BIY AD

9 Haziran 2010 Çarşamba

Lakers - Celtics Finali 3. Maç (91-84)

Birinci maçın analizi: Kobe, Gasol ve diğerleri
İkinci maçın analizi: Ray Allen, Rondo ve diğerleri
Üçüncü maçın analizi: İçine Kobe girmiş Fisher ve diğerleri

Öncelikle Kaan Kural’a bu müthiş tespiti lugatımıza kattığı için teşekkür etmek istiyorum. Tek cümleyle hatta tek benzetmeyle maçı anlat deseler; bundan daha iyi anlatılmazdı herhalde. Öyle bir maç ki son çeyreğin ilk 10 dakikası Kobe’nin eline top değmemişken, Fisher’ın ard arda 4 basketi var; resmen çıldırmış yani. Hatta bir örnek, birebirde belki de NBA’in en etkisiz oyun kurucusu Fisher; bu sabah o kadar övdüğümüz Boston savunmasını ardına takıp öyle bir turnike bıraktı ki, hem maçı kopardı hem de Pierce’a gereken cevabı verdi.

2-3-2’nin ev sahibi avantajına sahip takıma çok büyük avantaj sağladığını neredeyse her yazıda belirtmiştik. Özellikle avantajı yitiren takımın 3 maçı peş peşe kazanması inanılmaz derecede zor iken, Boston Staples’tan ikinci maçı çalarak çarkları kendi lehine döndürmeyi başarmıştı; fakat maç o şekilde sonlandıktan sonra bile akıllarda soru işareti vardı. Öncelikle Lakers uzunları Celtics pota altında istedikleri gibi at koştururken, Pierce’ın o kadar kararlı konuşması haliyle olmadı. Bu tür konuşmalar elbet birini ateşler. Belki Pierce bu açıklamanın kendi takımını gaza getireceğini düşündü; ancak Garnett dışında hiçbir Celticsli bu açıklamnın hakkını vermedi. Aksine Fisher’ın son dakikalarda elinin titrememesinin tek sorumlusu da olabilir Pierce.

Biraz da ikinci maçın kahramanı Allen’dan bahsetmesek olmaz herhalde. Geçen maç kırdığı “NBA Finalleri tarihinde bir maçta en çok üçlük isabeti bulan oyuncu” rekorunun ardından, dün gece de “NBA Finalleri tarihinin bir maçta en çok şutta hiç isabet bulamayan adamı” olarak tarihe geçecekti. Aslında maçın sonunda Garnett’e hücum faul çalındığında Allen çoktan şutunu yollamış ve yine isabet bulamamıştı. İrlandalı şansı korudu onu, o şutla tarihe geçmekten kurtuldu. Tam 13 şutun en basitinden en zoruna hiç birinde isabet bulamadı. Şut sayısı 14 olsa Chip Raiser ve Dennis Johnson’ın yanında tarihin kara kitabına geçecekti. Allen’ın mucize ikinci maçından sonra Rivers’a bu travmayı yaşatması çok ironik bir durum oldu. Bir maçta 8 üçlük atmaktan ziyade her maç 4 üçlük atsa çok daha makbule geçerdi herhalde.

Lakers’ın maçın başından itibaren rüzgarı kendi lehine aldığını söylemek gerek. 12-5 mağlubiyetle başladıkları maça bu noktadan sonra özellikle Kobe’nin çabalarıyla hem ofansif hem de defansif anlamda mükemmel bir oyun ortaya koydular. İkinci yarıda 32-8 lik serinin akabinde 17 sayılık fark yakaladılar. Zamanında Staples’ta 24 sayıdan gelmiş Boston, bu seferde geriden geldi; fakat o noktada Pierce’ın sinirlendirdiği Fisher ipleri eline aldı. Gerisini zaten yukarıda belirttim.

Bu maçın sonucuna göre seri artık Los Angeles’a geri gidiyor. Garnett bu maçta 25 sayı, 6 ribaund ve 3 asistle Minnesota günlerini bize hatırlatmış olsa da eğer takımın geri kalanı bu tempoda ilerlerse işleri çok zorlaşır. Öncelikle Perkins, Howard’a gösterdiği sertliğin yüzde birini Bynum’a gösteremiyor. Her ne kadar fiziksel olarak dezavantajı olsa da Howard’a diş geçiren biri elbet Bynum’ı etkisizleştirebilir. Ray Allen hakkında düşündüğümü zaten söyledim. Ne bir maçta 8 atsın, ne de 0. Her maç ritimli bir şekilde atması gerekiyor. Pierce, hala Artest’in savunmasına bir çözüm üretebilmiş değil. Bunları sadece bu maçın üzerine söylemiyorum. Üç maç boyunca hep aynı şeylerle karşılaşıyoruz. Şu ana kadar görülen o ki, sadece savunmayla işler yürüyecek gibi durmuyor; çünkü Lakers da şaşırtıcı bir şekilde aynı savunma azmiyle mücadele ediyor. Bu nedenle ipi, sıkı savunmaya karşı daha yüzdeli hücum eden göğüsleyecek. Şu ana kadar gördüğüm Lakers’ın bir adım önde olduğu yönünde. “Beat LA!” tezahüratları altın morlu oyuncuları pek etkilemiş gibi gözükmedi. Şu an iki takımda belki de NBA’de seyirci faktöründen en az etkilenen takımlar. Tekrar söylüyorum: “Sürpriz oyuncuların üzerine kurulu taktiklerden ziyade, takımların kendi savunma ve hücum prensiplerine göre oynamaları gerekiyor. Lakers için top ne kadar boyalı alana inerse o kadar avantajlı bir durum çıkar ortaya. Kobe’nin 29 şut atmasıyla bu işin halledilmesi çok güç. Boston için ise düğüm Rondo’nun Perkins’i oyuna sokması ve Pierce’ın Artest’ten kurtulmasıyla çözülebilir ancak.” Sanıyorum ki 4. Maç bize bunlar hakkında daha net fikirler verecek.

Kızdırmayın Fisher'ı

Gece Fisher'ın, Pierce'a verdiği cevabı paylaşmıştım. Onunla yetinmeyip The Garden'da da tokat gibi bir cevap verdi Fisher, hem de en sert şekilde. Son çeyrekte Boston, öne geçecek gibi olduğu her anda sahneye çıktı ve yarattığı şutlarla Lakers'ı galibiyete taşıdı. 7 dakikada 11 sayı üretti. Son olarak da 8 Celticsli'nin üzerinden bulduğu turnike de zaten maça noktayı koydu.


Link

8 Haziran Playoff (NBA Finalleri) Programı

9 Haziran Çarşamba 04:00 (NTV) / Los Angeles Lakers - Boston Celtics

İkinci maç hakkındaki görüşlerimi yazamamıştım burada kısa bir şekilde değineyim.

Öncelikle ribaundlara çok konsantre olmuştu Celtics, bunu devam ettirmeliler. İlk maçta verdikleri hücum ribaundları nedeniyle hiç hızlı hücuma çıkamamışlardı, transition'da bile fazla birşey üretememişlerdi. İkinci maçta ribaundları toplayınca, Rondo ile hızlı bir şekilde hücum alanına geçtiler pek çok defa ve bu da onların zaman zaman tıkanan hücumu için ilaç oldu. Yine aynı şekilde ribaundlara konsantre olup, box-out etmeleri lazım rakiplerini. Parkedeki neredeyse her oyuncu biriyle boğuşurken, Rondo bu sayede havuza düşen topları bir bir almıştı ikinci maçta ve bunları hızlıca hücum alanına taşımıştı. Ray Allen'ın son maçtaki gibi sapıtması gerekmiyor ama Fisher'ı cezalandırmalı, en az 15 sayı civarına çıkmalı.

Onun dışında ilk maçta boyalı alanı işin hücum yönünde domine eden Lakers, ikinci maçta resmen adım atamadı içeri. Belki de atmadı desek daha doğru olur. İlk yarıda çok sayıda faule maruz kalan Lakers oyuncularının ikinci yarıda özellikle içeri çok daha az girdiğini gözlemledim. Gasol'ün dış şutları girdikçe "Aman canım ne pota altına gidip itiş kakışın içine giricem" demesinin de payı vardı bunda. Biraz da Lakers unuttu uzunlarını beslemeyi tabii. İlk maçtakine yakın bir performans lazım hücumda Gasol'den. Savunmada zaten müthiş işler çıkardılar Bynum ile beraber. Bynum demişken beklenilenden çok daha iyi durumda olduğunu gösteriyor herkese. Kısacası Lakers kazanacaksa, uzunlarının boyalı alanda üreteceği sayılar en önemli faktör olacaktır.

Fisher'ın Pierce'a Cevabı: ............


Link

Paul Pierce, 2. maçın sonunda Celtics galibiyeti garantilemişken, Perkins'e yapılan bir faul sonrası "Los Angeles'a geri gelmeyeceğiz" demişti. Yani Boston'daki 3 maçı kazanarak kupaya ulaşacaklarını ima etmişti. Fisher'a bu konu hakkındaki düşünceleri, cevabı sorulmuş. Videodan izleyin görün Fisher'ın müthiş cevabını. Aslında bu tarz hafif kendini beğenmiş, artist tavırlar pek hoşuma gitmez ama Pierce'ın lafının üstüne çok güzel oturmuş Fisher'ın cevabı. Çok beğendim. Bakarsınız son derece düşük bir ihtimal de olsa Lakers 3 maçı da kazanırmış, Celtics'in de Los Angeles'a gitmesine gerek kalmazmış. İşte o cevabı hayatı boyunca unutamaz Pierce herhalde =)

8 Haziran 2010 Salı

Bırakın Çocuklar Oynasın

Hakemlere diyorum tabii ki. NBA Finalleri'nin iki maçında, takım başına ortalama 28 faul çıkıyor her maçta. Zaten istatistiklere bakmayanlar da bunun farkında. Şahsen iki maçtır deliriyorum televizyonun karşısında. Öyle pozisyonlara faul çalınıyor ki, sanki 5 yaşında çocuğun eline vermişiniz düdüğü "düt düt düt" diye aklına geldikçe çalıyor. Faul varsa çalın diyorlar onu kardeşim. "Aman sertlik olmasın ortam gerilmesin vücut vücüda değdi mi faul çalalım" mantığıyla yaklaşırsanız, bundan ne oyuncular ne de seyirciler keyif almaz. Hatta ortaya konan komedyadan nefret ederler. Oyunun aktığını göremiyoruz ki nasıl zevk alalım zaten? Uzunlar içeride pozisyon almaya çalışırken bile abuk subuk fauller görüyoruz. Hakemler farkında mı bilmiyorum ama NBA Finalleri oynanıyor. Hayır bir de bizi düşünün be kardeşim. Sabahın 3'ünde izliyorum, ne kadar erken biterse o kadar iyi 2 yerine 2.5 saat uyuyup işe gideceğim. Ama yok, beyefendiler öttürdükçe zevke geliyorlar, zevk aldıkça düdüğü öttürüyorlar maçın süresini uzatıyorlar.

Oturdum faul ve serbest atış rakamlarını çıkarttım. Seyircilerle oyuncuların şikatlerini ne kadar haklı olduğunu gözler önüne sunuyor bence.

Normal sezonda bütün ligin faul ortalaması: 21
Normal sezonda iki takımın kendi yaptığı ve rakibe yaptırdığı faullerin ortalaması: 21
Playofflar'da bütün ligin faul ortalaması: 23
Playofflar'da iki takımın kendi yaptığı ve rakibe yaptırdığı faullerin ortalaması:
24

2010 NBA Finalleri'ndeki ortalama: 28

Normal sezonda bütün ligin serbest atış ortalaması: 25
Normal sezonda iki takımın kendi attığı ve rakibe verdiği serbest atış ortalaması: 24
Playofflar'da bütün ligin serbest atış ortalaması: 27
Normal sezonda iki takımın kendi attığı ve rakibe verdiği serbest atış ortalaması:
28

2010 NBA Finalleri'ndeki ortalama: 34


Kısacası karşılaştırılan istatistiğe bağlı olarak faullerin ve serbest atışların %17 ile %42 arasında fazla. Hatta iki sezon önceki finalden de ortalama faul ve serbest atış rakamlarını vereyim sırayla: 25 ve 30.

Şu ana kadar sadece ikinci maçın son çeyreğinde az faul çalındı diye kaldı benim aklımda. Çünkü en zevk aldığım dakikalar onlardı. Tabii bu maçın yakın geçmesiyle de alakalı olabilir istatistikleri kontrol etmedim hangi çeyrekte ne kadar faul çalındı diye. Umarım bu geceden itibaren hakemlerin düdüklerini yutarlar da zevk alırız izlediğimiz karşılaşmadan (abarttım tabii, sadece olmayan faulleri uydurmasınlar ve sertliklere göğüs göğüse çarpışmalara faul çalmasınlar yeter).

Gidiyorum - Gitmiyorum - Gidiyorum - Gitmiyorum

Amare birkaç gün önce twitter'dan taraftarlara "Ee gideyim mi yoksa Suns'da mı kalayım? Ne diyorsunuz?" diye sordu. Aynı konuda Bosh'un yaptığı şeyi de yazmıştım blog'da. Bosh direk "Nereye gideyim?" demişti ve Toronto'yu artık hiç düşünmediğini belli etmişti.

Ben anlamıyorum cidden oyuncuların bu olayı çocuk oyuncağına dönüştürmelerini. En basitinden ayıptır bu yaptıkları. Sen senelerdir o takımda oyna, ekmeğini ye. Sonra geleceğinle ilgili tamamen kendin vereceğin karar için taraftarlara fikir danış. Sanki onların dedikleri şeyler %0.0001 oranında bile olsa etkileyecek de seni... Sadece artistlik, haberlere çıkmak, gündeme gelmek amaç bence. Veya kendi çaplarında eğlenmek, taraftarlarıyla kaynaşmak istiyorlar ancak 1001 tane değişik konuda taraftarlarıyla iletişim kurabilecekken milyon dolarların döndüğü, kulüplerin işin içinde olduğu, 5 yıllık geleceklerinin belirleneceği konuları seçmeleri pek de masum görünmüyor gözüme.

Artest'ten Hücum Resitali

Dün sabaha karşı 10'da 1 saha içi ve 8'de 3 serbest atış isabetiyle oynayan Ron Artest maç sonunda açıklama yapmış "Ben hücum performansımdan memnunum" diye. Sezon başında da 3-4 maçta %25'le falan şut atarken benzer bir şekilde "Harika oynuyorum" demişti. Hani Artest delisin tamam anlıyoruz da, NBA Finalleri'ndesin yahu... Az biraz ciddiyet bekliyor insan. Dış şut yüzdesi zaten istikrarsız olan Artest'in, hücumda rahat bir şekilde sayı üretebilmesi için post-up yapması gerekiyor ancak Pierce da bir kısa forvete göre kuvvetli ve cüsseli olduğu için bunu yapması kolay değil. Tabii Gasol ile Bynum'ın boyalı alanı tıkamaları da ayrı bir konu. Kısacası Artest'in devamlı olarak sürdürebildiği ortalama bir performansı yok. Bu da Lakers'ı biraz zorluyor. Hatta öyle ki, taraftarlara saç baş yoldururken, televizyon başındaki NBA severlere de süper eğlenceli dakikalar yaşatabiliyor. Aynı dünkü maçta olduğu gibi. İnanılmazdı gerçekten. Hafiften Ender Arslan'ı anımsattı bana boş boş yaptığı dribling ve birşey olmayınca kaldırıp attığı şut ile:


Link

2. Maçın Kader Anı - Super Slow Motion


Link

Fark 3, Rondo çoğu NBA oyuncusunun yaptığı hatayı yapmıyor. Fisher'ın yanından bütün gücüyle zıplamak yerine ellerini uzatarak koşuyor ve çok hafif zıplıyor. Bu sayede Fisher fake sonrası yeniden şuta kalkarken, Rondo da arkası dönük bile olsa zıplamaya hazır oluyor. Rondo bloğu koyuyor, top Celtics'e geçiyor. Daha sonra Celtics 3 hücum yapıyor üst üste ve bu sayede fark 5'e çıkıyor. Yani tam olarak maçın kader anı değil ama sayılır.

Her neyse, süper slow motion olunca pek çok detay görebiliyoruz. Artest'in Fisher'a "Gönder şutu" demesi, Fisher'ın bloğu yeyince "Bari faul alayım" diye kollarını yana açması, Pierce'ın tip pasının güzelliği (gerçi maç içinde de takdir etmiştim) ve en komiği Pierce'ın Artest'e yanlışlıkla attığı dirsek ve tokat. Artest'in yüzündeki sarsıntıya dikkat.

Son olarak da, arkadaki müzikle ayrı bir güzel oluyor pozisyon...

7 Haziran 2010 Pazartesi

Şut Atma Sanatı


Link

Hala bilmeyenler varsa, Ray Allen bu sabah Lakers'a karşı 8 tane üçlük atarak NBA Finalleri rekorunu kırdı. Üstteki videoda çabuk çabuk, 1 dakika içinde bu sabah Ray Allen'ın Lakers'ı nasıl demoralize ettiğine bakabilirsiniz. Ancak asıl güzellik, şut atma sanatını gösteren video aşağıdaki. Allen'ın attığı üçlüklerin büyük çoğunluğuna super slow motion'da bakma şansını elde ediyoruz. Doğru ve her basketbol okulunda öğretilmesi gereken şut stilini bütün detaylarıyla inceleyebilirsiniz.


Link

Molamı Verin Yoksa Çocuğumu Keserim


Link

Doc Rivers, Rondo'nun tecrübesizliğini, kendi tecrübesiyle örtüyor ve molayı kapıyor. Güldüğüm kadar da takdir ettim Rivers'ı. Artık adamım Rivers'dır NBA'de. Bir an ellerini öne doğru uzatıp, dengeyi de hafif kaybedince "Aha gol sevinci atlayışı yapacak" dedim. Muhteşem bir sahneydi. Az buz gülmedim. 1.5 dakika kala fark 5 iken topu Lakers'a teslim etmek belki de Celtics'in ölüm fermanı olabilirdi. Ama sadece parkedeki oyuncuların tecrübelerinin önemli olmadığını, bunun yanında koçun oyunun ne kadar içinde olduğunun önemini de gördük. Koç Rivers bu kritik anda tecrübesini konuşturdu ve takımını ipten aldı.

Öte yandan olaydan hemen sonra "Ya aynı şey Lakers'ın başına gelseydi" dedim içimden. Kalçası sakat olan ve yerinden kalkmakta zorlanan Jackson'ın 8 saniye dolmadan molayı alma ihtimali pek yüksek olmazdı herhalde.

Celtics - Lakers Final Serisi 2. Maç (103-94)

Seri belli olduğundan beri konuşulanlardan konulardan biri Allen-Rondo ve Kobe-PG eşleşmelerinin nasıl olacağıydı. İki şekilde de Kobe’nin diğer serilerden daha fazla savunma yapmak zorunda olacağı kesindi, Phil Jackson da Rondo’yu uzaktan savunmasını Ray Allen’ın peşinden koştururken perdelere takılmasına yeğledi. Serinin 2. maçının ilk yarısı işte bunun yaratacağı riskin ne olduğunu abartılı şekilde gösterdi bize aslında. Kobe’nin faul problemi yüzünden hep aynı eşleşme ikililerini göremedik ama Ray Allen’ı kovalayanlar Farmar, Fisher ve Brown olunca değişen pek bir şey olmadı. Üçü de savunma bilgisizliğidir, yavaş ayaklardır derken ilk yarıda Ray Allen’a 8 tane boş üçlük pozisyonu yarattı. Hatta niyeti faul yaptırmak olsa birkaçında serbest atış çizgisine bile gidebilirdi. Tabii gerek kalmadı, ilk yarıdaki 7 tanesi kaçırmadan olmak üzere 11’de 8’le üçlük attı kendisi. Bileğinin, şut stilinin güzelliğinden bahsetmeyeceğim bu saatten sonra. Galibiyete çok katkısı olmadı gibi lafları da bırakmak, oturup saygı duymak icap eder bu performans karşısında. Pierce, Garnett ve Rondo’nun skor üretme konusunda döküldüğü bir dönemde atmış bu arkadaş, takımın 32 sayısına imza atmış malum.

Ray Allen’a saygımızı duyduk, şimdi maçı asıl kazandıran isim var sırada: Rondo. Can aşağıda belirtmiş, ben bir daha yazıyorum istatistiklerini: 19 sayı 12 ribaund 10 asist. 10 asistinin çoğu Ray Allen sayesinde geldi diyenler olacaktır, o şutlar girmeyebilirdi tabii ki ama pası doğru yerde vermek de önemli. Bir-iki asisti de pota altından kaçırılan şutlarla tam anlamıyla yenildi takım arkadaşları tarafından. Maçın ilk üç çeyreğinde de aslında sayı atmak dışında kötü değildi ama asıl maçı koparan katkıları son çeyrekte geldi. Fisher üçlüğü kullanırken arkadan topu adeta çalması savunmada ilk aklıma gelen pozisyon. Boş kaldığı uzak mesafeli şutu tereddüt etmeden göndermesi de maçın Celtics'e gelmesini sağladı. Son çeyrekte oyuna girdikten sonra attığı sayılara da Can zaten değinmişti. Bunların dışında üçüncü çeyrekte Kobe'den topu çalıp, onun 4. faulünü yapmasına neden oldu ve Kobe 6 dakika boyunca kenarda oturdu. Büyük üçlünün sezon içinde çoğu kez söylediği gibi, Rajon Rondo tam anlamıyla takımını taşıdı son çeyrekte. İlk maçın sonrasında eleştirileri toplamıştı üzerine buraları kaldıramayacak diye. Bir final maçında triple double yapan sayılı isimlerin arasına girerek cevabını verdi sanırım. Ama bana kalırsa seri boyunca iyi performanslar sergileyeceği hala garanti değil. Celtics’in şampiyonluğu da hala onun oyunundan geçiyor.

Gelelim Lakers’ın iyilerine. Pota altındaki Celtics üstünlüğünün iki senede nasıl yön değiştirdiğini ilk maçtaki gibi bu gece de gördük. Pau Gasol sayılarının çoğunu müthiş yüzdeli attığı şutlarından buldu bulmasına ama zaten onun için önemli olan konu maçın içinde kalması. Oynadığı 42 dakika süre boyunca geri adım attığını görmedim ben. Bynum da aynı şekilde, tek dizle de olsa (bundan şüphe ediyorum artık gerçi) varını yoğunu ortaya koydu. Gasol 13’te 11, Bynum 12’de 9 faul atarak sahada Shelden Williams’ı görmemizi sağlamakla kalmayıp Kobe’nin oynayamadığı, Ray Allen’ın delicesine şut soktuğu bölümde de Lakers’ın maçın içinde olmasını sağladılar. Gasol’ün 6, Bynum’un 7 ribaundu var, burada fazla söze gerek yok sanırım. İlla bir eksiklerini sayacaksak, savunma ribaundlarına biraz daha konsantre olabilirlerdi. 13 hücum ribaundu verdiler, bazıları bloktan sonra oyuncunun eline düştüğü için yapacakları şey yoktu ama bu sayı yine azalabilirdi. Ortaya düşen toplara azimle atmayan Rondo ve Glen Davis’in de payı büyük burada. Kobe’ye gelirsek… Faul problemi yüzünden istediği süreyi alamadı, buna aşağıda bahsedeceğim. Aldığı 34 dakika 5 faulüne oranla belki çok bile görünebilir ama onun gibi bir oyuncunun ritmini bulmasını engelledi bir kere, her şey bir kenara. İyi şut atmamasına rağmen çok kötü olduğu söylenemez; takım beş dakikadır Celtics savunmasına kilitlenmişken uzaklardan maçın kopmasını geciktiren bir üçlük attı mesela. Ama yine de Gasol ve Bynum ne kadar iyi olsa da Kobe’nin oturmak zorunda kalması takımı zora soktu. Kobe ve Bynum’un 21, Gasol’ün 25 sayısı var unutmadan.

İyilerden bahsettik hep, maçı resmen baltalayanları da kısaca yazmak lazım. Artest savunmada Pierce’ı zorlayıp 11’de 2’de bırakmış olabilir tamam, ama bu saçma sapan tercihler sonucunda 10’da 1 şut atıp, 3 top kaybı yapıp 6 faulle oyundan atılmasını kesinlikle affettirmez. Lakers’ta ona eklenen bir de Odom var, üç şutundan birini soktu maçta. Tek başarısı bir dakikaya 3 faulü sığdırması oldu. Odom böyle olup diğer yedekler de klasik performanslarını sergileyince Lakers’ta bench diye bir şey kalmıyor tabii. Celtics’te de bu ikisini dengeleyen Garnett ve Pierce vardı neyse ki. Garnett faul problemi yüzünden sadece 24 dakika sahada oynadığı, hakkı yenilmemesi gereken 6 da asisti var ama yetersizdi yine de bana kalırsa. En göze çarpanı ise Shelden Williams'ın Lakers adına sergilediği müthiş performans. Doc Rivers ilk yarının bitmesine beş dakika kala gir oyna hadi dedi, Williams 2 top kaybı 2 faul yaptı, yetmedi bir de blok yedi. Üstelik yaptığı ilk top kaybı Kobe'nin üçlüğü olarak dönerken, ikincisinde de Kobe zor olan ve muhtemelen süre nedeniyle sayılmayacak üçlüğü kaçırdı. Ağır baltaladı yani Shelden Williams.

Ve hakemler… Bir tarafa oynadıklarını iddia etmiyorum ama bir final maçı ancak bu kadar berbat edilir. Resmen kötülerdi yani. Celtics uzunlarına çalınan saçma sapan faulleri Kobe’ye çalınan saçma sapan faullerle dengelediler. İlk maçtaki kadar olmasa da ufak tefek temaslara düdük çıkardılar direkt. Performanslarının zirve noktası ise (kendi teorimi de kattım içine) Ray Allen’ın 5 faullü Kobe üstüne gittiği pozisyonda o ana kadar 5 kere çaldığı faulü çalmayıp, hemen ardından Garnett’ten çıkan topu Celtics’e vermeleri. Telafi değildir de nedir bu? Böyle aciz olunmaz… Fikirlerimin uyuşmadığı okurlar olabilir ama o pozisyonda düşündüğüm tam olarak buydu. Artık Gasol de yumuşaklık problemini aştığına göre şu düdükleri biraz kıssanız da maç izlesek diyorum?

Neyse, hakemleri bir kenara bırakırsak çekişmesiyle, rekoruyla eğlenceli bir final maçıydı. Garden’a avantajlı giden Celtics ama Lakers’ın oradaki üç maçı da vereceğini sanmıyorum. Artest Pierce’ı çok iyi savunuyor ama durduramayacağı bir an gelecektir. Yine de serinin kilit oyuncusu Rondo. Bakalım Boston’daki maçlarda yüzü gülen kim olacak?

Bir Keskin Nişancı, Bir Orkestra Şefi

İlk maçta faul problemine giren keskin nişancı Ray Allen, Michael Jordan ile Scottie Pippen'ın ilk yarı ve maç toplamında bulunan üçlük isabeti rekorlarını kırdı, 11'de 8 üçlük (7'si ilk yarıda) ile 32 sayı (ilk yarıda 27) üretti. Özellikle ilk iki çeyrekte her şut kaçırdığında şampiyonluk gelmiş gibi sevinmeye başlamıştı Lakers seyircisi, o derece sapık bir performanstı. Orkestra şefi Rondo ise takımını maç boyunca iyi yönetti, tempoyu ayarladı. Ama asıl olay 4. çeyrekte oyuna girdiğinde takımı 2 sayı gerideydi, son 5 dakikada Celtics 7 sayı öne geçip maçı koparırken bu dönemde, Rondo'nun 8, takımın geri kalanının 4 sayısı vardı. Fisher'a yaptığı harika blok ve o hücumun sonunda attığı uzak mesafeli ikilik de oldukça kritikti. Ayrıca maçı da 19 sayı, 12 ribaund, 10 asist ile triple double yaparak tamamladı: Celtics 103 - Lakers 94.

6 Haziran Playoff (NBA Finalleri) Programı

7 Haziran Pazartesi 03:00 (NTV) / Boston Celtics - Los Angeles Lakers

İlk maçta olanları kısaca özetlemiştim ve ikinci maçta yapılması gerekenlere de değinmiştim. Bugün Celtics çıkıp Lakers'ı sindirmeli, playofflar'da yakaladıkları o havayı ilk maçta kaybetmiş gibi gözüküyorlardı yeniden inançlı çıkmalılar oyun alanına. Özellikle KG, Gasol'ün "Garnett eskisi gibi değil" açıklamalarından çok fena gaz almış olabilir. Gasol her ne kadar "Ben öyle demek istemedim, benim ve onun 2008'den beri nereden nereye geldiğimizden bahsediyordum" dese de, Garnett hırs yapmıştır eminim ki. Tabii Gasol'ün dediği şeyde haklılık payı var, Garnett artık bir değil, birkaç adım ağır eskisine oranla. Bu haliyle gaz olsa bile serinin kaderini ne kadar etkileyebilir bilmiyorum. Ama şunu söylemekte yarar var, playofflar'da bütün sezona oranla çok daha iyi gözüktü orası kesin.

Onun dışında, 2-3-2 için her zaman ev sahibi avantajına sahip takım için "Bulunmaz nimet" denir. Çünkü 3 maçı üst üste evinde oynayacak olan dezavantajlı takım, buradan 3-0 çok nadiren dönebilir (bakınız 2004 Pistons Lakers'a karşı ve 2006 Heat Mavs'e karşı). Yakın güçteki takımlar karşılaştığı için 3 maçtan en azından birinde ince ayarları iyi çeken Lakers, Celtics'i yenecektir The Garden'da. Seri 2-0 giderse Boston'a, Lakers'ın işi büyük ihtimalle bitirdiğini söyleyebiliriz. O yüzden bu gece serinin en kritik maçı belki de.

Ayrıca Marquis Daniels da dönüyor bu gece. Kobe'nin savunmasına kullanılabilir. Ha tabii 2005'in Bruce Bowen'ı gelse bile Kobe'nin üzerindeki alevleri söndüremez herhalde şu anda ama olsun. Celtics'in herkesten gelecek ufak katkılara ihtiyacı var.

6 Haziran 2010 Pazar

Danny Ferry ve LeBron'un Üzerine Takım Kurmak

3 günlük haber ama artık kendime tatil veriyorum. Playofflar'da hem maç seyredip, hem işe gidip, hem de blog yazmak pek kolay değil. Zaten amaç haber vermek değil, yorumlamak, o nedenle geç olmasının çok önemi yok. Neyse konumuza dönelim genel menajer Danny Ferry, Cleveland Cavaliers'la olan kontratının bitimine 1 ay kala takımdan ayrıldı.

Aslında kontratını uzatmak için görüşmeler yapılmıştı ancak söylenilenlere göre takımın sahibi Dan Gilbert, ipleri tamamen Ferry'e teslim etmek istemiyormuş ve Ferry de bu şartlar sağlanmayınca devam etmeme kararı almış. Olayda LeBron'un parmağı yokmuş. Zaten bana göre takımda kalıp kalmayacağı belli olmayan bir oyuncunun takımın geleceği ile ilgili verilecek kararlarda hiç söz sahibi olmaması lazım. Aslında bazı Cavaliers yazarlarına göre de LeBron "Takımın başındakiler değişmeden kalmam" dediği için Dan Gilbert Brown ile Ferry'i yollamış. Bu iddialar doğruysa; takımda kalmama ihtimali olan bir süper yıldız uğruna, kulübe 5 yıldır emek veren kişilerin gönderilmesi ne kadar doğru bir karar tartışılır tabii. Bu arada genel menajer koltuğuna Ferry'nin 5 yıllık görevi süresince asistanlığını yapan Chris Grant oturmuş.

Bana kalırsa Danny Ferry son 2 sezona kadar LeBron'un etrafında takım kurmak konusunda çok ama çok kötü bir sınav verdi. Görevdeki ilk iki sezonu sırasında LeBron henüz ufacıkken, onun yanına bir yıldız koymak yerine Larry Hughes'a sarıldı. Halbuki Hughes'un istatistikleri Jordan'ın hızlı tempolu sisteminde balon gibi şişiyordu. Ferry, bunun yanında Ilgauskas'a da yeni kontrat vermişti 5 yıllık 50-55 milyon dolar civarı. Larry Hughes iyi bir ikinci opsiyon olmayı geçtim, şampiyonluğa oynayan bir takımda ortalama bir üçüncü opsiyon olabilirdi. Nitekim playofflar'da Hughes'un baskı altında feci bir şekilde ezilmesiyle ve şutunun rezalet bir seviyede olduğunu bir kez daha göstermesiyle beraber Ferry'nin yaptığı hata görüldü. Daha sonra Chicago'da yaşlandığının sinyallerini vermeye başlayan Wallace'ın 3 senelik kontratını aldı, takımı şampiyonluğa taşısın diye... Gerçi o takasta aynı anda takıma West'i ve kontratı sonraki sezon bitecek olan Szczerbiak'ı da ekledi. Yani aslında kötü bir takas değildi. Ancak geçen sezon Szczerbiak'ın biten 12 milyon dolarlık kontratını takas etmeyerek büyük bir hataya daha imza attı Ferry. Neyse ki iki sezon önce Mo Williams (playofflar'da aslandan kediye dönüşse de), Shaq ve Antawn Jamison'ı neredeyse bedavaya aldı ve gerçek anlamda şampiyonluğa oynayabilecek bir takım kurdu. Ancak baktığımızda bunlar ilk 3 sezonda yaptığı hatalar sonucu, LeBron'a çabaladığını göstermek için yapmak zorunda kaldığı hamlelerdi.

Öte yandan LeBron'un 2007'de Finaller'e (Detroit'i tek başına elemişti) ve 2009'da Doğu Finali'ne taşıdığı takımlara bakarsanız Ferry'nin ne kadar başarısız olduğunu anlayacaksınız elinde NBA'deki en büyük, en kıymetli mücevher varken:

2007: Snow - Hughes - Pavlovic - Gooden - Varejao - Gibson - Ilgauskas
2009: Mo Williams - West - Varejao - Ilgauskas - Joe Smith - Szczerbiak - Ben Wallace

Evet 2009'daki takım aslında fena değil ve 65'in üzerinde galibiyet almıştı ve çoğu otoriteye göre (Barkley hariç!) sürpriz bir şekilde Magic'e elenmişti. Sürpriz olmasının sebebi Cavs'in yaptığı harika savunmaydı ama kadro kalitesine baktığımızda çok da üst düzey olduklarını söylememiz ne kadar doğru olur bilmiyorum. Sonuç olarak şu bir gerçek söz konusu LeBron bile olsa, o da yanında ikinci bir yıldız olmadan belli bir yere kadar takımını taşıyabiliyor, hatta diğerlerini sürüye sürüye yanında getiriyor...

Ferry kulüpten ayrılırken "5 sezondur playofflar'a kalıyoruz, 1 kere Finaller'e çıktık, 2 sezon üst üste 60 galibiyet üzerinde aldık" demiş. Ayıptır yahu. Dün gece vefat eden efsanevi UCLA koçu John Wooden'ın bir sözüyle Ferry'e son göndermemi yapayım:

"Kendinizi asla yaptıklarınızla ölçmeyin. Eldeki yetenekle ne yapmanız gerekiyordu asıl ölçek odur. Onu kullanın."

Ferry, elinde NBA'in en iyi iki oyuncusundan biri varken ne yaptın? Ona takımı şampiyonluğa taşıması için yeterince yardımcı olabildin mi? Soru bu.

Bulls'un Yeni Koçu Tom Thibodeau (Ufak Çaplı Analiz)

İki sezondur takımın başında olan ancak yönetimle bir türlü geçinemeyen Vinny Del Negro, sezon bittikten sonra kovulmuştu. Yaklaşık 1.5 aydır koç arayışlarını sürdüren Bulls, sonunda Tim Thibodeau'yla anlaştı. NBA Finalleri sırasında ne Bulls ne Celtics'in onaylaması yasak ancak pek çok kaynaktan aynı ses çıkıyor.

Bu seçimin farklı konularda değerlendirilmesi gerekiyor. Öncelikle NBA'deki inanılmaz geniş ve güçlü çevresi nedeniyle çok büyük etkiye sahip kişilerden biri olan William Wesley ile başlayalım. Kendisi LeBron'un menajeri. Bulls yönetimi de LeBron'u ikna edebilmek için menajeri Williams Wesley olan koç Tom Thibodeau'ya teklif götürmüş olabilir. Gerçi raporlara göre Thibodeau'nun, Rose'a mükemmel bir şekilde uyan penetre et - dışarı çıkar stratejisini uygulayacağı söyleniyor ve Bulls'u ikna eden faktörlerden biri de buymuş. Bu stratejinin başarılı olması için ve dış oyunculara çok baskı olmaması için öncelikle skor tehdidi yaratacak bir uzun lazım. Tabii şut atacaksanız, takımınızda iyi şutörler de olmalı. Bulls'da ne iyi şutör var (Hinrich hariç) ne de boyalı alandan skor üretecek bir uzun... Yazın sağlam bir çalışma temposu bekliyor Reinsdorf'u, Forman ve Paxson'ı.

Thibodeau'nun ligdeki son 6-7 yılda yaptıklarını biliniyor zaten. NBA'deki en büyük savunma uzmanlarından biri hatta muhtemelen birincisi. Jeff Van Gundy'nin yanında Rockets'a gidince, ligin en iyi savunma yapan takımlarından birini oluşturmuşlardı. Garnett ve Allen ile Celtics'e geldiği sene ise açık ara ligin en iyi savunma yapan takımı haline gelmelerini sağlamıştı Thibodeau. Yani kısacası gideceği takımın mükemmele yakın savunma yapacağı neredeyse garanti. Bulls'un elindeki Noah, Deng, Gibson ve Hinrich'ten oluşan çekirdeğe baktığımızda defansif açıdan harika bir potansiyel var. Buna fiziksel ve atletik özelliklerine göre iyi savunmacı olmayan ama sistem içinde kendini geliştirebilecek Rose'u da ekleyebiliriz. Bütün bunların ışığında gelecek sezon Thibodeau ile beraber Bulls'un ligin en iyi savunma yapan 3-5 takımından biri olacağını söyleyebiliriz. Ancak Thibodeau ile ilgili benim kafamda tek bir soru işareti var.

Bugüne kadarki başardıklarıyla ligdeki asistan koçlar içinde, head coach olmayı en çok hakeden isimdi Thibodeau. Ancak 25 yıldır ikinci adam olmuş bir koç, birinci adamlığa terfi ettiğinde bu değişimi nasıl geçirecek? Söylenilenlere göre bu sezon sonunda %90 takımın başından ayrılacak olan Rivers'ın yerine düşünmüyormuş zaten Celtics yönetimi Thibodeau'yu. Gelecek yeni koça yine asitan olacaktı yani Celtics'te kalsa. Head coach olmak asistan koçluğa benzemez. Oyuncuların aldıkları dakikalarla, egolarıyla, saha dışındaki sorunlarıyla herşeyiyle ilgilenen 1 numaralı adam olmakla bir defans sistemi oturtmak arasında dağlar kadar fark var. Bunların yanında Thibodeau'nun oldukça sert, bağırıp çağırarak dediklerini yaptıran bir yapısı olduğunu okumuştum bir yerde 1-2 ay önce. Noah, Rose, Gibson gibi gençler böyle bir koçla nasıl geçinirler, sinerler mi, karakterleri bunu kaldırabilir mi? Bilmiyorum. Sert koçlar genellikle orta dereceli bir risk oluştururlar genç kadrolar için. Ancak en azından Deng ve Hinrich gibi isimler Scott Skiles'la çalıştıkları için buna alışkınlar. Yeni bir Scott Skiles geliyor belki de Bulls'a. Hatta bir ihtimal yanında LeBron'u da getiriyor, en azından Reinsdorf'un inancına göre böyle. Kadroya eklenecek bir süper yıldızla beraber Bulls özlediği başarıları yakalar umarım.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Kobe de Muhtemelen Türkiye'ye Gelmiyor - Kesin Lanetliyiz

Amerika Basketbol Milli Takımı direktörü Jerry Colangelo'nun yaptığı açıklamaya göre Kobe Bryant NBA Finalleri'nden sonra bu yaz dizinden ameliyat olabilirmiş. Daha kesin bir haber yok ancak Colangelo'nun kulağına giden söylentiler bu yöndeymiş. "Ameliyat olması kuvvetle muhtemel, Milli takım konusunda ona bel bağlamıyorum." demiş. Yaklaşık olarak Ocak ayından beri sağ dizindeki sakatlıkla oynamaya devam eden ve Thunder serisinde dizindeki şişliği indirmek için dizinden sıvı çekilen Kobe'nin en büyük hakkı dinlenmek. Ama bu yaz olmasa keşke... Belki NBA Finalleri'nde Celtics'e yine kaybederlerse, bir ihtimal hırsını 2010 Dünya Şampiyonası'ndan çıkarmak için gelir mi ki? Hiç sanmıyorum ama bir umut işte.

Gasol'ün gelmeyeceğini yazdığımda lanetli olduğumuza değinmiştim. Kobe'nin de gelmemesi, 2010 Dünya Şampiyonası tanıtım videosundaki 4 yabancı yıldızın da ülkemizde forma giymeyeceği anlamına geliyor...

Aslında haber dünden ama ilginç bir şekilde Colangelo'nun LeBron'un gelmese bile takımla beraber antrenmanlara katılmasını istediği yazılıp çizilmişti. Gazetede ise haberin son 3-4 satırında Kobe hakkındaki görüşleri varmış Colangelo'nun ve ilginç bir şekilde buna yer verilmemişti benim ziyaret ettiğim haber sitelerinde.

Sonuç olarak düzenleyeceğimiz turnvanın "yıldız eksikliği" yönünden Eurobasket 2009'la olan benzerliği moralimizi bozuyor...

Yenilenmiş Gasol


Link

Maçtan hemen sonra 5 maddede özet çıkardığımda, Lakers'ın dominant oyunundaki ana sebep olarak Gasol'ü göstermiştim. Ama tabii yine basketballbreakdowns tarafından hazırlanan şu video, daha iyi gösteriyor herşeyi. Bunun yanında savaştığı, vücudunu darbe almaktan kaçınmadığı birkaç pozisyonu da koysalar daha da güzel olurmuş. Sonuç olarak hücumda geri adım atmayan, savunmanın üstüne giden, rakibinin her daim üstüne giden Gasol bu oyununu sürdürürse Lakers beklenenden rahat bir şekilde kazanabilir finali. Perkins-Garnett-Rasheed üçlüsünün Gasol'ü sindirmek için ellerinden geleni yapmaları gerekiyor yarın gece, serinin en kritik maçında yani.

4 Haziran 2010 Cuma

Finalin İlk Maçından İlginç Notlar

Komedi köşesi sırayla: Chris Rock, David Spade, Kevin James ve Adam Sandler. Celtics'in yakalayacağı olası bir büyük seride, parkeye çıkıp şaklabanlıklar yaparak Celticsli oyuncuların konsantrasyonunu bozmaya yönelik planları varmış.

Ron Artest iki taraftara saha kenarı bilet hediye etmiş. Tanesi 9000 dolara patlamış. Sonra da "Geçen sene 5400'dü pek memnun değilim fiyatlardan, satmayı düşündüm" demiş. Bence harika bir jestte bulunuyor Artest bu şekilde. Tebrik ediyorum kendisini. Boston'un salonu hakkında da "Orası Boston Garden'dı değil mi? TD mi? Boston değil mi? Niye öyle demişler ki?" şeklinde çılgın açıklamalarından birini yapmış.

Shannon Brown "Galibiyetin tadı fena değil ama biftek ve patates gibi değil, tavuk gibi." demiş maçtan sonra. Artık ne yöne yorarsanız. Hafif bir aşağılama mı var ki acaba Celtics'e karşı?

İki İspanyol Nadal ile Gasol'ün birbirlerine mümkün olduğunca destek verdiklerini biliyoruz. Nadal Staples Center'a gitti mi hiç bilmiyorum ama Gasol'u birkaç kere Nadal'ın maçlarında gördüm diye hatırlıyorum. Her neyse, Gasol'e dün sormuşlar vatandaşı Nadal'ı televizyon başından destekleyip desteklemeyeceğini. Kobe pis pis sırıtmaya başlamış. Gasol "Bakalım erken kalkarsam belki birazını yakalayabilirim" demiş ama Kobe "Hayır Gasol dinlenecek" diye araya girmiş. Gasol de "Evet kesinlikle dinlenmem lazım artık istatistiklere bakarım sadece" demiş espri olarak. Saat sabah 7'den önce başlamayacaktı zaten maç Los Angeles saatine göre. Normalde NBA oyuncuları 11'den önce pek uyanmadıkları için 7 erken bir saat ama çok da zor olmasa gerek o saatte kalmak. Aynı kortta daha önce oynanan Berdych - Soderling 5. sete gittiği için şimdi 08:30 civarına denk gelecek maç Gasol için. Büyük ihtimalle Kobe'den gizli(!) izleyip desteğini verecektir vatandaşına...

Celtics - Lakers Finali 1. Maç (89-102)

Can dayanamamış benden önce maçın ana hatlarını vermiş.

Staples’taki “Defence, Defence!” tezahüratlarına, takımın böylesine cevap vereceğini hiç düşünmemiştim. Lakers’ı genellikle şöyle tanımlarım ben: Ortalama üstü gelir alan, kaliteli ve ofansif yönü zengin oyunculardan kurulu bir takım. Eee hani savunma? Yaparlar yapmasına da canları istemez çoğunlukla.

NBA tarihinin en tanındık final eşleşmesi. Bizdeki tabiri ile “ezeli rekabet” . Tam 11 kere karşı karşıya gelmiş bu iki takım finalde. 9’unda da Celtics’in üstünlüğü var. Bir tek Magic Johnson döneminde iki şampiyonluk kaçırılmış bu eşleşmeden. En son karşılaşma tarihleri: 2008 NBA Finalleri. Arada pek mesafe yok. Zaten iki takımında ilk beşleri hemen hemen aynı iki sene önceye göre. Sadece Boston biraz daha yaşlanmış. Lakers’da da yaşlanmanın etkileri var; ama onların kotada henüz bir müddet zamana yer var.

İki sene öncenin finalleri geliyor birden gözümün önüne. Serinin ilk maçı. Pierce’ın ağlayarak soyunma odasına gitmesi ve sonra gelip maçı çevirmesi, 4. maç Staples’ta 24 sayıdan gelerek serinin kaderini değiştirmeleri. Hatıralar henüz net. Zaten seri öncesindeki tahminlerin yarısından biraz fazlasında Celtics üstünlüğü gözüküyor. Lakers’ın bu ana kadar o savunmayla karşılaşmaması en büyük etken belki bu tahminlerin çoğunda. Celtics savunması da öyle savunma diye geçebileceğiniz savunmalardan değil. Canla başla, tam konsantrasyonla yapılan bir savunma. 2008’de Kobe’nin belki de playoff tarihinin en fena oyununu oynamasındaki en büyük sebep. Gasol’un Garnett ve Perkins arasında sinip gitmesinin en büyük nedeni.

Maç başlamadan önce tamamen böyleydi durumum. Hatta öyle bir heyecandı ki, bu eşleşme rüyalarıma giriyor, maç uzatmaya gidiyor, uzatmada Celtics (nasıl oluyorsa)38 sayı fark atıyordu. 2008’in rövanşı bu kadar derinden etkilemeyi başarmıştı beni daha ilk maç başlamadan.

Dün geceki maçın Lakers cephesine gelme nedenlerini sanıyorum ki Boston’a bakarak anlayabiliriz, daha doğrusu 2008’teki Boston’a. O zamanın finallerine eğer ki şöyle bir dönersem, aklıma direk Boston seyircisi ve inanılmaz derecede agresif Boston savunması geliyordu. Öncelikle dün gece Boston seyircisi, Boston’ın sezon içindeki felaket form grafiğinden ötürü bu sefer onları Lakers’a karşı yalnız bırakmış ve Lakers ev sahibi avantajını kazanmıştı. Savunma konusunda ise aradan geçen iki sene ve bu sene buraya gelene kadar verilen büyük mücadele Celticsli oyuncuları biraz yormuş gibi gözüktü. En azından 2008’de pota altını Lakers uzunlarına zindan eden Garnett ve Perkins, bu sefer Gasol’e karşı hiçbir şey yapamadılar. Hatta Gasol tek başına onların aldığı ribaundlarından toplamından çok hücum ribaundu aldı.Toplamda ribaundlarda Boston'ı 42-31 ezdiler zaten; ama daha da önemlisi Celtics savunmasının gardını düşüren hücum ribaundları oldu. Lakers maçın sonunda toplam 12 hücum ribaundu çekmişti  ve bunların devamında toplam 16 sayı bulmuşken, Celtics'te bu sayı sıfırdı.

Bir diğer nokta 2008 finallerinde Lakers’ın en kötü duruma düştüğü 3 numara pozisyonunda kontrolün Radmanovic’te olmasıydı. Zaten Radmanovic hakkında pek fazla konuşmaya gerek yok. Pierce’ın finallerin MVP’si olması ondaki sorunu açıklıyor herhalde. Şimdi ise Lakers’ta kısa forvet pozisyonunda NBA’in şu anki en belalı 3 numarası var: Ron Artest. Hatta öyle belalı ki, onun Pierce’ı savunmadaki inadı, şortunu indirmeye kadar gitmişti hatırlarsanız. Vaziyet böyle olunca 2008’in seyircisi ve savunma azmi tamamen Lakers’a geçmiş oldu dün gece. Daha maçın 27. saniyesinde Artest ve Pierce arasındaki durum o kadar ciddileşmişti ki bir horoz dövüşü bile gördük sahada. Sonucu iki oyuncunun da teknik faulle cezalandırılması olsa da ben o karar da Lakers'ın zihinsel yönden olumlu etkilendiğini söylemeliyim. Resmen o posizyon Artest'in Pierce'a: "Ayağını denk al, yoksa tekrar indiririm o şortu!" demesi gibi bir şey oldu.

Bir başka unsur da Shannon Brown ve Farmar’ın ikinci ve son çeyrekte oyuna yaptıkları katkıydı. Farmar’ın playofflarda bir nebze toparlandığını görmüştük; fakat Shannon Brown geçen seneki performansına göre bu sezon hiç güven vermiyordu. Dün bu iki oyuncudan kritik anlarda gelen 10 sayı Celtics yedeklerinin de pek iş yapmadığı günde en azından Celtics adına Rasheed’den gelen ekstra performansı dengeledi.

Kobe ve Gasol’e de ayrı parantez açmak lazım. Celtics ilk beşinin attığı toplam sayı 73, şut yüzdesi 45.3, aldıkları ribaund toplamı 22, aldıkları hücum ribaundu toplamı 7 ve 3 blokları var. Kobe+Gasol ise toplam 53 sayı, %50 şut isabeti, 21 ribaund, 9 hücum ribaundu ve 4 blokla oynadılar. İki oyuncu Celtics’e beşine yettiler zaten. Özellikle Gasol, 2008’in acı tecrübelerini hafızasından tamamen silmiş gözüktü ve tek başına Bynum’a ihtiyaş duymadan iki pota altını da domine etti. Serinin geri kalanında bu savunma aynen böyle devam ederse ve daha önemlisi Lakers, Celtics hücumuna karşı %49 ile hücum ederse, buraya kadar gelirken çok yorulmuş olan Celtics’in bu takıma diş geçirmesi çok zor olur. Phil Jackson’la beraber kariyerinin 111. playoff galibiyetini kazanarak bu alanda koç&oyuncu ikilisi namıyla zirveye yerleşen Kobe ve PJ bu seri bitene kadar 3 galibiyet daha kazanabilirler.

NOT: Lakers şu ana kadar Boston'a karşı 4 kez ilk maçı kazanmış; fakat buna rağmen sadece birinde mutlu sona ulaşabilmiş. Bakalım 5.nin sonunda ne olacak? Playofflar boyunca kaç kere yazdık bilmiyorum ama tabii Phil Jackson'ın 47 seride 1-0 öne geçip hepsinde turu geçen taraf olması trendini de unutmayalım.

5 Maddede Finallerin 1. Maçı

Pau GAZ-ol:
O böyle oynamaya devam ederse Lakers'ın seriyi kazanma ihtimali bir anda tavan yapar. Hücum ribaundlarında son derece aktifti (8), içerden, dışardan skor üretmesinin yanında aynı zamanda savunmada da uzun kollarıyla şutları tehdit ederek, içeri giren kısaları ve Garnett'i saf dışı bıraktı. 2008'deki Gasol'dan çok daha farklı, savaşan, mücadele eden gaz bir Gasol vardı. Onun yanında Bynum'ın da 30 dakikaya yakın oyunda kaldığını ve Suns serisine göre çok daha iyi göründüğünü ekleyeyim.

Hücum ribaundları:
Dikkat edin sadece ribaundlar demedim, özellikle hücum ribaundları. Defansta alınan ribaundlar tamamen rakibin ve sizin savunma/hücum düzeyine bakar. Önemli olan hücum ribaundlarıdır. Üçüncü çeyrek bittiğinde, maç kopmuştu ve o sırada Lakers'ın 10'a 4'lük üstünlüğü vardı hücum ribaundlarında. Lakers bu ribaundlardan 14 sayı üretmişti. Maçtaki farkın ana sebeplerinden biri ribaundlardı.

Celtics savunması:
Celtics takımı şampiyonluk istiyorsa, 3 çeyrekte 84 sayı yiyemez. Hele Kobe kendi standartlarında normal bir maç geçirmişken. Özellikle de dış oyuncuların penetrelerini kesmeleri gerekiyor. Tabii hücum ribaundları ve Gasol'e gösterilmesi gereken sertlikten de yukarıda bahsetmiştim. Biraz bağlantılı yani üç madde de birbirine. İlk çeyrekte fark 5'ti henüz ama o noktada belliydi bence Lakers'ın rüzgarına aldığı ve maçı kazanacağı.

Lakers savunması/Celtics hücumu:
Göz açtırmadılar Celtics'e resmen. Maça Fisher-Allen ve Kobe-Rondo eşleşmeleri ile başladılar. Ancak arada sırada değiştirdiler adamlarını. Rondo'yu özellikle 3-4 adım geriden savununca Rondo beklediğim gibi etkisiz kaldı. Ancak işin ilginci Fisher onu yakından savunduğunda bile beklenildiği gibi yanından vızır vızır geçemedi Rondo. Fisher'ın sertliği biraz yıldırdı onu belki de. Yine Lakers'ın hücum ribaundları yüzünden tetiklenemeyen hızlı hücumlar, Rondo'yu kısıtlayan etkenlerden biriydi.

Hakemler:
Bir taraf lehine çalmadılar ve sonuca direk etki etmediler belki ama son olarak da birinci dakikadan itibaren herşeye faul çalan hakemlere değinmek lazım. Final serisi oynanıyor bırakın biraz mücadele olsun oyun alanında yahu. Faul problemi dolayısıyla ilk çeyrekten Mbenga'lar, Morrison'lar, Scalabrine'ler girecekti neredeyse oyuna. Ray Allen bundan en çok nasibini alan oyuncuydu, bir dahaki maçta Fisher'a daha çok problem çıkarması gerekiyor. Aslında normalde bu bol faullu karşılaşma Celtics'in aleyhine olurdu ama dün çok pısırıktı yeşil yoncalar nedense. Meydan okuyan Celtics'i göremedik. O nedenle de kolay faullerin maça fazla etki ettiğini söyleyemeyeceğim. Zaten Rivers da "Bizi ezdiler" demiş açık açık.