BIY AD

1 Mart 2010 Pazartesi

28 Şubat'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Nowitzki hem 36 sayıyla takımının skor yükünü çekmiş hem de 8 ribaund 7 asistle triple double’a yaklaşmış. Ayrıca o kadar topla haşır neşir olmasına rağmen hiç top kaybı yapmamış Dirk. Bir takım yıldızından daha ne ister? Yine ek olarak uzun süredir neredeyse hiç katkı yapamayan Barea’nın 9 asisti var. Hiç olmazsa aklı başında gözüküyor.

Josh Smith’in top çalması yok ve tek bloğu var ama 22 sayı (8/13), 15 ribaund ve 6 asistle diğer yönlerden baya kabul edilebilir katkı sağlamış takımına. Diğer isimlerden Crawford bir miktar baltalamış. Joe Johnson ise pek iyi şut atamamış ama takımını uzatmaya götürmüş ve tam 9 sayı atmış uzatmada. 24 sayı 6 ribaund 4 asist 4 top çalması var onun da.

Nets takımı aldığı gazla bir galibiyet yüzü daha görür mü diye merak ediyordum ama yine bildiğimiz takıma dönüp maçı kaybetmişler. Halbuki karşılarında da, kendi seviyelerine inen Washington vardı. New Jersey ekibi ancak %35’le şut atabilmiş. Tabii gece asıl Andray Blatche’in; 31’de 17 şut yüzdesiyle tam 36 sayı atarak kariyer rekoru kırmış genç oyuncu, yanına 15 ribaund 2 top çalma 2 blok eklemiş. Wizards yönetimi takımı boşalttığında onun bir süre yükseleceğini tahmin etmiştim fakat bu düzeye çıkıp da bu kadar uzun sürmesini beklemiyordum, Nets’e karşı da olsa tebrikler Blatche.

Boşa kürek çekenler:
Amare, 28’de 15’le 41 sayı atıp, 12 ribaund çekerek ezeli rakipleri Spurs’e karşı çok etkili bir performans sergilemiş ancak aşağıdaki yazıda yazanların da büyük katkısıyla yazık olmuş oyununa. Spurs, Jefferson’ın uzun zaman sonraki en iyi oyununu oynamasıyla (20 sayı) maçtan 110-113 galip ayrılmış.

Salmons, Bucks’a geldiğinden beri oynadığı etkili maçlara bunu da eklemiş. Daha 7 maç oynanmış olsa da 12.7’lik sayı ortalaması 20’ye fırladı Salmons’ın. Bu maçta da Atlanta’ya karşı 20’de 11’le 32 sayı atmış ve yanına 8 ribaund 4 asist eklemiş ancak uzatmada maçı vermiş Bucks.

Çaylak Collison maçın ikinci yarısında büyük bir farkı önlemiş ama yenilgiyi önleyememiş. CP3’nin yokluğunda artık alıştığımız performanslarından birini bu sefer skora yüklenip kariyer rekoru kırarak göstermiş Collison. 21’de 15 ile 35 sayı atmış, 3 asist ve 3 ribaundu var.

Günün X-faktörü:
Maçta ön planda sertlik ve savunma yer aldıysa da ikinci yarıda sonucun belirleyen isim Lamar Odom’dı. Tüm karşılaşmayı önde götüren Nuggets, onun sahneye çıkmasıyla maçı Lakers’a kaptırdı Staples Center’da. 13’te 8 ile 20 sayılık performans sergilerken 13 ribaund 5 asist 4 de top çalması ekledi üzerine Odom. Çok ufak bir süre etkili oynayan ama ardından yanlış tercihlerle takımını hücumda tıkayan Billups’ın açılıp büyüklüğünü göstermesiyle maç bir ara tekrar berabere oldu fakat Lakers, savunmanın sayesinde maçı 89-95 almayı başardı.

İyi mi kötü mü:
İki yıldız da yapılabilecek en iyi şekilde savunuldular, o yüzden asıl krediyi öncelikle Afflalo ve Artest’e verelim. Öncelikle iki oyuncu da müthiş mücadele verdi. Artest’in 6 top çalması zaten çok şey belli ediyor fakat karşısına aldığı Carmelo’yu maç boyunca boğarak, top kaybetmesinin yanı sıra şutlarının da bozulmasını sağladı. Afflalo’nun rakamları fazla şey ifade etmeyebilir ama Kobe kötü oynadıysa onun da bir numaralı nedeni Afflalo’dur. Hiçbir zaman sertlikten kaçınmayarak sürekli Kobe’yi rahatsız etti. Bir pozisyonda hele ikiye bir hızlı hücumu tamamen tek başına kesti. Ayrıca iki oyuncu da hücumda beklenenin üstünde katkı sağladılar. Afflalo’nun 16, Artest’in 17 sayısı var.
Gelelim bu başlığa gelmesi gereken asıl isimlere. Bir kere Kobe kesinlikle iyi bir gününde değildi. Ne kadar kusursuz savunulsa da bunların üstesinden bir nebze geldiğini görmüştük kendisinin ancak bu maçta 17 şutundan sadece 3’ünde isabet bulabildi. Baltaya girmemesinin sebebi 12 asist, 3 top çalma ve 2 bloğunun olması.
Carmelo da Kobe kadar kötü şut atmasa da takımının bir numaralı skor opsiyonu olarak işini yeterince yerine getiremedi. 19’da 7’yle 21 sayı attı fakat Artest’in boğucu savunmasına karşı 8 top kaybı yaptı yaptı. Ayrıca maçın bitimine daha 2 dakika varken 6. faulünü hücumda Artest’e karşı yaparak oyundan çıkmak zorunda kaldı.

Takımı baltalayanlar
Jamal Crawford 14’te 3 ile şut atmış yalnızca. Serbest atışlarla birlikte 14 sayıyı bulsa da ondaki bu düşüş dikkat çekiyor. Yine yükselecektir diye umuyorum, kariyeri boyunca dengesiz bir oyuncu olmuştur zaten. Onun yanında Bibby’nin son iki maç biraz daha iyi oynadığını görmüştük ama o da 5 şutundan birinde isabet bularak 3 sayıda kalarak maçta son derece etkisiz kalmış.

J-rich ve geri kalanlarla ilgili yazı için tık.

Maçın ikinci yarısını sıkılana kadar izledim, Orlando’nun rahat üstünlüğü vardı benim baktığım bölüm boyunca. Ancak yıldızların hiç birinden katkı göremedim. Orlando üstünlüğünü Rashard Lewis ve Redick’le koruyordu. Ancak maçta eksik olan biri vardı ki o da takımının en iyisi Dwight Howard. İstatistiklere göre 7 top kullanmış ve sadece birinde isabet bulabilmiş O’Neal karşısında. Ben sanırım sadece iki tane faul atışına ve bir hücum faulüne tanık oldum, onun dışında maçla alakası yoktu yine. Zaten faul problemi yüzünden kenara alınmak zorunda kaldı. Bu arada bu yazacağımı sadece belirtmek için söylüyorum, +/- istatistiğini ben de sevmem ama Howard’ın -7, Gortat’ın +23 olması açıkçası dikkat çekici. Tesadüf mü bilmiyorum ama bunu sezon içinde birkaç kez daha gördüğüm için yazdım.

Bizimkiler:
8’de 3’le 7 sayı, 3 ribaund 2 asistle oynayarak yine hiç verimli olamamış Hidayet. Zaten Bosh da oynamayınca takım olarak döküldükleri maçta Thunder tarafından ağır bir yenilgi almışlar. Ayrıca Hido sadece 20 dakika sahada kalmış ve son çeyrekte oyunda yer almamış.

Ersan 9'da 3'le 9 sayı atmış. Yanında aldığı 8 ribaundu ise sevindirici. Uzatmaya giden maçta 30 dakika sahadaymış Ersan, bu süre içerisinde 6 faul alarak oyun dışı kalmak zorunda kalmış.

Suns Ağır Saçmaladı

Az önce Suns-Spurs maçını izliyordum. Maç boyunca internetin yavaşlığından dolayı doğru düzgün seyredememiştim. Son 3 dakikada skorun yakın olduğunu görünce bir kez daha deneyeyim dedim ve şansa düzgün bir şekilde izleyebildim. Steve Nash'in Amare'yi beslemesi sonucu 8 sayılık farkı 2 dakika içinde 2'ye indiren Suns maçın bitimine 45 saniye kala maçı beraberliğe getirme şansını yakaladı. George Hill'in inanılmaz kötü bir pası sonucunda Dudley topu çaldı ve hızla rakip sahaya geçen Jason Richardson'a topu aktardı ama 2 smaç şampiyonluğu bulunan atletik oyuncu, bomboş smaca kalktığı pozisyonda, smacı kaçırdı. Büyük bir fırsatı kaçırdı ve maç burada Spurs'e geldi diyebiliriz.

Ama başlıkta Suns ağır saçmaladı demiştim, sadece Jason Richardson'a yüklenmemiştim. Bunun da nedeni bitime 4 saniye kala üçlüğün 1-2 metre gerisinden inanılmaz zor bir şutu sokarak farkın 1'e inmesini sağlayan Nash'in yaptığı bir hataydı. Bu üçlükten sonra hemen Ginobili'ye faul yaptılar ve 3.2 saniye kala fark 3'e çıktı. Suns'ın molası yoktu ve topu pota altından Nash'e aktardılar. Nash hızlı bir şekilde Spurs yarı sahasına geçti ve maç saatinde 0.5 saniye kala üçlük çizgisinin 1-2 metre gerisinden sıçradı. Ancak şut atmak yerine topu serbest atış çizgisinin orada bekleyen Frye'a aktardı. Buradaki saçmalık hem Frye'ın şut atıcak süresinin olmaması idi, hem de fark 3 iken, Frye'ın yüksek posttan atacağı 2'liğin anlamsızlığıydı. Belki Nash'in şutunun girme ihtimali düşüktü, belki arkasından zıplayan Hill'den blok yiyeceğini düşündü ama kendisi denese en azından Frye'daki gibi maçı uzatma ihtimalleri sıfır olmayacaktı. Spurs de maçı kazanmış oldu bu sayede.

Bu arada Jason Richardson'ın pozisyonu internete de düşmüş hemen:


Link

28 Şubat 2010 Pazar

McGrady - Kevin Martin - Landry Takası (Analiz)

Geldik önümüzeki sezon NBA'e büyük ihtimalle derinden etki edecek takasa. T-Mac'i ve biten 20 milyon dolarlık kallavi kontratını alan Knicks, salary cap'inde büyük boşluk açarak, bu yaz 2 serbest oyuncuya birden maksimum kontrat verebilecek konuma geldi. Zaten ana hedeflerinin LeBron olduğunu artık sağır sultan bile duydu ama bu yaptıkları takas ile onun yanına Bosh veya Wade'i monte edebilecekler. Bu da LeBron'u ikna edebilmeleri için çok büyük bir adım attıkları anlamına geliyor. Yani amaçlarına ulaşmış oldular. Ama 2010 yazında ne olur bilinmez. Bir bakarsınız Wade-Bosh-LeBron takımlarında kalırlar, Knicks'in 3 senedir yaptığı planlar suya düşer. Tabii bu ayrı bir konu. Değerledirme yaparken şu anki şartlara bakmak lazım. Yanında Sergio Rodriguez gibi D'Antoni'nin sevmediği ve ısınamadığı Duhon yerine tercih edebileceği, hızlı ve açık alandaki oyunu bilen bir guard aldılar. Verdikleri ise kesinlikle tahammül edilebilir nitelikte: Uzun süredir kullanmadıkları Hughes, birilerine itelemek için 30 dakika verdikleri 7 milyonluk kontrata sahip olan Jeffries (kabul edelim hiç de fena oynamadı bu sezon) ve benim çok ham olduğunu düşündüğüm, NBA'de ne derece başarılı olabileceği belirsiz Jordan Hill. Ayrıca üst sıralarda olması halinde korunulan 2 draft hakkı verdiler. Bunların hepsi, LeBron'u ikna edebilme şansını 2 kat arttırmak için gözden çıkarılabilecek şeyler. Hele olur da T-Mac şu anda çektiği sıkıntıları atlatır ve yazın minimum paraya Knicks ile imzalarsa, yeme de yanında yat durumu oluşur...

Bu takas öyle bir şekilde gerçekleşti ki, 3 takım da istediği şeyleri neredeyse tamamen aldı. Kings'in de çok mutlu olduğunu düşünüyorum. En azından benim gözümde harika bir iş başardılar. Tyreke Evans ile Kevin Martin'in parkede iyi bir kimya yakalayamadıklarına birkaç kere değinmiştim blog'da. Bunun yanında Martin'in her sezon 30 maçı garanti kaçırmasından da bıkmış olmalı Kings. Onu takas etmeye karar verdiler. Evans ve Udrih'in arkasında pek süre alamayan Sergio Rodriguez'i de Martin'in yanına koyarak Hughes'un 13 milyonluk biten kontratını, Dorsey'i ve en önemlisi de Landry'i aldılar. Landry yaptıklarına oranladığımız zaman kontratı bir hayli hafif kalan bir oyuncu (3 milyon dolar) ve 2010-2011 sezonu için Sacramento onun kontratını aynı miktar karşılığında uzatabilecek. Tam anlamıyla kelepir. Kısacası ligin en iyi altıncı adamlarından birini çok ucuza aldılar ve aynı zamanda önümüzdeki yaz için salary cap'lerinde extradan 10 milyona yakın yer açmış oldular. Yani maksimum kontrat verebilecek seviyeye geldiler. Tabii Bosh-Wade-LeBron-Amare'den birinin onları tercih edeceğini pek sanmıyorum ama ellerinde gelecek vaat eden yetenekler olduğunu göz önüne alırsak, ihtimal dışı demeyelim. Sonuç olarak bu genç takıma yazın takviye yapabilecekler öyle veya böyle...
Son olarak da geldik Houston'a. Onlar da Landry, Dorsey ve T-Mac karşılığında pek çok parça aldılar. Bunların tabii ki en önemlisi Martin. Muhteşem bir şutör ve ligin en önemli skorerlerinden biri. Ligde en çok faul çizgisine giden isimlerden biri. Fakat Martin'in bir tane önemli dezavantajı var: Sağlık. Son 3 sezondur, yaklaşık 30'ar maç kaçırdı Martin. Yani T-Mac'in son yıllarında en çok eleştirildiği konulardan birinde Martin onunla benzeşiyor diyebiliriz. Yalnız T-Mac'in yer etmiş sakatlıkları olduğunu, Martin'in ise ayrı yerlerinden sakatlandığını da söylemeliyim. Yao Ming'in yanında bir başka sakatlık riski olan yıldız aldılar yani. Yanında benim çok beğenmediğimi belirttiğim Jordan Hill var. Jeffries'i zorunda kaldıkları zaman kullanacaklardır ama pek önemli bir isim değildi bu takasta (Knicks adına inanılmaz önemliydi o ayrı). Bir de 2011 draft'ında Knicks ile sıralarını değiştirme hakkı ile 2012'de draft'ında Knicks'in hakkını aldılar. Eğer Knicks'in planları tutarsa ve 2 süperstar'a maksimum kontrat verebilirlerse bu draft haklarının çok bir anlamı olmayacak Rockets açısından, çünkü Knicks sezonu ligin yukarısında bitirecektir, bu da alt sıralarda draft hakları demek... Yani esasında çok büyük bir kesim tarafından bu takasın en karlı takımı Rockets olarak görülse de, bence daha iyi parçalar alabilirlerdi T-Mac'in karşılığında. Kevin Martin'i alarak salary cap'lerini doldurdular ve 2010 yazında takıma önemli eklemeler yapmaları son derece zor. Tek başına Kevin Martin de bu takımı bir üst seviyeye taşıyabilecek isim mi tartışılır. Tabii T-Mac'i hiç takas etmeseler, ellerindeki salary cap ile yazın Martin ayarında birini alabilirler miydi bilmiyorum. Yine de T-Mac'in 20 milyonluk biten kontratı Rockets'ın bu aldıklarından daha değerliydi sanki. Landry'i kaybetmeleri de kötü oldu. Jordan Hill'in üst düzey bir uzuna dönüşmesi halinde ise bir anda çok kar etmiş olurlar.

Yani kısacası Knicks bu takastan en mutlu ayrılan takımdı, Kings'in de başarılı bir hamleye imza attığını düşünüyorum. Ancak Rockets aslında iyi bir takas gerçekleştirmiş olsa da, bence daha iyisini yapabilirlerdi. Daryl Morey birçokları tarafından Tanrı olarak görülüyordu bugüne kadar yaptığı hamlelerle, belki ben de bu yüzden daha iyi bir takas bekliyordum ondan.

Bir de yana anket koyuyorum konuyla alakalı.

28 Şubat Programı

28 Şubat Pazar 20:00 / Phoenix Suns - San Antonio Spurs
28 Şubat Pazar 22:30 (NTV Spor banttan 00:30) / Denver Nuggets - Los Angeles Lakers
1 Mart Pazartesi 01:00 / Milwaukee Bucks - Atlanta Hawks
1 Mart Pazartesi 01:00 / Washington Wizards - New Jersey Nets
1 Mart Pazartesi 02:00 / Toronto Raptors - Oklahoma City Thunder
1 Mart Pazartesi 02:00 (NBA TV) / Miami Heat - Orlando Magic
1 Mart Pazartesi 04:00 / Los Angeles Clippers - Sacramento Kings
1 Mart Pazartesi 04:30 / New Orleans Hornets - Dallas Mavericks

Günün kağıt üzerindeki en güzel maçı NTV Spor'da ama yine canlı değil maalesef... Tamam futbol elbette daha çok izleniyor, daha çok rating alıyor ama NBA izleyicileri bu işten pek memnun değil.

Nuggets'da K-Mart oynamayacak muhtemelen. Onun dışında iki takımda da benim bildiğim eksik yok. Onu yokluğundan ve maçın Los Angeles'ta olmasından dolayı Lakers favori. Tabii şunu da hatırlatmak lazım, Denver Lakers'ı sezon başında sürpriz bir şekilde 30 sayıyla mağlup etmişti. Ayrıca bundan 2-3 hafta kadar önce de Los Angeles'ta Carmelo'nun oynamamasına rağmen yenmişlerdi rakiplerini. Yani öyle küçümsenecek bir takım değil Denver kesinlikle. Ama K-Mart'ın yokluğu, uzun rotasyonuna büyük darbe indiriyor. Bu alan, zaten Lakers'ın üstünlüğündeyken bir anda fark açılıyor...

8'deki maçta iki eski dost(!) karşı karşıya geliyorlar. Nash'in bir süredir sırt ve kartın ağrıları var. Geçtiğimiz hafta bir maç kaçırmış ve bu nedenle antrenmanlara çıkmama kararı almıştı. Ancak oynayacakmış bugün. Tony Parker'ın da tam anlamıyla sağlıklı olduğunu söylemek zor, cuma günü zehirlenmişti bugün oynayacaktır büyük ihtimalle. Yıllardır Phoenix'in ilacı olan San Antonio, son 10 yıldır bu kadar kötü savunma yapmıyordu. Bugün Phoenix'in deplasmanda kazanma şansı hiç de azımsanmamalı. Duncan'a Parker-Manu-Jefferson'dan yardım gelmezse ve sene boyunca yaptıkları korkuluk savunmasını yaparlarsa, Suns'dan da bir tokat yiyebilirler.

27 Şubat'tan Notlar

Başımıza taş yağacak:
Bir kaçı Boston'a da düşer de akıllarını başlarına getirirler belki. Hakkında bir yazı var aşağılarda ama Nets’in Celtics’i Garden’da yendiğini tekrar belirtmek istedim.

Günün hayvan performansları:
Zach Randolph, 31 sayı 10’u hücumdan 25 ribaundla hayvan nedir bize ve eski takımına bir kez daha göstermiş. Knicks karşısında olunca değeri biraz düşüyor ama yine de müthiş bir performans. 13’te 11 serbest atışı da atlamayalım.Tabii bol skorlu maçta tek başına değilmiş, Gay’in 27 sayı, Gasol’ün ise 25 sayı 13 ribaundluk katkısı var.

Maçın yarısında izlemeyi bıraktığım için Deron Williams’tan daha iyisini bekliyordum fakat 35 sayı 13 asistte “kalmış”. Kalmış diyorum çünkü ilk çeyrek istatistikleri 20 sayı 7 asist mi neydi. Tek şut kaçırmıştı ilk çeyrekte, maçı 17’de 13’le kapatmış. Zaten maç iki takım adına da anormal bir yüzdeyle oynanıyordu. İkinci çeyrekte bu durum biraz normale dönmüş gibiydi ama ben gittikten sonra Utah aynı hızla devam etmiş, 67.5 gibi saçma ötesi bir yüzdeyle kapamışlar maçı. 133 sayıyla sezonun en yüksek miktarına ulaşmışlar tabii ki böylece. 36 asist yapmış Utah takım olarak.

Nicolas Batum, sadece 29 dakikada neredeyse triple-double yapıyormuş. 16’da 11’le 31 sayı, 7 asist ve 7 ribaund gelmiş Fransız oyuncudan. Daha da dikkat çekici olan 8’de 5’le üçlük atması. 3 tane de top çalması var ek olarak. NBA kariyerinin en iyi performansı, zaten ribaund hariç saydığım istatistiklerin hepsi kariyer rekoru. Kenardan İspanyol Rudy Fernandez de 18 sayılık bir katkı yapınca Minnesota’ya karşı galibiyet pek zor olmamış, maç 110-91 Portland lehine bitmiş.

Danny Granger 21’de 10’la 30 sayı 8 ribaund 4 top çalma yaparak bugünün dikkat çeken bir diğer ismi olmuş. Takımının lideri olarak hiç asist yapması yine de kabul edilemez. Bu sefer bir süredir istediği süreleri alamayan Dahntay Jones da yardım etmiş takımına 17 sayıyla ve Chicago’yu kendi sahalarında 100-90 geçmişler.

Boşa kürek çekenler:
Kevin Martin daha ilk çeyrekten başlamıştı işe, maçı da 13’te 9’la 32 sayı gibi çok iyi bir performansla bitirse de karşısındaki takımda işler biraz normal ötesi gidince takımına galibiyeti getirememiş onun bu oyunu.

Derrick Rose çoğu zaman olduğu gibi yine takımının skor yükünü üstlenerek 14’te 9 şut yüzdesiyle ve 12’de 9 serbest atışla 27 sayı atmayı başarmış takımı adına. Indiana hücumlarına engel olamayınca tabii maçı kaybetmişler. Ayrıca bitime 3 dakika kala Earl Watson’la dizlerini çarpıştırınca oyundan çıkmak zorunda kalmış. Çok ciddi olmadığı söyleniyor.

Geçen maç olduğu gibi bu sefer de Al Harrington’dan güzel bir performans gelmiş Knicks cephesi için. 18’de 11’le 31 sayısı, 4 ribaundu var. David Lee’den de 21 sayı 7 ribaund gelmiş fakat savunma yapmayınca bu istatistikler galibiyete dönüşmüyor. Ayrıca T-mac dizindeki ağrıdan dolayı ikinci yarıyı yine oynayamamış, maçı da 3’te 0’la sayısız bitirmiş.

Günün X-faktörü:
Anthony Tolliver, kenardan gelip 19 sayı 14 ribaund 5 asistlik performansıyla takımının 14 sayı geriye düştüğü maçı kazanmasını sağlamış. Sayı kısmı normal de ribaund ve asist istatistikleri etkileyici Tolliver için, ikisi de kariyer rekoruymuş zaten.

Takımı baltalayanlar:
Benim baktığım bölümde baltalıyordu en azından, Chalmers 21 dakika oynamasına rağmen 10’da 3’le şut atıp 4 top kaybı yapmayı başarmış. 1 top çalma ve 2 asisti var sadece. Heat’in çok şeyler beklediği bu genç oyuncudan bunları görmek onlar için üzücü olsa gerek.

Bizimkiler:
Ersan ilk yarıda 4’te 3’le oynuyordu ben bakarken. İkinci yarıda pek süre alamadığı gibi sayı da atamamış, yine de sayılarını maç ortadayken yapması daha iyi görünüyor. 6 sayı 7 ribaundla bitirmiş kendisi maçı. Miami’de Wade olmayınca diğer oyuncular bir yere kadar dayanabilmişler, Bucks’ta da Stackhouse bile uyanınca galibiyet zor olmamış.

Mehmet benim izlediğim bölümde çok iyi değildi ama takımına ayak uydurup sonradan o da açılmış, maçı 11’da 6’yla 17 sayı 8 ribaund 3 blokla bitirmiş. Utah adına böyle özel bir gecede de olsa ondan normal performansını görmek güzel, umarım ileride de bunlardan bolca görürürz.

26 Şubat'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Jason Kidd, sahadayken çoğu zaman rakamların gösterdiklerinden daha fazlasını yapıyor. Eğer bu maçta da öyle yaptıysa neler oldu düşünemiyorum, zira Kidd maçı 19 sayı 17 asist 16 ribaundla hayvan demenin hafif kaldığı bir triple double’a imza atmış. Ancak dediğim gibi büyük ihtimalle sahaya bundan çok daha fazlası yansımıştır. Örneğin bitime 1 buçuk dakika kala 2 sayı gerideler iken Mike Woodson’ın ayağının çizgiye bastığı bir pozisyonda kasıtlı olarak kenardan gelip Woodson’a kolunu takarak teknik faulü aldırmış Atlanta koçuna. Sonucu ise Nowiztki’nin isabet bulduğu serbest atış ve Kidd’in üçlüğüyle Atlanta’nın iki sayı geriye düşmesi. Ardından Josh Smith maçı uzatmaya götürse de uzatmada Dirk oyuna son noktayı koymuş. Onun da 37 sayısı ve 9 ribaundu var, Kidd’in performansının gölgesinde biraz tabii doğal olarak.

New York’ta Al Harrington kenardan iyi bir yüzdeyle 37 sayı üretmiş, üzerine 7 ribaund 4 asist eklemiş. Ayrıca 37 sayısının tam 19’unu son çeyrekte ve uzatmada atmış kendisi. Uzatmaya giden maçı New York , 25 sayı 16 ribaund 5 asistlik performansı bulunan David Lee’nin 1 saniye kala attığı basketle kazanmış.
Ek olarak McGrady de 23 sayı atmış fakat ağrıları sebebiyle 25 dakika sahada kalabilmiş sadece. New York’ta da oynasa yine de o sürede 23 sayı iyi bir rakam.

David West Chris Paul yokken de ne kadar etkili bir silah olabileceğini Orlando'ya karşı göstermiş, evlerindeki maçta tam 40 sayı 10 ribaund 2 blokla oynamış. Magic'in canını en fazla yakan isimmiş maçta tabii doğal olarak. Son çeyreğe geride girmelerine rağmen West'in oyunuyla maçı Hornet kazanmış. Ona yardım takımın çaylaklarından gelmiş son zamanlarda bol bol gördüğümüz gibi. İkilinin toplam 34 sayısı 8 ribaundu 8 asisti var.

Bir uzatma galibiyeti de Chicago Bulls'tan gelmiş, Portland'ı evlerinde 111-115 yenmişler. Galibiyetin en öne çıkan ismi 33 sayıyla Derrick Rose. Aslında maç uzatmaya bile gitmeyecekmiş ama Rose'un bıraktığı turnikede, top çemberin üstünde şöyle bir tur atıp, iki kez sektikten sonra girmemeye karar vermiş. Ayrıca Luol Deng de çok önemli işler yapmış hücumda, 23 sayısı 7 ribaundu var.

LeBron 39 sayı 9 asist 6 ribaundla bitirdi maçı. Başlarda çaktırmadan epey skor üretti fakat 4. çeyreğin başlarında pek sorumluluk almayıp takımı oynatmaya çalıştı. Yine sonlara doğru birkaç pozisyonda şut kullandı veya potaya gidip faul almayı başardı. Hidayet üst üste 5 sayı atıp Toronto’yu öne geçirdikten sonra kendisini hiç savunamayan Raptors’a karşı iki tane turnike bırakıp maçı uzatmaya götürdü. Uzatmada zaten Parker ve Mo Williams’dan ona sıra gelmedi, maçı 118-126 kazandılar.

Stephen Jackson yüzde 50'yle şut atıp 32 sayı 11 ribaund 4 asist 2 top çalmayla oynayarak takımına deplasman turnesinden bir galibiyet çıkarmayı başarmış. Özellikle ikinci yarıdaki oyunuyla yakın giden maça damgasını koymuş Jackson. Ayrıca birkaç maçtır olduğu gibi Boris Diaw da takımına 18 sayılık katkı yaparak galibiyette pay sahibi olmuş. Bir aralar evinde fırtınalar gibi esen Grizzlies'in üst üste aldığı 6. iç saha yenilgisi oldu bu.

Dün gece 3 Rockets oyuncusu 30 ve üstü sayı atmış; Scola'nın 30 sayı (ki 14'ü kaçırmadan attığı serbest atışlardan) 13 ribaundu, Kevin Martin'in iyi yüzdeyle olmasa da 33 sayısı (o da 14/14 serbest atış) ve son olarak Brooks'un 31 sayısı var. Spurs savunması için kabul edilemez rakamlar bunlar, gerçekten yazık. Rockets tarihinde bir ilk gerçekleşmiş üç oyuncunun 30'u geçmesiyle...

Boşa kürek çekenler:
Samuel Dalembert Lakers uzunlarına karşı ilginç bir şekilde kariyer rekoru seviyesinde şut kullanmış (22) bu sayede 24 sayı bulan pivot, bu kategorideki kariyer rekorunu da egale etmiş. 11 de ribaund almış Haiti'li. Bir daha ne zaman 22 şut kullanır, Allah bilir... Tabii Lakers takımının uzunları ile maçı kazandığını söylememe gerek yok herhalde.

Bargnani savunmada her zamanki gibi dökülse de hücumda, özellikle son çeyrekte çok önemli katkılarda bulunarak takımını oyunda tutmayı başardı. 24 sayısı var fakat takımın en uzun oyuncusu ve pivotu 4 ribaundda kalıyorsa zaten o maçın uzatmaya gitmesi bile mucizedir. Jarrett Jack de ayrıca saçma pas tercihlerinden yapabildiğince kaçınarak takımına maç boyunca skor katkısında bulundu. Son olarak es geçemeyeceğim isim Reggie Evans. Arada bildiğimiz numaralarına başvursa da savunmada takımının istediği sertliği yerine getirdiğini söyleyebilirim. Ayrıca bununla da kalmadı, herkesi şaşırtarak tam 13 sayı attı ilk yarıda.

Blatche, 26 sayı 18 ribaund 6 asist 3 blokla oynayarak kaç maçtır olduğu gibi takımını sürükleyen bir numaralı isim olmuş. 6 asisti kariyer rekoru ancak 8 top kaybı da öyle büyük ihtimalle. Takımda önemli performans sergileyen diğer isimler 22 sayı 10 asistle (ve 11’de 8 isabetle) Randy Foye ve geç kaldığı için ilk beş başlayamayıp, kenardan 18 sayı 10 ribaund 5 blokla oynayan McGee. McGee’nin bir bloğu maçı uzatmaya götürmüş ayrıca.

Joe Johnson 47 dakika sahada kalıp 27 sayı 10 asistle takımını olabildiğince ayakta tutmaya çalışmış, ona Josh Smith 18 sayı 11 ribaund 8 asistle yardımda bulunmuş fakat bu performanslar Hawks’ın maçı kazanmasına yetmemiş.

Dwight Howard 18'de 11'le 26 sayı 10 ribaund 3 sayıyla oynamış Hornets'e karşı. Çok da üst düzey bir performans değil ancak takımının en iyisiymiş. Yalnız koskoca son çeyrekte sadece 3 top kullanıp 2 sayı atabildiğini de eklemeden geçmemek lazım.

Son zamanlarda delicesine formda olan Boozer yine 26 sayı, 10 ribaund ve 6 asist ile maçı takımına kazandırmak için çabalamış fakat Udrih'in 25, Evans'ın 24 sayısına yenik düşmüşler.

LaMarcus Aldridge, Warrick ve Taj Gibson'ı karşısında bulunca 32 sayı 7 ribaund ile oynamış ama Rose ve Deng'e karşı bu yeterli olmamış.

Günün X-faktörü:
Hem de ne faktör. Robin Lopez, tam 30 sayı ve 12 ribaundla oynayarak iki alanda da kariyer rekorlarını kırmış. 2 top kaybından başka istatistiği yok ama bu bile çok fazla onun için. Nash'in yanında oynamanın avantajlarından sonuna kadar faydalanmış Lopez. Dragic'in de oynadığı bölümde 6 sayı, 5 ribaund ve 10 asist yaptığını söyleyeyim...

JR Smith yine kenardan gelerek rakibin ipini çekmiş. %50 şut isabetyle 15 sayı üretip, 4 ribaund almış ve 5 asist yapmış. Üstüne de 5 top çalma ve 1 blok eklemiş. Top kaybı da yapmamış. Kısacası istatistiksel anlamda harika bir maç çıkarmış.

Jason Terry de Kidd'in asistlerinden nasibini alarak 17 sayı üretti aynı zamanda 6 da asist yaptı.

İyi mi kötü mü
Al Horford, Brendan Haywood'a karşı özellikle hücumda çok zorlandı. Pota altından değerlendirmesi gereken şanslarıda başarısız olan Horford'ın orta mesafeli şutları da girmeyince, geceyi 4/16 gibi bir pivota yakışmayacak bir yüzde ile bitirdi. Toplamda 13 sayı, 8 ribaund, 4 asist ve 2 bloğu var ama şut yüzdesi bunların önüne geçiyor bence...

Iguodala sadece 15'te 5 şut isabetiyle oynamasına ve 13 sayıda kalmasına rağmen 9 ribaund 10 asistle triple double yapıyormuş neredeyse. Maçın sonucu daha farklı olsa performansının değeri de yükselebilirdi fakat karşılaşmanın galibi 90-99 skorla Lakers olmuş.

Nuggets, yine kendisinden güçsüz Detroit Pistons’a karşı zor anlar yaşasa da Billups ve Carmelo ağır basmış ve 2006’dan beri yenildikleri Pistons’ı bu maçta geçmeyi başarmışlar. Carmelo 8/25 gibi kötü bir yüzdeyle olsa da 24 sayı atmayı başarmış. 4 de top kaybı var Carmelo'nun... Billups'ın 25 sayısı ile yenmişler Pistons'ı.

Bizimkiler:
Hidayet maça üçlükle başlasa da ilk yarıda üç top kaybı yaparak korkuttu. Maçın son çeyreğine kadar da eski maçlardaki kadar olmasa da çok etkili olamadı oyunda. Ancak 4. çeyrekte sahneye çıkarak tam 9 sayı attı Cavs potalarına. Ayrıca bitime çok az süre kala çok kritik bir üçlük attı, bir sonraki hücumda da Jack’in kaçırdığı layup’ı smaçla tamamladı milli basketbolcumuz. Ancak normal sürenin son hücumunda Triano’nun çizemediği oyunun da katkısıyla kötü kullandığını söylemeliyim.

Mehmet ise 9 sayı atarak yine beklentileri karşılayamasa da 11 ribaundu ve 3 bloğu ile umut verdi bizlere. Batının 4 numaralı takımı olarak, ona çok ihtiyaçları olacak ileride.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Yılın Sürprizi

Celtics maçının erken olduğunu unutmuşum bakmadım bile NBA TV'ye. Gerçi bilsem de Nets-Celtics maçını izler miydim bilmiyorum. Ama büyük sürpriz olmuş ve Celtics tarihin en kötü takımlarından biri haline gelen Nets'e yenilmeyi başarmış... %50 ile şut atıp, 32 asist yapmışlar ve Nets'e sadece 15 asist yapma şansı vermişler, ayrıca 4 fazla hücum ribaundu almışlar rakiplerinden. Ama 2 istatistik dikkati çekiyor. Celtics sadece 19'da 3 isabet bulmuş üçlük atışlarda. Bu düşük bir yüzde elbette ama mağlubiyetin asıl sebebi başka: Nets'e sadece 11 faul çalınırken, Celtics'e 29 faul çalınmış. Bir taraf 11 serbest atış kullanırken, diğeri 41 tane kullanmış tam. The Garden'da böylesine büyük bir fark nasıl olmuş aklım almadı. Hiç mi konsantre olmaz bir takım? Hiç mi çembere gitmez? Veya dün "Daha konsantre olup, kendimizi maça vererek oynamamız lazım." diyen Ainge hakemlere para verdi de Nets'e yenilmelerine neden olarak, akıllarını başlarına devşirmelerini mi sağlamak istedi? Zira Nets'e yenilmekten daha büyük bir motivasyon kaynağı düşünemiyorum ben şu anda NBA'de.

Brook Lopez 7/11 saha içi, 11/14 serbest atış ile 25 sayı 7 ribaund
Devin Harris 6/16 saha içi, 10/10 serbest atış ile 23 sayı, 5 asist
Courtney Lee 7/12 saha içi, 5/5 serbest atış ile 21 sayı
Garnett ise 16'da 12 isabet ile 26 sayı 9 ribaund yapmış.

27 Şubat Programı

27 Şubat Cumartesi 20:00 (NBA TV) / New Jersey Nets 104 - Boston Celtics 96
27 Şubat Cumartesi 22:30 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Miami Heat

28 Şubat Pazar 02:00 / Chicago Bulls - Indiana Pacers
28 Şubat Pazar 02:30 / Memphis Grizzlies - New York Knicks
28 Şubat Pazar 03:00 / Portland Trail Blazers - Minnesota Timberwolves
28 Şubat Pazar 04:00 (NTV Spor) / Houston Rockets - Utah Jazz
28 Şubat Pazar 05:30 / Detroit Pistons - Golden State Warriors

Günün büyük bölümünde internet yoktu güncelleyemedim blog'u. Bari programı yazayım. Tek ilgimi çeken maç Rockets - Jazz. Bir de yeni Knicks'in düşüşteki Grizzlies'e karşı ne yapacağına bakılabilir. Tabii insani şu sıralar NBA TV'de yayınlanan Ersan'ın maçı da ilgi çekici ama Wade olmayınca maçın izlenilebilirliği %50 oranında falan düşüyor...

15 x 3 ve Çakallık

Dün Cavs-Raptors ile aynı anda Mavs-Hawks maçını da izliyordum. Jason Kidd ile Nowitzki muhteşem oynadılar tam anlamıyla. İlk çeyrekte özellikle Nowitzki, Kidd'in asistleri sonrası ardı ardına orta mesafeli şutlarda isabet buldu. Bunları normal bir gününde zaten %50'ye yakın değerlendiren Dirk, dün harika bir maç çıkarıyordu ve herhalde 19'da 12 veya 13 tane atmıştır orta mesafeden. Zaten farkın kapanıp maçın uzatmaya gitmesi için yolu açan ve uzatmada da kazanmalarını sağlayan 2 tane üçlüğü de vardı. Kısacası harikaydı Nowitzki. Ama maç boyunca onu besleyen ve pozisyonlar hazırlayan, Mavericks'in oyunda kalmasına yardımcı olan diğer isim Kidd'di.

Sadece bununla da yetinmedi Kidd, maçı adeta tek başına uzatmaya taşıdı. Maçın son 3 dakikasına kadar 7'de 1 üçlük isabeti bulan oyun kurucu, bu noktadan sonra ona hazırlanılan 3 tane üçlükte isabet buldu ve her atışla takımını öne taşıdı. Ayrıca maçın bitimine 1.5 dakika kala yaptığı çakallıkla takımına bir teknik faul ve sayı kazandırdı. Sahanın içinde duran Mike Woodson'a gidip bilerek çarptı. Woodson, Kidd tam çarptığı sırada oyun alanının dışına çıkmaya çalışıyordu, belki tamamen çıkmıştı ve belki de çıkamamıştı gece de tam karar veremedim şimdi de... Ama gerçek olan birşey var Kidd tecrübesini konuşturdu ve Woodson'ın hatasını değerlendirdi. Bir koçun sahanın içinde işi olmamalı, hele rakip o potaya hücum ederken... Kısacası maçı dediğim gibi tek başına uzatmaya taşıdı ve gece boyunca yaptığı istatistikler de şöyleydi: 19 sayı, 17 ribaund, 16 asist... Bu 16 asistin 11 veya 12'sini Dirk'e yaptı herhalde, Dirk orta mesafeden ona hazırlanan şutlarda %60-70 arasında isabet buluyordur diye tahmin ediyorum. İnanılmaz bir bilek hakikaten. Neyse Kidd'e dönelim, bu yaptığı 15 x 3'ü normal sezonda en son 14 sene önce kendisi yapmış. Playoff'larda da Nets'de iken Raptors'ı eledikleri seride bunu başarmıştı 3 sezon önce. Kısacası 14 senedir bunu Kidd'den başka yapan yok. Ligde bunu yapabilecek başka sadece bir oyuncu var herhalde: LeBron.

Yazı içinde belirttiğim Woodson-Kidd olayının videosu aşağıda. Yukarıda kullandığım resimde de Woodson'ın bakışları çok anlamlı =) Bakın siz karar verin düdük kimin lehine çıkmalıymış.


Link

Ama Bu Haksızlık Öyle Değil mi?

House'u bilmem de, Calimero böyle derdi kesin: "Ama bu haksızlık, o çok büyük ben ise küçüğüm"

Günün En İyisi - 25 Şubat (Stephen Curry)


Link

Günün en iyi 5 hareketini yeni izledim, o yüzden ancak şimdi verebiliyorum. Harikaymış gerçekten. Rondo kılıklı bir Curry izliyoruz. Chris Andersen de 1 değil 2 kere fake yiyor. Muhteşem. Pozisyonun en sonunda pivot ayağı yerden kesiliyor ama o kadar olur, bu hareketlerin üzerine steps çalınsa yazık olurdu bence. Chris Andersen de 2-3 günde 1 bloklarıyla en iyi hareketlere giren bir isim ama bloğa bu kadar hevesli olunca, işin ters tarafında da yer alabiliyor haliyle...

NBA Top 5'i sunan Kyle Montgomery'e da şapka çıkarıyorum buradan. "Ne-No" ve "Cuckoo Cuckoo" ile yarmayı başardı. Günün en iyi hareketini aslında ona vermek lazım.

26 Şubat 2010 Cuma

26 Şubat Programı

27 Şubat Cumartesi 02:00 / New York Knicks - Washington Wizards
27 Şubat Cumartesi 02:00 (NTV) / Cleveland Cavaliers - Toronto Raptors
27 Şubat Cumartesi 02:00 / Dallas Mavericks - Atlanta Hawks
27 Şubat Cumartesi 03:00 / Portland Trail Blazers - Chicago Bulls
27 Şubat Cumartesi 03:00 / Minnesota Timberwolves - Oklahoma City Thunder
27 Şubat Cumartesi 03:00 (NBA TV)/ Charlotte Bobcats - Memphis Grizzlies
27 Şubat Cumartesi 03:30 / San Antonio Spurs - Houston Rockets
27 Şubat Cumartesi 04:00 / Los Angeles Clippers - Phoenix Suns
27 Şubat Cumartesi 04:00 / Detroit Pistons - Denver Nuggets
27 Şubat Cumartesi 04:30 / Orlando Magic - New Orleans Hornets
27 Şubat Cumartesi 05:00 / Utah Jazz - Sacramento Kings
27 Şubat Cumartesi 05:30 / Philadelphia 76'ers - Los Angeles Lakers

NBA TV'de Magic-Hornets'ı da veriyor olabilir emin değilim.

Mavs-Hawks ve Spurs-Rockets dışında çok ilgimi çeken maçlar yok açıkçası. Spurs'ün de son halini merak ettiğim için izlemek istiyorum. Tabii NTV'de Hedo ile Cavaliers'ı izleme şansını da geri çevirecek değiliz. Ama Raptors'da Bosh'un, Cavs'de de Shaq'in oynamayacağını hatırlatayım. Cavs dün maç yapmış da olsa, deplasmana çıkıyor da olsa her şekilde favori bu maçta. Bugün üst düzey takımlar birbirleriyle karşılaşmıyorlar ve neredeyse her karşılaşmanın favorisi var. O nedenle çok zengin bir gün değil.

Yavrum Pipet Çiğneme Boğulursun

Yıllardır maçlarda pipet (bildiğimiz fastfood restoranı kamışı) çiğneyen Caron Butler'a David Stern'den başlıktaki bahaneyle yasak geldi. Artık Butler'ın maç sırasında kamış/pipet çiğnemesi yasak. Çünkü oyun sırasında çiğnemesi Stern'e göre oldukça tehlikeliymiş. Butler bench'te oturduğu dakikalarda ise istediği kadar kamış öğütebilecekmiş. Bu adam çocukluğundan beri, yıllardır sakız yerine pipet çiğniyor ve maç başına yaklaşık 12 tane tüketiyor. Hatta bu konuda o kadar tecrübelenmiş ki farklı fasfood restoranlarının pipetlerini ayırt edebiliyormuş. En sevdikleri de McDonald's ile Burger King'miş. Niye sakız yerine bunu tercih ettiğini bilmiyorum ama Butler'ın normal olduğunu söylemek zor... Bir dahaki sefere fastfood yediğimde test edeceğim kamışın çiğnenilebilirliğini, bu kadar büyük bir olay haline gelince çok merak ettim =)

Her neyse dediğim gibi bu adam kariyerinin başından beri bunu yapıyor ve uzun senelerdir de bu olay biliniyor. Peki Stern'ün niye şu anda aklına geldi bunu yasaklamak? Garip gerçekten. Yakında sakızları da yasaklar, keza kamışa göre boğulma tehlikesi daha az olsa da, aynı tehlike mevcut... Ayrıca Butler'ın birşey çiğnediğini gören hakemler "Aç bakayım ağzını, ne var ağzında?" mı diyecekler Butler'ı kontrol etmek için? Kuralın kendisinin ve zamanlamasının garip olduğunu kesin.

Butler'a kamış tadında ve sertliğinde bir sakız bulması konusunda başarılar ve iyi şanslar dilerken aynı zamanda geçmişte bu konuya eğinilen bir videoyla sonlandırıyorum yazıyı:


Link

Defans Böyle Yapılır

Gören de Wallace'ı LeBron falan sanacak...

25 Şubat'tan Notlar

Gece boyunca ayaktaydım fakat iki maçın ikinci yarılarını izleyebildim, birini de kesik kesik izlemek zorunda kaldım. Yine de izleyebildiğim kadarını aktaracağım bakalım.

Milwaukee Bucks-Indiana Pacers:
İzlemeye başladığımda oyunda Bucks üstünlüğü ve hakimiyeti vardı fakat aynı zamanda hücumda kötü tercihler kullanıp ara ara tamamen tıkanınca farkı fazla koruyamayacakları belli oldu. Tabii hücumda aynı düzensizliği Pacers da gösterince beklediğimden uzun kapandı fark. 3. çeyrekte ilginç olarak Roy Hibbert sahaya adımını atmadı. Ayrıca oyuna ilk beşte başlamamış, sahada kaldığı 11 dakikalık sürede 7’de 6’yla 12 sayı ve sadece 1 ribaundla oynamış. Indiana ilk beş oyuncularını ne zaman tam olarak belirleyecek merak ediyorum. Sezon başında takımına beklenmedik şekilde olumlu hücum katkısı sağlayan Dahntay Jones da uzun süredir olduğu gibi kenardaydı ve kısıtlı süre aldı. Diğer bir değişiklik TJ Ford’un ilk beş başlamasıydı ki takım adına pek hayırlı sonlandığını söyleyemeyeceğim. Serbest atışlardan sayılarını bulsa da saha içinden 10’da 3’le oynadı Ford, üstelik hücumda çok kötü tercihlerle takımını zora soktu. Onun karşılık veren Bucks’ta Jennings oldu; o da birkaç pozisyon topu elinde gereksiz yere tutup sıkışınca ya şut çekti veya takım arkadaşını saçma şutlara zorlayan paslar verdi. Jennings’in 7 asisti vardı fakat takımını iyi yönettiğini söylemek çok zor. Bu bölümde Bucks’ta etkili olan isim Bogut idi fakat o da faul problemine girdiği için oyunda yeteri kadar kalamadı.

Neyse efendim, son çeyrekte Roy Hibbert’ın da oyuna girişiyle Indiana hücumu biraz canlandı ve sahanın iki tarafında da zorluk çeken Bucks’ı bir şekilde yakalayıp maçın sonlarına doğru farkı 3’e indirmeyi başardılar. Bu sezon son saniyelerde rakip takımın yıldızlarına yaptığı iyi savunmalarla dikkat çeken Mbah a Moute, bu sefer 10 saniye kala Granger’ın tuzağına düşüp ona 3 tane serbest atış hakkı kazandırdı. Granger bunlardan ikisini sayıya çevirince fark ikiye indi, Jennings’in serbest atışlarıyla fark tekrar 4’e çıkınca artık Bucks’ın galibiyeti kesin gibiydi fakat bu sefer Moute’nin hatasına Luke Ridnour düştü. Granger’ın kaçan serbest atışında hücum ribaundunu alan TJ Ford’a 3 serbest atış hakkı da Ridnour verdi ve Pacers son bir umut daha bulmuş oldu. Fakat burada Jim O’Brien ilginç bir karar verip, kaçan serbest atışın ribaund mücadelesi için Troy Murphy’i oyundan çıkarıp yerine Dahntay Jones’ı soktu. TJ Ford serbest atışların ikisinde başarılı olup bilerek kaçırdığı sonuncusunun ribaundunu Bucks oyuncuları alınca maç bitti ve maçı 112-110’luk skorla Milwaukee kazandı.

Ersan ikinci yarıda fazla top kullanmasa da ilk yarıda 13 sayıyla takımının lideriymiş. Benim izlediğim bölümde Bogut’un yokluğunu dolduruyordu pivot pozisyonunda. Savunmada karşısındaki Solomon Jones’a karşı fena iş yapmadı. Hücumda ise fazla top alamadı fakat güzel perdeler kurup tıkanan hücumu biraz açmak için çabaladı. 3 şutundan ikisinde isabet buldu, zaten kaçırdığı da süre biterken topun elinde patlamasıyla gerçekleşti. Toplamda 9’da 7 isabetle 17 sayı bulan Ersan, 5 de ribaund aldı.

Onun dışında maçta Bogut’un 9’da 7’yle 15, Salmons’ın 20 Jennings’in 18 sayısı vardı Bucks tarafında. Indiana’nın en skorer oyuncusu da 21 sayıyla Granger’dı. Gerçi ikinci yarıda pek bi tutuktu, ilk yarıdaki 15 sayısının yanına yalnızca 6 tane ekleyebildi.

Cleveland Cavaliers-Boston Celtics:
Pierce’ın oynamadığı maçta ilk yarıda Rondo ve Ray Allen takımına üst üste sayılar bularak erken üstünlüğü bulmuş Celtics adına. İkinci çeyrekte Shaq baş parmağını incitip oyun dışı kalmış. Boston oyuncuları çok iyi bir yüzdeyle şut atıp takımlarını 48-56 üstün sokmuşlar devreye.

Fakat benim izlediğim bölümlerde durum bambaşkaydı. Celtics adına ikinci yarıyı Ray Allen açtı ama çoğu zaman Cleveland daha baskın olan taraftı maçta. Lebron Cavs adına 11 sayı atarak 31’inci sayısına ulaştı çeyreğin sonunda. Rondo birkaç asisti dışında ortalardan kayboldu, Celtics Ray Allen’ın şutlarıyla bir yere kadar dayanabildi ve son çeyreğe anca 1 sayılık üstünlükle girebildi.

Koşan ve atletik takımlara karşı Celtics'in ne kadar zorlandığını Hawks örneğinde görmüştük. Shaq’in yokluğundaki Cavaliers da tam olarak öyle bir takımdı işte. Özellikle Hickson ikinci yarıda hareketliydi, güzel yerlerde takım arkadaşlarından topları alarak skora katkıda bulundu. Cavaliers oyuncuları izlediğim bölümün tamamında Boston savunmasının açıklarını çok iyi buldu. Maçın ilk bölümlerinde çok da iyi oynamayan Mo Williams, son çeyrekte yanılmıyorsam aynı köşeden tam 3 tane üçlük isabeti buldu Lebron’un içeriyi karıştırdığı pozisyonlarda. Boston da hücumda tam anlamıyla Pierce’in yokluğunun acısını çekti ve sezon boyunca ara sıra gördüğümüz gibi kilitlenip hiçbir şey yapamaz hale geldiler. Felaket şut performanslarıyla 14 sayıda kaldılar son çeyrekte, Cleveland geriden geldiği maçı çoktan koparmıştı hem de. Ayrıca Leon Powe sahalara dönüp Cavs formasıyla ilk sayılarını eski takımına karşı attı. Maç 108-88 Celtics malubiyetiyle sonuçlandı. Ek olarak böyle istatistikleri çok seven Amerikan basınına göre bu maç Pierce-Garnett-Allen üçlüsü döneminde alınan en kötü iç saha yenilgisiymiş. Pierce’in oynamadığını unutmamalı elbette.

Lebron maçta 36 sayı 9 asist 7 ribaundluk bir performans sergiledi. Onun yanında Mo Williams çoğu son çeyrekte olmak üzere 19 sayı attı, Varejao kenardan 14 sayı 10 ribaundluk katkı yaptı takımına.
Celtics cephesinde Ray Allen formunu koruyarak 21 sayı attı, Rondo da çoğu erken bölümlerde olmak üzere 19 sayı 11 asistle oynadı.

Denver Nuggets-Golden State Warriors:
Şutör oyuncuların Golden State’i ne kadar sevdiğini bilmeyen var mı? Gerçi boyalı alandan skor üreten uzunların da sevdiği aşikar. Kıscası Warriors'a karşı oynamayı kim sevmez ki? Billups da bunu gösterdi dün gece, daha ne olduğunu anlayamadan 11 sayı gönderdi Golden State potasına ilk çeyrekte. Maç boyunca zaten Billups ve Curry’nin karşılıklı şovlarını izledik. Bu sezon kendinden güçsüz takımlara karşı zorlanan Denver, bu maçta farkı bir ara epey açsa da Golden State’in yaklaşmasına izin verdi tekrardan. Maçı yine de güzel bir skorla kazanmayı başardılar fakat savunmalarının sorunu gözden kaçmadı. Warriors, Nuggets’a karşı baya kısa kalıyordu maçta ve bunu bir avantaja çevirmesini bildiler. Curry başta olmak üzere defansın açıklarını çok iyi yakalayıp Pick&Roll’lerle kolay basketler buldular. Yine de Billups ve JR Smith zor anlarda sahneye çıkıp takımlarına maçı kazandırdılar. Ekstra bilgi, tüm zamanların sezonu en düşük yüzdeyle serbest atış atarak kapayan ismi olmaya adım adım yürüyen Biedrins, berbat ötesi bir serbest atışa imza attı. Kısa kalmayı bırakın, top çemberin yanından dışarı çıktı.

Oyunculara bakacak olursak, Billups başta belirttiğim gibi müthiş performansıyla takımına maçı kazandırdı. 19’da 13 şutla 37 sayı, 9 asist 6 ribaundla tamamladı mücadeleyi. Carmelo da Maggette’nin olmadığı maçta savunmada hiç yorulmadığı için enerjisini hücuma vererek 27 sayı bıraktı Warriors potalarına. Ek olarak JR Smith kenardan 25 sayılık katkıda bulundu takımı adına.
Golden State köşesindeyse Curry hücumda mükemmele yakın oynadı maç boyunca, 19’da 11’şe 30 sayı 13 asisti var. Ona en büyük katkı 22 sayıyla Monta Ellis’ten geldi fakat şutunu bir türlü bulamadı Ellis, çok da iyi performans sergilediği söylenemez yani. 22’de 6’da kaldı sadece ki 3. çeyrek sonunda 20 şutu vardı yanılmıyorsam. Sonuç olarak Denver sahadan 127-112 galip ayrılan takımdı.

Ayrıca Kenyon Martin'in 2. çeyrekte dizinden ufak bir saktlı geçirerek maçı yarım bıraktığını aktarayım.

25 Şubat Programı

26 Şubat Cuma 02:00 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Indiana Pacers
26 Şubat Cuma 03:00 / Cleveland Cavaliers - Boston Celtics
26 Şubat Cuma 05:30 / Denver Nuggets - Golden State Warriors

Bucks için artık her maç çok kritik. Playoff'a kalmak için büyük çaba içerisindeler. Tabii "Tepedeki 4 takımın hangisine sürpriz yapacaklar ki kritik olsun?" şeklinde düşünülebilir o ayrı. Bucks'ın mücadeleciliği ve sert oyunuyla Pacers'ı yenmesini bekliyorum ama deplasmanda olduklarını unutmamak gerek. Bu arada iki takım da dün maç yaptılar ve yorgunlar.

Pierce büyük ihtimalle oynamayacak, Celtics'in avantajı evinde oynaması. Yine favorisi olmayan bir karşılaşma ama bir tarafı seçecek olsam Cavs'i seçerdim. 3 maç üstüste kaybeden Cavs en son Hornets'ı evinde yenmişti ve bir seri yakalamanın peşindeler. Pierce'ın olmadığı bir gecede bence kadro olarak da daha üstün durumdalar.

25 Şubat 2010 Perşembe

24 Şubat'tan Notlar

Bugün biraz kısa kısa olacak, aşırı dikkat çekenler...

Günün hayvan performansları:
Nowitzki 19’da 10’la 31 sayı 9 ribaund’la takımını Lakers karşısında zafere taşımış. Son günlerde şutunu bulamayan Jason Terry de kendini daha iyi hissetmiş bu maç, 20’de 10’la 30 sayı göndermiş Lakers potalarına. Kidd’in de 14 sayı 13 asisti var, yaptığı bir top çalmayla da Pippen’ı yakalayarak 5. sıraya yerleşmiş.
Lakers köşesinde ise işler aynı güzellikte değilmiş dün gece. Kobe ilk çeyrekte 5’te 0’la oynamış, maçı da 23’te 9’la 20 sayı atarak tamamlayabilmiş. Lakers daha iyi şut atmasına karşın ribaundlarda üstünlük kuramamış. Mavericks defansı biraz daha iyileşiyor gibi son yaptıkları takasla. Bakalım kalıcı mı yoksa bir süreliğine miymiş ileriki günler gösterecek.

Nash 9’da 8’le 20 sayı atıp 13 asist vererek efektifliğin kitabını yazmış. Skor yönünden J-Rich ve Amare’den de istediği katkıyı yapınca son çeyreğe kadar 76’ers’ı perişan etmişler. 4. çeyrekte Philadelphia farkı kapatsa da Suns karşısında güçleri yetmemiş ve kaybetmişler maçı.

Hem Hornets hem Bucks için playoff yarışında kritik olan maçta bogut 26 sayı, 13 ribaund ve 2 blokla takımını galibiyete taşımış.

Derrick Rose triple-double'a çok yaklaşmış. 23 sayı, 9 ribaund ve 8 asisti var maçta. Onun dışında Luol Deng de karşısında Pacers'ı bulunca coşmuş. %50'nin üzende bir isabet oranıyla 31 sayı 9 ribaund 3 asist ve 4 blok yapmış. Rahat kazanmış Bulls.

Josh Smith 27 sayı, 10 ribaund, 5 asist, 2 blok ile takımının maçı kazanmasındaki 1 numaralı faktör olmuş. Üstelik de Crawford baltalarken...

Camby ve Bosh'un oynamadığı maçta Andre Miller'ın 18 sayısı, 7 ribaundu, 10 asisti ve 3 de çaldığı top var ve onun sayesinde Raptors'ı deplasmanda yenmeyi başarmışlar.

Dwight Howard, çok erken iki faul almasına rağmen oyuna fırtına gibi dönmüş. İkili sıkıştırma falan dinlememiş Howard, maçı 11’de 11’le 30 sayı 16 ribaund 3 asist 1 blokla tamamlamış. Dikkat çekici diğer istatistiği, faul çizgisinden 12’de 8 isabet bulması. Özel bir geceymiş yani Dwight için. Tabii böyle olunca Magic maçı rahat kazanış Rockets karşısında.

Boozer CJ Miles ve Mehmet’in hücumdaki kötü performanslarına rağmen takımının Bobcats karşısında geriden gelip maçı kazanmasını sağlamış bir kez daha. 13/16 gibi harika bir şut yüzdesiyle 33 sayı, 16 ribaund, 2 asist, 2 top çalma ve 1 blok... Daha ne yapsın? Ratliff'i ezmiş geçmiş.

Manu Ginobili, istatistiklerden çok daha fazlasını sahaya sürdüğü müthiş bir gece geçirdi Thunder’a karşı. 18’de 9’la 26 sayı atarak çok çekişmeli geçen maçın 4. çeyreğinde son noktayı koyarak gecenin kahramanı oldu. 9 ribaundu 5 asisti ve Kevin Durant’e hızlı hücumda koydu çok güzel bir bloğu var Manu’nun.

Boşa kürek çekenler:
Gerald Wallace 27 sayı 8 ribaund 2 blok 2 top çalmayla güzel bir gece geçirmiş fakat takımını kazandırmaya yetmemiş onun performansı. Ben ilk yarı sonucuna baktığımda yanılmıyorsam 20 sayısı vardı, ikinci yarıda takımı gibi o da suskunlaşmış. Ona en fazla katkıyı 20 sayı 3 top çalmayla Tyrus Thomas yapmış fakat Larry Brown olan bitenden memnun olmasa gerek, iki teknik faul alıp takımını terk etmek zorunda kalmış. Sonuç olarak Jazz kendi evinde 93-102 kazanmış maçı.

Takımı baltalayanlar:
Russell Westbrook maça ilk 7 şutunu kaçırarak başladı. Sonradan kritik anlarda skor üretmeyi başardı ancak oynadığı basketbolun takımına galibiyet getirmekle alakası yoktu. Son çeyrekteki şutların çoğunun ondan geldiğini gördüm ben, hatta Durant’i bir ara tamamen unuttular. Zaten Durant kos koca dördüncü çeyrekte sadece 4 şut kullandı, biri süre biterken çok uzaklardan üçlük ve biri de Manu’dan blok yediği hızlı hücumdu hem de. Kendisi mi istemedi, sorumluluktan kaçtı - ki hiç sanmıyorum - yoksa Thunder maçı takım olarak mı kazanmak istedi anlayamadım. San Antonio cephesinde savunmada biraz daha toparlanmış gözükse de maçı Thunder adına kaybettiren Spurs savunması değildi sonuç olarak. Belki Durant’i iyi savundular ama Westbrook birkaç pozisyon üst üste Blairle karşı karşıya kalıp orta mesafeli şutlarda rahatça isabet buldu.

Durant de 29 maç boyunca 25 ve üstü sayı attıktan sonra bu seriyi sürdürememiş. Ama 30 maçtır 20 ve üzerinde atıyor. Bakalım bunu ne kadar ilerletebilecek? Rekor 126 ile Wilt Chamberlain'de...

Jamal Crawford 7'de 0 ile oynadığı maçta 1/1 serbest atış ile tek sayı atabilmiş. Üstüne de 2 top kaybı yapmış. Yılın 6. adamı ödülünün en büyük adayından çok kötü bir performans ama ona rağmen rakip Minnesota olduğu için Hawks kazanmış.

CJ Miles 10'da 1 şut isabetiyle oynayıp takımının maçı kaybetmesi içi nelinden geleni yapmış.

Günün X-faktörleri:
Kyle Korver kenardan gelerek 18 sayı üretmiş, maçın son çeyreğinde de fark kapanırken attığı üçlüklerle Utah'ın önde kalmasını sağlamış. Ayrıca 4 ribaundu ve 3 asisti var.

Rudy Fernandez, Batum'dan dakikaları çalarak Raptors karşısında Blazers'ın kazanmasında büyük pay sahibi olmuş. Kenardan oyuna dahil olarak 17 sayı üretmiş. Ayrıca 7 ribaundu ve 3 asisti var.

Bizimkiler:
Hedo yanlış maçta coşmuş, 8/9 şut isabetiyle oynayıp 4 ribaund ve 3 asist yaptığı maçta 24 sayı atmış. Ama Bosh'suz Raptors'ı da bir yere kadar taşıyabilmiş ve Blazers deplasmanda kolay kazanmış Camby'nin yokluğuna rağmen.

Ersan 18 dakika aldığı maçta 9 sayı, 5 ribaund ve 2 asist ile oynamış. Bütün sayılarını son çeyrekte maç neredeyse kopmuş durumdayken atmış.

Mehmet Okur 10'da 3 ile 9 sayı, 9 ribaund ile oynamış. Playoff'lara kadar form tutması dileğiyle ama bu sezon hiç böyle sinyaller alamadık ondan

Vince Carter'ın Dönüşü

Magic'in kötü gittiği, pek çok zayıf takıma maçlar kaybettiği dönemde Carter da kariyerinin açık ara en kötü ayını geçiriyordu. Ocak ayındaki 14 maçta %28 şut isabetiyle 8.7 sayı atıyordu maç başına sadece. İşte o dönemde bir Magic analizi yazmıştım. Orada Carter'ın sakatlıklardan etkilendiğini düşündüğümü söylemiştim, üzerine 3 maç daha sürmüştü kötü oyunu. Ancak Şubat ayının başlamasıyla beraber çıkışa geçti Carter. Muhtemelen sağlığına kavuştu ve sakatlığı dolayısıyla 20 civarına kısıtlanan dakikalarından kurtuldu. Dakikalarla birlikte form grafiği de bir anda tavan yaptı. Son 10 maçta %52 şut isabetiyle 20 sayı ortalaması tutturmuş durumda Carter, ayrıca 3.5 asist yapıyor maç başına ve asıl önemlisi takımın zorlandığı anlarda sahneye çıkıyor. Magic'in son 10 maçının 5'ini izledim yanılmıyorsam ve Carter'da büyük bir çıkış olduğu sahadaki duruşunda ve oyununda gözüküyor. Ben, onun bu formunu koruyacağını düşünüyorum, 33 yaşında bitmiş olacağına inanıyordum hala da inanmıyorum. Umarım böyle de devam eder çünkü o bu seviyeye çıkınca, Magic'i seyretmek de ayrı bir keyif veriyor.

Ayrıca son 5 gün içinde Carter'ın 2 pozisyonunu vereyim, onun kendisine geldiğini kanıtlıyor adeta. Sene başında bu tip hareketler yaptığını hatırlayan var mı? Benim aklımdan silinmiş yaptıysa da. Gözümde eski Carter anılarının canlanmasını sağladı:


Link


Link

Enes Clippers Maçında

Fotoğraf 4 gün önceki Kings maçından. Işıltılı ayakkabıları göz alıyor. İleride Clippers draft eder belki genç oyuncumuzu =)