BIY AD

20 Nisan 2010 Salı

Jazz - Nuggets Serisi 2. Maç (114 - 111)

Normal sezonun en skorer takımlarından ikisini karşı karşıya getiren serinin ilk maçı, bu yöndeki beklentileri fazlasıyla karşılamıştı ve ben de bu maçın, hücum basketbolunu seven izleyiciler için bulunmaz bir nimet olduğunu düşünmüştüm. Bence bulunmaz nimetti, çünkü takımlar her ne kadar hücumu ve tempoyu sevse de sonuçta burası playofftu ve mutlaka zamanı gelecek, savunmalar konuşacak ve skor limitleri 200 civarına düşecekti. Beklediklerim, düşündüklerim 3.çeyreğin ortalarından itibaren gerçekleşti. Maça birazdan değineceğim, ama öncesinde maç başlamadan önceki düşüncelerimi yazayım. Kirilenko’dan sonra Memo’yu da sakatlığa kurban veren Jazz’da bu gelişmenin ardından hücumun derinlik kazanacağını, Jazz uzunlarındaki iç-dış dengesinin nihayet sağlanacağını düşünüyordum. Çünkü, Boozer zaten itiş kakışı sertliği sevmeyen, hücumda genellikle yüksek posttan ve yüzü dönük oyunu seven bir oyuncu. Mehmet de aynı şekilde Jazz hücumlarında genellikle potaya yakın oynamıyordu. Ancak gerek Millsap, gerekse Fesenko ve Kuofos(sınırlı yetenekleriyle) daha çok boyalı alanı kullanmayı seven oyuncu tipleriydi. Savunmada ise, Jazz’ın yumuşak karnı olan uzun rotasyonunda daha önce buraları hiç oynamamış olmaları nedeniyle herkesten daha istekli olacağını düşündüğüm, hem oynamaya aç hem de haddinden fazla sert ancak oyun zekaları ve skor katkısı Memo’nun yanına bile yaklaşamayacak iki uzun çarpıyordu göze.

Bu şartlar altında başladı Pepsi Center’daki karşılaşma. Memo’nun yerine ilk 5’te Fesenko vardı Utah adına ve Nene’yi savunuyordu. Ayrıca Deron Williams- Chauncey, Miles ise Carmelo ile eşleşmişti Nuggets hücumlarında. Utah hücumlarında ise, Afflalo-Deron Williams’ı, Chauncey-Miles’ı adam adama almıştı. Dentley’e göre bu sayede hem ligin üst düzey savunmacılarından Afflalo ile Deron Willimas kitlenmiş olacak, hem de Billups savunmada çok fazla yorulmayacak ve hücumda daha verimli olacaktı. Utah’ta ilk opsiyon Deron Williams’ın topu hızlı getirip savunma yerleşmeden skor bulma çabası, buradan sonuç çıkmazsa tepede oynanan pick’n rolllerdi. Nuggets ise Carmelo üzerinden isolation offense ile skor bulmaya çalışıyordu. İlk dakikalarda Nene’nin hücumda Fesenko’ya üstünlük sağlaması ve rakibin yaptığı top kayıplarıyla bir anda öne fırlayan Nuggets ilk 4 dakika içinde skoru 13-6’ya taşıdı. Bu dakikadan sonra sahneye çıkan Deron, maç boyunca sürecek olan hücum dominasyonuna start vermiş oldu. Yaptığı top kayıplarına rağmen Deron’ın hücumdaki etkinliğiyle oyuna tutunan ve farkın açılmasına izin vermeyen Utah, Fesenko-Millsap değişikliğiyle birlikte savunmada da Nene’ye çözüm üretince oyunun hakimiyetini ele geçirdi. Skor üretmekte oldukça zorlanan Nuggets, hücum setinde değişikliğe gitti ve Carmelo’nun post up oyunu yerine, uzunların dışarıdan kısa curve cutlarına indirdiği paslarla etkili olmayı denedi. Bu değişiklik bir nebze de olsa etkili olurken, savunmada Deron Williams’ı durduramayan Nuggets, ilk çeyreği 33-30 geride kapattı.

İkinci çeyreğe Lawson, JR,Carmelo, Nene ve Andersen gibi oldukça atletik bir 5’le başlayan Nuggets’ta Melo oyun içinde aktif dinlenmeye geçti ve genellikle durduğu yerden Denver kısalarına screen yapma vazifesi gördü hücumda. Bu dakikalarda JR Smith’ın, savunmacısı Korver’a karşı bir türlü hızını kullanma çabasına girmemesi de dikkatimi çekti. Korver’ı da bire birde geçmeyeceksen kimi geçeceksin be JR. İkinci çeyreğin başından itibaren her iki takım adına da çalınan ucuz faul düdükleri sonunda sık sık serbest atış çizgisine gidilmesi, oyunun bundan sonraki gidişatı hakkında yavaş yavaş haberdar ediyordu bizi. İlerleyen dakikalarda Denver hücumda durağan olsa da skor üretmeyi başarırken, Utah kısaları, uzunlarını pota altında iyi görüyor ve onlara kolay sayı fırsatı yaratıyorlardı. Çeyreğin son bölümünde ortaya çıkan Boozer’ın, yüksek posttan üst üste bulduğu sayılara Utah savunmasının bu bölümdeki sertliği de eklenince fark yavaş yavaş açılmaya başladı. Rakibine devrenin son 4 dakikasında potayı dahi göstermeyip 5 top kaybına zorlayan Jazz, maçın en büyük farkını yalayıp devreyi 63-51 önde kapattı.

İlk yarının dikkat çeken notları: Deron Williams 23 sayı, Boozer ise 16 sayı ile takımın en etkili isimleriydi. Carmelo düşük yüzdeyle 16 sayı üretti ve çok az kenarda kaldı. Denver %41 ile hücum ederken, Utah %68 ile ilk devreyi tamamladı (bu yüzde Utah’ın playoff rekoru oldu). Hücum ribaundlarında iki takım da etkili değildi. Utah’ın sertliği ilk yarının geneline yansımadı ancak Denver topu iyi çeviremeyince ikinci çeyrekte skor üretmekte çok zorlandı. Ayrıca bir diğer dikkat çeken nokta, oyunun temposuna bağlı olarak iki takımın da yaptığı top kayıplarıydı(18).

Üçüncü çeyreğe Afflalo’nun Deron Williams’a yaptığı tam saha baskıyla başlayan Denver, savunmada Boozer’ı durduramadı. İlk yarının sonunda hücumda kaybettiği ritmi uzunlarından bulduğu sayılarla yeniden yakalayan Nuggets, hücumdaki arzusunu savunmasına yansıtamayınca Dentley mola almak zorunda kaldı. Bu molayla birlikte Denver özellikle Nene ve Carmelo’nun agresif savunmasıyla kaptığı topları hızlı hücumlarla sayıya çevirince fark yavaş yavaş erimeye başladı. Özellikle bu bölümde Martin’in de gazlamasıyla iyice ateşlenen seyirci desteğini de arkasına alan Nuggets 14-0’lık seriyle skoru 76-76’ya getirdi. Çeyreğin sonlarına doğru Korver’ın bulduğu üst üste dış şutlarla birlikte üst üste 6 hücumdan sayı çıkaran Utah son çeyreğe de 88-82 önde girdi.

Son çeyreğin ilk iki dakikasında hızlı hücumlardan bulduğu 10 sayı ile rakibini yakalayan Denver, oyunda dengeyi sağladı. Bu bölümde Billups’ın yaptığı etkili savunmada yorgunluğun etkisiyle de kaybolan Deron Willimas, takımı adına pek varlık gösteremezken, her iki takım da serbest atış çizgisinden skor üretmek zorunda kaldı. Karşılıklı sayılarla geçen çeyreğin son dakikalarına ise hatalar damgasını vurdu. Bir tarafta Denver; diğer tarafta Utah playoff seviyesine yakışmayacak kadar basit top kayıpları yaparken, maçın hakemleri de çaldığı hatalı düdüklerle maçı çekilmez hale getirdi. Yapılan top kayıplarında savunmanın nerdeyse hiç bir etkisi yoktu, tamamen bireysel yeteneksizlikler sonucu yapılan bu top kayıpları, izleyenlere bir playoff maçından çok kolej ligi maçı havası verdi. Yaptığı 4 hücum faulün ardından bir de gereksiz savunma agresifliğiyle son faulunu alan Melo, oyun dışında kalınca Denver da bir nevi teslim bayrağını çekmiş oldu. Son 6 saniyeye 3 farkla geride giren Denver, Chauncey’in son saniye şutunda isabet bulamayınca salondan 114-111 mağlup ayrılarak saha avantajını kaybetmiş oldu.

Maçtan Notlar: İki takımın da seri boyunca bench katkısını minimum düzeyde sağlayacağını öngördüğümüz bu seride Utah’ta kenarda gelerek 31 sayı üreten Millsap-Korver ikilisi maçın dönmesinde kilit rol oynadı. Ayrıca son dakikalarda yorgunluğun etkisiyle oldukça durgun görünen Deron Williams, maçın genelinde Utah hücumlarını iyi yönlendirdi ve galibiyette başrol oynadı. Denver cephesinde ise, ilk maçta 42 sayıyla playoffa müthiş giren Carmelo, kendisine gelen ikili sıkıştırmalarda boştaki arkadaşlarını görmedi ve kendi zorlamalarıyla skora gitmeye çalıştı. Bakmayın 32 sayısı olduğunu 25’te 9 saha içi isabetiyle oynadı, 5 top kaybı yaptı ve 6 faulle takımını son anlarda yalnız bıraktı süperstar. Maçın başlarında çok tutuk bir görüntü çizen Billups, özellikle ikinci yarıda Deron Williams’ın savunmasında etkili olurken, maçı uzatmaya götürme şansını iyi değerlendiremedi. Yukarda bahsettiğim gibi maça damgasını vuran bir diğer konu da top kayıplarıydı. İki takım da çok acemice top kayıpları yaptı ve adeta maçı birbirine hediye etme yarışına girdi. Ayrıca maçın en dikkat çeken noktası, her iki takımın toplamda 91 kez serbest atış çizgisine gitmesiydi.

Serinin Gidişatı: Açıkçası iki takım da çok istikrarsız ve izleyenlere güven vermiyor. Utah saha avantajını kazandı ancak, onlarda da eksikler çok ve rotasyon son derece kısıtlı. Serinin uzaması durumunda çok zorlanacakları açık. Son olarak serinin galibi kim olursa olsun bu oyun anlayışıyla çok fazla ilerleyebileceğini sanmıyorum.

3 FARKLI FIKIR:

Adsız dedi ki...

ilk mac ceyar cosunca pek goze batmadi ama denver in o bench le isi cok zor. bu eslesmeden kim cikarsa ciksin bati finali gormesi pek olasi degil gibi sanki.

Adsız dedi ki...

utah'ın bu seriyi kazanabilmesi için deron williams, carlos boozer'ın her maç %100'le oynaması ve 3. bir isimden ekstra skor katkısı alması lazım (bu maçta korver ve millsap bu işi yaptı). ha bence bu da yetmez, rakibin skor silahlarından birisinin de kötü gününde olması gerek. ayrıca mehmet'in utah için ne kadar önemli bir isim olduğunu gördüm bu maçta. mehmet hücumda dışarıda bekliyor gibi görünse de rakibin uzunlarından birisinin mecburen üçlük çizgisine çıkmasına neden oluyordu. şimdi koufos, millsap, fesenko ile oynayınca rakip gönül rahatlığıyla pota altına gömülüyor doğal olarak bu durum carlos boozer'ın verimliliğini azaltıyor. utah saha avantajını eline geçirmiş gibi görünsede bence işleri hala çok zor. billups, carmelo, jr smith her maç böyle şut atmaz.

ARTçı dedi ki...

Hepsini geçtim de CArmelo nun son 1.5 dakika da yaptıklarını gerçekten aklıma almadı..ASlında denver tkaım olarak ne yaptı onu anlamadım.. 2 melo bir Bllups olmak üzere 3 hcum faul üsütne billups ın potayı bulmayan 3 lüğü ve faullerden birini kaçırıışı netcesinde geriye düşmeleri
Ve melo 28 saniye varken topa baskı yapmaktansa gidip miles ı faulle durdurup 6 faulle kenara gelmesi.. Big shot ın attığı son 3 lükse klasına hiç yakışmaya acemi 3 lüğüydü..

DEnver maçı kaybetmek içi herşeyi sığdırdı son 1.5 dakikaya...