Suffisamment
2 hafta önce
- Luis Scola sanki NBA 2K10'da orta mesafe şutu 99'a çıkarılmış gibi oynadı Brezilya'ya karşı. Maç boyunca zannedersem 1 veya 2 tane şut kaçırdı, geri kalanlar atamadıkları pota dibindendi. Zaten toplam 14/20'ydi yanlış hatırlamıyorsam şut isabet oranı. Bir uzundan böylesine muhteşem bir şut performansı izlemek gerçekten inanılmazdı. İki taraf da haketti ama Scola "Brezilya sen dur, biz yolumuza devam ediyoruz" dedi. Bu arada Prigioni'nin de hakkını verelim, Scola başta olmak üzere bütün takım arkadaşlarını doğru yerlerde topla buluşturdu ve besledi. İnanılmaz pick & roll oynadılar. Brezilya'da Giovannoni büyük sıkıntı çekti Scola'yı durdurmak konusunda. Splitter'in de az dakika almasına şaşırdığımı söylemeliyim.
Efendim hikayeyi zaten büyük çoğunluğunuz biliyordur. Yunanistan çakallık yaptı. Rusya adeta büyük boy Metro yemiş gibi enerjik oynarken, Yunanistan topu rakip potaya atmak istemiyordu resmen. Neredeyse her şutlarını el üstünden atıyordu Yunanistan. Ayrıca 2-3 Rusya hücumundan birinde ancak doğru düzgün savunma yapıyorlardı. Amaçları açıktı grup üçüncüsü olarak, D grubunda çok büyük ihtimalle 3. olacak İspanya ile karşılaşmaktan kaçacaklardı. Hatta ardından çeyrek finalde Amerika'yla eşleşmekten de kurtulmuş oluyorlardı. Ne de olsa Fransa, Yeni Zelanda'yı yenecekti değil mi? Ama kazın ayağı öyle değildi işte, Yeni Zelanda takımı Haka dansı yaparak gaza gelip, Metro'ları yiyerek enerjiyi alınca, Fransa yenilgiden kurtulamadı. Bu sonuçla İspanya ikinciliğe çıktı ve Yunanistan'a ne oldu? Amerika'dan kaçtılar belki ama yine de kapak oldu. İspanya da bu kapağın altında işte. Oh olsun. Fakat bizim açımızdan bakınca, Yeni zelanda'nın gazı ve enerjisi biraz fazla kaçtı ve ismini 'markalaştırmış' Abercrombie'nin ballı (daha doğrusu panyalı) üçlüğü nedeniyle, onlar da bizden kaçıp Rusya'yla eşleştiler. Bize daha zorlu olan Fransa düştü. Tabii şutörleri yok, atletik olmalarına rağmen biz daha iyi ribaund alan bir takımız, savunmamız da üst düzeyde bu turnuvada (nazar değmesin), o yüzden çok sorun çıkaracaklarını düşünmüyorum bize ama Yeni Zelanda gelseydi şimdiden çeyrek finale bakabilirdik, o rahatlıkta değiliz orası kesin.
Biliyorsunuz tatildeyim ve evet biliyorum özlediniz. Ben de özlemedim dersem yalan olur. Umarım en yakın sürede dönüş yapacağım. Elbette gerek NBA gerek Dünya Şampiyonası'nı takip ediyorum ve az önce olan bir olayı yazmadan edemedim.
Dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri olan FIBA 2010 Dünya Şampiyonası bu yıl 28 Ağustos ve 12 Eylül tarihleri arasında Türkiye’de gerçekleşecek. Ülkemiz için çok önemli olan bu organizasyonun en büyük sponsoru Beko, basketbolseverlere şampiyona heyecanını dolu dolu yaşatmak için, www.beko2010.com sitesini sunuyor.Haziran ayından itibaren yayında olan sitede, ülke tanıtımları, şampiyona tablosu, takım kadroları ve son dakika haberleri gibi bölümler yer alıyor. Güncel bilgilerin yanı sıra, basketbolseverler için birçok farklı içerik bulunuyor. Kullanıcılar siteye üye olarak, NTV SPOR’ da yayınlanan 5’te 5 Basket adlı basketbol bilgi yarışmasına ve Basketsever programına katılma şansı elde ediyor.
Evet biliyorum Kwame Brown'ı başka takım alınca "Heat fırsatı kaçırdı" demek biraz abes oluyor ama maalesef benim düşüncem bu yönde. Hani Kwame'nin muhteşem yetenekleriyle falan alakası yok tabii ki bu tespitimin. Hatta Ağustos ayının büyük çoğunluğunda tatil yapacağıma dair bir karar almadan önce bir Heat yazısı yazmaya başlamıştım "Geri Kalanlar Yeterli mi?" başlığıyla, yanına da "Kwame'yi Al Riley" yazmıştım. Niye? Çünkü Kwame en azından 2.11'lik boyu ve fiziğiyle gerçek bir pivot. Heat'in kadrosunda başka gerçek pivot yok. Tabii Big Z ile Magloire'ı saymazsak, ki saymamak Heat için doğru yoldur. Sadece bu ikiliye güvenip şampiyonluk için yola çıkmak riskli bana göre. Öte yandan Joel Anthony tamam blok kovalıyor, başarılı da oluyor, savaşçılığını beğeniyorum ama Bynum, Shaq, Howard gibi oyuncuların yanında çocuk gibi kalıyor. Kwame ise ne kadar Michael Jordan tarafından 1 numarada seçildiği için, işin hücum yönü ele alındığında yaklaşık 10 yıldır alay konusu olsa da, savunmada ortalama bir seviye tutturabilmiştir benim gözümde. Hatta bazı maçlarda şaşırtıcı bir şekilde gayet iyi savunma yaptığına şahit olmuşumdur. Kısacası ne kadar NBA'de dalga konusu olsa da, cüsseli rakip pivotların arkasında durabilecek bir isim Kwame. En en kötü ihtimalle boyalı alanda kullanılabilecek 6 faul hakkı daha verir taıma. Heat o yüzden kaçırdı diyorum kendisini.
Son bir haftayı tamamen tatil ilan ettim kendime blog'daki sessizlikten anlayacağınız üzere. Dedim ki post atmama trendini bu kötü haberle kırayım. Evet hiç belli etmesem de(!) kötümser bir yapım vardır. Neyse efendim Nene ile Splitter, Brezilya milli takımının yaptığı antrenmanlara katılmamışlardı başlarda. Sonradan dahil olmuşlardı. Ancak bir süre takımla çalıştıktan sonra, Cuma günü Fransa maçın çıkan Nene, 12 dakika sonunda bacağındaki acılara dayanamayarak kenara gelmiş. Baldırında çekme varmış yanılmıyorsam. 5-10 gün kadar dinlenmesi gerekiyormuş sakatlıktan kurtulmak için. Teknik yönetim de bunun üzerine Nene'nin yerine Le Mans'ın pivotu Batista çağırmış.
Amerika Milli Takımı, Türkiye'ye getireceği kadroyu %90 oranında belirledi. Turnuvaya gelecek takımlar kadrolarını 12 kişi ile sınırlandırmak zorundalar, Amerika dün alınan bir kararla 13'e düştü: McGee ile Green kadrodışı kalan isimler oldular. Beklenen bir gelişmeydi bu benim açımdan. McGee'nin Türkiye'ye gelmesini zaten çok az kişi bekliyordu ama Green'in 3-4-5 numaraları oynayabildiği için kadroda kalacağını düşünenler vardı. Birkaç defa belirttim blog'da, Green beğendiğim bir oyuncu değil kesinlikle. Şutuna güvenilmeyen, dışardan oynayan bir 4 numara yani sonuçta. Kalan 13 kişi şu şekilde:
Nets’in transfer haberlerinden hızlı hızlı devam edelim değerlendirmeye, yoksa bitecek gibi değil. Malum, bütün takımı yenilediler aşağı yukarı. Sean May de takıma yeni katılan parçalardan biriydi, 1 yıllık minimum kontratla. Bir nevi deneme amacı taşıyor diyebiliriz bu anlaşma için. Peşinen fikrimi söyleyeyim, bu fiyata alınabilecek iyi bir oyuncu May. Eğer Troy Murphy’yi takıma katmasalardı daha da umutla bakmak mümkündü bu anlaşmaya ama şu an yedek 4 numara olarak dahi süreleri epey kısalacak gibi, çünkü önünde kendisinin yapabileceği her şeyi yapabilen, çok daha atletik ve genç bir Favors olacak.
New Jersey Nets'ten Temmuz ayı içinde "Artık yaşlandım gelecek nesillere bırakıyorum işleri, emekli olacağım" diye ayrılan Rod Thorn, 76'ers ile anlaştı. Stefanski'nin üzerinde bir göreve yani 76'ers'ın başkanlığına getirildi Thorn. Bir zamanlar Nets'de aynı bu şekilde çalışmışlardı Stefanski ile. Thorn için baya kısa süren bir emeklilik oldu anlayacağınız. Thorn, Nets'den ayrılmasında Prokhorov ve onun adamlarıyla arasındaki fikir ayrılıklarının etkisi olmadığını açıkladı. Aslında oldukça iyi anlaşmasına rağmen, Nets kulübünde miadını doldurduğuna inandığı için bırakmış Thorn yani. Tabii bundan 15 gün önce kazın ayağı öyle değildi. Neyse, vardır aralarında bir husumet, Thorn, Prokhorov kendisine uzun süreli bir anlaşma teklif etmediği ve güvenmediği için rahatsızlık duymuş bazı kişilere göre.
Öncelikle belirtmek isterim ki biraz yoğunluk, biraz sıcaklar, biraz da ligin başlamasına daha çok vakit olduğundan dolayı gerçekleşen bazı transferlere değinmedik. Ama hepsini bir kenara not ediyoruz ve tek tek değerlendireceğiz (Josh Powell'ı bile). İzin kağıdımı yoklama defterinin arasına sıkıştırdıktan sonra geçeyim başlığı ilgilendiren yazıya. Müthiş bir şut mekanizması, yumuşak bir bilek ve seçilmeyen bir oyuncu için inanılması güç bir skor potansiyeli… Zayıf saha görüşü ve işin savunma kısmına pek önem vermemesi en göze batan zaafları. Ama o özellikleri de iyi olsa Barcelona’da oynardı zaten. Anthony Morrow’dan bahsediyorum, Don Nelson’ın takımına katarak geleceğini maddi açıdan kurtardığı undrafted gençlerin en gözdesinden... Belki kendini yine gösterirdi ama Don Nelson’ın sisteminde yapabileceği her şeyi çok daha kısa bir zaman diliminde yapma fırsatı buldu, aldığı sürelerden mevcut kontratına kadar…
Önce kocaman takasımızın özetini vereyim temiz bir şekilde:
Bu aralar tatil modundayım, farketmişinizdir zaten. Blog başladığından beri ilk kez 2 gün üst üste bir yazı girmedim. Madem öyle, şu dün gece çıkan haberi paylaşayım dedim, daha doğrusu haberi paylaşmak değil tabii ki amaç, konu hakkındaki fikrimi yazmak. Pek çoğunuz okumuştur bu haberi zaten.
Atlanta’nın yeni koçu Larry Drew genç yıldız Horford ile konuşup, kendisinin bundan böyle uzun forvet pozisyonunda da oynayabileceği yönünde karar almış. Esasında bu pozisyona çok da yabancı değil Horford. Zira Florida Üniversitesi’ndeyken Noah’ın yanında benzer bir görev üstlenmişti ancak Hawks’ta pivot pozisyonuna yerleşmiş ve kısa kariyeri boyunca hayli de başarılı olmuştu pivot olarak. Ama önümüzdeki sezondan itibaren yeniden 4 numara olarak izleyeceğiz kendisini…
Geçtiğimiz sene dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına gelmişti Pargo ama önceki sezonun formsuzluğu devam etmiş ve kendinden bekleneni bir türlü verememişti Chicago’da. Biraz da bunun etkisiyle piyasası daralmış olacak ki Golden State’ten yalnızca minimum kontrat alabildi 2 yıllık. Tabi kontratın bu kadar düşük olmasında ligin en underrated oyuncularından biri olması da etkili olmuştur muhakkak. Öyle ki; NBA’de bulamadığı süreleri Olympiakos’ta da bulamamıştı vakti zamanında.
Dünya Şampiyonası hazırlıklarını sürdüren Fransa’ya üst üste iki üzücü haber geldi. Fransa milli takım antrenörü Vincent Collet’nin, Noah’ın kadroda yer almayacağını açıklamasının ardından Beaubois da dünkü idmanda sol ayağını kırdı. Genç yıldızın parkelere dönme süresinin 3 ayı bulacağı söyleniyor.