktalanınca o para da haliyle Pietrus’a kalmış. 9 aylık berber masrafından kurtulduğu yetmemiş gibi, bir de 17.000 dolar kazanmış, iyi mi? Üstelik afro saçı ne kadar sevdiğini hatırlamış saçını uzatınca.

Manu'nun Dünya Şampiyonası'na Gelmeme Nedenleri


Manu'nun ikiz bebeklerden en azından birinin fotoğrafını internette paylaşmasını bekliyordum, sonunda koydu fotoğrafları: Üstteki Nicola, alttaki Dante. Manu'nun gözlerinin altındaki torbalar geceleri yaşadığı tatlı zorlukları anlatıyor. Aşağıdaki fotoğraflar da bir süredir dolanıyor internette ve gerçekten harikalar. Nicola ile Manu'nun elini bir kıyaslayın. Bir zamanlar Manu'nun da eli o kadarcıktı...

Allah analı babalı büyütsün.


31 Mayıs 2010 Pazartesi

NBA Finals - There Can Only Be One

İlk maçı Perşembe gecesi saat 04:00'da başlayacak olan ve Lakers'ın saha avantajına sahip olduğu Finaller'de kim şampiyon olur? Yan tarafta da anketten oylayabilirsiniz.

Vujacic'in Salaklığı ve Kobe'nin Tepkisi


Link


Link

Evet buyrun maç yazısında değindiğim Vujacic'in salaklığı. Deplasmanda 15 sayı öndeyken, seyirci bile umudunu yavaş yavaş kaybetmeye başlamışken, bedava 2 sayı ve bir de extra hücum hediye etti Suns'a. Neymiş Vujacic'in dediğine göre ailesini içeren kötü birşeyler söylemiş Dragic. Dragic küfretmiş olsa bile, ona ve Suns'a böyle bir fırsat vermek salaklıktır başka birşey değil. Kaldı ki Dragic kendi sahasına doğru hareketlenirken, Vujacic sanki ona dönüp birşeyler söylüyor ve Dragic de bunun üzerine dönüp ona yaklaşıyor gibi geldi bana. Aralarındaki sorun tam olarak nedir bilmiyorum. Ancak geçtiğimiz sezon düzenlenen 2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda Vujacic kendisine göre ufak, Slovenya milli takımı doktorlarına göre ciddi bir diz sakatlığı nedeniyle kadrodan çıkartılmıştı. Oyun kurucu pozisyonu için çekiştiği Goran Dragic ise Avrupa Şampiyonası'na katılmıştı. Ama bu çok da geçerli bir sebep gibi gözükmüyor aralarındaki gerginlik için.

Kısacası Vujacic'in, Dragic'e dirsek attığı noktada Suns ve taraftarlar uyandı, farkı 3'e kadar indirmeyi başardılar. Ama Kobe devreye girdi. Bu tür salaklıklar cezasız kalınca üzülüyorum gerçekten. Zaten Kobe'nin de maç sonundaki tepkisi eşsizdi:


Link

Onu öldürecektim diyor ardından "Peki maç bitti şimdi ne yapacaksın?" diye sorulunca "Hala onu öldüreceğim" diye yanıtlıyor Kobe. Hatta olay bununla da sınırlı kalmadı Kobe'nin tepkisi, devamı aşağıda:


Link

1.40 civarına gelirseniz videonun, basın toplantısında "Maçtan sonra Sasha'yı öldüreceğini söylemiştin, hala aynı şekilde mi hissediyorsun onun hakkında?" diye sorulunca cevabı şu şekilde oluyor: "Hala yaşıyor." Ve farkettiyseniz komik ve esprili bir cevap vermesine, basın mensuplarının gülmesine rağmen tek gülmeyen ve ciddi tavrını sürdüren kişi Kobe. Siz hesap edin artık ne kadar sinirlenmiş Sasha'ya. Ben sabah bu basın toplantısının ardından Vujacic adına korkmuştum kesin ağzını burnunu falan kırdı Kobe diye =P Şaka bir yana soyunma odasında sağlam tepki toplamıştır Vujacic herhalde, hatta Boston serisinde maç başına alacağı muhtemel 5 dakikayı da kaybetmiş olabilir.

30 Mayıs 2010 Pazar

Kobe İçin Ne Dediler?


Link

İşte Kobe'nin bu performansı sonrasında (özellikle maç sonu), basın toplantısında Alvin Gentry ile Steve Nash, övgüler yağdırdılar. Sabah izlerken bir kez daha çok büyük saygı duydum Nash ile Gentry'e. Çıkıp bahane bulmak yerine rakibi yücelterek bir kez daha gösterdiler ne kadar büyük olduklarını. Videoları da düşmüş onları da koyuyorum.

Alvin Gentry:

- Kobe için ne diyebilirsiniz ki? Hayati önem taşıyan, stresli bir maç oynuyorsunuz ama onun yaptıklarına gülmekten başka yapacak birşeyiniz kalmıyor.

- Parkedeki Kobe miydi yoksa Michael Jordan mı? Aradaki farkı göremedim ben.

- Kobe hakkında hep "en iyi" diye düşünüyordum, bu seride de fikrimi değiştirecek birşey olmadı. Tam tersi daha da inandım. Şu anda dünyadaki en iyi basketbolcu, hem de ikinciyle arasındaki fark hiç de az değil... Gelmiş geçmiş en iyi olup olmadığı konusuna girmeyeceğim çünkü ileride birgün Bobcats'te çalışmam gerekebilir...

Basın toplantısı için tık.

Steve Nash:

- Kobe'nin maçın sonunda attığı şutlar "şutör" şutları değildi, bir skorerin atacağı türden şutlardı. NBA'deki en iyi basketbolcunun şutlarıydı.

Basın toplantısı için tık

Lakers - Suns Serisi 6. Maç (111-103)

“Muhtemelen Kobe’nin MVP ödülü sayısı kariyerinin sonuna kadar değişmeyecek. Çünkü 82 maçlık zorlu maratonu kapsayan bu ödül LeBron,Durant, Howard, Chris Paul ve Rondo gibi genç oyuncuların ödülü. Sanıyorum Kobe’nin 31 yaşındaki bünyesi bu ödülü bir kez daha kaldırmasına izin vermeyecek; ama tek bir şey söyleyebilirim ki Kobe kırık parmaklarına ve ağrıyan bileklerine rağmen son dakikalardaki soğukkanlılığı ve mükemmel oyunuyla savaşın en kızıştığı yer olan playofflar için yaratılmış.”

Kobe hakkında başka bir söze ihtiyaç var mı bilmiyorum; ama spor yazarı Chris Mannix’in bu sözü benim gerçekten çok hoşuma gitti. Yaşına ve elde edebileceği hiçbir şey kalmamasına rağmen nasıl böyle bir hırsla oynayabiliyor aklım almıyor doğrusu. İkili sıkıştırma geliyor, asist yapıyor, maçın en kritik zamanı geliyor hiç olmayacak şutları sokuyor. Bird, Magic ve hatta Jordan dönemini kaçırmış biri olarak konuşuyorum: “Neyse ki Kobe’ye yetişebilmişim.”

Gerçekten çok çok zevkli bir konferans finali izledik bana kalırsa. Zaten top trafiğinin hızlı olduğu, hücuma dayalı sistemleri izlemeye doyamıyor insan. Suns’ın Lakers’a elenmesi modern basketbolun mağlubiyeti olarak algılanmamalı. Bu modern basketbolun günden güne daha çok oturmasından başka bir şey değildir. Geçen sene finallerde bu basketbolun tek temsilcisi olarak Orlando’yu görürken, bu sene Suns’ı da onlarla birlikte gördük. Bu nedenle Gentry ve öğrencilerini bir kez daha alkışlamak lazım. Bana sezonun başlangıcında bu takım konferans finali yapacak deselerdi; geçen sene playoff bile yapamamış takımın bu sene final yapma ihtimaline gülüp geçerdim; ama belki de 5. maçta o gecenin en formsuz ismi Artest, son saniyede ribaundu alamasa şu an belki de Suns-Celtics finalini bekliyorduk. Hiçbir şey olmasa bile bir sene içerisinde kat ettikleri bu büyük mesafeyle herkesin sempatisini kazandılar.

Nash’in soyunma odasındaki gözyaşlarını da gördükten sonra onun için burada veda etmenin ne kadar üzücü olduğunu bir kez daha anladım doğrusu. 118 playoff maçı yapmış bir süper yıldız için hiç playoff finali görememek çok hayal kırıcı bir durum. Dün geceki 21 sayı ve 9 asistlik çabası da sonuç vermedi; ancak son günlerin popüler deyimiyle “Gönüllerin şampiyonu Suns” diyebiliriz. Tabi Suns içinde bu sezon düşünülmesi gereken ayrı konular var. Belki de en önemlisi Amare’nin kontratının bitiyor olması. Amare’nin bu takımın en önemli parçalarından biri hatta en önemli parçası olduğu büyük bir gerçek; fakat öteki takımlarda ne kadar başarılı olabilir? İşte bu sorunun cevabında tereddütlerim var. Nash’ten ayrılması ona yarar mı yaramaz mı, bunu eğer takımdan ayrılırsa önümüzdeki günlerde görebiliriz. Şu an için %50 ihtimal vermiş ayrılmasına; ama bana sanki %50’nin üzerinde gibi geliyor bu oran.

Koç Gentry’nin de hakkını teslim etmek gerek. Takımına buralara gelmesinin imkansız olmadığını gösterdi; fakat bence katkılarının en büyüğü takımdaki herkesi kullanmasıydı. Geçen sene kardeşi ile sürekli kıyaslanan Robin Lopez’i ilk beşin vazgeçilmezi yaptı. Dudley, Frye, Amundson ve Dragic’in inanılmaz katkılarından bu sezon sürekli bahsettiysek bunun en önemli nedeni Gentry’nin bu oyunculara güvenmesinden başka bir şey değildir. Dün gece skor 4. çeyreğe girilirken skoru 91-74’ten çeviren oyuncu Dragic değil miydi? (Ya da Vujacic mi demeliyiz? Dragic'e attığı aptalca mini-dirsekle Suns'a üst üste 6 sayı atma şansı verdi, seyirciyi havaya soktu. / Can) Rotasyondaki oyuncularınızı kullandığınızda içiniz rahatsa bundan büyük bir koçluk olamaz zaten. Yanlış anlaşımasın bu Woodson gibi Crawford’ı kullanmak değil Alvin Gentry’nin yaptığı. Gentry kenardan gelecek her bir oyuncusunu Crawford olarak kullandı neredeyse.
(Ben de alan savunması işlemezken, özellikle Bynum'ın oyunda olmadığı dönemde inatla alanda ısrar etmesini eleştiriyorum bu noktada. İkinci ve üçüncü çeyrekte farkın bu kadar açık olmasının sebebi alan savunmasına Lakers'ın iyi ve yüzdeli hücum etmesiydi. Artest'i ısrarla bomboş bıraktılar devamlı. Bomboş derken baya 4-5 adım geriden savunuyorlardı şut atsın diye, Artest de 4/7 isabet buldu üçlüklerinde ve 25 sayı üretti. Maçı Kobe en kritik yerlerde getirdiyse de farkın açılmasını Artest sağladı diyebiliriz. / Can)

Gelelim gecenin esas oğlanına. Yazının daha ilk paragrafında bahsetmiştim ondan; ama bu seride yaptıkları da öyle bir paragrafta geçiştirilecek şeyler değil. Öncelikle bir istatistikle gireyim konuya: Deplasmanda, seriyi sonlandırma ihtimali olan maçların (bu geceki gibi) 8’inde Kobe 30 sayı barajını geçmiş. Bu alanda Majesteleri bile 5’te kalmışken Kobe’nin bu dereceyi elde etmesi ayrı bir olay. Oklahoma serisinin 6. maçından itibaren kimlik değiştirmiş biriyle karşı karşıyayız. Dün gece itibari ile sonlana seride Kobe’nin istatistiklerini vereyim: 33.7 sayı, 8.3 asist, 7.2 ribaund, %52 şut yüzdesi. Bu adamın parmağından, dizinden ve ayak bileğinden sakat olduğuna ve 32’ye merdiven dayadığına kim inanabilir? Hele dün gece Suns’ın son çeyrekte 16-4’lük seri yakalayıp maça ortak olmasının ardından Hill’e rağmen bir şutu var ki Gentry bile şapka çıkardı ona. Maç sonundaki basın toplantısında Celtics finali hakkındaki yorumlarını soran bir gazeteceyi de “Ne kadar olgunlaştığımızı göreceğiz.” demiş. Cevabı bile çok hoşuma gitti.

Ve Lakers’ın 6. maçtaki galibiyetinden sonra NBA tarihinin en tanındık final eşleşmelerinden biriyle tekrar karşı karşıya kaldık. Bugüne kadar finallerde 11 kez karşılaşan 2 belalı takım Lakers ve Celtics 12. randevu için kapışacaklar. Kobe 5. yüzüğün ve 2 senelik intikamın, Boston ise 18. şampiyonluğun peşinde olacak. Zevkli bir rövanş ve final olacağı kesin.

Nash'in Gözyaşları


Link

Lakers'a elendikleri maçtan sonra soyunma odasında Alvin Gentry tarafından teselli edilirken... Üzülmemek elde değil onun adına. Kaç kere yazdım bu blogda kendisine ve oyununa hasta olduğumu. Bütün NBA Finaleri'ne çıkmayı en çok hakeden isimlerden biri.

Ama maçın en kritik yerinde driblingini yanlış yerde kestiğini ve şut yerine çok kötü tercih edilmiş, fastbreak'i tetikleyecek bir pas verdiğini söylemem gerek. O pas gitti Kobe'ye açık alanda Frye'ı bire bir yakalama şansı doğurdu ve maç orada bitti.

LeBiiiiiiiiip

Ağzına "LeBron" adını alan yöneticiler tomarla para ödüyorlar NBA yönetimine ceza olarak. Resmen bağışta bulunuyorlar göz göre göre. 4-5 gün kadar önce Mark Cuban'a 100bin, Steve Kerr'e 10bin dolar ceza verildiği açıklandı. Mark Cuban'ınki kendi salaklığıydı, gidip bir röportajda "LeBron, Cavaliers'ın elini zorlar inşallah 'Beni sign & trade ile gönderin' diye, böylece onu alabiliriz." demişti. Yani haketti sonuna kadar. Hatta kural kitabında yazana göre 5 milyon dolara ve Mavs'in LeBron'u almasının yasaklanmasına kadar gidebiliyormuş ceza, o bakımdan ucuz kurtuldu diyebiliriz Cuban için.

Ancak Steve Kerr'ünki biraz garipti bana göre "LeBron'a yıllık 6 milyon dolar önereceğim. Bence kabul edecek, ya sizce?" diye şaka yapmıştı alt tarafı. Ardından da Cleveland'da kalmasının NBA için daha hayırlı olacağını söylemişti. İki gün önce de bu sefer Atlanta Hawks'un sahibi Michael Gearon 25bin dolarlık bir ceza yedi. O da "LeBron'u maksimum kontratla takıma katma şansım olsa ve bu bizi lüks vergisi sınırının üzerine çıkaracak da olsa gözümü kırpmadan yaparım" demişti.

NBA yönetimi 1 Temmuz'dan önce hiçbir takımın hiçbir oyuncunun kafasını karıştırmasına izin vermiyor. Bunun nedeni 1 Temmuz itibariyle serbest kalacak oyuncuların hala takımlarıyla kontratlarının olması. Başka takımın sözleşmeli oyuncusunu ayartmak, kafasını karıştırmak yasak. Futboldan da bu kurala aşinadır bir kısmınız. Ashley Cole olayı var direk akıllara gelen. Ama NBA yönetiminin yaptığı da resmen herkesi sansürlemek. Gıkı çıkanın kafasına vuruyor "otur yerine" diyor.

Öte yandan Wade'in "Bakalım LeBron ve Bosh'la buluşup konuşacağız neler yapacağımızı. LeBron elendiği için kafasını toparlaması lazım, hepimize uyan bir zaman toplanacağız. Hepimiz arkadaşıyız sonuçta." demesine herhangi bir ceza çıkmadı bugün yapılan açıklamaya göre NBA'den. Çünkü aşırıya kaçan olaylarda ceza yoluna gidiyorlarmış ve Wade'inki aşırıya kaçmamış. Böyle bir toplantıda birbirleri hakkında bilgi alırken aynı zamanda ikna etme çabaları da olacaktır kesinlikle. O nedenle Wade'in neden ceza almadığını anlamadım. Bundan daha açık bir ceza nedeni var mı acaba?

29 Mayıs Playoff Programı

30 Mayıs Pazar 03:30 (NTV) / Los Angeles Lakers - Phoenix Suns

Muhteşem geçen bir seri. Amare ile Frye'ın defanstaki büyük eksikliklerini alan savunması kapatıyor. Frye'ın son iki maçtaki formunu sürdürmesi gerekiyor. Lakers ise hala bir çözüm üretebilmiş gibi gözükmüyor ama savunmada Suns'ı yavaşlatıp kazandılar son maçı. Suns'ın evinde 110 civarına ulaşıp ulaşamayacağı belirleyici faktör olacak, son 3 maçtır bunu gördük.

Bir ufak detay: Suns soyunma odasında yarın yapılacak antrenmanın saati yazıyormuş. Hatta bununla kalmıyor. Lakers ile oynayacakları olası 7. maç Pazartesi günü ama Salı yapılacak antrenmanın saati bile yazılıymış soyunma odasında. İnanmışlar...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

NBA Finalleri HD Kalitesinde

NTV bir süre önce D-Smart HD bünyesine katılacağını açıklamıştı HDen kanalı adı altında. Önümüzdeki hafta içinde yayına başlayacak HDen kanalı. Aldığım bir bilgiye göre Perşembe gecesi başlayacak ve NTV'den canlı izleyeceğimiz NBA Finalleri de HD olarak yayınlanacak. D-Smart'ı olanlar HDen'i 116. kanaldan izleyebilecekler. Çok güzel bir gelişme, D-Smart UEFA maçlarını şifreli yayınlayarak büyük tepkiler çekse de HD kanallar bakımından iyi hamleler yapıyor. Bana göre Digiturk'ün de önüne geçtiler HD yayınlarda. Ben de keşke D-Smart'ım olaydı da o kalitede izleyebilseydim NBA Finalleri'ni diyorum.

Buna ek olarak CNBC-e dizileri ve NTV ile NTV Spor'un yayınlayacağı basketbol - futbol maçları da HD kalitesinde yayınlanacak artık. Buna 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası da dahil.

NBA Finalleri'ni 200-250 kişi falan HD izleyebilecek koca ülkede herhalde =) ama duyurmuş olayım.

Celtics - Magic Serisi 6. Maç (96-84)

Bu adamın olası bir hüsrana uğramış bench sahnesi dışında fotoğrafını koyacağımı hiç düşünmezdim. Aynı Doc Rivers dışında neredeyse kimsenin kalkıp serinin en önemli maçını Celtics’e kazandıracağını düşünemediği gibi. İtiraf edeyim, Cleveland serisi bittikten sonra “Boston kupayı kaldıramazsa büyük ihtimalle House-Robinson takasından dolayı olur” diyordum. Henüz her şey bitmedi; o yüzden hala erken ancak şimdilik görüntüdeki Nate Robinson, Celtics’e 6. maçı kazandıran ivmeyi veren isim olarak anılacak.

Yaptıkları kağıt üzerinde ona göre sürpriz ama pek etkileyici değil aslında. Hiç bir şey okumayıp boxscore’a bakan biri sayıların maç koptuktan sonra geldiğini bile düşünebilir. Ancak durum bunun tam tersi. Maça çok iyi başlayan Rondo, potaya gidip faul aldığı bir pozisyonda çok ters düşüp (daha kötü sakatlanmaktan ucuz kurtularak) belini incitince Doc Rivers rotasyonun dışına çıkıp Nate Robinson’ı oyuna aldı. Fırsat bu fırsat diyen Robinson akıl almaz şekilde iyi şut atarak ikinci çeyrekte farkın 20 sayıya kadar gelmesini sağladı. Yaptıklarını şöyle bir bakınca doğrular olsa da genelde şut tercihlerinin “du bakalım” şeklinde atılanlar kategorisine girdiğini görüyoruz. Ama bir çeyrekte 6’da 4’le 12 sayı atıp daha devrenin bitmesine 5 dakika kala takımını 50-30 öne geçmesini sağlayınca eleştirilmek zor oluyor. Belki bu gece hücumuyla konuşulacak ama savunmasının da üzerini çizmek isterim. Maça iyi başlayan Jameer Nelson’a öyle baskılı savunma yaptı ki, Nelson istediği gibi topla oynayamadığı için oyundan soğudu ve maçın geri kalanında hiç etkili olamadı. Yine de Doc Rivers akıllı davranıp 13 dakikadan fazla süre tanımadı kendisine.
Maç bittikten sonra “en önemlisi onu kullanmadığımız bunca maçtan sonra hala oyunun içinde kalıp katkı yapabilmesi” şeklinde bir açıklama yaptı Rivers. Katkı yaptığı kesin ama tüm maçı müthiş disiplinli oynadığını söylemek zor. Nate Robinson sonuçta. Tabii bu sezon içinde D’antoni’den aldığı uzun cezanın ardından 40 küsür sayıyla geri döndüğünü de hatırlamak lazım, bu bakımdan bir ünü oldu kendisinin.

Robinson’ın kazandırdığı ivmeyi saymazsak, Celtics’in kazanmasının belki den en önemli nedeni üç sayı çizgisinin gerisinden buldukları isabet oranı. Maçı 22’de 10’la kapattılar ama ilk yarıda, özellikle şut atmayı unutan Magic’le karşılaştırıldığında bu sayı daha da etkileyiciydi. Tabii bir de Paul Pierce var. Kendisi 45 dakika sahada kalıp, 5’te 4’le attığı üçlüklere 13 ribaund 5 asisti de ekleyerek liderlik nasıl yapılır gösterdi. 31 atmasında (bazısını bildiğimiz Paul Pierce şeklinde abartarak aldığı) 10’da 9 serbest atış isabeti bulması da etkili. Ona en büyük yardım 20 sayı atan Ray Allen’dan geldi. 3. çeyreğin başında attığı iki üçlük maçın kilit anlarındaydı.

Celtics’in maçı sertleştirmeye yönelik çabalarını unutmamak lazım. Mesela Garnett ilk çeyreğin başlarında kendisini eliyle kontrol eden Howard’a iki tane sert yumruk attı. Şuradan izlenebilir pozisyon. Hakemler hem Howard’ın savunma faulünü hem de Garnett’in sportmenlik dışı hareketini sadece hücum faulle geçiştirmeyi tercih ettiler. Garnett yine antipatik bulunacaktır çoğu kişi tarafından haklı olarak. Ama playoffların ilk maçında aldığı cezadan sonra bu tavırlarını azalttı aslında. Bu sezon kendisini gözlemleyenler aradaki farkı anlayacaktır. Tabii benim için kendinden güçsüz oyunculara dayılanmadıkça sorun yok orası ayrı mesele. Sertlik konusuna geri dönmek gerekirse, maç içinde yaşanan birkaç olay dışında düşündüğüm kadar kavga-dövüş geçmedi. Farkın açılmasının da payı büyük…

Gelelim Magic’e. Kağıt üzerinde Celtics’ten iyi şut attılar %43’e rağmen ama hücumda büyük sorun olduğu apaçık ortadaydı. Takımca alışıldık Magic hücumundaki pasları yapamadılar bir kere. Yani doğru tercihleri geçtim öyle berbat paslar vardı ki kaleci olmak gerekir yakalamak için. Ayrıca Celtics’in farkı açmasının temel sebebi bu paslar değil, asıl bu kadar berbat hücumların sebebi Celtics’in farkı açmasıydı. Baskı altında ezildiler yine yani. Carter üzerine yapışan etiketi atmak için baya çabaladı; hatta ilk maçtan sonraki en iyi performansını sergiledi ama o da istediği katkıyı sağlayamadı. Daha iyi oynasa da takımına fazla yardığı olacağını düşünmüyorum ben. Bir kere karakteriniz dışına çıktınız mı buralarda maç almak zor oluyor çünkü. Bunu Lakers için bile gördük. İlk yarının sonunda da maçın sonunda da farkı azaltmayı başardılar ama bir noktada berabere getirseler bile maçı kazanacak gibi durmuyorlardı. Robinson’ın kendisini bezdirdiğini söylediğim Nelson 4 asist 5 top kaybıyla oynadı. Takım olarak 14 asist 12 top kaybıyla oynadılar zaten. Lewis maçın başında çabalamasına karşın çabuk düşüp hiç katkı veremedi, 11’de 3’le 7 sayıda kaldı. Kazanmayı biraz da olsa hak eden biri varsa o isim Howard'dı. O da iyi savunulmasına rağmen 28 sayı 12 ribaund’a imza attı kendisi ama bu sefer de savunmada erken faul problemine girdiğinden dolayı çok etkili olamadı. Savunma demişken, felaket olmasalar da sınıfta kaldı yine Orlando. Yani Boston’ın %42.7’de kalmasının sorumlusu onlardan çok maç sonunda Celtics hücumunun saçmalaması. Takımın savunmacısı ilan edilen Barnes hiç oyunda yoktu mesela. Boston hücumuna karşı işini en iyi yapan serinin genelinde olduğu gibi Redick’ti ama o da 7’de 2’yle hücumda etkisiz oldu.

Sonuç olarak Orlando yüzüp tarih yazmanın kuyruğuna geldiği seriye bu gece veda etmek zorunda kaldı. 4-2 bitmesine rağmen böyle söylüyorum çünkü serinin ilk üç maçıyla sonraki iki maçı tamamen alakasızdı. Kaybettikleri maçların dördünü de sonuna kadar hak ettiler ayrıca. Bir kesim Boston’ın sezon içindeki uyurgezer haline büründüğünü ve bundan öyle kolay kurtulamayacağını düşünürken Celtics onları haksız çıkarmak için elinden geleni yaptı ve seriyi burada bitirdi. Ben diğer serinin 7. maça kalacağını düşünüyorum. Eğer favori Lakers finale çıkmayı başarırsa ilginç bir seri olacak gibi. Maç sonu oynamayı garip şekilde beceremeyen Celtics karşısında Kobe’yi, şu ana kadar hiç sert savunma görmemiş Lakers da karşısında bu konunun pirini bulacak. Ama Rondo vs. Nash’i tercih ederim ben.

28 Mayıs Playoff Programı

29 Mayıs Cumartesi 03:30 (NTV) / Boston Celtics - Orlando Magic

Nelson'ın son 2 maçtaki gibi oynaması gerektiğini söylememe gerek yok herhalde. O agresifken ve Dwight'ı oyuna sokarken Magic daha bir Magic'e benziyor. İlk 3 maçta ise Magic'i geçtim Knicks'e bile benzemiyorlardı neredeyse (abartı sanatı). Kaan Kural, NBA Stüdyo'da Rondo-Nelson eşleşmesinden bahsetmişti bu eşleşme çok önemli elbette bunun yanında Dwight Howard'ı da es geçmeyelim. Konsantre olduğu zaman ve istediği yerde topu almayı kafasına koyduğu zaman neler yapabileceğini gösteriyor. Dwight demişken, son maçta onun dirsek darbesiyle beyin sarsıntısı geçiren Glen Davis oynayacak maçta. Rasheed'in ise belindeki sorun ciddi, dün oturamıyormuş bile. Maç saatinde belli olacak oynayıp oynamayacağı. Glen Davis'in yediği dirsek konusunda psikopat Boston yazarlarından Ron Borges "Kevin McHale'ın Rambis'i yere serdiği gibi, Celtics Dwight'ı da yere sermeli, attığı dirseklerin bir karşılığı olduğunu bilmeli" diye bir yazı yazmış. Sanki Dwight bilerek vuruyor da bütün dirsekleri hakemler aval aval bakıyor... Neyse böyle birşey olacağını hiç sanmıyorum. Ama iki takım için de artık inanılmaz kritik bir maç haline geldiği için bu geceki mücadele, The Garden'da tansiyon biraz yükselebilir. Nelson ile Dwight'ın elinde yani 3-3 ve muhtemel tarihi 3-0'dan dönüş. Rasheed'in belindeki rahatsızlık nedeniyle, Perkins'in erken faul problemine girmesi en tehlikeli şey belki de Celtics için.

28 Mayıs 2010 Cuma

Hidayet: Toronto'ya Dönmek İstemiyorum

NBA Stüdyo'da az önce Toronto'ya dönmek istemiyorum diye açık açık söyledi Hedo. Bunun ardından menajerinin Raptors kulübü ile görüştüğünü söyledi ve "Umarım en yakın zamanda bir haber çıkar" dedi. Yani kısacası takasını istiyor kulüpten. Üstüne de şunları ekledi: "İnşallah takas olursam, beni iyi kullanabilecek, yeteneklerimden maksimum yararlanabilecek bir takım gitmek isterim"

Bu kararının ardında sezon içinde çıkan "Hasta olduğunu söylerken maç sırasında gece kulübündeydi" şeklinde çıkan haberin ve Raptors yönetiminin bu haberi yalan yere çok büyütmesinin olduğunu söyledi. Aslında Hedo maçı salonda izlemiş, maçtan sonrada takı markadaşları bir kafe/barda otururlarken 15-20 dakikalığına yanlarına uğramış.

O kontratla ve bu sezon çizdiği form grafiğiyle (hele yaşını da göz önüne alınca) Hidayet'in takas edilebilme ihtimali pek yüksek değil. Umarım Raptors onu kabul edecek ve güvenecek bir kulüp bulur ama önce Hedo biraz eski Hedo gibi oynayabileceğini göstermeli. Programdaki konuşmalarından Toronto'yu kafasından sildiği anlaşılıyordu. Takas gerçekleşmezse mutsuz olduğu bir yere lanet ederek dönecek. Belki de hergün kendi kendine söylenerek geçirecek "Ne işim var burada?" diye.

Ne diyelim inşallah olur takas. Ah işte Hedo ah. Portland'la anlaştığında ne güzel bir yazı yazmıştım zamanında. Ne kadar sevinmiştim. Üstelik NBA Stüdyo'da kendin de söyledin "Portland beni Magic'teki gibi kullanmak istiyordu." diye. Daha ne istiyordun? Batı'nın gücünden mi korktun nedir? Raptors'a gittiğinde ise "Bosh büyük ihtimalle ayrılacak niye gidiyorsun?" demiştik. Yeniden mutlu olacağın bir takıma gidebilmen dileğiyle.

Hemen bir senaryo yazayım. Bosh da ayrılırsa (%99 ayrılacak diyebiliriz) Raptors yeniden yapılanmaya gidebilir bu da biten kontrat kabul etmek zorunda kalmalarına neden olabilir Hidayet'e karşılık. Eh kadrosuna iki tane süper yıldız katması beklenilen Knicks belki Curry'nin biten kontratı karşılığında Hedo'ya göz dikebilir mesela. Ama Knicks'in kadrosu (kısa forvette muhtemelen Gallinari ve muhtemelen LeBron olacak) ne kadar iyi bir uyum sağlar Hedo'ya bilmiyorum. Ama D'Antoni'nin sisteminde LeBron atıyorum uzun forvete kaysa bir hayli ilginç bir takım izleriz. O sistemde Hedo'yu düşünmek istedim bir an için, aklıma bu geldi. Tabii şunu unutmamak lazım ki, bu tarz bir takas olacaksa da sezon ortasında olma ihtimali çok daha yüksek. Yukarda bahsettiğim gibi Hedo önce biraz güven aşılamalı onunla ilgilenebilecek takımlara veya inanılmaz bir dünya şampiyonası geçirmesi de etkili olabilir...

2010 Draft Değerlendirmeleri: Devin Ebanks (West Virginia, SF/PF, 6-8)

Diğer değerlendirmeler: John Wall, Evan Turner, DeMarcus Cousins, Wesley Johnson, Derrick Favors, Al-Farouq Aminu, Xavier Henry, Hassan Whiteside, Damion James.

Nba finalleriyle bizim okulun finallerinin çakışması sonucu biraz yoğun bir tempoya girmiş olacağım. Bu sebeple draft yazılarımın sıklığı azalacak, ancak yine de elimden geldiği kadarıyla oyuncu tanıtımlarına devam edip bu konuyu güncel tutmaya çalışacağım. Drafta 27 gün kaldı ve o güne kadarki hedefim bu yazı dizisini en az 20 oyuncuya tamamlamak. Sıradaki isim Devin Ebanks.

Deniz Kılıçlı’nın da formasını giydiği West Virginia’da oynayan Devin Ebanks, bu sezon kolejdeki ikinci yılını geçirdi ve D.Butler-K.Jones ikilisiyle birlikte takımını konferans şampiyonluğuna taşıyan oyuncuların başında geldi. Orta mesafe şutu oldukça iyi, ayakları hızlı ve takım oyununu iyi oynuyor. Bob Huggins’in yetiştirdiği diğer isimler gibi, Ebanks’in de atletizmi pozisyonuna göre müthiş. Kolej liginde 3 ve 4 numaralı pozisyonlarda oynadı. Boyu 2.03 diye ligde 4 numara oynayamayacağını düşünenler için, Bob Huggins’in tedrisatından geçmiş ve şu an ligde pf pozisyonunda oynayan isimleri hatırlatalım: K-Mart, Joe Alexander, Jason Maxiell.

Geçelim eksilerine; Hücumda zaman zaman çok siniyor, oyunda olduğunu bile unutturuyor bazen. Bu sebeple özellikle konferans turnuvasında Jones ve Butler’ın çok gölgesinde kaldı ve mock draftte de büyük bir gerileme yaşadı. Ayrıca dış şutu çok kötü. Bu sene 12sayı- 8ribaund ortalamasıyla oynadı. Corey Brewer’e benzetiliyor. Kolej ligindeki oyunu bana Lamar Odom’u hatırlatıyor, fizik olarak benzemese de. İlerde en iyi ihtimalle onun gibi tamamlayıcı oyuncu olabileceğini düşünüyorum.

Kobe Beni Hasta Etti


Link

Los Angeles'taki bir restoranda yediği yemekten sonra hasta olan ve dün geceki maçta da kendisini kötü hisseden Alvin Gentry, birkaç kez çöp kovasına kusarken yakalanmış. Basın toplantısında da bu durum "Kusarken yakalandınız" diye kendisine aktarılınca "Yakalandım mı? O zaman herkese Kobe Bryant'ın beni hasta ettiğini söyleyin" şeklinde karşılık vermiş. Bilmeyenler için Kobe 30 sayı, 11 ribaund, 9 asist ve 4 blokla oynadı dün gece...

Gentry ayrıca şunları eklemiş: "Çöp kovasını bench'e getirmemelerini söylemiştim çünkü orada kusarsam bütün kameraların beni çekeceğini biliyordum. Zaten kendimi tutabildiğim sürece kusmamaya çalıştım."

Phoenix'e getirdiği yenilikleri, sistemin üzerine koydukları ve gerçek bir zirveye oynayan takım yaratması zaten onu özel yapan şeyler. Ama bu tür takımına ve basketbola bağlı olan oyuncuları ve koçları ayrı bir seviyorum. Ayrıca basın toplantısındaki Kobe esprisi de sempatikmiş.

Lakers-Suns Serisi 5. Maç (103-101)

Maçın son dakikasına kadar kafamda tasarladığım yazının girizgahı, kahramanları son dakika içerisinde iki kere değişti. Suns’ın kazanması halinde kırılma anı, o ana kadar 5’te 0 üçlük atan J-Rich’in bitime 3 saniye kala süper şansıyla bulduğu inanılmaz panyalı basket, Lakers’ın kazanması halinde ise Derek Fisher’ın kritik anlarda sol dipten yolladığı iki uzak mesafeli şut olacaktı güya. Ama gelin görün ki hiç hesapta olmayan Artest son saniye basketiyle, hem de maç içerisindeki yalnızca 4. sayısını atarak karşılaşmaya noktayı koydu, belki Lakers’ı ipten aldı, belki de şampiyonluğun kaderini bile değiştirdi. Bir Suns taraftarı olarak boğazımda kocaman bir yumru ile “I love this game” deyip maç değerlendirmesine geçiyorum.

Her horoz kendi çöplüğünde öter derler ya aynen o şekilde geçiyor seri. İlk çeyreğin sonlarına doğru ele geçirdiği skor üstünlüğünü maçın sonlarına kadar genellikle 15 ile 5 fark arasında korudu Lakers ve son dakikalarında ecel teri dökse de, karşılaşmadan 103-101 galip ayrılarak saha avantajını rakibine kaptırmadı.

Gelelim maçın ana hatlarına: Suns, oyunun genelinde yine alan savunması yaptı, ancak bu savunma taktiği önceki maçlara göre daha iz işe yaradı, çünkü Odom’ın Lakers hücumlarında yüksek posttan buluştuğu hemen her top sayı olarak döndü Suns potasına. Lakers en azından bu maçlık alan savunmasının çözümünü bulmuş gibi göründü. Ayrıca ev sahibi ekip, müthiş bir boyalı alan savunması yaptı. Özellikle Amare’nin drivelarını çok iyi savundular maç boyunca.

Suns yedekleri iki farklı devre oynadı bu gece. İlk yarı Lakers adına farkın açılmasının temel sebebi onlardı. İkinci çeyreğin ilk 5 dakikasında 5 top kaybı yaptılar ve fark bu sayede çift hanelere kadar ulaştı. İkinci yarıda ise farkın kapanmasında başrol oynadılar. Bireysel hücum yetenekleri çok sınırlı olan Suns benchinin iyi oynayabilmesi için tek şeye ihtiyacı var, o da gaz. Evlerinde bu havayı yakalamakta zorlanmıyorlar, ancak deplasmanda aynı etkiyi gösterebilmeleri için üst üste birkaç şut isabeti bulmaları şart, özellikle dış şut. Zaten içerde pek işleri olmuyor, bu gece denedikleri 23 şutun 16’sı üç sayı çizgisinin gerisinden. Bu dediklerim tabi ki yalnızca işin hücum yönü. Savunmada her zaman ellerinden geleni yapıyorlar.

Lakers’a karşı kaybettiği maçlarda 14.5 kazandığı maçlarda 7.5 top kaybı yapan Suns, bu istatistiği haklı çıkardı ve maçı 15 top kaybıyla tamamladı. Buna bir de ofansif ribauntlardaki Lakers üstünlüğü eklenince çok daha fazla şut denemesinde bulunmuş oldu ev sahibi ekip. Serbest atışlardaki düşüş de devam ediyor Suns adına. Ligin normal sezonda bu alandaki en iyi takımlarındandılar, ancak bu gece de %69’la şut attılar serbest atış çizgisinden. Maçın 2 sayı farkla bittiği düşünülürse önemi daha iyi anlaşılır bu istatistiğin. Suns adına hayal kırıklıklarına değinmişken Robin Lopez’i söylememek olmaz. Bir önceki maçın yıldızlarındandı ama bu maçı sayı atamadan tamamladı.

Lakers’ta çok değerli bireysel performanslar var, ancak ben önceliği Fisher’a vereceğim. İlk çeyrekte takımın skor yükünü sırtladı ve maçın sonlarında bulduğu çok kritik basketlerle maçı 22 sayıyla tamamladı. Odom özellikle oyun zekası ve pozisyon bilgisiyle çok kilit bir rol oynadı bu maçta. Seri boyunca olduğu gibi Bynum’ın yapamadığı hemen her şeyi yaptı ve 17 sayı-13 ribaunt üretti. Kobe 30 sayı-11 ribaunt-9 asist-4 blok ile triple doubleı kaçırdı, fakat özellikle maçın sonlarına doğru çok kötü şut seçimleri yaptı. Önceki maçta ribaunt almakta epey zorlanan Gasol, 21 sayı-9 ribaunt ile tamamladı maçı. Karşılaşmada Lakers adına en büyük hayal kırıklığı yine Bynum oldu. Hücumda koca bir sıfırdı, inanılmaz eşleşme sorunu yaşıyor Suns uzunlarına karşı.

Suns cephesinde ise; Nash 29 sayı-11 asist ile serideki en iyi maçını oynadı, takımın da en etkili ismiydi. Frye 14 sayı-10 ribaund ile artık kesin olarak özgüvenine kavuştuğunu gösterdi. Amare’nin de 19 sayısı var. Önümüzdeki maçta Hill-Richardson ikilisi mutlaka devreye girmeli Suns adına, yoksa 7. maçı göremeyebilirler.

Suns’ın bugün moral olarak yıkıldığı kesin, ancak Gentry’nin liderliğine inanan biri olarak takımı toparlayacağını düşünüyorum. İki takımın da hücum potansiyelinin üst düzey olması maçın ivmesini, gidişatını bir anda ters yönde değiştirebiliyor. Bu yüzden Arizona’daki maçın ne olacağını kestirmek güç, ancak ben Lakers’ın bu sene playofflardaki kötü deplasman karnesini ve Suns’ın evinde yakalayabileceği havayı göz önünde bulundurarak serinin uzayacağını düşünüyorum.

27 Mayıs Playoff Programı

28 Mayıs Cuma 04:00 (NTV Spor) / Phoenix Suns - Los Angeles Lakers

Evinde alan savunmasının yardımıyla durumu 2-2 yapan ve rüzgarı arkasına alan Suns, Staples Center'a çıkıyor yine. Alan savunmasına karşı üçlükçü ve delici oyuncuları olmadığı için zorlanıyor Lakers, içerden sayı üretemiyorlar. Kobe'nin %61 şut isabeti, 37 sayı, 8 ribuand, 10.5 asist gibi rakamlarla ulaştığı sapık performanslarına rağmen iki maçtır kaybediyor Lakers ve iki maçtır 110'u geçemiyorlar. Ancak illa skor üretme yarışına girmek gerekmiyor Suns ile, bunun dışında bir yöntem daha var Suns'ı yenmek için: Onları 100 civarında tutmak. Lakers savunması hiç durduramıyor Suns hücumunu. Phil Jackson da daha çok atmaya konsantre olmak yerine savunma çalıştırmış takımına dün. Hücumda da Odom veya Gasol (özellikle Gasol) ampulün tepesinden Lakers'ı yönetirse zaten çok sağlam gibi durmayan Suns alan savunmasını çökertebilirler. Lakers evinde elbette favori ama sıcak bir Suns her zaman korkutucudur. Sonucunu en merakla beklediğim maçlardan biri playofflar'da.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Perkins'e Af

Sabah Kendrick Perkins'in 7. teknik faulünü aldığından ve Magic serisindeki 6. maçta cezalı durumua düştüğünden bahsetmiştim, videosunu paylaşmıştım. NBA az önce yaptığı açıklamada Perkins'in ikinci aldığı teknik faulün kaldırıldığını duyurdu. Yani Perkins'in de cezası kalkmış oldu. Zaten hakemler Perkins'in art niyetli olduğunu düşünüyorsa NBA yönetimine pek söz düşmez sanki. Yani o sırada parkede oyuncunun yanındaki hakem art niyet sezdiyse videodan bakıp "Yok eli kaymış sadece" demek doğru olmazdı. İkinci teknik faul de ufacık itiraz sonrasında bir hayli ucuz olmuştu, o nedenle doğru karar verilmiş oldu.

Aslında Perkins'in maç içinde 1, toplamda 6 teknik faulü varken, hafif bile olsa sorumsuzca yaptığı o itirazdan dolayı bir şekilde cezasını çekmesini isterdim. Özellikle de Perkins'in en sık ve en boş itirazda bulunan oyunculardan biri olduğunu düşündükçe bu isteğim pekişiiyordu. Ama böyle bir cezanın serinin kaderini belirlemesi de en son isteyeceğim şeydi. O yüzden sevindim sonuca. Gece Celtics tarafının gözüne uyku girmemiştir herhalde, güzel bir haberle güne başlamış oluyorlar böylece. Hayırlı olsun. Magic'i yine çok zor bir maç bekliyor.

Celtics-Magic Serisi 5. Maç (92-113)

Bir takım için, bir maç ne kadar kötü gidebilir? Bir maçın sonucu sizin 3-0 öne geçtiğiniz seriyi 4-3 kaybetmenize sebebiyet verir mi? Üstelik şu ana kadar bunu NBA tarihinde yapan bir takım yokken. Suns –Lakers serisinin üçüncü maçını yazarken, Magic-Celtics serisi için “Pek heyecanlı değil. Orlando çoktan savaşı bitirmiş” demiştim. Biraz savaşmaya başladılar, dördüncü maçı aldılar. Dün bir de 3 sayı çizgisinin gerisinden mükemmel attılar ve 5. maçı da aldılar; ama esas olay bu değil. Asıl can alıcı nokta buradan sonra, özellikle 6. maç için başlıyor. Dün geceki maçta serinin kaderi resmen yeniden yazıldı; ama bunun ne Orlando’nun oynadığı basketbolla alakası var ne de Boston’ın formsuzluğuyla. Biraz hakemler ve biraz da Howard’ın dirsekleriyle bir yol açıldı Magic için. “Şans faktörü bir serinin gidişatını nasıl etkiler?” sorusunun cevabını görebiliriz serinin 6. maçında.

Bu zamana kadar hep Boston savunmasını konuştuk? Bu seri 4. maçta bitseydi; şimdi Celtics’e methiyeler düzüyor, bu yaşlı kadronun son bir şampiyonluk daha alıp alamayacağını tartışıyor olacaktık. Tüm bunlar bir maçta kaybedilmedi aslında. Serinin bu noktalara düşmesinin nedenini herkes kendince açıklayacaktır. Kimileri Howard’a, kimileri hakemlere, kimileri Stern’e hatta bazıları Kobe ve Lakers’a veriştireceklerdir(Şaka yapmıyorum, böyle yorumlar da gördüm.). Benim yorumum ise şu şekilde olacak: Yaşlı bir takımsanız işinizi çok uzatmayacaksınız. Serinin başında Magic için nasıl dinlenme yaramamış dediysem, bugün de Celtics için seriyi uzatmak yaramamış diyorum. Neden peki? Malum, Celtics veteran bir takım. Normal sezondaki oyunlarıyla buraya kadar gelmelerini kimse tasavvur edemezdi. Deneyimli oyuncuların ve zamanı geldiğinde kemerleri sıkmanın farkını o zaman gördük; ama ben dahil çoğu insan, bu oyuncuların yıpranma paylarını hesaba katmadık. Şu an Celtics takımında yaptığı maçların, özellikle Cleveland serisinin, yorgunluğu hissediliyor. Eğer bir savunma takımı, karşı takımdan 25’te 13 üçlük yiyorsa, o takımda bir sorun vardır. Celtics içinde ortaya çıkan bu sorunun adı: YORGUNLUK. Öte yandan House-Robinson takasının olumsuz sonuçları ise şu an Rondo’yu ve paralelinde tüm takımı etkiliyor. Ortalama 44-45 dakika süre alan bir oyun kurucunun da yıpranmasından daha doğal bir durum yok zaten. Ayrıca bu oyun kurucu, takımda bir Derek Fisher rolünde değil, üç süper yıldızın olduğu bir takımın lideri. Bir nevi motorun ana dişlisi. Yoksa bana kalırsa Rondo’nun bu yükü kaldıramaması gibi bir durum yok ortada.

Dünkü maçın kaybedilmesi Bostonlıları epey üzmüştür; fakat bu maçın 6. maçın gidişatını bir anda tam tersine çevirmesi ise çok çok şanssız bir olay oldu. Öncelikle Can’ın da değindiği gibi ikinci yarının bitimine 36.1 saniye kala Perkins 2. teknik faulünü alarak oyundan atıldı. Atıldı atılmasına da bu Perkins’in toplamda 7. teknik faulü oldu ve otomatikman bir maç ceza anlamına geliyor; ama bir de şöyle bir durum var: Yanlış hatırlamıyorsam, geçen sene aynı durum Howard için de söz konusu olmuş; ancak NBA yönetimi faullerden birini haksız bularak geri almışlardı. Dün gece Perkins’e çalınan ikinci faul geri alınması muhtemel bir teknik fauldü. Oradaki tepkisine teknik faul çalınması açıkçası ucuz bir hareket oldu. Yine de olası bir ceza durumunda NBA’de Howard’a karşı durabilen nadir pivotlardan biri olan Perkins’in yokluğu, Howard’ın 30 sayı barajını geçmesi gibi aksi sonuçlar doğurabilir. Daha da kötüsü dün Howard’dan yüzüne yediği dirsekle yerde kalan ve kısa süreli bir beyin sarsıntısı geçiren Davis’in de bir sonraki maçta oynamaması gibi bir durum var. Olay bu kadarla da sınırlı değil. Marquis Daniels ve Rasheed de sakatlıklarla boğuştular. Gerçi Wallace’ınki daima sıkıntı çektiği sırt ağrısı ve ciddi bir sakatlık değil; fakat Daniels, Gortat’ın dirseğiyle, Davis gibi sarsıntı geçirdi. Maça da devam edemedi zaten.

O halde gelelim oynanacak 6. maçın önemli noktalarına. Eğer Perkins ve Davis’ten yoksun bir pota altı izlersek, Wallace’ın da iki dakikada faul problemine gireceğini düşündüğümden Howard kariyerinin playoff maçını çıkarabilir. Zaten dün gece 21 sayı, 10 ribaund ve 5 blokluk performansı ile Perkins’in yokluğunda neler yapabildiğini gösterdi. Üstüne bir de Davis olmazsa durum çok çok kötü olur. Son iki playoff sezonunda bu iki takımın şöyle ilginç bir istatistiği tutulmuş. Orlando seriyi kaybetme ihtimali olan her maçı kazanmış.(2009 konferans yarı finali 6. ve 7. maç; bu sene 4. ve 5. maçlar) Bu maçlarda da Orlando ortalama 98.3 sayı atarken, Celtics 85.3’te kalmış; fakat daha düşündürücü nokta ise Howard’ın bu maçlardaki ribaund ortalamasının 16 olması. Bir sonraki maçta da eksikler göz önüne alındığında “Superman”in iyi bir maç geçireceğini düşünüyorum. (Shelden Williams ve Scalabrine hayatlarının maçlarını çıkarmazlarsa tabi) Belki olası bir galibiyetle bugüne kadar 3-0 geriye düşmüş 93 takımın yapamadığı şeyi yapıp, 3-0’dan seri çevirirler; ama hala önlerinde çok yol var.

Koca Bebek'in Zor Anları


Link

Nate Robinson'ın net faullü bloğundan sonra Howard yere inerken dirseği Glen Davis'in çenesine geliyor ve Glen uzun süreli bir sarsıntı geçiriyor. Howard'ın bu darbeyi bilerek vurduğunu düşünmek bana göre saçma olur. Şuta kalkıktan sonra yere dümdüz inerken dirseği geliyor alt tarafı. Belki bugüne kadar çok dirsek vurdu ama bunların çoğu ya ribaund mücadelesinde ya da ribaundu aldıktan sonra topu guard'ına aktarmak için dönerken gerçekleşti. Bunların bazılarının bilerek olduğu iddia edilebilir ama ben genellikle dengesizliği sonucu oluştuğuna inanıyorum pozisyonların.

Onun dışında Carmelo olayında hakemler, Nuggets oyuncuları ve çakal Collison'ın yapmadığını bu sefer Rondo, Eddie Rush ve Joey Crawford yapmış. Doc Rivers da yerde sersemlemiş şekilde yatan Davis'e ısrarla kalk koş derken Davis'in yalpalayarak hücuma katılmaya çalışmasına üzüldüm açıkçası. Hatta maçı izliyor olsam korkardım da. Maça geri dönmedi ama neyse ki birşey yokmuş Davis'in. Yarınki maçta oynayıp oynamayacağına ise doktorlar karar verecekmiş. Kendisine süper bir antipati beslediğimi blog okuyucuları zaten biliyor. Ama konu sağlıksa herşey bir kenara. Umarım sağlığına kavuşur en yakın zamanda.