BIY AD

20 Ocak 2010 Çarşamba

19 Ocak'tan Notlar

Günün hayvan performansları
Wade 12/20’yle 32 sayı 3 asist 2 top çalma 3 blokla oynamış,6 üçlüğünün 4'ünü sayıya çevirmiş. Beasley’den de 21 sayı 10 ribaundluk yardım almış. Indiana’yı 30 sayı farkla rahat geçmişler zaten evlerinde.

Elbette 28-9-11-3-3’le oynayan adama hayvansın dememek olmaz ama Mike Brown’ın bildiğimiz “mükemmel” hücum setleriyle benim maçın izleyebildiğim bölümü olan son çeyrekte 6’te 1’le oynadı. Üçlük çizgisinden 0/7, 3 de top kaybı var. Yine de son çeyrek dışında Mo Williams’la birlikte müthiş oynamış kendisini ve takımı devreye sokmak konusunda. Son çeyreğe kadar da 12'de 7'yle şut atmış ayrıca.


Takımı baltalayanlar
Danny Granger kötü şut performanslarından biri sergilemiş bu gece, 16 şutundan sadece 2’sini sokarak 8 sayıda kalmış.

Bizimkiler
Milli basketbolcumuz Ocak ayındakı kötü performansını sürdürmüş. 6’da 1’le sadece 3 sayısı 3 asisti var. Sorun tam olarak kendisinde mi bilmiyorum, erken faul problemine girmiş ve benim izlediğim bölümde sadece bir kere top kullandı. Hücumda hiç rol oynamadı, ne oyun kurma ne skor üretme konusunda. Hido’nun istenen performansı verememesinde Carderon’un payını herkes biliyor fakat kendisi de hiç iyi değil bence. Umarım yakın zamanda istediği oyunu oynamaya başlar.

28000
Shaq bu gece %70'le 16 sayı atarak sezona göre iyi bir performans gösterdi. Ama bundan daha önemlisi, 28,000 sayı barajını geçen 5. oyuncu oldu çılgın ve sempatik devimiz.

LeBron Smaç Yarışmasına Katılmış

Üstelik karşısında da Shannon Brown varmış, henüz lisedeyken 2003 yılında katıldığı McDonalds liseler arası smaç yarışmasında. Ne yalan söleyeyim bilmiyordum, az önce öğrendim. Katılımcılar şöyle: LeBron James, Celtics'in şu sıralarda bench ısıtıcılığını görev edinen J.R. Giddens, bildiğimiz Shannon Brown, kısa bir avrupa macerası yaşayan Von Wafer, smaç yarışmasında biraz garip kaçan Charlie Villanueva, Ndudi Ebi ve Brittany Hunter (Murphy'i de anmış olduk gerçekten, teşekkürler düzeltmeler için). Pek kolay olmamış LeBron kazanmayı başarmış. Shannon Brown bir hayli zorlamış yıldız oyuncuyu. LeBron 2010 All-Star haftasonunda smaç yarışmasına katılsa belki de rövanşı alırdı Brown bu sefer. Kim bilir?

Neyse şöyle alayım sizi videolara, ilk tur:


Link

Yok ben direk finale bakmak istiyorum diyenlere:


Link

19 Ocak 2010 Salı

19 Ocak Programı

20 Ocak Çarşamba 02:00 / Toronto Raptors - Cleveland Cavaliers
20 Ocak Çarşamba 02:30 (NBA TV) / Indiana Pacers - Miami Heat

Sezonun 2. maçında hızlı ve şutör uzunlarıyla Kanada'da Cavaliers'a ikinci mağlubiyetini tattıran ve rakibi hakkında pek çok tartışmanın başlamasına sebep olan Raptors bu sefer Cleveland'a gidiyor. Cavaliers en azından daha oturmuş bir vaziyette. LeBron'u da gerektiğinde uzun forvette kullanmaya başladılar. Hickson da maç başına 15 dakika civarında görev alıyor. Yani bu sefer Shaq ve Big Z'yi aynı anda sahada görmeyiz herhalde Bosh-Bargnani ikilisine karşı. Kısacası Cavs kazanmalı. Hedo'ya da şimdiden kolay gelsin diyorum LeBron'u savunma görevi. LeBron'un form durumu da malum: Son 5 maçta %55 ile 36 sayı atıyor.

Marsel İlhan Avustralya Açık'ta 2. Turda

Son zamanlarda tenisi pek takip edemiyorum. Passing Shot sağolsun Simon sakatlandığı için yerine Marsel'in ana tabloya dahil edildiğini ve Grosjean ile karşılaşacağını öğrenmiştim. 3 sene önceki Grosjean ile şu anki arasında dağlar kadar fark olduğunu da biliyodum ve ümidim vardı Marsel'in turu geçeceğine dair ama ne maçı takip ettim ne de zamanını biliyordum. Magic - Lakers maçında Kaan Kural söyleyince haberim oldu benim de. Marsel, Grosjean'ı yenerek 2. tura çıktı Avustralya Açık tenis turnuvasında. Çarşamba sabaha karşı (yanılmıyorsam) saat 03:00'da bu sefer Fernando Gonzalez ile karşılaşacak milli tenisçimiz. Tabii doğruya doğru, kimse Marsel'den Gonzalez'i yenmesini beklemesin. Erkekler tenisindeki en iyi 3-4 forehand'den birine sahip, müthiş bir oyuncu Gonzalez. Oldukça beğenirim oyun stilini ve sempatik bulurum kendisini. Marsel onun devamlı backhand'ine oynarsa setlerde biraz tutunabilir ama onu da pek sanmıyorum. 3-0 herhalde normal sonuç olacaktır. İnşallah Marsel beni yanıltır da set veya setler alır. Galibiyet alması ise Türk spor tarihinin en büyük başarılarından biri olur herhalde.

2010'a Doğru Yao ve Parker'dan Kötü Haber

Bizim için değil, genel olarak şampiyona için... Haberler yaklaşık 1 haftalık zannedersem ama karambole gelmiş unutmuşum paylaşmayı. Yao Ming ile Tony Parker büyük ihtimalle bu yaz oynamayacaklarmış milli takımlarında. Yao Temmuz ayından önce üst seviyede basketbol oynayacak durumda olmayacağını ve bu nedenle şampiyonaya da katılmayacağını söyledi. İnşallah iyileşme süreci beklenenden daha çabuk olur da bir ihtimal Türkiye'de izleyebiliriz kendisini.

Fransa'nın en önemli oyuncusu Parker ise kesin olarak "Gelmiyorum" demese de bu yönde açıklamalarda bulundu: 5 sezondur hem NBA sezonunda hem de yazın basketbol oynadığını ve artık çok yorulduğunu söyledi. Ayrıca kontrat senesinin yaklaştığını ve milli takımda oynamaya devam ederse gelecek sezon 82 maç boyunca Popovich'in istediği seviyeye çıkamayacağını belirtmiş. Son olarak da Ginobili örneğini vermiş: "Manu her sene gidiyor ve bu bizi kötü etkiliyor. Çünkü sakatlanıyor ve yıpranıyor. Onun yokluğunda aynı takım olamıyoruz. Fakat o formda ve sağlıklı ise şampiyonluğun favorilerinden biri haline geliyoruz."

Ah ah. Yavaş yavaş fireler vermeye başlıyor takımlar. 2009 Avrupa Şampiyonası'na benzeme ihtimali yok zaten ama yine de her bir yıldızın eksikliği turnuvanın çekişme düzeyini ve bizim alacağımız zevki kötü yönde etkileyecek. Umarım bu ikili gelmeyeceğini açıklayacak olan son yıldızlardır. Maalesef Parker ve milli takımda oynamak istemeyecek NBA oyuncularının bu yönde haklılık payları var. Sonuçta NBA sezonu 2 günde 1 maç yapılan çok uzun bir maraton ve sezonun ardından yazın oyuncuların dinlenmeye ihtiyaçları oluyor. Ama bana göre asıl problem NBA'de, sezonun 82 yerine 55-60 maça çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. O da artık başka bir yazının konusu olsun...

Teneke Üstü Yıldızlar

Bir anda aklıma geldi araştırdım buldum. Bu 3'lü ülkemizde satışa çıkmıştı. Hey gidi hey be. 10 sene civarı oldu herhalde. Hatta ben 4 tane farklı kutu vardı diye hatırlıyorum ama 4.'sü aklıma gelmedi bir türlü. Var mıdır hatırlayanlar?

Hafızanızı tazelemek için tıklayınız. Yoksa Mourning miydi?

18 Ocak'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Raymond Felton triple double’ı tek ribaundla kaçırmış: 17 sayı 9 ribaund 10 asist 2 top çalma. Ayrıca 17 sayısının 11’ini son çeyrekte attığını belirtmekte fayda var. Sacramento’nun son çeyrekteki oyununa rağmen 103-105 Charlotte lehine biten maçta öne çıkan diğer isim ilk yarıdaki oyunuyla Gerald Wallace: 28 sayı 5 ribaund 2 blok. Bobcats’in evinde üst üste kazandığı 9. maç bu.

Maçın sadece 10-15 dakikasını izleyebildim. Kevin Durant bu sefer 30’u tek sayıyla kaçırmış. Zaten izledim süre içerisinde herhalde 8 kere serbest atış kullandı. Hawks'da Marvin Williams ve Maurice Evans'ın 2'şer faul almasını sağladı ilk çeyrekten. Yanında 5 asist 5 ribaundu ve tek top kaybı var. Son çeyrekte 5’te 1 ile sadece 3 sayıda kalmasına karşın maçı deplasmanda 94-91 kazanmışlar. Ayrıca sayıya çevirdiği 14 serbest atış var; Atlanta takım olarak 15’ini sayıya çevirmiş.

Scola, Milwaukee karşısında sezonun en iyi performansını sergilemiş. %63’le 27 sayı ve 15 ribaund. Sadece 1 top kaybı var.

Çaylak Flynn 16’da 9’la kariyer rekorunu kırarak 29 sayı bıraktı 76’ers potasına. 9 asistiyle de rekorunu egale etti. Ona Al Jefferson 23 sayı 13 ribaundla yardım etti, uzatmada Philadelphia’yı 103-108 yenerek 9. galibiyetlerini aldılar bu sezon.

Memphis’te Gay-Randolph-Mayo sırasıyla 31, 27 ve 28 (11/20, 10/22, 11/21) sayıyla takımlarına dengeli bir şekilde maçı kazandırmışlar. Phoenix TNT’de yayınlanan maçlarını kaybetmeye devam ediyor, 18 maçtır yeniliyorlar...

Nowitzki’nin karşısında yine kimse duramamış. 22’de 14 saha içiyle 37 sayısı 7 de ribaundu var. Üçüncü çeyrekte müthiş şut sokarak maçı Garden’da kazanmışlar Celtics’e karşı. Kidd de 3/3 üçlük, 17 asistle sezonun en iyi maçlarından birini çıkarmış.

Biedrins savunmada coşarak 19 ribaund almış ve tam 8 bloğu var. Kendisinin Golden State oyuncusu olduğunu hatırlatalım yani. 8 bloğu kariyer rekoru ayrıca.
Corey Maggette de son maçlardaki yükselişine 14’te 11 gibi abuk bir yüzdeyle attığı 32 sayıyla devam etmiş, 6 ribaundu 4 asisti var. Golden State’in diğer yıldızlaşan ismi 26 sayı 10 ribaund 6 asistle Stephen Curry. Zaten son çeyrekteki oyunlarıyla Chicago’ya karşı rahat kazanmışlar.

Boşa kürek çekenler:
Tyreke Evans takımının geri dönüşü için neredeyse tek başına uğraşıp 40 dakikada 34 sayı (20/13) 4 ribaund 7 asist 2 top çalmayla oynamış, 3 tane blok bile yapmış o boyla. Ama dediğim gibi Kings ilk 5’inden neredeyse hiç katkı alamış maçta. Kevin Martin dönünce ister istemez biraz düşüş gösterir diyordum Evans için ama hiç öyle bir havada gözükmüyor...

Ben Wallace savunmada istatistiksel olarak etkili gözükmese de hücumda kendinden beklenmedik basketler atarak skora kendince önemli katkıda (16) bulundu, 14 ribaundunun 7’sini de hücumda aldı. Detroit’in New York gibi bir takıma karşı sadece 10 asitte kaldığını da unutmayalım.

Andrew Bogut 9/16 ile 18 sayı 17 ribaund 4 asistlik katkı yapmış uzatmada Houston’a yenildikleri maçta. 6 bloğuyla da bu sene kırdığı kariyer rekorunu egale etmiş.

Josh Smith’ten 18 sayı, 12 ribaund 7 asist ve 3 blok. Asist yönünü yine ortaya çıkarmış bu sezon daha önce birkaç kez yaptığı gibi.

İyi mi kötü mü:
Monta Ellis kariyerindeki en fazla şut kullandığı maçta kötü yüzdeyle de olsa (14/39) Chicago’ya karşı 36 sayı atmayı başarmış. 8 asistine karşılık alışık olmadığımız şekilde sadece 2 top kaybı var ve 4 de top çalmış üstüne. Herşey güzel de başta belirttiğim 14/39 pek iyi bir istatistik değil...

Günün X-faktörleri:
Genelde Odom dışında pek katkı sağlayamayan bench, bu gece maçı kazandıran faktör oldu Los Angeles’da. 42 sayı Odom-Farmar-Brown üçlüsünden geldi. Tabii aralarından öne çıkan isim 12’de 8 isabetle 22 sayı atan Shannon Brown oldu, 2 de top çaldı. Orta ve uzak mesafeli şutlarda Kobe gibiydi. Hatta Kobe'nin nasıl oynadığını göz önüne alırsak, Kobe'nin ruhu Brown'a girmişti diyebiliriz. Smaç yarışmasına katılacağını öğrenmek sağlam motve etmiş onu. Ayrıca Odom da özellikle ikinci yarıdaki katkısıyla 16 ribaund 9 sayıyla oynadı.

Nate Robinson, özellikle ikinci çeyrekteki oyunuyla ilk yarıdaki farkın oluşmasında en büyük pay sahiplerinden biriydi, üstelik 27 sayısını 11/18’lik yüzdeyle attı.

Craig Smith, Kaman döndüğü için benchten oyuna dahil olduğu maçta %80’le 18 sayı atmış, 4 ribaund almış.

Takımı baltalayanlar:
Stan Van Gundy... Önce Howard'ı üçüncü çeyreğin son 6 dakikasında oyundan aldı ama bu dönem beklenilen gibi Lakers'ın üstünlüğüyle geçilmedi. Tam tersi Magic makine gibi işlemeye alıştığı için için farkı 9-10 sayıya kadar çıkardı. Ancak çeyreğin sonuna doğru yeniden oyuna giren Howard'ı unuttular ve biraz zorlama sayılacak 3'lüklere yöneldiler 2-3 hücum. Aynı hava son çeyreğin başlarında da devam edince Lakers bu durumu affetmedi ve SVG mola alana kadar 17-1'lik seri yakaladı. Moladan sonra da seri 21-1'e kadar ilerleyince zaten maç koptu, Magic bir daha yaklaşamadı. Üçüncü çeyrekte biraz geçen seneki Magic gibi oynadıklarında, neler yapabildiklerini gördük en azından.

Kobe Bryant burada bu sefer. 7 asistine rağmen felaket şut performansı sergiledi Orlando karşısında. Magic’in üçüncü çeyrekteki büyük serisinde takımını taşımak üst üste şut kullandı fakat 19’da 4 ile sadece 11 sayı atabildi.

Vince Carter’ın da maç boyunca son dakikada attığı iki umutsuzluk ve zor üçlüğü hariç sadece tek basketi vardı, toplamda 11’de üçle 9 sayı atabildi.

Jason Terry 12'de 3 isabetle 8 sayıda kalmış ve sadece 1 ribaund, 1 asist yapmış yanında.

LeBron ve Tutulmayan Söz

Birçoğunuzun hatırladığı gibi geçtiğimiz seneki All-Star haftasonunda yaptığı bir röportajda gelecek sene kesinlikle smaç yarışmasına katılacağını söylemişti LeBron. Basketbolseverlerin ve medyanın büyük ilgisini çekmişti bu açıklamaları. Ne de olsa NBA'in en büyük 2 yıldızından ve en atletik 3-4 oyuncusundan biriydi LeBron. Elbette heyecan yaratacaktı. Ancak bu açıklamaya rağmen ben pek inanmamıştım katılacağına. Zaten geçtiğimiz ay içerisinde de "Bilmiyorum, son zamanlarda smaç yarışmasında sadece smacınız değil, şovunuz da önemli olmaya başladı, eski zamanlardaki gibi değil. Katılma ihtimalim %50." diye ağız değiştirmişti LeBron. Haklılık payı yok mu? Var ama bir de gerçek var: LeBron tutamayacağı bir söz verdi.

O noktada katılmayacağı zaten belli olmuştu. O nedenle dün smaç yarışmasına katılacak oyuncular açıklandığında LeBron'un ismini görmeyince hiç şaşırmadım. Yazımda da LeBron kelimesi geçmedi. Ama o yazıya gelen yorumların ardından LeBron'a da değinmek istedim.

Kimilerine göre LeBron kaybetmekten korktuğu için bu yarışmaya katılmıyor. Sonuçta kazanacağı pek birşey yokken kaybedeceği şeyler var bu yarışmada. Kimilerine göre aynı nedenle sponsorları istemiyor LeBron'un smaç yarışmasına girmesini. Bu durumda LeBron'un katılmamasını anlayışla karşılarım. Ama aynı kaset olayında olduğu gibi James yanlış bir strateji izliyor. Bir oyuncunun bu şekilde tutamayacağı sözler vermesi itibarını sarsar. Hatta "korkak" yakıştırılmalarının artmasını sağlar. Hiç yoktan insanların hayal kırıklığına uğramalarına ve oyuncuya antipatiyle bakmalarına neden olur.

Bu arada dedikodulara göre smaç yarışmasına günler kala LeBron'un katılacağı açıklanacakmış. Tabii muhtemelen sadece dedikodu olarak kalacak.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Smaç Yarışmasına Katılacaklar Belli Oldu

Shannon Brown, Gerald Wallace, Nate Robinson ve DeRozan/Eric Gordon ikilisinden biri. Gordon ile DeRozan'ın çaylaklar maçının devre arasında bu son kontenjan için kapışacaklarına 1-2 saat kar önce şurada değinmiştim. Dikkat bu post bol sayıda göz zevkinize hitap edecek video barındırıyor. Uyarmadı demeyin.

Kısaca bir bakalım yarışmacılara. Bir kere Shannon Brown geçen sezonun sonlarında ve bu sezon yarattığı hava ile kesinlikle favori. Bana göre bu dörtlünün içinde ağızları en çok açık bırakan/bırakacak smaçları vuran kendisi. Halbuki Shannon Brown biraz da boyunun kısa olmasının verdiği avantajla etrafındakileri etkilemeyi başarıyor. Sadece yarattığı hava bence favori olmasını sağlıyor. Blog'da daha önce paylaştığım, o günün yanılmıyorsam 2 numarası olan smacı:


Link

Gerald Wallace'ın da atletik yeteneklerini ön plana çıkaran bir oyuncu olduğu biliyoruz hatta bu konuda NBA'deki en iyilerden biri ama bunları smaçlarından çok bloklarında ve ribaundlarında kullanıyor. Yine de kariyeri boyunca pek çok etkileyici smaca imza atmış bir isim olduğunu ve 8 yıl aradan sonra smaç yarışmasına döndüğünü unutmayalım. Artık ismi bütün lig tarafından da biliniyor. En beğendiğim smaçlarından biri:


Link

Yukarıda link'ini verdiğim yazıda DeRozan'ın rahatlıkla smaç yarışmasına katılmaya hak kazanacağını düşündüğümü söylemiştim. Bana göre sürpriz yapabilir. Gerçekten müthiş zıplıyor çaylak oyuncu. Zaten 2008 yılında McDonalds'ın liseler arası yaptığı smaç yarışmasını da kazanmış.


Link

Nate Robinson'ı en sona bıraktım çünkü bıktım artık bu adamdan. Geçen sefer kazandıktan sonra Gerald Green'e yenilmişti, bu sefer de aynısının olacağını ve bir daha da katılmayacağını düşünüyorum/umuyorum. Fazlasıyla kendini beğenmiş bir adam ve maalesef sadece New York'tan değil, bütün Amerika'dan bir hayli oy alıyor.

Yarışmada elbette yaratıcılığınız ve yaptığınız smaçlar etkili. Ama bu iş biraz da kendini jüriye ve seyircilere satmakla alakalı. Dwight Howard gibi smaç basmadan bile kazanabiliyorsunuz yeterli şovu yaparsanız ve sempatik bir oyuncuysanız. Veya Rudy Fernandez gibi ilk turun hatta belki de gecenin en iyi smacını basmanıza rağmen eleniyorsunuz:


Link

18 Ocak Programı (NBA Maratonu - 4 Maç Canlı)

18 Ocak Pazartesi 20:00 (NTV Spor) / Detroit Pistons - New York Knicks
18 Ocak Pazartesi 20:00 / Portland Trail Blazers - Washington Wizards
18 Ocak Pazartesi 21:00 (NBA TV) / Oklahoma City Thunder - Atlanta Hawks
18 Ocak Pazartesi 21:00 / Sacramento Kings - Charlotte Bobcats
18 Ocak Pazartesi 22:00 / Milwaukee Bucks - Houston Rockets
18 Ocak Pazartesi 22:30 / Philadelphia 76'ers - Minnesota Timberwolves
18 Ocak Pazartesi 22:30 / New Jersey Nets - Los Angeles Clippers
18 Ocak Pazartesi 22:30 / San Antonio Spurs - New Orleans Hornets
18 Ocak Pazartesi 23:00 / Chicago Bulls - Golden State Warriors
19 Ocak Salı 00:30 (NTV Spor) / Phoenix Suns - Memphis Grizzlies
19 Ocak Salı 03:00 / Dallas Mavericks - Bostons Celtics
19 Ocak Salı 05:30 (NTV Spor) / Orlando Magic - Los Angeles Lakers

Hayrola niye böyle hafta içi erken saatlerde bir sürü maç var diye soranlara: Bugün Martin Luther King Günü Amerika'da. Dünyanın öbür ucundaki insanlar da düzgün saatlerde NBA izlemenin keyfini çıkaracaklar.

Ah bir de Mavs-Celtics canlı olsaymış. Gerçi bulduk da bunadık. 4 maç var daha ne olsun. Elbette sabah 05:30'daki Magic - Lakers maçı en ilgi çekeni. Maçlar başlamak üzere. Ama saat 9'daki Thunder - Hawks'u da şiddetle tavsiye ediyorum.

İyi seyirler.

Kendini Bilmek

Birçoğunuzun haberi vardır, nitekim üzerinden 3-4 gün geçti. Smaç yarışmasındaki 4 adet yerin sonuncusu için Eric Gordon ile Demar DeRozan çaylaklar All-Star maçının devre arasında kapışacaklar. İkisi de yanılmıyorsam 2'şer smaç yapacak. Her neyse konumuz o değil. Zaten DeRozan pota dibinden düz smaçlar basıp, Eric Gordon da inanılmaz yaratıcı birşeyler çıkarmazsa, DeRozan rahatlıkla kalmalı smaç finaline.

Konumuz Eric Gordon'ın açıklamaları. Smaç yarışmasına katılmak için DeRozan ile kapışacağını öğrendiğinde şunları demişti Gordon: "Şaşırdım denilebilir. Öyle iyi bir smaççı değilim. 2-3 maçta 1 güzel bir smaç basarsam basarım, o kadar. Ailem, benim 3'lük yarışmasına katılacağımı düşünüyordu. DeRozan müthiş atletik. Zaten onun oyun stili o. En iyi yaptığı şey smaç basmak." Ben de Gordon'ın isminin geçtiğini görünce haberde, tıpatıp şu açıklamalarının aynısını düşünmüştüm, hatta "Ne işi var?" diye de eklemiştim üzerine. Üçlükte yarışsa, daha mantıklıydı kesinlikle.

Aynı şekilde Durant de kendisine "Smaç yarışmasına katılmayı düşünüyor musun?" şeklinde soru soran basketbolseverlere blog'undan şunları demişti: "Ben kendimi iyi smaç basan bir oyuncu olarak görmüyorum. Maçlarda bile doğru düzgün smaç basmıyorum." Ardından da basına şu demeci vermişti: "Shannon Brown, LeBron, Gay, Dwight Howard, Nate Robinson, bu oyuncuların hepsi zirvede ben ise daha dağın eteklerindeyim, yeni yeni tırmanmaya çalışıyorum."

İnsanın kendisini tanıması ne güzel birşey ya hakikaten. Saygı duyuyorum bu şekilde açıklamalarda bulunan oyunculara. Aynı şekilde maç esnasında da yapabilecekleri ve yapamayacakları işleri ayırt ediyor bu oyuncular. İşte o zaman parkede hataları azalıyor ve üst düzey oyuncular olma yolunda ilerliyorlar. Ayrıca kendilerini tanımaları, eksiklerinin üzerine gidip çalışarak bu özelliklerini gidermelerini de sağlıyor. Durant'te bunu üçlüklerde gördük. Son zamanlarda da güçlenme çalışmalarına ağırlık vermiş.

Bu arada fotoğraftan gördüğünüz üzere geçen sene kazandığı "Eşşek" yarışmasına katılacakmış Durant bu sene de...

Yeni Nesil Pivot

Biedrins sakatlıktan dönmeden önce Warriors'ın yeni pivotu haline gelen Maggette, Don Nelson'a ve talihine küfrederken...


17 Ocak'tan Notlar

Utah Jazz-Denver Nuggets:
Günün ikinci karşılaşmasında Utah hücumda tam anlamıyla uykudaydı maç boyunca. Fiziksel yorgunluklarını bilmiyorum ama ilk yarıda tam sayamasam da, 13 veya 14 civarı top kaybı yaptılar. Bunları Denver savunmasına da bağlamak istemiyorum çünkü bu top kayıplarının büyük kısmı çok basit hatalardan geldi. Ayrıca Utah son çeyreğe kadar sadece 2 hücum ribaundu alabildi ki biri Millsap’in umutsuz tiplemesiydi. Denver tarafı, ilk yarıda Carmelo’dan istediği desteği alamadı; Kirilenko’nun savunmasında 4 top kaybı yaparak ancak 8 sayıda kalabildi. Bu bölümlerde Denver’ı taşıyan isimler Nene, Billups ve kenardan gelen Ty Lawson ile J.R Smith oldu. Özellikle Nene sahanın iki tarafında da Utah uzunlarına üstünlüğünü kabul ettirdi. Billups da sürekli çizgiye giderek maç boyuca toplam 29 sayısının 17’sini serbest atışlardan buldu. Utah kısa sürelik ayaklanmalarla farkı azaltmayı başarabilse de, onları büyük ölçüde bitiren Denver’ın 49 serbest atışının 41’ini sayıya çevirmesiydi. Melo ikinci yarıda mükemmeldi ayrıca. Topu alıp soluna doğru potaya gittiği her pozisyon ya sayıya çevirdi, ya da faul hakkı kazandı. Bu işi mükemme yapıyor son 2 sezondur Carmelo. Kaçırdığı nadir pozisyonlarda ise kendi ribaundunu alarak bir şekilde baskete çevirdi. 37 sayısının 29’unu ikinci yarıda gönderdi Utah potasına. Utah’ta istatistiksel olarak etkili isim 13 asist, 23 sayıyla Deron Williams oldu. Özellikle Korver'a attırdığı onca üçlükle Utah'ın galibiyet için umutlanmasını sağladı. Utah’ın bir diğer çabalayan ismi özellikle son çeyrekte Paul Millsap oldu. Fakat Denver maçı 7 farkla olsa dahi zorlanmadan kazandı diyebiliriz. Ne zaman fark kapanır gibi olsa buna izin vermediler.

Carmelo: 37 sayı, 8 ribaund, 2 asist, 3 top çalma ve çoğu ilk yarıda olmak üzere 7 top kaybı.
Billups 29 sayı 4 asist.

Dallas Mavericks-Toronto Raptors:
Mavericks-Raptors'ı da izlememe rağmen o maç hakkında çok fazla söylenecek birşey yok. Zaten dün akşamdan beri aklımda da çok fazla detay kalmadı. Ama şunu diyebilirim: Toronto maçı ikinci çeyrekteki sapık şut ve hücum performansıyla kazandı. Tamam şutların bir çoğu rahat pozisyonlarda bulundu ama 20'de 15 falan atmışlardır herhalde bu çeyrekte. Fark bir anda 13'e çıktı. Toronto'nun şutlarında, boyalı alana girip daha sonra topu dışarı çıkarmalarının da payı vardı. Dallas ise daha çok çevirilen toplar sonrasında boş atışlar bulmaya çalıştı fakat bunda pek başarılı oldukları söylenemez. Raptors defansının da hakkını verelim, fena savunma yapmadılar. Bargnani hele 1'e 1 kaldığında Nowitzki'nin geriye doğru çekilerek yaptığı bir atışı bloklayarak şaşırttı. Senede kaç blok yiyor ki zaten Nowitzki?

Ben Nowitzki'nin de beklenenden daha az sorumluluk aldığını düşünüyorum maçta. Hatta 4'te 1 serbest atış atarak bizleri şaşırttı. 3 tane üstüste kaçırdı, yani 1000'de 1 ihtimale denk geliyor. Ben üçüncü çeyrekte Dallas'ın farkı kapayacağını düşünüyordum ancak Bosh ve Bargnani'nin dış şutları bitirdi Dallas'ı. Özellikle Bosh'la eşleşecek adamlarının olmaması - Gooden ve Dampier'ın eşleşmeleri mümkün değil - ve Bosh'un da şutlarının girmesi onları bitiren 1 numaralı faktördü bence. Çeyreğin bitimine doğru Bargnani'nin şut saatinde 3 saniye varken attığı zor üçlük de maçın galibini belirlemiş oldu: 84-68 ile biten çeyrekten sonra maçın bitimindeki skor da 110-88 Toronto lehineydi.

Celtics Bench'inin 1 Numarası


Link

Ne yapsın? Onun da verebileceği katkı bu. Daha fazlasını bünyesi kaldırmıyor. Peki bu video yeterli mi? Tabii ki hayır. Şöyle alta buyuralım sizi:


Link

17 Ocak 2010 Pazar

Pivot Ayağı ve Hakemler

NBA'de 3 adımla turnikeye girilmesine veya topu koşarken alıp 2-3 adım atıp sonra sektirmeye başlanılmasına alışığız. Hakemler bunlara steps çalmıyorlar. Özellikle LeBron'a bu konuda ekstra 1 veya 2 adım hakkı tanındığına çok kereler şahit olduk. Ama daha yeni paylaştığım bir stepsi varıd LeBron'un, durduğu yerden iki adım atarak 3'lüğün gerisine çıkmıştı. Bunun nasıl çalınmadığına şaşmış kalmıştım. Başka maçları izlerken gözüme çarpan 2 pozisyonu daha paylaşmak istedim.


Link

İlk örneğimiz Stephen Jackson. Pivot ayağına dikkat edin. Sonra 'yeni' pivot ayağına dikkat edin tam topu sektirmeden önce. Bu kadar açık 2 ihlali nasıl göremiyor 3 hakem anlamak mümkün değil.


Link

İkinci pozisyonda da aynı şekilde Dwight'ın başta belirlediği pivot ayağına dikkat edin. Bir anda vazgeçip diğer ayağını pivot olarak kullanmaya karar veriyor... Tabii pozisyondaki hakem hatası bununla da sınırlı kalmıyor. Lamarcus Aldridge'in önce çaldığı, ardından 3 kere sektirip, üstüne bilerek Bayless'a aktardığı topta hakemler topun kontrolünün Portland'a geçmediğine karar veriyorlar. Bayless topa bakmadan direk tek elle alıp zıplamaya çalıştığı için bedava 2 sayıyı kaçıran taraf Portland ama top hiç onların kontrolüne geçmemiş. Vay canına. Bunun üzerine Magic'e sadece 1 saniye kalıyor hücum etmek için. Sonra Nelson kılpayı farkla ufak çaplı bir mucizeyi gerçekleştiremiyor...

Ama benim anlamadığım şey hakemlerin nasıl bu pozisyonları atladığı. Hiç mi ayaklara bakmıyorsunuz be kardeşim? Tabii bu konuda Majerle'nin ünlü dansını hatırlatmadan olmaz.

LeBron'dan Örnek Davranış

LeBron'un bazı kendini beğenmiş hareketlerini, hakemlerin onu kayırmasını falan burada sık sık eleştirdiğimi görmüşsünüzdür. Tabii oynadığı oyuna laf edilemez o ayrı konu. Ama bunun dışında bir özelliğiyle daha dikkatimi çekiyor James: Maçlardan önce ve sonra beğendiği genç oyuncularla konuşması, onlara moral vermesiyle. Dünkü Clippers maçından önce ısınırken Blake Griffin'in yanına gidip "Döneceğin güne konsantre ol, çok iyi olacaksın" tarzında birşeyler dedi. Maçtan sonra da, 48 dakika boyunca Cavs'in kontrolü aldığı her an ortaya çıkarak buna izin vermeyen Eric Gordon'un yanına giderek birşeyler söyledi ama ne dediğini bilmiyorum.

Daha önce de Eric Maynor, Gallinari ve Tyreke Evans'a karşı bu tarz sıcak yaklaşımlar sergilemişti. Bu konuda LeBron çok büyük takdirimi kazandı.

17 Ocak Programı (Hedo 19:30'da NTV Spor'da)

17 Ocak Pazar 19:30 (NTV Spor) / Dallas Mavericks - Toronto Raptors
18 Ocak Pazartesi 04:00 / Utah Jazz - Denver Nuggets


Son 4 maçınta %30'larla şut atan Hedo'nun karşısında kendisine çok zor anlar yaratacak 2 isim olacak yine: Marion ve Howard. Geçen sefer Dallas'ta kötü bir maç çıkarmıştı Hedo. Farklı yenilmişlerdi. İki şuta dayalı oynayan takımın maçında hiçbir sonuç sürpriz olmaz.

Utah ise daha dün maç oynadı ve rakımı nedeniyle her takıma zor gelen Denver deplasmanına gidiyorlar. Denver ise 3 gündür dinlenmiş durumda ve ayrıca formda. Bu sezonki 2 maçı da Denver kazanmıştı üstelik birinde yanlış hatırlamıyorsam Billups-Carmelo ikilisi yoktu. Utah'ın kazanabilmesi için Boozer'ın son maçlardaki şut yüzdesini düzeltmesi ve Deron'ın bilek sakatlığından hiç etkilenmemesi lazım.

Defense Defense !


Link

Yaklaşık 2 aydır dönüyor bu reklam NBA maçlarında mola veya çeyrek aralarında falan. Yeni paylaşma şansını buldum çünkü devamlı video koyduğum için, full video olmasını istemiyordum blog'da. Harika bence.

Bana yazın başlarında paylaştığım Iverson videosunu hatırlattı. Kim bilir, belki de onu hazırlayan adamı bulup yaptırmışlardır bu defans videosunu da...

Arada 3 okuyucu da mail atmış "Çok güzel bence paylaş" diye. Onlara da teşekkür ediyorum.

16 Ocak'tan Notlar

Milwaukee Bucks-Utah Jazz
Önce ufak bir notla başlayayım. Maçı NTV'den izledim, Kaan Kural "Rockets'ın maskotu orada." deyince baktım, o da ne? Clutch, Utah tribünlerinde takılıyor. Ufak bir araştırma sonucu öğrendim ki, maskotlar birbirlerinin doğumgünü olduğunda böyle toplanıyorlarmış. Dün de Jazz'ın maskotu Bear'ın doğumgünüymüş ondan pek çok maskot Utah'a gelmişler. Clutch da bu nedenle ekranda boy göstermiş. Neyse maça geçelim:

Utah 4 sayı atarak başladı çeyreğe, Scott Skiles da buna ilginç bir şekilde yanıt verdi: Faulleri olmayan Charlie Bell ve Bogut’u çıkararak. Ardından bir üçlük atan Ersan, savunmada üst üste iki faul alınca yerini Hakim Warrick’e bırakmak zorunda kaldı. Milwaukee hücumlardan üst üste boş dönünce Jennings ve Mbah a Moute de kenara geldi. Maçın 4. dakikasında sahada Bucks ilk beş oyuncusu kalmadı. Milwaukee bu bölümde hem hücumda, hem savunmada son derece savruk bir oyun sergiledi ve bu erken farkın açılmasına neden oldu. Bogut’un yokluğunda Jazz içeriden her şekilde sayı üretmeye başladı. Scott Skiles maçın ilk molasını atarken tek Bucks sayısı Ersan’ın başlarda attığı üçlüktü. Moladan sonra da organizasyondan yoksun Bucks hücumları gelmeye devam edince 21-8’e geldi skor. Kurt Thomas Mehmet’le olan pozisyonunda kendisine çalınan faule itiraz edince teknik faulü aldı ve yerini Bogut’a bıraktı. Başlarda içeride Bogut’la birlikte Jazz biraz daha zorlanıyor gibi gözükse de aynı pozisyonları görmemiz kısa sürmedi. Bucks’da maç boyunca kenardan olumlu işler yapan Carlos Delfino sol köşeden gönderdiği 3 üçlükle takımının daha ilk çeyrekten havlu atmasını engelledi. Yani Bucks karşısında Cleveland veya Garnett’li Celtics gibi tuttuğunu koparan takımlar olsa herhalde 10-45 gibi bir ilk çeyrek skoru olurdu. Tabii Jazz oyuncuları çeyreğin sonlarında yatınca ikinci çeyreğe 20-31 girdiler. İlk çeyrekte bir önemli not, Mehmet’in aldığı 8 ribaund idi, Bucks’ın ne kadar şut attığını düşünün işte.

İkinci çeyrekle birlikte Ersan oyuna girerken Memo dışarıdaydı. Çoğu pozisyonda Bogut, Boozer’la birebir oynayabilecekken bu eşleşmeden neredeyse hiç faydalanamadı Milwaukee. Ersan bu çeyrekte içeri girebilecek pozisyondayken üst üste iki 3’lük kaçırdı, defansta da savaşçılığına rağmen çok heyecanlıydı. Mehmet’in 4 dakika kala oyuna girdiği bölümde Ersan’la eşleştiler, Ersan bol bol fake yedi Memo’dan. Ayrıca Jennigs’in de 3 şutunun ardından güzel asistleri dikkat çekti. Delfino yine güzel yerlere kaçarak kendini boş bıraktı ve yanılmıyorsam çeyreğin sonunda 17 sayıyla takımını taşımaya devam ediyordu.

Takımlar ikinci yarıya 47-60 Utah üstünlüğüyle girerken, üçüncü çeyreğin başlarında adeta yer değiştirmiş gibiydiler. Dördüncü dakikaya kadar Charlie Bell’in 9 sayı attığı bölümde Milwaukee 7 şutunun hepsini sokmuştu. 17’ye 9’luk seriyle de fark tek hanelere inmiş oldu. Ancak sonlara doğru Brewer-Deron yerine giren Miles-Price ikilisi, Utah’ın farkı yeniden açmasını sağladı. C.J. Miles, Ronnie Price’ın asistleriyle üst üste 7 sayı atınca skor 71-86 oldu. Kirilenko’nun kaçan serbest atışlarında ribaund’u alan Bogut’un pasında Kirilenko araya girerek topu Millsap’e attı, onun salladığı şut son saniyede kariyerinin ikinci üçlüğü olunca Utah farkı 18’e çıkarmış oldu. Ersan da bu çeyrekte 5 ribaund alarak double double’ını yaptı ayrıca.

Ersan ve Mehmet yine kenarda başladı son çeyreğe. C.J. Miles ilk dakikalarda 2 top çalarak Bucks hücumlarının boş dönmesine neden oldu, diğer tarafta da bütün maç olduğu gibi Delfino tek başına tarihi farkı önlemeye çalışıyordu. Maçı, kenardan gelerek 28 sayı 4 top çalmayla tamamladı Arjantin’li oyuncu. Maçın sonlarında Ronnie Price önce Charlie Bell’e müthiş bir blok koyup, ardından köşeden üçlüğü yollayınca maça son noktayı koymuş oldu; maçın sonucu 95-112.
Mehmet 27 dakikada nihayet 15 sayı 12 ribaund, Ersan ise 13 sayı 11 ribaundla tamamladı maçı, 5/11 ile atmış. Maç içinde çok kaçırmış gibi gelmişti bana, tahmin edecek olsam 4/13 falan derdim herhalde.

Suns-Bobcats:
Bu maçla ilgili notlara şuraya tıklayarak ulaşabilirsini.z

Günün hayvan performansları
Chris Paul, Pacers’a karşı 22 sayı 11 asistin yanında 8 ribaund ve 2 top çalmayla triple double’ı kaçırmış. İlk yarısı çekişmeli geçen maçta 3. çeyrekten başlayarak ağırlığını koymuş, David West ilk yarıdaki performansını sürdüremeyince.

Zach Randolph, Spurs’de McDyess’ın oynamadığı maçta son zamanlarda bizleri alıştırdığı gibi oynamış: 23 sayı 15 ribaund, 3 top çalma. İlk çeyrekte onu tutan Mahinmi’ye üç faul yaptırıp, Dejuan Blair’in de 5 faul almasından sonra Spurs’ün içeride pek çaresi kalmamış. Üstelik savunmada da oldukça etkiliymiş.

Durant yine müthiş yüzdeyle (14/18 toplam, 3/3 üç sayı) 36 sayısını atmış Miami Heat’e karşı. Q-Rich ve Beasley'nin onu tutması mümkün değildi zaten. Son 14 maçın 12’sinde 30 ve üstü sayı attı bu genç cengaver. Yanına da 10 ribaund 3 asist eklemiş, Miami’yi rahat yenmişler.

Gerald Wallace ilk yarıda coştu 24 sayı attı, toplamda da 11/15’lik müthiş performansıyla 29 sayısı 13 ribaundu var. Stephen Jackson da aynı şekilde ilk yarıda maçı koparan isimlerden biriydi Bobcats adına. 17 şutundan 11’ini sokarak 29 sayı attı ayrıca 8 asist verdi, durmadı 5 de top çaldı kısa sürede.

İkinci çeyreğin sonlarını ve ikinci yarısını izlediği maçta, Lebron James %60’la 13’ü son çeyrekte olmak üzere 32 sayı atarak Clippers’a karşı maçı kazandırdı. İlk yarıda izlediğim kısa sürede neredeyse hiç çembere gitmeyen, pasif bir LeBron vardı sahada.

Boşa kürek çekenler
New York’un yalnızca 90 sayı atmasına rağmen bunların 26’sı David Lee, 27’si Gallinari’den gelmiş. David Lee yine utanmadan 17 ribaund ve 9 asist yapmış, 2 top kaybıyla. Bu adamın saha görüşü, vizyonu nereden çıktı bir anda? 9 asist vay anasını.

Wade ve Beasley Oklahoma City deplasmanında toplam 45’te 23 atarak takımın skor yükünü taşıyan isimler olmuş. Beasley’nin 28 sayı 6 ribaundu, Wade’in 24 sayı 6 asist 4 çalma 3 de bloğu var. Beasley'nin 28'i aynı zamanda kariyer rekoru.

Carlos Delfino, fark yedikleri maçta kendini aşarak 6/10 üçlük, 4/4 ikilik atarak 28 sayıyla kariyer rekoru kırdı. Yanında 4 ribaund 3 asist ve 4 top kaybı etkledi.

Rasual Butler 45 dakikada 12/18’lük şut yüzdesiyle (4/9 üçlük) kariyer rekorunu egale etti, maçta da kritik işler yaptı. Örneğin 7.5 metre civarından attığı üçlük veya sağ dipten bulduğu kritik üçlüğü örnek gösterebilirim. Ayrıca bitime yaklaşık bir buçuk dakika kala Lebron’un potaya gittiği pozisyonu bloklayarak takımının maçı kazanmasına büyük yardımda bulunabilirdi ancak Baron Davis son şutu atamayınca maçı Cleveland kazandı. Ayrıca ek not olarak: Fotoğraftaki pozisyon da basket faulle bitti.

Eric Gordon da aynı maçta 5 üçlüğünün 4’ünü soktu. Butler'dan bile önemliydi takımı için. Çünkü herkes durduğunda, Cavs oyunun hakimiyetini eline alırken sahneye çıktı ve sayılar üretti. Toplamda 16’da 11’le oynadı ve takımının son basketini de çembere penetre ederek attı kritik pozisyonda. Maçta 28 sayı 4 asisti vardı.

Günün X faktörleri
Utah benchinden Ronnie Price ve C.J. Miles. İkisi de Deron Williams’ın etkisiz eleman olarak gezdiği bölümlerden sonra sahaya girip Utah galibiyetini garantileyen isimler oldu. C.J. Miles’ın 11’de 8’le Bucks’ın farkı kapamaya yaklaştığı bölümlerde attığı önemli 19 sayısı var. Ronnie Price da kısa sürede 9 sayı ve 7 asistlik katkıyla Utah’ın çoğu ilk 5 oyuncusundan daha iyi oynayan isimdi.

Bobcat benchinden çaylak Derrick Brown, erken biten maçta 29 dakika süre bulup Phoenix’e karşı 18 sayı (5/11), 2 top çalmayla oynadı. Özellikle bulduğu serbest atışlar farkın kapanma ihtiamlini de ortadan kaldırdı ikinci çeyrekte.

Takımı baltalayanlar:
Baron Davis 1-2 dakikalık kısa bölümler hariç hiç iyi oynamayarak takımına son zamanların aksine yarardan çok zarar verdi. %30’la şut attı. Son topta içeri girip faul almak veya sıcak Butler veya Gordon’a vermek yerine Varejao’nun üzerinden şut çekerek kullandı ve maçı takımına kazandıramadı.

Bobcats Kendini Aştı (Suns'a Teşekkür)

Madem internette sorun var ve maçları izleyemiyorum, hem de NTV'deki yayında problem var, şu rekor hakkında birşeyler karalamaya başlayayım. Az önce 125-99 Bobcats'in üstünlüğüyle sona eren maçta Bobcats ilk yarıda 74 sayı atarak kulüp rekorunu egale etti. İşin ilginci 2006 yılında yenildikleri bir Suns maçında ilk olarak bu rekoru elde etmişler.

NBA'in en kötü ve en yavaş tempoda hücum eden takımlarından biri olan Bobcats'te ilk yarıda Gerald Wallace 11'de 8 isabetle 24 sayı üretti ve 9 ribaund aldı. Muhteşem oynadı. İstatistikler çok iyi olsa da aslında Wallace'ın yarattığı etkiyi göstermeye yetmiyor. Ribaundu aldığı birkaç pozisyonda direk rakip sahaya geçerek rahat sayılar buldu veya asist yaptı takım arkadaşlarına. Ayrıca kendisine hazırlanan pozisyonlarda beklenmedik bir şekilde 2'de 2 üçlük attı. Wallace'a Jackson skorer oyunuyla, Diaw da asistleriyle eşlik edince Bobcats hücumda fazlasıyla akıcı oynadı. İkinci çeyrekte de Derrick Brown'ın da hızlı hücumlardaki katkılarını ve çembere katlarını unutmayalım. İlk yarının skoru 74-47 Bobcats lehineydi. İkinci yarının başlarında Wallace ortalıkta gözükmedi ama Diaw ve Jackson farkın kapanmasını önlediler, sonra da zaten maçı izlemenin bir anlamı kalmadı.

Ama tabii Bobcats gibi hücumda zorlanan bir takımın bu sayıları atması gerçekten çok ilginçti. 74 sayı dile kolay. Suns zaten savunmada pek takılmayan bir takım ama bu gece işi iyice abarttılar. Bobcats ilk yarıda 27 şutunun 19'unda asist yaptı ve bunların çoğu bomboş atışlardı. Suns'dan savunma adına aslında ufak çabalar gördük ama Bobcats'i bir kere çok ısındırmışlardı. Orta ve uzak mesafeli şutlarda müthiş isabetli attılar özellikle ilk çeyrekte. Maç başına 5 civarı üçlük bulan Bobcats, ilk 12 dakikada 7'de 6 üçlük isabeti buldu. Bu herşeyi anlatıyor herhalde.

Bobcats'in savunmasının iyi olduğunu blog'da pek çok kereler yazdım. Bu maçta da Phoenix gibi bir takımı durdurmayı başardılar. İkinci çeyreğin ortalarında 27 sayıda kalmıştı Suns. Sonra Amare'nin silkinmesiyle biraz kendilerine geldiler ama tabii yukarıda belirttiğim gibi savunmaları o kadar kötüydü ki rakibe yaklaşmak gibi bir şansları olmadı. Tabii yorgunluk avantajı da onların lehineydi. Suns, Atlanta'da maç yaptıktan sonra Charlotte'a gelirken, Bobcats dünkü maçını evinde Spurs'e karşı yapmıştı. Yani bir takım yol katederken diğeri evinde dinlendi.

Ama ne olursa olsun bir defans takımına ilk yarıda 74 sayı veriyorsanız, şapkayı önünüze koyup bir düşünmeye başlamalısınız. Sonuçta ne kadar iyi hücum ederseniz edin çıkıp 80 atacak değilsiniz 24 dakikada...