BIY AD

30 Nisan 2010 Cuma

Mavericks - Spurs Serisi Son Maç (87 - 97)

Batı'nın sonuçlanan ilk serisi oldu “Teksas Serisi”. İki düşman rakip Dallas ve San Antonio her sezon kısmetten midir nedir, eşleşmeden duramıyorlardı. Bu sezon da ne yapıp ne edip 2 ve 7 numaralı koltuklara yerleşerek birbirlerini buldular. Ben de çoğu kişi gibi playoff öncesi tahminlerimi yaptığımda 4-2’ lik Dallas üstünlüğünü öngörüyordum ve kabul etmeliyiz ki son 3 senedir de Mavs’in mutlak üstünlüğü vardı. Kim bilebilirdi ki Spurs’un, NBA’in bu sezon deplasmandaki en başarılı takımlarından biri olan Mavs’i, hem de saha üstünlüğü rakip takımdayken eleyeceğini? Her ne kadar yedinci olsa da Spurs eski şampiyon olduğunu gösterdi. Dallas sezon sonundaki form grafiğine paralel elde ettiği ikincilik koltuğunun ağırlığını hiç kullanamadı. Bu takımın sezon ortasında yaklaşık 30 milyon dolarına mal olmuş bir Butler ve pota altında da Dampier’ın eksikliği nedeniyle Haywood hamlesi vardı; fakat playoffların ne kadar gergin bir ortam olduğu bu noktada anlaşılıyor. Ne paraya ne de başka bir şeye ihtiyacınız var. İhtiyacınız olan iki şey var bana kalırsa: İyi bir koç, fiziki ve ruhsal bakımdan hazır oyuncular. Paranın hiç mi önemi yok peki? Elbette var; ama bence yukarıda belirttiğim iki unsur paradan daha önemli. Mark Cuban için acı bir tecrübe oldu 2010 playoffları.

Öte yandan Dallas’ın son 4 sezonda 3 kez ilk turda elenmesi, takımın playofflardaki motivasyon sorununu gözler önüne seriyor. Acaba Koç Carlisle bu konu hakkında takımına ne gibi telkinlerde bulundu ya da bulunamadı da takım bu hallerde? Playofflarda Nowitzki dışında bir oyuncu söylememem ki beni basketboluyla tatmin etmiş olsun. Belki, özellikle bu maçtaki oyunuyla, çaylak Beaubois tanımlamamın dışında kalabilir; ama onların dışında hiçbir Mavs oyuncusunda zerre kadar hırs göremedim açıkçası. Dün gece aslında dişlerini birazcık sıktılar ve farkı 22’den toparlamayı başardılar. Zaten bu sezon 10 ve üstü sayı farkla geriye düştükleri 18 maçı kazanmışlardı. Nowitzki’nin üçlüğüyle 57-56 öne de geçtiler; fakat umursamazlık hastalığı o noktada da baş gösterdi ve bu skordan sonra bir 14-6’lık sayılık Spurs serisine ayak uyduramadılar ve üçüncü çeyreğin sonunda tekrar 7 sayı sayı geriye düştüler; tabi daha ilk çeyrekten farkın bu kadar açılmasında Nowitzki’nin, özellikle çaylak Gerorge Hill’in ekstra performasından ötürü erken faul problemine girip, tahmin edilenden daha çok süre kenarda kalmasının etkisi de vardı. Bu gibi bir çok mazeret öne sürülebilir; ama bu takımın peşpeşe 10 sezon 50 galibiyeti geçtiğini biliyoruz. Peki son 10 sezondur kaç kere final yapabildiler? Sadece bir. O zaman takımda bu dönemde tek büyük eksiklik var: Motivasyon. Takımdaki bu bezmişlik, Kidd’in şu seri boyunca arada kaybolup gitmesinden, Terry’nin tamamen yokları oynamasından anlaşılıyor. Butler’ı da bu iki yıldızın arasına rahatlıkla katabiliriz. O da son maç dışında ortalıklarda yoktu..

Spurs namına ise sevindirici noktalar var. Birincisi, artık bir üst turdalar. Karşılaşacakları rakip Phoenix. Serini değerlendirme yazısında daha sonra değineceğiz; fakat ben şimdiden önümüzdeki maçlar için bir tek söz söylemek istiyorum: “Spurs, Phoenix’e çok ters gelecektir” Bu nedenle daha başlamadan avantajlılar. Zaten NBA yorumcularının çoğu da Spurs’u şu an için avantajlı görüyorlar. İkincisi ise; seriler 7 maç üzerinden oynanmaya başlandığından (2003) beri, üst tura çıkabilen ilk 7. sıra takımı oldular. En son 1998’de 7.sıradaki New York, Miami’yi elemeşti; fakat o zaman seriler 5 maç üzerinden oynanıyordu. Buradan Batı’daki çekişme rahatlıkla anlaşılıyor. Doğu’da aynı çekişmeden ancak yarı finallerde söz edebiliriz ne yazık ki. Öte yandan Hill, takıma nasıl uyum sağladığını ve deneyimli oyuncuların yanında piştiğini artık iyiden iyiye belli etti. Parker’ın talihsiz sakatlığına rağmen, NBA’de ikinci sezonunu geçiren oyuncu onun kenardan başlamasının dezavantajlarını takımına hiç hissettirmedi. Dünkü maçta da yukarıda değindiğim 14-6’lık seride 5 sayıyı kendi üreterek, Mavs’in direncini kırdı. Zaten son çeyrekte de 4’te 4 isabetle 10 sayı bularak, maçın kritik anlarında yıldızlaştı. Büyük Üçlü’nün yanına 4. geleceğinin sinyallerini verdi. Zaten Spurs, maçın sonunda takım olarak 16 serbest atış daha kullandı. Hızlı hücumlardan 7 sayı daha fazla üretti ve de kayıp topların akabinde yaptıkları hücumlarda 22-4 üstünlük sağladı. Manu Ginoboli ve Tim Duncan’ın bu yaşlarına rağmen performanslarını ise göz ardı etmemek lazım. Dün gece Manu, 26 sayı, 5 asistle oynarken; Duncan ise 17 sayı,10 ribaund, 5 asist, 3 top çalma ve 3 blokla eski günlerinden bir kesit daha sundu. Zaten bu serinin kazanılmasındaki en önemli iki faktörü sayarsam: Biri Hill ise öteki kesinlikle Tim Duncan’dır. Dallas yaradı ona.

Spurs’ün 22 sayılık üstünlüğünden sonra özellikle 3. çeyrekte Beaubois ve Nowitzki’nin sayılarıyla geri gelen Dallas, 3. çeyreğin bitimine 4:57 kala bir sayıyla öne geçti; ama bu zamana kadar azami gayretle oynayan ve toplam 16 sayı üreten Fransız çaylak, Carlisle’ın tercihi nedeniyle son çeyreğin 9 dakikasında kenarda oturdu. Onun enerjisinden ve skor tehdidinden neden faydalanılmadı hiç anlam veremedim. Fark kapanmışken onunla başlanılacak bir son çeyrek, takıma dinamizm katardı. Ayrıca asistleriyle tüm takımı oyuna dahil edebilirdi. Maç sonunda bunu eminim ki koça sormuştur takımın deneyimli oyuncuları. Mavs’in süper yıldızı Nowitzki ise ilk yarıda 4 faul almasına rağmen takımının bu farkı kapatmasında başrol oynadı ve 25'i ikinci yarıda olmak üzere toplam 33 sayı yolladı Spurs potasına. Maçın başında özellikle George Hill'i durdurmak için aldığı iki faul saçma sapandı. Hele 2. çeyrekte fark açılmışken, maçtan kopmamak için 3 faulle oynarken yaptığı faul affedilir gibi değildi. Takımı ilk çeyrekte sadece 8 sayı üretirken 22 sayıya izin verdi. Bir noktadan sonra moral bozukluğuyla o da ne yapacağını bilemedi. Zar zor atabildikleri 8 sayı ve aynı şekilde ilk yarı sonucu sadece 34 sayıda kalmaları Dallas'ın playoff tarihinin kara kitabına geçti. Bu iki skor da playoff tarihindeki en düşük sayı istatistiği Mavericks'in.

Artık balığa çıktılar çıkmasına; ama Nowitzki bu sezon kontratındaki opsiyondan dolayı serbest kalabilir. Çoğu oyuncunun takımından daha yüksek paralar almak için bu yola başvurduğunu gördük; fakat Nowitzki takımını değiştirecek mi? En önemli soru bu. Ben pek ihtimal vermesemde önümüzdeki yıl için hedef büyülten takımlar, kapısını çalacaktır süper yıldızın. Maddi açıdan Mark Cuban'ı pek rahat bir dönem beklemiyor ne yazık ki!

6 FARKLI FIKIR:

Adsız dedi ki...

Bu Dampier yerine oraya bir ağaç dikse Dallas, daha faydalı olur.

PIERREMANU dedi ki...

Dallas Mavericks the Natural Born Loser... Beter ol Dallas.

Adsız dedi ki...

mark cuban'ı kenarda gördükçe üzülüyorum aslında dallas'a. adam yıllarını verdi, en apaçi taraftardam daha çoşkulu destekledi takımını ama yine birşeye yaramadı.

kensey dedi ki...

Kırılganlık,baskıya karşı direnememe ve çözülme dallas'ın en büyük sorunu. Yıllar öncede böyleydi günümüzde de böyle.2002 yılında bir lakers maçı hatırlıyorum 3. çeyrekte 33 sayı öne fırlıyorsun ve oradan maçı veriyorsun.Dallas işte:)

Sertaç dedi ki...

Acırımda acırım senelerdir Nowitzki'nin boşa giden emeklerine... Dallas'ın en büyük sorunu takım olamamak.Mark Cuban ne kadar para dökerse döksün yetenek ayrı şey takım oyuncusu olmak ayrı. Spurs senelerdir Parker-Duncan-Ginobili iskeletinin yanına çok önemli takım oyuncularını bulup monte etti. Bunu aldıkları şampiyonluklar gördük. Aynı başarı son maçtada kendini gösterdi.Son 4 dakikada San Antonio sayı bulmakta krize girmişken ,herkes Ginobili'nin eline bakarken, McDyess ve George Hill sahneye çıkıp takımına nefes aldırdı.Zaten sonrasında oluşan farka Dallas direnemedi ve 2. tur bileti San Antonio'nun oldu. Helal olsun Spurs'e Dallas'ı yenerek batı finaline göz kırptı...

Zenana dedi ki...

dirk new york'a!! yazıktır tek başına dallas'da çektikleri..ny'ın potansiyel iki süper yıldızından biri olsun...