BIY AD

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Yao: Sakatlığım Tamamen Geçmezse Bırakabilirim

Üzücü ve korkutucu bir demeç gelmiş Yao'dan. Üzülmemek elde değil bu melek ruhlu dev adam için. Ayağındaki stres kırığının tamamen iyileşebilmesi için ameliyat olmayı tercih etmişti Yao, dinlenmek yerine. Koca 09-10 sezonunu Yao'suz geçirdik. O ameliyatın üzerinden 1 yılı aşkın bir süre geçti ancak anlaşılan o ki, Çinli yıldız pek iyimser değil sakatlıktan kurtulmak konusunda. Bu sezon ayağı tamamen iyileşmezse ciddi anlamda basketbolu bırakmayı düşündüğüne göre durum vahim herhalde. Sezon başlarken, Kasım ayında yaklaşık 1.5 yıl geçmiş olacak ameliyatının üzerinden ve bu fazlasıyla yeterli bir süre normalde. Tabii 2.26'lık bir adamda 'normal' kavramı değişebiliyor. İyi hissetse, ayağının durumundan memnun olsa böyle bir açıklama yapar mıydı acaba? Ayrıca 2012 Olimpiyatları için de pek olumlu konuşmamış, çünkü ayağı artık çok sayıda maç oynamasına engel olacakmış...

Yazık olur gerçekten Yao gibi bir basketbolcu ve insan basketbolu bırakmak zorunda kalırsa. Blog'un ilk açıldığı günlerde Yao'nun akatlığı, boyu ve oyunu hakkında birşeyler karalamıştım. Çünkü o sırada çıkan raporlara göre uzman görüşleri Yao'nun kariyerinin tehlikede olduğu yönündeydi. Dileğimiz bu görüşlern gerçeğe dönüşmemesi...

27 Temmuz 2010 Salı

Hell It's About Time!

Efendim az önce elime geçti Starcraft 2. Yaz sıcağıyla boğuşurken zaten biraz tatil moduna girmiştim, benden şu sıralar biraz daha az yazı görürseniz, bilin ki suçlusu Blizzard'dır. Zira boş zamanlarımda Starcraft 2'ye kilitleneceğim gibi duruyor. Daha başlamadan gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ediyorum: Oynayın, oynatın bu oyunu. Dile kolay 12 senedir bekliyoruz. Hell it's about time...

Not: Kadir, Soner ve Yusuf'a güveniyorum burayı biraz güncel tutmaları konusunda. Gerçi Kadir de SC 2 ateşiyle yanıp tutuşuyordu ama bakalım.

Kleiza Yeniden NBA’de

Aslında taraflar arasında anlaşma çok önceden sağlanmıştı ancak imzalar atılmadığından dolayı kesinlik yoktu. Bu süreç içerisinde Kleiza’dan vazgeçilip Barnes’ın kadroya katılacağı yönünde dedikodular patlak vermiş, hatta Raptors organizasyonu bir ara salary capi falan unutup ikisini birden kadroya katmayı bile düşünmüştü. Ama Barnes’ın Los Angeles’in yolunu tutmasıyla birlikte eldeki tek alternatif olan Kleiza’nın da Toronto’ya katılması kesinleşmişti.

Ligde ve Avrupa’da başarı hedefleyen Olympiakos forması altında bir yıllık oldukça başarılı Yunanistan macerası ve Eurolig sayı krallığını ardında bırakarak Raptors formasıyla lige yeniden merhaba diyecek olan Kleiza’nın kazanacağı paraya bakıyorum direkt. Malum günümüz şartlarında öncelikli olarak o dikkat çekiyor. 4 yıllık $20M. Gayet makul, hatta aynı takımdan Calderon’un, Amir Johnson’ın kazanacağı paraları düşününce epey kelepir. Denver’da, özellikle son senesinde, kenardan gelerek hücumda iyi işler çıkarıyordu, Avrupa macerasında da görüldü ki skorerlik bakımından hakkında şüpheye düşeceğiniz bir isim değil artık kendisi. Ayrıca kısa forvet pozisyonunu çok rahatlıkla kotarır, hele ki Toronto gibi hedefi çok yüksekte olmayan bir takımda. DeRozan her ne kadar yaz liginde iyi bir grafik sergilese de Kleiza’yı ilk 5’e biraz daha yakın görüyorum. Ha, tahminimde yanılacağımı varsayarsak, kenardan gelip skor üretir, takıma enerji getirir en kötü ihtimalle. Yani her türlü katkı yapar Toronto’ya.

Ama onun veya Barbosa’nın veya Diaw’ın -isimler semboliktir- yapacağı katkılarla takım olarak nereye kadar tırmanabilirler diye düşününce pek de iyimser olamıyor insan. Kadroya bakıyorum bir tane öne çıkan, güvenebileceğiniz, yıldız olmasını geçtim onun bir iki seviye altında dahi görebileceğimiz bir oyuncu yok. Hepsi aynı kalibrede. Bu tarz kadro yapısına sahip takımlarda yardımlaşma, takım ruhu, hırs, istek, savunma olmadan belli bir seviyeyi geçmek imkansız ve Toronto’da bu saydıklarımdan hiçbiri yok. Kesin konuşmak için biraz erken ama pek de parlak günler beklemiyor gibi Raptors taraftarlarını bu sene de…

Karar Anı


Link

Üstünden 2 hafta geçmiş ben daha yeni gördüm. LeBron'la değil de, daha çok bu kararın 1 saatlik bir TV programına dönüştürülmesiyle dalga geçiliyor. Çok çok başarılı. Özellikle sonda sunucu Rudd zorlanıp, Carell'a dönüp "Eee en sevdiğin renk ne?" dediği an koptum.

Chris Paul ve Takas İsteği

Bilmeyenleriniz için üç gün "Chris Paul önce takasını istiyor" diye bir haber çıktı ama tek bir kaynak vardı sadece ve gerçek olup olmadığına dair şüphelerim vardı. Ancak sonraki 2 gün gösterdi ki Chris Paul Hornets'a gerçekten "Beni takas edin" demiş. Bu gece takımıyla acilen bir toplantı yapan Paul şimdi de Twitter'ından dansöz modunda açıklamalarda bulundu: "Toplantı çok iyi geçti koç Williams, başkan Weber ve genel menajer Demps ile konuştuğumuz iyi oldu. Ben kazanma isteğimi, hırsımı açıkladım, onlar da takımı o yöne doğru götürmek istediklerini belirttiler. Kariyerim boyunca Hornets formasını giydim ve umarım uzun yıllar boyunca da giymeye devam ederim."

En baştan şunu söyleyeyim, birkaç gündür tatil modunda takıldığımdan hep erteledim Paul yazısını ama kafamda belli bir şablon vardı. Paul bu sezon ortasını beklemeden niye böyle bir istekte bulunuyordu ki? Hornets'ın elinde Peja ve Songaila'nın toplam 20 milyon dolar değerindeki biten kontratları varken bu çıkış niyeydi? Üstelik çok eleştirilen takım sahibi Shinn'den de kurtuluyordu Hornets. Olaydan bir gün sonra Yahoo'nun baba duyumcusu ve yorumcusu Wojnarowski konuya daldı. Meğersem geçtiğimiz günlerde LeBron'un pazarlama şirketine dahil olan Paul'u, LeBron ve tayfası kafalamış ve gaza getirmişler. Hatta LeBron twitter'dan da "Aslan Chris, senin ve ailen için en iyisi neyse onu yap" diye yazmıştı takas isteği haberinden sonra. Ama şöyle bir sorun var, LeBron kendi istediğini yapmakta özgürdü bu yaz, adı üstünde serbest kalıyordu ama Paul'un daha 2 sene kontratı varken çıkıp böyle bir harekette bulunması son derece saçmaydı. Milyonlarca dolarlık, uzun vadeli sözleşmeleri imzalayıp paraları takır takır cebe indirirken güzel ama takım biraz kötü gitti mi hemen gemiyi terketme çabaları. Yakışmıyor, hele kontratında iki sene varken bir hayli garip kaçıyor. Elinde Hornets'ın elini zorlayacak bir koz yok, hani son sezonundur, takas etmezlerse bir hiç karşılığı takımdan ayrılacaksındır falan o zaman anlarım bir nebze ama Paul'un şu durumda ayrılmak için koyduğu tepki biraz erkendi. Hatta Wojnarowski yazısında bu hareketin Paul'un yarattığı ve herkes tarafından sevilen karakterini ve New Orleans şehri ile olan bağını zedeleyeceğinden bahsetmişti. Bu bir anlamda gerçekleşti. Bazı yabancılardan aldığım tepkiler "Ağlak, takımı kötü gittiğinde hemen su koyuverme ihtimali var, franchise oyuncusu olamaz" şeklindeydi.

Benim Paul'un son açıklamasından çıkardığım şey şu: Bütün pislikler, tozlar, halının altına süpürüldü. Temizlenmedi yani kısacası. Şu anki kadroyla playoff yapmaları hiç de kolay değil. Bu sezon da kötü gidişat sürerse ve Peja ile Songaila'nın kontratlarıyla takıma bir yıldız daha katılamazsa, Paul'un Hornets ile bağları koparmasına %100 olarak bakacağım.

Bu arada Paul için ismi geçen takımlardan elbette en çok Magic'e gitmesini isterim. Saçma bir güç olurlar Howard ile beraber. Tyson Chandler'ı sadece alley-oop ile 12 sayı ortalamaya çıkartan bir adam Howard ile ne yapar acaba? Ben size söyleyeyim, Howard rahatlıkla 26 sayı civarına çıkacaktır. Geri kalan şutörleri beslemek konusunda da 2008 playofflar'ına bakınız. Neyse zaten şu anda takas ihtimali de pek yüksek değilmiş gibi gözüküyor, çok da irdelemeye gerek yok. Hornets kötü gidince bu eski defterler illa ki açılacaktır yeniden.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Phil Jackson 1 Sene daha Lakers'da

Bu sene Lakers yönetiminin, daha doğrusu Kupchak’ın yaptığı mükemmel hamlelerin yanında unutuverdik Phil Jackson’ı. Daha doğrusu serbest oyuncu piyasasındaki gelişmeler elvermedi bu olayı araya katmamıza; ama hazır merakla beklediğimiz tüm kontratlar kapılmışken NBA tarihinin en başarılı koçunun kariyerini bir sene daha uzatarak, kontratının son senesinde de takımının başında olmasını yazmadan geçmek olmazdı haliyle.

Bir yandan “Phil Jackson kariyerini bir sene daha uzattı. Ne güzel.” derken, bir yandan da bir efsanenin önümüzdeki sezon bu sahneye veda edeceğinin hüznü sardı beni şimdiden. Üçgen hücumun mucidi Tex Winter’ın emanetinin dünyadaki tek temsilcisi (Ted Baldwin’i saymıyorum:D), 11 yüzük sahibi, 3-peat adamı, Zen üstadı Jackson’sız bir Lakers izlemek açıkçası hiç işime gelmiyor; ama en azından biz bu sene de bu göreve devam etmesinin sevincini yaşıyorum şimdilik.

2010’da serbest oyuncu piyasasıyla çılgına dönen Heat, ezeli rakip Celtics ve hatta birkaç hamleyle takviyeler yapan Magic’e karşı Lakers yönetiminin en önemli hamlesi oldu bence Jackson’ı elde tutmak. 2009 Finalleri’nden sonra ancak doktorunun onay vermesiyle 2010 sezonda takımının başında bulunan Jackson’ın bu şampiyonluktan sonra misyonun tamamladığı ve NBA kariyerine nokta koyacağı yönündeydi benim fikrim; fakat elinde bir “Üçleme” şansı daha varken takımını yalnız bırakmak istemedi büyük koç. Bu sene Lakers’ın şampiyonluk yarışına en iddialı takım olarak girdiği son sezon olacak belki de. Takım bu kadar iddialı hem de nokta atışı transferlerle kompleleştirilmişken Phil Jackson’ı da bu takımın başında görmek iyi oldu.

Ayrıca Lakers için Jackson’ın bu sezon bırakması durumunda yerine Byron Scott düşünülüyordu ki, onun da bu kadar önemli bir sezonda, hücum sisteminde yapacağı olası değişikliğin (yanılmıyorsam Shaw üçgen hücumu tercih ederken Scott çok da sıcak bakmıyor) ve teknik kapasitesinin şampiyonu kaldırmaya yeterli olmayacağı görüşündeydim. O da bildiğiniz gibi Cavaliers'a gitti. Tüm bunlara ek olarak bu hamlenin bir de şu yönden etkisi var: Yardımcı Koç Brian Shaw’ın adı geçmeye başladı artık kulislerde 2011 için. Bakarsınız bu sezon bile birkaç maçta onu da görebiliriz takımın başında. Yeni koçların lige katılması, bence teknik anlamda ligin kapasitesini de arttıracaktır.

Biraz da Jackson’ın kariyerine değinelim: NBA’de koç olarak görev yaptığı seneler boyunca hep büyük yıldızlarla çalıştı “Zen Üstadı”. Belki öyle oyuncularla çalışması onun en büyük şansıydı; fakat Jordan, Kobe, Shaq, Pippen ve ismini yazamadığım onlarca kaprisli yıldızla çalışmak da ayrı bir meziyet ayrı bir özveri ister. O nedenle onun kariyerini “Jordan olmasa, O da olmazdı.” gibi basit bir-iki cümleyle geçiştirenlere katılmıyorum. Elbette haklı oldukları noktalar var; ancak NBA tarihinde de 11 şampiyonluk yaşayan bir koç yok. Sadece şampiyonluk yüzükleri bile onun ne denli büyük bir efsane olduğunu gösteriyor.

Bu sezon alacağı bir yüzük, kariyerinin en anlamlı başarısı olacaktır bana kalırsa. Bu nedenle hem onu bir sene için daha ikna eden hem de güzel hamlelerle ona son senesinde komple bir takım veren Lakers yönetimini de kutluyorum. Böyle bir koça ancak böyle veda edilirdi.

Heat'in Yeni Transferleri

Jordan, Bird ve Magic'in hep bir ağızdan yaptıkları "Biz rakiplerimizin takımına gitmezdik, onları yenmeye çalışırdık" açıklamalarının ardından böyle birşey geleceği belliydi. Az önce rastladım bir yerde. Bu üçlü birlikte oynasa ne olurdu acaba? Gerçi Bird veya Magic yerine Hakeem olsa daha komple bir üçlü olurlardı sanki. Ama şu üçlüye laf etmeye de dilim varmıyor. Şimdikiler bile ayıpken, onlar 'küfür' gibi olurdu rakip takımlar için.

Dilini Tutsaydın Bari (!)

Yaklaşık bir senedir kimseden çekmedi şu takım David Kahn’dan çektiği kadar. Yaptığı yanlış, hatta saçma hamleler devam ededursun şimdi de Michael Beasley hakkındaki açıklamaları sebebiyle 50 bin dolar ceza yedi. ESPN’deki programda Beasley’in henüz olgunlaşmadığını belirterek Heat'te geçirdiği yıllarda çok marihuana içtiğini söylemiş. Be adam, o henüz olgunlaşmamış da senin yaptığın çok mu olgunca bir davranış, o zamanında çok marihuana kullanmış da sen ne kullandın ki kafan bu kadar güzel. Yaptığın saçma sapan onca transferden sonra nasıl bir pişkinliktir ki halen bu tarz açıklama yapma hakkını, yüzünü kendinde görüyorsun, insanları bu kadar kolay eleştirebiliyorsun. Ayrıca önümüzdeki sene, hakkında bu açıklamaları yaptığın bir adamdan nasıl bir randıman almayı umuyorsun. Ha ama doğru Beasley, Kahn'a "Bir daha marihuana içmeyeceğim" diye söz vermiş. Bu söze güveniyormuş Kahn. Evet zaten bu dünyada bağımlıların sözü hariç hiçbir şeye güvenmeyeceksin! Görünen o ki Minnesota bu adamın görevine son vermediği sürece daha çook adam seçer draftin üçüncü sırasından, beşinci sırasından.

25 Temmuz 2010 Pazar

Tony Allen Grizzlies’de

3 yıllık $10M karşılığında Memphis’in yolunu tuttu Tony Allen. Söz konusu Chris Wallace olunca biraz ön yargıyla yaklaşıyor insan ister istemez ama sakin kafayla düşününce Allen için verilen para çok da fazla değil, hali hazırda Rudy Gay’in maksimumu salary capi işgal ederken. Para fazla olmasına değil de gerekli bir transfer miydi bu tartışmaya açık işte. Draft seçimleriyle Xavier Henry ve Greivis Vasquez gibi, Tony Allen’ın pozisyonunu hücumda en az onun kadar kotarabilecek iki ismi takıma katmışken, dahası bu takımın halen Gasol-Randolph ikilisini yedekleyecek, çoğunluğun güvenine mazhar olmuş bir uzunu yokken -Randolph ne kadar güvenilir o da ayrı bir konu- bu hamle çok da gerekli değildi gibi geldi bana. Dediğim gibi kapatılması gereken gediğin öncelikle yedek uzun olması gerektiğini düşünüyordum.

Öte yandan geçtiğimiz playoff sezonunda kariyerinin en olgun, en yararlı dönemini geçirdiği tartışılmaz bir gerçek. Bu dönemdeki Allen’ı hatırlarsak; Kenardan gelerek işin daha çok savunma yönüne odaklı ancak mümkün oldukça skora da katkı yapmaya gayret eden, elini korkak alıştırmayan bir oyun stilini benimsemişti kendisi. Bu rolü kenardan gelip ortalama 10-15 dakika süre alarak hele ki Boston gibi bir takımda yapmak kolay olabilir. Çünkü final oynuyor olsanız dahi sizden beklenenler bellidir ve üzerinizdeki baskı bu beklentiye paraleldir. Beklentilerin ufak olmasının Tony Allen’ın performansını olumlu yönde etkilediği şahsi kanaatim. Önümüzdeki sezondan itibaren ise her ne kadar rotasyon geniş olsa da aldığı süreler muhtemelen artacaktır. Ve aynı doğrultuda beklentiler de… Bu durumun Allen’ın performansına ne şekilde yansıyacağı esas irdelenmesi gereken. Zirveye oynayan bir takımda rol oyuncusu olduktan sonra playoff amacı güden takıma transfer olan oyunculardaki genel gözlemim yeni takımlarında fazla başına buyruk oldukları yönünde. Bu açıdan karamsar bakıyorum önümüzdeki yıl göstereceği performansa.

Olaya Boston cephesinden bakarsak durum biraz daha can sıkıcı aslında. Önemli maçlarda ekstra katkı aldıkları, takımı benimsemiş bir oyuncuyu ve hatta en önemli dış alan savunmacılarını kaybettiler… Bu açıdan Boston’ın kaybını Memphis’in kazancıyla teraziye koyuyorum, Boston kefesi ağır basıyor.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Wade Jimmy Kimmel Live'da (LeBron'a Mesaj)

2-3 gün önce katılmıştı Wade programa, internette okumuştum ama arada unutmuşum. Demin karşıma çıktı dolanırken öyle internette. Kimmel'ın Knicks ısrarı ve Wade'in "O topa girmem" tepkisi güldürürken, ikinci videonun ortalarında Kimmel'ın sorduğu soruya Wade'in cevabı bir hayli şaşırttı ve biraz da mesaj niteliğindeydi:

Kimmel - LeBron Cleveland'da kalsa ve salary cap'leri boş olsa, Bosh da oraya gitse. Sen de onların yanına Cleveland'a gider miydin?
Wade - Hayır

"Başkasının çöplüğüne gitmem" demiş yani kısacası. Son günlerde Michael Jordan, Larry Bird ve Magic Johnson'ın eleştirdiği LeBron'un Miami'ye katılma kararını, kendisinin vermeyeceğini söylemiş. Belki de içinde ufak çaplı fırtınalar kopan LeBron, bu cevabı duyduğunda tepkisi ne olmuştur acaba? Sırf bunu düşünerek "Giderdim" demesi daha iyi olabilirdi belki de. Çünkü Wade'in cevabı hafiften bir çekişme yaratabilir LeBron'la arasında. Kimmel maden bulmuşken deşse biraz, çok ilginç şeyler çıkabilirdi ortaya.


Link


Link

Oldu da Bitti Maşallah

Şaşırtıcı bir gelişme oldu bu. Aslında hepimiz playoffların bitiminden hemen sonra bu haberi almayı bekliyorduk; fakat Kobe sezon bitiminden sonra birden 2010 Dünya Kupası’nı izlemek üzere Güney Afrika’ya attı kendini. Haliyle olağanüstü bir yaz piyasası hâkimken biz de hiç merak etmedik süper yıldızın ameliyatını.

Hafta içinde Kobe, bu sezon canını çokça sıkan sağ dizinden ameliyatını olmuş bile. Böyle sessiz sedasız olunca alıştıramadım kendimi. Malum artık NBA’de “The Decision” gibi heyecan verici aktivitelere çok alıştığımızdan, Kobe’den de bir “The Surgery” bekliyordum.

Şaka bir yana süper yıldızın ameliyatını oldu bitti ile geçiştirmesi çok olgun bir hareket bana göre. Oysa ki hiç de kenara atılacak bir olay değil bu basketbol gündeminde; fakat biz sadece “Aaa! Ameliyat bitmiş bile!” diyebildik. Zaten bu ara saman altından çok su yürüttü kendisi. Barnes’ın takıma gelmesi ve Fisher’ın takımda kalması için verdiği uğraş sadece iki örnek. Neyse tekrar geçmiş olsun diyelim ve takımının hazırlık kampına yetişeceğini hatırlatalım süper yıldızın.

NOT: Parmağındaki sorun hakkında şu ana kadar bir açıklama yok Lakers yönetiminden. Bir bakarsınız onu da aradan çıkartır belki.

23 Temmuz 2010 Cuma

Kaptan Jack’in Evine Saldırı

Geçtiğimiz çarşamba gecesi 3 silahlı soyguncu Stephen Jackson’ın evine girmiş. Jackson Texas’ta bir basketbol kampındayken gerçekleşmiş bu olay. Soyguncular, Jackson’ın eşi Renata’nın kafasına silah dayamış ve kendisini banyoya kilitlemişler. Ardından evdeki mücevherleri ve 2 silahı çalmışlar.

Öncelikle büyük geçmiş olsun Jackson’a da soygunculara da. Vakti zamanında barda kavga ettiği birine silahla saldırıp ateş açan, Detroit kavgasında başrol oyuncularından biri olan ve saha içindeki hareketleriyle zihinsel açıdan çok da sağlıklı olmadığını apaçık belli eden Stephen Jackson olay anında evde olsa neler olurdu tahmin etmesi bile ürkütücü. Avradı manevi zarar gören, silahı elinden alınan Jackson'ın elinde sadece atı kalmış oldu böylece. Önümüzdeki günlerde konuyla ilgili başka gelişmeler de olabilir Allah korusun, söz konusu Jackson olunca insan ister istemez şüphe ediyor.

Keskin Nişancı Lakers

Steve Blake'i aldıklarında tam nokta atışı olduğuna değinmiştik blog'da. Playofflar'ın son 10 maçında bir başka oynasa da, gitgide ağırlaşan ve yaşlanan Fisher yerine harika bir oyun kurucu almıştı Lakers ucuza. Şimdi de Barnes ile Ratliff'i aldılar. İki oyuncunun da kontratı açıklanmadı ama zaten 1-2 gün içinde çıkar ortaya. Bunu da anlamıyorum gerçekten, 1-2 gün sonra herkesin bileceği şeyi niye açıklamıyorsun? Hadi Spurs belki açık açık "Richard Jefferson'a 40 milyon dolar verdik" demekten utanmıştır(!) ondan basına bildirmemiştir de, Lakers niye bildirmiyor. Bunun mantıklı bir açıklamasını bilen varsa yazarsa sevinirim.

Barnes'ın Blake'e verilen MLE kontratının geri kalanıyla, yani sözleşme 2 senelik olduğuna göre, 3.5 milyon dolara ikna edildiğini düşünüyorum. Zaten daha fazla para veremez Lakers, opsiyonu yok başka. Barnes Magic'ten 3 milyon dolara yakın bir parayı reddetmişti ama Lakers ile 2 senelik 3.5'a anlaşmış ilginç. Aslında bir anlamda ayrılmak istiyormuş herhalde. Başka bir açıklama getirmek zor. Ama kariyeri boyunca gösterdiği performansın karşılığını kontrat ve para bazında alamayan Barnes'ı (özellikle Warriors ve sonrası) para yerine şampiyonluğa oynayan bir takımı tercih ettiği için takdir ediyorum. Cavaliers iki sende 7 milyon veriyordu yanılmıyorsam. Barnes, aşırı zayıf olan Lakers bench'ine bir derinlik kazandırırken aynı zamanda Artest'in yapamadığı birşeyi üstlenecek: Önemli şutör guard'ları kilitlemek. Artest belki eskiden bunu yapabiliyordu ama artık iyice ayakları ağırlaştı 2 numaraya göre. Kobe de geçtiğimiz sezon neredeyse hiç göstermedi savunma yönünü. Zaten hücumda o kadar kendini zorlarken, savunmada da yorulması artık onu zorluyor diyebiliriz. Kısacası Barnes oldukça ucuza bir başka nokta atışı Lakers adına. Belki şutuna asla güvenemezsiniz ama parkede kanının son damlasına kadar savaşacağına, kavga edeceğine dair hiçbir zaman şüpheniz olmaz. Kavga demişken, Kobe'nin düşmanlarından Bell'i ikna edememesi üzerine Barnes'a telefon ettiğini düşünmeye başladım. Ne alaka diyenlere Kobe ile Barnes'ın kavgasını hatırlatayım, daha doğrusu Barnes'ın hasta ruhluluğunu. LeBron-Wade-Bosh'u alan Heat'e karşı her yol mübah olsa gerek =) Barnes hakkında Magic'e gittiğinde geçtiğimiz sezon birşeyler karalamıştım, oyuncu hakkında daha iyi bir fikir edinmek için bir bakabilirsiniz.

Barnes elbette daha önemli burada ama Ratliff'i de yabana atmamak lazım. 8-10 dakikalığına kenardan gelip, içeri giren rakip kısalara karşı boyalı alanda bir tehdit oluşturup, savunmada caydırıcılık sağlayabilir. En azından Bobcats'de bunu bir ölçüde yaptı ama tabii oradaki gibi 20 dakika oynaması falan sözkonusu değil. Muhtemelen 1 milyon dolar civarına anlaşmıştır ve bu paranın hakkını verecektir. Zaten "bench'i poposuyla ısıtsın" diye aldığınız herhangi bir uzuna 2 milyon dolar vermeniz gerekiyor normalde, o yüzden iyi bir anlaşma Lakers açısından.

Big Ben 2 Yıl Daha Detroit’te

2 yıl $4M civarında sözleşme yenilendi Wallace’la. Son 10 yılın en hak edilen şampiyonluğunun ardından gemiyi ilk terk eden olmuştu kendisi. Biraz da şampiyonluğa ulaşmış kadroda bulunmasının çekiciliğiyle 4 yıl 60 milyon dolara Chicago’nun yolunu tuttu (Burada hatırlatalım sadece para için gitti Pistons'dan. Ayrıca Gasol'ü almayan ama 'kazma' ve yaşlı bir adama o kadar parayı veren Bulls'la da hala dalga geçerim bu konuda / Can). Sonrasında kısa süreli bir Cleveland ardından daha da kısa süreli, ölü sezonda 15-20 günlük bir Phoenix macerası yaşamıştı. Fakat para için ayrıldığı ve kapı kapı dolaştığı bu yerlerde o küçük ama sıcak, pembe panjurlu olmasa da herkesin birbirine sevgiyle bağlı olduğu evinin ne huzurunu ne de mutluluğunu bulabildi. Seneler sonra eski evine dönüş yaptığında ise Türk filmlerinden hatırlayacağınız üzere hiçbir şey bıraktığı gibi değildi. Ah Müjgan ahhh… Hem kendisi yaşından ötürü eski formunun çok uzağındaydı, hem de Detroit gidenlerin yerini gelenlerle dolduramamış ve eldekilerin sağlık sorunlarıyla kolu kanadı kırık kalmıştı.

Epeydir göz önünde bulunmadığından dolayı düşünmüyordum, bu postu yazarken aklıma geldi tekrardan. Hangi akla hizmet bu kadar para verilir Ben Wallace gibi bir adama halen bir anlam veremiyorum. Bir zamanlar ligin en iyi pota altı savunmacısı olduğu su götürmez gerçek, ancak en iyi dönemlerinde dahi, hücumdayken karşısında ben dursam bile efektifliği artmayacak bir oyuncu.

Muhtemelen Greg Monroe’nun arkasında, benchten gelerek katkı sağlamaya çalışacak takımına. Bu yaşından sonra, takımın halini de göz önünde bulundurunca pek bir beklentim yok ne Detroit’ten ne Wallace’dan. Ama kariyerine burada son verecek olması -muhtemelen böyle olacak- mutluluk verici olacaktır her iki taraf adına da.

İspanya'nın Kadrosu

En büyük kozları Pau Gasol yok ama geri kalan herkes duruyor:

Fernando San Emeterio, Fran Vazquez, Sergio Llull, Víctor Claver, Ricky Rubio, Marc Gasol, Alex Mumbru, Rudy Fernandez, Jose Manuel Calderon, Felipe Reyes, Jorge Garbajosa, Juan Carlos Navarro, Carlos Suarez, Rafa Martinez, Pablo Aguilar.

15 kişilik kadro 12'ye inerken herhalde sonda yazdığım 3'lü elenecek. Geri kalanların tecrübesine, yeteneğine bir laf edilemez. Belki büyük Gasol yok ama küçüğü de önemli bir pivot, bu unutulmamalı ve her geçen gün kendisini geliştiriyor. Kısacası taş gibi takım geliyor Pau'nun yokluğuna rağmen. Fotoğrafı bilmeyenlere de hemen ufak bir açıklama yapayım: Pekin'de düzenlenen 2008 Olimpiyatları öncesi İspanya takımının şirinlik, sempatiklik adına çektirdiği bir fotoğraf. Tabii ırkçı bir yaklaşım olduğu iddiasıyla Çinliler tepki göstermişti. İspanyollar da "biz çok masum bir şekilde, sempatik bir fotoğraf çektirmiştik sadece" diye kendilerini korumuşlardı. İçlerinden biri de çıkıp "Yahu yanlış anlayabilirler" dememişti yani fotoğraf çekiminde. Hoş bana göre de sempatik ve bunu ırkçılığa çekmekte bir anlam bulmuyorum. Ama tabii İspanya milli takımı böyle tepkilerin geleceğini düşünmeliydi önceden.

Neyse, son dünya şampiyonu ünvanını korumak için geliyorlar ve bunu başaracak güçleri kesinlikle var. Ah bir de şu kaliteli takım kendini her pozisyonda yere atıp faul almaya çalışmasa, bütün dünya tarafından çok daha fazla sevilecek. Ama tabii o imkansız, kanlarında var...

A.B.D. Milli Takım Fotoğrafı

Bakıyorum bakıyorum, şampiyon olacak bir kadroymuş gibi gözükmüyor gözüme. Daha dün açıklanan İspanya kadrosu bu Amerika'yı bir hayli zorlar bence. Dediğim gibi Amerika'nın harika savunma yapıp bol bol koşması lazım, set hücumlarında tıkanıp kalmalarını bekliyorum ben. Ayrıca fotoğrafı büyütüp bakarsanız, alt sıradakilerin kafaları sanki photoshop'la oturtulmuş gibi, özellikle Chandler bir garip çıkmış.

Bu arada kesin kadro bu değil, sadece bir araya gelip fotoğraf çektirmişler. Halen aday kadro bu, 12'ye düşecek daha.

Spurs'den Jefferson'a Garip Kontrat

Richard Jefferson serbest oyuncu piyasası başlamadan bir saat kadar önce kontratındaki 15 milyon dolarlık son sene opsiyonunu kullanmadığını açıkladığında herkes çok şaşırmıştı. Hatta Jefferson'ın, deli olduğu konusunda fikir birliği vardı çok büyük çoğunluğun. Ne de olsa Spurs'ün beklentileri açısından hayal kırıklığı yaratan hatta pek çok kişiye göre rezalet bir sezon geçirmişti. 15 milyon dolardan vazgeçip nasıl bir kontrat almayı planlıyordu ki? Meğerse ne çakal, ne şeytan bir oyuncuymuş Jefferson. Resmen geleceği görüp kararını vermiş. Niye mi? Spurs ona 4 yıllığına tam 39 milyon dolar verdi de ondan. Diyecek birşey bulamıyorum. Tamam belki lüks vergisi nedeniyle 8 milyon dolar civarı bir paradan kurtarmış olabilir Spurs, Jefferson'ın opsiyonunu kullanmamasıyla ama bunu "Gel biz sana o zaman 40 milyon ödeyelim" diyerek mi ödüllendirdiler yani?

Hep yaptıkları mantıklı işler nedeniyle övdüğümüz Spurs yönetiminden bu sefer akıllara sığmayan bir kontrat geldi. Gerçi geçen yaz da Spurs'ün yaptığı hamleler bir sürü otorite tarafından beğenilmişti, sonuç hüsran oldu. Bakarsınız bu sefer de çılgın bir şekilde eleştirilecek olan bu kontrat güzel bir meyve verir. Yok canım ben de inanmadım yazarken... Geçen sezonki Jefferson'a yıllık 10 milyon dolar? Oyununun %90'ını atletik yeteneklerine borçlu olan ve 30 yaşındaki bir adama 4 yıllık 40 milyon dolar değerinde kontrat? İki sezon sonra Jefferson şimdikinin yarısı kadar zıpladığında ve ayakları yavaşladığında ne olacak?

Jefferson'ın bu kontratı alacağını öngördüğü gibi, Popovich ile Buford da Jefferson'ın gelecek sezon %40 ile üçlük atacağını görmüş olmalılar. Kariyeri boyunca set şutörü olmak hariç herşeyi yapan bir adamın tek ümit veren yanı Bucks'da geçirdiği sezon... Başka türlü Spurs hücumuna oturması pek mümkün gözükmüyor. Parker, Ginobili ve Duncan'dan pek fazla kullanacak top kalmıyor Jefferson'a. Bire bir oynaması için kalan 3-5 pozisyonda da zaman da Richard Jefferson, 30'una geldiği için eskisi gibi adamını geçemiyor. Bu yeteneği fundamental'ı yerine tamamen atletik yeteneğine bağlı olduğu için, geri gelecek gibi de gözükmüyor.

Bence Spurs'ün uzun süredir verdiği en kötü kararlardan biri. Scola'ya 2-3 milyon vermemek için bedavaya Rockets'a göndermelerini de hala unutmuş değilim.

22 Temmuz 2010 Perşembe

65 Dolara NBA Tarihinden Bir Parça

Ben demiyorum bunu. Rudy Gay'in haketmek adına hiçbir şey yapmadığı maksimum kontratını imzalarken kulandığı kalemi açık arttırmaya çıkarmışlar. Memphis Grizzlies diyor: "Grizzlies ve NBA tarihinden bir parça". O yüzden zaten 50 dolar ile başlamış ancak 10 gündür yürürlükte olmasına rağmen sadece iki kişi arttırmış ve 65 dolara çıkmış kalem. NBA tarihinin en az hakedilmiş maksimum kontratlarından birine imza atılan kalemi 65 dolara alabilirsiniz kısacası. Benden söylemesi. Bu arada kalemin üzerinde Rudy Gay'in de imzası var ama bence kalemin o saçma sapan kontratla temas temesi daha büyük önem taşıyor. Açık arttırma sayfası için tık.

Bu arada bu tarz ateş püskürür moddaki yazılar genellikle geyik modunda algılanmalı efendim. Abartı katıyorum bol bol. Bazen full ciddiye alınıyor da o bakımdan hatırlatayım dedim.

Bulls Yedek Guard'ını Buldu

Don Nelson’ın Warriors rotasyonuna D-League’den bulup kattığı oyuncular silsilesinin ilk halkasıydı yanılmıyorsam C.J. Watson. Önce 10 günlük kontratlarla takıma katıldı, kendini ispatlayınca da rotasyonun önemli parçalarından biri haline gelip benchten hatırı sayılır katkılar yaptı iki buçuk sene boyunca. Ancak Warriors'ın garip yeniden yapılanma sürecinde ona para verilmek istenmedi. Chicago Bulls da 2011 Draft'ı ikinci tur seçim hakkı karşılığında kadrosuna kattı Watson'ı. 3 yılda 10 milyon dolara yakın kazanacak kendisi ancak son senenin opsiyonu Bulls'un elinde. Güzel bir seçim bana göre. Gerçi söz konusu Golden State olunca, Watson'ın yaptığı işlerin değeri biraz azalıyor haliyle. Ancak kariyer sayı rekorunu kırdığı Sacramento maçını izleyenler hatırlayacaktır üç çeyrekte 30 küsür sayı atabilecek bir adam kendisi.

Tam ihtiyacı duydukları pozisyona eldeki imkanlar dahilinde gayet güzel bir hamle yapmış oldu böylece Bulls. Redick olmadı ama onun değişik bir versiyonunu çok daha ucuza kaptılar. Üstelik bir oyun kurucu olarak Rose'u da 10 dakika civarında destekleyecektir Hinrich'in yokluğunda. Ayrıca şut özürlü Brewer'ın arkasında da görev yapabilir. Bir anlamda Warriors’taki rolü devam edecek. Geçtiğimiz sezon maç içerisinde bench oyuncularının oyuna girmesiyle skor gücünün çok kısıtlandığını görmüştük Bulls’da. Murray bu konuda elinden geleni yapsa da pek yeterli olamıyordu tek başına. Watson-Korver ikilisi bu derde deva olacaktır. Özellikle Watson, çünkü takıma bir enerji getiriyor oyunuyla... Korver ve Brewer'ın aksine başkalarının kendine pozisyon hazırlamasına ihtiyaç duymadan, yeri gelir şut atar, yeri gelir içeri penetre eder, kendi pozisyonunu yaratıp skora gider. Gerçi üçlük tehdidi, alınamayan Redick ile kıyaslandığında zayıf kalıyor ama genele bakıldığında vasat diyebiliriz. Savunması daha çok top çalma odaklı olsa da cüssesinin yarattığı dezavantajı ayak çabukluğuyla en aza indirebilir. Ayrıca Warriors’tan ayrıldığını hızlı bir şekilde idrak edip gayret gösterirse bu konuda da sıkıntıyı bertaraf edecektir. Doğuda zirveye giden yolda doğru bir parçayı eklediler takıma bana göre. Tabii artık doğunun bir kabadayısı var, o yüzden zirve Bulls için biraz hayal gibi.

Thunder Durant'le Büyüyecek

Yapılan transferlerin bir kısmını yoğun gündemde yazmaya değer bulmadığımızdan, daha büyük bir kısmını ise fırsat bulamadığımızdan ötürü bir türlü blogda değerlendiremedik. LeBron’un kararıydı, Heat’in üçlüsüydü, Amar’e, Boozer, Dünya Şampiyonası derken dün ne yazacağımızı konuştuğumuzda Can’ın, "Durant’i yaz istersen" demesiyle hatırladım Durant’in Thunder’la sözleşme yenilediğini ve sanki biraz da kendisine haksızlık etmişiz gibi hissettim. Sessiz, sakin, mülayim olup çok medyatik olmayınca böyle oluyor demek…

Durant 5 yıllık maksimum kontrat imzaladı takımı Thunder’la ve 85 milyon civarında bir para alacak. Anasının ak sütü gibi helal olsun alacağı para. Geçtiğimiz sezon sayı kralı olmasa bile süperstar seviyesine çıktığını oynadığı oyunla ispat etmişti. Hatta öyle ki, herkes Billups ve Amar’e’nin bulunduğu milli takımın Durant üzerine kurulduğunu söylüyordu haberlerde, internet sitelerinde, dost sohbetlerinde ve bilumum kıraathanelerde.

Durant gerek yaşı, gerek oyunu, gerekse karakteriyle -efendiliği, mütevazılıği vs- üzerine takım kurulabilecek en uygun isimlerden biri belki de ligde. Bu açıdan çok şanslı Oklahoma City organizasyonu 3 sene önceki draftte ilk değil de ikinci sıra seçme hakkını kazandıkları için. Thunder’ın Durant’in yanı sıra Sam Presti’nin de yerinde hamleleriyle ne kadar yol kat ettiği ortada. Önümüzdeki sezon için yine Sam Presti’nin harika manevrasıyla Cole Aldrich’i de takıma kattılar ve soru işaretlerine en açık bölge olan 5 numara pozisyonuna da oldukça yerinde bir takviye yaptılar. Bu sene de büyük bir kesmin sempatisini kazanacaklarını ve en az geçen seneki kadar ses getireceklerini düşünüyorum, hem artık daha tecrübeliler. Batının yaşlanan devlerinin korkmak için gayet makul bir sebepleri var…

Bu yazın en fazla hakedilmiş kontratı herhalde. Ayrıca asla bir LeBron veya point forward modunda asist yapamayacak, oyun kuramayacak olsa da Durant'ın acilen oyun alanı görüşünü geliştirmesi lazım. Çok da iyi dış şut atmadığı bir sezon, 30 sayıya ulaştı. Üst üste kaç maç 25 sayı ve üzerinde attı... Ben seri daha 8 iken saymaya başlamıştım, 29'da sona ermişti. Muhteşemdi gerçekten izlemesi. Bir de yukarıda belittiğim gibi arkadaşlarını görebilse sıkıştığı pozisyonlarda. Hatta daha doğrusu sıkışmadan önce topu doğru arkadaşına aktarabilse takım halinde daha da yukarı çıkacaklar. Tabii bir de ben Green'in bu takımdan gitmesi gerektiğine inanıyorum acilen, bildiğimiz balon. Örneğin yerine bu sezon Boozer'ı almış olsalar, amanın aman. Aldrich/Ibaka'nın yanında Boozer ne giderdi... Westbrook ve Durant ile çok tehlikeli olurlardı. Tabii ki hala taş gibi takımlar, ben de çok beğeniyorum ama bu yapıyla Batı finaline ulaşabilirler mi bilmiyorum. Durant daha da sapıtırsa ayrı tabii. / Can