BIY AD

17 Şubat 2011 Perşembe

Küçük Detaylar (T-Mac'ten 18000. Sayı)

Bu sabaha karşı Pacers karşısında bulduğu 15 sayıyla 18.000 sayı barajını nihayet geçti Tracy McGrady. Nihayet diyorum çünkü işler yolunda gitseydi eğer, yıllar önce bu başarıya ulaşacaktı. Gelin görün ki bazı zamanlar rakiplerin yapamadığını sakatlıklar yapabiliyor oyunculara.

Aslında söz konusu skorerlik olunca T-Mac tartışmasız ligin gelmiş geçmiş en iyilerinden. Çünkü kariyerinin ilk ve son yıllarını garbage olarak değerlendirebiliriz. Bu dönemlerin, fazla süre bulamadığı veya sağlık sorunları yaşadığı için kendisine istatistiksel anlamda çok fazla getirisi olmadığını düşünürsek kariyerinin geriye kalan yıllarında ne büyük bir işe imza attığını kestirebiliriz. Özellikle Orlando yıllarında ligin altını üstüne getirmiş ve 2002-2003 yılında da 32 sayı-5.5 asist gibi inanılmaz bir istatistik tutturmuştu. Ama hücumunun ve takıma katkısının aynı derecede verimli olduğunu şahsen düşünmüyorum. Sayı krallığına ulaştığı yıllarda dahi bencilliği tartışılıyordu ve formasını giydiği takımları yeterli yerlere taşıyamamasıyla eleştirildi hep.

Her ne koşulda olursa olsun bir zamanların en iyi skorerinin şimdiki durumunu görüp de üzülmemek elde değil. Sakatlıklar sonrası bitme noktasına gelen bir kariyer ve buna rağmen ayakta kalmaya çalışan eski bir süper yıldız. Şimdilerde Stuckey'in 2 numarası olduğu bir takımda oyun kurucu rolünü üstlenmesi durumun ne kadar acınası olduğunu ortaya koyuyor maalesef.

Gay''den Tek Elli Serbest Atışlar ve Philly'nin Ayıbı


Link

Sabah Soner kaydedip koymuştu youtube'a ama bir türlü eve giremediğim için şu ana kaldı. Geçen sezon bir benzerini Nowitzki'den görmüştük, o tek elle değil, sol eliyle 2'de 1 atmıştı. Hatta sanki bu sezon da olmuş gibi geliyor bana. Gay ise faulden sonra omuzundan sakatlandığı için sol kolunu hiç kaldıramıyor bile ve tek sağ elini kullanarak atıyor serbest atışları.

Burada değinmek istediğim iki nokta var. Öncelikle, Gay'in sakat olduğu belli. Xavier Henry oyuna tamamen faul yapmak amaçlı girmiş, Gay de bu faul sonrası oyundan çıkacak. Herşey bu kadar açıkken hakemin yapılan faulü vermemesi komedi. Hollins itirazlarında sonuna kadar haklı. Bir eleştiri de Philly'e gelsin. Baktılar hakem faul çalmıyor, hemen koştur koştur rakip sahaya geçiyorlar faulden kaçarak. Yetmiyormuş gibi çakal Louis Williams üç sayılık atış sırasında faulü almaya çalışıyor falan. Sonuçta yazılı olmayan bir etik kural var, rakip faul yapmaya çalışıyor sakat adamını oyundan çıkarmak için. Kaçmaya ne gerek var? Sanki son saniyelerde farkı kapamak için taktik faul yapıyorlar. Bilmiyorum bu tür çakalca hareketlere ayrı bir gıcık kapıyorum. Nedir yani, rakibin faulünden kaçıp bomboş turnike bulsan veya üçlük sırasında faul yaptırsan maçı kazanınca çok mu mutlu olacaksın? Anlamıyorum, anlamayacağım bu kafa yapısını...

16 Şubat 2011 Çarşamba

16 Şubat Programı

17 Şubat Perşembe 02:00 / Washington Wizards - Orlando Magic
17 Şubat Perşembe 02:00 / Miami Heat - Toronto Raptors
17 Şubat Perşembe 02:30 / New Jersey Nets - Boston Celtics
17 Şubat Perşembe 02:30 / Los Angeles Lakers - Cleveland Cavaliers
17 Şubat Perşembe 02:30 / Indiana Pacers - Detorit Pistons
17 Şubat Perşembe 02:30 / Atlanta Hawks - New York Knicks
17 Şubat Perşembe 03:00 / Los Angeles Clippers - Minnesota Timberwolves
17 Şubat Perşembe 03:30 / Sacramento Kings - Dallas Mavericks
17 Şubat Perşembe 03:30 / Philadelphia 76'ers - Houston Rockets
17 Şubat Perşembe 04:00 / Denver Nuggets - Milwaukee Bucks
17 Şubat Perşembe 04:00 (NBA TV) / Golden State Warriors - Utah Jazz
17 Şubat Perşembe 05:00 / New Orleans Hornets - Portland Trail Blazers

Gecenin ilk maçlarında Arenas'ın eski takımıyla karşılaşacağını, doğunun dibindeki Raptors'ın ise Heat'i konuk edeceğini görüyoruz. İki maçtan da herhangi bir sürpriz beklemiyorum. Heat ve Magic rahat kazanacaklardır bir aksilik olmazsa. Cavaliers bu seneki en ağır mağlubiyetini aldığı rakibi olan Lakers'ı bu kez evinde ağırlayacak. İntikam almaya mecalleri olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca Lakers daha 2 gün önce Bobcats'ten fark yemişken Cavaliers'a maç vermez. Hawks-Knicks kapışması gecenin çekişmeli geçmesini beklediğim maçlarından. Bir önceki maçta Williamslar fena kavga etmişti. Bugün ise Horford ile Amar'e birbirlerini eleştirir nitelikte konuşmalar yapmış. Merak ediyorum parkede olacakları. Double double canavarları Love ve Griffin'in karşılaşması da ilginç karelere gebe. Bakalım istatistiki açıdan hangisi üstünlük sağlayacak. Gecenin son maçındaysa batının dişli takımlarından Blazers-Hornets karşılaşacak. Blazers'ta sakatlar yine görev alamayacak ama saha avantajıyla kazanmalarını bekliyorum.

Childress'a Talip Çıkmadı

Suns'a geldiğinde çeşitli sebeplerden dolayı yeni takımında başarılı olacağını tahmin edenlerdendim. Bu sebepleri oyun tarzının takıma uygunluğu, yani kendisinin hızlı hücumlara yatkınlığı, yanında Nash gibi bir oyun kurucunun bulunacak olması ve çabuk uyum sağlayabileceği bir ortama gelmesi şeklinde sıralayabilirim. Ama göz ardı ettiğim bir özelliği vardı ki o da Childress'ın başarısız olması adına tek başına bile gayet geçerli bir sebep. Suns'ta hücum işleyişinin tıkanmaması için herhangi bir kısanın olmazsa olmaz özelliği şut atabilmesi. Bu şart D'Antoni döneminde de mevcuttu, Terry Porter döneminde de ve şu anki Gentry döneminde de...

Sene başında fena süreler bulmadı aslında Gentry'den. Bulduğu süreleri daha çok pis işleri yaparak değerlendirdi. Örneğin uzunlara yardıma gelmek, ofansif ribaundları kovalamak gibi. Ama takasların ardından benzer işlevleri yerine getirebilecek ve aynı zamanda kendisinde bulunmayan şutör özelliğine de sahip Pietrus ve Dudley o pozisyonu doldurdu Suns adına. Childress da forma şansı bulmakta zorlandı. Herhangi bir sakatlığı bulunmamasına rağmen yaklaşık bir ay önce kesik yedi Gentry'den ve rotasyonda süre bulamamaya başladı. Yaklaşık aynı dönemde Suns tarafından takas listesine kondu ama şimdiye kadar bir talibi çıkmadı. Zaten mevcut kontratıyla (senelik 7 milyon dolar civarında) talip bulunması sürpriz olurdu. Suns'ın aslında Childress'ı elden çıkarmak için elinde bir alternatif daha var, takas paketini Nash'in de içine gireceği şekilde genişletmek. Hatta kimilerine göre rebuilding adı altında zaten yapılması gereken bir hamle bu. Bu fikri destekleyenlere ise tepkim yalnızca tebessüm etmek oluyor. Sebebini Nash'in takımdan ayırlması halnde başka bir yazıda açıklarım.

Thomas '1000' Dedi

Kurt Thomas şu sıralar 38 yaşına rağmen Chicago Bulls ilk beşinde yer alıp önemli işlere imza atıyor hem kendi hem de takımı adına. Dün gece Bobcats karşısında da takımının formasını sırtına geçiren Kurt Thomas bunu kariyerinde 1000. kez yapmış oldu. 38 yaşındaki veteran isim kariyerinin 1000. maçına çıktı ve NBA tarihinde bu baraja ulaşan 96. isim olarak tarihe geçti. Belki de hepimiz bu sezon Ömer açısından olaylara bakarak koç Thibodeau'nun Thomas kararını yadırgamıştık ancak bir çok pivotun örnek alması gereken isimlerden biridir. Azmi ve tecrübesi ile NBA'de tutunmaya devam eden Thomas kariyerinin başında zorlu dönemler yaşamıştı. İki yılda dört kez ayak bileğini kıran Thomas için kariyeri bitti deseler bile Thomas ayakta kalmayı başardı ve 17 sezondur kariyerini başarılı bir şekilde devam ettiriyor. Lige Heat forması ile başlayan Thomas sırasıyla Dallas-New York-Phoenix-Seattle-San Antonio-Milwaukee formasını giydi. Kariyerinde önemli bir kilometre taşı olan bu istatistiğe ise Bulls formasıyla ulaştı. Ayrıca Thomas bu sezon Shaq'tan sonra en yaşlı 2. oyuncu olarak dikkat çekiyor ligde.

Gecenin Hareketleri - 15 Şubat


Link

Öncelikle Heat-Pacers maçını izleme şansı olanlara kesinlikle tavsiye ederim. Her yönden müthiş bir maç oldu. Top 10'a da birkaç hareket girdi karşılaşmadan. Ligin en patlayıcı oyuncularından Westbrook yine yapmış yapacağını. Adımına göre ters elle vurduğu için çok daha estetik görünmüş smaç. LeBron'un 5. sırada yaptığı hareketi çok antipatik buluyorum ve ne yazık ki bu hareket her yapıldığında ilginç bir şekilde buraya giriyor. Ibaka'nın 4 numaradaki blokları muazazam, geleni geçeni tokatlamış. Bu sebepten videoyu hazırlayanlar kıyak geçip yarıda kesmişler görüntüyü. Çünkü Greene devamını göremediğiniz turnikeyi sayıya çeviriyor. Louis Willimas'ın smacı şanssızlığının kurabanı olmuş. Birinci sıra için oldukça uygun bir smaç ama gelin görün ki Wade'in pasının eşine benzerine şimdiye kadar rastlamadık.

Bobcats Silas'a Güvendi

Kaynaklara göre Charlotte Bobcats koç Paul Silas ile bir yıllık kontrat uzattı. Hatırlayacağınız gibi Larry Brown'ın görevden alınması sonrası baş antrenörlük pozisyonu Silas'a teslim edilmişti. Tecrübeli koç geride kalan dönemde takımıyla birlikte 15-12 gibi özellikle doğuda playoff için oldukça yeterli bir galibiyet yüzdesine sahip olsa da sezon başndaki felaket gidişat sebebiyle Bobcats halen Pacers'ın gerisinde, playoff potası dışında. Tabi bu durumun oluşmasında Vogel sonrası Indiana'nın gösterdiği performans da hayli etkili oldu.

Silas'ın göreve gelmesinden sonra oyuncuların kendilerine biçilen yeni rolleri benimsemesini ve daha da önemlisi değişen tempoyu takımın yakaladığı çıkışın ana faktörleri olarak söyleyebiliriz. Önceleri ligin en ağır tempoda oynayan takımlarından olan Bobcats'te değişim sonrası transation girişimleri ve bu girişimlerden gelen fast break sayıları artık hücumun önemli bir parçası durumunda. Özellikle Augustin sistem içerisinde çok daha verimli bir oyuncu haline geldi. Sakatlanana kadar Tyrus Thomas da gelişme gösterir gibiydi. Bunların yanı sıra Livingston, Henderson gibi isimlerin rotasyona dahil olup önemli işler çıkarması da Silas'ın takıma kazandırdığı artılardan. Şahsen koçun yaptıklarından ötürü, imzalanan yeni sözleşmeyi Bobcats açısından olumlu görüyorum.

Oradan Buraya (Wade & LeBron Co.)


Link

Bu, bu nedir bu? Wade'in, mükemmel kelimesinin bile yetersiz kalacağı bir zamanlama ve isabetle attığı pas sonucu dün gece gördüğümüz alley-oop. Ama LeBron'a da değinmek lazım. Şut atıldığı sırada LeBron henüz kendi yarı sahasında, üçlük çizgisinin içinde. Üç saniyede bütün sahayı katediyor adam. O topa NBA'de kaç oyuncu yetişebilir acaba? Sayısı bir elin parmaklarını geçmez herhalde. Yeniden Wade'in pasına dönelim: Ben bugüne kadar gerçek anlamıyla potadan potaya asist görmemiştim herhalde. Joe Montana mısın be Wade? Bir yokladım hafızamı, aklıma gelmedi. İlk kez tanık oldum Wade-LeBron ikilisi sayesinde böyle birşeye. Bir arkadaşım vardı Winning Eleven oynarken uzaktan gol yediğinde "Vay anasını, oradan buraya" derdi. Aynı şeyi diyorum Wade için...

Bu arada, NBA'de pozisyonları izlerken otomatik dikkatimi çekiyor, engel olamıyorum kendime. İzlediğim anda "Steps yaptı" dedim Wade için. Ama işte bazen NBA hakemlerini seviyorum bu nedenden dolayı. Pek çok stepsi kaçırıyorlar veya bilerek vermiyorlar, sonucunda da 30 metrelik efsanevi bir pas çıkabiliyor ortaya. Eğer hakemlerden biri düdük çalsaydı Wade'e, herhalde döverdik o stepsi vereni...

NBA'de Bugün - 15.02.2011

Heat 110 - Pacers 103
Celtics mağlubiyetinin ardından moral arayan Heat, Pacers deplasmanından kolay götürebileceği bir maçı zorlansa da kazanmayı bildi. Wade'in müthiş bir ilk çeyrek geçirdiği Heat 41-19'luk üstünlük kurarken Wade tek başına 22 sayıya imzasını atıyordu ilk çeyrek. Maçı izleyenlerde içinden maç farka gider bench rotasyonu oyuna girer zevki kalmaz demiştir muhtemelen. Ama ne oldu Heat müthiş savunmasını yine konuşturdu ve Hansbrough-Price ikilisi başta olmak üzere benchten müthiş bir katkı alan Pacers harika bir 2.çeyrek sonunda farkı 4 sayıya indirdi. Bu dakikadan itibaren ortada giden ve heyecanlı bir maç vardı. Heat'i Wade başta olmak üzere üçlüsü kurtardı bir kez daha. Wade 41 sayı-12 ribaund ile oynayarak takımını galibiyete taşırken, James 27-Bosh ise 22 sayılık katkı sağladı. Pacers'ta Hibbert 18 sayı-7 ribaund ile oynarken, Hansbrough 16 sayılık katkı sağladı. Pacers'ın yeni koçu Vogel ile aldığı 2.yenilginin de Heat'ten gelmesi güzel bir tesadüf oldu.

Bobcats 94 - Bulls 106
Charlotte ve Chicago'nun bu sezonki 3. karşılaşmaları oldu. Bundan önceki ilk iki maçı Bobcats kazanmıştı ancak iki takım açısından da kritik bir maçta kazanan taraf bu kez Chicago oldu. Pacers'ın kaybettiği gecede Bobcats kazanması gereken bir maçı kazanamazken, Chicago ise üst üste 3. galibiyetini alıp Doğu liderleri ile arasındaki farkı korumuş oldu. Yayın gerisinden 2/11 isabetiyle oynayan Bobcats'in en kötü olduğu nokta bu olurken ortada geçen bir maçta kritik anlarda yayın gerisinden isabetli olmayan üçlükler fark yarattı. Deng 24 sayıyla takımını sırtlarken, Rose ise 18 sayı-13 asist ile mücadele ederek galibiyeti getiren isimlerden oldu. Ömer Aşık ise 2 sayı-7 ribaund ile oynadı. Bobcats cephesinde son dönemin formda ismi Henderson benchten gelerek 22 sayı üretirken, Livingston'da 20 sayılık katkı verdi. Ayrıca Chicago'nun veteran ismi Kurt Thomas kariyerinin 1000. maçını oynadı dün akşam.

Kings 96 - Thunder 126
Lige çoktan havlu atmış ancak oynadığı basketbolla hedefi olan bir çok takımı zorlayan Kings aynı etkiyi Thunder deplasmanınadn sergileyemedi. 14-2'lik müthiş bir seri ile başladığı maçı 30 sayılık farkla kazanmayı bildi Oklahoma. Maç boyu hiç öne geçemeyen Sacramento'da son dönemin gündem konusu olan Cousins benchten gelerek 21 sayı-13 ribaund ile double-double yaparak dikkat çekti. Disiplinsiz davranışlarıyla ne kadar ön planda olsa da oynadığı basketbol ile Kings'e lazım olan bir oyuncu olduğu ortada. Thunder'da skor bir çok oyuncuya dağılırken sürpriz bir şekilde Cook 20 sayıyla takımının en skoreri oldu. Westbrook ise 25 dakika oyunda kalırken 10 sayı-11 asist ile mücadele etti ve Thudner iyi gidişini devam ettirdi. Uzun konusunda sıkıntıları olan Thunder'da üçüncü çeyrekte sakatlanan Kristic kalan bölümde forma giymedi.

Jazz 101 - Suns 102
Koç değişikliği sonrası serbest düşüşe geçen Utah Jazz üst üste 3. yenilgisini Suns deplasmanında aldı. Batı'da play-off potasının son bölümü ateş bölgesi olurken Memphis2in de bu akşam kazanmasıyla beraber 6.Portland ile 10.Phoenix arasında sadece 3 maçlık bir fark var. Ancak Suns bu tip zorlu mücadeleleri kazanmayı biliyor ama evinde ancak henüz iki gün önce evlerinde Kings'e kaybetmeleri açıklanacak şey değil. Yine de Nash ve arkadaşları takımı taşımaya devam ediyor. Nash 20 sayı-14 asist üretirken, Frye ise 31 sayı-11 ribaund ile takımının en skorer ismi olarak dikkat çekti. Koçu küstüren adam olarak lanse edilen Deron Williams ise 2/11 isabetle kötü performanslarına devam etti ve 11 sayı üretti. Jefferson 32 sayı-10 ribaund ile double-double ile mücadeleyi sürdürdü.

Sixers 91 - Grizzlies 102
Sezon başı play-off hedefi ile yola çıkan ve emin adımlarla yolunda ilerleyen Memphis bu yolda kritik bir galibiyete daha imza attı. Evinde Sixers'ı konuk eden Memphis ilk çeyreğini 26-10 ile geçerek savunmasıyla rakibine avantaj sağladı. Sixers maçın kalan bölümünde geri dönüş yapmasına rağmen maç boyu skorda hiç öne geçememesi psikolojik bir dezavantajdı maç içinde onlar adına. Son çeyrekte sahneye çıkan yine Memphis oldu ve mücadeleden galip ayrılan taraf oldular. Üst üste 4. maçını kazanan Memphis'te Oj Mayo cezasını tamamlayarak dönüş yaptı. Boyalı alan hakimiyetini maç başında eline alan Randolph 21 sayı-10 ribaund-7 asist ile harika bir maç çıkarttı. Conley ise ona 22 sayıyla eşlik etti. Sixers cephesinde ise Young'un benchten gelerek bulduğu 23 sayı galibiyete yetmedi. Ek olarak Rudy Gay iyi başladığı mücadelede sakatlık dolayısıyla oyundan çıktı ve bir daha forma giymedi.

Hornets 89 - Warriors 102
Son dört maçında üç yenilgi alan Hornets kötü gidişini Warriors deplasmanında da sürdürerek mağlup ayrıldı Oracle Arena'dan. Play-off umutları çok çok az olmasına rağmen galibiyetlerini sürdüren Warriors isabetli performansı ve üçlük çizgisinin gerisinden başarılı bir gece geçirerek galibiyete uzanmayı başardı. Ellis 21 sayıyla en skorer isim olurken, Lee ve Wright 16şar sayıyla katkı sağladı ve takımı galibiyete taşıdılar. Hornets cephesinde ise Paul 11 sayı-10 asist ile oynamasına rağmen takımına galibiyeti getirecek hamleleri yapamadı ve şut isabeti de göz önüne alındığında kötü bir maç çıkarttı.

Eski Dostlar

Bobcats'in sahibi Michael Jordan, Chicago'dan eski takım arkadaşı Pippen ile beraber, Bobcats-Bulls maçını izliyor. Ne muhabbetler dönmüştür... Bu arada maçı Bulls'un çok da zorlanmadan kazandığını söyleyeyim.

NBA'in En Unutulmaz Şutları

Kaan Kural'ın twitter'ında gördüm çok hoşuma gitti, sizlerle de paylaşmak istedim. NBA tarihinin en unutulmaz şutları (tabii arada smaçlar da var) şu linkte toparlanmış. Hakikaten NBA tarihine geçen anlar hepsi. Jordan'ın last shot'ı, Carter'ın Weis'in üzerinden vurduğu smaç, Isiah Rider'ın attığı inanılmaz şut, DR J'in unutulmaz ters turnikesi ve sayamayacağım daha nicesi. Sahadaki toplara tıklayınca üstte video direk açılıyor. Herkesin bir göz gezdirmesini tavsiye ediyorum. Hem nostalji olur, hem de bakarsınız arada kaçırdıklarınız çıkar.

15 Şubat 2011 Salı

15 Şubat Programı

16 Şubat Çarşamba 02:00 (NBA TV) / Miami Heat - Indiana Pacers
16 Şubat Çarşamba 03:00 / Charlotte Bobcats - Chicago Bulls
16 Şubat Çarşamba 03:00 / Philadelphia 76'ers - Memphis Grizzlies
16 Şubat Çarşamba 03:00 / Sacramento Kings - Oklahoma City Thunder
16 Şubat Çarşamba 04:00 / Utah Jazz - Phoenix Suns
16 Şubat Çarşamba 05:30 (NBA TV) / New Orleans Hornets - Golden State Warriors

Indiana, Vogel yönetiminde tek mağlubiyetini aldığı Miami'yi konuk edecek. Kendileri playoff potasından çıkmak istemiyor ama rakip de doğuda liderliği yeniden alma peşinde. İki takım da maça asılırsa normal şartlar altında Heat alır. Bobcats dün gece Lakers karşısında çok iyi bir maç çıkardı ama Bulls'a karşı hücumda zorlanacaklarını düşünüyorum ve bu sebeple deplasmanında kazanmaları sürpriz olur. Ligin formda takımlarından Sixers eğer Grizzlies karşısında direnç gösterebilirse keyifli bir maç olabilir o da. Cousins'ın yokluğunda Suns'ı deplasmanda yenen Kings bu kez Thunder deplasmanında. Suns-Jazz maçı ise sonucu kestirmesi en zor karşılaşma belki de. İki takımın da bir günü bir gününü tutmuyor bu sebeple hiç güven vermiyorlar. Bakalım hangisi gülecek.

Carmelo Takasında Sıcak Gelişmeler


Aslında büyük bir gelişme olmadıkça Carmelo haberi yapmamayı düşünmüştük ancak bugün bu takas haberinde önemli gelişmeler yaşanmış. Denver New York'tan Carmelo ve Billups karşılığında 3 tane ilk beş oyuncusu -ikisi kesinlikle Felton ve Gallinari- Eddy Curry'nin biten kontratı ve en az 1 tane 2. tur draft hakkı istemiş. Görüşmelerin bitmeye yakın olduğu ve haftaya pazartesi gününe kadar takasın gerçekleşebileceği konuşulanlar arasında.

Bana sorarsanız Denver müthiş karlı çıkacak bu işten. Zaten sene sonunda büyük olasılıkla serbest kalacak Carmelo için Felton gibi son 1.5 aydır kötü oynasa da bu sezonun genelinde müthiş oynayan Felton, ligin en iyi şutörlerinden biri olan Gallinari, bir ilk beş oyuncusu daha -bu da Fields ya da Mozgov'dan biri olacak- ve ayrıca Eddy Curry'nin bitecek 11 milyon dolarlık konratı. Tamam Carmelo ve Billups çok değerli parçalar ancak karşılığında verilenlerden de çok iyi parçalar. Özellikle Denver'ın istediği 3. adam Fields ise. Ancak tabii ki Fields'ın verilmemesi durumunda Billups-Fields-Carmelo-Chandler-Amare gibi kağıt üzerinde harika bir beşe sahip olacak New York.

Buradaki asıl önemli nokta ise Carmelo'nun bu takasın gerçekleşmemesi durumunda sene sonunda New York'a katılmak isteyip istemeyeceği. Çünkü eğer Carmelo yazın New York'a katılacak olursa New York Felton ve Gallinari'yi kaybetmeden kadrosunu oldukça güçlendirmiş olur. Denver cephesi ise eğer bu takasın olması durumunda Carmelo'nun gidişini minumum hasarla atlatmış olur. Hem Gallinari, Felton (ve diğer 3. oyuncu) gibi iyi görev adamları hem de Curry'nin biten 11 milyon dolarlık kontratının açacağı cap space ile çabuk bir rebuilding süreci geçirecekler. Kazan kaynıyor, bir kaç gün içinde olayların netleşeceğini düşünüyorum. Gelişmeler yaşandıkça yine yazarız düşündüklerimizi.

Bu Efsaneye Şapka Çıkaralım


Link

İki gece evvel Twitter'da "Ronaldo futbolu bırakıyormuş, gelmiş geçmiş en büyük forvete şapka çıkaralım..." yazmıştım. Ancak bununla yetinemeyeceğime karar verdim, buraya da birşeyler karalamam lazım. Bir efsane bıraktı futbolu sonuçta. Henüz orta okuldayken, Barcelona'da attığı onlarca golle tanıttı kendini bize. Aslında PSV'de de ondan önce şov yapmıştı ama tabii Hollanda'yı pek takip etmiyorduk o zamanlar. Barça ile sevdik biz onu. Daha sonra Barça'da problemler yaşayıp Inter'e transfer oldu.

Şimdikiyle karıştırmayın, o zamanlar Inter'in yıllardır şampiyonluğa hasret kaldığı, loser damgası yediği, rakip takımlar taraftarları tarafından dalgaya alındığı günler. O takımı uzun yıllar sonra şampiyonluğa taşıyordu Ronaldo az kalsın. Taa ki ligin bitimine 2 veya 3 hafta kala oynanan Juve-Inter maçına kadar... Aralarında sadece 1 puan fark varken, Ronaldo'ya yapılan bariz penaltı verilmemiş ve Juventus maçı 1-0 kazanarak puan farkını 4'e çıkarmıştı. Ancak Serie A olmasa da, UEFA Kupası'nı kazandırdı Ronaldo takımına. Daha sonra ise sakatlık problemi baş gösterdi. Önce ufak tefek sakatlıklarla kısa süreli de olsa maçlar kaçıran Ronaldo, 1999-00 sezonunda sağ dizindeki bağlar koptuğu için uzun süre saharladan uzak kaldı. 5-6 ay sonra Lazio maçında döndüğünde büyük bir heyecan vardı herkeste yeniden onu izleyebileceğimiz için ama maalesef aynı dizinden aynı sakatlığı yaşadı. Çok çalışıp, kendisini 2002 dünya kupasına hazır hale getirdi. O iğrenç saç stiliyle geldi önce bizi grup maçlarında ardından yarı finalde yıktı.

Dünya Kupası'nın ardından La Liga'nın yolunu tuttu. Ronaldo ilk sezonunda takımını şampiyonluğa taşırken, Şampiyonlar Ligi'nde de yarı finale kadar getirmişti. Onu yaşı genç olan arkadaşlar Real ile daha çok izleme şansı buldular. Zaten bu yüzdendir ki, yarı finalden sonraki yıllarda yaşadığı sakatlıklar ve kilo problemleri birleşince "şişko" damgası yedi Ronaldo. Ne var ki şişkomuz, İspanya'da o haline rağmen bir sürü gol attı. Ardından kısa süreli bir Milan macerası ve bu sefer de sağ diz kapağındaki bağların kopması ile Avrupa'ya veda edip ülkesine Corinthias'a gitti. Burada hiç takip etmedim kendisini, sıfır yani. Nedense hiç ilgimi çekmez Güney Amerika futbolu. Ama orada da bile gollerine devam etti.

Dün ise yaptığı basın toplantısında bu efsanevi futbolcu, yeşil sahalara veda ettiğini açıkladı. Hipertiroidizm'e yakalnması sebebiyle kullanmaya başladığı ilaçların kendisine kilo aldırdığını söyleyen Ronaldo göz yaşlarını tutamadı. Kendisi belki Şampiyonlar Ligi'ni kazanamadı ama tam 3 kere FIFA yılın futbolcusu ödülünü aldı kendisi. 2 tane Dünya Kupası kazandı ve Dünya Kupalarında en fazla gol atan oyuncu oldu. Ama hepsinden önemlisi 1994-2003 yılları arasında bize izlettikleriydi. Üstelik aynı dizinden çok ciddi iki kere çok ciddi ameliyatlar geçirmesine rağmen.

En beğendiğim golüyle veda edeyim kendisine. İnanamamıştım ilk izlediğim zaman... Yok böyle bir dripling, aklı başında olan futbolcu oradan geçmeyi düşünmez, düşünse bile bu kadar mükemmel bir şekilde topun hızını ayarlayamaz dripling yaparken.


Link

Komedi Hücum Faul ve Lakers'ın Durumu


Link

Böyle pozisyon yorumlar, hakem hatalarını tartışır gibi çok sevmiyorum ama zaten yorumlanacak bir pozisyon değil. Komik bir video olarak izleyebilirsiniz, çünkü hakemin kararı cidden komik. Savunmacısının sağından drive etmeye çalışan Kobe'nin kafası pozisyon gereği Jackson'ın suratına çarpıyor ve hakem de ofansif faulü çalıyor. Uzun zamandır böyle saçma bir düdük görmediğim için paylaşmak istedim. Madem Kobe sana göre kafa attı, kırmızı kart versene hakem?

Hazır başlamışken küçük de bir analizini yapayım maçın. Videoyu izlerken gözünüze çarpmıştır zaten aşağıdaki skor ve muhtemelen şaşırmışsınızdır ama eğer maçın sonucunu bilmiyorsanız şimdi söyleyeceklerime daha çok şaşıracaksınız. Karşılaşmanın kalan kısmında Lakers hiç varlık gösteremedi ve fark bir ara 30'a kadar dayandı. Farkın nasıl bu seviyeye geldiğini açıklayacak olursak; Lakers takım olarak pek gününde değildi. Boxscore'a bakarsanız hücumda Kobe ve biraz da Gasol'ün etkili olduğunu düşünebilirsiniz ama aldatıcı istatistikler onlar. Kobe'nin bir kaç tane airball'u var, Gasol de pota altından kolay sayılar buldu. Ama hücum sorununun bu maça özel olduğunu düşünüyorum çünkü Lakers'ın esas problemi savunmada. Gasol'ün sezon başında aldığı dakikalar şimdilerde performansını yarı yarıya düşürür oldu. Savunmanın zayıf karnı Fisher ve Gasol olarak göründü bu maçta da. Hesap etmedim ama Bobcats sayılarını büyük oranda bu ikili üzerinden buldu. Artest deseniz yalnızca aklına estiği zamanlar ligin en iyi savunmacılarından. Bu şartlar altında Kobe de tek başına ayakta duramadı haliyle. Maçın gidişatına tepkisini aldığı bir kaç gereksiz faulle gösterdi o da. Bir de karşılaşma boyunca hakemin Lakers aleyhine biraz fazla karar verdiği gerçeği var ama tabi ki sonuca tesir ettiğini söylemek mümkün değil. Bu kadar olumsuzluğun yanında rakip de boş bir takım olmayınca kaçınılmaz oldu fark.

Beyaz Mendiller

Dün gece evinde Atlanta'ya 15 sayılık farkla öndeyken mağlup olan Detroit seyirci tepkisi ile karşılaştı. Atlanta mağlubiyeti ile play-off'lara da büyük bir ihtimalle havlu atan Pistons'ta taraftar yönetime ve koça oldukça öfkeli. Dün gece maçı izlerken salonun boşluğu dikkatimi çekmişti ki yaklaşık 12.000 taraftar olduğunu öğrendim salonda. Pistons gibi basketbol ve seyirci kültürü olan bir takım açısından oldukça düşük bir rakam olduğu açık. Ancak o basketbol kültürünü bozan ve seyirciyi takıma küstüren koçun tüm bu olanlara tepkisiz kalması beni şaşırtmıyor değil. Dün gece ikinci yarı oynanan basketbola isyan eden bir grup taraftar uzun süre takımı yuhalamış. 15 sayıdan maç veren ve oyuna müdahale dahi etmeyen Kuester'e yönelik tepkilerin de arttığı mücadele sonunda koç konu hakkında açıklama yapmamış. Villanueva ise seyircisine hak verirken 'Ben orda olsam ben de yuhalardım. Atlanta'nın serilerine verecek cevabımız yoktu.' diyerek takımın kötü performansını dile getirmiş. Pistons'un satışını bekleyen Dumars ise yeni bir koça para vermemek için belki de Kuester'i kovamıyor. Ancak Kuester'in değişmez fikirleri ile Pistons maç kaybetmeye devam edecekse taraftar daha çok isyan eder.

Not: Taraftarlar beyaz mendil sallamadı maçta ancak güzel bir protesto örneği olduğundan o başlığı kullandım.

Gecenin Hareketleri - 14 Şubat


Link

Maç sayısı az olmamasına rağmen vasat bir Top 10 olduğunu söylemek lazım öncelikle. Portland hızlı hücumunda Batum'un hücum faul kokan smacı, Baron Davis-Blake Griffin alley-oop'u ve Manu'nun Favors'ın bacaklarının arasından attığı pas diğerlerinden biraz daha ayrılarak vasat top 10'da gözüme çarpan hareketler oldu.

NBA'de Bugün - 14.02.2011

Spurs 102 - Nets 85
Spurs çok rahat bir maç sonunda Nets deplasmanından galibiyetle dönmeyi bildi. İlk devre maç ortadaydı ki takımı ayakta tutan isim 15 sayılık performansıyla Duncan oldu. İkinci devre skor üretemeyen All-Star oyuncu 15 sayı-11 ribaund ile karşılaşmayı noktaladı. İkinci devre ile beraber ribaundlarda ve boyalı alanda üstünlüğü iyice eline alan Spurs'te Manu'nun da ritmini bulması galibiyeti açan kapı oldu. Manu maçı 22 sayıyla tamamlayarak galibiyeti getiren isimlerdendi. Nets cephesinde ise Lopez'in 11 sayı-10 ribaundluk performansı dikkat çeken istatistiklerden. Gayet normal olarak görülmüş olsa da Lopez'in son dönemdeki formu dolayısıyla yakaladığı ribaund rakamını küçümsememek lazım bu maçta.

Lakers 89 - Bobcats 109
Fikstürü sayıyorum Celtics-Knicks-Magic ve son olarak Bobcats. Son beş günde dördüncü maçına çıktı Lakers. Zaten daha iki gün önce Magic karşısında yorgunluk belirtileri vardı ancak Bobcats karşısında direnemeden teslim olmalarını beklemiyordum. Ama unuttuğumuz bir şey var; bu Bobcats formu iyi yada kötü olsun Lakers'a karşı son 10 maçta 8 galibiyet almış. Farketmiyor yani onlar için karşı tarafta Lakers olsun yeter. Dün gece özellikle üçüncü çeyrekle beraber maçı kopartan Bobcats play-off yolunda da önemli bir galibiyet alıyordu. Zaten maç boyu Lakers'ın hücumda sıkıntısı vardı ne doğru düzgün boş şut bulabiliyorlar ne de buldukları doğru şutlardan faydalanabiliyordu. Orlando maçından süregelen üçlük isabetleri aynen devam etti. Karşısında hücum konusunda olduğu kadar savunma yönünde de aksayan Lakers'ı bulan Bobcats, G.Wall'ın 20 sayı-11 ribaund ve benchten gelen Henderson'un 18 sayılık katkısıyla galibiyete gitmeyi bildi. Lakers'ta ise Kobe 20 şutta 20 sayı üretirken, Gasol 17 sayı-10 ribaund ile double-double yaptı.

Nuggets 102 - Rockets 121
Denver'da işler pek iyiye gitmiyor şu son dönemde. Son beş maçın dördünü kaybederek sıralamada iyice geriye düştüler. Bu gece Portland'ın da galip gelmesiyle beraber 8. sıraya kadar düşen Denver'ın bu kötü performansı ne zaman son bulacak merak ediyorum ancak olası bir play-off dışında kalma durumunda Melo'ya elveda demek zorunda da kalabilirler. Rockets'in ise son dönemdeki performansını takdir ediyorum. Play-off potasıyla arasında 5 maç gibi Batı için büyük bir fark bulunmasına rağmen aynı istek ve arzuyla oynamayı sürdürüyorlar. Bir hafta içinde 2.kez Denver2ı mağlup etmeyi başardılar. Benchten 68 sayı bulan Houston'da en önemli katkı 22 sayıyla oynayan ve adı son dönemde takas dedikodularıan karışan Lee'den geldi. Battier ise 7de 7 isabetle 17 sayı üreterek Denver'ı yıkan bir diğer isim oldu. Denver cephesinde ise Melo'nun kötü performansları sürmekte. Takas döneminin bitmesine 9 gün kala neler olacağı merak konusu. Dün gece 4/14 isabetle 16 sayıda kaldı sadece Melo.

Hawks 94 - Pistons 79
Evinde aldığı üst üste iki yenilgiyle kötü bir dönemden geçen Atlanta, Pistons deplasmanından galibiyetle dönmeyi bildi. Aslında olaya Atlanta açısından bakmamak lazım bu maç. Pistons çok iyi başladı maça ve ikinci çeyrek Daye-Villanueva ikilisinin üçlükleri ile farkı 15'e kadar çıkarttı. Ancak rotasyon konusunda sabit fikirleri olan Kuester ilk çeyrek fırtına gibi oynayan takımı kesince fark bir anda eridi ve devreye 2 sayılık farkla önde giren Atlanta oldu. Sonrasını ise konuşmaya gerek yok zira Pistons ikinci devre yalnızca 28 say üreterek maçtan koptuğunu gösterdi ve Smith ile iyice etkili olan Hawks galibiyet hanesini yükseltti. Smith 27 sayı-15 ribaund ile karşılaşmayı double-double ile tamamlarken Bibby 17 sayı-7 asist üretti. Pistons cephesinde ise T-Mac 14 sayı ile dikkat çekerken benchten gelen Villanueva 13 sayılık katkı sağladı ancak bu galibiyete yetmedi.

Blazers 95 - Wolves 81
Son dönemde yaptığı çıkışla dikkat çeken Portland üst üste 6. galibiyetini almayı bildi Wolves deplasmanında. Son 1.5 aydır 8. sıradaki yerini korumaya çalışan Portland üst sıradaki rakipleri Utah ve Denver'ın kötü gidişinin de etkisiyle dün akşam aldığı galibiyet ile bir anda 6. sıraya yükseliverdi. Maça fırtına gibi başlayan Portland ilk 6 dakika rakibine yalnızca 2 sayı izni verdi ve çeyreği de 29-14 ile önde tamamladı. Skorda avantajı eline geçiren Portland kendi temposunu kabul ettirdiği karşılaşmayı rahat bir oyunla götürdü ve galibiyete uzandı. Aldridge 21 sayı üretirken galibiyette x-faktör olan isim 18 sayı-13 ribaund ile Cunningham oldu. Wolves bench rotasyonu ile etkili olmaya çalışırken, Love kötü bir gece geçirmesine rağmen 12 sayı-11 ribaund ile double-double yaparak serisini devam ettirdi.

Clippers 78 - Bucks 102
Dışarda oynadığı maçlarda tel tel dökülen Clippers'a bir darbe de Milwaukee'den geldi. Ersan'ın Griffin ile eşleşmesini izlemek açısından güzel bir maçtı. Maçı açtığımda Ersan görüntüde ve tedavi altındaydı. Sonradan özetten yaşananları izledim ki Griffin'in dirseği gelmiş Ersan'a ve bir daha da oyuna dönemedi Ersan. Son çeyreğe kadar ortada giden maçta Bucks 4. çeyrek rakibinin yalnızca 13 sayısına izin verdi ve Delfino'nun üst üste üçlükleri ile maçı kazanmayı başardı. Delfino son çeyrek 5/6 üçlük isabeti ile oynayıp 26 sayı-9 ribaund üretirken, Salmons 16 sayı-12 asist ile galibiyeti getiren isimdi. Clippers cephesinde ise Davis'in 22 sayı-6 asistlik performansı takımı galibiyete taşımak için yeterli olmadı.

Rondo LeBron'a Yapışıyor


Link

Dün o kadar video arasında bunu paylaşmayı unutmuşum. İki gün önceki maçta LeBron'u -biraz da hakemlerin hoşgörüsüyle- harika savunan Rajon Rondo'nun bu işi nasıl yaptığının ufak bir özeti. Evet bazen "müthiş savunmacı" sıfatı ile anılırken abartılıyor ama Rondo pek çok hücum silahının karşısına koyabileceğiniz bir savunmacı. LeBron'a oyun kurucusunu vermek Doc Rivers'dan başka kimsenin aklına gelmemişti daha önce. Nedeni de herkesin elinde Rondo gibi bir sporcu yok... Tabii arada biraz abartıp LeBron post-up yaptığında bile "ikili sıkıştırma istemiyorum" diyerek artistlik yaptığı oldu ve takımı sayı yedi ama maçın genelinde beklenenden çok daha iyi savunduğunu söylemeliyim LeBron'u. Koptuğum nokta ise kedi/köpek gibi LeBron'a sırnaşmasıydı, videonun sonunda görebilirsiniz.

Nets Murphy'i Takas Edebilir

Takas piyasasının en hareketli takımlarından biri şüphesiz Nets. Prokhorov'un takımı satın almasından sonra New Jersey sürekli takas dedikodularının içinde ancak şu ana kadar kendilerinden somut bir hamle göremedik. Carmelo için çok uğraştılar ancak Carmelo'yu bir türlü ikna edemediler. Carmelo sonrasında da takas piyasında oldukları konuşuluyor. Bu sefer de 11 milyon dolarlık konratı sene sonunda bitecek olan Murphy'i ellerinden çıkarmak istedikleri yazılanlar arasında. Bu 11 milyon dolarlık biten kontrat karşısında da gelecek vaadeden genç bir oyuncu veya yine biten bir kontrat istedikleri de gelen haberler arasında.

Açıkçası Nets'in sürekli adının dedikodularda geçmesini anlayabiliyorum. Ellerinde NBA'in en kötü kadrolarından biri var ve bu kadroyu adam etmek için 1'den fazla hamleye ihtiyaç duyabilirler. Buna rağmen kadrolarında bu yaz için biten toplam 20 milyon dolarlık bir kontrat var. (11 milyon $ Murphy, 5 milyon $ Vujacic ve 3 milyon $ Humphries) Bu da Nets'in bu yaklaşık 10 günlük süreçte hamle yapmasa bile yazın özellikle serbest oyuncu piyasasında etkin olabileceğini gösteriyor. Ancak burada asıl önemli olan nokta oyuncuların Nets'e gelip gelmek istemeyeceği. Tabii bunu konuşmak için şimdilik erken.

Bu arada genel menajer Billy King'te ellerindeki biten konratların farkında olacak ki "Sadece takas yapmak için takas yapmayacağız" diyerek hamle yapmak için acele etmeyeceklerini belirtmiş oldu. Bakalım takas yasağının başlamasına az bir süre kala Nets'ten bir hamle gelecek mi?