BIY AD

13 Nisan 2010 Salı

Tyreke Evans Efsaneler Arasında

Aralık ayının son günlerinden beri 20(sayı) - 5(ribaund) - 5(asist)'ini takip ettiğim Evans, dün gece attığı 24 sayıyla bunu garantiledi. Oscar Robertson, Michael Jordan ve LeBron'dan sonra, çaylak sezonunda bunu başaran 4. oyuncu oldu Tyreke. Bu istatistikleri tutturmasında Evans'ın yeteneklerinin payı yadsınamaz ama daha önceki yazımda belirttiğim gibi Kevin Martin eğer Kings'de kalsaydı 20-5-5'i tutturması daha zor olacaktı. Evans'ın oyununu çok beğendiğimi zaten üstte link'ini verdiğim yazıda dile getirmiştim ama çaylak yılında yakaladığı 3 oyuncunun kariyeri kadar özel bir kariyer geçireceğine -doğal olarak- inanmıyorum. Yine de uzun süreler lige damga vuracak bir isim olacağı kesin.

Zaten günün notlarında Yusuf değinmişti ama böyle bir başarının ekstra bir yazıya konu edilmesi gerekiyordu. Kısa da olsa değinmeliydim.

12 Nisan'dan Notlar


            
Günün Efsane Çaylağı
Bugüne özel böyle bir bölüm açmak istedim. Öncelikle hatırlarsanız geçen maçtan sonra hesaplarımızı yapmıştık Evans için. 24 sayıya daha ihtiyacı vardı çaylak oyuncunun 20-5-5 için. Dünkü Houston maçında da Evans bulduğu 24 sayıyla efsaneler arsına girmiş. Yalnız şöyle ilginç bir durum olmuş maçta. Yıldız çaylak 22 sayıyı ilk yarıda bulmuş. Son iki sayısı için baya uğraşmış. 8 şutunda isabet bulamamış 18 dakika boyunca hatta. Kendi açıklamalarında “Gerçekten son iki sayı için çok fazla gerildim. Ne zaman o son serbest atışı soktum, işte o zaman rahatladım” demiş Tyreke. Son iki sayısını da maçın bitimine 6.46 kala kullandığı iki serbest atıştan bulmuş ve MJ, LeBron ve Oscar Robertson’ın arasına ismini yazdırmış geleceğin muhtemel süper yıldızı. Tebrik ederiz kendisini biz de tüm basketbolseverler olarak. 

Günün Hayvan Performansları
Gecenin en önemli maçlarından biriydi, hatta en önemli maçıydı diyebilirim Portland Oklahoma City maçı. Batı’da 8. likten kaçmak adına Lakers’ı yenerek önemli bir adım atmıştı Portland ve bu galibiyetin bir anlam ifade edebilmesi için kati suretle Oklahoma City’yi de yenmesi gerekiyordu; ama OKC de dinamizmiyle korku salıyordu rakiplerine. Portland, süper yıldızı Roy’un eksikliğine rağmen bu çok önemli maçı kazanabildi ve yavaştan son sıradan elini eteğini çekti diyebiliriz. Spurs de Minnesota karşısında aldığı galibiyetle önemli avantaj sağlayınca Oklahoma’ya Lakers’la karşılaşma yolu göründü playoffların ilk turunda. Deneyimsiz bir takım için herhalde en zor olaylardan biri olmalı Lakers, Boston, Spurs gibi tecrübeli ve tabiri caizse çakal takımlarla karşılaşmak. Neyse gecenin performansına dönecek olursak 36 yaşındaki delikanlı Camby sonunda takımına tamamen adapte olduğunu gösterdi. Bu sefer Portland’ın hem skor yükünü çekti deneyimli yıldız hem de ribaund yükünü. 16’da 12 ile 30 sayı, 13 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 blok ve tüm bunları yaparken hiç top kaybı yok. Daha ne olsun! Maçın sonunda uzun süreden beri duymadığımız Camby tezahüratlarını bile duyuldu seyircilerden. Denver’dan beri böyle bomba bir performans görememiştik açıkçası Camby’den.

Atlanta, Milwaukee karşısında 104-96 galip gelerek olası bir playoff eşleşmesinin sonuçlarını göstermiş Bucks oyuncularına. Özellikle Joe Johnson 19’da 12 ile 31 sayı, 7 ribaund ve 3 asistlik katkısıyla galibiyetin kapısını aralamış takımı adına; ama asıl sorun Bogut’un sakatlanmasından sonra boşalan pota altından gelmiş. Josh Smith 11 sayı, 8 ribaund ve 6 blokla hem savunma hem de skor yönüyle katkı vermiş. İlginç bir istatistik olarak da 6 bloğun 5’ini 3. çeyreğe sığdırmış yıldız oyuncu. Bogut’un eksikliği daha çok aranacak gibi Milwaukee’de.

Dallas, son 8 maçın yedisini kaybeden Clippers’a bir tokat daha vurmuş resmen. Maçı hiç umursamadan kazanmışlar ve de Clippers’ın istatistiğini 9’da 8 mağlubiyete yükseltmişler. Maçta öne çıkan iki isim olmuş. Biri elbette ki Nowitzki. Alman yıldız 13’te 9 gibi yüksek bir yüzdeyle 25 sayı, 8 ribaund, 3 asist, 2 top çalma ve 1 blokla oynamış. Öteki öne çıkna isimse, sakatlığını nedeniyle kaçırdığı üç maçlık aranın ardından sahaya çıkan Marion olmuş. O da 12’de 9 isabetle bulduğu 21 sayıyla takımına Nowitzki’den sonra en büyük katkıyı vermiş. Zaten son çeyrek koç, ilk beşi bol bol dinlendirmiş. İlk çeyrek fark 11, ilk yarı sonucu 21 ve 3. çeyrek sonucu 30 olunca ve de karşı takımın en önemli iki yıldızı(Davis ve Gordon) olmayınca boşuna ilk beş oyuncularını yormanın da bir anlamı kalmıyor doğrusu. Gelelim playoff hesabına. Bu sonuçla beraber Dallas muhtemelen Batı ikincisi oldu diyebiliriz. Mavs’in ikinciliği için iki ihtimal var: Birincisi Spurs karşısında oynayacakları maçı kazanmaları, ikincisi ise maçı kaybetseler bile, Utah’ın kalan iki maçından (GSW,Phoenix) birini kaybetmesi. Bu iki durumdan birinin gerçekleşmesi halinde ikinci olacaklar. Avantaj kendilerinde kısacası.


Bir gece önceki talihsizliği biraz olsun affettirmek için çıktıkları hataya yer olmayan bu maça Raptors oyuncuları ilk çeyreğe çok iyi başlayamasalar da kendilerini karşılaşmaya verdikleri ortadaydı. Zaten hücumda oldukça kısıtlı olan Pistons’a karşı yılın bu zamanı kolay bir galibiyet almasalardı büyük ayıp olurdu. Yine de ilk çeyrekte maçın kaderi tam olarak belli değildi, Ben Gordon’ın etkili oyunuyla Pistons maça tutunmayı başardı. Ancak Raptors takımı, diğer maçlarından farklı şekilde topu çok çok iyi dolaştırdı. Ne Calderon ne Jack ne de Hido topla gereksiz yere fazla oynamadı, özellikle ikinci çeyrekte Toronto ekibi son derece organize olmuş görüntüsü çizdi. Şöyle bir istatistikle açıklayayım durumu; Raptors’ın ilk 20 basketinin 19’u asistlerden geldi. Maçı da 37 asistle tamamladılar zaten, yanılmıyorsam bu sezon ulaştıkları en büyük rakam. %60’la da şut attılar bu arada. Jack kenardan yaptığı 12 asistle öne çıkarken Calderon da 11 asistle oynadı. Detroit savunmasına da veriştirmeden olmaz tabii ki ama bu asistlerin çoğu Raptors oyuncularının bencil davranmamalarından dolayıydı.

Raptors’ı hücumda toplam 22’de 13 ve üç sayı çizgisinin gerisinden 6’da 5’le oynayan Bargnani taşıdı. Aynı zamanda 7 de ribaund aldı, Zaten maçın önemli bölümünde Detroit’e pek hücum ribaundu şansı vermedi Toronto oyuncuları. Ben Wallace, Bargnani’nin içeri penetre ettiği bir iki pozisyonda oldukça iyi savunma yapsa da aradaki boy farkı baya can yaktı. Sonuç olarak Chicago’ya karşı yenilgiyi nasıl hemen kabul ettiyse burada da aynı şekilde rakibine erkenden boyun eğdirdi Raptors ve maçı 111-97 kazandı.

Houston’da Kevin Martin, eski takımı Sacramento’ya karşı bomba ir performans sergilemiş. 20’de 11 ile 39 sayı yollamış eski takımın potasına. Öte yandan Trevor Ariza’da sezon başındaki görüntülerinden bir kesit sunmuş seyircilere 29 sayı (10/18) , 5 ribaunduyla. Maçın Sacramento ve Tyreke Evans açısından önemli bölümüne “Günün Efsane Çaylağı” kısmında yer vermiştim zaten.

San Antonio Spurs, Minnesota karşısındaki galibiyetle 11. sezon peş peşe 50 ve üzeri galibiyete ulaşarak, Lakers’ın 79-80 ve 90-91 sezonları arasındaki 12 sezonluk 50 ve üzeri galibiyet rekoruna ulaşma yolunda büyük adım atmış. Seneye de bir 50 daha gelir bu takımdan. Öte yandan bir rekor denemesi daha gerçekleşmiş bu maçla birlikte. Eğer Minnesota son maçı da kayberderse 91-92 sezonundaki takım tarihinin en kötü sezonunu bir kez daha tekrarlayacakmış. Sağlık olsun. Basketbolcuların hiç de sıkıntısı varmış gibi gözükmüyor. Bu durumda bize de pek bir şey söylemek düşmez zaten. Maça gelecek olursak Spurs cephesinde 12 oyuncunun 8’i çift haneli sayılara ulaşmış (R.Mason, Mahinmi, Bogans, Hairston, M.Bonner, Jefferson, Parker ve Duncan). Tabi ki bu performansların arasında Tim Duncan’ın performansı çok ayrı duruyor. Deneyimli süper yıldız 18 dakika sahada kaldığı maçta 7’de 6’yla 16 sayı, 6 ribaund, 3 asist ve 1 top çalmayla takımına önemli katkı vermiş. Öte yandan Spurs adına bir sevindirici noktada Parker’ın performansı olmuş. Fransız guard, 22 dakikada 12 sayı, 7 asist, 3 ribaund ve 1 top çalmayla mücadele etmiş. Şut yüzdesi (%62.5) de öteki maçların aksine gayet iyiymiş. Öte yandan Spurs için 26’da 14 üçlük isabeti ve 81’de 47’lik şut performansı çok etkileyici. Üçlük sayısı biraz fazla olabilir; ama isabet sayısı da bu kadar yüksek olunca bir sakınca gözükmüyor doğrusu.

 Vince Carter 11’de 5’le 21 sayı 4 ribaundla oynamış. Hayvan değil tabii ama maçın az bir kısmını izlesem de bir iki kelam etmek istedim. Maçı açmamın sebebi son zamanlarda fırtınalar estiren Pacers’ın, Lakers’ın önünde bitirmek dışında amacı kalmayan Orlando’ya karşı neler yapacağını merak etmemdi. Ancak ilk çeyrekteki Indiana, sezonun büyük bölümünde gördüğümüz, ilk beşte kimin başladığı belli olmayan karışık takımdan farklı değildi. Dwight Howard çok erken 3 blok yapsa da ısrarla içeri girdiler skor üretmek için. Aynı formülü Magic de uyguladı ve Indiana ne kadar başarısız olduysa Orlando oyuncuları da o kadar rahat oynadı boyalı alanda. Zaten ilk çeyrek skoru 42-18 şeklinde olunca Raptors-Pistons maçına döndüm. Maçı da Magic oyuncuları pek yorulmadan 118-98 önde bitirmiş.


Boşa Kürek Çekenler
John Salmons, takımının Atlanta’ya kaybettiği gecede -özellikle son çeyrekteki oyununa rağmen- 104–96 mağlup olmasını engelleyememiş. Yıldız oyuncu 18’de 9 isbetle (3/6 üç sayı) 28 sayı, 3 ribaund ve 2 asistlik katkı vermiş takmına. O elinden geleni yapmış da Milwaukee’nin kullandığı 32 üçlüğün anlamı pota altında sayı üretememenin verdiği çaresizlikten ileri gelmiyor. 32’de 11’lik üçlük yüzdesi de bu açıdan çok şeyler ifade ediyor. Üstelik maç boyunca da takım olarak sadece 4 top kayıpları var; ama yine de geçememişler Atlanta’yı. Şu son iki maçı kaybettikleri iki takım Boston ve Atlanta. İkisi de muhtemel birinci tur playoff rakipleri. Bogut sakatlandıktan beri 4 maç kazanmışlardı; fakat mesaj maçlarını kaybettiler. Pek de korku salamamış oldular rakiplerine karşı böylece. Umalım ki iyi önemli kayıplarına rağmen yine saldıran bir Milwaukee görürüz de, playofflara biraz daha renk katılmış olur.

Andray Blatche Knicks’e karşı da olsa 19 sayı 10 ribaund 7 asistle triple-double’a yaklaşmış. Tabii bu sefer son çeyrekte yüce amacına ulaşmak için yeterli rahatlığı bulamamış çünkü Knicks ezip geçmiş onları. Aynı zamanda Mike Miller’dan 23 sayı 7 ribaund 5 asist ve Livingston’dan 18 sayı 7 asist gibi performanslar gelse de maçın son çeyreğinde New York’un 40 sayı atmalarına izin verince galibiyet gelmemiş Wizards için ve maçı 103-114 kaybetmişler.

Jason Kapono, eski takımı Miami karşısında bu sezonun en iyi performansını göstermiş ve 12’de 10’la 24 sayı atmış. Sayılarının 22’si ilk üç çeyrekte gelmiş. Ayrıca 13 asistle kariyer rekoru kıran Jrue Holiday ve 21 sayıyla rekorunu egale eden Jodie Meeks de çabalamış ama sonunu getiremeyince maçı kaybetmişler.


Günün X Faktörü
Arron Affalo Denver’ın Memphis’i mağlup ettiği gecede 13’te 7 isabetle 22 sayı ve kariyer rekoru 13 ribaundla takımına en efektif katkıyı vermiş dün gece. Önemli bir avantaj sağlamışlar takım olarak; ama her şey son Phoenix’te karşılacakları Suns maçına bakıyor. Olası senaryo şu: Denver, olası bir galibiyet durumunda Batı’da üçüncü olabilir; mağlubiyette ise 5. olarak daha ilk turdan ev sahibi avantajını kaçırabilir. İşin ironik tarafı ise Nuggets 2004’ten beri Phoenix’te maç kazanamıyor. Şu anda da Suns son 10 maçın 8’ini kazanarak epey formda olduğunu herkese göstermiş durumda. Gerçekten hayli ilginç bir maç bekliyor bizleri. Bu arada belirtmek istediğim iki nokta daha var. Birincisi Denver evinde aldığı bu galibiyetle, evindeki istatistiğini 34-7 olarak sonlandırdı ve 21 senelik rekoru kırdı. Geçen seneye göre de bir galibiyet daha fazla aldılar evlerinde. Öncelikle tebrik ediyoruz onları. İkinci olarak ise JR Smith’in maç içindeki 15 üçlük denemesinden bahsetmeden geçmek istemedim. Maç şov maçı oldu o yüzden mi bilmiyorum; ama 15 tane üçlük çok fazla üçlük olmuş. Takımın geri kalanı 17 atmış. Kıyaslamayı siz yapın. Hani öyle 9 tanesini falan sokarsa lafım yok da, zaten 6 isabet bulabilmiş sadece. Oysaki diğer 5 şutunda 3 isabeti var. Toplamda 26 sayısı var; ama ben hayvan performans olarak nitelendirmedim bu performansını, o nedenle burada değinmek istedim.

Amir Johnson, eski takımı Pistons’a karşı kesinlikle hayatının en iyi hücum performansını gösterdi. 12’de 10’la 26 sayı bulduğu maçta yerinde kurduğu perdelerle sadece kendine değil dışarıdaki Bargnani’ye de uygun pozisyonlar yaratırken Detroit savunmasının dengesinin bozulmasını sağladı. Bu sefer ribaundlarda biraz etkisiz kalsa da takım arkadaşları onun açığını kapadılar. 

Bizimkiler
Hidayet’in rakamlarına bakıp aldanmamak gerek çünkü –her ne kadar çok iyi oynadı diyemesem de- Chicago maçında olduğu gibi çok istekliydi. İlk çeyrekte de oldukça iyi oynamasına rağmen 3 faulle kapattığı ilk yarının dönüşünde kısa sürede iki faul alarak kenara gelmek zorunda kaldı. Karşılaşmanın galibi erkenden belli olduğu için de sahaya bir daha girmedi. Sonuçta 6’da 3 isabetle 8 sayı 8 ribaund 4 asistle bitirdi maçı. Tabii en az 3 faulü çok gereksizdi bana göre, madem o kadar oynamak istiyor biraz sakınsa iyi olur.

Ersan, çok ritimsiz attığı maçta pek fazla dakika alamamış. 11’de iki isabet bularak 4 sayıda kalmış. İki üçlük denemesinde de başarı yokmuş. 4 ribaundu ve 1 asisti var; fakat üç tane şutu bloklanmış. Playofflarda da devam etmediği sürece ara sıra kabul edilebilirdi bu performanslar; ama artık playofflar geldi. Ritmini asla bozmaması ve hak ettiği dakikaları alması lazım Skiles’tan. Çünkü ligin bu zamanı herkes kendini ispat savaşına düşecektir. Eğer bu zamanları avantajlı geçerse, ismini herkese ezberletir Ersan.

Bakar Kör


Link

Normalde futbola hiç yer vermiyorum, hatta bu paylaştığım ilk futbol post'um zannedersem. Ama buna değer...

Fox televizyonu, Portsmouth-Blackburn maçında kırmızı kart olunca, staddaki muhabir Chris Kamara'ya bağlanır ve olaylar gelişir. Bir hafta önce gerçekleşmiş. Harika. Uzun süredir en çok güldüğüm video oldu.

Roy'da Menisküs Yırtığı (Playofflar Belirsiz)

Lakers maçında Artest ile diz dize çarpışan Roy, maçı yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Dün geceye kadar yapılan açıklamalarda, MRI sonucu olarak dizindeki ağrıya sadece aldığı darbenin sebep olduğu söyleniyordu. Fakat son çıkan haberlere göre Roy'un dizinde ufak bir menisküs yırtığı olduğu ortaya çıkmış. Benim bildiğim bu yırtık ufak olduğu zaman dinlenmeyle iyileşiyor ancak büyük yırtıklar çoğumuzun bildiği şekilde operasyonla düzeltiliyor. Roy'un da son kontrolleri Cuma günü yapılacakmış ve durumunun daha kötüye gitmeyeceği düşünülürse playofflar'da oynayacakmış. Bir Blazers yazarının söylediğine göre Roy'un Cuma gününe kadar müthiş hızlı bir şekilde iyileşmesi gerekiyormuş playofflar'da oynaması için.

Benim aklımda kalan şey, Roy'un sakatlıkları kolay kolay atlatabilen bir yapısı olmadığı. Çıkıp sakat sakat oynuyor belki ama örneğin çaylak yılında topuğundan yaşadığı rahatsızlık, yazın dinlenmesine rağmen geçmemiş, bu sakatlık onu ertesi sezon boyunca rahatsız etmişti ve bunu sık sık dile getiriyordu.

Kısacası, denildiği gibi Roy'un vücudunun iyi bir tepki vermesi gerekiyorsa 5 günlük dinlenmeye, bu çok da kolay gözükmüyor. Roy'un playofflar'da oynama şansının bir hayli düşük olduğunu duyurmuş olalım. Roy'suz Blazers'ın da sürpriz yapma ihtimalinin son derece düşük olacağını söylemeye bile gerek yok herhalde.

12 Nisan Programı

13 Nisan Salı 02:00 / Orlando Magic - Indiana Pacers
13 Nisan Salı 02:00 / Miami Heat - Philadelphia 76'ers
13 Nisan Salı 02:30 / Charlotte Bobcats - New Jersey Nets
13 Nisan Salı 02:30 / Toronto Raptors - Detroit Pistons
13 Nisan Salı 02:30 / Washington Wizards - New York Knicks
13 Nisan Salı 03:00 (NBA TV) / Atlanta Hawks - Milwaukee Bucks
13 Nisan Salı 03:30 / Minnesota Timberwolves - San Antonio Spurs
13 Nisan Salı 04:00 / Memphis Grizzlies - Denver Nuggets
13 Nisan Salı 05:00 / Oklahoma City Thunder - Portland Trail Blazers
13 Nisan Salı 05:00 / Houston Rockets - Sacramento Kings
13 Nisan Salı 05:30 (NBA TV) / Dallas Mavericks - Los Angeles Clippers

Ancak şimdi yazabiliyorum programı. Sözde 2 yazı daha yazacaktım gece ama yalan oldu. Neyse bakalım yorumlara geçelim.

Geldik koca sezonun en izlenmeyecek maçlarına. Takımlar yıldızlarını dinlendirir, amacı olmayanlar artık iyice dakika bulamayan oyuncularını denemeye başlar vs.

Raptors adına çok kritik bir maç var. Sezonun en büyük hayalkırıklığı yaratan takımlarından Pistons ile oynayacaklar. Kaybederlerse, Bulls'un 1 galibiyet bile almaması gerekecek son 2 maçta. Kısacası kazanmaları şart olan bir maç. Daha dün maç yaptılar ve şimdi deplasmandalar, form durumlarını ise anlatmaya bile gerek yok. Ligin en kötü takımlarından birine karşı bile favori çıkamıyorlar ama artık playoff'a kalacaklarsa kazanmaları şart. Ben inanıyorum kesinlikle kazanacaklarına ama onlardan çok Pistons'ın kötülüğüne güvendiğimi söylemeliyim. Bir de Raptors oyuncuları bile benim kadar inanıyor mu ondan emin değilim.

Doğu'da 3-6 ve 4-5 eşleşmesini belirleyecek bir maç var: Hawks-Bucks. Gerçi Bucks kazansa da Miami'yi geçmeyi garantilemiyor, keza Hawks galibiyetinde de onların 3.'lüğü kesinlik kazanmıyor. Joe Johson'ın parmağı halen deli gibi ağrıyormuş.

Son olarak da Lakers'dan kaçma yarışında Blazers ile Thunder karşılaşıyor. Brandon Roy dizindeki ağrılar sebebiyle yok ama ciddi bir durumu yok, playofflar'da oynayacak gibi duruyor. Spurs - Thunder - Blazers aynı galibiyet sayısıyla bitirirlerse Thunder, 8. oluyor. Thunder ile Spurs aynı rakamda kalırlarsa yine Thunder kalıyor. Burada Thunder'ın tek şansı, bu gece Blazers'ı yenmeleri ve Spurs'ün de aradan sıyrılması. Roy'suz Blazers'ı yenecek kapasitedeler, Ibaka'dan da gerekli katkıyı alırlarsa bu gece kazanmaları sürpriz olmayacaktır. Sene başında Durant biraz Webster'ın savunması sayesinde, biraz kendi kendini kilitlemesi yüzünden 3/20 gibi tarihi bir şut yüzdesine imza atmıştı. Şimdi karşısında Batum olacak ama elbette şundan çok daha iyi oynayacaktır Durant, çok formda. Kısacası çok önemli bir maç iki takım için de ve çok arada bir maç, izlemeye değer olacağını düşünüyorum kesinlikle.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Çarparım Suratına Ha !

Pozisyondan 2 dakika önce Butler, Camby'e "1 ribaund alamıyorsun be!" demiş. Camby cevabını veriyor.

Fotoğraf için Mali'ye teşekkürler.

Bulls - Raptors (Hedo Canını Dişine Taktı Ama Olmadı)

İki takım için de bir playoff maçı kadar önemliydi neredeyse dün gece Bulls'un farklı kazandığı maç. Uykusuz kalmak pahasına izlediğim bu mücadele hakkında ufak birşeyler yazmadan edemezdim. Öncelikle maçı 6-19-9 ile bitiren Hidayet'e değinelim. Hayır 19 sayı değil, ribaund istatistiği Hedo'nun. Bosh'un yokluğunda Amir Johnson da faul problemine girince bir süre uzun forvet hatta bir ara kısa bir süreliğine pivot bile oynadı milli oyuncumuz. Ama bunun dşında normal mevkisinde iken de ribaundlara müthiş yardım etti. Aslında pek çok kişiye sorsanız, dünkü mağlubiyetin nedeni olarak ribaundları söyler ama bu bana göre kesinlikle yanlış bir teşhis olur. Çünkü Toronto, Hidayet'in de katkısıyla Bulls'a ribaundlarda ezilmedi. Rakibine neredeyse hiç hücum ribaundu vermedi - üç çeyrekte sadece 6 idi. İki takımın arasındaki en büyük fark, pozisyon üretebilmekteydi bana kalırsa. Yani iki tarafın da defansı en önemli kıstas oldu. Raptors el üstünden atışlar denemek zorunda kalırken, Bulls'da başta Rose olmak üzere neredeyse her isim savunmacısına üstünlük sağladı 1'e 1 pozisyonlarda. Bunun üzerine hazırlanılan boş orta mesafeli atışlarda isabet buldukça farkı açtı Bulls. Bu şutların hazırlanmasında deliciliğiyle yardım gelmesine sebep olan Rose ile içeride yardım geldiğinde dışarı çok doğru paslar veren Noah ön plandaydı.

Buraya kadar herşey güzel. Ama Raptors'ın maçı çevirebilecek şans ayağına geldi, daha doğrusu bunu Triano yarattı ve kendisi bitirdi. Dış oyuncuları Rose, Hinrich ve Deng'den oluşan Bulls takımına karşı, belki de olabilecek en iyi çözümü bulmuştu: Alana savunması. Çünkü Bulls'un ilk 5'inde tek üçlük atan ve dış şutuna güvenilir isim Hinrich idi. Nitekim bu düşük riskli kumarın getirisi yüksek oldu. Bulls'a üçüncü çeyreğin ortalarında yaklaşık 5 dakika boyunca neredeyse sayı şansı bile vermeyen Raptors, farkı 19'dan 10 civarına kadar indirmeyi başarmıştı. Ardından kim olduğunu hatırlayamadğım bir oyuncu (Johnson olabilir) rotasyonda ufak bir hata yapınca Rose içerideki boşluğu çok iyi değerlendirip bir turnike buldu. Bunun üzerine Triano alan savunmasından vazgeçti ve Bulls oyunu yeniden domine etmeye başladı, çünkü Raptors'da hiçbir oyuncu savunmada rakibinin önünde kalmayı başaramıyordu. Üçüncü çeyreğin son 3 dakikasında, 19 sayılık avantajı yakalamıştı bile Bulls ve maç da bitmiş oldu orada. Ayrıca ek olarak, oyuna girdiğinde takıma büyük bir enerji veren ve Raptors'da diğer oyuncuların yapamadığını yaparak çembere kadar giden Jack'in de neden az süre aldığını çözemedim. Bana göre Calderon yerine onun daha fazla oyunda kalması gerekiyordu, zaten iki oyuncu arasındaki defanstaki fark tek başına yeter. Son olarak eleştirilecek nokta da hücumda son derece kısıtlı bir oyuncu olduğunu bildiğimiz Weems'in tam 22 şut kullanmasıydı. Orta mesafeli atışlarda Chicagolu oyuncular onu bilerek mi boş bıraktı bilemiyorum ama bu şansların hepsini şut ile değerlendirmeye çalıştı, çoğunda da isabet bulamadı. Çembere gidince çok daha başarılı oluyordu.

Bu bir Raptors yazısı Hidayet değil ama ona değinmeden de olmaz. Takımının ne ihtiyacı varsa onu yapmaya çalıştı Hidayet. Hem Bosh'un yokluğunda boyu ve mücadelesi ile defansta Bargnani'ye bol bol yardım etti hem hücumda takım arkadaşlarına pozisyonlar hazırladı. Bu arada Bargnani'ye yardım etti derken takımda belki de tek ribaund alan Hedo'ydu, Bargnani ona yardım etti dersek daha doğru olur. Yanlış anlamayın, baya baya kalabalık içinde ribaundlar aldı Hedo, savaşarak ve mücadele ederek. Öyle bomboş kucağına düşen toplar sağlamadı bu kariyer rekoru olan 19'u... Hedo maçta tek birşey yapamadı, o da belki de takımının en çok ihtiyacı olan şeydi: Sayı üretmek. Çünkü Raptors savunmada Bulls önünde zorlanmasının yanında hücumda da skor üretemedi bir türlü. Buldukları sayılar da yukarıda belirttiğim gibi genellikle zor pozisyonlarda geldi. Burada Hidayet'in takımını rahatlatmasını bekliyordum ama o şutlarında isabet bulamadı, kötü bir günündeydi bu bakımdan. Onun dışında dediğim gibi belki de Raptors formasıyla oynadığı en iyi maçtı Hedo'nun. Hatta yanılmıyorsam onun kendini yere atıp takımına kazandırdığı bir top sonrası fark kapanmaya başlamıştı 3. çeyrekte. Böyle oynasın, canımı yesin. Şutları girmesin önemli değil, bir gün girmez 1 hafta girmez, 1 ay girmez sonra formunu bulur en kötü ihtimalle... Bu sezon playofflar'a kalamamaları halinde, gelecek sezon için demiş oluyorum bunları tabii ki.

Son bir söz de taraftarlara. Ben gerçek anlamıyla bir playoff maçı havasında geçeceğini düşünmüştüm bu mücadelenin. Feci yanılmışım. Son çeyreğin ortalarında maçın kaybedildiği garanti olunca takımını yuhalamaktan, ıslıklamaktan başka hiçbir şey yapmadı taraftarlar. Ne hakem, ne rakip üstünde bir baskı yoktu, gürültü de gelmedi...

Elbette kaç gündür söylediğim gibi, son 2 maçtaki fikstür avantajı nedeniyle Raptors halen playoff'lara kalabilir. Yeniden hatırlatayım, Bulls'un evinde Boston, deplasmanda Charlotte karşısında maça çıkacakken, Toronto önce Detroit deplasmanına gidecek ardından da evinde Knicks ile oynayacak. Bu iki maçta Bulls'dan 1 fazla galibiyet almaları onlara yetecek.

11 Nisan'dan Notlar

Günün Hayvan Performansları
“Acaba Cleveland, Orlando’dan geçen senenin intikamını almak için LeBron’la seyircisi önünde son bir şov yapar mı?” derken aksine pek de zevk almadığım bir maçla karşılaştım. Mike Brown korkmasaydı da  bari şu iddialı maçta kendi seyircisine güzel basketbol izlettirmek adına LeBron’u oynatsaydı. Süper yıldızın kenardaki dans şovları hem antipatik olmaya başladı hem de bize pek fayda sağlamıyor. Bunları bir kenara bırakıp, maçı Magic cephesi tarafından değerlendirirsek; Orlando için genel olarak maçın amacı “Esas oğlan James” da olmayınca, mutlak galibiyetti. Galibiyette ise başrolü Dwight Howard oynadı. Kullandığı 13 şutta 9 isabet bulup 22 sayı üretirken, 13 ribaund, 3 asist ve düşman korkutan 6 bloğuyla ilk yarının sonuna doğru Cavaliers lehine açılan 16 farkı ikinci yarıdaki çok yönlü oyunuyla durdurdu ve de maçtaki amaçsızlığın da neticesinde ikinci yarı o fark bir anda eriyiverdi. Cleveland ise başrol oyuncularının oynamadığı üst üste 3 maçı kaybetti. Gerçi pek umurlarında mı bilmiyorum sahadaki oyuncuların. Hatırlarsanız ligin ortasında LeBron’un sakatlığından ötürü oynamadığı maçları, takım halinde çok rahat kazanmışlardı. Şu anda maçları kazanmanın hiçbir anlam ifade etmediği dönemde kendini zorlamanın da bir anlamı yok zaten.

Wade, takımının New York deplasmanında 111-98 galip geldiği gecede yine durmamış, duramamış. Şut yüzdesi %50’nin altında kalsa da takımdaki tek tabanca olarak yine 32 sayı, 5 ribaund ve 5 asistle elinden ne geliyorsa yapmış. Maç da New york’a karşı olunca insanın da pek bir şey söyleyesi kalmıyor takımın içi bomboş kaldığı için. Oynadıkları son 11 maçın 10’unu kazandılar ve tabiri caizse gümbür gümbür geliyorlar; ama playofflarda tek Wade ile olmayacağı büyük bir gerçek. Wade skor anlamında suskun kalınca takım da kimse bir şey yapamıyor. Beasley saçmalayıp, maç içinde 30 şut atmaya kalkıyor. Richardson sırf üçlük deniyor. Wade gününde olmayınca komple harabe oluyor takım. Bu yaz Amar’e ile anlaşabilirlerse çok yararlı olabilir onlar için; ama takviye mutlaka şart. Yoksa Wade de tek başına çalıp oynar o takımda.

Portland, Lakers’tan kurtulmak adına çok önemli bir maç kazandı dün gece Staples Center’da. Yalnız artık Portland klasiği olan sakatlanma hastalığı dün de Roy’un peşini bırakmadı. Yıldız oyuncu sağ dizinden sakatlanarak maçın ikinci yarısına devam etmedi. Ciddi bir şeyi yok; ama playoffları tehlikeye atmak için riske edilmedi All-Star oyuncu. Bu önemli eksiğe rağmen Portland, Lamarcus Aldridge’in etkili oyunuyla Lakers’tan galibiyeti koparabildi. Yalnız maçın sonu bir hayli enteresan oldu söylemeden geçmeyeyim: Kobe maç boyunca felaket yüzdeyle attı; hatta söyleyeyim de içimde kalmasın. O zamana kadar 20’de 6 ile atıyordu yanılmıyorsam; fakat işte böyle zamanlarda Kobe’den korkacaksın. O da aynısını yaptı zaten: Bitime 51 saniye kala fark Blazers lehine 5’ti, maçın bitmesine 31 saniye kala fark Lakers lehine 1’di. 20 saniyede 6 sayı üretip takımını öne geçirdi, inanılmazdı gerçekten. Bu süre içinde 8-9 metre uzaklıktan bir üçlüğe ve de bir basket faule imza attı Bryant. Bir sonraki hücumda ise bitime 12.7 saniye kala Lamarcus Aldridge’in girmeyen topunu, Camby tipledi ve takımına tek farklı liderliği getirdi. Camby’nin 10 sayı, 7’si hücum ribaundu olmak üzere 17 ribaund ve 4 blokluk performansını da yabana atmayalım. Deneyimli oyuncu kimyayı yakaladı Blazers’ta da. Bu basketten sonraki komediden Can şurada bahsetmiş zaten. Maçın sonunda üçlük kullanan oyuncunun Gasol olması çok tartışılacak konu. Bu sezon 5 üçlük denemiş hiç isabeti yok. Dün kullandığı da 6. oldu. Bu maç Portland’a çok şey kazandırdı da Lakers’a neler kaybettirdi peki? Lakers bu gidişle Spurs’le eşleşebilir. Malumunuz birkaç maç önce de Lakers’ı darmadağın etmişlerdi takımca. Öte yandan Orlando NBA ikincisi konumuna yükseldi. Yani çok büyük ihtimalle ev sahibi avantajı olmayacak Lakers’ın finallere çıkma durumunda. Ya Cleveland ya da Orlando finale kalır diye düşünüyorum çünkü Doğu’da.


Chicago Bulls, günlerdir beklediğimiz maçta son yumruğu atarak 8. oldu ve sezonun bitimine iki maç kala playofflara kalmak için büyük avantaj sağladı. Double-double Canavarı Noah, 3 asist daha yapsa triple double’ı yakalıyordu. 17 sayı, 19 ribaund, 7 asistlik performans böylesine önemli bir maçta gelince insan hayran kalıyor genç oyuncuya. Sakatlığından artık eser kalmamış, o iyice anlaşıldı. Bir diğer yıldız Rose ise 23’te 13 ile 26 sayı, 7 asist, 4 ribaund, 1 top çalma ve 1 blokla oynadı. Maç daha ilk çeyreğin sonuna doğru kopunca Toronto hiç zorlamadı kendini. Başını önüne eğdi yenilgiyi kabullendi sadece. Şimdi Chicago’nun önünde Boston ve Charlotte maçları kaldı. Toronto ise Detroit ve New York’la oynayacak ve de Toronto’nun bu fikstür yardımıyla bir de şöyle bir avantajı var: Olası bir eşitlik durumunda Toronto playofflara kalacak; ama Chicago’nun kalması daha hayırlı olur, Cleveland karşısında çekişmeli maçlar izleriz gibime geliyor. Örneğin; Noah’ı görünce pota altında boyun eğen bir Bargnani vardı dün gece mesela. Hidayet 19 ribaundla kariyer rekoru kırdı mutlu olduk; ama olmaz böyle şey gerçekten. Her şey bitti de takımın ribaundcusu Hido mu oldu şimdi? Bargnani ne iş yapar bu takımda o zaman. Tek hücum yönüyle oynayacaksa bu takım playofflara hiç zahmet edip gitmesinler. Toronto’dan Cleveland’a boşu boşuna para yazacak şimdi! Öte yandan Mike Brown’ın verdiği sözden dönüşü vardı hatırlarsanız; işte o nedenden ötürü de Cleveland’a ceza olsun diye istiyorum Bulls’un playoff yapmasını. Çünkü gayet hırçın geliyor Bulls takım olarak, dün geceki maçta gözüme çarpan en önemli ayrıntılardan biri de oydu. Cleveland’ı da geçen sene Boston’ı zorladıkları gibi zorlayacaklar gibi duruyor eğer playofflara kalmayı başarabilirlerse.

Amar’e, Houston’a karşı çıktıkları maçta 25 şut kullanıp 14’ünde isabet bulmuş. Kullandığı şut sayısı bir uzuna göre hayli fazla ama; sonuç olarak 35 sayıya ulaşmış. Yanında da çektiği 13 ribaund ve 3 bloğu takımının Rockets karşısındaki 116-106’lık galibiyetinde büyük avantaj getirmiş; ama maç dördüncü çeyrekte ard arda gelen Frye(2), Nash ve J-Rich’in 4 üçlüğüyle kopmuş. Batı ikinciliği adına önemli bir maçtan daha galibiyetle ayrılarak, beklenmedik atağının hediyesini alacak gibi duruyorlar; ama ikincilik için bile her şey daha çok karışık. Son iki maçı da Denver ve Utah’la yapmaları ayrı bir tez konusu.

Stephen Curry, dün Oklahoma’yı yenerek sürpriz yaptıkları gecede takımında başrole oturmuş. 16’da 9’la 25 sayı, 7 ribaund, 7 asisti var çaylak oyuncunun. Oklahoma’ya son dakika golü atmak için sınırları zorlamış ya da “Sezonun Çaylağı” ödülü için zorluyordur kendini; ama bana kalırsa iş işten çoktan geçti o alanda. Tyreke Evans’ın 20-5-5’i ile kolay kolay kimse boy ölçüşemez bundan sonra. Monta Ellis’de soğuk algınlığı nedeniyle 7 maç kaçırmasının ardından, dün gece çıktığı maçta geldiğini hatırlatmış ve 21 top kullanmış ve 10’unda sonuca ulaşarak 27 sayı bulmuş, yanına da 4 ribaund,3 asist ve 2 de blok eklemiş.

Boşa Kürek Çekenler
Sezon boyunca sürekli eleştirdiğim, yerin dibine soktuğum Golden State, playoffların en kızıştığı zamanda gidip Oklahoma’yı yenmiş 120-117 ile. Durant de 29’da 13’le 40 sayı, 10 ribaund, 5 asist, 2 top çalma ve 2 blokla oynamış; ama Durant’a rağmen yenilebilmiş OKC. Aslında son topta Durant bir kahramanlık hikayesi daha yazabilirmiş; fakat orada topun elden ele dönmesi uygun olmamış bence. Sefolosha boşken atmamış, Green’i beklemiş. Green tam hazırlanırken Durant’i görmüş, dayanamamış ona vermiş topu. Durant iyi bir açı yakalamış; ama şutu girmemiş. Belki Sefolosha ya da Green atsa daha uygun olurdu gibime geldi bana o pozisyon için.

Delonte West, amaçsız oyunun amaç güden tek oyuncusu olarak gözüme çarptı dün gece. Savunma anlamında öteki maçlara göre çok iyi olmasa da hücum yönüyle takımının skor yükünü taşıdı. Yıldız oyuncu 12’de 7 ile 21 sayı, 7 asist, 5 ribaund ve 1 top çalmayla mücadele etti. Bu aralar tamamen şova döktüler takım olarak işi. Takımca gözüme gayet antipatik gelmeye başladılar. Gerek Mike Brown’ın tutarsızlıkları, gerekse LeBron’un kenar dansları. Maçta yer almıyorsan otur, ilginç, güzel basketler gelirse sevinirsin. Her basketten sonra da dans edilmez ki. Nitekim Orlando ikinci yarıda oturttu yerine Kral’ı. Cleveland bu tavırlara geçen sene de girmişti; fakat dün gece yenildiği Orlando göstermişti onlara ciddiyetsizliğin sonuçlarını. Elenmelerini falan temenni etmiyorum, sözlerim yanlış anlaşılmasın; ama şöyle çekişmeli serilerle pabucun pahalı olduğunu anlamalarını gerçekten görmek istiyorum.

Scola ve Brooks, Houston’ın maç sonundaki üçlük bombardımanıyla kaybettiği Suns maçında ellerinden gelen her şeyi yapmışlar. Scola 30 sayı, 8 ribaund, 4 asist, 1 blok ve 1 top çalma; Brooks ise 22 sayı, 7 ribaund, 6 asist ve 2 top kapmayla oynamış. Brooks’un 5 top kaybı da sırıtmıyor değil; ama bu sezon ki gelişimin hatırına top kayıplarını görmezden gelelim bu seferlik.

New York’ta herkes vizyonsuz, bir tek David Lee bu tanımın dışında. Belki o da kontrat senesi olduğundandır; ama pek sanmam. Ah bir de Oklahoma da görsek onu. Tamamen sempatik takım olur Oklahoma, Durant ve Lee başta olunca. Neyse yaz projelerimi kısa kesip, David Lee neler yapmı Miami karşısında onu söyleyeyim. All-Star oyuncu 18’de 11’le 26 sayı, 6 ribaund, 5 asist, 1 top çalma ve 1 blokla takımına rağmen Miami’ye kafa tutmuş; fakat arada vizyon(playoff diyelim) farkı olunca Wade önderliğinde Miami zorlanmadan ayrılmış Madison Square Garden’dan. Playofflara kalmak ya da kalmamak işte bütün mesele bu!

Takımını Baltalayanlar
Bu bölümü “Takımına Katkı Vermesi Gerekirken Veremeyenler” teması ile yazmayı daha uygun gördüm. Çünkü ne yalan söyleyeyim kötü niyetli bir baltacı bulamadım dün gece.
Al Jefferson en sonunda teslim bayrağını çekmiş Minnesota’da. New Orleans’a karşı 6’da 1 ile yalnızca 5 sayı bulabilmiş takımın en etkili skor silahı ve de üç top kaybı yapmış. Ribaund ve asist katkısı da ortalamalarının çok altında. Olmamış yani. Takım olarak ise son 22 maçın 21’ini kaybetmek gerçekten başarılması güç bir konu. Hani arada bir Nets’e denk gelirsin, iki de piyangodan galibiyet alırsın, eder sana üç. İmkansızı başarma yolunda adım adım ilerliyor Timberewolves. Sene başında Nets ile dalga geçerken, draftlara hazırlık olsun diye belki de maçlarda uyumaya başladılar artık. Şu an Nets’ten kat kat kötü durumdalar; ama umarım New Jersey’den iyi bitirirler. O kadar kötü dedik sezon boyunca adamlara, galibiyetlerini saydık güle güle; bari sonuncu olsunlar da 1 numaralı draft için avantaj sağlasınlar.

Bizimkiler
Bu gece tek Hidayet maç yaptı oyuncularımız arasında. O maç da playoff da son sıra için bilet yarışıydı ve bu çok önemli maçı kaybettiler. Yalnız bizim için çok çok ilginç geçti diyebiliriz. Hidayet, Bosh olmadığından ötürü ribaund çekmekle mi görevlendirildi nedir tam 19 ribaund çekti ve kariyer rekoruna imza attı. Yanında yaptığı 9 asisti de mükemmel; ama 6 sayı çok fena sırıtıyor orda. Daha ilk çeyrekte 8 ribaund ve 7 asisti vardı oyuncumuzun böyle bir performans göreceğimiz belliydi aslında. Şut anlamında ise felaketti aksine 12 şutunda 2 isabet bulabildi yalnızca. 5 üçlük denemesinin de yalnızca biri çemberden geçti. Bu kadar rolü Hidayet’in üstlenmesi, Raptors takımındaki vizyonsuzluğu ve amaçsızlığı gösteriyor zaten. Playofflara hala kalabilirler; fakat istisnasız Cleveland süpürür onları. Şu an için başka bir çözüm yolu da bulamazlar. Kısacası bu takımdan playoff takımı olmaz. Biz bunları bir kenara bırakalım. Hidayet’in yüzümüzde ilginç bir tebessüm bırakan performansını(kötü şut performansına rağmen)alkışlayalım yine de.

Tuhaf Bir Son


Link

Dün gece eve geldiğimde ikinci yarısı yeni başlamıştı Blazers-Lakers maçının, Roy da sakatlanıp çıkmıştı. "Lakers Bynum olmamasına rağmen bu durumda kazanır artık" diye düşündüm. En azından normali oydu. Ama tabii Kobe'nin Aralık ayının sonundan beri (4-5 maç hariç) kariyerinin en kötü dönemlerinden birini geçirdiğini göz ardı etmiştim. Blazers maçı kazanacak gibi duruyordu. Tabii Kobe maçın sonlarında aldığı +%30 saha içi isabeti bonus sağolsun, yine yapacağını yaptı: Önce uzaklardan bir üçlük, ardından da bir basket faul bularak (daha çok hücum faul gibi geldi bana) takımını öne taşıdı. Sonraki Blazers hücumunda Aldridge, Gasol'den harika sıyrılmasına rağmen beklenmedik derecede kötü bir atış yaptı ve top çembere değmedi ama Camby'nin tamamlamasıyla Blazers yeniden öne geçti. İlginçlikler işte burada başladı.

Lakers hücumunda, Webster üst düzey basketbol zekasını kullanarak takımı önde olmasına rağmen taktik faul yaptı ?!? Yetmedi, kariyerinin özellikle son yıllarında harika serbest atış kullanan Kobe 2'de 0 attı. İkincisinde top uzağa sekince top Gasol'e geldi ve o da Fisher'a çıkardı. Fisher üçlük fake'ini verince, Andre Miller bu teklifi geri çevirmedi ve buldozer gibi üzerine çıktı. Aynı Kobe gibi yüksek yüzdeyle serbest atış kullanan Fisher 2'de 1 atınca, maçta eşitlik oldu. Bitti mi? Bitmedi. Kenardan topu oyuna sokan Blazers, Webster'ı tercih etti. Üçlüğün gerisinden zıplayıp atışa kalkan Webster'a Fisher yandan alakasız bir şekilde elini uzatarak faul yaptı. Halbuki Kobe müthiş savunuyordu o pozisyonda Martell'i, muhtemelen de blok koyacaktı. İlginçlikler bununla da kalmadı, serbest atışlarla 3 sayı geriye düşen Lakers son hücumda Fisher'a topu veremeyince (Webster'ın switch'i sağolsun) Gasol son şutu kullandı. Kobe topu almayı bile denemedi, onu geçtim üçlüğün dışına bile çıkmadı. Tabii Gasol'ün üçlüğünün girmediğini söylememe gerek yok.

Bütün bunları aslında yukarıdaki videoyu izleyince de görüyorsunuz ancak hepsinin maçın son 12 saniyesine sığma ihtimalini düşünmeniz için yazdım. Ben size şöyle söyleyeyim: Kobe'nin iki serbest atışı kaçırma ihtimali %3, Fisher'ın 1 tane kaçırma ihtimali %29, Gasol'ün hücum ribaundunu alma ihtimali %10, Kobe'nin son topta boşa çıkmayı bile denememesi %1. Çok garip bir maç sonuydu kısacası. Hatta Lakers'ın kendisine ters gelen Blazers'ı istemediği için onları 8.'likten kurtarmak adına maçı kaybettiği bile speküle edilebilir, o derece. Tabii bu işin dalgası.

Del Negro'nun 1 Dakikalık Bile Tavizi Yok (Maliyeti Ne Olacak?)

Efendim, iki gün önce Raptors'ın Hawks'a yenileceği %90 oranında belliydi. Keza aynı gece Bulls da Nets'i yenmeli ve avantaj sağlamalıydı. Ancak iki uzatma sonunda Nets'e yenilmişlerdi. Fakat maçın uzatmalarında ilginç birşey gerçekleşti. Joakim Noah iki uzatmada yani toplam 10 dakikalık periyodda, sadece 12 saniye oyunda kaldı. O da yanılmıyorsam ilk uzatmanın sonunda savunma yapmaları gereken bir durumdu. Bulls ikinci uzatmada rakibinden 15 sayı yemiş ve karşılığında 4 sayı bulabilince yenilmişti. Playoff yolunda inanılmaz kritik bir mağlubiyetti bu. Maçtan sonra uzatmalarda Noah'ı niye oynatmadığı sorulduğunda, Del Negro "Topuk dikeni olduğu için ona 35 dakikanın üzerinde vermeyeceğimizi belirlemiştik ve 35 dakika 50 saniye civarında oynadı. Daha fazla süre versem 35'i aşacaktı" demiş. Aferin Del Negro diyorum. Zaten genel menajer Forman da "Lindsay Hunter gelip bana Noah'ın daha oynayıp oynayamacağını sordu, ben de Paxson'ı (basketboldan sorumlu başkan) aradım oynayabileceğini teyit ettirdim, bu da Del Negro'ya iletildi" demiş. Yani kısacası Del Negro'nun inadı ve takıntısı yüzünden Bulls playoff'a kalamayabilir. Bugün Raptors'ı yenememeleri halinde bu senaryo gerçekleşecek, işte o zaman sezon başında taraftarlardan delicesine tepki çeken Del Negro yine eleştiri oklarının hedefi olacak gibi duruyor.

Bu olay aslında ortaya çıkalı oluyor ama hem hasta olduğum için, hem sabaha kadar Enes ve NBA maçları izlediğim için ardından da Anıl'ın (Salsabasket) düğününe gittiğim için ancak şimdi yazabiliyorum, Bulls-Raptors maçından 15 dakika önce. Bir kez daha tebrik ediyorum eşi Aslıhan ve Anıl'ı buradan, bir yastıkta kocasınlar inşallah.

11 Nisan 2010 Pazar

11 Nisan Programı

11 Nisan Pazar 20:00 / Orlando Magic - Cleveland Cavaliers
11 Nisan Pazar 22:30 (NTV) / Portland Trail Blazers - Los Angeles Lakers
12 Nisan Pazartesi 01:00 / Miami Heat - New York Knicks
12 Nisan Pazartesi 01:00 (NBA TV) / Chicago Bulls - Toronto Raptors
12 Nisan Pazartesi 02:00 / Minnesota Timberwolves - New Orleans Hornets
12 Nisan Pazartesi 04:00 (NBA TV) / Oklahoma City Thunder - Golden State Warriors
12 Nisan Pazartesi 04:00 / Houston Rockets - Phoenix Suns

Pek çok zevkli maç var ama elbette en önemlisi Raptors ile Bulls arasında. Kadrolar (Bosh'suz Raptors) ve form durumları arasındaki fark nedeniyle Bulls favori olsa da, Air Canada Centre'da Raptors'ın kazanmasını bekliyorum ben. Seyircileri davet ediyorlar, müthiş bir atmosfer olacağını ve bunun takımı iteceğini düşünüyorum. Zaten kazanırlarsa sonraki maçları Knicks ve Pistons ile olduğu için playoff'a kalmaları kesinleşecek neredeyse. Gerçi Bulls bugün kazansa da Raptors'ın şansı devam edecek çünkü eşitlik durumunda Bulls'un önündeler ve Bulls'un fikstürü oldukça zorken (Celtics ve Bobcats), yukarıda yazdığım gibi Raptors'ın rakipleri zayıf. Kısacası Raptors veya Bulls adına playoff'un ilk maçı bile diyebiliriz. İzleyin izlettirin diyoruz, NBA TV'ye teşekkür ediyoruz. Bu arada Antoine Wright'ın yokluğunu unutmuşum. Hedo ekstra dakikalar ve dolayısıyla sorumluluk almalı bu şekilde.

Cavs - Magic maçında pek heyecanlanmaya gerek yok Magic açısından sadece Lakers'ı geçmek adına önemli olacak. Cavs'de zaten LeBron oynamıyor. Tabii ki zevkli bir maç olabilir ama 'derbi' havası göremeyeceğiz.

Blazers ile Lakers arasında da playoff ilk turunun bir provası olacak gibi duruyor. Gerçi Portland'ın bu maçı kazanması durumunda 8.'likten kaçması büyük ihtimal gibi duruyor. Kobe oynayacakmış. Bu maç da izlenesi bir maç Raptors-Bulls kadar olmasa da. Lakers içeride kazanıp "Bizi burada yenemezsiniz" mesajı vermek isteyecektir.

Thunder ve Phoenix'in maçları da önemli elbette sıralama için ama gün içerisinde sıralama yaparsak arkalarda kalıyorlar. Eğer Suns kaybederse, Thunder'ın 5 numaraya çıkma ihtimali doğacak. Thunder'ın bugün kazanacağını varsayıyoruz tabii (Warriors ile oynuyorlar sonuçta)

Enes Kanter Nike Summit Hoops'da Coştu (Video ve Analiz)


Link

Öncelikle dün, bu maçın oynanacağını yazmadığım için özür dilerim. Pek vaktim ve halim yoktu. Nike'ın düzenlediği bu maç bir All-Star mücadelesi diyebiliriz. Amerika'nın ve dünyanın 19 yaş altı sınıfının en önemli oyuncularını karşı karşıya getiren bir maç. McDonald's All-American Game'in bir benzeri diyebiliriz. Size önemini şöyle anlatayım: Basketbol dünyasının en önemli isimlerinin Portland'a giderek yerinde izledikleri bir karşılaşma. Ne de olsa bu oyuncuların neredeyse hepsinin 2011 veya 2012 draft'ına girmeleri bekleniyor. Maçta ekrana gelen tanıdığım simalar şunlardı:

Kevin Pritchard (Blazers GM)
Steve Kerr (Suns GM)
Kevin O'Connor (Jazz GM)
Terry Porter (eski oyuncu ve koç)
Geoff Petrie (Kings GM)
Ayrıca maçı yorumlayan da Popovich'in eski yardımcısı ve Thunder'ın eski koçu PJ Carlisemo'ydu. Sunan ise NCAA'de PAC-10 maçlarını anlatan Steve Physoic'miş.

Mozilla'daki teknik sorunlar nedeniye maçın başlarını izleyemedim. Zaten maçı izlememdeki 1 numaralı sebep olan Enes de ilk 5'te başlamadığı için çok şey kaçırdığım söylenemez. Ama oyuna girdikten sonra Enes hücumda resmen domine etti Amerikalı gençleri. İşin savunma tarafında ise bütün gençlerde eksikliğini gördüğüm birşey vardı: Box-out. Buna Enes de dahil. İki takım da delicesine hücum ribaundu aldı ve bu ribaundların pek çoğu çemberin dibine düşen toplar sonucu oldu. Savunmada çok da fazla çaba sarfedilmediğinin bir kanıtıydı belki de. Ama dedim ya, Enes hücumda herşeyi yaptı. Orta mesafe şut mu dersiniz, fake sonrası topu yere vurup çembere gitmek mi dersiniz, bu sırada yaptığı reverse mü dersiniz, hücum ribaundlarındaki dominantlığı mı dersiniz, post-up ... Herşey vardı Enes'te, sadece üçlük atamadı. Sahayı bütün uzunlardan daha çabuk katettiğini de gösterdi bütün izleyenlere fast-break'lerde. Hatta maçı anlatan Physoic'i de en çok etkileyen pozisyonlardan biriydi bu. Kısacası ufak çaplı bir resital sundu ve Amerika'da basketbol camiasında artık Enes'in ismini bilmeyen kimsenin kalmadığını söyleyebiliriz böylece. Daha da abartayım, Kentucky'de abuk subuk bir şekilde düşüş yaşamazsa, draft'a girdiği sene ilk 14'te yani lottery'de gitmesi benim gözümde kesinleşti Enes'in. Ama ben böyle bir düşüş yaşamasını kesinlikle beklemiyorum. Arada sırada mail geliyordu sizlerden "Enes şunu bunu yapmış paylaş istersen" diye ama ben bugüne kadar lisede yaptığı 70 sayı, 53 ribaund (abartı katılmıştır) gibi performansları çok da önemli bulmadığımı söylüyordum. Çünkü Enes bugüne kadar hep kendisinden bir kafa kısa oyunculara karşı oynadı. Hatta deyim yerindeyse karşısındakiler çoluk çocuk gibi kalıyordu. Dün ise NCAA'de karşısında bulacağı seviyde oyunculara karşı neler yapabileceğini gösterdi... Harika bir tecrübeydi hem onun için hem de bizim için. Tek hayalkırıklığına uğradığım şey savunma ribaundlarında kendi alanına düşen toplarda atletik Amerikalı oyunculara karşı zorlanmasıydı, o ribaundları almasını bekliyordum. Farkındaysanız hiç istatistiklerini vermedim, çünkü benim için istatistikleri önemli değil, Enes'in sergilediği oyunu çok beğendim ben bu bana yeter. Ama tabii düne kadar 33 sayıyla Hoop Summit rekorunu elinde bulunduran Nowitzki'yi 34 sayıyla geçtiğini de söylemesem olmazdı... Ayrıca 13 ribaund aldığını, bunların 8'inin hücumda olduğunu ekleyeyim. Dediğim gibi savunma ribaundlarında biraz daha aktif olsaydı 20'yi bile bulabilirdi. Yine de Kentucky taraftarları ve Calipari dün Enes'in sergilediği oyundan fazlasıyla memnunlardır eminim ki, bizden çok olmasa da...

Bu arada maçta diğer beğendiğim oyuncular arasında Tritan Thompson başı çekti. Mirotic'in de potaya yüzünü dönük oyununu beğendim ama Thompson ondan ayrı bir seviyedeydi bence. Amerikalılar'da ise, bu seneki McDonald's'da MVP ödülünü paylaşan Sullinger ile Barnes dikkat çekti. Sullinger özellikle ribaundlarda Dünya karması takımına çok büyük problem yarattı. 2000'den 2008 arasında yapılan maçları kazanan Amerika, geçen seneki sürprizin ardından yeni bir seri başlatmanın peşindeydi. Bu yolda, Barnes ile Sullinger, Amerikan takmının maçı kazanmasındaki 1 numaralı faktördü bence. Barnes ile ilgili çok güzel notlar bindirdiler ekrana yayında. Tam anlamıyla örnek bir insan. Hemen bu paragrafın üstündeki resimde görebiliyorsunuz.

Maçtan bir başka ilginç not ise Çinli oyuncu Sui Ran'in İngilizce'sini nolmaması ve koçunun, arkadaşlarının dediklerini anlayabilmek için bir tercümana ihtiyaç duymasıydı. Maç içinde kenardan tercümanın dediklerine kulak kabartırken, kenara geldiğinde de direk bu tercümanın yanına oturuyordu. Buyrun bu da Enes'in maç sonrası oyunu ve Kentucky hakkında soruları cevapladığı basın toplantısı:


Link

10 Nisan'dan Notlar

Günün hayvan performansları:
Nowitzki dün gece takımının 83 sayısının 40’ını atarak playofflara en formda giren süper yıldız olduğunu göstermişti. Dün gece de bu görüşü için 12/20 şut, 13/13 serbest atış isabetiyle 22’sini 3. çeyrekte attığı 39 sayıyla desteklemiş. Tabii Kings karşısında coşan tek Dallas’lı o değilmiş; Kidd 11 sayı 13 asist 10 ribaundla kariyerinin 105. triple-double’ına imza atarken Terry de kenardan 14’te 8’le şut atarak 25 sayı 6 asistlik katkı yapmış. Batı ikinciliği için büyük bir adım olsa da oradaki çekişmeli mücadelenin sonu hala belli değil.

Jamal Crawford yine kenardan gelip beklenenden zorlu geçen Wizards maçını kazandıran adam olmuş. 13’te 9’la 28 sayı atmış ve bunun 11’i üçüncü çeyrekte gelmiş. Bana kalırsa sezon başından beri 6. adam tanımını yeterince karşıladı, şimdiden ödülü hak ederek kazandığını söyleyebilirim. Crawford’ın dışında JoJo’nun 14’te 8’le 20 sayısı ve Josh Smith’in 8 asisti var. Maçı son çeyrekte iyice yorulup tıkanan Washington’a karşı 10 sayı farkla kazanmışlar.

Doc Rivers’ın Garnett’i bir önceki gece yorgun gözüktüğü için oynatmadığı maçta Pierce ve Allen takımının skor yükünü çekerken Rondo da double-double yapmış. Açmak gerekirse, Pierce’ın 10/17 ile 24 sayı 6 ribaundu, iyi bir maç çıkaracağını başta izlediğim bir bir iki şutundan anladığım Ray Allen 5/7 şut ve 11/11 serbest atış yüzdeleriyle 21 sayı, son olarak Rondo 14’te 5’le 15 sayı 10 asistle oynamış. Maçın ilk çeyreğinde Bucks oyuncularının üst üste bulduğu üçlük isabetleri, Celtics’in maça 15-6 yenik başlamasına neden oldu. İlk çeyreğin sonlarına doğru savunmada ve hücumda biraz daha gayret göstererek skoru yaklaştırdılar. Geri kalan bölümüne bakma şansım olmadı ama son çeyreğe kadar maç yine çekişmeli geçtiği için yıldızlar dinlenme şansı bulamamış. Tabii maçı geç de olsa koparıp 105-90’lık galibiyeti bulmasını bilmişler. Milwaukee’de Salmons 10’da 5’le 21 sayı (10/11 serbest atış), Jennings de 6’da 4 üçlük isabetiyle oynadığı maçta 19 sayı atmış. Böylece Celtics beklenenden geç de olsa 50. galibiyetini almış oldu.

Boşa kürek çekenler:
Chauncey Billups, 14,000 sayı barajını geçtiği gecede 27 sayıyla takımını neredeyse tek başına ayakta tutmaya çalıştı ancak Spurs savunması Denver’a çok fazla geldi. Karşılaşmanın ilk iki çeyreği de aslında San Antonio üstünlüğüyle geçse maç iki takım lehine de henüz kopmamıştı. İki taraf da iyi savunma yapmasına rağmen San Antonio topu dolaştırarak, Denver da çoğunlukla kişisel yeteneklere dayanarak skor üretimine devam etti. Ancak üçüncü çeyrekte Spurs savunmada gerçekten çok iyiydi. Birkaç gece önce de aynısını dedikten sonra Memphis’e sürpriz bir şekilde yenilmişlerdi, ancak Denver karşısında yaptıklarıyla o savunmanın tesadüf olmadığını gösterdiler. Rotasyonlarda bu maçta da sorun yaşamamalarının yanında boyalı alanı gerçekten müthiş savundular. Spurs’ün iki bloğunun Mason ve Bonner’dan gelmiş olması kimseyi yanıltmasın, son çeyrekte maç koptuysa birinci nedeni ikinci yarının başlarında Nuggets oyuncularını kilitleyerek bunalmalarını sağlamalarıydı. McDyess’ı bile Spurs formasıyla (özellikle ribaundlarda) bu kadar hırslı görmemiştim. Elbette Nuggets’ın 3. çeyrekte sadece 2 asistte kalmasının sebeplerinden biri de pek yaratıcı oynamamalarıdır ancak bu istatistik San Antonio’nun savunmasını biraz olsun özetliyor. İşte bu belirttiğim moral bozukluğuyla birlikte maç koptu gitti. Billups hariç, Carmelo dahil hiçbir Denver oyuncusu maç boyunca etkili olamadı. Sakatlıktan dönen Kenyon Martin ve Nene zaten hayattan soğudular. Carmelo da zaten kötü giden maç ve önceden yanlış olduğunu düşündüğü bir iki karar yüzünden Matt Bonner’a yaptığı net faulden sonra inatla hakeme itiraz edip oyundan atıldı. Teknik fauller tartışılabilir ama maç kopup gitmişti zaten. Spurs’te Manu bir perdeyle neler yapabileceğini zaman zaman gösterse de kazandıkları diğer büyük maçların aksine tüm hücum onun üzerinden oynanmadı. Popovich’in en sevindiği şey de bu olsa gerek. Onun dışında Duncan 18 sayı 10 ribaundla iki alanda da takımının lideri oldu. Tony Parker’ın eski deliciliğinden eser olmasa da bulduğu orta mesafeli şutlarla skora 12 sayılık katkı yaptı. Maç 104-85 Spurs üstünlüğüyle sonuçlandı.

Evans 42 dakika sahada kaldığı maçta 21’de 10’la attığı 27 sayının yanına 6 asist ve 8 ribaund da ekleyerek kişisel performans bakımından son derece etkileyici bir maç daha geride bırakmış. 20-5-5 yapıp tarihe geçmeyi garantilemek için sadece 24 sayı atması gerek. Sacramento’da da olsa nasıl bir başarı olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Evans dışında, savunmada her ne kadar pek başarılı gözükmese de 16’da 10’la 30 sayı atarak takımının en skoreri olup mücadeleciliğini bir kez daha gözler önüne seren Landry’i de unutmamak gerek.

Blatche 24 şutla olsa da 24 sayıya ulaşmayı başarmış, yanına 9 ribaund 7 asist eklemiş. Asist rakamı yine dikkat çekici. Onun yanında Nick Young’ın da 19’da 10’la 23 sayısı var. Maçı boxscore’dan takip ederken çok iyi başladığını görmüştüm ama performansını tüm maça yansıtamamış anlaşılan.

Günün X-faktörü:
Larry Hughes, ilk çeyrekte şutlarında başarısız olan Stephen Jackson yerine girip attığı sayılarla skor üretmekte zorlanan takımını belli bir seviyeye kadar taşımayı başardı. Savunmada da göze çarpmadı diyebilirim. Üstelik kısa bir süre oyun kuruculuk da yaptı. 10’da 6’yla 18 sayı, 5 asist 4 ribaundla oynadı maçta. Maçın büyük bölümünü izledim, playofflara girerken Bobcats’in bu maçta gördüğüm eksikleri, Boris Diaw’ın sahada gezinmesi, Wallace’ın ve Jackson’ın yorgun ve formsuz gözükmesi (belki de kendilerini playofflara saklıyorlardır, çünkü 7. oldukları artık neredeyse kesin) ve Augustin’in her ne kadar 9 asist yapmış olsa da oyun kuramaması. Bu yüzden sezon ortalarından farklı olarak şu anda Magic’i zorlamalarına pek bir ihtimal vermiyorum.

İki takımın da amacının kalmadığı Philly-Memphis maçında kazanan ekip ezici üstünlükle 76ers olmuş. Maçın Philadelphia adına en göze çarpan oyuncusu, takım arkadaşları Brand ve Dalembert’in sürelerini alıp onlardan iyi oynayan Marreese Speights. 21 dakikada 17’de 10’la 20 sayı atarak takımının en skoreri olmuş Speights. Hatırlarsanız sezon başında çok iyi maçlar çıkarmasına rağmen inişli çıkışlı bir form grafiğiyle devam etmişti. Philly’de neredeyse tüm isimler skora katkı yapmış; 7 isim çift haneli sayılara ulaşmış ve bunların 4’ü kenardan. Ayrıca kendilerinden hiç beklenmeyecek şekilde %54’le de üçlük atmışlar.

Bizimkiler:
Ersan’ın maç boyunca girer girmez attığı zor üçlük, bir normal üçlük ve bir de ilk çeyrek biterken hücum ribaundunu alıp tamamlamaya çalıştığı pozisyonu izleyebildim. Üçünde de isabet bulamamıştı, maçı da 12’de 4’le 11 sayı ve 4’ü hücumda 8 ribaundla tamamlamış. Şut performansını görünce 28 dakika almasına şaşırdım, Mbah a Moute’nin faul problemine girmesi onun süre bulmasına yardım etmiş anlaşılan. Savunmasıyla da koçunun taktirini kazanmış olabilir tabii bilmeden konuşmamak lazım. Gerçi bir pozisyonda Rondo fena bakkala yollamış ama olur öyle şeyler tabii. =)

10 Nisan 2010 Cumartesi

10 Nisan Programı

11 Nisan Pazar 02:00 (NBA TV) / Detroit Pistons - Charlotte Bobcats
11 Nisan Pazar 02:00 / Atlanta Hawks - Washington Wizards
11 Nisan Pazar 02:00 / New Jersey Nets - Indiana Pacers
11 Nisan Pazar 03:00 / Philadelphia 76'ers - Memphis Grizzlies
11 Nisan Pazar 03:30 / Boston Celtics - Milwaukee Bucks
11 Nisan Pazar 04:00 / San Antonio Spurs - Denver Nuggets
11 Nisan Pazar 05:00 (NBA TV) / Dallas Mavericks - Sacramento Kings
11 Nisan Pazar 05:30 / Golden State Warriors - Los Angeles Clippers

Spurs ile Nuggets arasındaki maç gecenin tek kritik maçı. Belki Celtics - Bucks'ı da sayabiliriz ama Bogut'un yokluğu ve Celtics'in umursamaz, hantal oyunu o maçı izleme isteğimi törpülüyor. Diğer maçtan daha çekişmeli geçmesi beklenebilir ama oynanılan oyun göze alındığında çok da çekici gelmiyor. Yine de 4-5 numaralı seribaşları olarak ilk turda bu iki takım karşılaşabilirler, o yüzden biraz meydan okuma anlamında daha ciddi bir maç olabilir. En azından Celtics bu sezonki sayılı ciddi maçlarından birini oynayabilir diye düşünüyorum.

Spurs, Lakers'dan kaçmak istiyor. Denver ise Batı ikinciliği peşinde. Bundan 1 hafta önce düşüşte gibi görünen Denver, Karl'dan da iyi haberler gelince bir çıkışa geçti. 4 maçtır kazanıyorlar. Spurs'de ise tam tersi bir durum söz konusu. Magic ve Lakers'ı yendiklerinde "Acaba?" dedirtmişlerdi ancak ardından gelen iki maçta yenildiler. Halbuki Magic ve Lakers'a karşı çok iyi savunma yapmışlardı. Ancak kaybettikleri son 2 maçı izleyemedim. İki takımın form durumuna baktığımızda Nuggets'ın bir adım önde olduğu görülüyor. Buna Spurs'ün bu sezon baş gösteren deplasman fobisi eklenince Nuggets'ın favori çıkacağını söyleyebiliriz. Ayrıca Kenyon Martin de dönüyormuş, Chris Andersen de önceki maç oynamıştı. Uzun rotasyonu normale dönmüş olacak. Hele bir de Bonner yine 30 dakika civarı alırsa, Nuggets ribaundlarca ezici bir üstünlük kurabilir.

The Big Nowitzki


Link

Bilmeyenler için, Coen biraderlerin en önemli filmlerinden biri ve sinema tarihine geçmiş bir baş yapıttır The Big Lebowski. Jeff Bridges'ın bedeninde Dirk'ün suratını görünce kontrol dışı gülmeye başladım.

NBA'de 1 Nisan - Kenyon Martin Çıldırdı

Kaç gündür paylaşacağım ama unutuyorum. Bir hafta kadar önce Kenyon Martin ve 1 Nisan ile ilgili bir haber çıkmıştı. Nuggets'ın top toplayıcı çocuklarından biri Kenyon Martin'in Range Rover marka cipine tereyağlı popcorn doldurunca Kenyon Martin delirmiş. Arabasına gittikten sonra soyunma odasına dönmüş ve küfürler, tehditler yağdırmış, bunu yapanın ortaya çıkmaması halinde playofflarda oynamayacağını söylemiş vs. Hatta bunları taksit taksit söylemiş. Birkaç defa soyunma odasına girip çıkmış sinirle... Kısacası abartmış biraz durumu. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim, bu tür 1 Nisan şakalarını anlamıyorum. Hayır nesi komik yani? 1 Nisan yapılanın da gülmesi gerekiyor bunun bir şaka olması için. Birinin arabasının koltuklarını haşat etmenin, maddi zarar ve rahatsızlık vermenin (K-Mart'ın her ne kadar milyonlarca doları olsa da) şakayla ne ilgisi var gerçekten anlamıyorum. Bu arada yukarıda dediğim 1 hafta önceki haberin üzerine dün veya ondan önceki gün olayın mp3'ü internete düştü. Şuradan Kenyon Martin'in söylediklerini mp3 olarak indirebilirsiniz. Yalnız tabii küfürler ve "Şakayı yapanı bulduğumda fena yapacağım" demesi falan ancak Kenyon Martin deliliğinde birinden beklenebilecek sözler. Bu arada Kenyon Martin, sonunda top toplayıcı / malzemeci çocuğun bunu yaptığını öğrenmişti. Bunun üzerine, bir özür ve hasarın karşılığının ödenmesi sonucunda olay kapanmış.

Düzgün şaka demişken, T-Mac'e eşi ve asistanı tarafından yapılan bir şaka da burada. Olay çığırından çıkana kadar, T-Mac 2012 Paralimpik Oyunları ile ilgili bir röportaj yaptığını zannediyor.

Not: Resim temsilidir, Donte Greene'e geçen sene yani çaylak yılında yapılan şakadır. Sonra o da Bobby Jackson'ın arabasının deyim yerindeyse içine etmişti ve ikili arasında gerginlik oluşmuştu bu nedenle.

9 Nisan Programı

10 Nisan Cumartesi 02:00 / New York Knicks - Orlando Magic
10 Nisan Cumartesi 02:00 / Milwaukee Bucks - Philadelphia 76'ers
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Indiana Pacers - Cleveland Cavaliers
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Detroit Pistons - Miami Heat
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Washington Wizards - Boston Celtics
10 Nisan Cumartesi 02:30 / Toronto Raptors - Atlanta Hawks
10 Nisan Cumartesi 03:00 (NTV Spor) / Utah Jazz - New Orleas Hornets
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Los Angeles Lakers - Minnesota Timberwolves
10 Nisan Cumartesi 03:00 (NBA TV) / Phoenix Suns - Oklahoma City Thunder
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Chicago Bulls - New Jersey Nets
10 Nisan Cumartesi 03:00 / Memphis Grizzlies - San Antonio Spurs
10 Nisan Cumartesi 03:30 / Charlotte bobcats - Houston Rockets
10 Nisan Cumartesi 05:30 / Dallas Mavericks - Portland Trail Blazers

Bugün normal şartlarda, Raptors Hawks'a yenilir ve Bulls da deplasmanda da olsa Nets'e karşı kazanır. Tabii sporda sürpriz sonuçlara her zaman yer var ama bu yazdıklarım gerçekleşirse Raptors Pazar günü Air Canada Centre'a maksimum stresle çıkar. Bugün ekstra çabalamalarını bekliyorum. Joe Johnson'ın sağ baş parmağı onu rahatsız ederken, bunu kullanmalı Raptors. Ama bu çabalar ve JoJo'nun sakatlığı bile Raptors'ı kurtarabilecekmiş gibi durmuyor.

Gecenin en güzel maçı NBA TV'de. İzlerken dört köşe olunabilecek bir maç. Umarım erkenden kopmaz bir tarafın lehine. İki takım da Lakers'dan kaçmaya çalışıyor. Suns 4-5'ten yukarı tırmanma, Thunder ise 8'den kurtulma çabası içerisinde. Tabii Suns'ın kurtulma çabası 2. tur için geçerli...

Bu arada LeBron ve Kobe oynamayacaklar gibi gözüküyor...

9 Nisan 2010 Cuma

NBA - Where Caring Happens


Link

İki gece önceki maçta Carmelo Anthony kafasını Durant'ın karnına çarptıktan sonra yerde baygınlık geçirmiş. Ama kimse oralı bile olmamış. Blog'a bir okur yorum yapmıştı ancak sadece bayılma anını izlemiştim, bu uzun videoyu o sırada bulamamıştım. Sonra da hafta içinin yoğunluğu nedeniyle bakamamıştım.

Önce Thunder tarafından başlayalım. Yerde öyle hareketsiz yatan bir oyuncu varken "Aman aman ne güzel, hemen 5'e 4 iken sayı bulalım" diyerekten topu oyuna sokup, koştur koştur hücum alanına geçen Nick Collison'a buradan selamlarımı yolluyorum. Ardından Nuggets hücuma geldiğinde topu alıp potaya gitme çabasında JR Smith'e selamı çakalım. Ulan... Kendi takım arkadaşın 30 saniyedir olduğu yerde hareketsiz bir şekilde yatıyor, görüyorsun ve umursamaz bir şekilde turnike atmak peşindesin. Hatta yetmiyor steps yaptıktan sonra "Bak işte ya Carmelo yüzünden oldu, adam gelmiş burada yatıyor" diye Carmelo'yu gösteriyorsun. Sana ne dense az be Smith. Eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım herhalde...

Son olarak da tabii ki en büyük suçlu: Hakem üçlüsü... Oyunun başlamasına izin vererek ve durdurmayarak büyük bir skandala imza atıyorlar. Allah korusun ya başına ciddi birşey gelmiş olsaydı Carmelo'nun? Çocuklarla, yardıma muhtaçlarla NBA'in ne kadar yakından ilgili olduğunu ve onların gelişiminde ne kadar büyük katkı payı olduğunu biliyoruz. Ama şurada NBA'in kendi oyuncusunu korumaması / önemsememesi de büyük bir ironi oluşturmuş gerçekten. Büyük rezalet bence.

Bu arada biraz da gülelim: Maçtan sonra Carmelo "Takım doktoru bilincimin tam olarak yerinde olup olmadığını anlamak için ayları tersten saymamı istedi ama ben bunu normalde de yapamıyorum" demiş =)

Günün En İyileri - 6, 7 ve 8 Nisan

Yine üç gün olmuş. Göz açıp kapayıncaya kadar, ip elden kaçıyor valla şu en iyi hareketlerde.

6 Nisan:

Link

Deron'ın pası çok hoş duruyor da oyuna hiç ama hiç bir katkısı yok. Hatta direk verse çok daha rahat ve doğru bir oyun olurmuş. LeBron'un güzel bloğuyla başlayıp, alley-oop pasıyla biten pozisyon fena değil. Defansın hücuma dönüşmesi... Çaylak Douglas'a şapka gelmiş Ray Allen'dan, zaten senede 10 blok falan yapan Allen "Böyle yumuşak çıkma" demiş. Lou Williams daha fake atmadan Daye'in ayağı kayıyor sanki. Reggie Williams, pas vermeyen Cartier Martin'e ders vermiş, yetmemiş üstüne Davis'e de bloğu koymuş. Şöyle bir hücumda 4 blok koyulan zamanları özlemişim, onu anladım. Mo ve LeBron'un pasları muhteşem 4 numarada. 3 numarada ise Jawad Wiliams ve Varejao'nun pasları müthiş. Cleveland bu hızlı ve spektaküler paslaşmayı bu sezon ayrı bir seviyede yapıyor geçtiğimiz senelere göre sanki. Manumania klasik... Faule rağmen harikulade bir ters turnike. Gerçi faul çalınmamış ama olsun. Boozer ise Ibaka'yı yerle bir etmiş. Diyecek birşey yok. Çok uzaktan zıplamasına rağmen inanılmaz bir smaç basıyor.

7 Nisan:

Link

JR Smith'in ters turnikeyi, ters eliyle bıraktığına dikkat çekeyim. Normalden çok daha zor yani. İki kişinin arasından geçiyor. Lowry dirseği yedikten sonra Budinger'ın alley-oop'uyla biten pozisyon tam Amerikalılar'ın seveceği tarzda. Marcus Thornton'ın pasını belki Kidd, Deron, Chris Paul, Nash 4'lüsü bile veremezdi. Tamam abarttım da gerçekten inanılmaz zor bir pas. Craig Smith bir uzundan görmeye alışık olmadığımız bir bel arkası asist yapıyor Jordan'a. Will Bynum aynı smacı bu sezon birinin üzerinden basmıştı, Kaman olabilir ama sallamayayım. Bomboş smaçlar çok özel değilse beni etkilemiyor. Marcus Thornton Gerald Wallace'a "Çekil önümden" demiş, fena sert vurmuş. Açık ara en iyi iki hareketi yapmış kısacası Thornton.

8 Nisan:

Link

Afflalo'nun kötü bir şuttan sonra canını dişine takıp geri koşmasına bayıldım. Pek sık görmüyoruz bu tarz bir savunma hırsını. Evans'ın, Jordan'ın arkasına dolanarak, uzanarak verdiği pas çok güzel ve geriye doğru vermesi daha da estetik yapıyor hareketi. Noah'ın smacı güzel de son 2 haftadır poster yaptıklarıyla kıyaslayınca sönük baya. Tyreke Evans, Artest'e yaptığı şeyi Gooden'a daha da rahat yapmış tabii ki. Hastasıyız Evans'ın sezon başından beri. Aynen devam. 20-5-5'i de başaracak gibi duruyor.

NBA: Durant Haklı, Hakemler Hatalıydı

Üç gün önce Thunder-Jazz maçının son saniyesinde CJ Miles'ın Durant'a yaptığı açık faul hakemler tarafından verilmemişti. Bu da Thunder'ın muhtemel galibiyetini engellemişti. Ben de hakemlerle ilgili birşeyler çiziktirmiştim. NBA de Çarşamba gecesi bu konu hakkında şu açıklamayı yaptı: "6 Nisan gecesi oynanan Oklahoma City - Utah maçında hakemler son pozisyonda CJ Miles'ın, Durant'ın üçlük denemesi sırasında yaptığı faulü göremediler."

Böyle açık yanlışlarda NBA'in bu şekilde çıkıp hatayı kabul etmesi hoş bir detay. En azından bazı şeylerin farkında olduklarını gösteriyorlar. Hata olmaması zaten mümkün değil. Bir süredir bunu yapıyorlar. Benim hemen aklıma gelen iki örnek var: 2008 Playoff'larında Fisher'ın, Barry'nin üzerine çullandığı ve faul çalınmayan pozisyon ile 2009 Playoff'larında Antoine Wright'ın Carmelo'ya yaptığı taktik faulün çalınmaması ve ardından gelen Melo üçlüğüyle Nuggets'ın durumu 3-0 yapması... Bu sezon başka bir pozisyon daha vardı sanki ama hafızamı zorlamama rağmen aklıma gelmedi. Belki de yanlış hatırlıyorum.

Carmelo Anthony - Antoine Wright:

Link

Fisher - Barry:

Link