BIY AD

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Sean May de New Jersey’de

Nets’in transfer haberlerinden hızlı hızlı devam edelim değerlendirmeye, yoksa bitecek gibi değil. Malum, bütün takımı yenilediler aşağı yukarı. Sean May de takıma yeni katılan parçalardan biriydi, 1 yıllık minimum kontratla. Bir nevi deneme amacı taşıyor diyebiliriz bu anlaşma için. Peşinen fikrimi söyleyeyim, bu fiyata alınabilecek iyi bir oyuncu May. Eğer Troy Murphy’yi takıma katmasalardı daha da umutla bakmak mümkündü bu anlaşmaya ama şu an yedek 4 numara olarak dahi süreleri epey kısalacak gibi, çünkü önünde kendisinin yapabileceği her şeyi yapabilen, çok daha atletik ve genç bir Favors olacak.

May’in kariyerine sakatlıkların gölge düşürdüğü bir gerçek. Belki bir Amare değildi ama bu seviyede bir kontratı hak edecek kadar kötü bir kumaşı da yoktu. Lige kolej şampiyonu takımın en önemli skor opsiyonu unvanıyla giriş yapmış ve ilk iki senesinde sakatlıklar elverdikçe fena performanslar sunmamıştı. Ancak dizinin bir türlü istenen seviyeye gelmemesi ve kilo problemleri May’in dönüş sürecini ve performansını olumsuz yönde etkiledi. Tüm bunlara bir de Larry Brown’ın kendisine yeteri kadar şans vermemesi eklenince iyice gözden düşmeye başladı. Ama hazır bir şekilde dönmek için antrenmanlarda çok çalıştığı ve 135 kilodan 118 kiloya düştüğü için Kings tarafından 100 bin dolarla ödüllendirildiği söylendi medyada.

Sırtı dönük oyunu iyi bilmesi, ofansif ribaundlardaki etkinliği ve ayaklarının cüssesinden beklenmeyecek kadar hızlı olması en önemli artıları, unutmadan bir de pota altında epey yer kaplaması... Yukarıda da dediğim gibi bu özellikleri fazlasıyla yapabilecek yetenekte oyuncular var Nets pota altında ama nedense bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyordum bu tombula ben. Belki de kolejden takım arkadaşlarının aldığı kontratlardan sonra biraz duygusal baktım olaya. Bu şansını da iyi kullanamazsa artık gelir Avrupa’da oynar, nasılsa stili uygun, mevcut kontratından daha aşağısını da almaz, mis gibi…

Thorn Emekliliği Sevmedi

New Jersey Nets'ten Temmuz ayı içinde "Artık yaşlandım gelecek nesillere bırakıyorum işleri, emekli olacağım" diye ayrılan Rod Thorn, 76'ers ile anlaştı. Stefanski'nin üzerinde bir göreve yani 76'ers'ın başkanlığına getirildi Thorn. Bir zamanlar Nets'de aynı bu şekilde çalışmışlardı Stefanski ile. Thorn için baya kısa süren bir emeklilik oldu anlayacağınız. Thorn, Nets'den ayrılmasında Prokhorov ve onun adamlarıyla arasındaki fikir ayrılıklarının etkisi olmadığını açıkladı. Aslında oldukça iyi anlaşmasına rağmen, Nets kulübünde miadını doldurduğuna inandığı için bırakmış Thorn yani. Tabii bundan 15 gün önce kazın ayağı öyle değildi. Neyse, vardır aralarında bir husumet, Thorn, Prokhorov kendisine uzun süreli bir anlaşma teklif etmediği ve güvenmediği için rahatsızlık duymuş bazı kişilere göre.

Kısacası, Nets'i NBA'in en kötü kulüplerinden biriyken alan ve iki kere final oynamalarını sağlayan Thorn şimdi 76'ers'ı başarıya götürmek için iş başında. Ellerinde Holiday, Young, Speights, Turner, Hawes ve Williams gibi genç, yetenekli oyuncular var. Tabii çoğunun problemli oldukları da bir gerçek. Kimi çok sakatlanıyor, kimi kafa olarak oyunda değil, kimi şutör guard kafasında olmasına rağmen oyun kurucu bedenine sahip. Ama yetenekli oldukları da bir gerçek. O nedenle Brand transferinden umduğunu bulamayan Philadelphia şehri, geleceğe daha da bir ümitle bakabilir artık bence. Birkaç sene sonra doğunun zirvesine oynayan bir Philly görürseniz şaşırmayın.

13 Ağustos 2010 Cuma

Nets’ten Morrow’a 3 Senelik $12M

Öncelikle belirtmek isterim ki biraz yoğunluk, biraz sıcaklar, biraz da ligin başlamasına daha çok vakit olduğundan dolayı gerçekleşen bazı transferlere değinmedik. Ama hepsini bir kenara not ediyoruz ve tek tek değerlendireceğiz (Josh Powell'ı bile). İzin kağıdımı yoklama defterinin arasına sıkıştırdıktan sonra geçeyim başlığı ilgilendiren yazıya. Müthiş bir şut mekanizması, yumuşak bir bilek ve seçilmeyen bir oyuncu için inanılması güç bir skor potansiyeli… Zayıf saha görüşü ve işin savunma kısmına pek önem vermemesi en göze batan zaafları. Ama o özellikleri de iyi olsa Barcelona’da oynardı zaten. Anthony Morrow’dan bahsediyorum, Don Nelson’ın takımına katarak geleceğini maddi açıdan kurtardığı undrafted gençlerin en gözdesinden... Belki kendini yine gösterirdi ama Don Nelson’ın sisteminde yapabileceği her şeyi çok daha kısa bir zaman diliminde yapma fırsatı buldu, aldığı sürelerden mevcut kontratına kadar…

Dış şut yüzdesi çoğu oyuncunun fg yüzdesinden daha yüksek. Bulunduğu takım elbette bu yüzdeye fazlaca zemin hazırlıyor ama bu adam Georgia Tech formasıyla da benzer ortalamalar yakalamıştı yanlış hatırlamıyorsam. Skor konusunda maçtan maça değişen istikrarsızlığının sebebi de anlaşılacağı üzere şutunun güvenilir olmamasıyla değil, Warriors sistemiyle alakalı. Sonuçta takımda her oyuncunun 20 atma kapasitesi olduğundan bir gün Morrow çıkıp atıyordu, bir gün Watson, bir gün Tolliver…

Nets organizasyonunun bu sene yaptığı transferlerden en mantıklısı gibi görünüyor Morrow. Açıkçası transfer sezonundan önce yaklaşık 4-5 milyon dolarlık bir kontratı hak ettiğini düşünebilirdim kendisinin. Ama bu seneki piyasa koşullarını ve Petro’ya verilen parayı görünce ne yalan söyleyeyim kontratını biraz ucuz buldum. Petro’ya oynadığı basketbola göre bir servet sayılacak büyüklükte bir kontrat sunan Nets’in Morrow’u bu paraya bağlaması takdire şayan.

Bu transferde de Nets’in diğer hamleleri kadar olmasa da soru işaretleri var velakin soru işaretlerinin temelinde Golden State ön yargısı yatıyor. Mesela açık alan basketboluna yatkın bir oyuncu olduğunu biliyoruz Marrow’un ama Nets’in ağır temposunda etkili olabilecek mi veya Devin Haris bir guard olarak kendisine ne kadar uygun şut pozisyon hazırlayabilecek? Bunlar bireysel anlamda Morrow’un yaşayabileceği temel sıkıntılar ama takım olarak bakıyorum da Nets’e, istediği serbest oyuncuları kadroya katamasalar da, geçtiğimiz sezon skor üretme konusunda çok fazla alternatifi olmayan bu takımın Murphy, Marrow, James derken hücumda baya baya güçlendiklerini söylemek mümkün. İş, savunmaya ve bu gençlerin ne kadar gayretli, arzulu olacaklarına bakıyor. En azından doğuda playoff oynamanın kendilerine bir hayalden çok daha yakın olduğunu söylemek mümkün.

12 Ağustos 2010 Perşembe

4'lü Takas Değerlendirmesi (Hornets - Collison)

Önce kocaman takasımızın özetini vereyim temiz bir şekilde:

Trevor Ariza (Rockets) ---> Hornets
Darren Collison, James Posey (Hornets) ---> Pacers
Troy Murphy (Pacers) ---> Nets
Courtney Lee (Nets) ---> Rockets


Direk kafadan başlayalım. Ariza'nın rol oyuncusundan, skorerliğe olan geçişi çok kişinin ağzını açık bıraksa da, bazılarını hiç etkilememişti. Nedeni de şut yüzdesiydi. Ender Arslan'ı koysanız NBA'deki bir takıma ve "1 numaralı skor opsiyonu sensin, istediğin kadar kaçır" deseniz, o bile %39'dan daha yüksek bir isabet yüzdesiyle kapar sezonu. Abarttım mı? Elbette. Ama Ariza'nın Kevin Martin geldikten sonra şut yüzdesini arttırdığını, aslında All-Star'a kadar %37 civarında takıldığını aktarayım... Kısacası Chris Paul'u Hornets'da kalmaya ikna edecek bir yetenek olmadığı açık. Buna ek olarak kendisi, giden Posey ile aynı parayı alacak Hornets'dan, hemi de kontratı 2 yıl daha uzun Posey'e göre. Ha, Hornets'ın kazandığı şey ne? Bitmiş, tükenmiş, o kontratı Heat ve Celtics ile şampiyon olurken bile ne kadar hakettiği tartışılacak bir ismi verdiler. Onun yerine gayet atletik, rolünü bilmesi halinde son derece faydalı olacak bir oyuncu aldılar. Yani hani Ariza'ya da bu kontratın biraz fazla olduğunu söylemiştim geçen yaz yanlış hatırlamıyorsam. Ama Hornets, performansıyla aldığı parayı hiç haketmeyen Posey'i gönderip yerine Ariza'yı aldığı için karda diyebiliriz. Buna rağmen Posey'nin yanında çok daha önemli birini gönderdi Hornets: Darren Collison.

Önce ayrıldığı Hornets açısından yaklaşayım. Paul ayrılırsa takımı gönül rahatlığıyla teslim edecekleri bir oyuncuydu Collison. Onun gönderilmesi Paul'un kesinlikle takımda kalmasını bekledikleri anlamına geliyor. Ama Collison karşılığında Ariza'dan çok daha iyi bir parça alabilirlerdi bana göre. Geçen sene Paul sakatken herkesin dikkatini çeken bir performans sergilemişti çünkü Collison. Çaylak oyuncu istatistik baz alındığında, Paul'un çaylak yılından daha bile iyi bir sezon çıkarıyordu. İşin ilginç yanı, Collison kenarda Paul'u seyrettiği süreçte çok şeyler öğrenmişti ve neredeyse Paul ile aynı oyun stiline sahipti. Böyle gelecek vaat eden bir oyun kurucuyu kaybetmeleri pek olumlu bir not değil Hornets için. Paul bu sezonki gidişattan memnun kalmazsa ve seneye "Ya beni takas edersiniz ya da sene sonunda bedavaya giderim" derse ne olacak? Ellerinde ne Collison, ne Paul kalacak. Bilmiyorum kaç kişi Ariza için bu riskin alınmasının iyi olacağını düşünüyordur?

Pacers yeniden yapılanma sürecini resmen başlatmış gözüküyor Collison'ın transferiyle. Yanında Posey de geldi ama gülü seven dikenine katlanırmış. Tinsley ve Ford problemler yaşayan ve beklediği katkıyı alamayan Pacers sonunda çözümü bulmuş gibi gözüküyor. Geleceğe umutla bakmalarını sağlayacak bir oyun kurucuyu kattılar kadrolarına. Son derece başarılı bir hamle. Sadece bu sezonluk uzun forvet pozisyonunda sıkıntı yaşayacaklarmış gibi gözüküyor. Ellerinde sadece Hansbrough ile McRoberts var. Aslında McRoberts geçtiğimiz sonuna doğru dakika aldığı zaman, potansiyelini biraz gözler önüne sermişti. Bu açıdan Murphy'nin gitmesi de onun kendisini göstermesi için bir fırsat olacaktır. Zaten dediğim gibi yeniden yapılanıyorlar, Murphy gitse ne olur? Sanki kalsa playoff yapacaklardı...

Murphy demişken, Nets'e de değinelim. Murphy'nin biten 11 milyon dolarlık kontratını aldılar. Bu kontrat, Nets'in geleceğe yönelik planlarında daha esnek olmalarına imkan sağlıyor. İsterlerse Murphy'i Şubat civarında bir genç oyuncu ve biten bir kontrat karşılığı yollayabilirler veya önemli bir yıldız alabilirler. Hiç olmadı Murphy'i yıllık 6-7 milyon civarına kadrolarında tutup, geri kalan salary cap ile serbest oyuncuların peşinde koşarlar. Gördüğünüz gibi çok sayıda opsiyonları var. Ama tabii bu yaz Outlaw, Farmar, Petro gibi oyunculara hakettiklerinden biraz fazla paralar veren Nets yönetiminin ne kadar başarılı olacağını merak ediyorum. Bu arada ben potansiyeli yüksek olan çaylakların direk 30 civarı dakikalar almalarından yanayım. O yüzden Murphy'i Favors'ın önüne koymaları benim pek hoşuma gitmedi. Ama bu işin bir doğrusu yok, birçok kişi de çaylakların kenardan gelip lige alışmalarının daha iyi olduğunu savunuyor. Son olarak, (oldukça beğensem de) Morrow harici gerçek bir şutör guard'larının kalmadığını ekleyelim bu takasla. Umut bağlanan Courtney Lee bu kadar kolay elden çıkarılmalı mıydı? Tartışılabilecek bir konu.

Geldik Ariza'yı gönderip Lee'yi alan Rockets'a. Hem ekonomik, hem gençleştirme çalışması, hem de kadrolarındaki şişkinliği azaltmaları açısından güzel bir takas oldu onlar için. Lee, Ariza'dan çok daha az masraf yaratacak Rockets'a. Ayrıca Budinger ile Battier varken, Ariza biraz ekstra kaçıyordu. Budinger'ın gösterdiği şaşırtıcı çıkış, Ariza'nın gözden çıkarılmasına neden oldu. Potansiyeli çok kişi tarafından yüksek bulunan Lee de, Kevin Martin'in arkasında çok iyi bir yedek görevi görecektir. Kadroda başka şutör guard yok çünkü. Morey yine güzel bir takas yaptı bence.

T-Mac Pistons'da

Bu aralar tatil modundayım, farketmişinizdir zaten. Blog başladığından beri ilk kez 2 gün üst üste bir yazı girmedim. Madem öyle, şu dün gece çıkan haberi paylaşayım dedim, daha doğrusu haberi paylaşmak değil tabii ki amaç, konu hakkındaki fikrimi yazmak. Pek çoğunuz okumuştur bu haberi zaten.

Birçok kişi vardı T-Mac'in nereye gideceğini merak eden. Pistons ile yaptığı anlaşma 1 yıllık ve 1.3 milyon dolar değerinde. Şimdi ilk bakışta ne anlıyoruz? T-Mac antrenmana çıktığı takımların hiçbirinden teklif almadığına göre, hala eski T-Mac ile alakası yok. Durduğu yerden şut atan, saha görüşü sayesinde arkadaşlarını besleyen bir oyuncuya dönüşmüştü Knicks'de. Biraz hırsı, biraz da (afedersiniz) kendi salaklığı nedeniyle dönüp hemen 30'lu dakikalar almayı başlamıştı. Hatta birkaç maç 20'li sayılara çıkınca bazı kişiler "T-Mac geri mi dönüyor?" demişti ama tabii izleyenler için durum böyle değildi. Atletik kabiliyetleri aşırı derecede kısıtlanmış bir T-Mac gördük parkede hep. Zar zor smaç basacak kadar zıplıyordu adeta. Zaten ağır dakikalar alarak basketbola dönüş yapması, dizlerinin yeniden ağrımasına ve kalan maçların çoğunda etkisiz eleman olmasına neden olmuştu.

İşte bu yaz antrenmana çıktığı Bulls, Cavs ve Clippers gibi takımların T-Mac'e 1 milyon dolar vermemelerinin sebebi de bu olsa gerek. Demek ki sadece paslı olduğundan değil, ameliyat olduğu dizi sebebiyle atletikliğini tamamen kaybetmiş T-Mac. Bu ameliyatın ardından pek çok oyuncunun ne kadar zor toparlandığına şahit olduk. Daha doğrusu toparlanamadığına. Ha iyi örnekler var mı? Elbette var: Kidd, Amare ve döndükten sonra diz kapağını kırsa da Oden oldukça iyi döndüler. İçlerinden en inanılmazını Kidd başardı. Yıllardır insanların "Artık dizleri bu sene patlayacak" deyişlerine rağmen 50 yaşına geldi, hala üst düzey basketbol oynuyor. Neyse konudan saptım yine, dediğim o ki, bunca şampiyonluğa oynayan, onu geçtim playoff için yarışan takım varken gide gide Pistons'a gitti T-Mac. Ben de çok isterdim patlama yapmasını, 20 sayı civarı ortalama yakalamasını ama o günler çok geride kaldı.

Bu yorumu tamamen geçtiğimiz sezon izlediğim Knicks maçlarına dayanarak yapıyorum. Nitekim NBA takımlarının antrenmanlarını izlemek gibi bir şansım yok. Ama T-Mac'i deneyen takımlardan Bulls'un, onun yerine Bogans'ı tercih etmesi bile önemli bir gösterge. Zaten birkaç yerde okuduğum kadarıyla antrenmanlarda neredeyse kimseyi tatmin edememiş T-Mac. Dumars ne gördü acaba kendisinde? İlk yıllarında herkesin takdirini toplayan Dumars, son 4 senede Pistons'ın deyim yerindeyse içine etmişti. T-Mac konusunda bari diğer takımların yöneticilerini sollayarak, doğru kararı vermiş olsun. Doğru karar derken, genç Daye ve Jerebko'nun oynadıkları pozisyonda T-Mac'e çok dakika vermek ne kadar mantıklı tartışılır. Prince'i saymıyorum bile yani (takas olması da muhtemel).

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Al Horford Artık PF

Atlanta’nın yeni koçu Larry Drew genç yıldız Horford ile konuşup, kendisinin bundan böyle uzun forvet pozisyonunda da oynayabileceği yönünde karar almış. Esasında bu pozisyona çok da yabancı değil Horford. Zira Florida Üniversitesi’ndeyken Noah’ın yanında benzer bir görev üstlenmişti ancak Hawks’ta pivot pozisyonuna yerleşmiş ve kısa kariyeri boyunca hayli de başarılı olmuştu pivot olarak. Ama önümüzdeki sezondan itibaren yeniden 4 numara olarak izleyeceğiz kendisini…

Öncelikle Horford’ın bu pozisyona geçmesi, hızlı ayaklarına boy avantajını da ekleyince ligin en etkili uzun forvet savunmacılarından biri yapacaktır kendisini. Hücumda da kalıbıyla matchuplarına sıkıntı yaratacağı aşikar. Sözün özü diğer etkenleri bir kenara bırakıp sadece Horford’a biçilen yeni rolü değerlendirecek olursak oldukça mantıklı gibi görünüyor kağıt üzerinde.

Ancak bu durumun bir de yan etkileri olacak ve esas kafa kurcalayan kısım da o zaten. Bu kararla birlikte Marvin Williams’ın benche çekileceğini düşünürsek, kararın aynı zamanda Josh Smith’in de bir pozisyon kayması ve Zaza’nın ilk beş başlamasına gebe olması kuvvetle muhtemel. Bu varsayımlar üzerinden savunmada hayli sert ve ürkütücü olan Hawks’ın hücum gücünün de bir o kadar zayıflayacağını söylemek mümkün. Çünkü Zaza’nın hücum etkinliği zaten malum, buna bir de Josh Smith’in 3 numarada oynatılma riski eklenecek. Smith’in oyun zekasını düşündüğümüzde kısa forvet olarak çok daha fazla dış şuta yöneleceğini ve bunun da başlı başına bir facia olduğu açık. Kaldı ki geçtiğimiz sezon playofflarda hücumda ne kadar çaresiz kaldıklarını gördükten sonra Hawks’ın ofansif veriminin düşme ihtimali bile çok korkutucu.

Drew’in düşüncesinin sahaya yansıması aynı zamanda ligin en istikrarlı beşlerinden birinin de bozulması anlamına geliyor. Bibby’nin takıma katılmasından sonra sakatlıklar haricinde çok fazla değişmemişti bu beş isim. Fakat kadronun bir türlü potansiyeline ulaşamaması takımı harekete geçirmiş ve hamle yapmayı zorunlu kılmıştı. Bu hamlelerden ilki koç değişikliğiyle gerçekleşmişti, ikincisi de bu düşünce diye nitelendirebiliriz. Ancak Atlanta eğer gerçek anlamda kademe atlamak istiyorsa öncelikle Bibby’nin gönderilmesi gerektiği şahsi düşüncem. Hawks’ın yeni çehresini önümüzdeki sezondan itibaren izleyip göreceğiz….

Ben de bu konuda yazacaktım ki, Soner önce davranmış. Öncelikle Horford'ın uzun forvete kayması durumunda, pivot kim olacak? Asıl soru bu. Zaza? Powell? İkisi de bir playoff takımında 25-30 dakika alacak seviyede değiller. Zaza pis işleri yapmasıyla 15-20 dakika civarını hakediyor ama zaten ufak tefek kalıyor pivot pozisyonunda. Hadi bunu geçtim, Josh Smith kısa forvete mi geçecek? Bildiğimiz, sevdiğimiz, şut özürlü Josh Smith'ten bahsediyoruz. Kısa forvet? Yani neresinden tutsanız elde kalıyor Horford'ın uzun forvete kayma planı. Cousins'i falan almış olsalar draft'ta hadi neyse ama ellerinde buna uygun bir kadro yok bence. Geçen sene atıyorum 4-5 dakika uzun forvet oynadıysa maç başına Horford, bu sene olsun maksimum 7-8 dakika oynayacaktır bence. / Can

8 Ağustos 2010 Pazar

Pargo Golden State'te

Geçtiğimiz sene dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına gelmişti Pargo ama önceki sezonun formsuzluğu devam etmiş ve kendinden bekleneni bir türlü verememişti Chicago’da. Biraz da bunun etkisiyle piyasası daralmış olacak ki Golden State’ten yalnızca minimum kontrat alabildi 2 yıllık. Tabi kontratın bu kadar düşük olmasında ligin en underrated oyuncularından biri olması da etkili olmuştur muhakkak. Öyle ki; NBA’de bulamadığı süreleri Olympiakos’ta da bulamamıştı vakti zamanında.

Aslında tamamen paranın cazibesiyle yapılmış bir Avrupa seyahati diyebiliriz Pargo’nunkine, zira ne kafa olarak hazırdı buralarda oynamaya ne de oyun stili uygundu. Ayrıca takımda kalıcı olma konusunda istikrarsızlığı öyle bir raddedeydi ki Avrupa macerasına bile bir yıl içerisinde iki takım sığdırabilmeyi başarmıştı kendisi. Şimdi ise görünen o ki, parayı değil saadeti seçiyor.

8 senelik profesyonel basketbol kariyeri boyunca yalnızca 18 kere ilk beş çıkabilmiş bir oyuncu için hücumu fazlaca istikrarlı. Skor potansiyeli, cüretkarlığıyla birleşince kendisi için en uygun takımlardan birine gittiğini söylemek mümkün. Golden State’te forma giyecek olmasından dolayı savunma yönünden de herhangi bir sıkıntı olmayacaktır. Açıkçası çok ümitliyim bu transferden.

Fransa’dan İki Fire

Dünya Şampiyonası hazırlıklarını sürdüren Fransa’ya üst üste iki üzücü haber geldi. Fransa milli takım antrenörü Vincent Collet’nin, Noah’ın kadroda yer almayacağını açıklamasının ardından Beaubois da dünkü idmanda sol ayağını kırdı. Genç yıldızın parkelere dönme süresinin 3 ayı bulacağı söyleniyor.

Her ne kadar yaz liginde istikrarsız maçlar çıkarsa da, Tony Parker’ın yokluğunda deliciliğiyle hücuma epey katkı yapacak gibi görünüyordu Beaubois, yazık olmuş. Takımda skorerlik açığını kapatabilecek yeteri kadar oyuncu mevcut, De Colo, Pietrus, Batum gibi (Ben buraya pek katılmıyorum, Parker ve Beaubois'sız Fransa hücumda atletik yapısına rağmen bir hayli sorun yaşayacak diye düşünüyorum /Can). Ama hepsi oyun stili daha çok şuta dayalı olan penetre kabiliyetleri sınırlı, takım arkadaşlarını oyunun içine dahil etme ve anlık skor potansiyeliyle takımı ateşleme açısından Beaubois’ın gerisinde kalan isimler. Noah daha da büyük bir eksik gibi görünüyor Fransa için. O pozisyondaki Ali Traore’nin geçtiğimiz yıl üst düzey maçlarda oldukça formda görünmesi teselli olacaktır şimdilik. Ama ortada bir gerçek var ki; O da bireysel olarak turnuvanın en iyi takımlarından biri olan Fransa’nın bu eksiklerle hedefini biraz daha makul seviyelere düşüreceği.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

The Decision - 2

Dün Timberwolves ile 4.8 milyon dolara 2 yıllık sözleşme imzalayan, Galatasaray'dan hatırladığımız Anthony Tolliver, kararını ESPN'den değil ama Youtube'dan açıklamış meğerse. Bir oyuncunun aynı bu şekilde dalga geçmesi şarttı LeBron'la, sonunda gerçekleşti. Tebrik ediyorum Tolliver'ı buradan.


Link

Juwan Howard da Miami'de

Dile kolay, 16 senelik görkemli bir kariyer ve dolaşılan 7 takım… Bulunduğu takımlara aidiyeti bakımından Heat’in bu sene kadrosuna kattığı diğer uzun olan Ilgauskas’tan epey farklı bir rota çizdi kariyeri boyunca ama onunla buluştukları ortak bir nokta vardı, o da ihtişamlı sayılabilecek kariyerlerini yüzüksüz tamamlama tehlikesi. Tam bu noktada Heat kendisine de kucak açtı. Bu birlikteliğin Juwan Howard’a getirmesi muhtemel en büyük artı elbette onca sene bu ligde üst seviye oynamanın ödülü olarak görülebilecek bir şampiyonluk yüzüğü. Peki, Heat ne kazanacak bu hamleyle ona da değinelim kısaca: Öncelikle tecrübe… 16 yıllık kariyeri belki birçok şey götürdü fiziksel özelliklerinden ancak bir o kadar da tecrübe kattı kendisine. Takımın özellikle genç uzunlarına ağabeylik yapacak olması pek mühim olmasa da yine bir artı oluşturuyor Heat açısından. Esas önemli katkıyı ise saha içinde, daha görülebilecek işlerde alacak gibi görünüyor Miami. Pis işleri yapan, oyunun tüm hilelerini bilen ve bunu özellikle rakiplerini durdurma konusunda başarıyla uygulayan bir isim Howard. Bu özelliğine paralel olarak pota altına getireceği sertlik de cabası. Veteran minimuma alınabilecek ligin değerli parçalarından biriydi Howard ve bu birliktelik her iki taraf için de oldukça güzel bir hamle gibi görünüyor.

6 Ağustos 2010 Cuma

Lakers Shannon Brown'la da Devam Dedi

Mitch Kupchak’ın uzun süreli uğraşının ardından Lakers adına bir imza da Shannon Brown’dan geldi. Anlaşma 2 sene için 4.6 milyon dolarlık, imzanın ikinci senesi oyuncu opsiyonlu. Altını üstünü deşmeye gerek yok bana kalırsa bu kontratın. “Kupchak’tan mükemmel bir hamle daha” diyebilirim ancak.

Gelelim biraz da Lakers cephesinin neden kontratı uzatma yoluna gittiğine. Bu sezon Lakers adına en önemli ihtiyaçlar nelerdi: Oyun kurucu , Artest’i yedekleyebilecek bir üç numara, Kobe’nin olmadığı dakikalarda takımın sayı yükünün azaltacak bir guard ve uzunların yaşayabileceği bir sakatlık durumunda onların (kuvvetle muhtemel Bynum) yerine geçebilecek bir veteran uzun. Lakers yönetimi de Blake, Barnes ve Ratliff’le kontrat imzalayarak bu sorunlara tek tek çözüm getirdi; fakat Kobe’nin olmadığı dakikalarda onun boşluğunu doldurabilecek bir iki numara piyasada kalmadığı için haliyle serbest olan Shannon Brown’a tekrar kontrat götürdüler. Bir ara Delonte West için de önemli dedikodular döndü; ancak belli ki Kupchak bu yaz başka kapsamlı bir işe adım atmak istemedi ve eski guardlarıyla iki sene için tekrar anlaştılar.

Brown’ın bu takımda opsiyonların başında gelmediği büyük bir gerçek; ama tüm bunlara rağmen dakika aldığı anlarda patlayıcılığı ve atletizmi ile takıma büyük bir özgüven de katıyor. Havada iki kademe yükseldiği smaçları hepimiz biliyoruz. Rakibin direncini kırmak için birebir zaten onlar. Yalnız şut tercihleri konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bazen acayip gereksiz şutlara kalkışıyor; fakat bunun haricinde rahatlıkla güvenip, kenardan oyuna alabileceğiniz bir isim kendisi.

Bu son imzayla da geçen sene bol bol eleştirilen Lakers yedekleri bu sene takımlarını bir kademe daha yukarı taşıyacaklardır. Şöyle bir düşündüm de “Shannon - Blake - Sasha - Barnes - Ebanks - Ratliff – Odom” gerçekten inanılmaz bir bench oldu eski şampiyon için. Artık normal sezon başlasın.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Rose'dan Majesteleri'ne Pasta

Kapağında Michael Jordan'ı barındıracak olan NBA 2K11 oyunu için tanıtım / fotoğraf çekimleri yapılmış. Bu da Rose'un rolü gereği, formasını giydiği takımın efsanevi oyuncusuna yaptığı pasta, daha doğrusu jest. Pek de güzel gözüküyor, eline sağlık Rose.

Preldzic Yalan Oldu

FIBA başvurusu sırasında ortaya çıkan birkaç ek madde nedeniyle iş yokuşa sürülmüş ve bu nedenle Preldzic'in milli takımımıza katılma ihtimali ortadan kalkmış. 3 hatta 4 pozisyonda birden oynayabildiği için ve gerçek pozisyonu en eksik olduğumuz yer yani kısa forvet olan Preldzic haberi ilk çıktığında sevinmiştim. Şart mıydı böyle bir devşirme yöntemi? Hayır ama ben milli takıma yararlı olacağını düşünüyordum. Gelen takımlar pek çok yıldızdan yoksun olarak mücadele edecekler. Bu durumda biz de milli takımımızı ufak bir adım da olsa ileri taşısak fena olmazdı, madalya şansımızı yükseltirdik. Sağlık olsun, elimizdeki kadroyla devam.

Suns'dan Janning'e Kontrat

Bu seneki yaz liginin Orlando ayağını Celtics, Las Vegas ayağını ise Suns forması altında geçirmişti Matt Janning. Oynadığı 7 maçta gösterdiği inişli çıkışlı performansın çıkış kısmına denk gelen süreçlerde oldukça beğenmiştim kendisini. Suns organizasyonu da benzer düşünmüş olacak ki renklerine katmışlar oyuncuyu, ancak anlaşmanın şartları henüz sızmadı basına.

Kendisine ilk defa yaz liginde rast gelmiş olmanın verdiği mahcubiyetle hemen kolej kariyerine bakmıştım ve ümitsizliğe düşmüştüm açıkçası. Çünkü fiziksel olarak oldukça küçük görünen bu arkadaşımız meğer bir babyface imiş, geçtiğimiz sezon senior senesini geçirmiş ve 22 yaşını da devirmişti. Ama Suns yine de bir şans vermeyi uygun görmüş Janning’e. Çoğu oyuncunun hak ettiğinden fazlasını aldığı bu ligde ona da kontrat verecek bir takımın olması sevindirici.

En önemli artısı nokta şutör olması olan Janning, Suns’ın mevcut sisteminde süre bulması halinde en azından hücumda hiç sırıtmayacaktır. Ama işin savunma yönünde tablo pek de iç açıcı değil maalesef. Beyaz olmanın şutörlüğüne kattıkları, ayak çabukluğuna da bir o kadar olumsuz yansımış durumda. Ayrıca oyun kurucu meziyetleri çok da üst düzey değil ve penetre kabiliyeti yok, ancak bu noktada Nash faktörünü göz ardı etmemek gerektiğini hatırlatalım. Elbet bir şeyler katacaktır hücum repertuarına Nash’in yanında bulunacak olması. Hayırlı olsun diyelim Arizona ekibine.

Amerika Fire Vermeye Devam Ediyor - 2

İki gün önce D'Antoni gelmeyecek diye duyurmuştum. Şimdi de mono adlı hastalık dolayısıyla ilk kampta iyi bir performans ortaya koyamayan Lopez affını istemiş milli takımdan. Çünkü New York'ta antrenmanlara katılacak kadar iyi hissetmiyormuş kendisini. Önceki yazıda belirttiğim gibi monoya yakalanırsanız yaklaşık 1 ay boyunca aşırı bir yorgunluk oluyor üzerinizde. Lopez bunu atlatamamış. Genç pivotun yerine bir başka genç, hatta fazlasıyla genç ama bir o kadar enerjik, atletik McGee alınmış kadroya. Normal şartlarda McGee'nin Türkiye'ye gelmesine ihtimal vermiyordum ama 4 uzununu sakatlıklara ve sigorta problemlerine kurban veren Amerika, McGee'yi getirmeyi tercih edebilir.

Tyson Chandler'ın yeri zaten bana göre garantiydi, artık son 12'ye kalmaması imkansız hale geldi. Onun yanında Love da çok yüksek ihtimalle Türkiye'ye gelen kadroda olacaktır. Ama Amerika'da azıcık topu alıp sırtı dönük oynayacak bir tane uzun bile kalmadı. Brook Lopez bu konuda bir yıldız gibi skor üretemese de, en azından rakibini itip hook-shot bulabilecek yetenekteydi. Tyson Chandler ve McGee alley-oop veya hücum ribaundu tamamlamak haricinde sayı ürettikleri maçların gecesinde parti veriyorlar. Zaten baştan beri Amerika'nın savunmaya ağırlık verip koşması gerektiğini yazıyordum, artık bunu yapmazlarsa gruplarda bile elenbilirler diyorum (evet abarttım).

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Shaq Boston'da

Dün gece henüz kesinleşmiş birşey yoktu, birkaç kaynaktan birden alınan duyumlara göre Shaq, Celtics ile anlaşmak üzereydi. Az önce çıkan habere göre bu gerçeğe dönüştü. Koca oğlana, Jimmy Kimmel "Lakers'dan sonra Celtics forması giymek garip gelir mi?" diye sormuştu iki gün önce. Shaq da "Hayır tam tersi, o takıma tam uyacağımı düşünüyorum" demişti. O zamandan belliydi belki de Boston'a gideceği. Sonuç olarak Shaq veteran minimum kontratına yani iki yıl için 3 milyon dolara imzayı atmış.

Shaq'in gelmesiyle Celtics pota altı fazlasıyla kalabalık olacak. Garnett, Glen Davis, Jermaine, Perkins ve şimdi de Shaq. Tabii Semih'i de unutmayalım! Ayrıca hesaplamadım ama Celtics'in yaş ortalaması Shaq ile birlikte 29-30 civarına falan gelmiş olabilir. Tek tek oyuncuların playofflar'da yaptığı maçların sayısını toplasanız ortaya eminim saçma bir rakam çıkacaktır. Tecrübe dediğiniz önemli de, toplam 300 playoff maçı oynamış olsalar bile ayağı yerden kalkmayan iki tane O'Neal almak ne kadar mantıklı acaba? Tamam Perkins Ocak ayına kadar yok çok büyük ihtimalle ama yine de, herkes sağlıklı iken nasıl bir rotasyon kullanılacak ki? Ayrıca Shaq hücumda tarihin en dominant performanslarına imza atarken bile savunması üst seviyede değildi. Dev pivot, pick & roll savunmasında dünyanın en kötü pivotlarından biri hatta belki de birincisidir. Sadece boyalı alanı kapama görevini yapabilir. NBA'de fazlasıyla kullanılan pick & roll'a karşı ne yapacağı tartışılır. Kendisini 'savunma' ile tanımlayan Celtics, Shaq'in bu açığını kapatabilecek mi? Özellikle de Thibodeau gitmişken.

Bu soruların neredeyse hepsi hakkındaki görüşüm negatif. Shaq eskiden savunmada ortalama bir düzeyde olmasına rağmen, hücumda karşısına çıkan herkesi yerle bir ederek takımına maçları kazandırıyordu. Artık 38 yaşına gelmiş Shaq'in hücumu da son derece problemli. Kilosu ve gücü sayesinde rakiplerini 1-2 metre boyunca boyalı alanın içine itebilse de, bu mücadeleden sonra yoruluyor ve gelen darbeler sonrasında eskisi gibi smaçlar yapamıyor, hatta onu geçtim topu potaya dengeli bırakamıyor. Geçtiğimiz sezon birkaç kere potanın dibinden bomboş pozisyonda kaçırdığına şahit oldum Shaq'in ve baya şaşırdım... Zaten LeBron gibi pozisyon hazırlayan bir oyuncuyla oynamasına rağmen; geçtiğimiz sezon, 18 yıllık kariyerinde çaylak senesinden beri en düşük saha içi isabetine sahip olması, durumu gözler önüne seriyor. Yani Shaq'in çok büyük katkıda bulunacağını sanmıyorum Celtics'e kısacası.

Yani olur da bir kez daha Lakers ile final oynamaları durumunda daha fizikli bir pota altı ile rakibe karşı koymayı düşünüyorlarsa bile, bu plan ne kadar tutar şüpheli. Birer yıl daha yaşlanacak olan Pierce - Garnett- Allen üçlüsü, 38'lik Shaq ile kupaya uzanabilir mi? Açıkçası hiç sanmıyorum, hatta yeniden Finaller'e ulaşmaları bile başarı olur bence.

Son olarak da, Perkins'in sakatlığıyla biraz dakika bulma şansı doğan Semih Erden'in ekstra sakatlıklar olmadıkça bench'ten kalkmayacağı kesinleşti diyebiliriz.

Johan Petro da Zengin Oldu

Olsun yahu, vallahi gözümüz yok. Ama biraz da hak etseydi bari. Kariyeri boyunca lige tutunma çabası içinde olan, bulunduğu takımın seviyesine bağlı olarak ya kenardan gelip 15 dakika civarında süre alan yada garbage time’da bulduğu sürelerle istatistiklerini biraz olsun düzeltmeye uğraşan bir adamdı Johan Petro. Boyu ve atletizmi en büyük avantajı olup bunların haricinde ne artıları var diye sorsanız fena bir ribauncu değil diyebileceğim belki... En azından ben bu şekilde bir oyuncu olduğunu sanıyordum ama yanılıyormuşum belli ki. Zira kimse benim yukarda saydığım özelliklerdeki bir oyuncuya 3 yıllık 10.5 milyon dolar vermez, veremez. Artık Nets kendisinde nasıl bir cevher gördü de sezon piyasası için ufak ama Petro için hayli yüklü olan bu kontratı yaptı onların bileceği iş. Belki karakaşına kara gözüne vurulmuşlardır.

Açıkçası yanlış transfer politikasının en güzel örneklerinden biri oldu bu hamle. Ne umduk ne bulduk derler ya, aynen o şekilde bir off-season geçiriyor Nets. LeBron-Bosh'u çok da gerçekçi olmayan bir şekilde bile olsa hayal ederken, Farmar-Petro gibi isimlere razı oldular. (Outlaw ve Morrow transferlerini ayrı tutuyorum, çünkü bu isimler hakkındaki düşüncem o kadar da olumsuz değil ama Outlaw'un aldığı para da fazla mesela). Hedefteki oyuncuları alamayınca gözünü kapatıp sayışma tekniğini kullanarak kadroyu şekillendirdiler gibi görünüyor. Halen hamle yapabilecek kadar geniş bir cape sahipler olmaları, Petro transferini biraz olsun makul karşılamamızı sağlayabilir, ama kim kaldı ki serbest oyunculardan şöyle iş yapabilecek, geldiğinde takımı bir seviye yukarı taşıyabilecek...

Bırakın Yaram Kahnasın

Hafif Fotomaçvari bir başlık atalım ki haberin içindeki sinir bozucu etki azalsın. Bir insan evladı yönetiminde bulunduğu takıma ne kadar zarar verebilir ki diye düşünüyorum, David Kahn bu konuda her bir hamlesiyle ufkumu genişletmeye devam ediyor. Önce Darko, ardından Jefferson, ardından Ridnour ve daha niceleri... Son 2 ayda yaptığı saçmalıkları sıralasak buradan Minnesota’ya yol olur. Ancak son bombasına değinelim biz. Geçtiğimiz hafta Sessions-Hollins karşılığında Cavaliers’tan Telfair-Delonte ikilisi takas edilmişti. Ancak gelen son haberler Delonte’nin serbest bırakıldığı ve Telfair’in de takas edilebileceği yönünde. Mevcut kadroda, geniş rotasyonda Delonte ve Telfair’in forma şansı bulamayacağını mı düşündü kimbilir… Şaka bir yana düşünüyorum düşünüyorum aklım almıyor bu hamleleri. Halihazırda kadrondaki tek 2 numara Ellington iken ve sen, Delonte gibi Minnesota’da 1 numaranın yanı sıra, şutör guard da oynayabilen ve bu boşluğu fazlasıyla doldurabilecek bir oyuncuyu takas etmişken, pat diye serbest bırakıveriyorsun. Akıl alır şey değil. Üstüne bir de muhtemel Telfair kaymağı, hem de Flynn’in sezon açılışını kaçırması söz konusuyken… Takımdaki oyun kurucu sayısı çift hanelerdeyken bir anda Ridnour tek başına kaldı. Minnesota taraftarı önümüzdeki sezon salona kafada huniyle gelirse şaşırmam.

3 Ağustos 2010 Salı

LeBron 2 Aralık’ta Cleveland’da

Başlığın yaratabileceği karmaşayı engellemek adına hemen açıklayayım durumu. Tahmin edeceğiniz üzere LeBron’un eski takımına döndüğü falan yok. Başlığın sebebi, 2 Aralık Perşembe gecesi oynanacak olan Cleveland-Miami karşılaşması. Muhteşem üçlüyü aynı forma altında ilk kez izleyecek olmanın uyandırdığı merak bir yana Cleveland’da oynanacak olan Heat-Cavaliers maçı ve Cavaliers taraftarının LeBron’a vereceği tepki de büyük bir heyecanla bekleniyordu. Ve beklenen tarih 2 Aralık olarak belirlendi. 2 Aralık’ta LeBron yeniden Quicken Loans Arena’ya ayak basacak, fakat bu kez Miami formasıyla, deplasman takımının bir oyuncusu hüviyetinde. Maçın yayınını da TNT üstlenmiş.

Spor izleyicilik hayatımız boyunca Figo gibi, Tümer gibi, Emre Belözoğlu gibi örnekleri gördüğümüzden dolayı, bazen aşağılayıcı, bazen olumlu, bazense çok yaratıcı taraftar tepkilerine şahit olduk benzer durumlarda. Bakalım, Cavaliers organizasyonu salondaki tema müziklerinde konuşturduğu zekayı, LeBron’a karşı nasıl gösterecek. Merakla bekliyoruz…

Amerika Fire Vermeye Devam Ediyor

Yıldızları şampiyonaya gelmek istemeyen ve ardından kadrodaki önemli oyuncularından Lee ve Amare'yi kaybeden Amerika'da şimdi de koç Mike D'Antoni affını istemiş milli takımdan. Belindeki ağrılar sebebiyle şampiyonaya katılamayacakmış. Uzun mesafeli uçak yolculuğu belinin daha kötüye gitmesine neden olabilirmiş. Onun görevini Jay Triano sürdürecekmiş. Bana kalırsa bu iki koç arasında dağlar kadar fark var. D'Antoni'ye gıcık olsam da, bu kabul edilmesi gereken bir gerçek diye düşünüyorum. Özellikle işin hücum tarafında çalıştırdığı bütün takımlara kattığı varyasyonlar ve oturttuğu mentalite ile fark yaratıyordu D'Antoni. Oyuncu kadrosunda aldıkları darbeler yetmiyormuş gibi bir de şimdi İtalyan asıllı koçtan yoksun olacaklar. Ben İspanya veya takım kimyasını iyice yakalamış bir Brezilya'nın şampiyonluğa ortak olduklarını düşünüyorum bütün bu eksikler nedeniyle.

Ayrıca, nasıl bir şampiyona düzenliyoruz biz ya? Bu kadar lanetlenmek için ne yaptık? Bir sürü oyuncu olimpiyatları daha çok önemsediği için gelmiyor onu anladık da azımsanmayacak bir kısmı da sakatlandkları için gelemiyor.