BIY AD

7 Nisan 2010 Çarşamba

David Lee ve Maksimum Kontrat

D'Antoni'ye "Sizce David Lee maksimum kontrat önerilecek 2 oyuncudan biri olmayı hakediyor mu?" diye sormuşlar. O da "Bakalım göreceğiz. Lee'yi çok seviyorum ve beğeniyorum ama piyasada pek çok isim dolaşıyor olacak. Onlara da bakacağız, birşey konuşmak için çok erken" demiş. Bu soruya cevap vermeyerek aslında konu hakkındaki fikrini ortaya koymuş diyebiliriz D'Antoni. Ben de bu konuda katılıyorum ona, Wade-LeBron-Bosh-Amare 4'lüsünden ikisini bir araya getirme ihtimali varken bunlardan birinden vazgeçip yerine Lee'yi koymak pek mantıklı değil.

En başta kabul etmek lazım ki, Lee bu sezon ligin önemli uzunlarından biri haline geldi. Ve ben bunu istatistiklerine bakarak değil, tamamen oyununa dayanarak söylüyorum. Öncelikle orta mesafe şutunu çok ama çok geliştirdi. Hatta şöyle söyleyeyim, ligde bu yönüyle bilinen Aldridge kadar şutu var şu anda David Lee'nin. Ha tabii ki Aldrige'e göre daha boş kalması gerekiyor bu şutlar için, çünkü Aldridge'in boyu ve bloklanması mümkün olmayan şut stili onda yok. Ama yine de orta mesafede boş kaldığında "Lee cezalandırır" diyebiliyorum gönül rahatlığıyla. Bunun yanında çok ilginç bir şekilde oyun alanı görüşünü bir üst seviyeye taşıdı bu sezon Lee, özellikle de potaya penetre ederken... Geçmişte de ondan beklenmedik ve hatta spektaküler bazı asist yaptığını görüyordum ama bu sezonki gibi istikrarlı bir şekilde boştaki arkadaşını görmesine alışık değildim. Bu söylediğim iki yönü, Lee'nin maksimum kontrat beklentisine girmesine neden olabilir. Ama Lee'nin eleştirilecek yönleri de var.

En başta, cüsse ve boy problemi var. Şampiyonluğa oynayan bir takımın pivotu kesinlikle Lee olamaz. Ne boyalı alanı kapatmak, ne blok tehdidi yaratmak, ne de birebir iyi bir savunmacı olmak gibi özellikleri var Lee'nin. Sadece ayaklarını çabuk çekebilen ve sertlikten kolay kolay yılmayan bir uzun olduğu için avantajı var ama saydığım dezavantajların yanında çok bir geçerliliği yok. Ayrıca hücumdaki üretkenliğinin de Knicks'in oyun sistemi sayesinde bu kadar yüksek olduğunu söylemeliyiz. Lee'nin bir Blazers, Cavs veya Spurs'ün temposunda bu verimlilikte oynamasını beklemek bana göre çılgınlık olur. Sahayı rakip uzunlardan çok daha çabuk katettiği için, pek çok sayıyı kolay bir şekilde buluyor ama playoff'larda düşen bir tempoda bu özelliğini elinden alıyor rakip takımlar. Yani demek istediğim o ki, 30 galibiyet alan Knicks temposunda oynayan bir takımda Lee'nin yaptığı istatistiklerin abartılı olduğu aşikar. Tamamen yarı sahaya mahkum olduğu bir tempoda, kendisi topu alıp takım arkadaşlarına pozisyon hazırlayabiliceğine dair ciddi şüphelerim var. Çünkü genellikle yaptığı işleri, kendi başına başarmıyor, ona atılan güzel pasların da büyük payı var. Ben mesela kendi kendime soruyorum "Takımımın ikinci büyük yıldızı Lee olsa ne düşünürüm". Herhalde şampiyonluğa yeterli bir takımım olduğuna inanmam kesinlikle. Marka isimlerin de etkisi vardır bu düşüncem de ama işler karıştığında takım arkadaşlarından asist alarak değil, kendisi yaratarak sayı bulan veya bulduran oyuncular ön plana çıkıyor. Lee'nin bunlardan biri olduğuna inanmıyorum. Özellikle de (bu yazıda üzerine çok değinmesem de) boyalı alan savunması konusundaki eksikleri sebebiyle...

Kısacası Knicks eğer şampiyonluk istiyorsa Lee'den vazgeçip iki süperstara yönelmek zorunda. Bunun nedenini bilmeyenlere şöyle açıklayayım. Knicks eğer Lee'nin serbest kalmasına göz yummak istemiyorsa sadece bir tane maksimum kontratlı oyuncuya imza attırabilecek. İkinci isim Lee olacak. Yok eğer iki süperstar'ı kadrosuna katarsa bu sefer de Lee'yi takımda tutması için bir şansı olmayacak. Bu durumda da yapmaları gereken seçim bence çok açık.

Ödeşme (mi?)


Link

Olağanüstü bir maç oynanmış dün gece iki takım arasında. Durant ile Deron Williams maçı takımlarına kazandırmak için çekişmişler, bir o atmış bir diğeri... Deron 42 sayı ile kariyer rekoru kırarken 10 da asist yapmış. Durant ise 45 sayı, 7 ribaund ve 4 asistlik bir performans sunmuş. Sonunda uzatmalarda 1 saniye kala uzak mesafeli ikiliği sayıya çeviren Deron, galip gelen taraf olmasını sağlamış Jazz'ın. Tabii burada CJ Miles'ın son pozisyonda, o ana kadar 12'de 7 üçlük isabetiyle oynayan Durant'ın bileğine çok net vurduğunu ve faul yaptığını da söylemem gerek. İnternette biraz bakınayım dedim, bazı kişiler "Ama önce topa dokunuyor, öyle çok bariz bir faul yok, son saniyede çalınmaz böyle faul" şeklinde yorum okudum. Öncelikle bence Miles topa dokunmuyor. Durant'ın top elinden çıkmak üzereyken avuç içine veya bileğine vurarak şutun kısa düşmesine neden oluyor. Bloklanan topun eğrisi değişir, bunda ise sadece hızından dolayı potaya yetişmiyor. Jazz da Thunder'a karşı bu sezon 4-0 süpürülmekten kurtulmuş oluyor.

Bunu söyledikten sonra başlığa döneyim. Niye ödeşme? Bunun için 31 Aralık'taki Jazz-Thunder maçını hatırlatıyorum sizlere. Millsap'e çalınan saçma ötesi faulü hatırlayanlar olacaktır... Şimdi ise Utah'ta bariz bir faulü çalmadıkları için Thunder kaybetmiş oldu. Bir nevi ödeşti takımlar, eğrisi doğrusuna gelmiş oldu belki de. Ama tabii bir yanlış karar, diğer yanlış kararı düzeltmez, hele arasında 3 ay gibi uzun bir süre olan 2 ayrı maçtaysa bu kararlar... Şimdi bu son maç yüzünden Thunder belki de 8. olup Lakers ile eşleşecek ve ilk turdan playoff'lara veda etme ihtimali artacak. Belki de Utah, bu galibiyet sayesinde aşağıdaki 3 takım arasında tercih edeceği Blazers ile eşleşecek. Kısacası Batı'daki playoff sıralamasını etkileyecek bir yanlış karar. Kim bilir belki de bu maç sayesinde Thunder ile Jazz eşleşir ilk turda ve çok ilginç bir seri izleriz...

Pozisyonun baş kahramanı Durant ilk anda inanamamış herhalde düdük çıkmamasına. Ancak kısa bir süre sonda olayı idrak edince, onun gibi sakin ötesi, beyefendi, sessiz bir yıldız bile hafiften hakemlerin üzerine yürümüş. Haksız da sayılmaz. Aşırıya kaçmadıkça bu tarz bariz hatalarda hakemlere yanlış yaptıklarını göstermek, tepki koymak gerekli diye düşünüyorum.

6 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansları:
Gecenin batıdaki sıralama açısından en önemli maçında Durant 45 sayısına rağmen son noktayı koyan Deron Williams olmuş. 23’te 14’le 42 sayısı bir yana 10 da asisti ve en önemlisi bitime 1 saniye kala maçı kazanmalarını sağlayan basketi var. Eğer Utah playofflarda bir yere gelecekse ihtiyaçları olan bir numaralı şey onun liderliği. Williams’ın dışında Utah uzunlar Memo ve Boozer da Thunder’ın canını yakan isimlerden. Boozer 28 sayı 15 ribaund 5 asistle oynamış. Eğer playofflarda böyle bir eşleşme olursa ne kadar zevk alacağımın bir habercisi olabilir bu maç, ancak Utah’ın bizimle aynı düşüncede olduğunu sanmıyorum.

Dalino Gallinari 31 sayıyla kariyer gecesinde Celtics’e galibiyet yüzü göstermemiş. Gallinari’nin performansında ilginç olan şey sadece tek üçlük isabetinin olması. Üçlük çizgisi dışında 11’de 9’la oynamış. Hatta oldukça agresif olduğu sadece birini kaçırdığı 11 serbest atış kullanmasından da anlaşılıyor. Maçı izlediğim bölümde kendisini pek sahnede görmedim ve başa baş bir maç vardı. Ancak şunu söyleyebilirim ki, sezonun bir bölümünden beri haklı olarak söylenen ve bir bakıma klişeleşen “Celtics umursamıyor” lafını bu maçın izlediğim bölümü için söyleyemeyeceğim. İyi mi kötü mü olduğuna artık siz karar verin. Ayrıca maçın son hücumunu Knicks oyuncularının da baskısıyla felaket oynamışlar. Sonuç 101-104, New York kazanmış tabii ki.

Bobcats’in hızlı maçladığı maçta Gerald Wallace hücumda takımını taşıyarak 100-109’luk galibiyetin bir numaralı sebebi oldu. 18’de 10’la 28 sayısı var. Savunmada yer yer halsiz geldi gözüme niyeyse ama hücuma gittiğinde aynı yorgunluğundan eser kalmıyordu. Sayılarının çoğunu ya kendi potaya giderek ya da Diaw’ın içeriye attığı güzel paslarla elde etti. Diaw demişken, kendisi bu maçta 17 sayı 9 asist 9 ribaundla oynadı. Savunmada bana kalırsa hızlı olmayan oyunculara karşı bire birde iyi iş çıkarıyor ama ara sıra tıkanan Bobcats hücumunun da onun bu yaratıcılığına ihtiyacı var. Bu maçta da takıma kattıkları açıkça gözüktü zaten. Bobcats ilk yarıyı rahat şekilde 23 sayılık farkla kapatınca ben de Celtics maçını izlemeye başladım ama döndüğümde fark 10’a kadar inmişti. Anladığım kadarıyla Atlanta’da öne çıkan isim olmasa da Bobcats fazla hücum ağırlıklı oynadığı için sahanın diğer tarafında tıkansa da savunmada rakip takımı durduramamış. Tabii maçın geri kalan bölümünü yine rahat bitirdiklerini söyleyebilirim.

John Salmons’ın 26 sayısı 19’da 8’le geldiği için hayvan sayılmayabilir ama önemli olan ilk 5’deki diğer dört oyuncudan toplam sadece 16 sayı gelmesine rağmen takımını galibiyete taşımış olması. Ancak hücumda zaten delicesine kısıtlı olan Bucks’ın Chicago gibi iyi savunma yapan bir takıma karşı da olsa Bogut’un yokluğunda ne kadar zorlandıklarını görüyoruz. Saha içinden %36’yla isabet bulabilmişler ve 79-74’luk gayet yakın bir skorla kazanmışlar maçı.

Kevin Martin, Memphis’e karşı 16’da 7’yle 29 sayı atarak takımını galibiyete taşımış. İki takımın da playoff dışında kaldıkları garantilendiği için maçın pek önemi kalmış olmasa da Houston’ın bu galibiyetiyle galibiyet yüzdeleri eşitlenmiş oldu.

Boşa kürek çekenler:
Kevin Durant şu isabetinde %50’nin altında kalsa da Utah’a karşı 45 sayılık müthiş bir maç daha çıkarmış. Jeff Green’in de büyük çabalarıyla maç uzatmaya gitmiş ancak takımının maçı kaybetmesine engel olamamış son attığı şutta isabet bulamayarak ve 139-140 yenilmişler bu bol skorlu maçta.

Bu sene Golden State’in başına gelen en iyi şey olan Step Curry, bu maçta da Wizards’a 27 sayıyla direnmiş ancak Maggette dışında pek yardım alamayınca koçuna bir galibiyet daha armağan edememiş. Yalnız karşısındaki Livingston’ın da iyi bir maç çıkardığını söylemek gerek.

Takımı baltalayanlar:
Bosh’la birlikte hücumdaki en büyük silahlarını da kaybettiler şimdilik ancak Toronto’nun eleştirdiğimiz yanı sezon başından beri aynı. Bu sefer de kendilerinden bariz üstün olsa da bu sezon karşılaştıkları diğer maçlarda zorlanan Cleveland’ın %56’yla şut atıp takım olarak 38 asist yapmalarına izin vermişler. Lebron ve Mo Williams da 12’şer asist yaparak (Lebron 13 aslında) Cavaliers adına bir ilki gerçekleştirmişler. Bu paragraf da playoff zamanı yaşanacaklar adına fikir sahibi olmamızı sağlayabilir. Gerçi bu gece yenilse de arkadan gelen Chicago’yu göz ardı etmemek lazım.

Günün X-faktörü:
Golden State’e karşı ama JaVale McGee 25 sayı ve 9’u hücumdan 15 ribaundla iki alanda da kariyer rekoru kırarak Don Nelson’ın en çok kazanan koç olmasına engel olmuş. Eli epey sıcak olan Nick Young da 18’de 10 isabetle 29 sayı atarak galibiyete katkı yapan bir diğer isim olmuş ve Wizards, Golden State karşısında sahadan 94-112’lik galibiyetle ayrılmış.

Sezonun bu vaktinde en amaçsız maçlardan birinde ne X faktörü diyeceksiniz ama Ben Wallace’ın 18 sayısı da az değil hani. Hem de zor bir şut ve tüm sahayı geçip yaptığı bir basket de var. Az daha uğraşsa kariyer rekoru kıracakmış zaten. Bundan 3 sene önce olsa Pistons’lılar çok eğlenirlerdi ama şimdi öyle bir hal kalmamıştır onlarda. Philly’de ise Brand ve Dalembert 15 dakika civarı süre alabildiler. Özellikle Brand memnun değildi bu durumdan, Speights de iyi bir oyun çıkarmış. Bakalım neler olacak.

Boston’la yaptıkları maça Gallinari’den başka damgasını vuran isim Earl Barron olmuş. 13’te 8’le 17 sayı atmış ve daha önce 9 olan ribaund kariyer rekorunu ikiye katlamış. 8 hücum 10 savunma ribaundu var. Daha önce forma giydiği Miami’den başka bir yerlerden de tanıdık gelmişti ismi, "TBL'de değil miydi?" diye düşünürken, ufak bir araştırmayla 2003’te Tuborg’da forma giydiğini onaylamış oldum.

Houston ve Sacramento’dan sonra son durağı Spurs olan draft edilmemiş çaylak Garrett Temple, NBA’de ilk 5 başladığı ilk maçında Kings’i pişman edecek bir performans göstermiş. 8’de 5’le 15 sayı atmış, yanında da 4 asist vermiş. Hill’in de dönüşüyle tekrar süre almamaya başlayacaktır ama izlediğim bir iki maçından ligde bir şekilde görev alacağını tahmin etmiştim.

Bizimkiler:
Ersan Bogut’un yokluğunda çıktığı ilk maçta 32 dakika süre bulup, aldığı dakikaları 17 sayı 7 ribaundla ödüllendirmiş ve takımının skor üretmekte zorlandığı maçın yıldızlarından biri olmuş. İstatistik kağıdında eleştirilecek tek şey 5 üçlük kullanılması gibi duruyor. Onun dışında maçı izleyemediğim için savunmada nasıl iş çıkardı bilmiyorum ama şu sıralar hücumda formda gibi gözüküyor.

Memo da ufak bir düşüş yaşadığı Lakers maçının ardından kendini bulmuş, 12’de 6’yla 20 sayı attığı maçta ek olarak 7 ribaund ve 4 asistle oynamış. 4 top kaybını biraz es geçebiliriz. Ayrıca maçtan bir not da, Utah’ın 2 bloğuna karşılık OKC’nin 11 blok yapması. İçeride çok daha güçsüz kalıyorlar halbuki.

Hidayet Cleveland karşısında tekrar kenardan gelmiş ve bu sefer anladığım kadarıyla topla imkanını da bulmuş ancak 5 asistine rağmen 10 şutundan sadece 3’ünde isabet bulabilmiş. Bosh’un da sakatlanmasıyla şöyle bir toparlanmasının vakti geldi de geçiyor ama zor tabii.

Bosh Gitti, Raptors Bitti?


Link

Gece Cavs'e karşı Bosh, Jamison'ın istem dışı dirseği ile yerde kaldı. Bir süre yerden kalkamayan oyuncu önce soyunma odasına, oradan da hastaneye bazı testler için götürüldü. Yapılan kontroller sonucunda sağ üst çenesinde ve burnunda kırık tespit edildi. Maske takıp oynayabileceği yazılmış çizilmiş. Burun kırıklarında oyuncuların 1-2 gün içerisinde döndüğüne çok kez şahit olduk ancak çenesinde kırık olunca iş başka bir hale bürünebiliyor. Raptors adına bu felaket haberinin bile pozitif bir tarafı var. O da Raptors'ın fikstüründen kaynaklanıyor. Bosh eğer 4-5 güne dönecekse Raptors'ın kaybettiği çok birşey yok. Çünkü o sağlıklı olsaydı bile önümüzdeki iki maçta Celtics ve Hawks'a karşı galibiyet almaları çok zordu. Önemli olan Bosh'un, Pazar günü oynanacak Bulls ve sonraki Pistons-Knicks maçlarına yetişip yetişmeyeceği. Bu arada Raptors'a bir güzel haber de Chicago'dan geldi. Dün gece Bogut'suz Bucks'a yenilerek çok büyük bir fırsatı teptiler. Dün kazansalardı, Nets'i de %90 yeneceklerini düşünürsek, Raptors'ın önüne geçebilirlerdi.

Kısacası 8. playoff kontenjanı için çekişme tam gaz devam...



6 Nisan Programı

7 Nisan Çarşamba 02:00 / Toronto Raptors - Clevelad Cavaliers
7 Nisan Çarşamba 02:00 / Golden State Warriors - Washington Wizards
7 Nisan Çarşamba 02:00 / Detroit Pistons - Philadelphia 76'ers
7 Nisan Çarşamba 02:00 / Atlanta Hawks - Charlotte Bobcats
7 Nisan Çarşamba 02:30 / Boston Celtics - New York Knicks
7 Nisan Çarşamba 03:00 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Chicago Bulls
7 Nisan Çarşamba 03:00 / Houston Rockets - Memphis Grizzlies
7 Nisan Çarşamba 04:00 / Oklahoma City Thunder - Utah Jazz
7 Nisan Çarşamba 05:00 / San Antonio Spurs - Sacramento Kings

Raptors normal şartlar altında zaten bu maça "kaybettik" gözüyle bakıyordur. Kazanırlarsa büyük ve güzel bir sürpriz olur ama maalesef kazanmaları şart. Bulls geliyor adım adım.

Gecenin en önemli maçı NBA TV'de. İsim olarak Thunder-Jazz çok daha güzel dursa da, sonucunun önemi açısından bu maç daha kritik. Bulls, Bogut'un sakatlığını evinde çok iyi değerlendirmeli. Bugün Cavs'in de normal şartlar altında Raptors'ı yeneceği göz önüne alınırsa, Bulls galibiyeti Raptors'ı büyük stres altına sokar. İbreyi Bulls lehine bile çevirir. Bogut'suz bir Bucks'ı yenmeleri lazım içeride Noah'ın da yavaş yavaş formunu yükseltmesiyle. Her ne kadar Suns'a karşı Avustralyalı yokken kazanmış olsa da Bucks, bugün Bulls Suns gibi büyük bir boşvermişlikle oynamayacak, orası kesin. Ayrıca bu sezon kısa sürelerle de olsa pivot pozisyonunda izlediğimiz (hatta Dwight Howard'a karşı bile oynamıştı) Ersan'a Bogut'un sakatlığı biraz daha süre yaratacak. Skiles kısa 5 tercih ettiği zamanlar milli oyuncumuza pivotta süre vereceğini açıklamış.

Spurs'de Parker dönüyor, iyi haber. Gerçi son zamanlarda o yokken savunma birkaç kademe atlamıştı. Onun dönüşüyle umarım yine bir düşüş yaşanmaz rotasyonlarda.

6 Nisan 2010 Salı

Roko Ukic Röportajı

Gerçi röportaj demeye bin şahit ister. Starbucks'da oturuyordum, eşi ve kızıyla beraber gelip önümdeki masaya yerleştiler. Ben de kahvelerini içmelerini bekledikten sonra yanına gittim. Boş vaktini ailesiyle geçirmek istediğini bildiğimi özellikle belirterek bir NBA blog'u tuttuğumu ve mümkünse birkaç sorumu cevaplayıp cevaplayamayacağını sordum. Sağolsun kırmadı beni, masama oturdu. Sorular o anda direk ilk aklıma gelen şeyler oldu. Kusura bakmayın artık. Bilmeyenler için, elinde alçı vardı parmağındaki kırık nedeniyle, 3-4 hafta oynayamayacak.

Can - Öncelikle kontratın bu sezon sonuna kadar değil mi?
Ukic - Evet öyle gelecek sene için birşey belli değil.

C - Peki NBA'e dönmeyi düşünüyor musun?
U - Aslında evet ama bu pek çok şeye bağlı. Gidip 5 dakika almak istemiyorum, ben basketbol oynamak, parkede olmak istiyorum. 20 dakika civarında süre alabileceğim bir takım eğer beni isterse tabii ki seve seve NBA'e giderim. Burada yapacaklarım, elde edeceğim başarılar çok önemli.

C - Geçen senenin büyük bölümünde koçun Jay Triano'ydu onun sistemine uyuyor muydun? Mesela önceki 2008 sezonunda oldukça geniş bir rotasyon kullanan Mitchell kalsa daha çok dakika alır mıydın?
U - Sorun Jay'de değildi. Ben ilk senemden memnundum, 15 dakikaya yakın süreler alıyordum. Sorun asıl bu seneydi. Hiç dakika alamadım.

C - Bu biraz da Scott Skiles'ın aşırı disiplinli ve defanstaki yüksek beklentileri sebebiyle miydi sana göre?
U - Hayır Scott Skiles da gayet iyi bir koç. Ama NBA'de üçüncü oyun kurucuysan üçüncü oyun kurucusundur. Rotasyonda önündeki biri sakatlanmadıkça bunun değişmesi çok çok zordur. Dediğim gibi ben oynamak istiyordum. Gelecek sezonun sonuna kadar garanti kontratım vardı ama ben bu 1.5 seneyi öyle kenarda oturup sadece 5 dakika oyuna girerek geçirmek istemedim. Basketbol oynamak için o kontrattan vazgeçtim.

C - En fazla uyum sağlayacağını düşündüğün takım hangisi?
U - NBA'deki takımlar her sene o kadar çabuk değişiyorlar ki, bu konuda bir cevap vermem zor.
C - Peki şu anda hangisi diye sorsam?
U - Pek bu konu hakkında düşünmedim, benim süre alabileceğim bir takım olsun yeter, gerisi benim için önemli değil.

C - NBA'de, karşısında en fazla zorlandığın oyuncu hangisiydi?
U - Genellikle fiziklerini kullanan, güçlü oyunculara karşı oldukça zorlandım. Örnek olarak Felton, Billups ve Stuckey'i verebilirim. Onlara karşı oynamak zor çünkü sürekli üstüne gelip kontağı sağlıyorlar, seni yoruyorlar.

C - Peki karşında görünce memnun olduğun oyuncular?
U - Rose ve Parker gibi oyunculara karşı çok daha rahat ediyordum. Çünkü bunlar güçlerini kullanmak yerine hızlarıyla seni geçmeye çalışıyorlar.

C - Bir de en beğendiğin oyuncuyu sorayım.
U - Steve Nash. O da bir oyun kurucu benim gibi. NBA'de çok atletik oyuncular var ve genelde atletiklik çok ön planda. Ama o oyunu başka türlü oynuyor. Oyun görüşü, basketbol zekası üst seviyede. Pasları ve şutları harika. Oyunu incelikleriyle oynuyor.

C - Şut demişken, ben onun NBA'deki en iyi şuta sahip olduğunu düşünüyorum şu anda. Sen?
U - Belki en iyi değil ama kesinlikle en iyilerden biri. Çünkü çok fazla iyi şuta sahip oyuncu var, örnek vermek için bile oldukça fazla var.

U - (Eşi yavaştan hareketlenmeye başlıyor) Kusura bakma gitmemiz lazım.
C - Önemli değil, vakit ayırdığın için teşekkürler.
U - Birşey değil.


Ersan hakkındaki görüşünü ve bu sezonki NBA şampiyonu tahminini alamadım ama olsun ne yapalım. Burayı okuyacağı veya göreceği yok ama yine teşekkür edeyim kendisine buradan da.

Edit: Acelem olduğu için notlarımın içinden ufak parçaları atlamışım onları ekledim.

Arenas Hapisten Yırtamadı

Arenas'ın silah olaylarından sonra hapis cezası almadığını ve 30 gün klinikte geçireceğini yazmıştım. Ancak Arenas iki geceyi hapishanede geçirecekmiş. Bunun nedeni kliniğe sevkedilmeden önce sağlık kontrollerinin ve sınıflandırmasının yapılmasıymış. Bir diğer önemli nokta da "Normalde buraya girmen gerekiyordu ama kurtuldun, bir bak bakalım neye benziyor" mesajıymış.

Siciline "hapis cezası" diye işlenmedikçe Arenas hapiste kalacağı süre 2 gün yerine 15 gün bile olsa göbek atarak giderdi herhalde.

Günün En İyileri - 3 ve 4 Nisan

3 Nisan:

Link

Earl Clark atletik yeteneklerini gösteriyor. Josh Smith, Tyrus Thomas familyasından. Eric Gordon smaç yarışmasına girene kadar, smaç basmıyordu neredeyse. Şimdi ise 2-3 günde bir Top 10'a giriyor maşallah. Devin Harris kaybetmekten bıktığını gösteriyor, son iki ay içerisinde 3 veya 4. kere böyle takip bloğu koyuyor. Noah da aynı şekilde sakatlıktan döndüğünden beri üç ayrı kişiyi poster etti. Maxiell, Lopez, şimdi de Tyrus Thomas. Blok yemiyor resmen. Yi ise çok güzel yiyor be kardeşim. Okafor topu ağzına sokuyor resmen yüz yüze pozisyonda... Rose'un up and under turnikesi harikulade, topu o kadar geri çektikten sonra sayıyı bulabilmesi gerçekten büyük iş. 1 numarada ise Terrence Williams orta sahadan gelen pası tipliyor, inanılmaz zor bir pozisyon. Carter'ı hatırlattı bana, o daha da zordu.

4 Nisan:

Link

Of of ilk açıdan fazla anlaşılmıyor ama Duhon'un fake'iyle Butler hayalet topun peşinden gidiyor. Arkadan izleyiniz. Pas yerine kendisi atsa daha bile etkileyci olurmuş herhalde. Josh McRoberts neler yapıyor öyle? Bildiğimiz uzun forvet bu oyuncu yani, 2.08 boyunda. Omuz üzerinden bakmadan pas mı dersiniz, takip smacı mı dersiniz, dripling yaparken bel arkası bounce pas mı dersiniz? Yok artık Josh McRoberts... Ibaka'nın smacı güzel ama sonrasında Terry gibi jet uçuşu yapması paha biçilemez. LeBron'un topu Pierce'tan kaçırması ve Rondo'dan bir anda koparak vurduğu smaç elbette güzel. Livingston'ın turnikeye bayıldım, inanılmaz çabuk bir reverse yapıyor ve boynuna aldığı darbeye rağmen topu çevirerek bitiriyor. Carter'ın da parkta yürür gibi bir rahatlıkta 270 dereceye yakın bir smaç bastığını görüyoruz. Smaç yarışmasına girse hala rahatça kazanabilir gibi duruyor Carter.

2010 NCAA Champions - Duke


Link

Çok heyecanlı ve güzel bir maç oynanmış gece. Hayward iki kere şampiyonluğu getirecek şansı elde etmiş ancak şutlar girmeyince kazanan Duke olmuş. Özellikle son şut girse, Butler'ın zafer öyküsü herhalde tarihe kazınır, kimse tarafından da unutulmazdı.










5 Nisan Programı

6 Nisan Salı 04:15 (NTV Spor) / Duke - Butler

NCAA Finali... Duke elbette favori olarak çıkıyor. İki takımın arasında büyük farklar var. Tek bir örnek vereyim. Bir yerlerde Duke koçu Krzyzewski'nin 4 milyon dolar aldığını okumuştum bir aralar. Bugün öğrendim ki Butler'ın bu sezonki bütçesi 1.7 milyon dolarmış. Duke'unki ise 14 milyonmuş. Kısacası aralarında birazcık fark var. Butler kısıtlı imkanlar ve 33 yaşındaki koçu Stevens ile buralara geldi ve defanslarıyla bir sürpriz daha kovalayacaklar. Bu arada 33 yaşındaki koç demişken, Stevens'a önce NCAA'in önemli koçlarından Izzo, ardından da NCAA efsanesi Krzyzewski ile karşılaşmanın nasıl bir duygu olduğu sorulmuş ve şu yanıtı vermiş genç koç: "Onlar kitap yazıyorlar, ben de o kitapları okuyorum." Ama asıl güzel yanıt Koç K'dan gelmiş: "Ben Stevens'ınki için şimdiden ön siparişi verdim."

Butler kazanırsa Amerikan basınında çok büyük kahramanlık, başarı hikayeleri yazılacak. Hatta eminim birçok kişi içten içe Butler'ı destekliyor bu nedenle. Butler'ı 1, Duke'u üç buçuk kere izlemiş biri olarak bana yorum yapmak düşmez. Zaten maçı da izleyemeyeceğim. İyi seyirler diliyorum herkese.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Celtics Konsantre Olamıyor

Öncelikle kullandığım fotoğrafa bakmayın, elbette abartılı bir resim. Ama bu sezon zaman zaman bu durumlara düştüğünü gördük Celtics'in. Neyse yazıya başlayalım...

Bu sezon beklentileri karşılayamayan Celtics takımının pek çok problemi vardı. Sayacak olursak, öncelikle Garnett'in sakatlığı, sonra genel olarak takımın yaşlanmasını örnek gösterebiliriz. Ama en önemlisi hakkında kısa birşeyler yazmıştım. Dünkü Cavs maçını izlerken ekrana bir istatistik yansıdı ve bu konsantrasyon eksikliğini gözler önüne serdi, şuydu: Bu sezon 10 sayı veya daha fazla farkla öne geçtikten maç kaybetme... Şöyle sıralanıyor takımlar:

Memphis Grizzlies - 15
Boston Celtics - 13
Golden State Warriors - 13
Houston Rockets - 13


Televizyon kanalının bu istatistiği gösterme sebebi Celtics'in dün 20 civarı farkla öne geçmesine rağmen maçın bitimina birkaç dakika kala geri düşmesiydi (gerçi Cavs öne geçmeden önce gelmişti sanırım ama mantığı anladınız). Cavs de LeBron'un son hücumdaki yanlış seçimi olmasa, belki maçı kazanacaktı ama olmadı.

Öncelikle 13 rakamının Celtics için aşırı yüksek olduğunu düşünmeyen yoktur zannedersem. Ama bunu başka bir yolla gözler önüne sereyim: Celtics'in bu sezon kaybettiği toplam maç sayısı 28. Yani bunların yaklaşık yarısında rakibe karşı açık bir üstünlük kurduktan sonra maçı kaybetmişler.

Şimdi listede yer alan takımlara bakalım biraz. Bir kere hepsinin bir 'bahanesi' olduğunu görüyoruz. Nedir bu bahaneler? Mesela Grizzlies'in bench'inin ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. NBA'deki en zayıf yedeklere sahipler. İlk 5 oyuncuları farkı açsa da yedek oyuncular aynı tempoyu, verimliliği sürdüremiyor. Ayrıca dış oyunculardan başlayan ve Randolph'la süren bir savunma eksikliği var. Bu nedenle açılan fark kolay bir şekilde eriyebiliyor.

Warriors'ı açıklamama gerek bile olduğunu zannetmiyorum. Don Nelson ve Warriors diyorum sadece...

Rockets aslında net bir nedeni yok diyebiliriz. Evet eski Rockets yok sahada defansif olarak ve boyalı alanı hiç savunamıyorlar cüsseleri yetmiyor. Onun dışında hücumda da kısıtlı bir takımlardı en azından Kevin Martin gelene kadar - ki hala öyleler. Brooks'dan başka patlayıcı bir oyuncuları yoktu. Yani çektikleri sıkıntılar ve rakibin boyalı alandan bulduğu sayılar, yedikleri serileri anlatıyor sanki.

Peki ya Celtics? Nedir Celtics'in derdi? Onların üstte yazdığım takımlar gibi büyük eksikleri yok kesinlikle. Ligin birbirini en iyi tammalayan kadrolarından birine sahipler. O zaman problem nerede? Konsantrasyon evet. Tamam belki son iki senedir bütün ligin gözünü korkutan, dizlerinin bağını çözen Celtics yok bu sezon ama 10 ve daha fazla farkla öne geçtikleri 13 maçı kaybetmelerini ben konsantrasyondan başka birşeyle açıklayamıyorum. İki sezon önce olsa bu seneye oranla çok da az geri düşmüşlerdir eminim ki. Ama ligin en kötü takımlarına karşı bile büyük bir gazla maçlara çıktıkları ve ölüm kalım maçı gibi oynadıkları da bir gerçek. Bu sezon ise Rasheed'in gelişiyle (koçuyla da kavga etti sağolsun) ve yaşlılıkla beraber rakiplerin geriden gelmelerine fırsat çıkarıyorlar adeta. Tabii iki sezon önceki formlarında olmadıkları için de bu geri dönüşü durduramayıp maçları kaybedebiliyorlar. Playoff'larda bu havadan ne kadar sıyrılabilecekleri atlayacakları turları ve haliyle başarılarını belirleyecek.

Bir Ribaund Nelere Kadir


Link

Blatche neler neler yapmış 9 ribaundu varken ve triple double'a yaklaşmışken. Tabii burada bir kez daha 13 asistini övelim. Diyorum ya bu adamın yeteneği sorgulanmaz ama kafa yapısı sorgulanır. Kafa demişken dönelim dün gece neler yaptıklarına. Komedya şöyle başlıyor: Blatche, defansta tuttuğu Yi'yi hiç sallamadan ribaund kovalıyor ancak faul yapıyor. Bir çocuk gibi zıplamaya başlıyor "Ya ama bu haksızlık" modunda, sonra hakeme "Ne yaptım ki?" diyor. Ardından CDR'ın üçlüğünde Blatche ribaundun peşine düşmekte gecikince top Cartier Martin'in kucağına düşüyor o da refleks olarak tutuyor. Sonrası daha da komik, sanki büyük bir felaket olmuş gibi başını ellerinin arasına alıp "Allah'ım nasıl olur bu?" triplerine giriyor. Bu da yetmiyor McGee'nin serbest atışları sırasında Yi'ye açık açık "İkinci atış kaçarsa ribaundu bıraksana" diyor ama reddediliyor. Zaten normalde oldukça kötü yüzdeyle serbest atış atan McGee ikisini de sokuyor. "Ulan git önce takım arkadaşına kaçırmasını söyle" diyesim geldi burada =) Her neyse son saniyelerde de Devin Harris'in arkasından "Acaba turnikeyi kaçırır mı?" diyerekten son sürat koşuyor. Yetmiyor 4 saniyede rakip sahaya geçip şut kaçırıp ribaund almaya çabalıyor. Ama hepsi BOŞA... Oh olsun diyorum buradan. Neden?

Buradan Blatche'e iki soru yöneltiyorum soruyorum.

1) Maç 97-95 olsa, Devin Harris öyle turnikeye gidiyor olsa senin gibi vurdumduymaz bir adam, defansta da iki takım arkadaşını görünce o şekilde koşar mı?
2) 16 maç üst üste yenildiğinizde hangi maçın ardından, Martin'in ribaundu aldığı sırada üzüldüğün kadar üzüldün?

Başka sorum yok hakim bey... Bir daha söylüyorum "Oh olsun!"

Ama şunu da söyleyeyim, en azından gülerek, sempatik bir şekilde yapıyor bunları Blatche ve videoyu izleyenleri eğlendirmeyi, güldürmeyi başarıyor. Öyle Ricky Davis gibi kendi potasında turnike kaçırıp ribaundunu almıyor. Yine de Blatche'in son 4 saniyede rakip potaya öyle haldır huldur gitmesi de herşeyin üstüne sos oluyor.

Videoyu paylaşan kskhytr'a teşekkürler.

Cleveland Cavaliers - Boston Celtics (LeBron Salladı Ama Yıkamadı)

Maçı izleyip uzunca yazdığım için günün notlarından ayırmak istedim. Aradığınız oysa eğer tık.

Gecenin doğudaki mesaj maçına iki takım da beklenenden iyi hücum performanslarıyla başladı. Celtics, ilk çeyrekte Ray Allen’ın önderliğinde 33 sayı atarken Cleveland’ın da 8’ini Mo Williams’ın attığı 24 sayısı vardı. İki takım da skorlu başlıyorum tabii ama bunlardan savunmada ve hücumda sorun yaşamayanı Boston’dı. Lebron asiste yönelik oynasa da şutlarında hiç isabet bulmadı ve inatla şuta yönelik oynadı. İkinci çeyrekte de ne James ne Jamison istedikleri performansı veremeyince Cavs hücumu tıkanıp kaldı. Hücumda ekstra katkı veren tek isim Ilgauskas’tı, ayrıca kendisi ilk yarıda Boston’lıların rahatça skor ürettikleri pota altını da kapattı ancak Boston’ın yine ilk yarıdaki kadar iyi skor üretmesi farkın iyice açılmasına neden oldu. Hickson’ın top kaybından sonra oyun süresini topu almayarak bekleten Rondo’nun üstüne gidilmeyince o da üçlükle kapadı ilk yarıyı ve skoru 64-49’a getirdi. İlk yarıda tam skorun belirttiği şekilde bir Celtics üstünlüğü vardı diyebilirim. Savunmada hiç kendi kimliklerini yansıtamadılar ve hücumda da Celtics’e karşı çok zorlandılar. Jamison şutlarında ve serbest atışlarında iyi bir isabet oranı sağlayamadı. Genelde hareketliliğiyle rakibinin canını yakan Hickson da aynı olanağı bu maçta hiç bulamayınca şuttan başka şey deneyemedi. Doğal olarak izlerken bu üstünlüğe hiç şaşırmadım. Bir tek Ray Allen’ın şut performansı her maçta aynı olmayabilir ancak o da Cleveland savunmasının uyumadığı anlamına gelmiyor.

Üçüncü çeyreğe tüm o farka rağmen iyi hücum ederek başlayan ekip yine Celtics oldu. Maç bir süre daha ilk yarıdaki gibi seyretti, ta ki Mike Brown sinirlenip iki teknik faul alana kadar. Daha sonra gördük ki Mo Williams faul olduğu şeklinde itirazda bulunup teknik faul alınca bu kadar sinirlenmiş ama ben orada “maçın devamını görmek istemedi herhalde” diye düşünmüştüm.
Birkaç dakika sonra Rasheed de zıvanadan çıkıp hakeme adeta teknik faul için yalvarırcasına itiraz etti. Tek teknik faulle yetindiğine mutlu olmasa gerek, itirazlarını daha da arttırdı. Kenardan Doc Rivers onu oyunda tutmak istediği için sakinleştirmeye uğraşsa da Wallace ona da bağırdı, Rivers da kenara aldı doğal olarak. Ve tahmin edersiniz ki Wallace kenara yürürken de susmadı. Böyle kuru kuru anlatılmaz tabii, aşağıdaki videodan maçı kaçıranlar yaşananları tekrar görebilir:


Link

Ancak maçın son çeyreğinin hikayesini LeBron yazdı. Zaten sezon boyunca önemli maçların son çeyreklerinde nasıl oynadığını biliyoruz ama bu apayrıydı. Ilgauskas’ın faul yaptığı pozisyona (bana göre) gereksiz şekilde itiraz ederek teknik faul aldıktan sonra eline aldığı her topta bir tank edasıyla potaya giderek hıncını oradan çıkardı. İşin kötüsü tüm Boston oyuncuları onun ne yapacağını biliyordu ancak hiçbir şekilde durduramadılar. Karşısına kim çıkarsa LeBron önünde sürükleyip potaya kadar götürdü. Ben bu şekilde gitse de Celtics artık maçı vermez buradan diyordum ama Cleveland savunması da rayına oturunca ne olduğunu anlamadan Cleveland üstünlüğü yakaladı.

Farkın azaldığı bölümde şut bile kullanamayan Ray Allen’ın üçlüğüyle Celtics taraftarı rahatlasa da hakemler Anthony Parker’ın kaçan üçlüğünde ribaundu alan Tony Allen’ı, topa potanın üstünde müdahale etmiş olarak görünce Cleveland üç sayı daha kazandı. Tekrarını görünce anladık ki karar yanlışmış ama o pozisyonda Parker’a da ufak bir faul yapılıyor. Hakemler doğru kararı çalmayıp yanlış karara düdük çıkarmış yani. Eğrisi doğrusunu bulmuş oldu. Bir sonraki pozisyonda Tony Allen, Rondo’nun güzel pasını sayıya çevirince fark tekrar 3’e yükseldi ve sahanın diğer tarafında Celtics, LeBron’a taktik faul yapmayı seçti. LeBron’un tekini kaçırdığı serbest atışlara Paul Pierce da 2’de 1’le karşılık verince fark değişmedi. Boston’lı oyuncular LeBron’a bir faul daha yaptılar, LeBron bunların yine birinde isabet bulabildi ancak kaçan serbest atışta ribaund mücadelesine giren Perkins’e faul yapılınca ikisini de kaçırdı genç pivot ve topu alan LeBron, pozisyonda 2’ye 2 hızlı hücuma çıkarken ve çembere rahatlıkla gidebilecekken çok çok yanlış bir kararla üçlük atmayı seçince ve isabet bulamayınca maçı kazanan ekip Celtics oldu. Deplasman takımları zaman zaman maçı kazanmak ister bu tip son saniye toplarında, uzatmaya giderse "Ev sahibi takım avantajlı olabilir" diye. Ama LeBron’un bu son üçlüğü denemeden önce maçta çizginin gerisinden 8 denemesinde hiç isabet bulamadığını ve normalde de yüksek yüzdeyle atan bir isim olmadığını belirtmek lazım.

4 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansı:
Boston adına geceye damgasını vuran isim 9’da 6 üçlükle (ve 17’de 10 toplam) Ray Allen oldu. Gerektiğinde önündeki boşlukları kullanıp potaya gitti ama en çok can yakanı o mükemmel şutunda çok iyi isabet bulmasıydı. Maçı 33 sayı 4 asistle takımına kazandırdı yıldız oyuncu. 16 sayı 14 asisti olan Rondo’nun hakkını da yememeli ama hala çok rahat bir iki pozisyonda pas vermeyi tercih etti.

Magic maça çok hızlı 7 sayıyla başlasa da ilk çeyreğin sonraki dakikalarında Memphis farkın açılmasına izin vermeyerek ne kadar dişli bir rakip olduğunu göstermişti. Tabii Howard karşısındaki Hasheem Thabeet ışık hızıyla faul problemine girince Gasol’ün yokluğunu oldukça aramışlar ve son çeyrekte yine yorgunluğa yenik düşüp Magic’e boyun eğmek zorunda kalmışlar. Orlando adına maçın yıldızı %50 şut isabetiyle 26 sayıya ulaşan Vince Carter olmuş. Ayrıca 7 ribaundu 6 asisti 2 top çalması ve bir iki güzel smacı var.

Kazanmak için artık tek sebepleri kalan Golden State oyuncuları, önündeki maçlara ölüm kalım meselesi gibi bakması gereken Raptors’ı zor da olsa yenmeyi başarmış. Takımlarını taşıyan Magette 31 sayı, Anthony Morrow 25 sayı 10 ribaund, Step Curry de 29 sayı 8 ribuand 12 asiste imza atmış. Ellis’in olmadığı Golden State takımında toplam 31 asist yapılmış. Tabii son olarak Lenny Wilkens’i en fazla galibiyet sayısında yakalayan Don Nelson’a da buradan tebrikler.

Kevin Durant Lebron’un sonradan azmanlaştığı maçı görünce sayı krallığı yarışında geri kalmamak istemiş olsa gerek, Timberwolves potalarına 22’de 13’le tam 40 sayı göndermiş. Aynı maçta başka çok etkileyici istatistik, top kaybı yapmaktan pek çekinmeyen Westbrook’un kariyer rekoru olan 16 asistinin yanında sadece tek top kaybı yapmış olması. Son zamanlarda az top kaybı yapmayı öğrendi gibi ama bu uç nokta olmuş herhalde. Minnesota’da Ryan Gomes ve çaylak Flynn’in 22 sayılık çabalarına rağmen Thunder 3. çeyrekte biraz zorlansa da genel olarak rahat bir maç çıkarmış Minnesota karşısında ve 108-116’lık galibiyetle ayrılmış sahadan.

Roy Hibbert’ın 20 sayı 11 ribaund 2 bloğunda pek bir şey yok ama bu sezon birkaç kere daha yaptığı gibi tam 7 asiste imza atmış. Pacers %57.6’yla şut atmış olabilir ama maçın en fazla asist yapan oyuncusu olan bir pivottan bahsediyoruz. Arada böyle şeyler yapsa da maç başına yaptığı faul sayısının asist sayısından fazla olduğu gerçeğini de hatırlamalı.
Bu arada maçtan başka bir bilgi de, Adelman bir ara sinirlenip tüm ilk beş oyuncularını kenara almış. Zaten Lowry, Budinger ve Hill’in çabaları istatistiklerine de yansısa da maçı 102’ye 133’lük büyük farkla yenilmelerine engel olamamış hiç biri.

Kaç maçtır canını dişine takan Manu bu gece yine coştu ve Lakers’ın canını 32 sayı 5 ribaund 5 asistle yaktı. Kendisinin ne yaptığını istatistikleri düpe düz belli etmiyor yine çünkü ne yaptıysa son çeyrekte yaptı. Yanlış hatırlamıyorsam 3. çeyreği 15’te 5 gibi bir yüzdeyle bitirmişti, o zamana kadar takımı sürükleyen Duncan ve Lakers’a yaptıkları müthiş savunmaydı. Son çeyreğin başlarında Gasol ve o ana kadar kendi standartlarının altında oynayan Kobe’yle birlikte Los Angeles ekibi bir seri yakalayıp maçı ortaya getirdi ama Manu’nun buna izin vermeye niyeti yoktu. Kritik anlarda attığı üçlükler, potaya giderek bulduğu sayılarla takımını sırtlayıp farkın yine istedikleri konuma gelmesini sağladı. Zaten Hill’in sakatlanmasıyla topu maç boyunca taşıyıp oyunu kuran kendisiyken bunları yapmasından çok etkilendim.
Spurs savunmasından bahsetmiştim, bugün gerçekten oturmuş gibiydi rotasyonlar. Spurs 4 numaraları genelde Artest’i tuttular karşılaşmada. Baya boş üçlük şansı buldu kendisi ama 9 denemeden sadece 2’sinde başarılı olabildi. Bogans da Odom’ı tuttu ayrıca. Son 7 maçın 6’sını kazandılar yanılmıyorsam, eğer savunmadaki bu tutumlarını koruyup hücumda skor dağılımını biraz daha iyi yaptıkları taktirde playofflardaki şanslarını arttırabilirler. Veya ben fazla büyütüyorum, ileriki günlerde göreceğiz.

Nets-Wizards maçında enteresan şeyler yalanmış. X-faktörüne koyacaktım ama triple-double’a yaklaşmış diye burasıyla ödüllendirmeye karar verdim. 18’e 5’lik şut yüzdesi onun için oldukça kötü olsa da, Andray Blatche 10’unu kaçırmadan attığı serbest atışlarla bulduğu 20 sayı, 9 ribaund ve 8’i ilk çeyrekte(!) gelen tam 13 asistle oynamış. Nets’e karşı da olsa çok önemli bir performans. Bir başka istatistik de benim gibi dikkat etmemiş olanlar için geliyor; Blatche’ın son 6 maçtaki asist ortalaması 6,6. Bir başka gariplik de Mike Miller’ın 13 ribaundu. Kariyer rekoru 19’muş ama yine de dikkat çekici.

Boşa kürek çekenler:
Lebron son çeyreğe kadar varlığını hiç hissettirmese de öyle bir kükredi ki 20 sayılık farktan geri döndü Cleveland. Bilgisayar oyunlarındaki olduğu gibi istediği zaman potaya gidip en kötü bir faul çıkardı. Ancak o kadar farktan getirdiği maçı uzaklardan denediği üçlükle koparmayı tercih edince galibiyeti elde edemediler. Lebron toplamda 31’de 14, üçlük çizgisinin gerisinden (biterken salladığı bir tanesini saymazsak) 8’de 0’la oynadı. Yanında 7 ribaundu, 9 da asisti var.

24 sayısı olan Zach Randolph, karşısındaki Lewis’e zor anlar yaşatarak bolca faul çizgisine gitmiş. 18 de ribaund almış Randolph, tabii Rashard Lewis’in de kendi avantajını kullanıp 7’de 5 üçlük attığını da eklemek lazım. Hem Gasol hem de bench katkısı olmayınca 92-107 yenilmişler. Ribaund ve top çalma gibi istatistiklerde rakiplerine üstünlük kursalar da sadece 12 asist yapabilmişler takım olarak.

Gasol, Spurs'e karşı 32'yle bu sezon attığı en fazla sayıya ulaştı. 7 ribaundu 6 da asisti var. Duncan'a karşı bu istatistikler etkileyici ama geçen maçtaki gibi denize dökme olayı yoktu. Duncan da hücumda aynı şekilde karşılık verdi, hatta bölüm bölüm daha etkili oldu diyebilirim. Tabii Gasol Kobe'nin kötü oynadığı maçta takımı taşıyan yegane isimdi, orası ayrı.

Chris Bosh, yüzüp kuyruğuna geldikleri maçta 19’da 11’le 42 sayıya ulaşıp 12 ribaund almış. 5 de top çalmış yanında ama imkansızı başarmış maçın sonunda. Detaylı bilgi için tık.

Günün X-faktörü:
Josh McRoberts, Houston’a karşı hayatının maçını çıkarmış. Tüm sahayı koşarak tamamladığı smaçlardan tutun bacak arkasından verdiği paslara kadar yakın tarihte böyle bir maç daha çıkarmaz herhalde. 9’da 8’le attığı 17 sayı kariyer rekoru, 12 ribaundu da kariyer rekorunu egale ediyor.

Bizimkiler
Hidayet yine kenardan gelmiş, sadece 20 dakika süre alabilmiş. Tamam, adama cezasını veriyorsun gayet haklı bir şekilde ama verim alabileceğin şekilde kullanmazsan boşa gidecek. Ben playofflarda daha fazla süre alacağını tahmin ediyorum ama Hidayet o süreleri nasıl değerlendirir o konuda şüphelerim var. Bu maçta da 4’te 2’yle 8 sayı 4 ribaund 3 asistle oynamış.

Vurursa Gol Olur, Vuruyor ... Aut


Link

Gece uyku tutmayınca Raptors maçına bakayım dedim. Son çeyrekte 15 sayıyla gerideydiler. Sony Weems'in savunmadaki çabaları ve Bosh ile Jack'in hücumdaki katkılarıyla olmadık bir şekilde oradan maça ortak olmayı başardılar son dakikaya girilirken. Turiaf ve Curry'nin serbest atışlarda yaşadıkları problemler farkın 3'e kadar inmesini sağladı. Ancak Don Nelson, Lenny Wilkins'i yakalamak uğruna (tamam eskiden de arada sırada yapıyordu) önde olmasına rağmen üçlük yememek için taktik faullere başvurdu. Nelson'ın izlediği yol az kalsın elinde patlayacaktı.

Bosh normalde yapılanın aksine serbest atışların ikisini de sokunca, Raptors'ın işi top çalmaya kalmıştı. Burada işin savunma tarafında maçın dönmesinde bana göre büyük katkısı olan Weems yine ön plana çıktı. Turiaf'ın pasını inanılmaz bir çabuklukla araya girerek kaptı, topla beraber dışarı çıkmak üzereyken de bakmadan arkasındaki Bosh'a mükemmel bir şekilde aktardı topu. Ancak o ana kadar müthiş şut yüzdeleriyle 42 sayı, 12 ribaund üreten, durdurulamadığı için devamlı serbest atışlar kullanan Bosh, iki saniye gibi uzun bir süresi varken topu çemberin sağından bırakmak yerine hemen zıplayıp atmak isteyince Turiaf onu rahatsız etti. Bu da Bosh'un çok kolay bir basketi kaçırmasına sebep oldu. Başlığı da zaten Bosh'a ithafen attım. Warriors pota altını bütün maç delik deşik ettikten sonra bu son pozisyonda tıkanması yakışmadı ve yazık oldu bütün maç yaptıklarına.

Gece, programda "Bir çuval incir" konusuna değinmiştim. Raptors hakikaten berabet etmiş olabilir işi... Şimdi sırayla Cavs, Celtics ve Hawks maçları var. Bulls ise bu dönemde Bucks (Bogut'suz), Cavs ve Nets ile karşılaşıyor. Bu dönemde Raptors'dan bir fazla maç kazanmaları halinde ayın 11'inde Air Canada Centre'da kıyamet kopacak: Bulls-Raptors maçında. Gerçi sonra Bulls'un Bobcats ve Celtics maçları var ama yine de önümüzdeki 4 maç sonrasında Raptors'ın önüne geçmiş olabilirler. Bogut'un sakatlığı Bulls'un playoff yapma ihtimalini arttırdı ancak hala Raptors biraz daha şanslı. Bosh önümüzdeki 3 büyük maçta kendisini affettirmeli ekstra bir galibiyet hediye ederek takımına.

4 Nisan 2010 Pazar

4 Nisan Programı

4 Nisan Pazar 20:00 (NTV Spor banttan 22:15) / Cleveland Cavaliers - Boston Celtics
4 Nisan Pazar 22:30 / San Antonio Spurs - Los Angeles Lakers
5 Nisan Pazartesi 01:00 / Houston Rockets - Indiana Pacers
5 Nisan Pazartesi 01:00 (NBA TV) / Golden State Warriors - Toronto Raptors
5 Nisan Pazartesi 01:00 / Memphis Grizzlies - Orlando Magic
5 Nisan Pazartesi 01:00 / New Jersey Nets - Washington Wizards
5 Nisan Pazartesi 02:00 / Minnesota Timberwolves - Oklahoma City Thunder
5 Nisan Pazartesi 04:30 / New York Knicks - Los Angeles Clippers

Cavs - Celtics çok güzel maç oluyor son dakikalara girdik ve şu anda NTV Spor'da da yayın başladı. Skoru bilmeyenler için skoru vermiyorum ama izleyin, pişman olmazsınız.

San Antonio da Cavs, Celtics ve Magic'i yendikten sonra Lakers'a konuk oluyor. Bu maçı da kazanırlarsa, playoff'larda onlara olan güvenim artacak.

Raptors 3 maçtır kazanıyor ancak bugün Warriors'a yenilirlerse bir çuval inciri berbat ederler. Bulls arkadan doludizgin geliyor. Ben onların Raptors'ı yakalamasına çok az ihtimal versem de yine de bu gidişat Raptors'ı rahatsız ediyordur. Önlerinde Cavs-Celtics-Hawks ve Bulls maçları var. Warriors'ı ya yenecekler ya yenecekler. Yoksa çok tatsız bir sürprizle karşılaşabilirler.

3 Nisan'dan Notlar

Günün Hayvan Performansları
Wade yine kabına sığmamış Minnesota karşısında. 27 şutunda 15 isabetle 39 sayı bulmuş. Bir gece önce de 43 sayı yollamıştı Pacers’a karşı. Tek başına takım olduğunu zaten biliyorduk da, hani insan da mı değil bu adam? İki gece, iki deplasman. Biraz dinlen, kabına çekil… Yok o inatla savaşmaya devam ediyor. Dün gece 39 sayısının yanına 8 ribaund ve 6 asist eklemiş. Her alanda takımına katkı vermiş kısacası. Takımın bir diğer kaptanı Udonis Halsem ise 13 sayı ve 17 ribaundla en büyük yardımcısı olmuş süper yıldızın. Kaptanların dayanışmasıyla kolay bir galibiyet bulmuşlar Minnesota karşısında kısacası.

Chris Bosh, playoff bileti için savaş halinde olan takımlar arasında Toronto’yu sekizincilikte tutmak için elinden geleni yapmış. Yıldız oyuncu, Philadelphia karşısında zorlansa da Raptors’ı 14’te 8 ile 28 sayı, 12 ribaund (5 hücum ribaundu) ve 7 asistle galibiyete ulaştırmış; ama yine de Chicago’nun Bobcats’i United Center’da devirmesiyle takım olarak yine rahat bir nefes alamamışlar ve hala Bulls’un nefesini enselerinde hissediyorlar. Hani playoff’a girseler de savunmadaki bu zaaflarıyla Cleveland’ı geçmeleri imkansız; fakat en azından sezon başındaki Hido hamlelerinin hakkını vermeleri için playofflara kalmak zorundalar. Aksi takdirde hem takımın, hem de Hido’nun durumu çok kötüye gidecek gibi gözüküyor.

Doğu’da playoff savaşında kendine yer bulmaya çalışan Bulls ve Bobcats’in karşılaştığı gecede Derrick Rose ve Kirk Hinrich takımlarını taşımışlar. Rose 19’da 10’la 26 sayı,5 asist, 4 ribaund ve 1 blok; Hinrich ise 12’de 9’la 24 sayı, 6 ribaund, 3 asist, 2 top çalma ve 1 blokla oynamış. Guardların gecesi olmuş diyebiliriz kısaca. Felton ve Stephen Jackson’ın formsuz olduğu maçta gösterebilecekleri azami gayreti göstermişler ikili olarak. Ayrıca savunma yönünde çaylak Gibson ve Noah toplamda çektikleri 31 ribaundla takımlarına önemli destek olmuşlar. Takımın 96 sayısının 87’sini ilk beş atmış. Zaten rotasyonda toplamda 8 kişiydi Bulls’ta.Onun dışında Noah’ın yavaş yavaş kendine gelmeye başlaması sevindirici; zaten biz de bunu bekliyorduk kendisinden. Boşuna “Double-double Canavarı” demiyorlar ona. Charlotte cephesinde ise Stephen Jackson’ın beklenmeyen kötü performansı mağlubiyeti getimiş diyebiliriz. Yerine giren Larry Hughes ise kendinden beklenenden iyi katkı vermiş; ama en önemli skorer susunca, uçurum oluşuyor iki takım arasında resmen. Bu durum playofflar için çok büyük sıkıntı olur Charlotte adına; çünkü her fırsatta aynı performansın o baskı ortamında gelmesi çok zor.

Jennings, Bogut’un sakatlığının ardından moralini hiç bozmamış belli ki. O ritmini kaybetmeden devam ederek, 10 maçtır galip gelen Phoenix’in serisini bir güzel bitirmiş. Yalnız Bogut’un sakatlığı hakkında bir iki cümle etmeden geçmeyelim. Savunma temeli üzerine kurulan bir takımda, sertliğinin en büyük önderi sakatlanırsa sonun ne olur? Playofflarda göreceğiz sanırım. Amar’e, acaba üzülüyor mudur? Jennings dedik, onunla devam edelim. Çaylak oyuncu 15’te 7 ile 23 sayı, 4 asist ve 3 ribaundla “Bogu yoksa, ben varım!” demiş.

Cleveland maçında başparmağından sakatlana JoJo’dan mahsun olan Atlanta, Detroit’i “Yılın 6. Adamı” ödülünün en büyük adayı Jamal Crawford’ın ekstra performansı ile devirebilmiş. Crawford özellikle son çeyrekte Pistons takım olarak 21’de 4 ile 11 sayı bulurken, tek başına bulduğu 10 sayıyla 3.lük savaşında takımına altın değerinde bir galibiyet daha kazandırmış. Toplamda 18’de 10’la 29 sayı, 6 asist ve 2 ribaundluk bir performans sunmuş kendi evinde, Detroit’e karşı. Aldıkları galibiyetle de 50 galibiyete ulaştılar. 1997-98 sezonundan beri 50 ve üzeri galibiyet alamıyordu Atlanta Hawks. Eğer bu gece Boston(47/28) , Cleveland’a kaybederse, Doğu üçüncülüğü garantilenecek onlar adına. Kwame Brown da Detroit adına bu sezon ilk kez forma giydi karşılaşmada.

Melo, Clippers karşısında 21 sayıdan geri geldikleri maçta, 21’de 11’le 24 sayı, 5 asist, 4 ribaund(3 hücum ribaundu), 2 blok ve 1 top çalmayla Batı’daki yarışta takımını ikincilik koltuğuna oturtmuş. Ayrıca bu galibiyetle Denver peş peşe 3. sezonda 50 galibiyete ulaştı. Maç başında Clippers öyle böyle atmamış, istatistikler baş döndürücü takım olarak. 23’te 19’luk şut isabeti ve 8’de 7 üçlük. Bu performansa karşı yine de maçtan kopmayan Denver amacına ulaşmış. Batı’da ikinciliğe ulaştılar; ama çok çok zor bir fikstürleri var. Bana kalırsa orada kalamazlar; yine de kesin konuşmamak lazım. Şampiyonluk amacıyla yola çıkan bir Denver o takımların hepsini yenebilir zaten. Bunların yanında maç içinde Clippers’ın 20 top kaybına karşılık, Denver yalnızca 7 top kaybıyla ne kadar konsantre bir şekilde maça çıktıklarını göstermiş.

Portland takımının ilk beşinin 4’ü 20’yi geçmiş. Camby ise 15 ribaunduyla ribaund yükünü çekerek elinden geleni yapmış. Kısacası hepsinden hayvan bir performans gelmiş ilginç bir şekilde. Ben de bu şekilde yamayı uygun gördüm Blazers takımını. Roy 24 sayı,6 asist, 4 ribaund ve 1blok; Miller 23 sayı, 4 asist, 2 ribaund ve a top çalma; Aldridge 21 sayı, 9 ribaund, 3 asist ve 1 top çalma; Batum 21 sayı, 3 blok, 2 ribaund, 2 top çalma ve 1 asist ile skor yükünü çekmişler. Camby ise 15 ribaundunun yanında 2 sayı ve 2 blokla oynamış; ama takım olarak uyumları takdiri hak ettiğinden onu da buraya yazmak daha uygun oldu bence. Sacramento bu mağlubiyetle art arda 7. mağlubiyetini almış oldu. Kendilerini bir türlü toparlayamıyorlar. Umarım bu devri bir an evvel kapatırlar ve yazın yapacakları birkaç hamleyle Evans merkezli iyi bir takım kurarlar.

Dallas karşısında Durant 18’de 7 isabetle 23 sayı, 5 ribaund, 5 asist, 5 top çalma ve 1 blokla oynadı. Takımına her alanda katkı verdi kısaca Drantula. Dallas’ı da ikincilik koltuğundan indirerek şimdilik Denver’a devretti.


Boşa Kürek Çekenler
Iguodala, takımının Toronto’ya kaybettiği gecede elinden ne geliyorsa yapmış; ama yine de takımını kurtaramamış. 14’te 9’la (4/7 üç sayı) 33 sayı, 11 asist, 8 ribaund, 5 top çalma ve 1 blokla resmen tek başına savaşmış yıldız oyuncu. Herhalde şöyle sahanın ortasında haykırası gelmiştir içinden; ama kendisi de bir türlü şöyle kendini toparlayamayıp her maç istikrarlı oynayamıyor. Sonuçta takım olarak fena bir yerdeler. İçimden bir ses de bu yaz da toparlanamazlar diyor. Iggy de bu yazı dört gözle bekliyor olmalı.

Nowitzki ve Kidd, toplamda buldukları 54 sayıya rağmen OKC karşısında duramadılar.. Alman yıldız, 19’da 10 isabetle 30 sayı, 13 ribaund ve 3 asist; Kidd ise 24 sayı, 6 asist, 4 ribaund, 3 top çalma ve 1 blokla oynadı. Özellikle Kidd’den böyle performanslar geldikçe mest oluyorum; fakat öte yandan Dallas bu aralar tepe taklak. Takasın son gününden itibaren inanılmaz bir patlama yaşamışlar ve birincilik için Lakers’ı tehdit etmeye başlamışlardı. Şu anda ne oldu da bu hale düştüler anlamak güç; ama kalan maçlarda ufacık bir silkinme ile ikinciliği elde edebilirler şu sıralardaki formsuzluğa rağmen. Bu arada Marion'ın sakatlanıp çıkmasının de kaybetmelerinde etkisi olduğunu ekleyelim. O çıkana kadar kontrol Mavs'de gibiydi.

Eric Gordon, takımının Denver’a zorla maçı verdiği gecede ayakta durmaya çalışmış; fakat bayrak çekilince dayanamamış o da çekmiş beyaz bayrağı. Yine de elinden geleni yapmış genç yıldız. 15’te 9 isabetle 23 sayı, 4 ribaund, 4 asist, 1 top çalma ve 1 blokla oynamış Gordon. Maç başında fırtına gibi başlamalarına rağmen sonunu getirememeleri onlar için üzücü olmuş; ama ellerindeki fırsatı da kendileri tepmişler. O nedenle bunun üzerine de laf söylemeye lüzum görmüyorum açıkçası.

Sacramento’nun üst üste 7. mağlubiyetini aldığı maçta Beno Udrih, 22 sayı, 7 ribaund, 6 asist, 3 top çalma ve 1 blokla mağlubiyete engel olmaya çalışmış; ama Blazers ilk 5’inin ekstra oyununa karşı bir şey de yapılamaz doğrusu. Bir takımın oyuncularının hepsi mi gününde mi olur? Tyreke Evans’ın da hiç gününde olmamasının etkisi büyük bu mağlubiyette; fakat galibiyete daha çok ihtiyacı olan ekibin Portland olduğunu es geçmemek lazım. Lakers’tan kaçmak için dört dönüyor 8. sıra adayı takımların hepsi.


Takımını Baltalayanlar
Steve Blake için ne demeli bilmiyorum. Portland’daki en önemli sorunu istikrarsızlık ve saçma kararlarıydı. Yani bir türlü ortasını bulamamıştı yıllardır. Dünde 12 sayı, 8 asist bulmuş, tamam çok güzel; fakat yaptığı 9 top kaybıyla Denver’ın tekrar maça ortak olmasına ön ayak olmuş. 9 top kaybı yaptığı gecede, Denver’ın top kaybı sayısı 7. Başka söze gerek yok herhalde.

Bizimkiler
Hido, takımının Wachovia Center’da Philadelphia’yı mağlup ettiği maçta 9’da 4 ile 11 sayı bulmuş.6 üçlük denemesinin 2’sinde isabet bulmuş Milli oyuncumuz. 5 ribaund, 5 asist, 2 top çalma ve 1 bloğu var; ama 3 de top kaybı var. Yani tam olarak nasıl bir performans ortaya koyduğuna, özellikle de maçı izlemediğim için yorum getiremeyeceğim. Yalnız hala kenardan geliyor ve Toronto basının bir numaralı malzemelerinden biri durumunda. Yalnız, takımının playofflara kalamaması durumunda, Hido’nun düşeceği durumu hayal bile edemiyorum. Bu kontratla da takım değiştiremez zaten. Acaba sene başındaki tercihi nedeniyle başını duvarlara vuruyor mudur? Ama biz iyi düşünelim, iyi olsun. Onun performansı bu yaz ülkemiz için en önemli etkenlerden biri.

Ersan ise, takımının Suns’ı mağlup ettiği gecede 31 dakika sahada kalmış. Sahada kaldığı dakikalar süresince kullandığı 9 topta 5 isabet bulmuş, toplamda 12 sayıya ulaşmış, 7 ribaund toplamış ve 1 asist yapmış. Aldığı dakika umut verici dün gece için; ama Bogut’un erken sakatlanıp, maçtan ayrıldığını da düşünmek lazım. Bundan sonraki en önemli soru şu: Bu talihsiz sakatlıktan sonra ilk 5’te, Bogut’un yerine kimi göreceğiz? Belki cevap bizim için hayırlı olur, nereden bilelim?

Ruhunu Sahaya Yansıtmak

Kariyerini tek bir takımda geçiren nadir oyuncular arasında olmasına artık neredeyse kesinlik kazanan Kobe, Lakers için ruhuyla mücadele ederken...

Bucks Buraya Kadar

Suns'ın 10 civarı farkla geride olduğunu görünce, "Açayım bakayım Bucks ne yapıyor?" dedim. Henüz 6-7 dakika geçmişti ki, Bogut sakatlandı. Hem de izleyince, içinizi fena yapacak, kolay kolay bakamayacağınız bir şekilde... Sağ kolunun üzerine düştü ve dirseği yerinden çıktı. Oden'ın dizini hatırlayanlar vardır, onun gibi dirsek bölgesinde bir boşluk varmış gibi gözüküyordu. Önce kolunun kırıldığı zannedildi, sonra dirseğinin çıktığı açıklandı ve bu da "iyi haber" olarak lanse edildi. Daha önce hiç görmediğim ve duymadığım bir sakatlık olduğu için biraz araştırdım, en az 6 haftada iyileşen bir sakatlıkmış ve hatta tamamen iyileştiğinde bile dirseğin bükülebilme açısı 10-15 derece kadar daralabiliyormuş. Bu sonuç, oyununu bile etkileyebilir, çünkü daha çok kullandığı sağ dirseğinden sakatlandı Bogut (sol hook'ları da etkili ayrı). Yani belki de kırılsaydı daha iyiydi...

Başlıkta "Bucks buraya kadar" dedim ancak takımın playoff'a kalamaması için şunun gibi mucizevi gelişmeler olmalı: Bucks'ın kalan 6 maçtan en fazla 1 galibiyet alabilmesi, Bulls'un 6 maçta en az 5 galibiyet elde etmesi ve Raptors'ın da 7'de 6 yapması gerekiyor. Yani kısacası başlıktaki bahsettiğim şey playoff'larla ilgili. Artık hiçbir şanslarının olmadığı söyleyebiliriz. "Sanki daha önce sürpriz yapma şansları vardı da" diyenleri duyar gibiyim. Esasında evet vardı. Bu sezon gösterdiği çıkış ile NBA'in en iyi 2. pivotu haline gelen bir adamdan bahsediyoruz. Ayrıca bu oyuncunun takımı NBA'in en iyi savunma yapan takımlarından biriyken ve playoff'lardaki en önemli kıstas savunma iken, Bucks'ın bir şansı vardı. Hawks ile Celtics'e karşı normal sezonda 1-1 olduklarını unutmayalım. En azından 2 maç alıp bize zevkli bir seri izlettirmeleri büyük bir ihtimaldi. Şimdi ise Bogut'suz süpürülmezlerse kendilerini şanslı saymalılar. Ne de olsa Skiles'ın defansif sisteminde kendini bulan ve boyalı alanı çok iyi kapatan Bogut, hücumda ise boyalı alandan 1'e 1 oynayarak, özellikle hook'larıyla durdurulamaz bir şekilde sayı üretiyordu. Hatta ikili sıkıştırmalar da çekmeye başlamıştı bu sezon.

Yazık oldu, hem de çok. Amare'ye de buradan soruyorum "Bowen bilerek benim ayağıma vurdu düşüp çok kötü sakatlanabilirdim. Bowen pislik bir adam" derken iyi ama smaca giden bir adamı havada itmek (her ne kadar hafif bile olsa) son derece normal öyle mi? Tabii Bogut'un eli kayıyor ve ondan düşüyor ama bunda Amare'nin de etkisi olduğunu düşünüyorum hafif itmiş olsa bile. Buyrun video:


Link

D'Antoni T-Mac'i Düşünmüyor

Kulüpten birinin dediklerine göre D'Antoni, T-Mac'in gelecek sene rotasyonda önemli bir parça olabilmesi için çok yol katetmesi gerektiğini düşünüyormuş. Sonuna kadar da haklı bana kalırsa. Bu sezon biraz zorunluluktan oynuyor T-Mac, tabii neler yapabileceğini de görmek istiyor Knicks. Ne olsa sadece ve sadece biten kontratı için alınmadı, bir ihtimal de olsa hala iyi ise gelecek sezon da takımda tutulacaktı. Ama T-Mac gelecek sezon All-Star seviyesine ulaşacağının garantisini verse de, "Eski T-Mac olacağım, buna dair şüphem yok" dese de, hiç ışık vermiyor.

Halen oyunu okuması ve saha görüşü bir şutör guard veya kısa forvete göre oldukça iyi. Boştaki takım arkadaşlarını hemen bulabiliyor. Zaten sakatlığının bu özelliğini etkilemesi abuk olurdu. Ama 2000'li yılların başındaki T-Mac'in atletikliğiyle şu ankinin arasında uçurumlar var. Neredeyse smaç bile basamayacak durumda T-Mac şu anda. Zaten ilk smacını geçtiğimiz günlerde Portland'a karşı basabilmişti. Keza hız konusunda da çok sıkıntılı. Defansı geçtim hücumda da problem yaşıyor. Savunmacısını geçmeyi sadece aklıyla, defansın boşluğunu okuyarak başarabiliyor, hızıyla ve çabukluğuyla değil. Dizinin ve bacaklarının eski halini geçtim, %70 civarına gelmesi için Grover'la bir sezon daha çalışması bile yetmeyebilir, yani eski T-Mac bitmiş olabilir. Koyu T-Mac hayranları hariç kimse de onun eski düzeyinin yakınlarına (mesela istatistik olarak 18-20 sayı arası) geleceğine inanmıyor.

20 maçtır yani yaklaşık 1.5 aydır oynayan T-Mac'in hala 'ham' olduğunu ve patlayıcılığına yavaş yavaş kavuştuğunu söylemişti geçen gün ilk smacını bastığında. Hemen aşağıya koyduğum videonun patlayıcılıkla en ufak bir ilgisi var mı acaba merak ediyorum. Çember seviyesini zar zor geçiyor:


Link

Ben hala onu defterden silmiş değilim ancak 31 yaşında, son senelerde devamlı dizlerinden problem yaşamış bir oyuncu, bir yaz daha Grover'la çalışsa bile eski haline yaklaşabileceğine inanmıyorum. Gelecek sezon All-Star seviyesine dönmesi konusunda ise fazla iyimser konuştuğunu düşünüyorum. Playoff'lara girecek bir takımda üçüncü skor opsiyonluğuna çıkarsa iyidir herhalde. Bundan iyisi mucizevi bir dönüş gibi görülebilir.