BIY AD

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Doğu Yarı Finali: Hawks - Magic Değerlendirmesi

Maça 5-10 dakika kala yayınlıyorum ve direk kafa kafaya oyuncuları tokuşturarak giriyorum olaya:

Nelson hiçbir zaman oyunu yöneten bir oyun kurucu olmadı ama geçen sezon en verimli yılını yaşıyordu, taa ki omuzundan sakatlanana kadar. Bu sezon da geçirdiği diz ameliyatının dönüşünde sıkıntı çeken Nelson sezonun son 10 maçını harika geçirmişti. Karşısında Felton'ı görünce aynı formunu sürdürdü Bobcats'e karşı ilk turda. Hatta bana 2008-09 sezonunun ilk 4 ayındaki Nelson'ı hatırlattı skora yönelik verimli oyuuyla. Şimdi de karşısında Bibby var. Hem savunma yapmayı bilmiyor hem de beceremiyor. Playofflar'da her oyun kurucunun karşısında görmek istediği rakiptir herhalde Bibby, elbette Fisher açık ara 1 numara bu konuda. Nelson azdığı yerlerde Joe Johnson'ı onun başına verebilir Woodson. Hücumda ise Bibby'nin rolü Crawford'ın gelişiyle un ufak oldu. İyice cezalandırıcı şutör olarak kullanıyor artık. Bu nedenle onu tutacak Magic oyuncusuna herhangi bir sıkıntı yaşatmayacaktır.

Şutör guard pozisyonunda Joe Johnson ile Vince Carter başlayacaklar iki takım için. Aslında burası karman çorman. Kimin kimi savunduğu sezon içindeki maçlarda sık sık değişmişti yanlış hatırlamıyorsam. Sadece Joe Johnson'ı çok büyük oranda Barnes tutmuştu onu biliyorum. Ama Carter'ı JoJo, Crawford ve Marvin üçlüsü savunmuştu. Böyle işler karman çorman olduğu için komple değerlendirmek lazım. Carter rezalet bir ilk yarı geçirmişti ancak sakatlıklardan kurtulduktan sonra çıkış yakalamıştı. Bobcats serisinde o Carter'dan eser yoktu... O seride 19'da 4 ile şut attığı maçta hele çok ama çok kötüydü Carter. Yani doğru seçimler olsa hadi neyse diyeceğim kötü günündeydi ama pek çok kere zorlama atışlara yönelmişti. Magic'in ne zaman sayıya ihtiyacı olsa, takımın boş dönmesini sağlıyordu Carter resmen. Kısacası playofflar'da Magic'in beklediği Carter ortalıkta yok. Diğer tarafta Joe Johnson da Bucks ve Salmons - Mbah a Moute ikilisinin sert savunması dolayısıyla zor bir seri geçirdi. Üstelik formsuz gibi gözüken JJ Barnes'ın savunmasından ve boyalı alanda Howard'ın kol gezmesinden oldukça etkileniyor. Yine zor maçlar bekliyor Johnson'ı. Barnes ile Marvin Williams ise bildiğimiz rol oyuncuları. Barnes bana göre daha ağır basıyor mücadelesi, sertliği ve savunma becerisi sayesinde. Eşit gibi gözüküyor şutör guard ve kısa forvet pozisyonlarında durum. Belki bir ihtimal Carter'ın form durumunu göz önüne alırsak Joe Johnson ile avantaj az da olsa Hawks'da diyebiliriz. Yani aslında eşit ama işte zorlamak lazım Hawks için durumu biraz...

Geldik serinin en kritik eşleşmelerine: Uzunlar. İki takım da geleneksel uzun forvetleri kullanmak yerine farklı yolu tercih ediyor. Magic üçlük tehdidi yaratan ve ayakları biraz çabuk olan, hücuma yönelik Lewis'i oynatırken, Hawks NBA'in en atletik oyuncularından Josh Smith'in uçan kaçan, oradan oraya zıplayan, sahayı bütün 4 numaralardan daha çabuk kateden oyununu seviyor. Hücum yönü kısıtlı olan Smith ekmeğini daha çok hücum ribaundlarından, fastbreak sayılarından ve ona hazırlanan pozisyonlardan çıkarıyor. Burada Hawks'un avantajı var. Smith, Magic'in kozu olan, neredeyse her takıma ters gelen Lewis'i NBA'den en iyi savunan adamlardan biri. Ama savunmada Lewis'i cezalandırabilecek bir post-up oyununa sahip değil. Ayrıca hemen yukarda saydığım Smith'in uçan kaçan, hücum ribaundlarını zorlayan, blok kovalayan yapısının sadece Lewis'in yumuşaklığı sebebiyle iyi işlemesi beklenmemeli. İçeride Howard olunca Josh Smith'in oraları karıştırması ekstra zorlaşıyor. Normal sezonda Rashard Lewis'in topu seyretmesi sonucu son saniyede vurduğu maçı kazandıran smaç nadir görebileceğimiz bir olaydı... Nitekim Dwight sağolsun, Magic ligde rakibe en az hücum ribaundu veren takım.

Dwight'a değinmişken, kendisi son senelerde Hawks'a karşı dalga geçer gibi oynuyor adeta. Ligin genç ve en enerjik pivotlarından Horford'ın ayak çabukluğu haliyle Dwight'a karşı sökmüyor. Eh zaten Horford'ın 3-5 santim kısa olduğunu biliyoruz, ayak çabukluğu da olmayınca, Dwight'a karşı iyice çaresiz kalıyor Horford. Tek avantajı, nadiren denediği ama bir pivota göre oldukça iyi olduğunu düşündüğüm orta mesafe şutu. Horford bu şutlarda istikrarlı bir şekilde isabet bulacak da, Dwight onunla birlikte potadan 4 metre uzağa gelmek zorunda kalacak, işte ancak o zaman Josh Smith ve Joe Johnson rahat edecekler. Kısacası şu anda NBA'de Dwight'ı hangi pivota karşı değerlendirirsek zaten üstün çıkacak, aynı şey Hawks için de geçerli. Tek soru şu: Howard faul problemine girip kendi kendini kilitleyecek mi yoksa 25 sayı 16 ribaund ortalamalarını mı yakalayacak? Hakemlerden mutlu olmayan Howard, Stern'den de cezayı yemişken artık kendini sakınmaya çalışacaktır biraz daha diye düşünüyorum. Zaten 40 dakika oyunda kalması demek otomatik olarak Magic'in kazanmaya bir adım yaklaşması anlamına gelecektir. Yok eğer blok sevdasına abuk subuk işlere kalkışıp Bobcats serisindeki gibi bol bol kenarda oturmak zorunda kalırsa, seriyi bile tehlikeye atabilir...

Bench'lere baktığımızda ise; her ne kadar Jamal Crawford’dan dolayı bench katkısı Hawks lehine görünse de durum öyle değil bence. Nedeniyse çok basit, Orlando’nun kadro derinliği ve oyun yapısı. Şutör özelliği olan herhangi bir oyuncu fazlasıyla iş yapabilir Magic adına. Howard’a topu indirdikten sonra ona gelen ikili sıkıştırmalarda fazlasıyla boş şut imkanı ve şut feykiyle içeri drive şansı yakalıyor Magic oyuncuları. Zaten bench'lerine baktığımızda tamamen bu sete uygun oyuncular görüyoruz. Pietrus, Reddick, Jason Williams ve 4 numara pozisyonunda Lewis’i yedekleyen arada sırada pivot bile oynayan Ryan Anderson. Yalnız J-Will oyundayken özellikle Crawford tehlikeli olacaktır Hawks'da, savunma denen şeyden bihaber çünkü Beyaz Çikolata. Pota altında ise her ne kadar kontratını hak edip etmediği tartışılsa takımda tutulmasını desteklediğim Gortat var. İlk seride Howard’ın faul problemi nedeniyle sık sık izleme şansı bulduğumuz ve hareketliyken topla buluştuğunda skor üretme becerisi olan, savunmada ise ayak çabukluğu sayesinde rakip ikili oyunları bozabilen bir Gortat’nın Zaza - Horford ikilisine kadarşı yeterli olduğunu düşünüyorum. Dönelim Atlanta bench'ine Jamal Crawford tabi ki en dikkat çeken isim. Bu sene yaşamış olduğu ilk playoff macerasında fena görüntü çizmedi. Kendi şutunu yaratabilen ve etkili savunma karşısında bile iyi işler yapabilecek kapasiteye sahip bir oyuncu, istikrarsızlık en büyük problemi olsa da. Magic’in iyi savunma rotasyonu karşısında Hawks’ın hücumda kitlenmesi halinde bu adamın eline bakacakları aşikar. Hawks bench'inde sayabileceğimiz bir diğer isim ise, her iki pota altında da kapasitesi nispetinde elinden geleni ortaya koyan, takıma kenardan gelerek mücadele ve sertlik getiren Zaza. Horford’ın Howard savunmasında faul problemine girme ihtimali düşünüldüğünde beklenenden fazla süre bulması şaşırtmayacak beni. Kenardan gelecek üçüncü bir isim düşünüyorum ama bulamıyorum. Bucks’a karşı bile ne hücumda ne de savunmada hiçbir olumlu yanı görünmeyen, hatta "Ben gitsem daha iyi oynarım" dediğim Evans, belki birkaç üçlük isabeti bulur seri boyunca o kadar.

Özetle: Her yerde ya Magic üstünlüğü ya da kılpayı eşitlik görüyoruz. Eh Hawks'un daha Milwaukee'ye karşı ne kadar zorlandığını ve yorulduğunu da düşünürsek, Magic'in kazanması en doğal sonuç olacaktır: 4-1 Magic.

3 FARKLI FIKIR:

Mclaren dedi ki...

Şu anda Orlando 3. çeyrekte 20 fark yaptı. Adamlar resmen idman yapıyor. Bu arada;

http://mclarenbar.blogspot.com/2010/05/where-bizim-icin-yine-off-season.html

Where ''Bizim İçin Yine Off - Season'' Happens... Karaladık bir şeyler.

KskHyTr dedi ki...

44 sayı fark hawks maçında 9 dakika kala... 60 a doğru gidiyoruz hadi bakalım:) Tecavüz hafif kalır manşet olarak bu ne gamsızlıktır arkadaş:)

endert dedi ki...

bu atltanta'ya kıl oluyorum, adamlarda ruh adına bir şey yok. bucks'a eleneceklerdi neredeyse, şimdi de 50 sayı yediler neredeyse .playoff'ların yüz karası.