Suffisamment
2 hafta önce
Çaylak sezonundan itibaren tam 3 sene takip ettiğim bir isimdi Taurasi. Daha önce blog'da yazdığım gibi WNBA'ee son 2 senedir playofflar'da bakıyorum sadece o kadar. Gerçi 2008'de de biraz izlemiştim normal sezonu ama konumuz Taurasi... Burada oturup başarılarını osunu busunu, istatistiklerini vs yazmayacağım Taurasi'nin, google'a Taurasi yazarsanız çıkıyor zaten. Sadece bilgi olsun diye; iki WNBA, üç Euroleague şampiyonluğu, bir WNBA normal sezon, bir WNBA Finalleri, iki de Euroleague MVP ödülü olduğunu söyleyip, görüşlerime geçeyim.
Serinin Garden’da oynanan 3. maçına benzettim ben bu maçı. İlk çeyreğini bir kenara koyarsak, geri kalan maç boyunca Celticsliler ne attıysa girdi. Savunmada çare üretemeyen Cavs’ın şaşkınlığı hücuma da yansıyınca fark bir anda açıldı ve maç da bir anda bitti.
Yukarda gördüğünüz gibi Celtics’in 4 önemli ismine de değinmek istedim, çünkü bireysel olarak hakkını vermem gerektiğini düşündüm bu isimlere (toplamda 80 sayı attılar). Peki, buna rağmen Cavaliers kazanamaz mıydı? Bence kazanabilirdi, nedeni basit. Tüm bu üst düzey performanslara ligde kafa tutabilecek tek bir oyuncu var o da Cavs kadrosunda. Ama LeBron, belki de Quicken Loans Arena’daki son maçında 3/14 saha içi isabetiyle oynayıp 15 sayı atabildi. Bu durumun oluşmasında Celtics savunmasının katkısı %20 yoktur. Zaten çok uzağa gitmeye gerek yok, aynı savunmaya LeBron’un 3. maçta bir çeyrekte neler yapabildiğini görmüştük. Bu maç ise inanılmaz bir isteksizlik vardı adamda. İlk başlarda arkadaşlarının da devreye girmesini istiyor, o yüzden kendini geri planda tutuyor diye düşünmüştüm, ama maç devam ettikçe gördüm ki durum öyle değilmiş.
LeBron sabaha karşı oynanan ve Celtics'in 120-88 kazandığı maçın sonunda taraftarların takımı yuhalamasını normal karşılamış. Joe Johnson'ın aksine, bana göre doğru bir yaklaşımda bulunduğunu söylemeliyim. Ama işin ilginç yanı LeBron gerçekten sanki aklı başka yerdeymiş gibi oynuyor. LeBron'un koca bir yarıda saha içi isabeti bulamadığı bir maç düşünün? İşte Celtics'e karşı böyle bir LeBron izledik. Celtics 16-0'lık seri yaparken pek ortalıkta gözükmedi. Daha sonra belki bol bol serbest atış çizgisine gitti ama bu yeterli değil. Beklenilen kadar agresif bir LeBron yoktu sahada. Celtics'in savunmasını övenler de olacaktır bu konuda ama 2008'de Celtics rakipleri maç başına 70 sayıda (tamam biraz abarttım) tutarken bile LeBron neler yapıyordu hepimiz biliyoruz. Bir problemi var LeBron'un ama ne? Israrla dirseğinin iyi durumda olduğunu söylüyor, o zaman kafasında bazı şeyler net değil. Zaten parkede de bildiğimiz ateşi, hırsı ve isteği yok gibi gözüküyor. Kim bilir belki de ayrılmayı kafasına koymuş durumda. 2007 Finalleri'ndeki gibi kendisine şut imkanı tanınınca rakibi sadece şutla yenmeye çalışan bir LeBron göreceğimiz aklımın ucundan bile geçmezdi. Eh Cavs'in %70'ini LeBron oluşturduğu için de, havaya girmiş ve 3 süper yıldızın hücumda kendini bulduğu bir Celtics'e karşı yenilmeleri kadar doğal birşey olamaz. Şaşırtmaya devam ediyor LeBron. Kazandıkları 2 maçta Celtics savunmasını hiçe sayarken, kaybettikleri maçlarda %50'sini bile ortaya koymadı. Altıncı maçta yumurta kapıya dayandığı için bu kadar umursamaz olmayacaktır diye düşünüyorum ama iş işten geçmiş olabilir. Belki de Cavs formasıyla Quicken Loans Arena'dan son kez yuhalanmalar ve protestolar eşliğinde ayrılmıştır.
Aslında rekor mu değil mi emin değilim, ayrıca gece maçı da izlemedim (önceki 3 maçtan toplam 6 çeyrek izlemek yetti de arttı bile) ama Magic'in dün gece elde ettiği istatistiklere bakınca şaşırmamak elde değildi. Hawks'u süpürdükleri 4. maçta toplam 65 şut denerlerken, bunların tam 37'sini üçlük olarak kullandılar. Aslında 37 başlı başına yüksek bir rakam ama elbette rekor bu değil. Benim bahsettiğim şey farklı. Magic dün gece şutlarının yarısından fazlasını üçlük olarak potaya atmakla kalmadı, üçlük/toplam şut oranında %57 gibi akıl almaz ve absürd bir rakama ulaştı. Ufak bir araştırma yaptım, ne son 25 normal sezonda ne de son 20 playoff'ta buna benzer bir istatistik bulamadım. Üstelik Magic'in üçlük aşkı sadece bununla da kalmıyor. Bobcats'e karşı süpürgeleri çıkardıkları maçta da kullandıkları 67 şutun 33'ü üç sayılık atışlardı ama orada en azından serbest atışların (42 kere gittiler çizgiye) bu orana biraz etkisi vardı. Bu üçlük aşkı konusunda daha önce birşeyler karalamıştım. Magic'in playofflar'da rakip potaya gönderdikleri topların %41'i üçlüktü. İnanılmaz yüksek bir rakam bu. Formdayken ve şutlar girerken herşey güllük gülistanlık ama şutlarda biraz problem yaşadıklarında, karşılarında da üst düzey bir takım varsa kaos ortamı oluşabilir. Şimdiden uyarmak lazım belki de Magic oyuncularını. Amerikalılar'ın deyimiyle "Şutlarına aşık olmamaları gerekiyor."
12 Mayıs Çarşamba 03:00 (NTV Spor) / Boston Celtics - Cleveland Cavaliers
Birinci turun yarı finallerden daha çekişmeli geçtiği garip bir playoff dönemindeyiz. Suns-Spurs ve Lakers-Jazz serileri sonuçlarına göre daha çekişmeli geçti ama dört maçta sona ermeleri taraftar hariç herkes için hayal kırıklığı oldu. Doğudaki Cleveland-Boston serisi mücadele açlığımızı biraz doyuracak diyorduk ama diğer taraftan Atlanta basketbol aşkımızı öldürmek için ant içmişti.
Sadece 5 şut kullanıp hepsinde isabet bulan Howard 3 kere faul çizgisine gitti. Ayrıca bir zamanlar top alamadığı için haklı olarak itiraz ederken bu maçta topu coşan dış oyunculara vermeye daha istekli gözükmesi ne kadar odaklandığının işareti. Ayrıca kendisi maç ortasındaki bilgiye göre bir playoff serisinin en yüksek yüzdeyle şut atan oyuncusu oldu, tebrikler buradan. 7 top kaybı yapması tesadüf değil bu durumda ama top dolaşımındaki katkısı büyüktü. 12’de 7’yle oynayan Carter 22 sayıyla maçın lideri oldu, arada perde isteyip attığı şutlar dışında onun da hücum sistemine aykırı pek bir hareketini göremedim. Bir zamanlar gerçek oyun kurucu olmadığı için beğenmediğim Jameer Nelson bile topla oynarken takımına zarar vermiyor. 27 asist yapan takımında 9 asistle başı çekti kendisi. Hawks oyuncularından Johnson yine felaket, 15’te 5’le 14 sayı. Crawford da 15’te 5 attı ama faul çizgisine daha fazla giderek 18 sayıya ulaştı. Bibby sadece 11 dakika oynadı. Tamam hiç formda değil ama 48 dakikanın sadece 11’ini oyun kurucusuyla oynadı Hawks takımı. Hücumdaki niyetlerini çok iyi açıklıyor bence bu durum.
Hatırlarsanız, Joe Johnson Atlanta'da oynanan serinin 3. maçından sonra taraftarlara laf sokmuştu. Bu sabah elendiler, şimdi sadece ortalamalarını vereyim Joe'nun:
11 Mayıs Salı 03:00 (NBA TV) / Orlando Magic - Atlanta Hawks
Fotoğraf 2-3 gün öncesine ait ben dün gördüm ama gündem yoğundu anca paylaşıyorum. Yazın yola ufak da olsa bir şampiyonluk umuduyla çıkan, All-Star arasında Butler ve Haywood ile daha da inanan ancak ilk turda elenerek hayalleri yıkılan Nowitzki, bu sezonu unutmak için baya sağlam içiyor. Yarasın. Bu çabaları sonunda unutamazsa belki de kendisini serbest oyuncu olarak görürüz...
10 gün kadar önce biri bana konferans yarıfinallerinin ilk biten serisinin bu olacağını söylese galibin Spurs olacağını iddia ederdim muhtemelen. Çünkü Suns’ın Spurs’ü süpürme ihtimali, şampiyon olma ihtimalinden bile düşüktü benim gözümde. Bu yazıma da serinin genel gidişatını ve bu sonucun nedenlerini irdeleyerek başlamak istiyorum. Seri öncesi favorim Spurs’tu. Sonuçta, son 5 playoff maceranızın 4’üne son vermiş bir takım var karşınızda, en iyi döneminizde dahi kafa tutamadığınız, hatta belki zorlayamadığınız bile... Peki ne oldu da bu seri 4-0 bitti. Tamam, Suns playofflar öncesi en formda takımdı belki. Utah’a ve Denver’a 20 vurup öyle girdi playofflara, ancak Spurs’u 4-0 geçmenin açıklaması sadece formda olmak olmamalıydı.
Dünkü maça değinecek olursak, galibiyetin anahtarı dış şutlar oldu Suns adına. 10/24 isabet oranıyla oynadılar üç sayı çizgisinin gerisinden. Özellikle Nash ve Dudley’in (her ikiside 3/3 ile oynadı) dış şutlarına engel olamadı Spurs. Savunma tarafında Hill, Richardson ve Frye’ı durdurmayı başardılar, fakat Suns’ın seri boyunca olduğu gibi dün de hücum silahları hiç bitmedi. Önceki maçta hücumda pek de isteneni veremeyen Amare, dün geceyi 29 sayıyla tamamladı. Gelelim Nash’e, 3. çeyreğin ortasında Duncan’dan yediği dirsek sonunda kaşı patlayan Nash, oyunu yarıda bırakmadı ve maça tek gözü kapalı şekilde dönerek karşılaşmayı 20 sayı-9 asist (son çeyrek 10 sayı 5 asist) ile tamamladı. Suns adına serinin en formda isimlerinden Dudley ise 6/7 şut yüzdesiyle attığı 16 sayının yanı sıra, 6 ribaund ve 4 asistlik katkı yaptı takımına. Ayrıca takımına serinin 2. ve 3. maçlarını kazandıran Suns benchi, dün gece de pek yüzdeli şut atmasa da 41 sayı üretti.
2010 FIBA Dünya Şampiyonası’nda görmeyi merakla beklediğimiz yıldızlardan kötü haberler gelmeye devam ediyor. Bu seferki talihsiz şehrimiz ise Kayseri. Maalesef Kayserili basketbol severler bu yaz Andrew Bogut’u izleme şansından mahrum kalacak. 3 Nisan’da oynanan Phoenix Suns maçında kolundan çok kötü bir şekilde sakatlanan ve NBA playofflar'ını kaçıran Bogut, aynı sakatlığı nedeniyle Avustralya milli takımı adına 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda da görev alamayacağını açıkladı.
Anlaşılan o ki, bu seri boyunca efsane bireysel performanslar görmeye devam edeceğiz. Bu maçlık kahramanımız tabi ki Rondo. Can da zaten değinmişti ama yazmazsam içimde kalır. Seri başladığından beri zaten takımın açık ara en iyisiydi, ancak zaman zaman tek başına kaldığından, zaman zamansa Lebron’un masaya yumruğunu vurması sonucu takımının 2 mağlubiyetini önleyememişti. Dün gece oynanan maçta ise playoff kariyerinin, hatta bu seneki playoffların en görkemli, en janti performanslarından birine imza attı. Deron Williams, kendini ligin en iyi point guardı ilan ettiğine utanıyordur muhtemelen bugünlerde. Rondo dün gece attığı 29 sayıyla maçın en skoreri oldu. Yaptığı 18 ribaund ve 13 asiste ise, parkedeki herhangi bir ikilinin toplamları erişmiyor. 2 top çalmayla sahanın bu kategoride de liderlerinden biri olduğunu söyleyim, daha çok övmek adına kendisini. Son maçlarda Rondo’yu Parker ile savunduğunu yazmıştık Mike Brown’ın, yine öyle oldu. Ancak hesaplar bu kez tutmadı, Rondo yaptığı işleri o kadar basit gibi o kadar estetik gösterdi ki, sanki kendisini herhangi biri savunmuyor izlenimi veriyordu parkede. Önce attığı sayılarla takımının maça iyi başlayan rakibi karşısında oyundan erken kopmamasını sağladı, sonra ise sırasıyla Allen’i ve KG’i devreye sokup, takımın hücumda ritim bulmasını.
Cavaliers cephesinden konuyu ele aldığımızda ise; son maçta %60’lara dayanan saha içi isabet oranı %40’a düştü. Son maçta 124 sayı atan Cavs, bu maçta yalnızca 87’de kaldı. Bunun temel sebebine gelecek olursak; Celtics, Lebron’u önce iki Allen ile savunup, arkasından uzun desteği ile onu boyalı alana sokmamaya çalıştı. Tüm bunlar bence Lebron’u durdurmak için yeterli değil. Esas nokta, dünkü maçta Lebron’un şut ritmini bulamamasıydı (18’de 7 ile şut attı) ve bu durum takımına da sirayet etti. Tam 17 top kaybı yaptılar ve bu top kayıplarının önemli bir kısmı(özellikle ikinci yarıda), potalarına fastbreak sayısı olarak geri döndü.
Manu Ginobili burnun kırılmasına rağmen oyuna devam edip Mavs'e karşı maçın kazanılmasında önemli rol oynamıştı ve burada çok övmüştüm kendisini. Şimdi sırada Nash var... Duncan'ın dirseği sonucu tek gözü kapanıp (kaşına 6 dikiş atılıp) Tepegöz'e dönmüşken adeta, son çeyrekte 10 sayı, 5 asist ile maçı Suns'a getiren adam oldu. Pozisyonun videosu aşağıda... Nas'in attığı her sayı, Spurs'ün Suns'ın ensesinde olduğu anlarda geldi ve Suns süpürdü bir güzel Spurs'ü. İlk turda Mavs'e karşı ufak çaplı bir sürpriz yapan Spurs, daha büyük bir sürpriz sonucu 4-0 ile elendi. Suns yoluna devam ediyor, Cyclops Nash sağolsun.





Bilmeyenlere hemen istatistiklerini vereyim Rondo'nun: 29 sayı, 18 ribaund, 13 asist, 2 top çalma. Triple double hem de en sağlamından. Tamam biliyoruz istediğin zaman ligin en iyi ribaund alan guard'larından biri hatta belki de birincisi oluyorsun (hadi Kidd'i saymayalım). Bunu geçtiğimiz sezon Garnett'in olmadığı playofflar'da gördük ortalama 10 ribaund aldın. Ama Garnett varken (dizi yüzünden %50 bile olsa) 18 ribaund nasıl bir rakamdır Rondo'cuğum? Hele Garnett, Allen, Pierce ve Perkins'in toplam aldığı ribaund 16 iken... Triple double yaptığı kategorilerin hepsinde maçın lideri aynı zamanda. Kimse onu geçemedi, LeBron bile (22-9-8). Zaten takımın yaptığı toplam 19 asistin de 13'üne imza attı. Hele LeBron'u bakkala gönderdiği bir bel arkası pası vardı ki, yarın kesin en iyi hareketlerde olacaktır. Kısacası abarttı Rondo. Tek başına maçı kazandırdı. Pierce'a ihtiyaç var diye yazmıştım eğer Celtics kazanacaksa ama o 9 sayıda kalmasına rağmen Celtics kazandı. Tabii Rondo'nun böyle oynayacağını kim tahmin edebilirdi ki? Bunun yanında maçın kazanılmasında önemli bir faktör olacağını düşüneceğimiz üçlüklerde Celtics 14'te 1 attı. Sezon içinde bu kadar kötü dış şut attıkları zaman garip yenilgiler almışlardı ancak bugün rakip Cavs olmasına rağmen galip geldiler. Bunun tek bir sebebi vardı: Boyalı alanı delik deşik eden ve arkadaşlarına da pota dibinde bol bol pozisyon hazırlayan Rondo...
9 Mayıs Pazar 22:30 (NTV Spor) / Cleveland Cavaliers - Boston Celtics
Atlanta’nın bu sezon playoff maçlarını, ben yazmaktan usandım, eminim ki siz de okumaktan usanmışsınızdır. İnanılmaz bir şekilde bu konuma kadar geldiler. Aslında geçen sene de Cleveland’a süpürülmüşlerdi; fakat bunu o zaman sakatlıklarına ve Cleveland’ın formuna vermiştik. Peki bu sene ne oldu da kadrolarına Crawford gibi etkili bir 6. adam almışken, şu an süpürülmenin bir adım uzağındalar? Aslında sorun çok çok derinde yatıyor.
Can, Joe Johnson’ın durumundan şurada bahsetmişti. Biraz da ben açayım konuyu. Bildiğiniz gibi bu sene JoJo’nun kontratı doluyor ve serbest kalıp, muhtemelen başka bir takıma gidecek. Hali hazırda Suns dedikodularını duydum; ama ne kadar doğrudur bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey varsa; o da playofflardaki bu oyununun ona milyon dolarlara mal olacağı. Şu takımda süper yıldız olarak tanımlanan tek oyuncu. Takımın %35 ile attığı gecede ondan katbekat daha fazla katkı yapması beklenirken, 15’te 3 ile atarak bu yüzdenin oluşmasındaki en büyük etken oldu. Serideki ortalaması zaten ayrı bir tez konusu. %29 şut yüzdesi,12.3 sayı ortalaması “süper yıldız” diye tanımlanan bir oyuncu için yakışmayacak rakamlar. Elbetteki kendine alıcılar bulacaktır; ama ben onu takımına dahil etmek isteyen bir yönetici olsaydım; düşüncelerim Can’ın fikirlerine paralel olurdu. Kendisine zor zamanlarda güvenilmeyeceğini tekrar gösterdi ve ayrıca maçtan sonra seyirci için yaptığı açıklamalarla da zihinsel açıdan da bu yükü kaldıracak bir oyuncu olmadığını gördük.
Howard ‘ın bu seride şöyle derinden bir oh çektiğini de hatırlatmak gerekiyor. İlk turda Bobcats karşısında inanılmaz gergindi, ayrıca hakemlerinde enteresan kararları doğrultusunda kenardan bir türlü kalkamamıştı. Bu seride de olmadık fauller çalındı Superman’e; fakat Howard bunlarla yaşamayı çözdüğünü gösterdi dün geceki performansı ile. Maçı 21 sayı ve 16 ribaundla tamamladı. Atlanta pota altının zaten çok etkisiz kaldığını yukarıda belirtmiştim; ancak en azından Howard’a iki oyuncu getirdiklerinde onu tutmalarını beklerdim. Hawks onu bile yapamadı. Howard’ı da tebrik etmek lazım, ne iki ne üç oyuncu tutamıyor dev pivotu. Hatta yazıyı da şu ilginç istatistikle bitireyim: Orlando’nun süper yıldızı, bu 3 maçta bir oyuncu ile savunulduğu süre içerisinde 51 kez topla buluşmuş, 19’da 15’le 47 sayı üretmiş ve 25 kez faulle durdurulmuş. Daha da ilginci iki veya üç oyuncunun savunması altındayken 33 kere topla buluşmuş, 8’de 7 ile 24 sayı üretmiş ve 10 faul çalınmış Atlanta'ya bu süre içinde. Bu istatistik Hawks’ın savunma konusunda da dersini hiç çalışmadığını çok net gösteriyor zaten.