Hayır, benç değil. Bynum’un dizi de değil. Lakers’ın toparlanacağına, PJax’in (Phil Jackson) Odom’dan, Brown’dan, Barnes ve Blake’tengereken katkıyı dönem dönem alacaktır diye düşünüyorum. Lakers’ın D-Fish, Kobe, Artest, Odom ve Gasol’lü beşi zaten bu sene diğer herhangi bir beşten daha çok sahada kaldı 953 dakika ile.
Benim dikkat çekmek istediğim konu ise ev sahibi olma avantajı. Allstar arasından sonra 18 maçın 17’sini kazanmışlardı, Spurs’e de birkaç maç yaklaşmışlardı, fakat olmadı ve durum tekrar tersine döndü. İşte o son zamanlarda kaybedilen maçlar, Hornets serisinde değil fakat ileriki seriler veya olası NBA finallerinde son maçı evlerinde oynama avantajını şimdiden kaybetmiş durumda.
7. maçı evinde oynamanın ne demek olduğunu sadece ben bilmiyorum. Bakınız Jackson ne demiş: “Olasılıklar şu ki, 7. Maçta top elinizdeyken eğer oynadığınız salon ev ise, istediğiniz düdükleri alırsınız.” Buna kanıt olarak:
1) 2010 Finalleri’nde 7. Maç Staples Center’da Lakers'ın evinde idi, hatırlayın Lakers’ın şampiyon oluşunu.
2) 2009’da Lakers şampiyon olduğu sene Rockets karşısında bayağı zorlanmıştı, maç 7. Seriye gitmişti ve Lakers Los Angeles’ta seriyi kazanmıştı.
Hazır NCAA Finali üzerinden çok geçmemişken, birkaç oyuncu üzerinden draft öngörülerimi aktarmak istiyorum sizlere.Enes ile ilgili bir şeyler de söyleyeceğim elbette.
Draft New Jersey’de 23 Haziran’da yapılacak diye planlanıyor. Planlanıyor diyorum, çünkü olası bir sezn iptalinin neleri engelleyeceği hala öngörülemez durumda. Tabii ki bu oyunun merkezinde oyuncular var, oyuncusuz hiçbir şey olmaz, fakat bir ertelenme söz konusu olabilir.
Direkt olarak Enes’ten başlayayım. Enes drafta gireceğini zaten açıklamıştı bildiğimiz gibi. Kenctucky Üniversitesinden drafta katılacak oyuncumuz geçen sene Fenerbahçe’den 33.000 doların altında maddi katkı aldığını kanıtlayamamış olduğu için bu sene Kentucky’nin elenmesini bençten izlemekle yetindi. Okuduklarıma göre Enes ile Utah ciddi ciddi ilgileniyor. Hatta o kadar ki, bahsedeyim. İlk turda Jazz’in ilk 15 içerisinde olan iki seçme hakkından ilkinin ilk beş içinde olması bekleniyor. Jazz da büyük ihtimalle bu hakkını Enes’ten yana kullanacak. Cavs veya Raptors da bu konuda ikinci birer aday olabilirler.
O’nun dışında benim Avrupa’daki favori oyuncularım Mirotic ve Vesely de drafta girdikleri takdirde ilk turdan seçileceklerdir büyük ihtimalle.İkisi de birer sene daha kalıp bir Euroleague Final Four’undan sonra giderseler onlar için daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Amerika’da da ilk 10’da seçilmeye yakın oyuncular:Brandon Knight, Kyrie Irving, Kemba Walker, Nolan Smith, Derrick Williams ve Alec Burks. Bu oyuncuların guard özellikli olmaları bir tesadüf değil,zaten iyi oyuncuların çoğu guard pozisyonunda yoğunlaşmış. Sonuç olarak da diyelim ki bu draft o kadar da çok yıldız çıkaramayacak gibi.
17 Nisan Pazar 20:00 / Memphis Grizzlies - San Antonio Spurs 17 Nisan Pazar 22:30 (NTV) / New Orleans Hornets - Los Angeles Lakers 18 Nisan Pazartesi 02:00 / New York Knicks - Boston Celtics 18 Nisan Pazartesi 04:30 (NBA TV) / Denver Nuggets - Oklahoma City Thunder Gecenin en güzel maçı NBA TV'de, en kötüsü ise NTV'de. Şimdi bunu dedim diye Hornets kazanırmış mesela.. Üç tane 4-2 bitmesini beklediğim seri var. Daha hala Nuggets-Thunder değerlendirmesi yazacak vakiti bulamadım. Artık eve dönünce gece bir şeyler çiziktiririm.
Fernandez ile G-Wall ikilisinin alley-oop'u pek güzel. Playofflar'da yeterince göremiyoruz bunları ama Portland dün gece bol bol uyguladı, Aldridge 4-5 tane yaptı yanılmıyorsam... Dwight Howard tamamladığı smaçta resmen havada poz verdi. Çok etkileyici değil ama böyle resmen NBA Live gibi hissettim izlerken gece. Rose'un 6 numarası kesinlikle 2'de olmalıydı. Maçın son çeyreğini izledim, adam resmen geri döndürdü Bulls'u. Burada da 2 dakika kala fark 5'ken, inanılmaz zor bir pozisyonda basket faulü buldu. Neredeyse tek başına maçı kazandı... Bir numara ise Dwight Howard'ın bloğu açık ara. Hayattan soğuttu Etan Thomas'ı. Bir başka harika hareket de, dün gece şov yapan Young'dan geldi. Bu arada şimdi farkettim, Bulls ve Pacers'ı toplam 15-20 dakika izlemiş olsam da, Bulls'un bloğu hariç bütün hareketleri canlı izlemiş olmam da ilginç bir tesadüf.
Normal sezon istatistikleri yavaş yavaş açıklanıyor. Pacers bu sezon ortalama 13.538 seyirci ile ligin en az seyirci çeken takımı oldu. Bu rakam yaklaşık olarak Conseco Fieldhouse'un kapasitesinin %75'ine denk geliyor. Bu kategoride onları, taşınma dedikodularıyla dolu bir sezon geçiren ve maç başına 13.890 kişinin karşısında oynayan Kings izliyor. Ligde bu iki takım dışında ortalama olarak 14.000'in altına inen takım yok. Bu arada 1999-2000 yılı, Pacers'ın Fieldhouse'a taşındığı ve NBA finali oynadığı sene, ortalama 18.345 kişi ile Indiana'nın en çok seyirciye oynadığı sezonmuş.
Bu alanda normal sezonun lideri ise evinde maç başına ortalama 21.791 kişi karşısında oynayan Bulls. Onları takip eden takım ise 20.510 ortalama ile Trail Blazers. Bu bakımdan Pacers-Bulls eşleşmesi ligin tepedeki ve dibindeki ekipleri karşı karşıya getirmesi açısından ilginç olacak.
Pacers'ın Granger dışında yıldız kategorisine giren oyuncusu yok. Fakat yıldız olma adayı oyunculara sahipler diyebiliriz. Hansbrough, Collison, Hibbert gibi heyecan verici isimlere sahipler. Bunun yanında her ne kadar doğudaki takımların çok kötü olmasının katkısıyla da olsa sonuçta playofflara kapak atmış bir takımın ligin en az seyirciye oynaması ilginç.
Pek vaktim yok yazacak ama Blazers-Mavs, gece gerçek anlamıyla izlediğim ikinci maçtı. Bulls-Pacers'a 10 dakika, Heat-Philly'e ise 5 dakika ancak bakabildim. Bu maça dönecek olursak, aslında neredeyse her şey beklediğim gibi gelişti. Batum ve Aldridge ikilisi Nowitzki'yi ilk üç çeyrek boyunca muhteşem durdurdular. Çok kötü şut seçimlerine ve top kayıplarına zorladılar. Ancak son çeyrekte (birazcık da hakemlerin yardımıyla) bol bol serbest atış çizgisine giden Dirk 15 sayı birden üreterek maçı çekti aldı Blazers'ın elinden.
Aldridge elinden geleni yaptı ve Dirk'e adeta kafa tutarak 27 sayı gönderdi Mavs potasına. Tyson Chandler'ın harika savunmasına rağmen yaptı bütün bunları. Benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Peki buna rağmen nasıl kaybetti Blazers? Dış şutlarla. Kendileri 16'da sadece 2 üçlük isabeti bulurken, Mavs 19'da 10 ile maçın kaderini değiştirdi... Özellikle Kidd, tarihi bir gece yaşadı. 10 sezondur playoff oynayan yaşlı kurt, tam 6 üçlük isabeti buldu. Playoff kariyerinde bu bir rekordu. Ayrıca son 6 senedir ilk defa 24 sayıyı geçti. O kadar sıcaktı ki, perde kullanarak kendi şutunu yarattı birkaç kere ve başarılı da oldu. En son Kidd'in perde kullanarak şutunu kullandığını herhalde 2005'te falan görmüştüm. Ağzım açık izledim Kidd'i.
Maçta her şey beklenilen gibi giderken, dış şutlardaki bu dengesizlik maçı Mavs'e getirdi. Yoksa boyalı alanda çok büyük bir Blazers üstünlüğü vardı. Hatta komedi derecesindeydi Camby-Aldridge ikilisinin dominantlığı. Bunun üzerine G-Wall'u da ekleyince boyalı alanda dalga bile geçti diyebilirim Blazes için. Dış şutlara dua etsin Mavs. Aslında ben bugün Mavs'in kazanacağını düşünüyordum zaten ama bakalım sonraki maçta Batum 7'de 1 yerine 3-4 isabet bulduğunda ibre Blazers lehine dönecek mi...
Dün gece ana olarak izlediğim 2 maçtan biriydi Hawks-Magic mücadelesi. Şaşırtıcı bir şekilde deplasmanda ilk maçı kazanmayı başardı Hawks. Hem de Howard 23'te 16 isabetle 46 sayı üretmesine rağmen. Peki nasıl oldu da yenildi Magic bu durumda? Üç ana nedeni var.
Öncelikle Magic'in savunması beklenilen seviyenin altındaydı. Daha doğrusu Hawks hücumda biraz ballı günündeydi. Boyalı alandan pek sayı üretmeseler de, orta mesafeden son derece yüksek bir yüzdeyle şut attılar. Hatta bunların bir çoğu zor pozisyonda, yarı el üzerinden bulunan şutlardı. Yarı el neyin nesi peki? Yani bir Kobe gibi ağzınızın içinde savunmanın eli varken atılan şut var, bir de savunmacı 1 adım ama sadece 1 adım uzaktayken kaldırıp atılan şut var. İkisi de teknik olarak el üzerinden ama ikincisi haliyle biraz daha kolay. Ama yine de bu tarz seçimlerle %55'e yakın bir şut yüzdesi yakalanamaz koca bir seri boyunca. Daha doğrusu normalde yakalanmamalı. O yüzden Hawks'un "Biz bir daha 100 sayıyı geçeriz" diye düşünmek yerine, Magic'i 90 ve altında tutmaya çaba göstermesi lazım yeniden. 90 ve altı demişken diğer nedene geldik.
Magic niye 93 sayıda kaldı? Hem de Howard coşmuşken. Nedeni belli. Howard 46, geri kalan 8 kişi 47 sayı üretti. Hele üçüncü çeyrekte 18 civarı sayı üreten, maçın geri kalanında uyuyan Nelson'ın 27 sayısını da çıkarırsak, 7 oyuncudan 20 sayı geldiğini görüyoruz Magic'te. Bu şekilde playoff değil normal sezon maçı kazanılırsa bile, maçtan sonra parkede göbek atar oyuncular. Howard'ı birebir tutup, hiç yardım getirmeyerek, kalan şutörlerin başına yapıştırdı savunmacılarını Larry Drew. Howard savunmacılarını dağıtsa, yerle bir etse de yardım sadece birkaç kez geldi maç boyunca. Yukarıdaki fotoğrafı komik olduğu için koydum, yoksa maç içinde nadiren gördük bu çullanmayı. Sonuçta Drew'ın taktiği oldukça iyi tuttu, Magic'in adeta kilitlendiğini gördük. Popovich'in Suns'a, Rivers'ın Magic'e karşı uyguladığı bir taktikti bu. Çok güzel uygulamaya koydu Hawks. Bu noktada Hidayet'in devreye girip takım arkadaşlarına pozisyon hazırlaması gerekiyordu. Howard ile pick and roll veya Anderson ile pick and pop oynaması halinde çok daha rahat şut imkanı bulabilirdi Magic. Ama Hedo çok silik bir maç geçirdi... Hatta eline gelen bomboş şut imkanlarını da geri çevirdi, adeta sayı atmak istemiyordu. Belki de maçın başında zaten sakat olan dirseğinin üstüne düşmesi, şutuna olan güvenini sarsmıştır bilemeyeceğim. Ama tek bildiğim şey, Magic'in şutörlerine boş üçlük imkanı tanıması gerekiyor. Gece hiç mi boş şut kullanmadılar peki? Eh mal değiller canım, elbette buldular birkaç boş şut imkanı ama onlar da girmedi. Kısacası Magic hiç gününde değildi Howard ve Nelson hariç. Nelson da yukarıda belirttiğim gibi üçüncü çeyrekte kıpırdandı sadece. Yani Hidayet'in yaratıcılığıyla ve takım halinde topun daha hızlı kanat değiştirmesini sağlayarak pozisyon bulmaları lazım.
Son olarak da Magic'in top kayıplarını kısması lazım. Howard bol keseden dağıttı mesela bugün eline gelen topları, tam 8 kere rakibe teslim etti. Takım halinde toplam 18 kere top kaybettiler ki bugün maç yapan 8 takım içinde en yüksek rakam bu. Karşıda deli gibi topa baskı yapan bir takım olsa hadi neyse ama Arenas topu elinden kaçırır, Nelson ve Hedo topu Howard'a indirirken dağa taşa atar, Howard, Duncan gibi fundamental uzmanı olduğunu zannederken gelen yardımlar sonrası topu elnden kaçırır... Böyle hücum edilmez yani.
Kısacası Stan Van Gundy, savunmayı biraz uyarırken, hücumda Hedo ve J-Rich'i nasıl daha fazla oyuna sokabileceğini düşünmeli, bunun yollarını bulmalı.
16 Nisan Cumartesi 20:00 (NBA TV) / Indiana Pacers - Chicago Bulls 16 Nisan Cumartesi 22:30 / Philadelphia 76'ers - Miami Heat 17 Nisan Pazar 02:00 (NTV) / Atlanta Hawks - Orlando Magic 17 Nisan Pazar 04:30 / Portland Trail Blazers - Dallas Mavericks
NBA TV'de yayınlanan maçta Bulls, Pacers'ı çok zor da olsa yenmeyi başardı. Bütün maçı geride götürdüler son dakikada Rose, Korver işbirliği ile öne geçtiler. Pacers'ın inanılmaz orta mesafe şut attığını, Bulls'un maç boyunca üçlük isabeti bulmakta zorlandığını ve maçın gidişatını bunların belirlediğini söylemeliyim. O yüzden Korver'a daha çok şans vermesi gerekebilir koç T'nin. Şimdi ikinci maçta da Philly önde gidiyor Heat'e karşı. Henüz League Pass almadım çünkü yarı finalden itibaren neredeyse her maçı TV'den seyredebileceğiz, sırf ilk tur maçları için 90 dolar veresim yok. Ama Heat-Philly maçı da aynı kıvamda devam ederse galiba almak zorunda kalacağım League Pass. Şimdilik bir şekilde idare edeceğiz bakalım...
Pacers son 7 şutunu kaçırdığı maçı, 99-104 kaybetti. Onlar kaybetti diyorum, çünkü son periyoda kadar çok iyi direndiler. Maçın ilk basketinden beri maçta önce olan Pacers, 99-97 önde iken Bulls salondaki Madhouse halini alan taraftar desteğiyle 7-0lık bir seri ile maçı kazandı. 99-99 iken de son dakika içerisinde Korver bir üçlük attı Rose'un asistiyle. Korver bu sene normal sezonda son çeyrekte 57 üçlük ile NBA birincisi idi zaten. Fakat hepsi dışında Bulls'un akşam üstü bahsettiğim baskıyı kaldıramaması gibi bir durum daha ilk maçtan kendini gösterdi. İlk tehlikeyi atlattılar, ikinci maçın daha rahat geçeceğini düşünüyorum yine de, fakat bu maçta da, ilk dakikadan kontrolü eline alıp 10-12 civarında farkı tutarak kazanmalarını beklerdim açıkçası. Rose yine 39 sayı 6 sayı 6 ribaund ile NBA galaksisinin en parlak süper yıldızlarından biri olduğunu göstermiş oldu. Bulls'ta beğenmediğim şey ise, bildiğim savunma kimliklerinden uzaklaşmış olmaları. Gibson ve Ömer'i tecrübe eksiklikleri yüzünden tercih etmemiş olabilirler, fakat bu tercih bence skor tabelasında kendini gösterdi. 85-90 arası sayı yiyen takım 99 sayı yemiş oldu.
Batı'daki ve hatta playoff ilk turundaki en çekişmeli iki seriden biri... Diğeri de ise bundan sonra yazacağım Thunder-Nuggets. Biz geri dönelim serimize. Çok çılgın bir karşılaşma. Bir tarafta Oden'ın sezonu kapattığı ve Roy'un yarı ömrünü tamamladığı Blazers, diğer tarafta son birkaç senenin 'sözde' şampiyonluk adayı Mavs.
Mavs'den amiyane tabirle bir cacık olmayacağını yazmıştım sezon içinde. Takımda büyük yapısal sorunlar var. Çembere giden kısa olmadığı gibi, içeriden sayı üretecek uzunları da yok. Sadece Nowitzki ile Terry'nin şutlarına ve biraz da Kidd'in yaratıcılığına bakıyorlar. Ama kolay sayıya gitmek diye bir olayları yok. Neymiş sözde daha çok koşup, hızlı hücumlarla sayı bulmayı planlıyorlarmış bu sefer. Tamam, McMillan'ın selamı var sana Carlisle. NBA'in en ağır tempoda oynayan, savunmaya en önem veren takımlarından birine karşı koşarak sayı bulmak pek kolay değil. Yani bu taktiğe güvenmemeli Mavs.
Peki neye güvenmeliler? Sadece Nowitzki'yle bu iş olur mu? Belki ilk turu geçebilirler ama sonrası hiç de mümkün görünmüyor. Bakalım Blazers ile nasıl eşleşiyorlar. Kıyaslamaya başlayalım. İlk 5'lerde Andre Miller, savunması gitgide düşen Kidd'e karşı çok problem çıkarmayacaktır. Ama onun asist yapacağı isimler, özellikle de Aldridge alley-oop'ları Mavs'in canını yakabilir. Kidd ise bildiğimiz gibi Chandler'a alley-oop pasları atmak dışında bir de ceza atışı tehdidi olacak o kadar. İki oyun kurucu da post-up yapmayı seviyorlar ama Kidd'in artık oralarda pek etkili olamadığını düşünüyorum, Miller ise arkasında Kidd varken ufak guard'lara karşı bulduğu sayıları bulamaz.
Guard ve kısa forvetlere baktığımızda, Mavs'de Marion ve Terry haricinde güvenilebilir bir oyuncu bulamıyoruz, halbuki bu pozisyonlarda Blazers çok güçlü. Matthews, G-Wall, Batum, Fernandez ve 3'te 1 kapasitede bile olsa Roy'a sahipler. Kendisi o halde bile arkadaşlarına pozisyon hazırlayabiliyor. Gördüğünüz gibi say say bitmiyor. Biri gününde değilse, diğeri ön plana çıkıyor. Üstelik Batum, Matthews ve G-Wall muhteşem savunmacılar. Matthews hariç diğer ikisi, Nowitzki'nin karşısına bile konabilir. Zaten sezon içinde Batum'u görmüştük 2 maçta yanılmıyorsam Dirk'ü savunurken. Daha Nowitzki'yi durdurma ihtimali olan Camby de var. Ayrıca bu 2-3 numaraların neredeyse hepsi harika dış şut atıyorlar ve Mavs'in kısalarına karşı büyük bir fizik avantajları var. Diğer tarafta ise Marion 3 numarada oynadığı zaman, yarı saha hücumunda Mavs iyice kısıtlanıyor çünkü, Suns'daki gibi aşırı boş kalmadıkça Marion'ın şut tehdidi yok. Zaten kaç sezondur doğru düzgün üçlük atmadığı için iyice kaybetti bu özelliğini, artık boş kalsa da atamıyor. Yani Matthews'ı Terry'e verip, Nowitzki'yi de G-Wall, Batum, Aldridge ve Camby ile biraz yavaşlatırlarsa Mavs'in çok da fazla bir opsiyonu kalmıyor geriye. Mavs için "Beaubois serinin kaderini etkileyecek" diyenler var ama ben onlara pek katılmıyorum. Bu sezon 9 civarı maçını izledim kendisinin. Belki 1 maçı, çıkıp 25 sayı atarak kazandırabilir ama normal sezonda bile o kadar komik hatalar yapıyor ki, henüz playoff basketbolunu geçtim NBA'e bile tam anlamıyla hazır olduğunu düşünmüyorum. Bir de bunun üzerine son maçta bileğini burktuğu için, bu gece oynayamayacak. İkinci maça yetişir mi, yetişse de ne kadar hazır olur o da belli değil.
Blazers, eğer Aldridge bu sezon onlarca maçta gösterdiği liderliği yine sergilerse ve Chandler'a üstünlük sağlarsa (Nowitzki'nin zaten savunabileceğini düşünmüyorum), bir adım öne geçecektir. Ev sahibi avantajı Mavs'de olmasına rağmen diyorum bunu evet... Çünkü unutmayalım ki Blazers ligdeki en zorlu deplasmanlardan biri, takım ve seyircinin bütünleşmesi ile çok büyük bir sinerji yakalıyorlar. Ayrıca bu takımın Mart başından beri G-Wall uyum sürecini atlattıktan sonra Magic, Heat, Mavs, Lakers, Thunder ve Spurs gibi takımları yendiğini ve 21 maçta 15 galibiyet aldığını hatırlatayım. Ciddi bir tehlike yani Mavs'e karşı.
Deplasmanda aynı oranda güvenmiyorum onlara ama Mavs'in kısıtlı bir hücuma sahip olmasından dolayı bir maç deplasmanda çalıp 4-2 ile kendi evlerinde bitireceklerini düşünüyorum. Ama eğer seri 7. maça kalır ise, Mavs'in tecrübesi ve Nowitzki faktörüyle beraber turu geçebilir.
Serinin ve Playoffların başlamasına dakikalar kala, ben de düşüncelerimi aktarayım dedim. Bulls sezon içi performansı ile bakıldığında, önceden kötü başlasa da, şampiyon gibi, ya da en azından şampiyonluk beklentileri ile salona ayak basacak. Sezon içindeki maçlarda 3-1’lik Bulls üstünlüğü var. Salonda Rodman da maçı izlemeye gelmiş. Serinin geneline bakacak olursak, ben Pacers’ın ilk iki maçı kaybettikten sonra bir maçı çalabileceğini düşünüyorum, yoksa zaten 4-0 olacaktır. Ama benim tahminim 4-1 biteceği yönünde. Çünkü Bulls’tan herkes bayağı bir emin gözüküyor fakat, uzun zamandır NBA Finallerini görememekteler. Bu yüzden tecrübe eksikleri sorun olabilir. Ayrıca, bu sezon içinde Rose’u MVP yapacak olan Bulls’un birincilik hikayesi, normal sezon ile birlikte bitti. O senaryo çok etkiliydi, o kadar ki şöyle ifade edeyim: Bir takımla ilk sezonunda en çok maç kazanan koç rekoru Suns ile Westphal’a ait 62 maç ile. Tom Thibodeau ve ekibi bunu egale etti, fakat o başka bir hikayeydi. Şimdi ise asıl oyuncuların sahne alma vakti geldi. Tabii ki Pacers sorun yaratmayacaktır, fakat ilerisi için konuşuyorum.
Diğer yandan ise, Pacers çok dengesiz bir takım, Granger bir maç 5/7 üçlük isabeti ile 28 sayı bulabilir de, 5 top kaybı 2/12 saha içi isabetiyle kenarda da oturabilir. Benzer bir durum da Hibbert ve faul problemi için geçerli. Bir de McRoberts var tabii ki. O da neredeyse her gece highlight reel’ların bir parçası, bazen inanılmaz smaçlar basıyor bazen de kendisini paspas olurken izledik. O kadar bir dengesizlik çökmüş bu takıma. Ayrıca onlar da 5 sezondur playoff görememiş bir takım durumundalar.
Dediklerimi bir de rakamlarla anlatayım. Bulls’un maçıları ve serileri ikinci çeyrekte ve son çeyreğin başında kazanacaklarını düşünüyorum. Çünkü yedek ağırlıklı beş, diğer takımın yedek beşlerine veya as şutörlerine potayı iğne deliğine çeviriyor. Rose, Brewer, Deng, Gibson ve (gururumuz) Ömer beşi, savunmada 48 dakikaya vurulduğunda rakibe sadece 83 sayı şansı tanıyıp 113 sayı atıyorlar. 30 sayılık inanılmaz bir fark var.Noah’lı Boozer’lı beş ise 120 ofans sayısı ile en iyi hücum beşi.
Indiana’da ise, savunmanın adeta belini kıran bir isim var. Rush. Rush sahada iken, Pacers’ta kim parkeye çıkarsa çıksın takım ortalama 110 sayı yiyor. Ofansif olarak da, konsantre bir Dunleavy, Granger ve Collison’a ihtiyaçları var.
Grizzlies Lakers'tan kaçmaya çalıştığında kimbilir ne kadar hüzünlenmiştir Spurs taraftarları önlenemez son karşısında. E, kolay değil, bir tarafta West'i kaybettikten sonra playoff potasında kalmaya çalışan Hornets dururken, kısmetinize sezon boyunca güçlü ekiplere kök söktüren, potansiyeli Hornets'la kıyas dahi kabul edilemeyecek Grizzlies'ın düşmesini kabullenmek. Bu açıdan son yılların en bahtsız konferans birincilerinden biri oldu Spurs. Yazıya bu kadar karamsar bir giriş yapmazdım aslında ama ah o Spurs'ün sezon sonu performansı yok mu!.. Nasılsa lig liderliğini garantiledik diye vites düşürdükten sonra zor fikstürün de etkisiyle geri toparlanamadılar. İlk başlarda çok da sorun gibi görünmüyordu bu durum belki ama daha sonra kazanmak isteyerek çıktıkları ve hüsranla ayrıldıkları maçlar da olunca anlaşıldı esas durum, Spurs en azından bu süreçte sezon başındaki fırtına gibi esen Spurs değildi... Öte taraftan Gay'in sakatlığıyla birlikte çoğu kesim tarafından playoff şansı oldukça az görülmeye başlanan Grizzlies harika bir direniş ve ekip ruhu göstererek rahat bir şekilde yer buldu kendine bu çerçevede.
Temelinin çok sağlam olduğuna dair kendimi bile ikna edemediğim bir fikrim mevcut bu seriyle alakalı. Aslında fikirden çok önyargı belki de... Açıklayayım: "Konferans finalleri, şampiyonluklar görmüş ve dahası geçtiğimiz sene süprülmüş bir Spurs, henüz playofflarda bir tur geçme başarısı gösterememiş Grizzlies'e elenmez." İster Manu olmasın, ister Parker, isterse Duncan, bu fikrim değişmezdi. Çünkü ortada önemli bir tecrübe avantajı söz konusu. Gelgelelim Spurs elenmesine elenmez ama geçebileceği en zor şekilde geçer bana kalırsa bu turu. Grizzlies öyle bir yıpratır ki Spurs'ü sonraki turlara mecal kalmaz yorgun dizlerinde.
Spurs'e sene başında hızlı tempoya yöneldiler, artık daha göze hoş gelen basket oynuyorlar, Popovich ne büyük üstadsın sen gibisinden övgüler yağdırıyorduk ama maçlarını biraz daha dikkatli analiz etme fırsatımız olduğunda gördük ki hızlı tempoyla sınırlı değilmiş işin sırrı. Popovich oyuncularını sistemine öyle bir uydurmuş ki, hepsinden kapasitesinin sonuna kadar yararlanıyormuş meğer. İşin hücum yönünde; eldeki delici bir guard ile ne kadar etkili olunur bunu öğretti bize koç. Nasıl bu kadar etkili oluyor peki Spurs, tek kelime ile açıklamak gerekirse: "Spacing". Sahaya harika yayılan, ne zaman nerede durması gerektiğini ezberlemiş dört oyuncu, bir de Parker. Tesadüf eseri değil yani Neal'in, Jefferson'ın, Bonner'ın böyle yüzdeli şut atması.
Dizleri artık bitik olmasına rağmen hala Duncan üzerine kurulmuş bir savunma mevcut Spurs'te. Manu'nun ayaklar da savunmada epey yavaşladı, bunun yanı sıra Parker'ın senelerdir yaşadığı size sorunu devam ediyor haliyle. Yani işin savunma kısmı hücum kadar olumlu değil. Ama nedir, senelerdir birbirine alışmış oyuncular topluluğu mevcut, basketbol ahlakı ve çalışma seviyesi üst düzey oldukları için de birbirinin açığını kapatabiliyorlar. Blair mesela bu doğrultuda çok önemli bir silah Spurs adına. İnanılmaz bir rotasyon anlayışıyla tüm gedikleri kapatabiliyor. Kaldı ki rakibin Spurs savunmasını zorlayacak hücum gücü var mı acaba?..
Grizzlies ligin son döneminde en saygı ve sempati duyduğum ekiplerinden biri. Verdikleri playoff savaşını takdir etmemek mümkün değil. Takım oyununu mükemmele yakın oynuyorlar, sistemlerinin dışına pek çıkmadan ve oyun disiplinine sadık kalarak. Ancak Spurs'ü, nispeten zayıf karnı diyebileceğimiz savunma tarafından vurabilecek hücum silahları var mı Grizzlies cephesinde? Bence var, ama bu silahları ne kadar kullanabildikleri, serinin gidişatını etkileyecek gibi. İlk beş başlayan Allen ve Young hücum yetenekleri çok sınırlı ve tek düze iki isim. Conley penetre eder şut atar ama playofflarda ne derece ön plana çıkabilir emin olamıyorum. Gasol deseniz maç başına 7-8 şut belki dener, belki denemez. İşte bu noktada şahsi kanaatim, Randolph'un hücumda yalnız kalmaması adına, Mayo'nun kesinlikle normal sezondakinden daha fazla süre bulması lazım. Bir Young ve Allen değil belki ama savunma kısmında da öyle önemli aksaklıklara sebebiyet verebilecek biri değildir. Bununla birlikte uzunlara gelen ikili sıkıştırmalarda ceza şutlarını kesebilecek Battier'in de ne kadar kullanılacağı önemli bir belirleyici olacaktır Spurs'e kafa tutabilmeleri için.
Savunmasını zaten beğenirim Grizzlies'in. Rakipte kendi pozisyonunu yaratabilen ender oyunculardan olan Manu'nun hücum verimini asgariye çekebilecek oyuncuları mevcut. Ama serinin kaderini çizeceğini düşündüğüm Parker'ın penetrelerine muhakkak bir çözüm üretmeleri gerekiyor. Çünkü Spurs hücumları tamamen o penetrelerden geçiyor. Bu sorunu bertaraf edebilirse Grizzlies, ben serinin Spurs lehine en iyi ihtimalle 6 maçta biteceğini düşünüyorum. İlle bir tahmin yapmam gerekiyorsa da, 4-3 Spurs diyorum.
Playoffların belki de en merakla beklenen eşleşmesinde Celtics ile Knicks karşı karşıya gelecek. Ligin savunmayı en iyi yapan takımlarından biri ile hücumuyla ön plana çıkan takımlarından birinin eşleşmesi, ayrıca son dönemde başarıya giden yolun ilk adımı olarak görülen "Üç yıldız üzerine takım kurma" işini ilk hayata geçiren ile son hayata geçiren ekibin çekişmesine sahne olacak. Serinin analizine iki takımın artılarını ve eksilerini değerlendirerek başlayalım.
Celtics sezon ortasında yaptığı takas hamleleriyle adeta işleyen çarka kendi elleriyle çomak soktu. Nate Robinson, Daniels -bu ikisini geçelim- Perkins'in yollanması, ardından Krstic, Murphy, Arroyo, Green transferleriyle kağıt üzerinde güçlenmiş gibi gözüken takımın kimyası bozuldu. Tabii tecrübeleriyle büyük ihtimalle playofflarda vites arttıracaklardır. Knicks ise yeni yapılanmalarının ilk senesinde uzun bir aradan sonra playoff yapmayı başardı. Melo'yu alabilmek adına eldeki oyuncuların yarısını gönderdikleri için, sezon başındaki kadro ile sonundaki kadro arasında inanılmaz bir fark oluştu. Melo'nun yanısıra Billups gibi önemli bir tecrübeyi de takıma katarak üçlüyü tamamladılar. Yani bu eşleşme sezon başından bu yana neredeyse kabuk değiştiren iki takımı karşı karşıya getirecek.
İki takımın ofansif yönlerini ele alalım... Celtics tamamen düzen içerisinde sabırla en doğru oyunu oynamaya, en iyi şutu bulmaya çalışan bir ekip. Başta Allen ve Pierce olmak üzere takımda skor yükünü çekecek birçok isim mevcut ama ben bu seride fark yaratacak oyuncunun Garnett olacağını düşünüyorum. Knicks ise düzensizliği düzen haline getirmiş, tabiri caizse kaos basketbolu oynayan, bir an önce skora gitmeye yönelik bir hücum anlayışına sahip ve dolayısıyla bu sistemde oyuncuların şut performansları ve gününde olmaları büyük önem taşıyor. Melo ve Amar'e gibi bire bir savunmada durdurulması çok güç olan hücum silahlarına sahipler.
Savunma kısmına gelince Knicks açısından iyimser olmak mümkün değil çünkü özellikle pota altında büyük zaafları var. Pivot pozisyonunda oynayan Turiaf'ın yedeği Jeffries. Bu bakımdan savunmada Amar'e'nin 5 numaraya kayıp Krstic ile eşleşeceğini ve Turiaf'ın Garnett'i savunacağını düşünüyorum zaten aksi Knicks için intihar olur. Savunmadan bihaber Amar'e'nin Garnett'i savunması, hem erken yorulup hücum performansının düşmesine hem de Garnett'in hücumda daha etkili olmasına neden olacaktır. Shaq'ın ilk maça yetişeceği söyleniyordu fakat durumu halen belirsiz fakat eğer dönerse sadece Turiaf'ı faul problemine sokması dahi takımına büyük katkı verecek ve pota altında Celtics'in büyük üstünlük kurmasını sağlayacaktır -ki bunu Shaq olmadan da yapabilecek güce sahipler-. Amar'e, Turiaf ve Jeffries'den oluşan pota altı rotasyonu Celtics'e karşı direnemez.
Celtics savunması için ise fazla birşey söylemeye gerek yok. Normal sezonun en az sayı yiyen takımı ve savunma konsantrasyonunu arttırdıklarında rakibi inanılmaz bir baskı altına alıyorlar. Knicks'in de dağınık bir takım olması dolayısıyla maçların bazı dönemlerinde Celtics'in uzun seriler yakalamasına tanıklık etmemiz olası. Bu bakımdan Celtics savunması yerleşmeden yapılacak Knicks hücumları önemli.
Benchlere de kısaca değineyim. D'antoni için klasikleşen dar rotasyonu ile Celtics'in inanılmaz geniş rotasyonu karşı karşıya gelecek. Normalde Boston benchi çok ağır basar fakat yeni oyuncuların rollerinin henüz tam oturtulamaması ve Murphy'nin beklenen performanstan hayli uzak olması iki takımın bench oyuncuları arasındaki farkın biraz olsun kapanmasını sağlıyor. Dar bir rotasyonda uzun süreler alacak Knicks oyuncularında serinin uzaması halinde yorgunluk nedeniyle form düşüşü görebiliriz.
Playofflara kalan takımlar arasında normal sezonda evinde en az maç kazanan takım olan Knicks için işlerin playoffta değişeceğini düşünüyorum. Uzun süredir buraları oynayamayan, başarıya aç bir takımdan ve havaya girmiş bir taraftar topluluundan bahsediyoruz. Bunun yanında yıldızlar ilk turdan elenmemek için ekstra performans göstereceklerdir. Ben normal sezon maçlarında Celtics'in Knicks'i süpürmesine rağmen biraz da Celtics'in son dönemdeki formsuzluğuna güvenerek, Can'ın "En fazla 4-2" ısrarına rağmen, bu serinin son maça taşınacağını ve Celtics'in turu 4-3 ile geçeceğini düşünüyorum.
Can Abi'ye söz verdiğim gibi, magazin hakkımı kullanmaktayım ikinci girişimi yaparken... Norm MacDonald, ilginç kıyafetleri ve mimikleriyle bildiğim komedyen, bu bölümde Blake Griffin'in kılığına girmek için makyözüne gidiyor. Ve Antrenmana çıkıp üstün (!) bir performans sergiliyor.. İlginizi çekeceğini düşünüyorum. DeAndre Jordan da içinde (lakabı DJ). Daha ilerisini veya arkadaşlıklarını merak edenlere http://www.youtube.com/watch?v=DoN53kD-1BU .Spoiler olduğunu düşünmeyin, fakat tahmin edersiniz ki, burada sonuç hüsran..
Merhabalar, ben Erhan Arslan. Artık ben de Konyalı Portlandlılar ekibinin bir üyesiyim. Basketizm’de de görmüş olabilirsiniz. Neyse, lafı kısa keselim, konuya gireyim. Bugün playoff’lar a başlıyoruz ilk maçlarla. 7 maç üzerinden olan 15 seride, NBA Finallerine kadar gittikten sonra, ortada bir şampiyon kalacak. Bugün 3 Doğu Konferansı’ndan bir Batı Konferansı’ndan, yarın da tam tersi şeklinde bir fikstür var.
Benim değinmek istediğim konu ise ortaya çıkabilecek ekstralar ile ilgili. Çünkü denklemde bazen çok ufak şeyler serinin seyrini değiştirebiliyor. Özellikle birkaç fark aralığında giden serilerde önemli bir fark oluştuabiliyor. Çünkü NBA’de NCAA’deki gibi, tek maçlık seriler yok. 7 maç boyunca aynı performansı sergilemek gerekiyor. NCAA’de bir maç, bir takım için atılan her şutun girdiği gibi bir gece olduğunda, bir bakıyorsunuz favoriler elenmiş (bkz. Bu sene, Duke, UCLA). Yani Virginia veya Butler gibi takımların aradan sıyrılması çok zor. Eğer olursa ki, buna da, BAŞARI diyeceğiz.
İşte bu zamanlar bazı yıldızların parladığı zamanlar. Sezon boyu yapılan maçlar sonu elde edilen home court avantajı bir anda elden kaçabiliyor. Konuya dönersek, benim bahsettiğim bu ekstra değer yaratabilecek şeylere ilk örneğim, George Karl. Geçen seneki kanser tedavisi sürecinde, playofflarda takımın başında olamamıştı ve Denver’ı izlemiştik. Bu sene de özellikle Melo’nun gidişinden sonra kepenk indirmesi beklenen takımın Batı’da final oynayabileceğini konuşuyoruz. Bunda da Karl’ın önemli bir payı var.
Bir diğeri ise Carl Landry. West sakatlandıktan sonra aslında Hornets’ta ilk beşte önemli işler yakaladı. Hornets hücumda az da olsa daha fazla sayıda hücum edebiliyor. Gerçi şu Hornets’in Lakers’a karşı (Bynum’ın dizini katmasak da) çok fazla şansı yok gibi gözüküyor. Knicks’te de benzer durumdaki isim, Billups. Tamam, Knicks’in hızlı hücumu Billups için biçilmiş kaftan olmayabilir, fakat oyun yavaşladığında, belli isimler öne çıkar ve doğru tercihler daima kazanır. Tecrübesinden ise bahsetme gereği duymuyorum bile.
Kısaca değinmek gerekirse, Bulls’ta bu durum bench kadrosuna, Orlando’da Bass ve Anderson’a Boston’da O’Neal’lara (Perkins gittikten sonra, ne yazık ki ! Keşke yıl 2003 olsaydı), Spurs’te de Ginobili’nin ve Duncan’ın sağlam uzuvlara sahip olmasına bağlı takımlarının başarıları.
Doğu'nun bana göre bir başka kolay eşleşmesi. Dwight Howard ve arkadaşlarına karşı, vurdumduymazlar takımı. Atlanta Hawks kadar dengesiz, maça çıkarken oynamak isteyip istemediklerini tahmin edemeyeceğiniz bir takım daha bulamazsınız NBA'de herhalde. Takılıyorlar ya kendi çaplarında. Woodson gitti, Drew geldi ne farketti? Aynı tas aynı hamam. Öteki tarafta geçen sezon playofflar'da 4 maçta toplam 101 sayı fark atarak onları eleyen Magic...
Hawks'ta tek Bibby-Hinrich değişikliği oldu. Tabii ki savunmada sınıf atladılar böylece oyun kurucu pozisyonunda ama asıl problem Nelson değil ki, Dwight ve diğerleri. Özellikle de Dwight. Magic'i durdurmak için öncelikle Howard'ı bire bir savunmalısınız çünkü her hücum ondan başlıyor. Horford'dan bunu beklemek haksızlık olur. Geriye Collins kalıyor, tamam onun olayı savunma ama Collins'e bir maçta 15 dakikadan fazla vermek de ihtihar gibi bir şey oluyor hücumda sıfırın altında çünkü kendisi. Yani hani Perkins'e yakın bir savunma yapsa katlanılır da, Collins ile bu işin olacağını pek inanmıyorum. Kendini çok yere atıyor çünkü, başka türlü savunamıyor. Playoff'ta öyle ucuz hücum fauller çalınacağını sanmıyorum Dwight Howard'a karşı.
Magic Arenas, Hedo ve J-Rich takasları sonrası kıpırdanır gibi olsa da, daha sonra inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Vince Carter ile şampiyonluğun yalan olduğu belli olmuştu, ben takaslardan sonra onlar adına ümitlenmiştim ama bu halde de şampiyonluk için bir iddiaları yok. Özellikle Arenas'ın sezon ilerledikçe kendini bulacağını düşünmüştüm ama şu anda basketbol hayatı bitmiş gibi oynuyor kendisi... O yüzden Magic'in yarı finali geçebileceğini düşünmüyorum henüz, Hawks karşısında da Howard ve şutörler sayesinde rahat bir seri çıkaracaklardır. Hawks'un geçen seneden farklı olarak 1 maç kazanacağını düşünüyorum. Çünkü dediğim gibi hem Magic beklediğim seviyede değil. Belki çok kötü şut atarlarsa 2 maç verebilirler ama zannetmiyorum.
Sırada Batı'nın en kolay geçmesini beklediğim eşleşmesi var. Paul bir anda bölünerek çoğalıp takımın şutör guard'ı ve uzun forvetine geçmediği sürece Hornets, Lakers'ı eleyemez. Hatta maç alması bile sürpriz olur benim gözümde. Bu kadar basit. West olsa bir ihtimal 4-2 derdim ama muhtemelen 4-1'de karar kılardım. Şu durumda ise Hornets'ın nasıl sayı atacağını bilmiyorum. Bynum ilk maçta oynamasa bile Gasol - Odom ikilisi fazla gelir Landry - Okafor'a. Şutör guard'da Kobe ile Belinelli'nin eşleşmesi ise komedi sadece. Ariza iyi savunmacıdır onu verelim Kobe'ye deseniz bu sefer Artest'e Belinelli kalacak. Her çeyrekte yeyip bitirir, hatta öğütür onu Artest. Bynum ile beraber düşündüğümüzde durum daha da korkunç oluyor. Okafor iyi bir savunmacı olas da onu tutacak kadar kalın değil, Gasol ise Landry'e karşı oynarken kendisini 15 yaşındaki birine karşı oynuyormuş gibi hisseder. Ne kaldı geriye, Fisher - Paul eşleşmesi mi, varsın her maç 35 atıp 10 asist yapsın Paul, böyle abes bir istatistikle bile kaç kere 90'ı geçebilir Hornets? Kısacası, West'siz Hornets'a elenmeyi başarırsa Lakers, benim gördüğüm en büyük sürpriz olur herhalde.
Geçen seneden bu yana belki de en büyük çıkışı yakalayan iki ekip bu sene playoff ilk turunda karşı karşıya gelecek. Bu seri, playoffların birbirine en zıt takımlarının eşleşmesi bakımından ilginç olacak. Bir yanda 2.5 yıldızın sürüklediği ve hiç bench katkısı alamayan Heat, diğer yanda yıldızı olmayan -her ne kadar bu sene toparlansa da, inanılmaz atletizminin yanında sıfıra yakın bir basketbol yeteneği ve zekasını bir arada bünyesinde barındıran Iguodala'yı yıldız saymıyorum- takımda herkesin hemen hemen aynı katkıyı verdiği ve belki de ligin en iyi benchine sahip ekibi 76'ers.
Değerlendirmeye Heat hücumlarıyla başlayalım hemen. Aslında bu konuda fazla bir şey söylemek gerekli mi bilmiyorum... 76'ers'ın Wade ve LeBron'u durduramayacağını düşünüyorum. Iguodala'nın hızlı ayakları ve fena olmayan savunması LeBron'u en fazla yavaşlatır. Wade ise tecrübesiz Meeks ve Turner'ı paramparça eder. Tabii 76'ers'ın pota altında bu ikilinin drivelarını durdurabilecek bir uzununun olmaması da Heat'in işini kolaylaştıracak bir diğer faktör. Ayrıca Bosh'a fazla gerek kalmayacağını düşünüyorum. Bu arada iki yıldızın içeri penetrelerine odaklanan Sixers savunmasına karşı Bibby, House, James Jones ve şu ana kadar kötü bir sezon geçiren Miller ceza şutlarıyla etkili olacaktır.
76'ers hücumu ise tamamen top dolaştırıp boş şut bulmaya dayalı. Zaten hiçbir oyuncusu kendi şutunu yaratabilme özelliğine sahip değil. Bu organizasyonun yapılmasında zaman zaman pas dağıtma görevini üstlenen Iguodala'nın ve başına buyrukluğu genelde eleştirilen fakat kimi maçları tek başına çevirme gücüne sahip Louis Williams'ın rolü önemli. Fakat Heat ligin en hızlı ve agresif dış alan savunmacılarına sahip ve işin savunma kısmını belki de en iyi yapabilen takımlarından biri. Wade ve LeBron'un kaptıkları toplarla bol bol fastbreak sayıları bulacağını tahmin ediyorum. Bunun yanında Heat'in en zayıf karnı olan pota altını etkili kullanabilecek silahlara da sahip değil 76'ers.
76'ers'ın şansını artıracak tek şey olarak bench katkısını görüyorum. İki takımın da yedek beşleri oyundayken -ki Heat'te genelde 2 yıldızdan biri sürekli oyunda oluyor- ibrenin tersine döneceğini, örneğin Heat'in önde götürdüğü bir maçta yedek oyuncular oyuna girdiğinde yakalanabileceğini veya kafa kafaya giden bir maçta geri düşebileceğini düşünüyorum. Tam da bu noktada Louis Williams ile birlikte kenardan gelerek en çok katkı veren ve genelde eşleşme problemi yaratan isim olan Young dikkatleri üzerine çekiyor. Bu bakımdan Haslem'in muhtemel dönüşü Heat için önemli olabilir. Ama Haslem ikinci turda takıma katılacak gibi duruyor, bu durumda bile Young'ın vereceği katkı serinin gidişatını etkilemeyecektir. Hatta bir maçta ibreyi kendi takımının lehine çevirip çeviremeyeceği bile muamma.
Son olarak tahminimi de söyleyeyim. Tüm bu faktörleri birer kefeye koyduğumuzda Heat oldukça ağır basıyor. Ben 76'ers'ın pes etmeyen takım kimliği sayesinde maçların genelde kafa kafaya geçmesini ve az farklarla bitmesini bekliyorum. Fakat Heat'in tecrübesiyle ve güç faktörüyle maksimum bir maç kaybedeceğini ve turu büyük olasılıkla 4-0 geçeceğini düşünüyorum.
LeBron James, Kobe Bryant'ı geçerek bu sezon ligde forması en çok satılan oyuncu oldu. LeBron 7 senelik NBA kariyerinde ilk kez bu sene forma satışlarında ligin zirvesinde yer aldı. Bu kategoride 2008-2009 sezonundan beri zirvede Kobe vardı. Satış rakamları NBAStore.com adresinden yapılan alışverişlerle ölçülüyor ve bu da toplam forma satışlarının çok ufak bir kısmını oluşturuyor.
LeBron'un yeni takımı ve yeni forma numarasının bu birincilikte payının olduğunu düşünüyorum. Zaten Kobe de 2008 sezonunun başında "8" numarayı bırakıp "24" numarayı giydiğinden beri zirvede bulunuyordu. Tabii numara değiştirmesinin taraftarları heyecanlandırma, yeni bir başlangıç düşüncesinin yanında pazarlama boyutu da vardı. Bu arada LeBron'un başarısını da küçümsemeyelim. Sonuçta takımında iki tane daha forması alınacak isim var. Bunların arasından sıyrılıp ligin zirvesinde yer almak önemli bence. Fakat listede bir isim var ki benim çok fazla dikkatimi çekti ve açıkçası şaşırdım: Rajon Rondo. Celticsliler genelde çok sever Rondo'yu fakat o kadar da göz önünde bir oyuncu değil ve basketolu bıraktığında forması emekli edilecek en az 4 kişiyle aynı takımda oynuyor. Celtics de zaten en çok forması satılan oyuncular listesine beş isim birden sokmayı başarmış. Çaylaklardan Wall ise Griffin'in bir basamak önünde 10.sırada kendine yer bulmuş.
Tam liste ise şu şekilde: LeBron James, Kobe Bryant, Rajon Rondo, Amar'e Stoudemire, Derrick Rose, Dwyane Wade, Kevin Durant, Carmelo Anthony, Dwight Howard, John Wall, Blake Griffin, Shaquille O'Neal, Ray Allen, Paul Pierce, Kevin Garnett.
En çok forması satılan takımların listesinde ise tepede Lakers bulunuyor. Onları sırasıyla Celtics, Heat, Knicks ve Bulls izliyor.
Doğudan başlayalım. Kolaydan zora doğru gideyim diyorum bu değerlendirme yazılarında. O yüzden ilk yazılar biraz kısa olacak herhalde. En azından başlarken amacım bu. Yani esasında Rose-Collison, Boozer-Hansbrough eşleşmeleri yetiyor seriyi anlatmaya. Daha Chicago'nun savunmasına, Pacers'da buraları oynayabilecek pek kimsenin olmadığına falan değinmedim. Granger mı dedi biri? O da karşısında Deng'i bulacak zaten. Kariyeri boyunca yaptığı savunmanın üzerine bir seviye daha çıkan Deng... Hadi Granger belki 1 maç alır sağlıklı ve formdaysa. O kadar. Ama onun dışında çok da fazla analize gerek duyulacak bir eşleşme olarak görmüyorum. Skoru 4-1 Bulls olarak verdim. O 1'i de Pacers'ın evinde deli dolu tempo ile bir maç karambole getirme ihtimali için verdim... Bulls evet NBA birincisi oldu ve bu yüzden bazen birazcık abartıldığını düşünüyorum bu takımın, çünkü sezon başındaki beklentiler en iyi ihtimalle doğu 3.'lüğü idi. Ama yine de Bulls'un elenmesinden daha sürprizi sadece Hornets'ın Lakers'ı elemesi olur herhalde...