BIY AD

4 Mayıs 2010 Salı

Batı Yarı Finali: Spurs - Suns Değerlendirmesi

Dikkat çok uzun yazı. Ama okumanıza değeceğini düşünüyorum. Son 6 eşleşme hakkında birşeyler okumak istemiyorsanız direk 5. paragaraf atlayınız...

Bu iki takımın karşılaşmasında hep son 4 playoff eşleşmesine değiniliyor ancak ben bunu 2 adım daha geri götürmek ve "Duncan dönemi" olarak genişletmek istiyorum. San Antonio, Duncan döneminde tam 6 kere eşleşti Phoenix ile playofflar'da. Bunların ilki 1998'deydi. O zamanlar Nash daha çömez, Phoenix'te Kidd'in arkasında süre bulmaya çalışıyor. İkiz kuleler henüz ilk senesindeydi ve Avery Johnson'ın yardımıyla Suns'ı geçmişlerdi. Ardından NBA Finalleri'nde Bulls'un rakibi olan Jazz'e (Malone-Stockton) elenmişlerdi. Ardından 2000 playofflar'ında yine eşleşiyor bu iki takım. Ancak bir ufak(!) fark var, sezonun sonuna doğru dizinden sakatlanan Duncan playofflar'da forma giyemiyor. Sonuç Spurs açısından hüsran oluyor. Penny, Cliff ve Kidd fazla geliyor tabii Spurs'e. Malik Rose ve Samaki Walker yetersiz hatta aciz kalmışlardı elbette Duncan'dan sonra. Bu Spurs'ün Duncan döneminde Suns'a karşı ilk ve tek elendiği eşleşme ama işte Duncan sakat olduğundan gerçek bir "Duncan dönemi" eşleşmesi değildi. Ardından yavaş yavaş günümüze geliyoruz. 2003 senesinde bu iki takımın yine yolu kesiştiğinde Suns müthiş ballı bir şekilde Spurs'den ilk maçı SBC Center'da çalmıştı. Önce çaylak ve tahmin ettiğiniz gibi üçlük hatta şut özürlü Amare'nin potalı üçlüğüyle maçı uzatmaya götürmüşlerdi. Bu yetmezmiş gibi son saniyede de Marbury 2 sayı farkla Spurs öndeyken panyalı üçlük atmıştı ve maçı kazanmışlardı. Bu üçlük hala NBA TV'de döner durur... Ama sonra yine işler normale dönmüştü, Duncan takımını sırtlamıştı ve Spurs turu geçen taraf olmuştu. Sonra finale kadar yürümüşler ve finalde Kidd-Kittles-Martin-Jefferson'lı Nets'i (skor 4-2 olmasına rağmen) rahat geçerek 2. şampiyonluklarını elde etmişlerdi. Hatta Duncan quadruple double'ı 2 blokla kaçırmıştı yanılmıyorsam, çünkü hatırlıyorum 2 blok daha gelsin diye dövündüğümü ekran başında. Zaten NBA tarihinde 4 kere gerçekleşen bu olay, NBA Finalleri'nde yapılmış olsa gerçekten ayrı bir tat verirdi. David Robinson artık iyice yaşlanmış ve hücumdaki rolü de, dakikaları da iyice azalmıştı. Zaten bu şampiyonluktan sonra basketbolu bıraktı Amiral ve ikiz kuleler teke indi. O günden beri Duncan'ın yanına gerçek bir kule daha monte edemedi Spurs. Her neyse birazcık tarihten bilgi verdikten sonra geldik bildiğimiz Suns, yani Nash'li Suns ile Spurs'ün eşleşmelerine.

2004 yazında Mark Cuban "Bu Nash çok para istiyor, kimse istediği parayı zaten vermez ona, ben de ucuza takımda tutarım" diye düşünerek "Hadi git kendine takım bul bakalım" demişti. Tabii pusuda bekleyen D'Antoni ile yeni bir sistem kuran Suns pusuda bekliyordu ve havada kaptılar Nash'i. Mark Cuban da kafasını duvarlara vurmuştu. Her neyse Nash ile 2005 yılında NBA'e yeni bir soluk getiren Suns'ın dünya çapındaki taraftarları artmıştı. Dolu dizgin gidiyorlardı ta ki Stackhouse'un Joe Johnson'a yaptığı sert faule kadar. Joe Johnson turnike sırasında dengesini yitirip elleriyle kendisini koruyamayarak, yüzünün üstüne düşmüştü. Göz çukurunda bir problem oluşmuştu herhalde çünkü gözünün kıpkırmızı olduğunu hatırlıyorum. Birkaç maç kaçırmak durumunda kalmıştı Joe Johnson. Yine de Nash'in inanılmaz bir şekilde vites arttırmasıyla Mavs'i elemeyi başarmışlardı. Ancak Joe Johnson konferans finallerinde Spurs'e karşı serinin ortasında dönene kadar evlerinde iki maçı da verip 0-2 olarak San Antonio'ya gitmişlerdi bile. Eh en iyi dış şutörünü ve savumacısını kaybedince takım, bocalaması kadar doğal birşey yok. Hoş o oynasa bile Suns'ın kesin kazanacağını söylemek fazla iddialı olur çünkü Duncan'a karşı hiçbir çareleri yoktu. Sonunda Spurs Pistons'a karşı Finaller'de (Horry sağolsun) kazanarak 3. kupayı müzesine götürmüştü.

Sıra geldi 2007'ye, bu da 4. maçta Spurs evinde yenilirken Horry'nin Nash'e yaptığı sert/sportmenlik dışı taktik faul sonucu serinin kaderinin değiştiği seri. Bu faul nedeniyle parkedeki oyuncular arasında bir itiş kakış meydana geldiği sırada Boris Diaw ile Amare bench'i terk ettikleri için otomatik olarak 1 maç ceza almışlardı. Bu da Suns'ın yeniden yakaladığı ev sahibi avantajını bitirmişti. Beşinci maçı Phoenix'te Diaw ve Amare'siz Suns'a karşı - biraz zor da olsa - kazanan Spurs 6. maçı evinde kazanarak konferans finallerine kalmıştı. Daha sonra Utah'ı Parker ve Ginobili'nin harika oyunuyla geçerek finalde zayıf Cavs'i yenmişler ve 4. şampiyonluklarını kazanmışlardı.

Ve sonunda 2008. Kerr'ün artık Duncan'a karşı son çare olarak Shaq'ı takıma dahil ettiği sene. Tabii maksimum kontrat almakta direnen, mutlu olmayan Marion'ın da bu takasta payı vardı. Her neyse. İki sezon önceki bu eşleşmede, Duncan'ın ünlü üçlüğü ile ikinci uzatmaya giden efsanevi maç... Son saniyelerde Popovich'in Shaq'in oyunda olmamasını avantajına kullanmak için mola almadığı, Ginobili'nin de içeri penetre ederek Spurs'e galibiyeti getirdiği karşılaşma. Shaq o seride beklenilen çözüm olmaktan çok uzaktı. Ardından Ginobili ve özellikle de Parker'ın harika oyunu ile Spurs seriyi kazanmıştı. Daha sonra Fisher'ın Brent Barry'e yaptığı faul çalınmayınca ve önde götürdükleri maçlarda hata üstüne hata yapınca Lakers'a elenmişlerdi.

Evet biraz tarihe değindik ve Duncan'lı Spurs'ün Suns'a kan kusturduğunu görmüş olduk 12 senedir. Şimdi de bu sezonki eşleşmelere değinelim. Öncelikle bu sezonki Suns - Blazers serisi en az izlediğim serilerden biriydi (3 tam maç bile değildi). O yüzden Suns hakkında daha çok normal sezona dayanan bir fikrim olduğunu söylemeliyim:

Nash'i anlatmama gerek yok diye girecektim klasik olarak ama Kaan Kural ve Orkun Çolakoğlu'nun dediklerine göre Nash'in durumu iyi değilmiş Blazers serisinde. Suns'ı Suns yapan adam Nash. Onun sağlıklı veya formda olmaması halinde sistem çökecektir. Kalça burkulmasından tamamen kurtulacağını ve maça %100 çıkacağını söylemişti Nash. Bakalım göreceğiz. Karşısında artık bir Bowen yok ama yine de iyi bir savunmacı olan George Hill var. Öncelikli olarak savunmasıyla şutör guard pozisyonunda ilk 5'e yerleşen Hill'i Popovich, playofflar'da Parker'ın bench'ten itici bir güç olmasını istediği için hala ilk 5'te tutuyor. Hill sezon boyunca şutunu geliştirdiğini gösterdi ve şu anda Spurs'ün en yüksek yüzdeyle üçlük atan oyuncusu. Hemen yukarda "artık bir Bowen yok" demiş olabilirim ama dip çizgiden bulduğu üçlüklerle resmen bir Bowen olduğunu gösteriyor Hill, o noktalardan çok isabetli atıyor. Savunmasını biraz daha geliştirirse ve bu işin uzmanı olursa, Spurs seneler boyunca mükemmel bir rol oyuncusuna sahip olacak... Her neyse burada elbette avantaj Suns'da ama Mavs karşısındaki formunu aynen korursa Hill, Suns'ı beklediğinden çok daha fazla zorlayacaktır...

Gelelim şutör guard'lara. Ginobili ile Jason Richardson. Baştan söyleyeyim J-Rich'e asla güvenmiyorum ben. Kendisi bir kere saf bir şutör değil. Fazla inişli çıkışlı bir oyuncu. 3 maçta 14/18 üçlük atıp, sonraki 3 maçta 15'te 2'de kalabiliyor. Güvenilmez dememin sebebi bu. En büyük avantajı şu: Atletikliği sayesinde Nash'in onu beslemek için ekstra bir çaba sarfetmesi gerekmiyor. Burada burnu kırılana kadar son 2 aydır mükemmel oynayan Ginobili'nin daha ağır bastığını söylemeliyim. Yeter ki burnu kırıldığından beri pek rahat olmadığı her halinden belli olan Manu, yeni maskesi veya aparatıyla rahat etsin. Sağlıklı olduğu zaman Kobe ve Wade'in hemen ardından ligdeki en önemli guard'a dönüşen bir adamdan bahsediyoruz. Tek başına tek bir maçı değil, seriyi çevirebilen, takımı şahlandıran bir adam. Ayrıca J-Rich de Nash kadar kötü olmasa da yetersiz bir savunmacı bana göre... Eğer Suns bu pozisyonda eşitliği sağlayacaksa Jason Richardson'ın birkaç satır üstte bahsettiğim gibi seri boyunca sıcak olması gerekecek. Sıcak olduğu maçlarda Suns'ın şansını arttıracağı kesin.

Kısa forvet pozisyonunda bir gerçek var, o da Grant Hill'in artık 38 yaşına geldiği... Her ne kadar yıllanmış şarap gibi olsa da, Suns sağlık ekibi onu yeniden diriltse de ve her ne kadar arada sırada beklenmedik smaçlar, bloklar yapsa da o artık yaşlı. Ama şöyle bir şansı var, karşısındaki Jefferson çok atletik olmasına rağmen Spurs'ün 3 ana silahının arkasında kaybolup gidiyor, çok formsuz, sezon boyunca beklentilerin çok ama çok uzağındaydı. Jefferson savunmada çok problem yaşamayacaktır nitekim Hill sistem içinde bomboş veya zorunda kalmadıkça şut kullanmayı tercih etmiyor. Üçlük konusunda ise iki kez düşünüyor. Gerçi Jefferson da üçlük ve genel şut kullanma bakımından Hill'i andırıyor. Spurs'ün ana 3'lüsünden birinin sıkıntı çektiği gecelerde Jefferson'ın ipleri eline alması lazım çünkü bu eşleşme ile maçı Spurs'e getirme şansı var...

Sonunda uzunlara geldik. Maçın başında Amare ile McDyess eşleşecektir ancak Jarron Collins'in 'Allah bir boy vermiş gerisini koyvermiş' kategorisinde bir uzun olduğunu bliyoruz. 3-5 dakika sonra oyuna Frye girdiğinde Duncan Amare'nin başına geçerken, McDyess veya Blair yani çabuk ayaklı Spurs uzunları üçlük çevresinde Frye'ı kovalayacaklar. İşte hücumda bu şekilde Spurs'ü vuracak Suns. Frye'ın dışarı çıkmasıyla boyalı alan boşalırken, pick & roll'lar ile Nash ve Amare'nin coştuğuna tanık olacağız. Duncan'ın 3 sene önce de savunamadığı bu ikili oyunları şimdi savunmasını beklemek büyük hata olur. All-Star arasından beri başka bir boyuta geçen Amare'den 40'lı sayılar görebiliriz bazı maçlarda. Tabii Amare'nin bunu zamanında Spurs'e karşı yaptığını ama yeterli olmadığını da hatırlatmalıyım... Ancak Frye - Amare'den pota altının da büyük bir dezavantajı var. İşin savunma tarafında neredeyse hiçbir korkutucu tarafı yok. Belki maç başına 1'er blok yapıyorlar ama boyalı alanı kapadıklarını söylemek çok güç. İşte bu noktada "bu seride bir ara dönmek istiyorum" diyen ama oynamasına pek olasılık verilmeyen Robin Lopez'i arayacaklar. Robin hücumda biraz kazma olabilir ama Nash zaten onun eksiklerini kapıyordu "Al potanın için bırak" tarzı paslar vererek, defansta ise bir sertlik getiriyordu Lopez. Ayrıca kalıplı olduğu için boyalı alanı da kapasitesi el verdiğince kapatıyordu. Aldığı hücum ribaundları da üstüne sos oluyordu. Şu durumda savunmada ne içeri giren Parker - Manu ikilisine dur diyecek bir uzun var, ne de Duncan'ı 1'e 1 savunabilecek biri... Öte yandan Duncan'ın eski Duncan olmadığını ve 2 sezondur eskiye nazaran çok daha kolay durdurulduğunu söylemeliyim. Yine de Frye veya Amare'nin onu durdurabileceğini hiç zannetmiyorum. Savunmada da Duncan uçanı kaçanı bloklayan, her şutu bozan Duncan'dan uzak artık. Yine de tabii NBA'deki pek çok uzuna kıyasla görevini harika yapıyor fakat eski dominantlığına sahip değil. McDyess ise Mavs karşısında mükemmel şut attı orta mesafeden ve Nowitzki'yi olabilecek en iyi şekilde savundu. Frye'ın biraz işi var anlayacağınız ona karşı, yeter ki son zamanlarda yüksek konsantrasyonla oynayan Dice arada sırada yaptığı gibi üçlüğün dışına çıkan adamını kaçırmasın. Bu arada Frye'ın da normal sezonda %40'a yakın isabetle üçlük atarken playofflar'da %25'e düştüğünün altını çizmeliyim. Burada Frye serinin x-faktörü olabilir ama maçlar başlamadan evvel avantaj Spurs'de gibi duruyor.

Bench'ler ve takım yapılarına bakalım biraz da. Bir tarafta Amundson, Dragic, Barbosa ve Dudley, diğer tarafta Parker, Blair ve Bonner var. Oyuna giren en iyi oyuncu açık ara Parker. Yani oyuna girdikten sonra bütün gidişatı değiştirip, maçın takımına gelmesini sağlayabilecek tek isim belki de. Elbette Blair, Amundson ve Dudley'nin savaşçı yapılarını, mücadelelerini küçümsemiyorum ama saf kaliteye bakacaksak Spurs'ün avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Barbosa eğer 2 sene önceki formuna yakın bir seviyede olsaydı, Suns bench'i çok daha tehlikeli olurdu. Ancak yaşadığı bilek sakatlığı ve ameliyattan sonra toparlanamadı Barbosa. Bu arada Dragic'in sezon içinde zaman zaman inanılmaz oynadığını gördük. O havayı yakalayıp seri boyunca devam ederse, Suns'ın durumu dengeleyeceğini hatta biraz öne bile geçebileceğini söylemeliyim.

Takımların sistemleri ve yapılarına bakacak olursak, yukarıda bahsettiğim gibi Robin Lopez'in yokluğu Suns'ın zaten zayıf olan savunmasını adeta bitiriyor. Spurs ise playofflar'a tam girerken formunu buldu ve tam anlamıyla mükemmel bir savunma takımı olmasalar da, son 3 senedir bundan iyi bir Spurs seyretmedim ben. Sadece biraz fazla hücum mentalitesi yerleştiği için, geçtiğimiz senelere göre daha çok fast break yiyorlar. Bu da Suns'a karşı bir problem teşkil edebilir. Fakat yukarıda Duncan'lı 5 serinin 5'ini de Spurs'ün kazandığına değinmiştim. Bunun elbette Duncan'dan başka iki nedeni daha var: Ginobili ile Parker. Spurs'ü adeta transformers gibi bir savunma takımından, bir hızlı hücum takımına çevirebilecek penetre yeteneğine ve hıza sahipler. Yani Popovich Suns'a ayak uydurmanın kendisine avantaj getireceğini düşündüğünde, "koşun çocuklar" dediği an kısa bir 5 ile Spurs takımı bir anda vites yükseltip Suns'a ayak uydurabiliyor. Spurs'ün düzeyinde savunma yaparken, Suns'ın hızına ayak uydurabilecek başka bir takım yok NBA'de. İşte bu nedenle çok büyük bir avantaja sahip Spurs. Bunu kullanmalılar. Nash ile Amare gibi iki yıldıza ve onların eşleşmelerinde avantaja sahip Suns ancak geçmişte bu ikili yeterli olmamıştı. Bana göre bu sefer de saha avantajına rağmen yeterli olmayacaklar. Belki playofflar başlamadan önce Suns'ı avantajlı görürdüm hatta Lopez dönerse hala görebilirim ancak Spurs'ün playofflar ile beraber yükselen form grafiği nedeniyle: 4-2 Spurs diyorum.

8 FARKLI FIKIR:

KskHyTr dedi ki...

3 teki maçı nba tv veriyormu?

Antimadde dedi ki...

benim gibi okuma delisi bile şu yazıdan korktuysa bu yazının kısalması gerek galiba.neyse yinede okuyacam.

Adsız dedi ki...

hakkat ha abartılı uzun yazı ama mükemmel olmuş

Adsız dedi ki...

j-rich'in savunması yok mu ilginç, evet grant hill 38 yaşında ama görücez o 38 yaşında ama seride. Dereyi görmeden paçayı sıvamamakta yarar bence.

Adsız dedi ki...

şahsen uzun yazılardan kaçan birisi olarak tamamını okudum yazının. çok güzel analiz ama 1-2 noktada katılmıyorum, öncelikle jason richardson dediğin gibi çok güvenilir değil belki ama istikrarsız olacak kadar da performansı inip çıkmıyor, özellikle portland serisini de çok iyi geçirdi, ben buradan suns'ın avantajlı olduğuna inanıyorum.

diğer bir nokta ise amare bence de 30+ sayılarda oynayacaktır ve bu serinin gidişatını değiştirecektir. spurs geçen senelerdeki gibi 1 oyuncunun oynamasına izin verecek güçte değil, çok fazla fark yaratacak oyuncusu kalmadı. duncan resmen zor koşuyor sahada, mcdyess desen orta mesafe şutu dışında neredeyse katkı vermiyor, richard jefferson sezon başından beri çok formsuz, ginobili çok formdaydı sezonun sonunda ama onunda sakatlık problemi sorun, parker bu sene bir türlü istikrar sağlayamadı. açıkcası bundan önceki serilerin tamamında spurs daha iyi takımda suns'tan ama ilk kez suns daha iyi bence bu sene.

genel olarak iki takımın da deplasmanda birbirlerinden 1'er maç çalacağını ve ev sahibi avantajıyla suns'ın 4-3 turu geçeceğini düşünüyorum

nuri pasha dedi ki...

Phoenix'i senelerdir cok yakindan takip ediyorum. Bu seneki Suns cok farkli ve tam da Spurs'a karsi yapmalari gereken seyleri yapiyorlar artik. Eskiden tamamen hizli hucuma dayanan takim simdi cok daha iyi savunma yapiyor, cok daha fazla hucum ribaundu aliyor. Ayrica D'antoninin hic umursamadigi bench simdiki Suns'da cok onemli bir faktor. Bu benchten gelen oyuncularin, en cok da Dudley ve Amundson'un ozelligi San Antonio'nun agresifligine ayni sekilde cevap verebilecek yapida olmalari. Tahminim 7 maclik bir seri olur ve son maca kadar saglikli olan sakat vermeyen ekip goturur. Tabi Robin Lopez'in iyilesip verimli olmasi durumunda Phoenix favorim.

Çağrı dedi ki...

Gönlüm Suns mantığım Spurs diyor ...

lacivert dedi ki...

nash nasıl 33 sayı atar ya. 33 asist yapsa bu kadar garip olmazdı. hill bogans ne iş yapar bu takımda. parker bu kadar mı kötü savunmacı.