BIY AD

4 Mart 2010 Perşembe

3 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
David Lee, zayıf Detroit Pistons karşısında 21 sayı 18 ribaund 8 asist 3 top çalmayla hayvanlaşmış. Maça katkısı olmayan Knicks oyuncusu yok gibi; Harrington 26 sayı 8 ribaundluk performans sergilerken, T-mac 34 dakika sahada kalıp 21 sayı 7 ribaund 8 asistle triple double’ın kıyılarında gezmiş. İlginç bir şekilde New York’un oyun kurucu pozisyonunda maça başlayan isim Bill Walker’mış, o da 21 sayıyla ilk beş çıktığı ilk maçta kariyer rekorunu kırmış. Pistons’ın (Knicks karşısında olsa bile) skor üretecek hali yoktu zaten, üstüne New York’un %55’le şut atıp 31 asistle oynamalarına izin verince ortaya 104-126 gibi farklı bir skor çıkmış.

Carmelo’nun daha ilk çeyrekten 12 civarı sayısı vardı ama ben uykuya yenik düştüğüm için kalanını izleyemedim. İlk çeyrekte durmamış, aynı performansla devam etmese de 19’da 11’le 30 sayıya ulaşmış. 8 ribaund 5 asisti var ayrıca. Tabii onun için gayet normal bir performans ama bir süredir istenilen performansı veremiyordu, bu maç yükselişinin haberi olabilir. Aynı maçta Nene de 20 sayıyla zayıf Thunder pota altına üstünlüğünü kabul ettirmiş. Thunder cephesinde 14’te 5’le şut atarak 19 sayıda kalan Durant’in de 20 ve üzeri atma serisinin bittiğini belirtelim. Gerçi Amerikan medyası bundan sonra 19+’lara bakarsa şaşmam.

Amare de 16’da 12’yle 30 sayı atmış ve 14 ribaun almış Camby’siz Clippers karşısında. Phoenix maçı 3. çeyrekte kopartıp galibiyet elde etmiş. Bakalım yakaladıkları rüzgarı playoff’lara kadar sürdürebilecekler mi. Clippers’ın düştüğü durumu da Suns’a ribaundlarda 50’ye 30 ezilmeleriyle özetleyebiliriz sanırım.

Lebron James, New Jersey karşısında maça fazla ağırlığını koymadan 26 sayı 14 asiste ulaşmayı başarmış. Ona Hickson’dan 13 ribaund 20 sayı, Jamison’dan da 19 sayı 9 ribaundluk katkı gelince aksini düşünemediğimiz gibi New Jersey’den galibiyetle ayrılmış Cavs oyuncuları. Bu kadar rahat bir maçta Lebron’un 40 dakika oynamasını da Mike Brown’ın mazlum Nets seyircisine hediyesi diye yorumlayıp geçiyorum.

Görüldüğü gibi bugünün öne çıkan performansları biraz zayıf. Yine de Paul Pierce’in 26 dakikada 13’te 9’la 27 sayı atarak efektif bir şekilde takımının skor yükünü çektiğini eklemek istedim. Ona kenardan Robinson’ın 16 sayılık bir katkısı var. Maçta Charlotte’un deplasman fobisi tutmuş yine. Son zamanlarda formsuz olan Gerald Wallace kalkınamayıp, Stephen Jackson da 6’da 2’lik şut yüzdesiyle katılınca Boston karşısında galibiyet hayal olmuş. Bobcats oyuncuları %36’yla şut atmışlar, burada Celtics savunmasının da hakkını vermek lazım elbette. Öte yandan Boston ihtiyacı olan rahat galibiyetle birlikte ilk beş oyuncularını da dinlendirme şansı elde etmiş bu gece.

Boşa kürek çekenler:
Iverson’ın da oynamayacak olmasıyla ilk beşteki eski yerine kalıcı olarak yerleşen Lou Williams, Atlanta karşısında takımını adeta tek başına ayakta tutmuş. İlk 10 şutundan hiç birini kaçırmamış Williams, maçı da 15’te 11’le 30 sayı 3 ribaund 3 top çalma 3 asistle bitirmiş. Tabii kendisine skor yönünden ne fazla yardım eden isim 17 sayıyla Willie Green olunca karşılarındaki Atlanta ekibinin maçı kazanması zor olmamış.

Hornets adına en çok katkıyı sağlayan isimler yine takımın iki çaylağı olmuş ama tabii Chris Paul’suz bir yere kadar oluyor, bu maçı da kaybetmişler zaten Memphis’e. Collison’un 17 sayı 14 asist’i, Thornton’ın kenardan 25 sayısı var. Grizzlies’in en büyük silahı olan hücum ribaundlarına öyle fazla izin vermeseler de top kayıpları malubiyetin temel sebeplerinden olmuş.

Günün X-faktörü:
Hawks’ın rahat kazandığı maçta Marvin Williams, takımının en skorer oyuncusu olmayı başarmış, üstüne de 8 ribaund almış. Ancak söylenecek fazla şey yok, dediğim gibi Philly’e karşı hiç zorlanmamış Atlanta.

Channing Frye, kenardan gelip Clippers’a 23 sayı atmış, yanına da 3 top çalma eklemiş. Üçlük çizgisinden 10’da 7’yle oynayarak bir maçta en fazla üçlük isabeti bulma rakamını da geliştirmiş ayrıca.

Takımı baltalayanlar:
Sacramento oyuncuları, Houston karşısında takım olarak denedikleri 100 şuttan sadece 32’sinde isabet bulmuş. Öne çıkanlar Evans’ın 22’de 4’ü, Hawes’un 10’da 2’si ve Udoka’nın 12’de 3’ü. Houston savunmasını (özellikle yaptıkları genelde istatistik kağıdına yansımasa da bu maçta 7 blokla kariyer rekoru kıran Battier’yi) kutlamak lazım tabii ama Sacramento maçı bir şekilde kazanmayı başarmış. Daha doğrusu Landry eski takımını yenmiş diyelim çünkü takımının aksine iyi bir yüzdeyle 22 sayı atıp 10 da ribaund almış kendisi.

Thunder için de Kings’in benzeri bir olay var. Kristic 7’de 1, Westbrook 11’de 3’le oynamış; takım olarak ancak %32’de kalabilmişler Denver karşısında. Büyük oranlar yorgunluğun getirdikleri bunlar tabii ki.

Bizimkiler:
Ersan Washington’a karşı 13’te 7’yle 19 sayı 10 ribaund ve 6 asistle (kariyer rekoru) yüzümüzü güldüren bir performans sergilemiş. Tabii ki maç erken kopmuş ve rakamların bir kısmı bu bölümde gelmiş fakat 33 dakika sahada kalıp aldığı süreyi değerlendirmesi sevindirici. Koçundan da oyunun temposunu değiştirdiğiyle ilgili övgü almış Ersan. Darısı diğer millilerimizin başına.
Ayrıca maçtan ek not, malum takaslardan beri mücadele ederek galibiyetler elde etmeye çalışan Wizards, bu maçta tecrübe eksikliğinden çok çekmiş; 21 top kaybına karşı takım olarak sadece 18 asistle oynamışlar.

Bornova'nın Tyler Smith'i ile Larry Hughes'un Benzerliği

Bir basketbol sitesini dolaşırken farkettim, Bornova'nın yeni transferi Tyler Smith'in haberinde oyuncunun yakın plan resmini koymuşlardı. Smith'in gözünün altındaki dövme dikkatimi çekti: 2 damla gözyaşı... Bunu gördüğüm anda NBA'de Larry Hughes aklıma geldi. Onun da sol gözünün altında aynı dövmeden bulunmakta.

2006 yılının playoff'ları sırasında Hughes'un kardeşi doğuştan gelen bir kalp rahatsızlığı nedeniyle, 20 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Hughes bu haberin üzerine playoff sırasında takımından ayrılarak ailesinin yanına gitmişti. 10-15 gün kadar sonra takıma geri döndüğünde sol gözünün altında iki damla gözyaşı dövmesi vardı. Kardeşi için sürekli yas tuttuğunu ve onu andığını simgeleyen bir dövme.

Gözyaşı damlalarını gördüğüm anda Tyler Smith'in de hikayesinin benzer olduğunu tahmin etmiştim, ufak bir araştırmayla bunu doğruladım. Onun da babası 2007 sonbaharında kansere yenik düşmüş. Smith Babasının son dakikalarında yanında olmayı başarmış ve o günden beri gözyaşı damlalarının kalıcı olduğunu gösteriyor dövmesiyle. Ayrıca oğlunun ilk söylediği kelimeleri duyamadığı ve yürüdüğü ilk günü kaçırdığı için boynuna "Sacrifice" yani "fedakarlık" yazdırmış. Son olarak da ilginç bir not: Tyler Smith'in oğlunun adı Amare'ymiş, bildiğimiz Suns uzun forveti Amare Stoudemire'dan esinlenilmiş.

Kısacası Larry Hughes ve Tyler Smith'in benzerliği sonsuza kadar akacak olan iki adet gözyaşı damlası...

3 Mart 2010 Çarşamba

3 Mart Programı

4 Mart Perşembe 02:00 / Philadelphia 76'ers - Atlanta Hawks
4 Mart Perşembe 02:00 / Golden State Warriors - Orlando Magic
4 Mart Perşembe 02:30 / Detroit Pistons - New York Knicks
4 Mart Perşembe 02:30 / Cleveland Cavaliers - New Jersey Nets
4 Mart Perşembe 02:30 (NBA TV) / Charlotte Bobcats - Boston Celtics
4 Mart Perşembe 03:00 / Memphis Grizzlies - New Orleans Hornets
4 Mart Perşembe 03:00 / Washington Wizards - Milwaukee Bucks
4 Mart Perşembe 03:30 / Sacramento Kings - Houston Rockets
4 Mart Perşembe 03:30 / Minnesota Timberwolves - Dallas Mavericks
4 Mart Perşembe 04:00 / Oklahoma City Thunder - Denver Nuggets
4 Mart Perşembe 05:00 / Indiana Pacers - Portland Trail Blazers
4 Mart Perşembe 05:30 / Phoenix Suns - Los Angeles Clippers

Hiç vaktim yok maalesef, zaten Iverson ile ilgili birşeyler karalayacaktım ama onu da bu nedenle yapamadım.

Sadece şunu söyleyebilirim, Celtics'i yenerek gazı alan Nets bu gece kesinlikle Cavs'i yenecektir!!!!

NBA TV'de de izlemeye değecek bir maç var. The Garden'da olmasa daha iyi ollabilirdi. Ayrıca Thunder-Nuggets'ı da tavsiye ederim. Nuggets kağıt üstünde kazanmaya yakın taraf olsa da, Kevin Durant ile Carmelo'yu karşı karşıya izlemenin zevki yeter. Son olarak da Dwight Howard'ın Turiaf-Tolliver ikilisine karşı neler yapacağını merak ediyorum.

Kobe Yanlış Topun Peşinde


Link

Daha önce Garnett ve Evans'ın yanlış topun peşinde olduklarını resimlerle göstermiştim. Şimdi sırada Kobe var hem de kanlı canlı video ile. Iggy de sağlam abartmış olayı hakemlere göstermek için.

2 Mart'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Kevin Durant yine yapacağını yapmış, 12’de 12 serbest atış ve 26’da 13 şut isabetiyle 39 sayıyı bulmuş, 10 da ribaund almış Sacramento karşısında. Takımın diğer genç yıldızı Westbrook da 30 sayı 13 asistle coşmuş ve maçı kazanmışlar.

Dwayne Wade, sakatlıktan döndükten sonraki en iyi performansını göstererek takımını galibiyete taşımış. Golden State karşısında 23’te 15 isabetle 35 sayı atan Wade’in, 12 de asisti var. Boşuna Wadespor demiyoruz Heat'e. 8 kişilik Warriors’ı 5 sayı farkla geçmişler.

Boşa kürek çekenler:
NBA’in en genç takımlarından ikisinin karşılaşmasında yenilen Kings'in çaylağı Tyreke Evans 27 sayı 6 ribaund 5 asist 2 top çalmayla bu sene görmeye alıştığımız performanslarından birini göstermiş. Landry de son çeyrekte attığı 6 sayıyla takımına faydasını göstermiş fakat bitime 5 saniye kala Garcia’nın kaçırdığı üçlükle Kings’in galibiyet hayalleri suya düşmüş ve 113-107 kaybetmişler maçı.

Günün X-faktörü:
Nate Robinson, Boston formasıyla üstüste 2. maçında Celtics'in beklediği katkıyı vermiş. 15 dakikada 5’te 4 üçlük isabetiyle 14 atmış. Daha da önemlisi, Detroit’e karşı zorlanan Boston için kapıyı aralayan isimmiş ama Celtics’liler yine de çok sevinmemeli çünkü Pistons’a karşı zorlukla alınan 105-100’lük galibiyet (maç Palace’ta olsa bile) iyiye işaret değil. Boston eninde sonunda toparlanacaktır ancak yaş faktörünün playofflarda ters tepmemesi için bu kolay maçları olabildiğince rahat kazanmaları lazım.

Takımı Baltalayanlar:
Pistons’ın 2010 yılındaki hayallerini suya düşürmek pahasına alınan ve benchten gelen iki oyuncusundan Ben Gordon 8’de 2’yle, Villanueva da 8’de 3’le şut atarak kapatmışlar maçı. Pistons’ın durumu da ortadayken fazla söze gerek yok herhalde.

Ek not:
Lakers, Pacers'ı 3. çeyrekteki oyunuyla farklı yenmiş: 122-99. Maçta Kobe'nin 4/15 şut isabetine rağmen faullerle 24 sayı üretmesi dikkat çekici, ayrıca 6 asisti var.

Ricky Davis Telekom'da (Kısa Yorum)

TBL ile ilgili haber ama NBA'i de ilgilendiriyor haliyle. Gerçi NBA takımlarını hiç mi hiç ilgilendirmiyor, sadece NBA oyuncusu olduğu için bu haberi veriyorum. Davis'in NBA takımlarını neden hiç ilgilendirmediğini ta yaz aylarında paylaştığım bir video ile göstermiştim zaten. Bir daha vereyim:


Link

Tabii kendi potasında bilerek turnike kaçırıp, ribaundu alarak triple double yapan bir adama pek çok takım daha kapılarını açtı sonra. Bunun nedeni yetenekli ve skorer bir oyuncu olmasıydı. Fakat videoyu ilk verdiğimde de yazmıştım "Ricky Davis istatistiklerine aşırı düşkündür" diye. Yine tekrarlıyorum: Bencil, takım oyunundan uzak, vurdumduymaz, bir zamanlar atletik olan ama bunu 2-3 yıldır kaybettiğini bizlere gösteren, NBA'i takip edenlerin %99'u tarafından 'loser' olarak görülen bir adam. Bir zamanlar delicesine atletikti, smaç yarışmasına bile katılmışlığı vardı 2000'lerin başında yanılmıyorsam ama dediğim gibi o günler geride kaldı. Elbette TBL'de iş yapar ama artık herhalde savunmada %5 çaba harcarken, hücumda da %30 civarında oynar... Keşke yanıltsa beni ama huylu huyundan vazgeçer mi?

LeBron Niye Smaç Yarışmasına Katılmıyor?


Link

Fazla yoruma girmeme gerek kalmadan, sadece başlıktaki soruyu yöneltiyorum hem size hem LeBron'a...

Not: Söylemeyi unutmuşum, pozisyonun öncesinde faul çalındığı için, smaç geçersiz. Ama bu smacın güzelliğinden birşey götürmüyor.

2 Mart 2010 Salı

2 Mart Programı

3 Mart Çarşamba 02:30 / Boston Celtics - Detroit Pistons
3 Mart Çarşamba 02:30 (NBA TV) / Golden State Warriors - Miami Heat
3 Mart Çarşamba 03:00 / Sacramento Kings - Oklahoma City Thunder
3 Mart Çarşamba 05:30 (NBA TV) / Indiana Pacers - Los Angeles Lakers

LeBron Sözünü Tuttu (Cleveland'da mı Kalıyor?)

Sezonun başında, 23 numaralı formasını bir kenara bırakacağını ve herkesin Michael Jordan'a olan saygıdan dolayı bunu yapması gerektiğini söylemişti LeBron. O yazıda 6'nın LeBron için neler simgelediğine de değinmiştim.

23'ü bırakma kampanyası hakkında o zamandan beri hiçbir şey duymuyorduk, ta ki bugüne kadar. Gerçi kampanyaya dair bir detay yok. Bilinen tek birşey var, o da LeBron'un geçtiğimiz çarşamba günü (forma numarası değiştirme başvurularının son günü) 23'ten 6'ya geçmek için gerekli evrakları NBA'e verdiği. Bir Cleveland gazetesine de "Evet evrakları verdim, artık 6 giyeceğim." demiş. Kısacası sözünü tutmuş. Bu sözün altında Jordan'a olan saygısı kadar, forma satış rakamlarının da payı vardır herhalde. Ne de olsa 7 sezondur aynı takımla ve aynı formayla ligde, bir kere LeBron-Cavs forması alanların bir daha almaları için pek bir neden yoktu ortada. Bu sayede taraftarlar ellerinde sadece 'eski' forma kaldığı için yeniden dükkanlara yönelecekler. Kobe'nin 3 sezon önce bunu yaptığına şahit olmuştuk ve forma satışlarında yeniden 1 numaraya yerleşmişti.

Ama işin ilginç yanı eğer LeBron sezon sonunda başka takıma gitmeyi düşünüyor olsaydı, bu tarz bir değişiklik yaparak forma satışlarına oynamasına hiç gerek yoktu. Zaten gideceği yeni takımın forması 23 numara da olsa delicesine satılacaktır, hatta 6 numaralı Cavs'e göre bile 2 kat (sallamasyon) satılacaktır. Yani Cavs'den ayrılacak olsaydı, böyle bir forma numarası değişikliğine gidip işin ekonomik yanını düşünmesine gerek yoktu. Bu, LeBron'un Cavs'de kalacağına dair bir işaret olabilir. Tabii eğer sadece ve sadece Michael Jordan'a olan saygısı nedeniyle forma numarasını değiştirdiyse de, büyük bir tebriği hakeder benim gözümde ve umarım kampanyayı da sürdürüp herkesi de 23'ü bırakmaya teşvik eder. Bir başka yönden baktığımda ise belki de LeBron henüz karar vermedi ve "Gitsem de kalsam da forma satışları artmış olsun" diyerekten forma numarasını değiştirdi.

Kesin cevabı LeBron'dan başkası bilmiyor, biz ancak 4 ay sonra öğreneceğiz...

1 Mart'tan Notlar

Fazla vaktim olmadığı için bugünün notları biraz kısa olacak.


Günün hayvan performansları:
Nowitzki’den 50’nin üzerinde yüzdeyle 27 sayı 13 ribaund 1 top çalma 2 ribaund. Dirk’e göre normal rakamlar ama takım olarak çok yorgundular ve Charlotte gibi yıpratıcı bir rakibe karşı geriden gelerek iyi iş çıkarmışlar. Caron Butler’ın 22, Terry’nin de 20 sayısı var. Takıma Haywood ve Butler’ı kattıklarından beri 7 maçlık galibiyet serileri var, aldıkları tek malubiyet ise takas sonrası yaptıkları ilk maçta gelmişti.

Rockets'da Kevin Martin de Aaron Brooks da 16 şutta 28 sayıya ulaşarak Raptors'a karşı alınan galibiyetin baş mimarları olmuşlar. Zaten maç daha ilk çeyrekten itibaren Rockets hakimiyetindeymiş, zorlanmadan 116-92 kazanmışlar maçı Houston'da.

Boşa kürek çekenler:
Hornets'in süpriz çaylaklarından Marcus Thornton 7'de 6 üçlükle (toplamda 19'da 12) 30 sayı atıp, 7 de ribaund alarak takımı adına elinden geldiğince direnmiş ama Spurs'e karşı yeterli olamamış. Hill ve Duncan'ın toplam 45 sayısıyla kazanmış San Antonio. New Orleans'ın diğer çaylağı Collison da 15 asist 10 sayıyla double double'a imza atmış ayrıca.

Takımı baltalayanlar:
Yine Knicks defansı. Maçı izlemedim ama NBA TV'nin Box Score ekranından gördüğüm kadarıyla Cleveland, 4. çeyreğe girerken 100 sayıya ulaşmıştı, üstelik Knicks'le arasındaki fark 30'du. O saatten sonra Cleveland bırakmıştır zaten ama maç yine de 93-124 bitmiş. Cleveland'da öne çıkan biri yok, takım olarak %56'yla şut atmışlar, ribaundlarda zavallı Knicks'i neredeyse ikiye katlamışlar (60'a 31) ve güle oynaya kazanmışlar elbette. New York cephesinde tek gülen, o karmaşanın içinde 21 sayıyla kariyer rekoru kıran Bill Walker olmuş.

OJ Mayo maçın hiç bir bölümünde arkadaşlarına yardım edemedi ve saçma top kayıplarıyla daha da bir baltaladı. Ayrıca maçın en kritik anlarında 3 kere gittiği serbest atış çizgisinden her seferinde 2'de 1'le dönerek yarım hücum etmelerine neden oldu. Maçı 10'da 3'lük şut performansıyla 9 sayı ve 4 top kaybıyla tamamladı.

Günün X-faktörü:
Portland'ın ilk yarıda topa hakim olmada zorluk çektiği maçın her bölümünde katkısı olan isim Nicolas Batum'du. 11'de 7 şutla 21 sayıyı buldu Fransız oyuncu, aslında bunu 18 saysak daha doğru olur çünkü son üçlüğünü maçın bitiminde potaya sallamıştı. Yine de maçın kazanılmasında belki de en büyük faktördü, tüm yaptıklarına ek olarak Andre Miller'ın kötü pasında topu çalarak potaya yönelen Mayo'nun Memphis'e ufak da olsa bir umut vereceği turnikesini blokladı ve ardından Roy'a faul yapılınca Portland'ın galibiyeti kesinleşmiş oldu.
Maçı özet geçmek gerekirse, ilk yarıda Portland çok hücum ribaundu verip gereksiz top kaybı yaparken 3. çeyrekte bu durum tam tersine döndü. Trail Blazers oyuncuları, ilk yarının tamamında attıkları 41 sayıyı üçüncü çeyreğin sonunda 82'ye çıkardılar. Son çeyrek durum biraz daha normale döndü ancak Memphis skor üretmede çok zorlanınca maç Portland galibiyetiyle sonuçlandı.

Bizimkiler:
Hidayet yine 5'te 1'le 4 sayı 1 asist 1 ribaundla etkisiz kalmış ancak daha da kötüsü maçın ikinci çeyreğinde bileğinden sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kalmış. Tekrar sahaya dönmüş bir ara ama ikinci yarıda büyük ihtimalle zaten yenilecekleri için dakika almamış. Umarım ciddi bir sakatlık değildir, hatta umarım geçen sene playofflarda olduğu gibi sakatlıktan sonra açılır. Zira Toronto taraftarı başka türlü affedecek gibi değil Hidayet'i.

Mehmet yine skor yönünden istenilen katkıyı veremese de (12'de 4'le 10 sayı) 6'sı hücumdan 13 ribaund çekmiş olması sevindirici. Ben takip ederken maçı Clippers baya rahat bir şekilde önde götürüyordu, son çeyrekte Utah baya yaklaşmış ama Clippers vermemiş yine maçı; 104-108 kazanmışlar.

LeBron'a Rahat Yok

Serbest atış sırasında bile yoğun markaj altında.

1 Mart Programı

2 Mart Salı 02:00 / Orlando Magic - Philadelphia 76'ers
2 Mart Salı 02:00 / New York Knicks - Cleveland Cavaliers
2 Mart Salı 02:00 / Dallas Mavericks - Charlotte Bobcats
2 Mart Salı 03:00 / San Antonio Spurs - New Orleans Hornets
2 Mart Salı 03:00 (NBA TV) / Portland Trail Blazers - Memphis Grizzlies
2 Mart Salı 03:00 / Atlanta Hawks - Chicago Bulls
2 Mart Salı 03:30 / Toronto Raptors - Houston Rockets
2 Mart Salı 04:00 / Denver Nuggets - Phoenix Suns
2 Mart Salı 05:30 / Utah Jazz - Los Angeles Clippers

Maalesef yorum yapacak vaktim yok ama Mavericks daha dün maç yaptıktan sonra, çok yorgun bir şekilde (Charlotte'a indikten yaklaşık 12 saat sonra) evinde çok iyi bir istatistiğe sahip Bobcats karşısına çıkacak. Kağıt üstünde çok güzel maç ancak umarım Dallas'ın bu yorgunluğu onları çok etkilemez. Sırf bu yorgunluk nedeniyle Bobcats'i favori görüyorum az farkla da olsa, onlar 3 gündür dinleniyor. Daha sonra değineceğim Tyrus Thomas takasıyla değişik bir takım haline geldiler, bazı sıkıntıları var ama Dallas'ın yorgunluğu bugün en büyük avantajları olacak gibi.

Öteki tarafta Nuggets-Suns'ı izlemesi de kesinlikle zevkli olacaktır. İki takım da dün maç yaptı ancak Denver biraz daha yorgundur bence, çünkü Lakers'a karşı inanılmaz sert bir maç oynadılar.

1 Mart 2010 Pazartesi

Celtics ve Rasheed Efekti

Fotoğraf Cumartesi gecesi Nets'e yenilen Celtics'te, Garnett ve Rondo'nun yaptığı basın toplantısından. Sadece fotoğraf pek çok şeyi açıklıyor. Celtics'e "Bu maçı kazanırsanız şampiyon olacaksınız" deseniz, 1000 kere Nets ile maç yapsa 1000'ini de kazanır ama işte Cumartesi gecesi olduğu gibi konsantrasyonunuz sıfır ise bu tip sürprizler yaşanabiliyor.

Ama işin daha kötü ve düşündürücü tarafı Garnett haricindeki Celtics oyuncularının yaptıkları açıklamalar. Rasheed ve Perkins artık sıkıldıklarını söylemişler medya mensuplarına. Rasheed "Ne kadar sıkılmış olsak da çıkıp oynayıp maçları kazanmamız lazım" demiş ama bunu yap(a)madıklarını görmüş olduk Nets'e karşı. Perkins ise ilginç olarak maçtan evvel şunları söylemiş: "07-08 sezonuna benzemiyor. Tecrübeli oyuncularımız (Garnett, Rasheed) artık normal sezondan sıkıldılar. Bu onları heyecanlandırmıyor. Hatta Pierce ile Allen için bile bu geçerli. Bu bir bahane değil ama playoff'ların gelmesini iple çekiyorlar." Doc Rivers da bu iki açıklamayı yalanlamak yerine "Evet Nets'e karşı oyunumuz sıkıldığımızı gösteriyordu" diye bir itirafta bulunmuş.

Rasheed'in olduğu Pistons'ın 2004'te inanılmaz bir hırs ve konsantrasyonla şampiyon olduğunu ancak ondan sonraki 3 sezon boyunca konsantre olmakta çok güçlük çektiklerini hatırlamalıyız. "Rasheed efekti" diyordu Murat Murathanoğlu buna. Hatta Pistons defansının istediği zaman gevişeyen vanayı kapattığını görüyorduk. Acaba aynı şeyi Celtics'e de mi bulaştırdı? Ben de dahil olmak üzere pek çok kişi Garnett varken Rasheed'in kendisini salmasına ve takımın da bundan etkilenmesine pek ihtimal vermiyordu ancak görünen o ki Sheed virüsü yayılmış Celtics'e.

Bana göre Nets mağlubiyetine rağmen sağlıklı bir Celtics hala şampiyonluğun en büyük adaylarından biri. Ve eminim ki playoff'larda şu ankinden çok daha farklı bir Celtics izleyeceğiz ama playoff'larda da "Aman canım 15 sayı fark attık biraz salalım" moduna girerlerse, hiç ummadıkları bir sürprizle karşılalabilirler tıpkı Nets maçında olduğu gibi. Garnett ve Rivers'ın acilen olaya el atmaları lazım, özellikle Rivers'ın. Çünkü Garnett'in daha fazla sıkılmaya tahammülünün olmadığını hem biliyoruz, hem de basın toplantısında çok açık belli etti bunu. Celtics'e birinci teknik faul geldi, ikinci tekniği playoff'larda yememeleri için herkesin konsantre olmasına ihtiyaçları var, en başta Nate ve Sheed'in...

Shaq Playoff'lara Kadar Yok (Analiz ve Öküz Glen Davis)

Beş gün kadar önce Cavs'in, Celtics'i deplasmanda fena yaptığı (108-88) maçta, Shaq ikinci çeyrekte sakatlanarak maçı yarım bırakmak zorunda kalmıştı. Glen Davis, Shaq'in tam atış yaparken topa vurdu ve bu sırada Shaq'in de baş parmağına vurarak, burkulmasına sebep oldu. Ancak Glen Davis'e öküz dememin sebebi bu değil. Ona en aşağıda yer vereceğim. Nasıl olduğunu merak edenlere hemen videoyu vereyim, 50. saniyeye baksınlar:


Link

Bu sakatlık nedeniyle Shaq'in bugün ameliyat olacağı açıklandı. Henüz ameliyat gerçekleşmediği için kesin olarak ne kadar bir süre kaçıracağı belli değil ancak bu tarz bir sakatlık nedeniyle bıçak altına yatanlar genellikle 6 ile 9 hafta arasında parkelerden uzak kalıyorlarmış. Eh, normal sezonun bitmesine şunun şurasında 45 gün kaldı, yani umut yok dönmesi için. Ancak playoff'lara yetişebilecek. Zaten onu da normal sezonu değil, playoff'ları düşünerek almışlardı. Hatta bu sakatlık için ingilizcede bir deyim var "blessing in disguise" diye. Tam oturmasa da "Her işte hayır vardır." şeklinde çevrilebilir. Neden böyle diyorum? Çünkü Cavs Ilgauskas'ı, Jamison takasında gönderdiğinden beri Shaq'e 30 ve üzerinde dakika veriyorlardı. Bu da 38 yaşındaki oyuncunun playoff'lara yorgun ve yıpranmış olarak girmesine neden olabilirdi. Şimdi ise takım çok büyük ihtimalle doğu birinciliğini garantilemişken, Shaq kenarda dinlenecek ve playoff'lara sağlıklı bir şekilde girecek. Gördüğüm tek sorun, döndüğü zaman direk olarak ciddi maçlara çıkacak olması. Isınması için birkaç maç geçmesi gerekebilir. Normal sezonun son 1 haftasında iyileşse ve birkaç maçta dakika alabilse çok daha iyi olurdu. Elbette bu sakatlık iyi bir haber değil ama hem yukarıda yazdığım nedenlerle hem de Shaq sezonu kapamadığı için, Cavs duacı olmalı. Ilgauskas dönene kadar idare edecekler artık... (O da ayrı bir yazı konusu olacak)


Link

Gelelim öküz Glen Davis'e. Blog'u okuyanlar bilirler ki bu tarz hakaretlerde bulunmak hiç tercihim değildir. Ama bu istisnai bir durum. Zaten Glen Davis'i pek sevmediğimi yine blog'u yaz aylarından beri takip edenler bilir. Ama artık nefret ediyorum kendisinden. Nedeni tabii ki Shaq' sakatladığı pozisyon değil. Yukarıda izlemişseniz, farketmişinizdir, bu tarz pozisyonlara NBA ve basketbol maçlarında sık sık görürüz. Hiçbir şey yok pislik namına o pozisyonda. Ama benim Glen Davis'i artık adam kategorisine koymamamın sebebi hemen üstteki video. Ben bugün yeni gördüm youtube'da arama yaparken. Shaq parmağı sakatlandıktan sonra muhtemelen ciddi birşey olmadığını düşünüyor ve iyi niyetle maça devam ediyor. Ancak Glen Davis, Shaq'in parmağını oyun dışı bir müdahale ile sıkıştırıp çevirerek daha da kötü yapmaya çalışıyor. Ne desem boş, zaten birşeyler yazarsam herhalde ağır olacak o yüzden susuyorum, video konuşsun.

28 Şubat'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Nowitzki hem 36 sayıyla takımının skor yükünü çekmiş hem de 8 ribaund 7 asistle triple double’a yaklaşmış. Ayrıca o kadar topla haşır neşir olmasına rağmen hiç top kaybı yapmamış Dirk. Bir takım yıldızından daha ne ister? Yine ek olarak uzun süredir neredeyse hiç katkı yapamayan Barea’nın 9 asisti var. Hiç olmazsa aklı başında gözüküyor.

Josh Smith’in top çalması yok ve tek bloğu var ama 22 sayı (8/13), 15 ribaund ve 6 asistle diğer yönlerden baya kabul edilebilir katkı sağlamış takımına. Diğer isimlerden Crawford bir miktar baltalamış. Joe Johnson ise pek iyi şut atamamış ama takımını uzatmaya götürmüş ve tam 9 sayı atmış uzatmada. 24 sayı 6 ribaund 4 asist 4 top çalması var onun da.

Nets takımı aldığı gazla bir galibiyet yüzü daha görür mü diye merak ediyordum ama yine bildiğimiz takıma dönüp maçı kaybetmişler. Halbuki karşılarında da, kendi seviyelerine inen Washington vardı. New Jersey ekibi ancak %35’le şut atabilmiş. Tabii gece asıl Andray Blatche’in; 31’de 17 şut yüzdesiyle tam 36 sayı atarak kariyer rekoru kırmış genç oyuncu, yanına 15 ribaund 2 top çalma 2 blok eklemiş. Wizards yönetimi takımı boşalttığında onun bir süre yükseleceğini tahmin etmiştim fakat bu düzeye çıkıp da bu kadar uzun sürmesini beklemiyordum, Nets’e karşı da olsa tebrikler Blatche.

Boşa kürek çekenler:
Amare, 28’de 15’le 41 sayı atıp, 12 ribaund çekerek ezeli rakipleri Spurs’e karşı çok etkili bir performans sergilemiş ancak aşağıdaki yazıda yazanların da büyük katkısıyla yazık olmuş oyununa. Spurs, Jefferson’ın uzun zaman sonraki en iyi oyununu oynamasıyla (20 sayı) maçtan 110-113 galip ayrılmış.

Salmons, Bucks’a geldiğinden beri oynadığı etkili maçlara bunu da eklemiş. Daha 7 maç oynanmış olsa da 12.7’lik sayı ortalaması 20’ye fırladı Salmons’ın. Bu maçta da Atlanta’ya karşı 20’de 11’le 32 sayı atmış ve yanına 8 ribaund 4 asist eklemiş ancak uzatmada maçı vermiş Bucks.

Çaylak Collison maçın ikinci yarısında büyük bir farkı önlemiş ama yenilgiyi önleyememiş. CP3’nin yokluğunda artık alıştığımız performanslarından birini bu sefer skora yüklenip kariyer rekoru kırarak göstermiş Collison. 21’de 15 ile 35 sayı atmış, 3 asist ve 3 ribaundu var.

Günün X-faktörü:
Maçta ön planda sertlik ve savunma yer aldıysa da ikinci yarıda sonucun belirleyen isim Lamar Odom’dı. Tüm karşılaşmayı önde götüren Nuggets, onun sahneye çıkmasıyla maçı Lakers’a kaptırdı Staples Center’da. 13’te 8 ile 20 sayılık performans sergilerken 13 ribaund 5 asist 4 de top çalması ekledi üzerine Odom. Çok ufak bir süre etkili oynayan ama ardından yanlış tercihlerle takımını hücumda tıkayan Billups’ın açılıp büyüklüğünü göstermesiyle maç bir ara tekrar berabere oldu fakat Lakers, savunmanın sayesinde maçı 89-95 almayı başardı.

İyi mi kötü mü:
İki yıldız da yapılabilecek en iyi şekilde savunuldular, o yüzden asıl krediyi öncelikle Afflalo ve Artest’e verelim. Öncelikle iki oyuncu da müthiş mücadele verdi. Artest’in 6 top çalması zaten çok şey belli ediyor fakat karşısına aldığı Carmelo’yu maç boyunca boğarak, top kaybetmesinin yanı sıra şutlarının da bozulmasını sağladı. Afflalo’nun rakamları fazla şey ifade etmeyebilir ama Kobe kötü oynadıysa onun da bir numaralı nedeni Afflalo’dur. Hiçbir zaman sertlikten kaçınmayarak sürekli Kobe’yi rahatsız etti. Bir pozisyonda hele ikiye bir hızlı hücumu tamamen tek başına kesti. Ayrıca iki oyuncu da hücumda beklenenin üstünde katkı sağladılar. Afflalo’nun 16, Artest’in 17 sayısı var.
Gelelim bu başlığa gelmesi gereken asıl isimlere. Bir kere Kobe kesinlikle iyi bir gününde değildi. Ne kadar kusursuz savunulsa da bunların üstesinden bir nebze geldiğini görmüştük kendisinin ancak bu maçta 17 şutundan sadece 3’ünde isabet bulabildi. Baltaya girmemesinin sebebi 12 asist, 3 top çalma ve 2 bloğunun olması.
Carmelo da Kobe kadar kötü şut atmasa da takımının bir numaralı skor opsiyonu olarak işini yeterince yerine getiremedi. 19’da 7’yle 21 sayı attı fakat Artest’in boğucu savunmasına karşı 8 top kaybı yaptı yaptı. Ayrıca maçın bitimine daha 2 dakika varken 6. faulünü hücumda Artest’e karşı yaparak oyundan çıkmak zorunda kaldı.

Takımı baltalayanlar
Jamal Crawford 14’te 3 ile şut atmış yalnızca. Serbest atışlarla birlikte 14 sayıyı bulsa da ondaki bu düşüş dikkat çekiyor. Yine yükselecektir diye umuyorum, kariyeri boyunca dengesiz bir oyuncu olmuştur zaten. Onun yanında Bibby’nin son iki maç biraz daha iyi oynadığını görmüştük ama o da 5 şutundan birinde isabet bularak 3 sayıda kalarak maçta son derece etkisiz kalmış.

J-rich ve geri kalanlarla ilgili yazı için tık.

Maçın ikinci yarısını sıkılana kadar izledim, Orlando’nun rahat üstünlüğü vardı benim baktığım bölüm boyunca. Ancak yıldızların hiç birinden katkı göremedim. Orlando üstünlüğünü Rashard Lewis ve Redick’le koruyordu. Ancak maçta eksik olan biri vardı ki o da takımının en iyisi Dwight Howard. İstatistiklere göre 7 top kullanmış ve sadece birinde isabet bulabilmiş O’Neal karşısında. Ben sanırım sadece iki tane faul atışına ve bir hücum faulüne tanık oldum, onun dışında maçla alakası yoktu yine. Zaten faul problemi yüzünden kenara alınmak zorunda kaldı. Bu arada bu yazacağımı sadece belirtmek için söylüyorum, +/- istatistiğini ben de sevmem ama Howard’ın -7, Gortat’ın +23 olması açıkçası dikkat çekici. Tesadüf mü bilmiyorum ama bunu sezon içinde birkaç kez daha gördüğüm için yazdım.

Bizimkiler:
8’de 3’le 7 sayı, 3 ribaund 2 asistle oynayarak yine hiç verimli olamamış Hidayet. Zaten Bosh da oynamayınca takım olarak döküldükleri maçta Thunder tarafından ağır bir yenilgi almışlar. Ayrıca Hido sadece 20 dakika sahada kalmış ve son çeyrekte oyunda yer almamış.

Ersan 9'da 3'le 9 sayı atmış. Yanında aldığı 8 ribaundu ise sevindirici. Uzatmaya giden maçta 30 dakika sahadaymış Ersan, bu süre içerisinde 6 faul alarak oyun dışı kalmak zorunda kalmış.

Suns Ağır Saçmaladı

Az önce Suns-Spurs maçını izliyordum. Maç boyunca internetin yavaşlığından dolayı doğru düzgün seyredememiştim. Son 3 dakikada skorun yakın olduğunu görünce bir kez daha deneyeyim dedim ve şansa düzgün bir şekilde izleyebildim. Steve Nash'in Amare'yi beslemesi sonucu 8 sayılık farkı 2 dakika içinde 2'ye indiren Suns maçın bitimine 45 saniye kala maçı beraberliğe getirme şansını yakaladı. George Hill'in inanılmaz kötü bir pası sonucunda Dudley topu çaldı ve hızla rakip sahaya geçen Jason Richardson'a topu aktardı ama 2 smaç şampiyonluğu bulunan atletik oyuncu, bomboş smaca kalktığı pozisyonda, smacı kaçırdı. Büyük bir fırsatı kaçırdı ve maç burada Spurs'e geldi diyebiliriz.

Ama başlıkta Suns ağır saçmaladı demiştim, sadece Jason Richardson'a yüklenmemiştim. Bunun da nedeni bitime 4 saniye kala üçlüğün 1-2 metre gerisinden inanılmaz zor bir şutu sokarak farkın 1'e inmesini sağlayan Nash'in yaptığı bir hataydı. Bu üçlükten sonra hemen Ginobili'ye faul yaptılar ve 3.2 saniye kala fark 3'e çıktı. Suns'ın molası yoktu ve topu pota altından Nash'e aktardılar. Nash hızlı bir şekilde Spurs yarı sahasına geçti ve maç saatinde 0.5 saniye kala üçlük çizgisinin 1-2 metre gerisinden sıçradı. Ancak şut atmak yerine topu serbest atış çizgisinin orada bekleyen Frye'a aktardı. Buradaki saçmalık hem Frye'ın şut atıcak süresinin olmaması idi, hem de fark 3 iken, Frye'ın yüksek posttan atacağı 2'liğin anlamsızlığıydı. Belki Nash'in şutunun girme ihtimali düşüktü, belki arkasından zıplayan Hill'den blok yiyeceğini düşündü ama kendisi denese en azından Frye'daki gibi maçı uzatma ihtimalleri sıfır olmayacaktı. Spurs de maçı kazanmış oldu bu sayede.

Bu arada Jason Richardson'ın pozisyonu internete de düşmüş hemen:


Link

28 Şubat 2010 Pazar

McGrady - Kevin Martin - Landry Takası (Analiz)

Geldik önümüzeki sezon NBA'e büyük ihtimalle derinden etki edecek takasa. T-Mac'i ve biten 20 milyon dolarlık kallavi kontratını alan Knicks, salary cap'inde büyük boşluk açarak, bu yaz 2 serbest oyuncuya birden maksimum kontrat verebilecek konuma geldi. Zaten ana hedeflerinin LeBron olduğunu artık sağır sultan bile duydu ama bu yaptıkları takas ile onun yanına Bosh veya Wade'i monte edebilecekler. Bu da LeBron'u ikna edebilmeleri için çok büyük bir adım attıkları anlamına geliyor. Yani amaçlarına ulaşmış oldular. Ama 2010 yazında ne olur bilinmez. Bir bakarsınız Wade-Bosh-LeBron takımlarında kalırlar, Knicks'in 3 senedir yaptığı planlar suya düşer. Tabii bu ayrı bir konu. Değerledirme yaparken şu anki şartlara bakmak lazım. Yanında Sergio Rodriguez gibi D'Antoni'nin sevmediği ve ısınamadığı Duhon yerine tercih edebileceği, hızlı ve açık alandaki oyunu bilen bir guard aldılar. Verdikleri ise kesinlikle tahammül edilebilir nitelikte: Uzun süredir kullanmadıkları Hughes, birilerine itelemek için 30 dakika verdikleri 7 milyonluk kontrata sahip olan Jeffries (kabul edelim hiç de fena oynamadı bu sezon) ve benim çok ham olduğunu düşündüğüm, NBA'de ne derece başarılı olabileceği belirsiz Jordan Hill. Ayrıca üst sıralarda olması halinde korunulan 2 draft hakkı verdiler. Bunların hepsi, LeBron'u ikna edebilme şansını 2 kat arttırmak için gözden çıkarılabilecek şeyler. Hele olur da T-Mac şu anda çektiği sıkıntıları atlatır ve yazın minimum paraya Knicks ile imzalarsa, yeme de yanında yat durumu oluşur...

Bu takas öyle bir şekilde gerçekleşti ki, 3 takım da istediği şeyleri neredeyse tamamen aldı. Kings'in de çok mutlu olduğunu düşünüyorum. En azından benim gözümde harika bir iş başardılar. Tyreke Evans ile Kevin Martin'in parkede iyi bir kimya yakalayamadıklarına birkaç kere değinmiştim blog'da. Bunun yanında Martin'in her sezon 30 maçı garanti kaçırmasından da bıkmış olmalı Kings. Onu takas etmeye karar verdiler. Evans ve Udrih'in arkasında pek süre alamayan Sergio Rodriguez'i de Martin'in yanına koyarak Hughes'un 13 milyonluk biten kontratını, Dorsey'i ve en önemlisi de Landry'i aldılar. Landry yaptıklarına oranladığımız zaman kontratı bir hayli hafif kalan bir oyuncu (3 milyon dolar) ve 2010-2011 sezonu için Sacramento onun kontratını aynı miktar karşılığında uzatabilecek. Tam anlamıyla kelepir. Kısacası ligin en iyi altıncı adamlarından birini çok ucuza aldılar ve aynı zamanda önümüzdeki yaz için salary cap'lerinde extradan 10 milyona yakın yer açmış oldular. Yani maksimum kontrat verebilecek seviyeye geldiler. Tabii Bosh-Wade-LeBron-Amare'den birinin onları tercih edeceğini pek sanmıyorum ama ellerinde gelecek vaat eden yetenekler olduğunu göz önüne alırsak, ihtimal dışı demeyelim. Sonuç olarak bu genç takıma yazın takviye yapabilecekler öyle veya böyle...
Son olarak da geldik Houston'a. Onlar da Landry, Dorsey ve T-Mac karşılığında pek çok parça aldılar. Bunların tabii ki en önemlisi Martin. Muhteşem bir şutör ve ligin en önemli skorerlerinden biri. Ligde en çok faul çizgisine giden isimlerden biri. Fakat Martin'in bir tane önemli dezavantajı var: Sağlık. Son 3 sezondur, yaklaşık 30'ar maç kaçırdı Martin. Yani T-Mac'in son yıllarında en çok eleştirildiği konulardan birinde Martin onunla benzeşiyor diyebiliriz. Yalnız T-Mac'in yer etmiş sakatlıkları olduğunu, Martin'in ise ayrı yerlerinden sakatlandığını da söylemeliyim. Yao Ming'in yanında bir başka sakatlık riski olan yıldız aldılar yani. Yanında benim çok beğenmediğimi belirttiğim Jordan Hill var. Jeffries'i zorunda kaldıkları zaman kullanacaklardır ama pek önemli bir isim değildi bu takasta (Knicks adına inanılmaz önemliydi o ayrı). Bir de 2011 draft'ında Knicks ile sıralarını değiştirme hakkı ile 2012'de draft'ında Knicks'in hakkını aldılar. Eğer Knicks'in planları tutarsa ve 2 süperstar'a maksimum kontrat verebilirlerse bu draft haklarının çok bir anlamı olmayacak Rockets açısından, çünkü Knicks sezonu ligin yukarısında bitirecektir, bu da alt sıralarda draft hakları demek... Yani esasında çok büyük bir kesim tarafından bu takasın en karlı takımı Rockets olarak görülse de, bence daha iyi parçalar alabilirlerdi T-Mac'in karşılığında. Kevin Martin'i alarak salary cap'lerini doldurdular ve 2010 yazında takıma önemli eklemeler yapmaları son derece zor. Tek başına Kevin Martin de bu takımı bir üst seviyeye taşıyabilecek isim mi tartışılır. Tabii T-Mac'i hiç takas etmeseler, ellerindeki salary cap ile yazın Martin ayarında birini alabilirler miydi bilmiyorum. Yine de T-Mac'in 20 milyonluk biten kontratı Rockets'ın bu aldıklarından daha değerliydi sanki. Landry'i kaybetmeleri de kötü oldu. Jordan Hill'in üst düzey bir uzuna dönüşmesi halinde ise bir anda çok kar etmiş olurlar.

Yani kısacası Knicks bu takastan en mutlu ayrılan takımdı, Kings'in de başarılı bir hamleye imza attığını düşünüyorum. Ancak Rockets aslında iyi bir takas gerçekleştirmiş olsa da, bence daha iyisini yapabilirlerdi. Daryl Morey birçokları tarafından Tanrı olarak görülüyordu bugüne kadar yaptığı hamlelerle, belki ben de bu yüzden daha iyi bir takas bekliyordum ondan.

Bir de yana anket koyuyorum konuyla alakalı.

28 Şubat Programı

28 Şubat Pazar 20:00 / Phoenix Suns - San Antonio Spurs
28 Şubat Pazar 22:30 (NTV Spor banttan 00:30) / Denver Nuggets - Los Angeles Lakers
1 Mart Pazartesi 01:00 / Milwaukee Bucks - Atlanta Hawks
1 Mart Pazartesi 01:00 / Washington Wizards - New Jersey Nets
1 Mart Pazartesi 02:00 / Toronto Raptors - Oklahoma City Thunder
1 Mart Pazartesi 02:00 (NBA TV) / Miami Heat - Orlando Magic
1 Mart Pazartesi 04:00 / Los Angeles Clippers - Sacramento Kings
1 Mart Pazartesi 04:30 / New Orleans Hornets - Dallas Mavericks

Günün kağıt üzerindeki en güzel maçı NTV Spor'da ama yine canlı değil maalesef... Tamam futbol elbette daha çok izleniyor, daha çok rating alıyor ama NBA izleyicileri bu işten pek memnun değil.

Nuggets'da K-Mart oynamayacak muhtemelen. Onun dışında iki takımda da benim bildiğim eksik yok. Onu yokluğundan ve maçın Los Angeles'ta olmasından dolayı Lakers favori. Tabii şunu da hatırlatmak lazım, Denver Lakers'ı sezon başında sürpriz bir şekilde 30 sayıyla mağlup etmişti. Ayrıca bundan 2-3 hafta kadar önce de Los Angeles'ta Carmelo'nun oynamamasına rağmen yenmişlerdi rakiplerini. Yani öyle küçümsenecek bir takım değil Denver kesinlikle. Ama K-Mart'ın yokluğu, uzun rotasyonuna büyük darbe indiriyor. Bu alan, zaten Lakers'ın üstünlüğündeyken bir anda fark açılıyor...

8'deki maçta iki eski dost(!) karşı karşıya geliyorlar. Nash'in bir süredir sırt ve kartın ağrıları var. Geçtiğimiz hafta bir maç kaçırmış ve bu nedenle antrenmanlara çıkmama kararı almıştı. Ancak oynayacakmış bugün. Tony Parker'ın da tam anlamıyla sağlıklı olduğunu söylemek zor, cuma günü zehirlenmişti bugün oynayacaktır büyük ihtimalle. Yıllardır Phoenix'in ilacı olan San Antonio, son 10 yıldır bu kadar kötü savunma yapmıyordu. Bugün Phoenix'in deplasmanda kazanma şansı hiç de azımsanmamalı. Duncan'a Parker-Manu-Jefferson'dan yardım gelmezse ve sene boyunca yaptıkları korkuluk savunmasını yaparlarsa, Suns'dan da bir tokat yiyebilirler.

27 Şubat'tan Notlar

Başımıza taş yağacak:
Bir kaçı Boston'a da düşer de akıllarını başlarına getirirler belki. Hakkında bir yazı var aşağılarda ama Nets’in Celtics’i Garden’da yendiğini tekrar belirtmek istedim.

Günün hayvan performansları:
Zach Randolph, 31 sayı 10’u hücumdan 25 ribaundla hayvan nedir bize ve eski takımına bir kez daha göstermiş. Knicks karşısında olunca değeri biraz düşüyor ama yine de müthiş bir performans. 13’te 11 serbest atışı da atlamayalım.Tabii bol skorlu maçta tek başına değilmiş, Gay’in 27 sayı, Gasol’ün ise 25 sayı 13 ribaundluk katkısı var.

Maçın yarısında izlemeyi bıraktığım için Deron Williams’tan daha iyisini bekliyordum fakat 35 sayı 13 asistte “kalmış”. Kalmış diyorum çünkü ilk çeyrek istatistikleri 20 sayı 7 asist mi neydi. Tek şut kaçırmıştı ilk çeyrekte, maçı 17’de 13’le kapatmış. Zaten maç iki takım adına da anormal bir yüzdeyle oynanıyordu. İkinci çeyrekte bu durum biraz normale dönmüş gibiydi ama ben gittikten sonra Utah aynı hızla devam etmiş, 67.5 gibi saçma ötesi bir yüzdeyle kapamışlar maçı. 133 sayıyla sezonun en yüksek miktarına ulaşmışlar tabii ki böylece. 36 asist yapmış Utah takım olarak.

Nicolas Batum, sadece 29 dakikada neredeyse triple-double yapıyormuş. 16’da 11’le 31 sayı, 7 asist ve 7 ribaund gelmiş Fransız oyuncudan. Daha da dikkat çekici olan 8’de 5’le üçlük atması. 3 tane de top çalması var ek olarak. NBA kariyerinin en iyi performansı, zaten ribaund hariç saydığım istatistiklerin hepsi kariyer rekoru. Kenardan İspanyol Rudy Fernandez de 18 sayılık bir katkı yapınca Minnesota’ya karşı galibiyet pek zor olmamış, maç 110-91 Portland lehine bitmiş.

Danny Granger 21’de 10’la 30 sayı 8 ribaund 4 top çalma yaparak bugünün dikkat çeken bir diğer ismi olmuş. Takımının lideri olarak hiç asist yapması yine de kabul edilemez. Bu sefer bir süredir istediği süreleri alamayan Dahntay Jones da yardım etmiş takımına 17 sayıyla ve Chicago’yu kendi sahalarında 100-90 geçmişler.

Boşa kürek çekenler:
Kevin Martin daha ilk çeyrekten başlamıştı işe, maçı da 13’te 9’la 32 sayı gibi çok iyi bir performansla bitirse de karşısındaki takımda işler biraz normal ötesi gidince takımına galibiyeti getirememiş onun bu oyunu.

Derrick Rose çoğu zaman olduğu gibi yine takımının skor yükünü üstlenerek 14’te 9 şut yüzdesiyle ve 12’de 9 serbest atışla 27 sayı atmayı başarmış takımı adına. Indiana hücumlarına engel olamayınca tabii maçı kaybetmişler. Ayrıca bitime 3 dakika kala Earl Watson’la dizlerini çarpıştırınca oyundan çıkmak zorunda kalmış. Çok ciddi olmadığı söyleniyor.

Geçen maç olduğu gibi bu sefer de Al Harrington’dan güzel bir performans gelmiş Knicks cephesi için. 18’de 11’le 31 sayısı, 4 ribaundu var. David Lee’den de 21 sayı 7 ribaund gelmiş fakat savunma yapmayınca bu istatistikler galibiyete dönüşmüyor. Ayrıca T-mac dizindeki ağrıdan dolayı ikinci yarıyı yine oynayamamış, maçı da 3’te 0’la sayısız bitirmiş.

Günün X-faktörü:
Anthony Tolliver, kenardan gelip 19 sayı 14 ribaund 5 asistlik performansıyla takımının 14 sayı geriye düştüğü maçı kazanmasını sağlamış. Sayı kısmı normal de ribaund ve asist istatistikleri etkileyici Tolliver için, ikisi de kariyer rekoruymuş zaten.

Takımı baltalayanlar:
Benim baktığım bölümde baltalıyordu en azından, Chalmers 21 dakika oynamasına rağmen 10’da 3’le şut atıp 4 top kaybı yapmayı başarmış. 1 top çalma ve 2 asisti var sadece. Heat’in çok şeyler beklediği bu genç oyuncudan bunları görmek onlar için üzücü olsa gerek.

Bizimkiler:
Ersan ilk yarıda 4’te 3’le oynuyordu ben bakarken. İkinci yarıda pek süre alamadığı gibi sayı da atamamış, yine de sayılarını maç ortadayken yapması daha iyi görünüyor. 6 sayı 7 ribaundla bitirmiş kendisi maçı. Miami’de Wade olmayınca diğer oyuncular bir yere kadar dayanabilmişler, Bucks’ta da Stackhouse bile uyanınca galibiyet zor olmamış.

Mehmet benim izlediğim bölümde çok iyi değildi ama takımına ayak uydurup sonradan o da açılmış, maçı 11’da 6’yla 17 sayı 8 ribaund 3 blokla bitirmiş. Utah adına böyle özel bir gecede de olsa ondan normal performansını görmek güzel, umarım ileride de bunlardan bolca görürürz.

26 Şubat'tan Notlar

Günün hayvan performansları:
Jason Kidd, sahadayken çoğu zaman rakamların gösterdiklerinden daha fazlasını yapıyor. Eğer bu maçta da öyle yaptıysa neler oldu düşünemiyorum, zira Kidd maçı 19 sayı 17 asist 16 ribaundla hayvan demenin hafif kaldığı bir triple double’a imza atmış. Ancak dediğim gibi büyük ihtimalle sahaya bundan çok daha fazlası yansımıştır. Örneğin bitime 1 buçuk dakika kala 2 sayı gerideler iken Mike Woodson’ın ayağının çizgiye bastığı bir pozisyonda kasıtlı olarak kenardan gelip Woodson’a kolunu takarak teknik faulü aldırmış Atlanta koçuna. Sonucu ise Nowiztki’nin isabet bulduğu serbest atış ve Kidd’in üçlüğüyle Atlanta’nın iki sayı geriye düşmesi. Ardından Josh Smith maçı uzatmaya götürse de uzatmada Dirk oyuna son noktayı koymuş. Onun da 37 sayısı ve 9 ribaundu var, Kidd’in performansının gölgesinde biraz tabii doğal olarak.

New York’ta Al Harrington kenardan iyi bir yüzdeyle 37 sayı üretmiş, üzerine 7 ribaund 4 asist eklemiş. Ayrıca 37 sayısının tam 19’unu son çeyrekte ve uzatmada atmış kendisi. Uzatmaya giden maçı New York , 25 sayı 16 ribaund 5 asistlik performansı bulunan David Lee’nin 1 saniye kala attığı basketle kazanmış.
Ek olarak McGrady de 23 sayı atmış fakat ağrıları sebebiyle 25 dakika sahada kalabilmiş sadece. New York’ta da oynasa yine de o sürede 23 sayı iyi bir rakam.

David West Chris Paul yokken de ne kadar etkili bir silah olabileceğini Orlando'ya karşı göstermiş, evlerindeki maçta tam 40 sayı 10 ribaund 2 blokla oynamış. Magic'in canını en fazla yakan isimmiş maçta tabii doğal olarak. Son çeyreğe geride girmelerine rağmen West'in oyunuyla maçı Hornet kazanmış. Ona yardım takımın çaylaklarından gelmiş son zamanlarda bol bol gördüğümüz gibi. İkilinin toplam 34 sayısı 8 ribaundu 8 asisti var.

Bir uzatma galibiyeti de Chicago Bulls'tan gelmiş, Portland'ı evlerinde 111-115 yenmişler. Galibiyetin en öne çıkan ismi 33 sayıyla Derrick Rose. Aslında maç uzatmaya bile gitmeyecekmiş ama Rose'un bıraktığı turnikede, top çemberin üstünde şöyle bir tur atıp, iki kez sektikten sonra girmemeye karar vermiş. Ayrıca Luol Deng de çok önemli işler yapmış hücumda, 23 sayısı 7 ribaundu var.

LeBron 39 sayı 9 asist 6 ribaundla bitirdi maçı. Başlarda çaktırmadan epey skor üretti fakat 4. çeyreğin başlarında pek sorumluluk almayıp takımı oynatmaya çalıştı. Yine sonlara doğru birkaç pozisyonda şut kullandı veya potaya gidip faul almayı başardı. Hidayet üst üste 5 sayı atıp Toronto’yu öne geçirdikten sonra kendisini hiç savunamayan Raptors’a karşı iki tane turnike bırakıp maçı uzatmaya götürdü. Uzatmada zaten Parker ve Mo Williams’dan ona sıra gelmedi, maçı 118-126 kazandılar.

Stephen Jackson yüzde 50'yle şut atıp 32 sayı 11 ribaund 4 asist 2 top çalmayla oynayarak takımına deplasman turnesinden bir galibiyet çıkarmayı başarmış. Özellikle ikinci yarıdaki oyunuyla yakın giden maça damgasını koymuş Jackson. Ayrıca birkaç maçtır olduğu gibi Boris Diaw da takımına 18 sayılık katkı yaparak galibiyette pay sahibi olmuş. Bir aralar evinde fırtınalar gibi esen Grizzlies'in üst üste aldığı 6. iç saha yenilgisi oldu bu.

Dün gece 3 Rockets oyuncusu 30 ve üstü sayı atmış; Scola'nın 30 sayı (ki 14'ü kaçırmadan attığı serbest atışlardan) 13 ribaundu, Kevin Martin'in iyi yüzdeyle olmasa da 33 sayısı (o da 14/14 serbest atış) ve son olarak Brooks'un 31 sayısı var. Spurs savunması için kabul edilemez rakamlar bunlar, gerçekten yazık. Rockets tarihinde bir ilk gerçekleşmiş üç oyuncunun 30'u geçmesiyle...

Boşa kürek çekenler:
Samuel Dalembert Lakers uzunlarına karşı ilginç bir şekilde kariyer rekoru seviyesinde şut kullanmış (22) bu sayede 24 sayı bulan pivot, bu kategorideki kariyer rekorunu da egale etmiş. 11 de ribaund almış Haiti'li. Bir daha ne zaman 22 şut kullanır, Allah bilir... Tabii Lakers takımının uzunları ile maçı kazandığını söylememe gerek yok herhalde.

Bargnani savunmada her zamanki gibi dökülse de hücumda, özellikle son çeyrekte çok önemli katkılarda bulunarak takımını oyunda tutmayı başardı. 24 sayısı var fakat takımın en uzun oyuncusu ve pivotu 4 ribaundda kalıyorsa zaten o maçın uzatmaya gitmesi bile mucizedir. Jarrett Jack de ayrıca saçma pas tercihlerinden yapabildiğince kaçınarak takımına maç boyunca skor katkısında bulundu. Son olarak es geçemeyeceğim isim Reggie Evans. Arada bildiğimiz numaralarına başvursa da savunmada takımının istediği sertliği yerine getirdiğini söyleyebilirim. Ayrıca bununla da kalmadı, herkesi şaşırtarak tam 13 sayı attı ilk yarıda.

Blatche, 26 sayı 18 ribaund 6 asist 3 blokla oynayarak kaç maçtır olduğu gibi takımını sürükleyen bir numaralı isim olmuş. 6 asisti kariyer rekoru ancak 8 top kaybı da öyle büyük ihtimalle. Takımda önemli performans sergileyen diğer isimler 22 sayı 10 asistle (ve 11’de 8 isabetle) Randy Foye ve geç kaldığı için ilk beş başlayamayıp, kenardan 18 sayı 10 ribaund 5 blokla oynayan McGee. McGee’nin bir bloğu maçı uzatmaya götürmüş ayrıca.

Joe Johnson 47 dakika sahada kalıp 27 sayı 10 asistle takımını olabildiğince ayakta tutmaya çalışmış, ona Josh Smith 18 sayı 11 ribaund 8 asistle yardımda bulunmuş fakat bu performanslar Hawks’ın maçı kazanmasına yetmemiş.

Dwight Howard 18'de 11'le 26 sayı 10 ribaund 3 sayıyla oynamış Hornets'e karşı. Çok da üst düzey bir performans değil ancak takımının en iyisiymiş. Yalnız koskoca son çeyrekte sadece 3 top kullanıp 2 sayı atabildiğini de eklemeden geçmemek lazım.

Son zamanlarda delicesine formda olan Boozer yine 26 sayı, 10 ribaund ve 6 asist ile maçı takımına kazandırmak için çabalamış fakat Udrih'in 25, Evans'ın 24 sayısına yenik düşmüşler.

LaMarcus Aldridge, Warrick ve Taj Gibson'ı karşısında bulunca 32 sayı 7 ribaund ile oynamış ama Rose ve Deng'e karşı bu yeterli olmamış.

Günün X-faktörü:
Hem de ne faktör. Robin Lopez, tam 30 sayı ve 12 ribaundla oynayarak iki alanda da kariyer rekorlarını kırmış. 2 top kaybından başka istatistiği yok ama bu bile çok fazla onun için. Nash'in yanında oynamanın avantajlarından sonuna kadar faydalanmış Lopez. Dragic'in de oynadığı bölümde 6 sayı, 5 ribaund ve 10 asist yaptığını söyleyeyim...

JR Smith yine kenardan gelerek rakibin ipini çekmiş. %50 şut isabetyle 15 sayı üretip, 4 ribaund almış ve 5 asist yapmış. Üstüne de 5 top çalma ve 1 blok eklemiş. Top kaybı da yapmamış. Kısacası istatistiksel anlamda harika bir maç çıkarmış.

Jason Terry de Kidd'in asistlerinden nasibini alarak 17 sayı üretti aynı zamanda 6 da asist yaptı.

İyi mi kötü mü
Al Horford, Brendan Haywood'a karşı özellikle hücumda çok zorlandı. Pota altından değerlendirmesi gereken şanslarıda başarısız olan Horford'ın orta mesafeli şutları da girmeyince, geceyi 4/16 gibi bir pivota yakışmayacak bir yüzde ile bitirdi. Toplamda 13 sayı, 8 ribaund, 4 asist ve 2 bloğu var ama şut yüzdesi bunların önüne geçiyor bence...

Iguodala sadece 15'te 5 şut isabetiyle oynamasına ve 13 sayıda kalmasına rağmen 9 ribaund 10 asistle triple double yapıyormuş neredeyse. Maçın sonucu daha farklı olsa performansının değeri de yükselebilirdi fakat karşılaşmanın galibi 90-99 skorla Lakers olmuş.

Nuggets, yine kendisinden güçsüz Detroit Pistons’a karşı zor anlar yaşasa da Billups ve Carmelo ağır basmış ve 2006’dan beri yenildikleri Pistons’ı bu maçta geçmeyi başarmışlar. Carmelo 8/25 gibi kötü bir yüzdeyle olsa da 24 sayı atmayı başarmış. 4 de top kaybı var Carmelo'nun... Billups'ın 25 sayısı ile yenmişler Pistons'ı.

Bizimkiler:
Hidayet maça üçlükle başlasa da ilk yarıda üç top kaybı yaparak korkuttu. Maçın son çeyreğine kadar da eski maçlardaki kadar olmasa da çok etkili olamadı oyunda. Ancak 4. çeyrekte sahneye çıkarak tam 9 sayı attı Cavs potalarına. Ayrıca bitime çok az süre kala çok kritik bir üçlük attı, bir sonraki hücumda da Jack’in kaçırdığı layup’ı smaçla tamamladı milli basketbolcumuz. Ancak normal sürenin son hücumunda Triano’nun çizemediği oyunun da katkısıyla kötü kullandığını söylemeliyim.

Mehmet ise 9 sayı atarak yine beklentileri karşılayamasa da 11 ribaundu ve 3 bloğu ile umut verdi bizlere. Batının 4 numaralı takımı olarak, ona çok ihtiyaçları olacak ileride.