BIY AD

23 Mart 2010 Salı

Kötü Çaylakları Oynatmıyorum

T-Mac'in biten kontratı için elden çıkarılan ve Houston'a giden Jordan Hill, dün eski takımı Knicks ile karşılaşmak için New York'taydı ve maçtan önce bir Houston gazetesine "Koç D'Antoni çaylakları oynatmayı sevmiyor. Çaylakların ilk sezonlarında oturup öğrenmelerni istiyor. Beni bench'in dibine attı" şeklinde bir açıklama yapmıştı. D'Antoni ise buna "Çaylakları oynatmayı sevmiyor muyum? Hayır, kötü çaylakları oynatmayı sevmiyorum." şeklinde cevap vermiş.

Öncelikle şunu söylemek lazım. Jordan Hill, Madison Square Garden'da Knicks'e karşı maçın adeta x-faktörü oldu. Çok iyi bir maç çıkardı ve maçın Rockets lehine döndüğü dakikalarda Hill hep oyundaydı. Ama tabii karşısındaki takım da Knicks idi... Sonuçta Hill iyi mi değil mi orası tartışılır. Ben de Hill'in kendisi pozisyon üretecek, takımı taşıyacak bir yıldız olacağını düşünmüyorum ama görünen o ki, Rockets'ın kaybettiği Landry'nin yaptıklarının büyük çoğunluğunu (şut hariç) takıma verebilecek potansiyeli var.

Ama benim anlamadığım nokta, D'Antoni, hiç dakika alamadığı için morali bozuk olan bir çaylağın yaptığı açıklamalara ligin önemli koçlarından biri olarak niye böyle sert çıkışıyor? Hill tabii ki dar Knicks rotasyonunda süre almayı beklerken, bench'ten kalkamayınca mutsuz olmuştur ve bu açıklamayı yapması çok da garip birşey değil. D'Antoni, hakkında çıkan bazı haberlere ve raporlara göre çoğu şeyi kendisinin en iyi bildiğini düşünen ve burnunun dikine giden bir koç. Bu tarz hareketlerini sadece okumak değil, maçlarda da bazen farkedebiliyorsunuz. Örneğin sık sık maçların sonlarında mola almak yerine takımının maçı kazanacağına inanır ve onların kendileri hücum etmelerini ister. Bu bana oldukça ilginç gelir. Her neyse, Jordan Hill konusunda da D'Antoni'nin bu yönü biraz ön plana çıkmış zannedersem.

Son olarak da ek not vereyim: D'Antoni'nin Suns'da en çok oynattığı çaylak olan Barbosa, Stephon Marbury ve Penny takasla Knicks'e gönderilene kadar, parkeyi gördüğü zaman zil takıp oynuyordu. Marbury ile Penny'nin gidişiyle beraber boşalan guard pozisyonunda Barbosa oynamaya başladı. Yani biraz zorunluluktan olduğunu söyleyebiliriz. Bu sadece tek bir örnek. Onun dışında Cabarpaka'ya ve Gallinari'ye maç başına yaklaşık 10'ar dakika verdiğini gördük D'Antoni'nin. Elinde zaten pek fazla çaylakla takım yönetme şansı olmadı ama bu şanslarda da, Barbosa'daki zorunluluk harici pek fazla şans verdiğini söyleyemeyeceğiz çaylaklara. Kimi koç çaylaklara güvenir ve oynatır, kimisi "Kenarda otursun da öğrensin önce" (Sloan en önemli örneği), kimisi ise bu ikisinin arasında bir yol bulur. Bu üç yöntemden birini kullanan koç hesap vermek zorunda değildir. D'Antoni'nin de böyle bir tepki vermesini doğru bulmadığımı söylemeliyim bir kez daha.

22 Mart 2010 Pazartesi

22 Mart Programı

23 Mart Salı 01:00 / Orlando Magic - Philadelphia 76'ers
23 Mart Salı 01:30 / Miami Heat - New Jersey Nets
23 Mart Salı 02:00 / San Antonio Spurs - Oklahoma City Thunder
23 Mart Salı 02:00 / Atlanta Hawks - Milwaukee Bucks
23 Mart Salı 02:00 / Dallas Mavericks - New Orleans Hornets
23 Mart Salı 02:00 / Houston Rockets - Chicago Bulls
23 Mart Salı 02:00 / Toronto Raptors - Minnesota Timberwolves
23 Mart Salı 03:00 (NBA TV) / Boston Celtics - Utah Jazz
23 Mart Salı 04:00 / Memphis Grizzlies - Sacramento Kings
23 Mart Salı 04:30 / Phoenix Suns - Golden State Warriors

Yine playoff takımları arasında mücadelelere tanık olacağımız bir gün. NBA TV'deki maçta Mehmet bugün oynayacakmış ancak Kirilenko yok. Deplasmanda 2, toplamda 4 maçtır kazanan ve çıkışa geçmiş gibi gözüken Celtics'in kazanması için oldukça elverişli şartlar var. Şanslar eşit gibi duruyor. Bu sezon hayata dönme belirtileri gösteren Kirilenko yokken Utah, sağlam takımlara karşı oldukça zorlanıyor. Yaşlı Celtics'in dezavantajı ise 4 günde 3. deplasman maçına çıkıyor olması.

Dün deplasmanda Hawks'a yenilen yaşlı ve formsuz Spurs, bu sefer de Thunder'a konuk oluyor. Onlar da Pacers'a yenilerek pekçoklarını şaşırttılar. Ancak yazılanlara göre, önceki gece bir partiya katılmış Thunder oyuncuları, mağlubiyet buna bağlı olabilirmiş. Ne kadar doğru bilmiyorum tabii ki. Burada da bir favori yok bana göre ama artık Spurs'den ümidi kesmiş durumdayım. Hala istikrarlı bir şekilde savunma yapamıyorlar ve playoff'lar geldi sayılır. Artık bundan sonra bir mucize gerekiyor onlar için.

Son maçta Denver'a karşı muhteşem şut atan ve savunmada da rakibini yeterince durdurmayı başaran Bucks, sürpriz bir galibiyet almıştı. Hawks ise zorlandığı karşılaşmada Spurs'ü evinde uzatmalarda mağlup etmeyi başarmıştı. Celtics gibi, deplasman takımı olan Hawks'un dezavantajı yorgunluk gibi gözüküyor. Ligin en iyi savunma yapan takımlarından biri olan Bucks, en iyi hücum eden takımlarından biri olan Hawks'a karşı galibiyet alabilir. Bogut'un faul problemine girmemesi halinde Horford'a üstünlük kurmalı ve bu sayede sadece dış şuta bağımlı kalmazlar. İçeriden de skor üreteceklerdir Denver maçının aksine.

Biraz da NCAA


Link

Dün gece Purdue ile beraber son saniye basketiyle kazanan iki takımdan biri oldu Michigan State. Ancak videodan görebileceğiniz gibi Delvon Roe ani bir refleksle kafasını çekmese, Maryland maçı kazanacaktı. O pasın atıldığını gördüğüm anda "Aha ellerindeki maçı verdiler" dedim Roe'nun pasın yolundan çekilmesine şaşırdım. Adeta Ninja Kaplumbağa vari bir hareketti. Ardından Lucious çok sakin bir şekilde NBA'deki pek çok oyuncunun bile yapamadığı işi yaptı. Saatin farkında olarak, son ana kadar doğru pozisyonu bulmayı bekledi ve şutu öyle elinden çıkardı. Bu sayede maçı kazandılar. NCAA ile pek ilgili değimdir ancak şimdi turnuvanın favorilerinden Kansas'ı eleyen North Iowa karşısında ne yapacaklarını çok merak diyorum gerçekten. Bu merakımın nedeni Michigan State'in son iki dakikaya 10 sayı civarı önde girmesine rağmen, Maryland'in baskısı ve 2'li 3'lü sıkıştırmaları sonrasında birbirinden aptalca top kayıpları yapması. İşte videoda izlediğiniz gibi bu top kayıpları nedeniyle son saniyelere yenik girdiler. Resmen baskı altında ezildiler. Özellikle Raymar Morgan yaptığı top kayıplarıyla, Maryland'in geri dönmesini sağladı diyebilirim.

Bu arada baskı demişken, bir başka maça değineyim. Pittsburgh oyuncusu Gilbert Brown son iki dakikada attığı 3 üçlükle takımını Xavier karşısında son anlara kadar maçın içinde tuttu. Ancak bir pozisyonda taktik faulü o yapmak zorunda kaldı ve 5. faulünü alıp oyundan çıktı. Onun, rakip takımın en iyi serbest atıcılarından birini tutması bana göre hataydı. Nitekim bir sonraki taktik faulde Xavier 2'de 0 atınca, bir üçlükle maçı beraberliğe taşıma şansını elde etti Pittsburgh ancak Brown olmayınca, o ellerin titrediği anda üsüste iki müsait pozisyonda üçlük isabeti bulamadılar.

Sweet 16'e girdik. "Şu benim favorim" diyemem çünkü bir fikrim yok. Yabancı kaynaklarda okuduklarıma dayanarak birşeyler söylemem doğru olmaz. İzleyelim eğlenelim. Tabii 35 saniye şut saati ve yapılan akıl almaz hatalarla bu eğlenceye biraz gölge düştüğünü söylemem gerek.

21 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Gecenin merak edilen maçında Atlanta Hawks, Spurs’ü uzatmada geçerek San Antonio’nun ikinci önemli sınavında da başarısız olmasına neden oldu. Joe Johnson maçın ortalarında şut ritmini kaybetse de takımına iyi liderlik ederek 20 sayısının yanında 13 asist yaptı. Ancak Jamal Crawford’ın benchten verdiği alıştığımız katkısı ve Marvin Williams’ın ekstra oyunu dışında maçı asıl kazandıran adam Duncan karşısında hiç geri adım atmayan Al Horford’dı. 22 sayı 9 hücum ribaunduyla (ki toplamda da 18 ribaundu var) Spurs pota altını tam anlamıyla dağıttı. Aldığı ribaundlardan çoğunda da ya kendi bitirdi ya da topu iyi takip ederek pozisyonu takımına kazandırdı. Ayrıca Duncan’ın üzerinden vurduğu güzel de bir smacı var. Duncan kariyeri boyunca nadir de olsa böyle sahnelerde rol aldı ama burada en çok çektiği şey yavaşlayan bacakları olsa gerek.

Lakers bana hala çok güven vermese de üst üste 6. galibiyetlerini aldı. Skorun 92-99 olması kimseyi aldatmasın çünkü bir ara maç 25 sayılara çıkmış. Phil Jackson, fark yavaş yavaş kapansa da Kobe’yi oyuna sokmamış, karşılaşma son çeyrek hariç tek taraflı geçmiş. Gasol’ün 28 sayı 12 ribaundu bulunuyor. Ayrıca Kobe de ikinci çeyrekte 20 sayı atıp maçı 24 sayıyla bitirmiş. Washington'a karşı maçı ikinci çeyrekten bitirmeyenler kendilerini kötü hissediyor.

Sürpriz şekilde baştan sona çekişmeli geçen Knicks maçında, Aaron Brook bitime iki dakika kala, üst üste zor pozisyonlarda 7 sayı bularak maçın kahramanı olmuş. Maçı 16 sayıyla bitirdiği düşünülünce 10’da 3 isabetle bitirip kötü bir performans sergilemiş diye anılacağına 13’te 6 ile maçı kazandırmış. Kevin Martin 16’da 9’la 28 sayı atıp maçın skorer ismi olurken 7 top kaybıyla da aynı unvanı elde etmiş. 13 dakika süre alan Jeffries de maçın sonlarına doğru bir hücum faul çaldırıp iki de blok yaparak savunmada öne çıkmış.

Sacramento'ya geldiğinden beri çift haneli sayılarla oynuyordu Landry hep, bu maçta da 14’te 11 isabetle 24 ile Kings formasıyla attığı en yüksek sayıya ulaşmış, utanmasa kaçırmayacakmış hiç. Tabii bu paragrafı yazmamın asıl sebebi, Landry’nin performansında da büyük katkısı bulunan Beno Udrih. Kendisi Kevin Martin yokken doğal olarak çok daha iyi oynasa da son zamanlarda inişli çıkışlı performanslar sergiliyordu. Bu sefer karşısında oynamak istemeyen Baron Davis’i bulup üzerine Landry’nin formda oluşu da eklenince rüya gibi bir maç geçirmiş. 17’de 8’le 20 sayısı ve kariyer rekoru olan 17 asisti varmış Udrih’in, skor yakın gözükse de karşılaşmayı güle oynaya kazanmışlar. Bu arada Evans nerede diye soran varsa bir önceki maçta ribaund alan Ersan’dan yüzüne yediği, oyunu terk etmesine neden olan bir darbe yüzünden bu maçta da forma giyemediğini hatırlatalım.

Granger genelde yaptığı gibi bolca şut çekmiş ve 21’de 11’inde isabet bularak 32 dakikada 32 sayıya ulaşmış. İşin ilginci 8 üçlük denemesinden sadece 2’sinde isabet bulabilmiş. Ancak etkileyici olan bunları diğer tarafta Durant’i savunurken yapmış olması. Murphy yüksek bir yüzdeyle 22 sayı 13 ribaund, Hibbert da 20 sayı 8 ribaund eklemiş ve %50’yle şut atan Indiana Thunder’ı mağlup etmeyi başarmış.

Boşa kürek çekenler:
Manu maçta kısa süreli dönemlerde bocalasa da tam 38 sayıyla tamamladı karşılaşmayı. Atlanta savunmasını delerek potaya gitti bol bol ve 10 serbest atış kullandı. Ayrıca maçın ilk yarısında 4 üçlük isabeti vardı ama ardından uzatmanın sonunda attığı umutsuzluk üçlüğü haricinde çizginin gerisinden daha fazla isabet bulamayınca 11’de 5’te kaldı. Bazı bölümlerde topu fazla elinde tuttuğunu da söylemeliyim. Bencilliğinden değil ama bu maçta Duncan hariç diğer oyuncular fazla katkı sağlayamadığı için takım onun eline bakmak zorunda kaldı. Zaten Spurs’ün eskisi gibi olmayışının sebeplerinden biri de diğer oyunculara “parça” diyemememiz. Eskiden işler hücumda ve savunmada gayet güzel işlerlerken ve sıkıştıkları dönemlerde Duncan-Manu-Parker gibi isimlere daha fazla bakarlarken şimdilerde neredeyse çoğu maçın büyük bölümünü sıkıştıkları dönemler olarak geçirince böyle büyük maçları kazanmak daha da zorlaşıyor.
Duncan demişken, hücumda 29 sayılık çok etkileyici bir performansı ve de 13 ribaundu var ama o da savunmada ayakta kalan tek uzun olunca bir yere kadar kapayabildi orayı. Zira Atlanta’nın 21 hücum ribaundu ve 54 boyalı alan sayısı var. Zaten maçı kazanmalarının en büyük nedeni de boyalı alandaki bariz üstünlükleriydi.

David Lee 4 günlük arayı iyi değerlendirip dinlenmenin meyvesini 27 sayı 20 ribaund 6 asistle vermiş. Son günlerin öne çıkan ismi çaylak Toney Douglas’ın da 19’da 10 şut isabetiyle 26 sayısı var.

Takımı baltalayanlar:
Kötü şut attığı maçta 7’de 7 serbest atışla skora katkı vermesinin hakkını yememeli ama 16’da 4 ile şut atarak maçı açık ara kaybetmelerinin en büyük sebebi olmuş Durantula. 3 asistine karşı 5 top kaybı var. Onun iyi oynayamadığı maçlarda Thunder’ın ne kadar zorlandığını görüyoruz. Bu artık geçen sene takımın onsuz da aynı olduğunu iddia edenlerin bile kabullendiği bir şey. Hal bu olunca, Durant durdurulması ne kadar zor bir oyuncu olsa da takımın gençliği de eklenince playofflarda durumun onlar için çok daha zorlaşacağını tahmin etmek zor değil. Tabii ligi buralarda bitirmeleri bile çok büyük bir alkışı hak ediyor orası ayrı konu.
Ayrıca Durant’ten bahsetmişken maçta sayısı olmayan Westbrook’un da sadece 4 şut atıp 16 dakika sahada kaldığını da belirteyim. İki sezondur ilk sayı atamadığı maç bu patlayıcı guard'ın. O kadar kötülermiş yani.

Günün X-faktörü:
8’de 4’le sadece 10 sayısı var Dudley’nin ancak bunların hepsi son çeyrekte geldi ve belki de hepsi maçı kazandıran sayılardı. Phoenix’in maçı kazanmak için yapması gereken en temel şey, evlerinde tempoyu yüksek tutup Portland’ın onlara ayak uyduramamasını sağlamaktı. Tabii teoride basit gözükse de maç içinde tam tersi oldu. Başlarda Suns oyuncuları erken gelip maçı hızlı oynasa da özellikle ikinci çeyrekten şutları girmemeye başlayınca maç birden Portland lehine işlemeye başladı. Hatta pek çok hücumu 8 saniye sürmeyen Phoenix’in iki kere 8 cezasına yakalanmasına neden oldular.
Phoenix’i sadece yavaşlatmakla kalmadılar, savunmada da çok çok iyi işler yaptılar. Rakam olarak Camby’nin 5 bloğu dışında öne çıkan savunma istatistiği yok gibi ama ben bir tane bile Nash-Amare pick&roll’ü gördüğümü hatırlamıyorum. Üçüncü çeyrekte bir ara Andre Miller’ın 9 asistine karşın Suns’ın 10 asisti vardı ki Nba’in en çok asist yapan takımlarından birinden bahsediyoruz. Nash’in de Amare’nin de en iyi günleri değildi belki ama maçta %39’la şut attıysalar bunun en büyük sebebi Portland defansıydı. Tabii Trail Blazers savunmada başardıklarının onda birini hücumda yapamadı, Roy başta olmak üzere kimse iyi skor üretemedi. Andre Miller son çeyreğe kadar ayakta kalan tek isimdi ama o da 22 sayı 9 asistle bitirdiği 3. çeyrekten sonra hiç katkı sağlayamadı. Son çeyrekte ise Suns alan savunmasına geçti ve Portland oyuncuları şutlarının çoğunda isabet bulamayınca maç bir anda Suns lehine döndü. Kapıyı Dudley attığı 10 sayıyla açtı, Amare de ilk çeyrekteki etkili oyununa dönünce Phoenix maçı 87-93 kazandı.

Bir Zamanlar Ilgauskas

Çaylak sezonundan zannedersem fotoğraf. Tabii o zamanlar Bioxcin yoktu...

Hemen altta sormuştum yorum yapanlar yine bildi =)

Kim Bu Basketbolcu? - 2

Aslında kolay oldukça. Bir ince(!) detay haricinde tıpatıp aynı kendisi şu anda da. Şansa denk geldim az önce dolaşırken.

21 Mart 2010 Pazar

Dünya Dönüyor Dönüyor


Link

Joe Johnson önce bel arkası crossover ardından bacak arası crossover ile Stephen Jackson'ı maymun ediyor. 360 derece dönüp Joe Johnson'ın ne tarafa gittiğini bulmaya çalışıyor Kaptan Jack. Sonrasında faul yerine basket olsa herhalde Top 10'da görürdük. Sadece JoJo'ya bakarsanız hareket çok etkileyici değil ama Jackson'a bakmak lazım crossover'ların ne kadar etkili olduğunu görmek için. İzlerken "Ooooooo" demekten kendimi alıkoyamadım, harikaydı. Gördüğüm anda kesip koymam lazım diye düşündüm.

Bu işin son 2-3 yıldaki babasını da yarın veya öbür gün paylaşırım.

21 Mart Programı

21 Mart Pazar 19:00 / Houston Rockets - New York Knicks
21 Mart Pazar 20:30 (NBA TV) / Oklahoma City Thunder - Indiana Pacers
21 Mart Pazar 21:00 / Sacramento Kings - Los Angeles Clippers
22 Mart Pazartesi 00:00 (NBA TV) / Detroit Pistons - Cleveland Cavaliers
22 Mart Pazartesi 02:00 / San Antonio Spurs - Atlanta Hawks
22 Mart Pazartesi 03:30 / Washington Wizards - Los Angeles Lakers
22 Mart Pazartesi 04:30 / Portland Trail Blazers - Phoenix Suns

Gecenin en ilgi çekici maçı kuşkusuz ki Spurs ile Hawks arasında oynanacak. Spurs'ün sözde bir çıkış yakaladığını ve güçlü takımlara karşı bunu göstermesi gerektiğini Magic karşısında söylemiştim ve 30 fark yemişlerdi. Aynı şey Hawks'a karşı geçerli olmayabilir, keza Hawks ile Magic'i aynı seviyede tutmuyorum. Bu geceki maçın gerçek anlamda bir favorisi olmasa da Hawks evinde biraz daha avantajlı gibi duruyor. Parker'ın sakatlığına rağmen kadro olarak Hawks ile başa çıkabilmeleri gerekiyor ve artık gerçekten zamanlanları kalmadı. Ama Spurs deplasmanda maç kazanmakta aşırı zorlanıyor. Bu da playoff'lar için hiç iyiye işaret değil.

Bir başka güzel maç da Blazers ile Suns arasında oynanacak. Batıda ilk turda Lakers ve Denver'dan hatta belki Mavs'den de kaçmak isteyen 5 takım var. Bunlardan ikisi karşılaşıyorlar. Nash sakatlıkların da etkisiyle son 1 aydır düşüş içine girse de, All-Star'dan beri rakip uzunları yerle bir eden Amare'nin Phoenix'te yine takımını sürüklemesi lazım.

20 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Chris Bosh, takımının New Jersey ile yaptığı maçta oyuna damgasını vurmuş. 16/27 gibi iyi bir şut yüzdesi ile 36 sayı bulmuş ve yanında da 4’ü hücum olmak üzere 8 ribaund eklemiş. Dün de Oklahoma karşısında iyi bir oyun çıkarmıştı; ama bu performansı takımına hiç mi hiç yetmemişti. Gerçi dün gece 6 top kaybı yapmış; fakat bu performansının yanında onların önemi kalmıyor doğrusu. New Jersey ise Philadelphia’ nın 72-73 sezonundaki 9/73 lük rekorunu kırma yolunda hızını hiç kesmiyor. Bu sezon hatırladığımız tek şey kötü başlangıçları ve kırdıkları sezon rekoru olacak galiba. Kalan 13 maçta 3 galibiyet lazım onlara; ama bu süreçte oynayacakları takımların 5’i playoff dışında, 8’i playoff savaşında. İşleri biraz zor gözüküyor onların.

Paul Pierce, gecenin en dikkat çeken maçında Rondo ile beraber takımını galibiyete taşıdı. 17’de 10 isabetle 29 sayı buldu ve yanına da 5 asist, 3 ribaund, 2 top çalma ekledi. Rondo ise 9/15 isabet oranı ile 20 sayı bulduğu performansını 10 ribaund ve 5 asistle süsledi zor gecede. Sanırım Celtics hakkındaki tespitlerim de doğru çıkmaya başladı. Heyecan arıyorlardı ve playofflara kalmadan buldular demiştim. Gerilim yaradı Celtics’e nitekim. Atlanta’yla girdikleri üçüncülük yarışında galiba ipi yavaştan göğüslediler. Bunu şuna dayanarak söylüyorum. Deplasmanda oynadıkları iki maç, sezonun en dirençli takımlarından ikisine karşı peş peşe. Dallas’ın durumunu da anlatmaya gerek yok herhalde. Her ne kadar işleri zor gözükse de şu anda batı birinciliği için savaş halindeler. Boston gerçekten bu iki önemli maçı da büyük konsantrasyonla oynadı. Son zamanlarda eski savunmasını aratan ve sık sık eleştirdiğimiz Garnett dün gece 5 top çaldı mesela. Bu detay da Boston’ın yavaştan kimliğini bulduğunu gösteriyor playofflara yaklaşırken.

Paul Millsap da takımın New Orleans'ı 106-86 mağlup ettiği gecede, 12'de 7 isabetle bulduğu 22 sayı ve topladığı 15 ribaundla yıldızlaşmış. Yanına da eklediği 3 asist ve 3 top çalmalık performansla, Chris Paul'süz Hornets'in ipini çekmiş.

Derrick Rose, sakatlıktan döndüğü ilk maçta, Philly’e galibiyet yüzü göstermemiş. 16’da 9’la 23 sayı, 5 asist, 4 ribaund, 1 blok var istatistiklerinde. Sakatlıktan döndüğünü hiç hissettirmemiş anlaşılan. Ayrıca Noah’ın da maçta süre almış olması Bulls adına sevindirici bir detay. Malum playoff savaşında şu an en zayıf aday olarak görülüyorlar. Yıldızlarından da destek alamazlarsa zaten hayal olur amaçladıkları her şey. Maçta Philly adına dikkat çeken bir detay da 17 üçlük denemesinden yalnızca 1 isabet bulmaları. Chicago ise 7/18 ile atmış. Farkı yaratan bu en büyük etkenle Bulls maçı 98 -84 kazanmış.

Milwaukee, Denver deplasmanından bana kalırsa büyük bir sürprizle dönmüş. John Salmons ve Carlos Delfino’nun ekstra katkılarıyla 102-97 mağlup etmişler Denver’ı. Salmons’tan 26 sayı, 4 asist, 3 ribaund ve Delfino’dan ise (6/11 isabetle) 21 sayı, 7 ribaund gelmiş. Dün de Ersan’ın damgasını vurduğu maçta Sacramento’yu mağlup etmişlerdi. Böylece 3 maçlık Batı turnesinde 2 galibiyetle amaçlarına ulaştılar diyebiliriz.

Boşa Kürek Çekenler
Nowitzki, takımın Boston’ı konuk ettiği maçta 19’da 11’le 28 sayı buldu yanına da 5 ribaund ve 2 asist ekledi. Yine de mağlubiyete engel olamadı. Kabul edelim ki Boston yukarıda da belirttiğim nedenlerden ötürü ekstra oynuyor bu aralar. Mavs bomba gibi geliyordu takasın son gününden beri; ama bu mağlubiyetle son 3 maçtan 2’sinin kaybetmiş oldular. Yine de moral bozmaya gerek yok. Takım olarak kimyayı yakalamış durumdalar ve takaslarla da kendilerine yeterli kadro derinliğini yarattılar. Batıdaki üç favoriden biriler zaten.

Golden State, bu sezon çok alıştığımız 120 üzeri mağlubiyetli maçlarından birini daha yaşarken Monta Ellis 12/20 isabet oranı ile 28 sayı bulmuş. Buna ek olarak 5 top çalması ve 3 de asisti varmış; ama yine olmamış. Son günlerde artık iyiden iyiye alıştığımız senaryo dün gece de devam etmiş ve Memphis’e karşı 123–107 kaybetmişler.

Devin Harris daha ne yapsın? Düşünüyorum ben o takımda oynasam basketboldan soğurdum herhalde. O ise aksine takımını kurtarmaya çalışmış; fakat takım alışmış artık kaybetmeye. Hal böyle olunca da Devin Harris’in 22 sayı,7 asist, 6 ribaundu da boşa gitmiş Toronto karşısında. 5 top kaybı da istatistiklerinde pek hoş durmasa da takımda inisiyatif kullanan tek oyuncu olduğu için benim gözüme çok batmıyor açıkçası yaptığı top kayıpları.

Günün X-Faktörü
Darrell Arthur takımının Golden State’i 123–107 mağlup ettiği maçta kenardan gelerek 12’ de 8 isabetle 16 sayı bulmuş; ama en önemli katkıyı çektiği 13 ribaundla vermiş ki bunların 6’sı da hücum ribaundu. Daha da bitirememiş 3 de blokla pota altını karartmış genç oyuncu. Bu performansın Golden State’e karşı olması biraz göz boyuyor olabilir; ama hakkını da yemeyelim Arthur’un. Elinden ne geliyorsa yapmış istatistiklerinden anladığımız kadarıyla.

Takımı baltalayanlar:
Aslında hem Heat hem Bobcats oyuncularını buraya yazmak lazım. Gerald Wallace 12'de 4 isabet ve 5 top kaybı, Diaw 5/15 saha içi isabetiyle oynadı. Heat'te Beasley 6/16 ile oynarken, yanında 3 de top kaybı yaptı. Ama içlerinde en fenası Stephen Jackson: 21'de 4 isabet bulabildi sadece Kaptan Jack. Girmedikçe denedi, denedikçe kaçırdı. Hawks'a karşı bütün maç iyi oynayıp, normal sürenin son 1 dakikasında ve uzatmalarda maçı resmen Hawks'a hediye etmişti. Dün de öyle oldu ama bütün maç boyunca sürdü bu kötü oyunu.

Iggy pek iyi bir dönemden geçmiyor. Dün yine 11'de 3 saha içi ve 10'da 5 serbest atış isabetiyle sadece 11 sayı üretebilmiş. Onun yanında Elton Brand'in de 4'te 1 isabetle 2 sayıda kaldığını söylemek lazım. Bulls, Rose'un da dönüşüyle rahat kazanmış.

Carmelo ile Billups bütün maç boyunca şut isabeti bulmakta zorlandılar. Billups'ın zaten sık sık bu tarz kötü şut performanslarına rastlıyoruz ama özellikle Melo Salmons ve Mbah a Moute'nin savunmasında yok oldu diyebilirim. Chris Andersen'in çabalarına rağmen Bucks'a mağlup oldular. Bucks inanılmaz orta mesafeli isabetler buldu maçta ve bu da onlara verdikleri hücum ribaundlarına rağmen (Bogut faul problemine girmişti ve Bucks iyi oynuyor diye Skiles onu kenarda tuttu maçın sonlarında da) buldukları isabetli şutlarla kazanmayı başardılar.

Son olarak Morris Peterson'ın da, erken kopan maçta Jazz'a karşı 8'de 1 iasbet bulabildiğini ekleyeyim. İki de top kaybı yapmış ayrıca.

İyi mi Kötü mü?
Dwyane Wade, gecenin kabus maçında( Miami şut yüdesi: %35 , Charlotte: %29) şut yüzdesi anlamında tatsız bir gece yaşadı. 18’de 6 ile 14 sayı bulabildi sadece süper yıldız. Yine de Heat tarihinin en çok çift haneli sayıya ulaşan oyuncusu oldu 443 maçta ulaştığı çift haneli sayılarla; ama maça damgasını vurduğu alan çoğu posterlik 5 bloğu oldu. Pota altına girmeye korkuttu resmen Bobcats oyuncularını. 9 asist ve 5 ribaundu da bu performansına renk kattı. Felaket bir şut yüzdesinin hakim olduğu maçı, 77-71 kazanmayı başardı Miami Heat.


Bizimkiler
Ersan, Sacramento’nun ardından bir güzel performansı da Pepsi Center’dakilere izlettirmiş. Bir double double’a daha imza atmış genç yıldızımız Denver karşısında. 31 dakika sahada kaldığı maçta 12’ de 6 isabetle 14 sayı yollamış Nuggets potasına ve beraberinde 10 ribaund çekmiş. Ayrıca 2 asist ve 1 bloğu var; ama bunlar pek göze batmıyor. Genç oyuncumuzun bu tempoda devam etmesi gerekiyor. Ersan’dan şu an için hiçbirimiz zaten 25 sayılık performanslar beklemiyoruz. Sadece bu iki maçlık istikrarlı oyununu sezonun tamamına ve playofflara yayması lazım. İyi bir 4 numaradan beklenen en önemli özellikler olan ribaund sezgisi ve sayı potansiyeli onda fazlasıyla mevcut. Bu alanda istikrarı bir yakalarsa, o formayı kimseye vermez kolay kolay.

Hidayet, takımının New Jersey’i 100-90 mağlup ettiği maçta, en azından katkı verebilmiş takımına; ama hala potansiyelinin hakkını vermiyor tam anlamıyla. Dün gece de düşük yüzdeyle olsa da (4/13) 13 sayı üretmiş. Bunun yanında 7 ribaund, 4 asist, 3 top çalma ve 1 bloğu var. Geçirdiği felaket sezonun geneline göre normal denebilecek bir performans gibi; fakat beklentilerimizi hala boşa çıkarıyor Hido.

Memo ise midesi kaynaklı rahatsızlığından ötürü dünkü New Orleans maçında forma giymemiş.

Smaç Yarışması: Rusya vs NBA


Link

Birbirinden güzel pek çok smaç var. Son iki sezonda NBA All-Star'ında yapılan smaçlara bakarsak, Rusya'daki yarışmacılar rahatlıkla kazanırlardı herhalde. Bu arada smaç yarışmasına katılanların isimlerini vereyim tanımayanlara: NBA patentli Mensah-Bonsu, Gerald Green ve aralarında en yakından tanıdığımız James White yarışmanın favorileriyken, onlarla beraber Zaitsev ve Tkachenko da yarışmaya katılmışlar.

Zaitsev'in (sarışın) potanın arkasından alarak yaptığı smaç güzel. Bonsu'nun yaptığı Vince Carter'ın dirsek smacı anıları canlandırdı gözümde. Başka güzel smaçları da vardı Bonsu'nun ama Gerald Green ve James White'ı ayrı tutmak lazım.

Gerald Green'in, potanın yanından gelerek ve topu potanın yaklaşık yarım metre arkasından alarak yaptığı smaç ve Steve Francis / T-Mac'in 2000 yılında yaptığı yaptığına benzer smaç oldukça güzeldi.

Ama tabii ki, James White ayrı bir kategorideymiş yine. Serbest atış çizgisinden kalkıp havada topu çevirip smaç basması harika her zamanki gibi. Biz TBL All-Star'ından alışığız kendisine, hatta bizde yaptığı gibi serbest atış çizgisinden bacak arası smaç yapayım demiş en son denemesinde ancak başarılı olamamış. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama elbette kazanan James White olmuş.

Belki iyi bir basketbolcu değil ama dünya çapında en atletik oyunculardan, en iyi smaç vuranlardan biri.

20 Mart Programı

21 Mart Pazar 01:00 / Chicago Bulls - Philadelphia 76'ers
21 Mart Pazar 01:30 / Charlotte Bobcats - Miami Heat
21 Mart Pazar 01:30 / Toronto Raptors - New Jersey Nets
21 Mart Pazar 02:00 / Golden State Warriors - Memphis Grizzlies
21 Mart Pazar 03:00 / New Orleans Hornets - Utah Jazz
21 Mart Pazar 03:00 (NTV Spor) / Boston Celtics - Dallas Mavericks
21 Mart Pazar 03:00 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Denver Nuggets


Magic ve Cavs'den kaçmak için yapılan yarışta Bobcats ile Heat karşılaşıyorlar. Bobcats daha dün maç yaptı ve uzatmada son saniyede kaybettiler. Moralleri çok bozuk. Heat evinde ve favori olarak çıkıyor maça. Playoff'larda bu iki takım karşılaşsa, muhtemelen Bobcats'i favori gösteririm o nedenle Bobcats galibiyeti benim için hiç sürpriz olmaz. Stephen Jackson dün resmen maçı kaybetmelerini sağladı (9/20 isabete rağmen maçın sonunda 2 serbest atış kaçırdı ve maç uzatmaya gitti, uzatmada da üst üste 5 üçlük kullanıp kaçırdı), bugün farklı bir performans sergileyip maçı takımına kazandırabilir.

Celtics ile Mavs arasındaki maçta da birçoklarına göre hala balon olan Mavs evinde yaşlı Celtics'i konuk ediyor. Onlar da dün Bobcats gibi maç yaptılar ama en azından yol yorgunu değiller, neredeyse hiç yol katetmediler. Houston'dan Dallas'a geçtiler sadece, arabayla bile gitseler 2-3 saat sürer herhalde. Ama çok yorulmamış olsalar da, ben Mavs'in kazanmasını bekliyorum.

Dün çok yanlış bir şut seçimi ile maçı uzatmaya götürmeyi başaran ve ardından aldığı ribaund ile de kazanılmasında büyük katkısı olan Ersan, Nuggets uzunlarına karşı mücadele edecek. Bucks da Celtics ve Bobcats gibi yorgun. Nuggets evinde. Herşey onların lehine gözüküyor. Ersan'ın ne yapacağını kestirmek güç çünkü 10 ile 30 dakika arasında değişiyor aldığı süreler devamlı.

20 Mart 2010 Cumartesi

Takas Anketleri

Sonuçlar belli oldu.

Jamison anketinde, başlarda düşük oy alan "Güçlendiler ama daha iyisi olabilirdi"; Jamison'ın ilk maçında 12'de 0 atması ve Cavs'in ilk 2 maçta yenilmesiyle beraber yükselişe geçti ve anketin en çok oy alan şıkkı oldu. Yine de %54'lük kesim Cavs'in bu hamle ile doğunun en iyi takımı olduğunu düşünüyor. Ben de katılıyorum buna.

Nate Robinson konusunda ise %41'lik çoğunluk bu takasın riskli olduğunu düşünüyor. Buna hiç gerek yoktu diyenler de ekleyince oy verenlerin %69'unun takasın yapılmaması gerektiğine inandığını görüyoruz. Celtics'te maç başına 15 dakika alan Nate için şimdiden bir kanıya varmak zor ama ben hala House yerine Nate'in takımda olmasının daha yararlı olacağını düşünüyorum Celtics için.

Knicks-Rockets-Kings takasında ise beklenildiği gibi Knicks'in karlı olduğunu düşünenler fazla: %54.

Günün En İyileri - 10, 11 ve 12 Mart (Yılın En İyisi)

Geriden gelmeye devam edeyim. Çünkü yılın en iyi hareketlerinden bazıları yer alıyor şu geçtiğimiz 10 günde.


Link

Maçı izlemediğim için kesin birşey söyleyemiyorum ama Ginobili topu elinden kaçırıyor bence. Crossover ile Rodriguez'in sağından geçecekken topu kontrol edemiyor ve top Rodriguez'in bacaklarının arasından geçiyor. Austin Daye ile Tyrus Thomas'ın, Price ve Thad Young tarafından poster edilmeleri gayet güzel. Ama bir numara saçmalık kesinlikle. Ağızdan ağıza dolaştığı gibi 360 değil belki ama bu, smacın güzelliğinden birşey götürmüyor.


Link

Az maç olduğu için son derece sönük bir gündü 11 Mart, elbette Hinrich'in Barnes'ı bakkala yollaması hariç. Harika bir bel arkası crossover tek kelimeyle. Tabii Jamal Crawford'ın buna benzer bir hareketi (yanılmıyorsam) 2 sezon evvel kendisine yaptığını hatırlatmalıyım. Kirk iyi kapmış Jamal'dan. Howard'ın bloğu ise güzel olsa da pek özel değil.


Link

Bogut'un Webber-Divac tarzını yakaladığını görüyoruz. Amundson'ın Lakers uzunlarına sırayla koyduğu iki blok harika. Zaten günün notlarında da yer vermiştim. Iggy'nin çıktığı seviye inanılmaz gerçekten, kafasını vuracak sandım. Westbrook'un pası gayet güzel. Thabo ise az kalsın hem pozisyonu batırıyordu hem de çok kötü düştüğü için sakatlanabilirdi. LeBron'un iki smacı var. İlkinde topu tek elle kontrol edip çift el vuruyor ki bana göre oldukça etkileyiciydi. Ama günün bir numarası daha iyi tabii ki. Topu beline kadar çekip maç içinde ters smaç vurmak her baba yiğidin harcı değil.

Genlerde Var

Brook Lopez, Nets antrenmanı sırasında bir anda sinirlenmiş ve antrenmanı yarıda bırakarak çıkmış gitmiş. Arkasından Nets yardımcı koçu ve birkaç oyuncu gitse de, geri getirememişler Brook'u. Özellikle sinirlendiği bir olay yok, en azından haberde böyle birşeye yer verilmemiş. Genlerde var dememin sebebi de, sezonun başında Brook'un kardeşi Robin'in benzer bir harekette bulunması.

İki kardeş de sinirlerine hakim olmakta zorlanıyorlar anlaşılan. Gerçi Lopez'inki anlaşılabilir. Gösterdiği çıkışla takımın en önemli oyuncusu konumuna geldi ve kaybettikçe kaybediyorlar. Herkes onlarla dalga geçiyor, kazandıkları zaman manşetlere çıkıyorlar. İnsan içine atar atar ama bir yerde de patlar. Antrenmanda olması, maçta olmasından çok daha iyi diye düşünüyorum. Sağlıklı bir hareket olduğunu iddia etmiyorum tabii ki ama kardeşi Robin'den farklı olarak, en azından onun bahanesi var.

19 Mart'tan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Amar’e, 14/16 gibi uçuk bir oranla, gecenin mesaj maçı niteliği taşıyan Jazz – Suns karşılaşmasına damgasını vurdu. O da yetmezmiş gibi 18 kere gittiği serbest atış çizgisinde 16 kez isabet bularak 44 sayıyla sezonun en iyi rakamına ulaştı bu alanda. İlk çeyrekte bulduğu 15 sayı da bunun habercisiydi zaten. Bunun yanında da 7 ribaund, 2 bloğu var. Anlayacağınız amiyane tabirle at koşturdu Jazz pota altında. Ne Boozer ne de Memo karşı koyabildi Stoudemire’a. Bu performansın ardından da bu kilit maçı Phoenix 110 – 100 kazandı.

Danny Granger, takımının Detroit’i ağırladığı gecede 16’da 11 isabetle 29 sayı bularak bu çekişmeli maçın kazanılmasında gayet iyi bir yüzdeyle takımının skor yükünü üstlenmiş. Yanına eklediği 6 asist, 3 ribaund ve 3 top çalma da sadece skora yönelik değil oynamadığını, arkadaşlarını da maç içinde tutmaya çalıştığını gösteriyor. Playoff iddiası olmayan iki takım arasındaki maçı da Granger’ın bu katkılarıyla, Indiana 106 – 102 kazanmış.

Kobe ve Gasol ikilisi yine Lakers’ı taşımışlar. Hatırlarsanız Gasol’ un hafta içi takımdaki top kullanımı hakkında açıklamaları vardı. Herhalde yaramış ki, Kobe normalde 11’de 4 atsa devam eder toplam 20 şut falan kullanırdı; ama zorlamanın faydalı olmadığını görünce takımını oynatmış yıldız oyuncu. 13 asistle sezonun en yüksek rakamına ulaşmış. Bunun yanında 22 sayı (13/14 serbest atış), 4ribaund ve 4 top çalması var. Takım arkadaşı Gasol ise 17 sayı ve yanında çektiği 5’i hücum olmak üzere 14 ribaundla Lakers’ın Minnessota’yı 104–96 geçmesinde çok etkili olmuş.

Kevin Durant, Toronto karşısında 31 sayıyla yıldızlaşmış, yüzdesi (7/16) de öyle pek yüksek değil; ama 18 kere serbest atış çizgisine gitmiş ve 17’sinde isabet bulmuş. Yanında 4’ü hücum olmak üzere çektiği 6 ribaund ve 3 asisti performansını güzelleştirmiş. Toronto’ da Atlanta karşısında aldıkları galibiyet hazımsızlık yaratmış olacak ki, 115-89’la 26 sayılık fark yiyerek vermişler maçı Oklahoma’ya.

LeBron James, NBA tarihinin 15000 sayı barajına ulaşan en genç oyuncusu oldu dün gece oynanan Chicago maçında bulduğu 29 sayı ile birlikte. Herhangi bir sakatlık geçirmezse 20000 ve 25000 sayı rekorları için de en büyük aday gelecek süreçte. Bu sene de parmağına şampiyonluk yüzüğünü de geçirirse (ki o zaman da muhtemelen 2010 Playofflarının MVP’si de olur) , toplamadığı hiçbir ödül kalmayacak süper yıldızın. Bu yaşta bunca ödül, gerçekten onun ne denli büyük bir oyuncu olduğunu gösteriyor bizlere. Gelelim gecenin maçına. Takımın en önemli 3 ayağından yoksun, felaket günler geçiren Chicago ‘ya karşı 21’de 9 isabetle 29 sayı, 11 ribaund, 7 asist 2 blokla oynadı. Bu sene gerçekten takım gibi oynuyorlar, umarım playofflarda da devam ederler. Şüphesiz şampiyonluk yolunda en iddialı takım Cavs şu anda; ama playoff zamanı geçen sene gördüğümüz LeBron’a sarılma stratejisini uygularlarsa yine finalde evlerine yol alırlar. Lebron finale kadar taşıyabilir onları; fakat onun da yorulacağını tahmin etmek lazım. Sonuçta şampiyonluk da gelmezse gelecek seneye başka takımın forması altında görebiliriz onu.

Brandon Jennings, çaylakların mesaj maçında ağır basmış ya da ağır basmak istemiş diyelim. Kullandığı 28 şutta 12 isabetle 35 sayı bulurken, 8 asist ve 5 ribaund eklemiş yanına. Maçın sonunda sahanın bir ucundan yolladığı son top da çemberden geçse destansı bir galibiyet olacakmış; ama olmamış. Yalnız iki uzatmaya giden maçta, son toplarda öyle yanlış tercihleri var ki yine egosuna sahip olamamış maçın kahramanı olmak için. Aslında maçın kahramanı Ersan olmuş bana kalırsa. Ona da “Bizimkiler” bölümünde değindim.

Duncan, takımın Warriors’ı delik deşik ettiği maçta 8’de 8 isabetle 17 sayı bulmuş. Yanına da 6 sayı ve 5 asist eklemiş. İsabetinin hatırına onu buraya koymak yakışırdı. Saygımızdan ben de onu burada yazıyorum. Böylece fena oynadığı Orlando maçının da günlük formsuzluk olduğunu kanıtlamış oldu bizlere.

Boşa Kürek Çekenler
Rodney Stuckey, rahatsızlığından sonra döndüğü Indiana maçında 26 dakika boyunca 17’de 8 ile 25 sayı, 3 ribaund ve 3 top çalmayla oynamış. Kaçırdığı maçlardan sonra performansında düşüş bekleyenleri (ben de dahil) baya bir şaşırtmış yani. Ama yine de Granger’ın performansına engel olamamışlar ve maçı 4 sayı farkla Pacers’a kaptırmışlar.

Chris Bosh, sakatlıktan döndüğü Atlanta maçında performansıyla bizi pek tatmin etmemişti; fakat son saniyelerde bulduğu basketle takımını zafere taşımıştı. Dün gece ise 14’te 7 ile 22 sayı bulup, 10 ribaund çektiği maçta, takımını peşine takamayınca mağlubiyete engel olamamış ve 26 sayı gibi önemli bir farkla mağlup olmuşlar.

Raymond Felton, takımının Atlanta ile karşılaştığı maçta bir guarda göre baya yüksek bir yüzde (11/19) ile oynadı. 25 sayı, 4 ribaund,2 top çalma ve 2 asist yazdırdı hanesine; ama takım olarak Joe Johnson’ın son saniye basketine engel olamayınca bu güzel performansta boşa gitti ne yazık ki.

Savunmayla araları olmadığını her fırsatta söylüyorum; ama bu kadar da mı ilgisiz olur bir takım? San Antonio – Golden State maçında Spurs tam 147 sayı kaydetmiş. Ya takıma saygınız yok da bari biraz oyuna saygınız olsun. Rakibin 53 ribaund çekerken sen 29 ribaund çekersen söyleyecek söz yok. Uzunun olmasa da savaş biraz bari. Ufak bir örnek Çaylaklar maçında, ikinci sene oyuncularının uzunları çaylakları döver diyorduk; ama DeJuan Blair duman etmişti onları. En azından bir maçta bile göremedik istekli bir Warriors savunması. Yine de boşa gitmesin diye Ellis’in 39 sayı, 4 ribaund,4 asist ve Magette’nin 30 sayı,4 ribaund ve 2 asistlik performansını buraya yazacağım; fakat ufacık değeri yok gözümde bu performansların. Bu takımdan adam olmayacak galiba.

Günün X-Faktörü
Çaylak Toney Douglas, Philly karşısında takımını zafere taşıyan en önemli etkenlerden biri olmuş. 13’te 7 ile bulduğu 22 sayı (ki bunlardan 12 sayı 4/7 ile attığı üçlüklerden gelmiş), 5 ribaund, 2 asist, 2 top çalma yüzümüzü güldürdü Knicks adına. Malum artık, sezonun geri kalanında Knicks maçlarını sadece sevdiğimiz birkaç oyuncu için takip ediyoruz, takımın içi boşaltıldığından.

Robin Lopez, takımının Utah’ı mağlup ettiği maçta pota altını kararttı. 4 bloğu var genç oyuncunun. Yalnızca bununla bitmiyor performansı, yanında 9’da 7 isabetle 19 sayısı, 5’i hücum olmak üzere 10 ribaundu ve 1 de top çalması bulunuyor. Bir takım, pivotundan başka ne ister ki?

Golden State karşısında 147 sayı bulan Spurs, yedeklerinden 72 sayılık bir katkı almış. Gerçi maçın baştan koptuğunu ve karşındaki takımın Warriors olduğunu düşünürsek pek zor olmasa gerek yedeklerin bu performansı karşılaması. Yine de tebrik etmek lazım. Takım halinde Spurs’un şut yüzdesi %64. Kenardan gelen iyi şut yüzdesinin payı çok büyük bu genel yüzdede.


Takımı Baltalayanlar
Richard Hamilton, takımının Pistons’a 106–102 kaybettiği maçta, oyunda bulunduğu 18 dakika boyunca hiçbir katkı verememiş. 3’te 0’la sayısı bulunmuyor yıldız oyuncunun. Yalnızca 1 ribaund ve 1 asisti var. Bunun yanında 18 dakika da 3 top kaybı yapmayı becerebilmiş. Belli ki baya bir isteksiz günündeymiş. Gerçi Pistons’ta ben Stuckey dışında pek istekli bir adam göremiyorum. Artık bu kadar adamın içinde Stuckey de teslim bayrağını çekecek diye içten içe endişe etmiyor da değilim doğrusu.

İyi mi Kötü mü?
Brandon Roy her ne kadar son saniyelerde bulduğu basketle maçı takımına getirse de 4/18 lik isabet oranı kendisine hiç mi hiç yakışmamış. Orayı geçelim yalnızca 2 ribaund ve 1 asist gelmiş süper yıldızdan. Gerçi maç da istatistiklerden anlaşıldığı kadarıyla lanetli gibi. Portland’ın şu yüzdesi %32, Washington ise %39. Ayrıca Portland’ın %16’lık üçlük yüzdesi de felaket. Zaten skordan da belli maçın isabet oranının düşüklüğü. 76–74 Portland’ın üstünlüğüyle bitmiş maç.

Bizimkiler
Ersan, dün gece harikalar yaratmış özellikle maçın son dakikalarında maçı getirmiş resmen Milwaukee’ye. Şu anda kafamı duvarlara vuruyorum resmen maçı izlemediğim için. Öncelikle maçın sonlarında Evans’ı sakatlamış kazayla. Devamında yapılan taktik faullerden sonra bitime 6 saniye kala bulduğu zor üçlükle (yukarıdaki resim) maçı uzatmaya taşımış. O üçlük de maç içinde kullandığı tek üçlük zaten. Devamında Jennings’in sahanın diğer ucundan yolladığı üçlük de az daha giriyormuş, ama olmamış. Maç uzatmaya gitmiş.İlk uzatma devresi de aynı çekişmeye sahne olurken, Jennings’in kullandığı zor son şut sonrasında elini uzatmış, topu tiplemeye çalışmış o hengamede ve az daha isabeti buluyormuş; ama olmamış. İkinci uzatmaya giden maçta, yine uzatmanın son topunda Jennings’in kullandığı çembere değmeyen şut sonrası hücum ribaundunu alıp topu boş Salmons’a vermiş. Salmons da içeri girip bulduğu isabetli şutla maçın kazanılmasını sağlamış. Ersan, maçın kaderini çizmiş tek kelimeyle çok mutlu oldum gerçekten. Toplamda ise 3/5 isabetle 12 sayı, 11 ribaund (3’ü hücum) ve 2 asistle oynamış. Tebrikler Ersan. Yüzümüzü güldürdün.

Mehmet ve Hidayet’in istatistiklerini yazıp geçeceğim. Çok da konuşulmaya değer bir mevzu yok zaten haklarında. İkisi de bu sezon fena durumdalar. Dün gece de öyle devam ettiler. Mehmet, Phoenix’e karşı 11 dakika görev aldığı maçta 2’de 0 ile 2 sayı bulabilmiş. Yanında da 4 ribaund ve 1 bloğu var. Rakibin iki uzunu Lopez ve Stoudemire de gününde olunca haliyle kaybettiler Suns’a karşı.

Hidayet ise 16 dakika sahada kalmış maçta. 5’te 2 ile 5 sayı bulmuş. 1 ribaund ve 2 de asisti var. Başka söze de gerek yok bana kalırsa.

19 Mart 2010 Cuma

19 Mart Programı

20 Mart Cumartesi 01:00 / Detroit Pistons - Indiana Pacers
20 Mart Cumartesi 01:00 (NBA TV) / Oklahoma City Thunder - Toronto Raptors
20 Mart Cumartesi 01:10 (NTV Spor) / Florida State Seminoles - Gonzaga Bulldogs
20 Mart Cumartesi 01:30 / Charlotte Bobcats - Atlanta Hawks
20 Mart Cumartesi 01:30 / Philadelphia 76'ers - New York Knicks
20 Mart Cumartesi 02:00 / Cleveland Cavaliers - Chicago Bulls
20 Mart Cumartesi 02:30 / Golden State Warriors - Sacramento Kings
20 Mart Cumartesi 02:30 (NTV) / Boston Celtics - Houston Rockets
20 Mart Cumartesi 04:00 / Washington Wizards - Portland Trail Blazers
20 Mart Cumartesi 04:00 / Milwaukee bucks - Sacramento Kings
20 Mart Cumartesi 04:00 (NBA TV) / Utah Jazz - Phoenix Suns
20 Mart Cumartesi 04:30 / Minnesota Timberwolves - Los Angeles Lakers

Gördüğünüz üzere saçma sapan bir program var televizyonda. Şaşı olacağız bir onu bir bunu izlerken. Fazla alakam olmasa da March Madness gelmişken NCAA maçını izleyebilirim bu gece. Artık kıyamet kopuyor. Ne de olsa eleme maçları. Tabii gerçek kıyamet Sweet 16 ve sonrasında ama olsun.

Durant ile Hedo'nun kapışmasını da izlemek istiyorum. Keza aynı şekilde Celtics'in oldukça formda olan Rockets karşısında ne yapacağı merak konusu. Jazz ile Suns arasındaki maçlar da genellikle çok zevkli geçmeye aday...

Resmen ayıklanmış gecenin en seyre değer maçları. Hawks - Bobcats'i de verselermiş iyice abartı olacakmış. Ama dediğim gibi harika bir basketbol gecesi. İşin kötüsü bütün haftanın yorgunluğundan dolayı yorgunum, umarım uyanık kalabilirim. Size de tavsiyem uyanık kalıp en azından yayınlanan maçlardan ikisini izlemeniz.

Michael Jordan, Bobcats'i Nerelere Taşıyacak?

Bundan birkaç ay önce Charlotte Bobcats'in sahibi Robert Johnson, takımı satacağını açıklamıştı. Bunun üzerine takımın basketboldan sorumlu başkanı Michael Jordan, Johnson ile son söz sahibi kişi olmak için anlaşmıştı. Bir alıcının 275 milyon dolar teklif etmesinin üzerine Jordan'ın bu rakamla eşleşmek için Şubat'ın sonuna kadar vakti vardı. Bu sürenin sona ermesine dakikalar kala Majesteleri Bobcats'i satın almaya karar verdi ve Bobcats'in hisselerinin büyük çoğunluğuna (%80) sahip oldu.

Yaptığı açıklamalarda daha önce kulübün küçük ortaklarından biri olduğu için North Carolina'daki gücünü (Charlotte, North Carolina eyaletinin bir şehri) Bobcats adına kullanmadığını, ancak artık durumun değiştiğini söylemiş. Bildiğiniz gibi Michael Jordan, North Carolina Üniversitesi'nde takımına bir NCAA şampiyonluğu kazandırmış ve sonraki sezon NBA'e adım atmıştı. Bu nedenle Chicago için ne kadar efsanevi bir isimse, North Carolina için de bir o kadar önemli bir isim Michael Jordan. Gerçi "Nereye giderse gitsin Michael Jordan sonuçta" diyebilirsiniz ama bu tür özel yerlerde bazı işleri yaptırım gücü daha yüksek olacaktır haliyle. Özellikle taraftarları arenaya çekmek konusunda çalışmaları olacağına eminim. Zaten Jordan yaptığı açıklamalarda da buna dikkat çekti.

Jordan: "Salonunun benim zamanımdaki gibi hınca hınç dolmasını ve kulakları sağır edecek kadar ses çıkmasını amaçlıyorum." dedi. Bilmeyenler için, Hornets takımı 2003 sezonunun başında Charlotte'dan New Orleans'a taşınmıştı ve Charlotte halkı elbette bu duruma çok üzülmüşlerdi. Charlotte Bobcats de 2005 yılında lige adım attığından beri ligin dibinde sürünüyordu. Bu sezon ilk defa playoff yapacaklar muhtemelen. Başarı da seyirciyi çekecektir aynı zamanda. Hatta çok aklı başında şeyler söyledi Jordan bu konuyla ilgili: "Evet bu sezon playoff hedefimiz, ancak ben her sene üzerine birşeyler koymalıyız. Bu sezon playoff'lara kalırsak, gelecek sezon playoff'larda tur atlamalıyız. Playoff'larda tur atlarask ertesi sezon zirveyi düşünmeliyiz." Muhtemelen o da biliyordur 2 sezonda bir playoff takımının şampiyon olamayacağını ama bunu başarabilmek için büyük riskli hameleler yapmayı düşünüyorsa işte o çok tehlikeli olur.

Ayrıca benim korktuğum bir yan daha var Jordan konusunda. Kendisine basın toplantısında "Basketboldan sorumlu başkan idiniz şimdi takımın sahibi oldunuz? Yine bütün kararları siz mi vereceksiniz bu konuda?" diye sorulduğunda, espriyle karışık şu cevabı verdi: "Zannedersem takımı satın aldığımda, pek çok konuda söz söyleme hakkını da satın aldım". Geçmişteki draft seçimleri (Kwame Brown ve Morrison diyebiliriz) ile yaptığı takaslara bakacak olursak çok da başarılı olduğunu söylemek zor. Verdiği cevap nedeniyle, hala kendi burnunun dikine gideceğini düşünüyorum bazı konularda (özellikle oyuncu seçimleri ve takaslar). Ancak basın toplantısının sonuna "Jerry ile konuştun mu hiç?" şeklinde gelen soruya şu yanıtı verdi: "Egom o kadar da yüksek değil, herşeyi bildiğimi düşünmüyorum. Evet Jerry Reinsdorf'a (Jordan zamanı dahil olmak üzere Chicago Bulls'un sahibi) ve David Stern'e pek çok konuda danışmaktan kaçınmayacağım bu kulübü ileri taşımak için."

Özellikle oyuncular hakkında verilecek kararlarla ile ilgili genel menajer Higgins'in işine zırt pırt burnunu sokması durumunda istikrarlı bir kadro kurmak ve dolayısıyla da başarının gelmesi zorlaşacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Jordan birçok alanda Stern ve Reinsdorf'a danışacağını söylese de, bu konuda herhalde en iyiyi bildiğini düşünüyordur. Kısacası biraz kendisini geri çekecek olursa bu konuda, Charlotte Bobcats açısından daha iyi olabilir.

Ayrıca, hayırlı olsun Majesteleri'ne, eski bir profesyonel oyuncu olarak takım sahipliğine terfi eden ilk kişi oldu. Bir gün onu takım sahibi olarak da şampiyonluk yaşarken görmek isterim. Zaten Bobcats'e de bir sempatim var, ayrı bir zevk duyarım.

Türkiye'nin Michael Jordan'ı Hedo


Link

İngilizce'yi nasıl öğrendiği, maç öncesi neden pizza yemeye başladığı gibi ilginç konulara değinmişler NBA medyasının (NBA.com ve NBA TV) önemli simalarından Ahmad Rashad ile beraber. Ahmad Rashad'ın röportaj yaptığı isimler hep belli bir seviyeyi aşan, oyuncular olmuştur. Bu bakımdan Hedo'nun NBA'deki yaptığı işleri ve isminin değerini anlayabiliyoruz. Zaten Türkiye'nin en önemli oyuncusu olduğuna dair bir şüphem yok. Onu burada eleştirmemin nedeni bu yeteneklerini şampiyonluk yolundaki bir takıma yardımcı olmak için kullanmaması.

18 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Orlando’da Vince Carter, 27 sayı 6 asistle takımının iki alanında da lideriymiş. Göze pek hoş görünmüyor ama uzatmada dört sayı atıp maçı koparak basketin asistini köşede boş duran Lewis’e vererek galibiyetin en büyük sebeplerinden olmuş. Lewis de son maçlardaki tutukluğunu üzerinden atıp 7’si uzatmada 24 sayı atmış 17’de 8 yüzdeyle. Ayrıca 11 de ribaundu var. Howard’ın faul problemine girmesi sebebiyle yeterli süre alamadığı karşılaşma Jameer Nelson’ın basketine Wade karşılık veremeyince uzatmaya gitmiş. Kalan sürede Magic 13’e 7’lik üstünlük kurunca Miami’den galibiyetle ayrılan takım olmuş.

Carmelo özellikle maçın tıkanmaya başladığı ikinci yarıda ortaya çıkarak 26 sayıyla maçın en skoreri olmuş. Üstüne de 18 ribaundla kariyer rekoru kırmış Hornets’e karşı. Onun yanında Nene’nin de maçı 12’de 8 isabetle 20 sayı 6 ribaund 5 asist ve 5 top çalma ve 3 blokla bitirip çok yönlülüğünü konuşturmuş. Hornets’in bol bol top kaybı yaptığı ilk yarıda fark bir ara 27 sayıya kadar çıkmış. Ancak Nuggets ikinci yarıda skor üretmekte zorlanınca fark 9’a kadar inmiş son çeyrekte. Yine de Nuggets maçı kazanmasını bilmiş, zirvedeki takımların ihtiyacı olan kazanma alışkanlığı daha bir oturmuş gözüküyor. Skor üretmede zorlanmaları kötü ama bu sezon hatırlarsanız güçsüz takımlara zaman zaman boyun eğmek zorunda kalmışlardı, şimdi bunu aşmış gibiler. Yine de ileride hala kendilerini kanıtlamak için daha büyük sınavlar bekliyor.

Boşa kürek çekenler:
Her ne kadar Barnes’ın güzel yardım savunmasıyla son şutu kaçırsa da son çeyrekte 12 sayılık farkın oluştuğu maçın uzatmaya gitmesindeki en büyük sebepmiş Wade. 26’da 12’yle 36 sayısı 10 ribaundu 7 asisti var maçta. Son çeyrek istatistikleri daha etkileyici; 12 sayı 7 ribaund 2 asist. Bana kalırsa tek kötü tarafı 7 üçlük denemiş olması. Üçünü sokmayı başarabilse bile şuta daha az ağırlık verdiği maçlarda daha iyi oynuyor bana kalırsa. Ayrıca kritik bir basketi olduğu için maçı baltalayanlara yazmayacağım ama Beasley’e de değinmeden olmaz. 11’de 3’le oynamış ve 4 top kaybıyla maçın bu alandaki lideri. Hem de maçı koparan üçlükte Lewis’i boş bırakması da bence çok yanlış seçim.

Günün X-faktörü:
Aslında burayı hak etmek için oyunda öyle büyük bir değişim yaratmamış ama ilk yarıdaki farkın oluşmasında büyük pay sahibiymiş JR Smith. Maçta 18’de 7 isabetle 17 sayısı bulunuyor ve bunların hepsi ilk yarıda ve 13’ü de ikinci çeyrekte gelmiş.

Oha Steve Francis


Link

Yaklaşık bir hafta önce Wizards - Magic maçında gerçekleşmiş ben yeni gördüm hemen paylaşayım dedim. Steve Francis madeni bulmuş, kazdıkça kazıyor. Yarasın. Konuyla alakalı olarak daha önce George Karl'ı da ben yakalamıştım.