BIY AD

26 Ekim 2010 Salı

İşlerini Sağlama Aldılar

Efes Pilsen taraftlarını üzen haber bugün Portland GM'i Rich Cho tarafından açıklandı . Fabricio Oberto Blazers'a imzayı attı . Bu hamleyle beraber Portland zaten kalabalık uzun rotasyonunu fazlasıyla tamamlamış oldu . Ancak onların bu tavrını pek yadırgamamak lazım . Çok değil sadece geçtiğimiz 1-2 yıla dönüp bakacak olursak sakatlık denilince akla gelen iki takım geliyor ; birincisi Houston Rockets ikincisi ise Portland Trail Blazers .

Önce Portland'ın uzun rotasyonuna bir bakalım . Takımın ana uzunu diyebileceğimiz inanılmaz potansiyelli Greg Oden , her daim blok tehdidi oluşturabilecek Joel Przybilla ve ligin en deneyimli oyuncularından Marcus Camby . Peki bu isimlerin ortak özelliği ne ? Tabii ki de sağlıklı kalamamaları . Lige gelirken şu sıralar bir numaralı oyuncu konumunda bulunan Durant'le karşılaştırılan Oden lig tarihinin en şanssız isimlerinden . Çaylak sezonunun tamamını kaçırmak bir oyuncunun başına gelebilecek en kötü şey olsa gerek . O da bunu yaşadı ve şu an kendini toparlamak için var gücüyle çalışıyor . Ancak 10-11 sezonu onun kendini kanıtlamak için eline geçen şon sans olabilir . Bir diğer tarafta Joel Przybilla var . Onun başına geleni zaten hayatım boyunca ikinci bir kere duyacağımı zannetmiyorum bile . ( 2.16'lık dev oyuncunun banyo yaparken kayıp dizini sakatladığını ve sezonun başlangıcını kaçıracağını ekleyim . ) Sıradaki durak Marcus Camby . 14 yıldır ligde olan ancak maç kaçırmadığı bir sezon bile olmayan Marcus Camby . Özetleyecek olursak Portland uzunlarındaki bu inanılmaz şanssız ve iç karartıcı tablo onları Oberto hamlesini yapmaya itti .

Hemen bu noktada Oberto'ya da bir parantez açıyorum . Oberto henüz 5 yıldır NBA'de oynuyor ancak kendisi ligin gördüğü en yaşlı çaylaklardandı ve şu an 35. yaşının içinde . O sağlamlık anlamında bu diğer 3 oyuncuya göre daha iyi konumda ancak ondaki sorun çok çok daha büyük . Bu öyle bir sorun ki Oberto sahaya her çıktığında benim gerilmemi sağlıyor . Arjantinli pivot oyuncusunun kalbinde ciddi bir sıkıntı var ve basketbol oynaması oldukça sakıncalı . Bu sebeple bu hamleyi de pek sağlıklı bulduğumu söyleyemeyeceğim . Fakat şu bir gerçek ki geçtiğimiz yıl Portland'ın ağzı bu konudan çok yandı ve önümüzdeki sezon için işlerini sağlama almış durumdalar .

Başlıyoruz

NBA'de 2010-2011 sezonu gece 02:30'da hava atışı yapılacak olan Celtics - Heat maçıyla başlayacak. 30 takımın her birinin 82 maç yapacağı bu zorlu maratona her sene olduğu gibi yine Ekim sonu - Kasım başı gibi merhaba dedik . Elbette ki bu sezonu diğerlerinden özel kılan bir ayrıntı var ki birçok süperyıldız bu yaz yeteneklerini başka şehire taşıma kararı aldı . Bu durumun da seyir zevkini bir kademe daha üste çektiğinden hiçbirimizin şüphesi yok sanırım . Yeni sezon hakkındaki tek temennim ise sakatlıklardan uzak bir sezon olması . Son yıllarda ciddi anlamda canımı sıkan bir şey varsa o da kesinlikle sakatlıklardır . O sebeple 2010-2011 NBA sezonunun " sağlıklı " geçmesini umuyor , uzun yıllar aradan sonra Doğu-Batı konferansları arasında dengenin sağlandığı bu kurtlar sofrası hepimize hayırlı olsun diyorum.

2010-2011 sezonu maçlarının yayınlacağı NBA TV , NTV SPOR ve NTV kanallarının yayın programı;

NTV - NTVSPOR

NBA TV

Edit: Tolga arkadaşımız heyecanla 7:30 görünce otomatik "Şu anda oynanan yazmış zannedersem, elbette sezon gece saat 02:30'da başlıyor.

Söyleyin Ne Yapayım?


Link

Nike'ın LeBron için çektiği yeni reklam. Ben de Heat'e gitme kararını eleştirenlere bunu diyordum aynen. Ne yapsa eleştirelecekti sonuçta LeBron. Cavs'de kalsa "Ayrılmaktan korktu" diyenler olacaktı, Nets'e gitse "Tek başına Kral olmak istiyor" denecekti, Heat'e gitti "Korktu, Wade'e sığındı" dendi. Her şekilde bir kulp takılacaktı yani. Televizyonda canlı yayında Miami'ye gittiğini açıklaması ayrı bir konu, onu zaten savunan yok.

Bütün bu olaylar bir kenara, sezon bugün başlıyor. Reklamda bir de ufak mesaj var sanki bütün NBA'e: "You just gotta deal with the Heat" belki de bu tarz kelime oyunlarını sevdiğim için ben zorla çıkarmışımdır bilmiyorum.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Jerry Stackhouse Miami'de

Kuşkusuz Miami Heat'in planlarında takıma bir yaşlı oyuncu daha katmak yoktu . Zira kadroyu belirlemiş bir şekilde sezona hazırlanırken sadece ufak taktiksel hamlelerde pürüzler kalmıştı . Ta ki Mike Miller'ın Ocak ayına kadar basketboldan uzak kalacağı açıklanana kadar .

Ana 3 parçanın yanına monte edilen isimlerin başında gelen Mike Miller'ın sakatlığı üzerine Riley planda bir aksama olacağını anında farketmiş olacak ki gözünü tekrar free-agent pazarına çevirdi ve daha önce de gündemine aldığı Jerry Stackhouse'u aynı gün içinde kadrosuna kattı . 2000'li yılların başında ligde fırtına gibi esen Stackhouse tıpkı o dönemde takım taşıyan diğer birçok süperstar gibi şu sıralar görev adamlığı sıfatını taşıyarak geldi bu takıma . Ancak çoğu 35 yaşındaki oyuncunun aksine Stack hala oyuna katabileceği bir şeyler olduğunu geçtiğimiz sezon Bucks forması altında bizlere göstermişti . Sadece 20 dakika sahada kalarak elde ettiği 8.5 sayı ortalaması ve takıma kattığı tecrübeyi de düşünürsek onun bu zamana kadar takım bulamaması bence çok büyük bir hataydı zaten .

Elbette ki Stackhouse'dan Mike Miller kadar katkı vermesini bekleyemeyiz . Fakat Riley yine yapabileceğinin en iyisini yapmış gibi görünüyor . Tahminim Stack yine maç başına 15 dakika civarı bir süre alacaktır . 2 defa All-star olmayı başarmış , yıllarca takım sürüklemiş hatta bir sezon sahaya çıktığı 80 maçta 29.8 ortalamayla tabiri caizse lige damga vurmuş bir oyuncunun da şampiyonluk arzusunu asla küçümseyemeyiz . İşte bu sebeple önümüzdeki sezon o kısıtlı süresinde bile herşeyini ortaya koyan bir Jerry Stackhouse izleyeceğiz gibime geliyor .

Ibaka Sezona Hazır

Potaaltı sertliğinin çok tartışıldığı bu günlerde Serge Ibaka'nın bu fotoğrafı birçok takımı ürkütecek cinsten ..

Yolcu Yolunda Gerek

 NBA'de 2010-2011 sezonunun başlamasına 1 gün kala takımlar hazırlık kamplarında beğenmedikleri oyuncuların büyük bir kısmını yolladı . Geçtiğimiz 1-2 gün içinde yaklaşık 35 oyuncu lige veda ederken bunların arasında gerçekten göze çarpan isimler vardı ki şimdi biraz onlardan bahsedeceğim .

Bobcats - Javaris Crittenton

Crittenton ne takımı sürükleyen bir oyuncuydu , ne de bir yıldız adayıydı . O , zoru başarmış ve oyunundan daha çok skandallarıyla gündeme gelen bir oyuncu kimliğini kazanmıştı geçen sezon . Arenas'la girdikleri silah düellosunun bu kadar pahalıya patlayacağını o da tahmin etmiyordu elbet . Onun kredisini tamamıyla tüketen bu olaya rağmen , Bobcats ona ligde tutunması için son bir şans vermişti ancak o bu şansı da oynadığı son 3 hazırlık karşılamasında toplam 2 sayı kaydederek değerlendiremedi . Artık bu saatten sonra da ligde bir takımın onu kadrosunda düşüneceğini hiç zannetmiyorum .

Wizards - Adam Morrison

Adam Morrison lige veda eden oyuncuların arasından en çok göze batanı konumunda sanırım . 2006 Draft'ında onu Brandon Roy ve Rajon Rondo'nun önünden seçen Bobcats aslında hiç de fena bir iş yapmış gibi durmuyordu keza Morrison 3. sıradan seçilen bir çaylak için ortalama bir performans sergiliyordu . Ancak ertesi sezon başına gelen talihsizlikler sebebiyle o ortalama grafiğinden de çok uzaklaşmış ve kendini bir anda Lakers'ın 12. oyuncusu olarak bulmuştu bıyıklı forvetimiz . Basketboldan uzak süren Lakers macerası ona 2 şampiyonluk yüzüğü kazandırdı ancak bir Draft 3 numarası için lige çok çok erken veda etti .

Bobcats - Darius Miles

Aah Jordan aah . Yöneticilik anlamında ciddi yanılgılara düşen Michael Jordan'ın son bombasıydı Miles . Aslında kariyerine dönüp baktığımızda ligde rahatlıkla yer bulabilecek atletik özellikleriyle seyirciyi her daim havaya sokabilecek bir oyuncu profiline sahipti . Fakat o diz sakatlığı , defalarca tekrarlayan diz sakatlığı onu geriletmekle kalmadı , bitirdi . Bobcats ise kendileri adına yazın en doğru hamlelerinden birini yaptı kuşkusuz . Oynayamadığı süre içinde birçok saha dışı aktivitede bulunan hatta film bile çeken Miles'ı artık bu tip işlerde daha çok göreceğiz sanırsam .

Diğer Göze Batanlar

Akrabaları sayesinde NBA'de oynamak için yaratılmış , 6 yıldır sahada görev adamlığına soyunan Damien Wilkins de Grizzlies tarafından yollandı . Ayrıca 2 sezon önce Türkiye Basketbol Ligi'nde Galatasaray forması altında izlediğimiz Dee Brown de Dallas tarafından beğenilmedi ve serbest bırakıldı . Ancak ben onun hala birkaç takımın iştahını kabartabileceğini düşünüyorum . Önümüzdeki sezon izleyemeyeceğimiz , gözümüzün en alışık olduğu isim olarak da Sean Marks'ı buluyoruz karşımızda . 10 yıllık veteran oyuncu 0.7 sayı ortalamasıyla geçen sezonun ardından çok da sürpriz olmayan bir kararla free agent pazarındaki yerini aldı .

Burda bahsettiklerim dışında bir 30 oyuncu daha NBA'den yollandı . Kendimi onların yerine koyuyorum da ligin başlamasına 1 gün kala valizleri toplamak " biraz " ağır olsa gerek .

18 Ekim 2010 Pazartesi

Ellerini Açmak Yasak!


Link

Bir ay önce NBA'in teknik faul kuralını iyice genişlettiğine dair bir haber çıkmıştı ESPN'de. Gaza gelip sevinç gösterisi için havaya yumruk sallamak, hakemin karşısında kendi koluna vurup kendisine faul yapıldığını ima etmek, ellerini havaya kaldırmak, çok konuşmak ve düdükten sonra direk hakeme koşmak artık teknik faul sayılacaktı. Ben yeni kurala rağmen, oyuncular olayı abartmadıkça bu teknik faullerin çalınmayacağını düşünüyordum. Hazırlık maçlarında çalınan teknik faullere bakınca, yanıldığımı gördüm. Yukarda Glen Davis'in aldığı teknik faule bakınca midem bulandı resmen. Bir hafta kadar önce de Garnett atılmıştı yanılmıyorsam, onların dışında 4-5 isim daha vardı çok komik teknik fauller alan...

Bu nasıl bir mantıktır? Stern'ün, daha doğrusu NBA'in yaptığı şey hakemlerin eline ego tatmini için güç vermek değil de nedir? "Burada bizim borumuz öter" demektir. Oyuncu smaç bastıktan sonra havaya yumruk atamayacak mı? Ellerini iki yana açamayacak mı? Hani tamam bu kuralın amacı seyirciyi tahrik edip, hakemi seyircinin kucağına atmayı engellemek, onu anlayabiliyorum. Ama bu kadar basit olursa bu işler, oyuncular duygularını yansıtamazlarsa, böyle abuk subuk şekillerde ihraç edilirlerse ne olacak? Süper yıldızları izlemek, keyifli bir akşam geçirmek isteyen taraftarlar, her maç oyuncular abuk subuk şekillerde atılırsa, bir dahaki maça 80 dolar verip gelirler mi?

Saçmalığın daniskası. Bu kuralın yakında değişmesini umuyorum ve aynı zamanda bekliyorum. Doğrusu bu en azından.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Yardım Eli

Evet arkadaşlar, Konyalı Portlandlılar yeni, hevesli, burayı kendisininmiş gibi sevecek, sahiplenecek yazarlar arıyor.

Ağustos'un başından beri tatil vermiştim kendime. Bol bol oyun oynayacak, film seyredecek, dışarı çıkacak, kendime vakit ayıracaktım. Sonra bir baktım bu dönem 2-3 hafta yerine, 1.5 ay civarına uzadı. Ancak asıl sorun bu değil. Blog'un hala inaktif seviyelerinde dolanmasının sebebi yüksek lisans ile yabancı dil kursuna birlikte başlamam. Kısacası vaktim olmuyor gerçekten bu aralar. Birkaç günde bir yazarak burayı eskisi gibi tutmam da pek mümkün değil.

Bu blog, bir sene gibi kısa bir sürede hatrı sayılır bir kitle tarafından takip edilir oldu. Bunda bana yardımcı olan Kadir, Soner ve Yusuf'un katkılarını çok önemliydi. Kadir, bu sene vakit darlığı sebebiyle yazamayacak, Soner ile Yusuf da sürekli hergün yazabilecek vaziyette değiller. Eh kendi durumumu da yukarda anlattım (bu, benim yazmayacağım anlamına gelmiyor elbette).

Ama burayı böyle boş ve durağan görmek içten içe gıcık ediyor beni. Bir sürü mail ve yorum aldım sitenin gidişatının ne olacağıyla ilgili. Yakın çevremdeki arkadaşlarım da blog'un durumunu sorar oldular. Benim amacım yeni sezonda Türkiye'de NBA'i takip etmek için en önemli kaynağın bu site olması. İşte burada siz devreye giriyorsunuz. Şu anda Konyalı Portlandlılar ekibini iki veya üç kişi arkadaş ile genişletmeyi düşünüyorum. Bunun için mümkünse piyasada önemli olarak gördüğünüz 2-3 tane haberi yorum katarak yazıp (KP'de böyle yazılmış sınırsız sayıda örnek var) konyaliportlandlilar@gmail.com adresine göndermenizi rica edeceğim.

Sezon başlamadan yeni ekibi oluşturmayı planlıyorum. 7'den 70'e, kendisine güvenen herkesten yazı bekliyorum. Buraya nadir uğramaya başlayan arkadaşlar da vardır, o nedenle bu yazıyı çevrenizde NBA ile ilgili olan arkadaşlarınıza yollayabilirseniz sevinirim. Umarım en hayırlısı olur.

Edit: 30 civarı kişiden mail geldi, yarısından fazlasını okudum, daha da devam ediyorum okumaya. Örnek yazı göndermek için son gün Çarşamba.

5 Ekim 2010 Salı

Spurs'ün Silahşörleri

Duncan yok ama olsun, idare edin o kadarını da...


4 Ekim 2010 Pazartesi

Bulls'a Kötü, Ömer'e İyi Haber

Cleveland Cavaliers'ı satıp (bilmeyenler tık'layabilir), Utah Jazz'a gittiğinden beri ligin en çok sakatlanan oyuncularından biri olan Carlos Boozer, sağ elini kırdı ve kendisi yaklaşık olarak 2 ay sonra maça çıkabilecek. Sezonun başlamasına sadece 3 hafta kala, bu Bulls için şevk kırıcı ancak bizim için de ümit verici bir haber oldu. Çünkü Boozer sezon başladıktan sonra 5 hafta yani yaklaşık 15-16 maç kaçıracak. Bu az bir süre değil. Bulls'un uzun rotasyonu da sadece 4 kişiye düştü: Noah, Gibson, Thomas ve Ömer. Boozer'ın yokluğunda Ömer kendisini gösterebilirse, rotasyonda Kurt Thomas'ı tamamen saf dışı bırakıp istikrarlı bir şekilde dakika almaya başlayabilir. Hoş, an itibariyle 38 yaşına basmış olan Kurt Thomas'ı ben zaten direk Ömer'in arkasına koyarım rotasyonda ayrı konu. Tabii Thibodeau ne düşünüyor onu bilmem zor. En son konu hakkında biraz araştırma yaptığımda bazı yazarlar Kurt Thomas'ı tecrübesiyle ön plana çıkarıyor, bazıları ise Ömer'in daha şanslı olduğunu söylüyordu.

Ben Ömer'in güçlenene kadar çok fazla itilip kakılacağını, bunun sonucunda da zor anlar yaşayacağını düşünüyordum özellikle savunmada. Sık sık faul problemine girmesi çok olası gözüküyor mesela. Ağırlık çalışarak güçlenmesi elbette önümüzdeki yıllar için bir hedef olarak belirlenmeli ama sezona rotasyonun ciddi bir parçası olarak başlamak güvenini oldukça arttıracaktır. Bu dönemi iyi geçirirse, Boozer döndüğünde Taj Gibson ile beraber kenardan gelerek takıma savunmada önemli katkı verebilir...

28 Eylül 2010 Salı

Little Nate Kaşınıyor

Shaq'ın şakaları böyle masum olmaz. Gelecek şaka için hazırlıklı ol Nate.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Yok, Yok Kalsın!

Her şey oldu bitti, imzalar atıldı derken bizi de ters köşeye yatıran bir açıklama geldi Pat Riley’den: “Eric Dampier’a kontrat önermeyeceğiz.” Aslında, neredeyse Amerika’nın tüm basketbol kaynaklarında imzaların atıldığı, bu süper üçlünün potalarının artık güvende olduğu yazıyordu; fakat Pat Riley; Joel Anthony, Jamaal Magloire, Zydrunas Ilgauskas ve çaylak Pitmann’dan oluşan uzun rotasyonunu gayet yeterli görmüş ve Dampier’la artık ilgilenmediklerini açıklamış. İnşallah Magic, Lakers, Celtics ve Bulls da aynı fikirdedirler. Bu imzayla “ama”sı olmayan bir takım olacakları kanaatindeydim; ancak artık durum şu: Heat çok iyi takım; AMA pota altı savunması çok yumuşak.

Iverson Türkiye'yi Seçer mi?


Bir zamanların süper yıldızlarıydı Shaq, T-Mac ve Iverson.
Yıl 2010: Koskoca yaz sezonunda Shaq ve T-Mac kendilerine zar zor bir takım bulabildiler; ancak Iverson hem ruhsal yapısı ve hem de disiplini itibari ile herhangi bir takıma büyük sıkıntılar yaratacağı düşünülerek hiçbir NBA takımından teklif almadı. Kariyerinde 1 MVP ve de 4 sayı krallığı bulunan bir oyuncu için içler acısı bir durum.

Philadelphia’da basketbola başladığında bir efsaneydi Iverson. 96 Draft’ında ilk sıradan seçildiğinde NBA tarihi yeni bir yıldız daha kazanmıştı. “Crossover” kelimesini dünyadaki her basketbolseverin aklına kazıyan, bilekleriyle Majesteleri Jordan’ın bile başını döndüren bir adamın kariyerinde böyle zor bir duruma düşeceğini öngöremezdi hiç kimse; ancak aradan yıllar geçti, o kıvrak bilekler gitmez oldu. Artık topu eline alıp, şut atan bir oyuncudan farksızlaşamaya başladı Iverson. Basketbol zekasına hala diyecek lafımız olmasa da daha sonra forma giydiği takımlar içinde yarattığı krizlere nazaran bu özelliği de göz ardı edildi ne yazık ki.

Marbury gibi onun için de Çin dedikoduları etrafta yayılmaya başlamışken bugün Beşiktaş Cola Turka’nın senelik 1.5 milyon dolarlık teklifi gelince inanılmaz heyecanlandım doğrusu. Çin’de yıllık 4 milyon dolarlara kadar çıkan sözleşmelerin sesleri duyulsa da, bizim bildiğimiz inatçı Iverson, Beşiktaş’ın teklifinin biraz daha yükselmesi halinde(1,5 milyon doları kabul edeceğini sanmam) Avrupa’da ortalığı birbirine katarak, NBA takım yöneticilerini pişman etmeye kalkabilir diye de geçmiyor değil hani içimden. Hazır Dünya ikincisi ve turnuva ev sahibi olarak da reklamımızı yapmışken, Çin’de değil de belki de ülkemizde duyurur tekrar ismini.

Bu arada, teklifin oyuncu maaşlarının ödenmesi ile ilgili daimi sorun yaşayan Beşiktaş CT’dan gelmesi cesaretimi biraz kırsa da forma satışı, salonun dolması vb. getirileri göz önüne alınarak alınmış bir karar olduğuna ve imzanın atılması durumunda herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağına inanıyorum. Haydi hayırlısı.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Görev Tamamlandı, Eric Dampier Heat'de

Kwame Brown’ın Charlotte’ı seçmesinden sonra Can Heat fırsat kaçırdı diye yorumlamıştı olayı şurada. Gerçekten de o günün şartlarında Miami’nin şu anki kadro yapısına uyan, seçenekler arasındaki en kaliteli adamdı Kwame. Kaldı ki Charlotte’ın da derdine derman olacak bir adam değildi kendisi bugünkü durumda. Zaten mevcut kadroda Nazr Mohammed, DeSagana Diop, Eric Dampier gibi oyunu sadece savunmasıyla kaldıran, hücumda topu gerekmedikçe eline almayıp, sadece hücum setinin işlevselliğini sağlayan adamlar vardı; ama Bobcats yönetimi yaklaşık 1 hafta önce Dampier’ı serbest bırakarak en azından uzun rotasyonundaki gereksiz ve tekdüze kalabalığa bir nebze olsun dur diyebildi. Hali hazırda fizikli bir pivot arayan Miami de bundan daha fazlasını istemezdi herhalde şu günde.

Yani bir anlamda Heat’e çalımı atan ve el uzatıp yerden kaldıran da yine Charlotte Bobcats oldu. Miami’nin mevcut kadrosundaki tek eksik savunma yapabilecek, daha doğrusu, Perkins, Bynum veya Howard’ın karşısında durabilecek kalıplı, güçlü ve blok tehdidi olan bir uzundu. Onlar da hiç yoktan 2.11’lik 35 yaşındaki Dampier’ı veteran minimum kontratıyla takıma katarak süper yıldızlarla dolu kadrolarının pota altını koruyabilecek bir adam aldılar Bobcats yönetiminin kıyağıyla.

Ilgauskas, Magloire veya Anthony’ye güvenilir güvenmesine de tabiri caizse oraya şöyle kütük gibi bir adam koymadan olmazdı ki Dampier hamlesi beklediklerinden de fazlası oldu Heat için. Egoları yüksek üç adamın yanına, topu alıp skor üretecek bir uzundan ziyade, bu adamların savunma yaparken arkalarının sağlam olduğunu hissetmesini sağlayacak bir uzun gerekirdi zaten. Oldu da aşı tutmadı diyelim en azından ekstra 6 faul hakkı daha oldu takımın; ama ne derseniz deyin, Riley büyük değişimin daha ilk sezonunda neredeyse eksiği olmayan bir takım kurdu. Ehh! Kaldı büyük başlangıca 33 gün, 20 saat, 3 dakika, 27 saniye 26,25,24…

20 Eylül 2010 Pazartesi

Delonte West Yeniden Celtics'de

Dünya Şampiynası’na kapılıp, ülkemizin başarısını dikkatle izlerken biraz boşladık NBA’de olan bitenleri. Artık şampiyonayı da geride bıraktığımıza göre başlayalım dilerseniz.

Yeniden yapılanma öncesi Boston Celtics belki de son kez şampiyonluk yarışına iddialı girecek bu sezon. Geçen sene finale kadar çıkmalarından sonra, Wallace’ın emekliliği, Perkins’in de sakatlığı sonrası uzun bölgesinde yaşayabileceği muhtemel sıkıntılar nedeniyle yaz döneminde O’neal’ları takıma katıp, Ray Allen ve Paul Pierce’ın da sözleşmelerini uzatmışlardı; ancak özellikle Tonny Allen’ı Memphis Grizzlies’e kaptırdıktan sonra kenardan takımın skor yükünü kaldırmasına eşlik edecek ve dinamizm getirecek oyuncu yoksunluğu iyiden iyiye su yüzüne çıktı. Her ne kadar Nate ile tekrar sözleşme yapsalar da özellikle Allen’ın sahada olmadığı dakikalarda onun yerine 2 numaradaki boşuğu doldurabilecek kaliteli bir isme ihtiyaç duyuyorlardı ve bunu da zamanında draftla takımlarına kattıkları ve Allen takasında gözden çıkardıkları eski oyuncuları Delonte West’i takıma katarak bir nebze olsun giderebildiler.

Akıllarda soru işareti yok mu peki? Şöyle, Celtics komple bir playoff takımı, öte yandan West geçen sezon normal sezonda 8.8 sayı, 3.3 asist ve %33 ile üçlük atarken playofflarda 6.7 sayı, 2.7 asistle oynamış; ama en vahimi ise %15 ile üçlük atması. Yani ne derseniz deyin West hiç mi hiç oraların oyuncusu değil. Yine de kesin konuşmamak lazım. Boston’ın takım kimyası Nate’i ve bir nebze olsa da Rasheed’i hizaya getirecek kadar etkili olduğundan West’i de playofflarda bir maç çevirirken görebiliriz.

Düşünülmesi gereken bir konu daha var: Her ne kadar “Celtics’in takım kimyası etkili ve her şeyi düzeltebilecek güçte” desem de, takımda disiplin açısından sorun yaşanması olası. Shaq, Jermaine, Nate gibi adamlarla uğraşmak hiç mi hiç kolay değil. Bir de şimdi bunlara West eklendi. Hatırlamayanlara hatırlatayım: Delonte West’in, motorsikletinde iki dolu tabanca ve bir tüfekle hız yaparken yakalanmasının ardından, geçen sene Arenas olayıyla ağzı yanan NBA yönetimi, West’e 10 maçlık ceza verdi. Bu ceza görünüşte pek yaralamayacaktır Celtics’i; ancak beni düşündüren şey takımın uyumunu bozacak oyuncuların takımda gün geçtikçe çoğalması. Umarım beklediğim sonla karşılaşmam.

Sonuç olarak, kendi evlatlarını tekrar yuvasına döndürdü Boston yönetimi. Eğer ki takım içi disiplinde sorun yaşamazlarsa, bence özellikle rotasyonun genişlemesi nedeniyle pozitif tarafı daha ağır basan bir hamle oldu; ama dediğim gibi “Celtics otoritesi bozulmamalı”.

12 Eylül 2010 Pazar

Rüya Final - Bekle Bizi Durant

Behlül mode on: Vay vay vay vay vay... Finale bak. Rüya gibi gerçekten. Çıktık Amerika'nın karşısına. Belli bir kesim turnuva öncesinde gelmeyen yıldızları gördükçe "Olsun gelmesinler süper, bana ne yıldızlardan, belki şampiyon oluruz" diyordu. Ben ise hem yıldızları görmek istediğimden, hem de milli takımın hiper istikrarsız oyunundan dolayı bu yıldızsızlıktan yararlanamayacağını düşündüğüm için, üzülüyordum duruma. Ama gelin görün ki, finaldeyiz. Hatta yolumuza çıkan takımlarda öyle çok büyük eksikler de yoktu (Lorbek hariç). Tabii örnek vermek gerekirse Papaloukas, Gasol gibi isimler gelseler belki turnuvada izleyeceğimiz yol da farklılaşabilirdi ama bu konulara girmeye gerek yok. Finaldeyiz. Dünya basketbol şampiyonası finali...

Baştan sona maçta neler olduğunu yazacak değilim ama bana göre kritik 2 noktaya değineceğim. Öncelikle durduramadığımız Sırbistan hücumuna karşı alan savunması denediğimizde, isabet bulamasalar bile inanılmaz iyi hücum ettiklerini gördük. 2-3 tane bomboş şut kaçırdılar. Ama pota altına indirdikleri toplarda isabetler de buldular. Kısacası zorlanmadılar bana kalırsa alan savunmasına karşı. Biz de bu konuda çok diretmeyip adam adamaya döndük ve bence bu maçı kazanmamız açısından bir önem taşıyordu.

İkincisi ise artık dayanamayıp küfrettiğim bir konu... Üç sayı öne geçmişiz, Sırbistan sayı bulmakta zorlanıyor, o sırada şutları girmiyor. Biz rakibin 4 faul hakkını 8 dakika kala zaten doldurtmuşuz. Ama yooook, üç sayı öne geçtik ya. Bize birşey olmaz, salla üçlükleri çatır çatır üç hücum üst üste. Bunların ikisinden en tecrübeli oyuncumuz Hidayet sorumluydu, birinde ise günün en kötü ismi olan Ersan'a bomboş pozisyon hazırladık ancak o da değerlendiremedi. Halbuki penetre etsek bu hücumlardan birinde faul alsak, çok rahatlayacaktık. Maç gidiyordu...

Neyse sonuç olarak finaldeyiz. Ne kaldı geriye? Amerika'yı yenmek. Zor hatta çok zor. Billups'ın tecrübesi, Durant'ın sapık şut performansı ve takım halinde inanılmaz atletik olmaları bizi çok zorlayacak. Eric Gordon'un gününde olmaması halinde, alan savunmasıyla belki onları yavaşlatabiliriz. Onun dışında, en önemli şey Amerika takımına karşı top kaybı yapmamak. O baskıyı kaldırabilirse guardlarımız, yarı saha hücumuna mahkum edebiliriz Amerika'yı. İşte o zaman turnuvanın favorisi olan takım, bir anda %30-40 oranında gücünü kaybediyor. Ama tabii şöyle birşey var, 40 dakika boyunca baskı karşısında top kaybetmemek pek mümkün değil. Rusya 15-20 dakika boyunca bunu başarsa da, 5 dakika kontrolü kaybedince neler olduğunu gördük. İşimiz hiç kolay değil, hatta dürüst olmak lazım, favori Amerika. Ama rüzgar ve seyirci desteği arkamızda, Odom ve Billups hariç tecrübeli oyuncuları, Durant hariç ciddi anlamda üstünlük kurabilecekleri bir yıldızları yok.

Amerika'ya karşı tarihimiz boyunca oynayabileceğimiz en iyi şartlar altında karşılaşacağız. Zor olduğunu bilsek de, şampiyonluk niye gelmesin? İmkansız olmadığı kesin...

9 Eylül 2010 Perşembe

Kısa Kısa

- Luis Scola sanki NBA 2K10'da orta mesafe şutu 99'a çıkarılmış gibi oynadı Brezilya'ya karşı. Maç boyunca zannedersem 1 veya 2 tane şut kaçırdı, geri kalanlar atamadıkları pota dibindendi. Zaten toplam 14/20'ydi yanlış hatırlamıyorsam şut isabet oranı. Bir uzundan böylesine muhteşem bir şut performansı izlemek gerçekten inanılmazdı. İki taraf da haketti ama Scola "Brezilya sen dur, biz yolumuza devam ediyoruz" dedi. Bu arada Prigioni'nin de hakkını verelim, Scola başta olmak üzere bütün takım arkadaşlarını doğru yerlerde topla buluşturdu ve besledi. İnanılmaz pick & roll oynadılar. Brezilya'da Giovannoni büyük sıkıntı çekti Scola'yı durdurmak konusunda. Splitter'in de az dakika almasına şaşırdığımı söylemeliyim.

- Çeyrek finallerin ilk maçlarında ise Teodosic dünyanın en kötü son saniye şutu seçimini yapmasına rağmen, maçı takımına kazandırdı. Biri anlatsın bana 25 saniyede, maç berabere iken niye 9 metreden üçlük atılır? Girince kahraman oluyorsunuz tabii, orası ayrı. Sırpların takım halinde deli üçlük attıklarını gördük. Keselj özellikle yüzünde el varken attığı şutlarla deli etti İspanyollar'ı. Buradan şuna bağlayalım:

- Biz de dolu dizgin devam ediyoruz. Alan savunması ile maça başlamadığı için teşekkür ediyorum Tanjevic'e. Bu maçta en çok korktuğum şey alan savunmasıydı çünkü. Şutörleri bu kadar keskin olan ve pas trafiğini hızlı yapabilen bir Slovenya önünde, intihar etmiş olurduk muhtemelen. Zaten maç erkenden koptuğu için, savunmada bir değişiklik yapmaya da hiç ihtiyaç duymadık. Umarım Sırplar'a karşı da alan savunmasına dönmek zorunda kalmayız. Bu enerji ve form düzeyiyle, onları da geçeceğimizi düşünüyorum. Bana göre İspanya gelse bizim açımızdan daha kötü olurdu. Çünkü en iyi olduğumuz yerlerde, bizle problem çıkaracak oyunculara sahiplerdi. İkisi arasında birini seç deseler ben herhalde Sırbistan'ı seçerdim. Bu açıdan sevinçliyim. Ama sonuçta favori gördüğüm İspanya'yı eleyen bir takımla karşılaşacağız, bu seviyeye geldiğimizde kolay diye birşey yok. Tam tersi işimiz oldukça zor. Ha, yine Slovenya maçındaki gibi saçma yüzdelerle şut atarsak bilemeyeceğim. İlk yarı performansımız, bugüne kadar izlediğim bütün basketbol maçları içinde bile, zirve adayları arasındadır...

- Fenerbahçe ile Enes'in arasındaki olaylara da değineceğim elbette. Bilmeyenler için, Fenerbahçe NCAA'e "Biz Enes'e 3 yılda 100bin dolar ödeme yaptık" diyerek evrakları gönderdiğini açıkladı. Nedim Karakaş "Bunu yapmamızdaki tek sebep, gerçekleri saklamak istemememiz" dedi. Buna elbette pek fazla inanan yok. Tek birşey diyorum. Fenerbahçe gibi büyük bir kulüp, camia bu kadar mı küçülebilir? Bir oyuncun 3-5 kuruş kazandırmadan NBA'e gidecek diye, o oyuncunun önünü tıkamak nedir? Bana kalırsa bu seviyedeki kulüplerin bir oyuncuya karşı gurur meselesi yapmaya hakları yoktur. Ha, Enes şimdi NCAA'de oynayamasa da, bu sezonu Avrupa'da veya D-League'de geçirip her şekilde gelecek sene NBA'e kapağı atacak. Belki ilk 3-5'te seçilmeyecek ama lottery veya hadi en kötü senaryoda; diyelim bu sezonu tamamen boş geçirdi, o zaman bile ilk turda seçileceğine inanıyorum ben. Bu tarz kişisel meseleler nedeniyle bir gencin, hatta Türk basketbolunun yetiştirdiği en büyük yıldız olmaya aday bir gencin önünü kapamaya çalışmak bana göre Fenerbahçe'ye yakışmıyor. Biliyorum Fenerbahçeli pek çok kişiden de tepki gelecek, varsın gelsin. Zamanında Galatasaraylı olmama rağmen, Galatasaray'ı sert eleştirdiğimde Fenerbahçeli de ilan edilmiştim. Sorun değil yani.

- Son olarak da madalya diyordum ama Final hatta bir ihtimal şampiyonluk şansımız var. Gerçekten inanıyoruz. Bu şampiyonanın, ülkede basketbolun gelişmesi açısından çok büyük katkıları olacak, en çok da buna seviniyorum.

4 Eylül 2010 Cumartesi

İspanya Bu Kapağın Altındadır

Efendim hikayeyi zaten büyük çoğunluğunuz biliyordur. Yunanistan çakallık yaptı. Rusya adeta büyük boy Metro yemiş gibi enerjik oynarken, Yunanistan topu rakip potaya atmak istemiyordu resmen. Neredeyse her şutlarını el üstünden atıyordu Yunanistan. Ayrıca 2-3 Rusya hücumundan birinde ancak doğru düzgün savunma yapıyorlardı. Amaçları açıktı grup üçüncüsü olarak, D grubunda çok büyük ihtimalle 3. olacak İspanya ile karşılaşmaktan kaçacaklardı. Hatta ardından çeyrek finalde Amerika'yla eşleşmekten de kurtulmuş oluyorlardı. Ne de olsa Fransa, Yeni Zelanda'yı yenecekti değil mi? Ama kazın ayağı öyle değildi işte, Yeni Zelanda takımı Haka dansı yaparak gaza gelip, Metro'ları yiyerek enerjiyi alınca, Fransa yenilgiden kurtulamadı. Bu sonuçla İspanya ikinciliğe çıktı ve Yunanistan'a ne oldu? Amerika'dan kaçtılar belki ama yine de kapak oldu. İspanya da bu kapağın altında işte. Oh olsun. Fakat bizim açımızdan bakınca, Yeni zelanda'nın gazı ve enerjisi biraz fazla kaçtı ve ismini 'markalaştırmış' Abercrombie'nin ballı (daha doğrusu panyalı) üçlüğü nedeniyle, onlar da bizden kaçıp Rusya'yla eşleştiler. Bize daha zorlu olan Fransa düştü. Tabii şutörleri yok, atletik olmalarına rağmen biz daha iyi ribaund alan bir takımız, savunmamız da üst düzeyde bu turnuvada (nazar değmesin), o yüzden çok sorun çıkaracaklarını düşünmüyorum bize ama Yeni Zelanda gelseydi şimdiden çeyrek finale bakabilirdik, o rahatlıkta değiliz orası kesin.

Bu arada Yunanistan'a kapak falan dedim ama bakmayın, bu konuda biraz ters düşünüyorum genel çoğunluğa göre. Sporda bilerek yenilmek pek de hoş gözükmüyor orası kesin. Genel eleştiri noktası da "Spordaki amaç rekabettir, nasıl yenilmek için oynarsın?". Ama şu göz ardı ediliyor, aslında alınacak o yenilgi, ileride kupa kazanmak için ödenecek ufak bir bedeldir. Ben biraz fazlasıyla 'mantık' adamıyımdır, eğer Yunanistan o ana kadar 3-1 yaptıysa ve gruptan çıkmayı garantilediyse, isterse çıkar yenilir ve 3.'lüğe inerek İspanya-Amerika ikilisinden kaçar. Ha tabii bunu, açık açık yaparsa ve kendisini dünyaya rezil ederse, üstüne de yine İspanya ile eşleşirse, kapağın en güzelini yemiş olur. Yunanistan'ın yaptığı gibi ortada kesin birşey yokken, bu kadar aleni bir şekilde çıkıp yenilmek mantıksız ve hatta ahmakça. Dünya Basketbol Şampiyonası'nı izleyen herkes antipatiyle bakıyor artık Yunanistan'a. Bir daha oh olsun İspanya'yla eşleştikleri için.

Şunu da yazmadan edemeyeceğim, aynı konuyla ilgili Bourousis ile Tanjevic tartıştılar. Bourousis maçtan sonra taktik tahtasını mı ne tekmelemişti yanılmıyorsam. Tanjevic de "Tiyatro yapma, yenilmek istiyordunuz yenildiniz işte, 2009 Eurobasket'te de aynısını yaptınız" demiş. İkili tartışmışlar. Bugün NTV Spor'da Dilara Gönder, koç Murat Özyer'e tartışma hakkındaki düşüncelerini sordu. Şampiyona boyunca yerinde yaptığı esprilerle beni güldüren koçtan bir başka bomba geldi: "Tanjevic'in galiba hayat sigortası var".

Bakalım 2 saat sonra Yunanistan gerçek anlamıyla kapağı yemiş olacak mı, yoksa gerek fiziksel gerek mental yönden yorulmuş olarak çeyrek finale kapağı atacak mı? Ne olursa olsun, basketbol tanrıları Yunanistan'ın bu kadar göze batan yenilme çabalarına tepki gösterdi ve İspanya'yı o tarafa attı. Eğrisi doğrusuna geldi... Bu akşam da harika bir maç izleyeceğiz.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Ersan'ın Kulağını Çekin !!!

Biliyorsunuz tatildeyim ve evet biliyorum özlediniz. Ben de özlemedim dersem yalan olur. Umarım en yakın sürede dönüş yapacağım. Elbette gerek NBA gerek Dünya Şampiyonası'nı takip ediyorum ve az önce olan bir olayı yazmadan edemedim.

Beş dakika önce televizyonu kırıyordum az kalsın. Ersan İlyasova 6 sayı farkla öndeyken, 41 saniye kala gitti hızlı hücumda Ramos ile bire bir kaldığında kaldırdığı üçlüğü attı. Yani o sırada ettiğim Ersan'a hakaret etmedim desem yalan olur. Ne yapıyorsun ya? O hücumda 24 saniyeyi kullansan zaten bitti, faul yapsalar 1'ini atsan, 3 hücumluk fark oluşacak, yani yine bitti. Eee üçlüğü attın kaçırdın, ribaundu alıp transition'da üçlüğü buldular fark 3. Maç krize girdi, hatta krizi geçtim, baya baya uzatmaya gidiyordu, zar zor yırttık. Keşke uzasaydı da, Ersan dersini alsaydı diye geçirmedim de değil içimden hani... Bu kadar basit bir şekilde grup birinciliği riske edilmemeli. Neyse ki sondan bir önceki hücumda üçlük yerine ikiliği tercih ettiler ve Tunçeri taktik fauller sonrasında en azından 1'ini attı da fark yeniden 2'ye çıktı. Porto Riko zor bir atış kullandı ve maçı kazandık. Grup birinciliğini de böylece garantiledik. Amerika'nın kucağına düşebilirdik belki de Ersan yüzünden... Birisi umarım şu yaptığı hata konusunda ciddi şekilde uyarmıştır kendisini. Şu maça kadar en iyi oynayan, en formda, en güvendiğimiz oyuncumuz olması birşey değiştirmez. Şu yaptığı mental hata affedilir gibi değil.

Neyse eleştiri de bir yere kadar... Kötü oynadık, ne savunmada ne hücumda bu turnuvadaki genel seviyemizde değildik belki ama kazanmayı bildik bir şekilde. Önemli olan o. Tabii Porto Riko ile aramızdaki kalite farkını da göz ardı etmememiz lazım, bu şekilde oynayarak madalya hedefi olan bir takımı yenmemiz imkansıza yakındı.

İspanya'nın beklentiden biraz uzak olduğu, en büyük favori Amerika'nın büyük yıldızlarını getirmediği ve Brezilya karşısında yenilmez olmadığı kanıtlanan turnuvada, madalya yolunda ilerliyoruz inşallah...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Tüm Dünyaya Gururla…

Dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri olan FIBA 2010 Dünya Şampiyonası bu yıl 28 Ağustos ve 12 Eylül tarihleri arasında Türkiye’de gerçekleşecek. Ülkemiz için çok önemli olan bu organizasyonun en büyük sponsoru Beko, basketbolseverlere şampiyona heyecanını dolu dolu yaşatmak için, www.beko2010.com sitesini sunuyor.Haziran ayından itibaren yayında olan sitede, ülke tanıtımları, şampiyona tablosu, takım kadroları ve son dakika haberleri gibi bölümler yer alıyor. Güncel bilgilerin yanı sıra, basketbolseverler için birçok farklı içerik bulunuyor. Kullanıcılar siteye üye olarak, NTV SPOR’ da yayınlanan 5’te 5 Basket adlı basketbol bilgi yarışmasına ve Basketsever programına katılma şansı elde ediyor.

Sitede bulunan basketbol bilgi yarışmasında sorulara en kısa zamanda en fazla doğru cevabı veren kullanıcılar da NTV SPOR ‘da yayınlanan 5’te 5 Basket programına canlı olarak katılabiliyorlar. Kullanıcılar ayrıca Basketsever programına katılıp, destek mesajlarını içeren videolarını siteye yükleyerek, kendilerini NTV Spor’da izleme şansı buluyorlar. Ayrıca haftanın anketine katılarak programa yön verip, haftanın konusunu belirleyebiliyorlar. beko2010.com, şampiyonanın başlaması ile birlikte suncağı birçok yenilik ile basketbolseverleri bekliyor.