Suffisamment
2 hafta önce
Gecenin doğudaki mesaj maçına iki takım da beklenenden iyi hücum performanslarıyla başladı. Celtics, ilk çeyrekte Ray Allen’ın önderliğinde 33 sayı atarken Cleveland’ın da 8’ini Mo Williams’ın attığı 24 sayısı vardı. İki takım da skorlu başlıyorum tabii ama bunlardan savunmada ve hücumda sorun yaşamayanı Boston’dı. Lebron asiste yönelik oynasa da şutlarında hiç isabet bulmadı ve inatla şuta yönelik oynadı. İkinci çeyrekte de ne James ne Jamison istedikleri performansı veremeyince Cavs hücumu tıkanıp kaldı. Hücumda ekstra katkı veren tek isim Ilgauskas’tı, ayrıca kendisi ilk yarıda Boston’lıların rahatça skor ürettikleri pota altını da kapattı ancak Boston’ın yine ilk yarıdaki kadar iyi skor üretmesi farkın iyice açılmasına neden oldu. Hickson’ın top kaybından sonra oyun süresini topu almayarak bekleten Rondo’nun üstüne gidilmeyince o da üçlükle kapadı ilk yarıyı ve skoru 64-49’a getirdi. İlk yarıda tam skorun belirttiği şekilde bir Celtics üstünlüğü vardı diyebilirim. Savunmada hiç kendi kimliklerini yansıtamadılar ve hücumda da Celtics’e karşı çok zorlandılar. Jamison şutlarında ve serbest atışlarında iyi bir isabet oranı sağlayamadı. Genelde hareketliliğiyle rakibinin canını yakan Hickson da aynı olanağı bu maçta hiç bulamayınca şuttan başka şey deneyemedi. Doğal olarak izlerken bu üstünlüğe hiç şaşırmadım. Bir tek Ray Allen’ın şut performansı her maçta aynı olmayabilir ancak o da Cleveland savunmasının uyumadığı anlamına gelmiyor.
Farkın azaldığı bölümde şut bile kullanamayan Ray Allen’ın üçlüğüyle Celtics taraftarı rahatlasa da hakemler Anthony Parker’ın kaçan üçlüğünde ribaundu alan Tony Allen’ı, topa potanın üstünde müdahale etmiş olarak görünce Cleveland üç sayı daha kazandı. Tekrarını görünce anladık ki karar yanlışmış ama o pozisyonda Parker’a da ufak bir faul yapılıyor. Hakemler doğru kararı çalmayıp yanlış karara düdük çıkarmış yani. Eğrisi doğrusunu bulmuş oldu. Bir sonraki pozisyonda Tony Allen, Rondo’nun güzel pasını sayıya çevirince fark tekrar 3’e yükseldi ve sahanın diğer tarafında Celtics, LeBron’a taktik faul yapmayı seçti. LeBron’un tekini kaçırdığı serbest atışlara Paul Pierce da 2’de 1’le karşılık verince fark değişmedi. Boston’lı oyuncular LeBron’a bir faul daha yaptılar, LeBron bunların yine birinde isabet bulabildi ancak kaçan serbest atışta ribaund mücadelesine giren Perkins’e faul yapılınca ikisini de kaçırdı genç pivot ve topu alan LeBron, pozisyonda 2’ye 2 hızlı hücuma çıkarken ve çembere rahatlıkla gidebilecekken çok çok yanlış bir kararla üçlük atmayı seçince ve isabet bulamayınca maçı kazanan ekip Celtics oldu. Deplasman takımları zaman zaman maçı kazanmak ister bu tip son saniye toplarında, uzatmaya giderse "Ev sahibi takım avantajlı olabilir" diye. Ama LeBron’un bu son üçlüğü denemeden önce maçta çizginin gerisinden 8 denemesinde hiç isabet bulamadığını ve normalde de yüksek yüzdeyle atan bir isim olmadığını belirtmek lazım.
Günün hayvan performansı:
Kevin Durant Lebron’un sonradan azmanlaştığı maçı görünce sayı krallığı yarışında geri kalmamak istemiş olsa gerek, Timberwolves potalarına 22’de 13’le tam 40 sayı göndermiş. Aynı maçta başka çok etkileyici istatistik, top kaybı yapmaktan pek çekinmeyen Westbrook’un kariyer rekoru olan 16 asistinin yanında sadece tek top kaybı yapmış olması. Son zamanlarda az top kaybı yapmayı öğrendi gibi ama bu uç nokta olmuş herhalde. Minnesota’da Ryan Gomes ve çaylak Flynn’in 22 sayılık çabalarına rağmen Thunder 3. çeyrekte biraz zorlansa da genel olarak rahat bir maç çıkarmış Minnesota karşısında ve 108-116’lık galibiyetle ayrılmış sahadan.
Kaç maçtır canını dişine takan Manu bu gece yine coştu ve Lakers’ın canını 32 sayı 5 ribaund 5 asistle yaktı. Kendisinin ne yaptığını istatistikleri düpe düz belli etmiyor yine çünkü ne yaptıysa son çeyrekte yaptı. Yanlış hatırlamıyorsam 3. çeyreği 15’te 5 gibi bir yüzdeyle bitirmişti, o zamana kadar takımı sürükleyen Duncan ve Lakers’a yaptıkları müthiş savunmaydı. Son çeyreğin başlarında Gasol ve o ana kadar kendi standartlarının altında oynayan Kobe’yle birlikte Los Angeles ekibi bir seri yakalayıp maçı ortaya getirdi ama Manu’nun buna izin vermeye niyeti yoktu. Kritik anlarda attığı üçlükler, potaya giderek bulduğu sayılarla takımını sırtlayıp farkın yine istedikleri konuma gelmesini sağladı. Zaten Hill’in sakatlanmasıyla topu maç boyunca taşıyıp oyunu kuran kendisiyken bunları yapmasından çok etkilendim.
Boşa kürek çekenler:
Günün X-faktörü:
Bizimkiler
4 Nisan Pazar 20:00 (NTV Spor banttan 22:15) / Cleveland Cavaliers - Boston Celtics
Kariyerini tek bir takımda geçiren nadir oyuncular arasında olmasına artık neredeyse kesinlik kazanan Kobe, Lakers için ruhuyla mücadele ederken...
Suns'ın 10 civarı farkla geride olduğunu görünce, "Açayım bakayım Bucks ne yapıyor?" dedim. Henüz 6-7 dakika geçmişti ki, Bogut sakatlandı. Hem de izleyince, içinizi fena yapacak, kolay kolay bakamayacağınız bir şekilde... Sağ kolunun üzerine düştü ve dirseği yerinden çıktı. Oden'ın dizini hatırlayanlar vardır, onun gibi dirsek bölgesinde bir boşluk varmış gibi gözüküyordu. Önce kolunun kırıldığı zannedildi, sonra dirseğinin çıktığı açıklandı ve bu da "iyi haber" olarak lanse edildi. Daha önce hiç görmediğim ve duymadığım bir sakatlık olduğu için biraz araştırdım, en az 6 haftada iyileşen bir sakatlıkmış ve hatta tamamen iyileştiğinde bile dirseğin bükülebilme açısı 10-15 derece kadar daralabiliyormuş. Bu sonuç, oyununu bile etkileyebilir, çünkü daha çok kullandığı sağ dirseğinden sakatlandı Bogut (sol hook'ları da etkili ayrı). Yani belki de kırılsaydı daha iyiydi...
Kulüpten birinin dediklerine göre D'Antoni, T-Mac'in gelecek sene rotasyonda önemli bir parça olabilmesi için çok yol katetmesi gerektiğini düşünüyormuş. Sonuna kadar da haklı bana kalırsa. Bu sezon biraz zorunluluktan oynuyor T-Mac, tabii neler yapabileceğini de görmek istiyor Knicks. Ne olsa sadece ve sadece biten kontratı için alınmadı, bir ihtimal de olsa hala iyi ise gelecek sezon da takımda tutulacaktı. Ama T-Mac gelecek sezon All-Star seviyesine ulaşacağının garantisini verse de, "Eski T-Mac olacağım, buna dair şüphem yok" dese de, hiç ışık vermiyor.
3 Nisan Cumartesi 20:00 / Toronto Raptors - Philadelphia 76'ers
Kobe'nin bu sezonun sonunda 2011 senesindeki opsiyonunu kullanmayıp takımdan ayrılma ihtimali vardı ama bu ihtimalin sıfıra yakın olduğu aşikardı. Nitekim dün gece 2014'e kadar Lakers'la sözleşmesini uzattı. Üç senelik, 90 milyon dolar değerinde bir sözleşme bu. 2009'un sonlarına doğru Gasol ile 2014'e kadar anlaştığında bir yazı yazmıştım. Bu da o yazının devamı niteliğinde olacak, hatta aslında bu konuda hiçbir şey yazmasam da olur. Ama hatırlatayım: Şu durumda Artest - Gasol - Kobe üçlüsü 2014'e kadar, Bynum - Odom ikilisi ise 2013'e kadar Lakers'da kalacak gibi gözüküyor. NBA'de şampiyon olacak kalitede kadroya sahip takımların azlığı göz önüne alındığında ve Lakers'ın daha 3 sezon bu kadroyla oynayacağı düşünülünce, bu önümüzdeki 4 playoff'ta en az 1 şampiyonluk görürüz herhalde Lakers'dan. Zaten her sezon Batı'nın ilk 2-3'ünde yer alırlar sakatlık sorunlarıyla boğuşmazlarsa.
3 Nisan Cumartesi 02:00 (NBA TV) / Milwaukee Bucks - Charlotte Bobcats
Neyi? Genç uzunlarına, özellikle de Hasheem Thabeet'e bir öğretmen tutmak istiyorlar. Sene başında Kareem ile anlaşmaya çalışmışlardı ancak Kareem bu teklifi kanser olduğu için reddetmek durumunda kalmıştı. Ama her işte bir hayır vardır derler ya, belki de Kareem'i alamamaları Memphis'e büyük fayda sağlayacak. Çünkü şimdi Dikembe Mutombo'yu yaz döneminde asistan olarak tutmayı planlıyorlarmış. O da Thabeet ile ilgileniyormuş ve ona yardımcı olmak istiyormuş. Herhalde Thabeet için Mutombo'dan iyi bir öğretmen bulunamazdı.
Günün hayvan performansları:
Boşa kürek çekenler:
Günün X-faktörü:
Takımını baltalayanlar:
Dün gece girdiğim haberdeki atışmalarda altta kalan LeBron James, başlıktaki gibi sert bir cevap vermemiş Kobe'ye elbette. Çünkü dün üzerine hararetli tartışmalar dönen haber 1 Nisan tuzağıydı =)
2 Nisan Cuma 03:00 / Orlando Magic - Dallas Mavericks